Allah (Celle Celâlüh) Cennette Görülecektir

lafzai celal ışıltılıCennet nimetlerini, lezzetlerini yalnız bedenin lezzeti zannetmek yanlıştır. Dünyada yükselmeye başlayan bir ruh, bedenden ayrılınca, kıyamete kadar, her an yükselmeye devam eder. Cennette beden, sonsuz kalabilecek evsafta dünyadakinden bambaşka özellikte var olacaktır. Yükselmiş olan ruh, bu ceset ile birleşerek kıyamet hayatı başlayacaktır. Cennette, bedenin ve ruhun çok farklı nimetleri, lezzetleri olacaktır. Yüksek olanlar, Cennette de ruhun lezzetlerine önem vereceklerdir. Ruhun lezzeti, bedenin lezzetlerinden çok farklı ve çok fazla olacaktır. Ruhun lezzetlerinin en tatlısı, en yükseği de, Allahü teâlâyı cemal sıfatı ile görmek olacaktır.

İmamı Rabbani Hazretleri Buyurdular ki:
O Server(aleyhissalatü vesselam) miraç gecesinde, Rabbini dünyada görmedi ahirette gördü.

Cennet lezzetlerinin tadını alabilmek için, önce acı, sıkıntı çekmek lazım değildir; çünkü Cennetteki bedenin yapısı, dünyadaki gibi değildir. Dünyadaki beden, yok olacak bir halde yaratıldı. Takriben yüz sene dayanacak kadar sağlamdır. Cennetteki beden ise, sonsuz kalacak, hiç yıpranmayacak sağlamlıktadır. Aralarındaki benzerlik, insan ile aynadaki hayali arasındaki benzerlik gibidir. İnsan aklı, kıyametteki varlıkları anlayamaz. Akıl, his organları ile duyulanları ve bunlara benzeyenleri anlayabilir. Cennet nimetlerini, lezzetlerini, dünyadakilere benzetmek, onlar üzerinde mantık, fikir yürütmek insanı, yanlış sonuçlara götürür. Bilinmeyen şeylerin, bilinen şeylere benzetilmesi batıldır.

Allahü teâlâyı, dünyada baş gözü ile görmek caiz ise de, kimse görmemiştir. Peygamber efendimiz Miracda, ahirete giderek görmüştür.

Allahü teâlâ, kıyamette, mahşer yerinde, kâfirlere kahır ve celal ile, yani azap edici olarak; salih müminlere ise, lütuf ve cemal ile yani büyük bir nimet, büyük bir zevk olarak görünecektir. Cennette de, cemal sıfatı ile görünecektir.

Rüyada görmek, dünyada görmek değildir. Peygamber efendimiz, Allahü teâlâyı rüyada gördüğünü Camiussagir’deki hadis-i şerifte bildirmektedir. İslâm âlimlerinden de rüyada görenler olmuştur.

Her Zaman Görülecek mi?
Sual:
Cennete giren müminler Allahü teâlâyı istedikleri her zaman görebilirler mi?
CEVAP
Tecelli genel ve özel olmak üzere iki kısımdır:
Genel tecelli bir Cuma günü kadar olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ Cennet ehline her Cuma günü tecelli eder.) [Cami-us-sagir]

Özel tecellide Cennettekiler eşit değildir. İlim ve ameldeki olgunluklarına göre görürler. En yüksek derecede olanlar, her zaman müşahede ederler. (Feraid-ül-fevaid)

Cennette Görmek Ne Demek?
Sual:
Abdurrahim Semerkandi, Füsul-i imadi fıkıh kitabında diyor ki: (Bir kimse, Allah’ı Cennette görüyorum derse kâfirdir. Cennetten görüyorum derse kâfir değildir. Zira birincisinde Allah mekâna nispet edilmiştir. (Cennetten görüyorum) sözündeki maksat, (Allah Cennette olacağı için, Onu Cennette görürüm) ise yine kâfirdir.)
Okuduğum diğer kitaplarda ise, (Cennette Allah görülecektir) deniyor. Bu nasıl küfür olur?
CEVAP
Bir kere tercüme Türkçe’ye uygun değil. Cennette veya Cennetten görüyorum denmez. Çünkü henüz Cennete gitmedi ki öyle bir şey desin. Cennette veya Cennetten görülecek der.

Tercüme düzgün değil, maksat açık anlatılamamış. Ahirette, mahşerde Allahü teâlâ görülecektir. Bu demek hâşâ, (Allah ahirettedir, mahşerdedir) demek değildir. Allah Cennette de görülecektir. Cennette müminlere hitap edecektir. Böyle söylemek de hâşâ, (Allah, Cennettedir) anlamında değildir. Allah mekândan münezzehtir. (Allah, Cennettedir, ahirettedir, dünyadadır, kâinattadır, Arştadır) gibi sözlerin hepsi yanlıştır. Cennette mekândan münezzeh olarak görülecektir.

Cennetten görülecek derken, bir yönden görülecek demek de aynı şekilde caiz değildir. O da mekân tayin edilmiş olur. Din kitapları diyor ki:
Allahü teâlâyı müminler Cennette, cihetsiz olarak ve karşısında bulunmayarak ve nasıl olduğu anlaşılmayarak ve ihatasız, yani bir şekilde olmayarak görecektir. Allahü teâlâyı ahirette görmeye inanırız. Nasıl görüleceğini düşünmeyiz. Çünkü, Onu görmeyi akıl anlayamaz. İnanmaktan başka çare yoktur. Felsefecilere ve Mutezile’ye ve Ehl-i sünnetten başka bütün fırkalara yazıklar olsun ki, kör olduklarından, buna inanmaktan mahrum kaldılar. Görmedikleri, bilmedikleri şeyi gördükleri şeylere benzetmeye kalkarak iman şerefine kavuşamadılar. (Mektubat-ı Rabbani 2/67)

Allahü teâlâyı müminler Cennette görecektir. Fakat, nasıl olduğu bilinmeyen bir görmekle göreceklerdir. Nasıl olduğu bilinmeyeni, anlaşılmayanı görmek de, nasıl olduğu anlaşılmayan bir görmek olur. (Mektubat-ı Rabbani 3/17)

Allahü teâlâ, Cennette mümin kullarına (Kullarım, Benden daha ne istersiniz ki vereyim) buyuracak, Cennette, mekândan münezzeh olduğu halde cemalini gösterecektir. (Miftah-ül cenne)

Kıyamette, mahşer yerinde, kâfirlere, kahr ve celal ile; salih müminlere ise, lütuf ve cemal ile görünecektir. Müminler, Cennette, cemal sıfatı ile görecektir. (İtikadname – Mevlana Halid-i Bağdadi)

İnkâr eden mahrum kalır
Sual:
Cennette Allahü teâlânın görüleceğini inkâr eden, bozuk itikadının cezasını Cehennemde çektikten sonra Cennete girse, Allahü teâlâyı göremez mi?
CEVAP
İtikadı bozuk olan bir kimse, imanla ölür de, Cehennemde bozuk itikadının cezasını çektikten sonra Cennete girerse, Allahü teâlâyı görür. Cennet, nimetlerden mahrum olma yeri değildir. Allahü teâlânın Cennette görüleceğini inkâr edenlerin, Nass’ları yani mânâsı açık olan âyet-i kerime ve hadis-i şerifleri inkâr ettikleri için, Cennete hiç giremeyecekleri bildirilmektedir. Kur’an-ı kerimde mealen, (Kıyamette ışıl ışıl parlayan yüzler, [müminler] Rablerine bakacaklardır) buyuruluyor. (Kıyamet 22, 23)

Her âyet-i kerimeyi inkâr küfür olduğu gibi, bu âyet-i kerimeyi de inkâr küfür olur. Peygamber efendimiz, bu âyet-i kerimenin açıklaması olarak Kütüb-i sittenin hepsinde bulunan meşhur ve sahih bir hadis-i şerifte, ayın dolunay olduğu bir zamanda buyuruyor ki:
(Gökteki şu Ay’ı nasıl net görüyorsanız, [Cennette] Rabbinizi, böyle açıkça göreceksiniz.) [Buhari, Müslim, İbni Mace, Tirmizi, Ebu Davud, Nesai, İ. Ahmed, İbni Huzeyme, İbni Hibban]

Bu meşhur hadisi de inkâr, yukarıdaki âyeti inkâr gibidir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlâ akıl ve insaf versin de, Allahü teâlâ Cennette görülemez diyenler, Kur’an-ı kerimde açıkça bildirilmiş olan Nass’lara karşı gelmesinler. Sahih hadisleri inkâr etmesinler. Bunlar gibi, açık bildirilmiş olanlara iman etmek lazımdır. Bunların nasıl olduklarını Allah bilir demeli. Anlamadıkları için, (Aklım ermiyor) demeli. Kendi aklına güvenip, anlamadığına inanmamak, çok yanlıştır. (3/44)

Allahü teâlâyı Cennette görmeye inanmak şerefinden mahrum olanlar, bu saadete kavuşmakla nasıl şereflenebilir? (İnkâr eden, mahrum kalır) buyurulmuştur. Cennette olup da görmemek de uygun değildir, çünkü İslamiyet, (Cennette olanların hepsi görecektir) diyor. Bir kısmı görecek, bir kısmı görmeyecek demiyor. (3/17)

Allahü teâlâyı görmeyi inkâr edenler, açık Nass’ları inkâr ettikleri için, Cennete giremeyeceklerdir.

 

Rüyada Allah’ı Görmek Mümkün müdür?

Allah Teala’nın rüyada görüleceği konusu, alimler arasında ihtilaflı bir konudur.

İmamı Azam Ebu Hanife’nin rüyada Allah’ın görülebileceği, İmam Maturidi Hazretlerinin de görülemeyeceği şeklinde izahatı vardır. Peygamber Efendimizin de (aleyhissalatü vesselam) Allah Teala’yı rüyasında gördüğü hadislerde belirtilmektedir. (Akaid, Ömer Nesefi; Taftâzânî,Şerhu’l-Akaid, s, 134)

Alimlerin çoğuna göre rüyada Allah’ı görmek mümkündür. Tabii Allahu Teala kendi zatıyla değil sıfatlarının ve isimlerinin tecellisiyle görünür.

Tirmizî’nin naklettiği rivayetlerde “Rabbimi en güzel surette gördüm.” manasına gelen ifadeye yer verilmiştir.
(bk. Tirmizî, tefsir, 39).

Allah Teâlâ’yı(tecelliyatını) rüyada görmek farklı şekillerde yorumlanır. Önce şunu bilmek gerekir ki: Kur’an-ı Kerîm’de:
“O’nun benzeri hiçbir şey yoktur.” (Şûra Sûresi, âyet; 11) buyrulmaktadır.
Allah (c.c.)’ı azamet ve celâliyle keyfiyetsiz ve hiçbir şeye benzetmeden rüyasında gören kimsenin bu rüyası hayra işaret eder. Böyle bir rüya sahibinin dünyada müjdelenmesi âhireti için de dinîn selâmeti ile yorumlanır. Böyle bir rüyanın aksi; rüya sahibinin kötü âkibetine işaet eder. Özellikle rüyasında Allah’ı (tecelliyatını) gördüğü halde, Allah o kimse ile konuşmazsa; böyle bir rüya gören kimsenin eğer hasta ise kuvvetli bir ihtimalle öleceğine işaret olunur. Sapık bir kimsenin böyle bir rüya görmesi; o kimsenin hidayete ermesi ile yorumlanır. Çünkü o kimse Allah’ı görmüştür. Zulme uğramış bir kimsenin bu rüyayı görmesi; düşmanlarına karşı muzaffer olacağına yorumlanır.
SORU: Hz. Musa Rabbini görmek istediğinde Allah: “len terânî) “Sen Beni asla göremezsin” buyurmuşken Allah’ı gördüğünü iddia etmek nasıl doğru olur?
CEVAP: Allahu Teala Hz. Musa’ya “Sen beni dünyada göremezsin” buyurdu. Cennette veya rüyada(tecelliyatını) göremezsin buyurmadı…
Nitekim Peygamber (aleyhissalatü vesselam) buyurdu ki:

“Geceleyin abdest aldım ve namaz kıldım. Ardından uyudum. Rabbimi en güzel sıfatta gördüm.(Kaynak: Hadis-i Tirmizî, Tefsir: 39, No: 3235, 5/368; Ahmed İbni Hanbel, Müsned, No:16621, 5/584)

İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin rüyada Allah’ın rububiyetiniRabbani tecelliyatını) yüz kere müşahede ettiği, 100’üncüsünde :
“Ey Rabbim! Kıyamet günü mahlûkat azabından nasıl kurtulur?” diye sorduğu;
Allah’ın da ona:
“Kullarım sabah akşam Zatımı ve isimlerimi tespihe devam ederlerse azabımdan kurtulurlar.” Diye müjdelediği bildirilmiştir. (Kaynak: lbn-i Abidin, Reddu’l-Muhtar, 1/35)

Bayezıd-ı Bistami (ra) demiştir ki:

“Rüyamda Rabbimin rububiyetini müşahede ettim. Ona dedim ki:
“Sana varan yol nasıldır?
Rabbim dedi ki:
“Nefsine itimat etme, bana gel!”
Bütün bunlar bize şunu göstermektedir: Allahu Tealanın rüya da görülmesi O’nun zatının görülmesi değil, isim ve sıfatlarının tecellisinin görülmesidir. Cübbesiz lakaplı bir sapık çıkmış Kur’an ayetlerine kendi sığ aklı ile mana vererek ehli sünnet alimlerini karalıyor aklınca. Bu adam kesinlikle konuya vakıf birisi olmadığı ve neyin ne manaya geldiğini kavrayamadığı için ehli sünnet alimlerini karalamaya çıkmış bir vehabidir.
Kendisine Allahu Teladan irfan verilmesini dileriz.

 

Yüce Allah buyuruyor:
“Ey îman edenler! Sizi acıklı azaptan kurtaracak(mânevî) bir ticareti haber vereyim mi? Allah’a ve Resûlüne îman edersiniz ve Allah yolunda malınızla, canınızla cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.”
(Saff – 10 – 11)
Baskıcı din düşmanlarının zulüm ve zorbalığından kurtulmak ve yavrularımızın geleceğini aydınlatmak için tek seçeneğimiz var; malımızla, canımızla, dilimizle ve her çeşit iletişim araçları ile Allah yolunda cihad etmek yani gerçekleri anlatıp insanları uyarmak ve İslâm’a dâvet etmek.
Yüce Allah buyuruyor:
Ey îman edenler! Siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz, (Allah da) size yardım eder ve ayaklarınızı (hak yolunda) sabit tutar. (Muhammed – 7)
Çağımızdaki müslümanlar Asr-ı Saadet’teki ruhla Allah yolunda cihad etseler, Allah kesinlikle müslümanlara yardım eder ve yeryüzüne egemen kılar. Aksi halde İslâm düşmanlarının zulüm ve zorbalığı altında zilletle yaşama zorunluluğunda kalır ve emperyalist güçlerin çıkarı için birbirleriyle boğuşup dururlar.
Yüce Allah buyuruyor:
(Ya Muhammed!) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tâbi olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve merhamet edicidir. (Âl-i İmrân – 31)
Değerli okurlarım! Bizler de gerçekten Allah’ı seviyorsak, O’nun Resûlüne tabi olalım. Malımız la, canımızla, dilimizle, kalemimizle yani her şeyimizle Allah yolunda, din uğrunda cihad edelim. Cihad ederken radyo, televizyon, basın, kitab, internet, kaset ve cd gibi çağın teknolojisinden ve iletişim araçlarından yararlanalım ve insanları sapık ideolojilerden kurtarmaya çalışalım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bir Cevap Yazın