Mezhepçiliği Kimler Yapmaktadır ?

Mezhepçiliği geçmişte, Hariciye, Mutezile, Cebriye ve Batıniye gibi sapkın mezhepler yapıyordu.. Şah İsmail ile birlikte ise İran, Şia mezhepçiliğini başlatmıştır.
İran mezhepçiliği, Azerbaycan’da yaşayan milyonlarca sünni Türkmeni zorla şia mezhebine sokmuş, kabul etmeyenleri ise katletmiştir.
 Çünkü Azerbaycan, Uzun Hasan zamanında sünni bir Türkmen devleti idi.  
İslam alemi bütün bunlara rağmen 1800’lü yıllara kadar İran hariç, birlik ve beraberlik içinde idi. Bazen Avrupalıların gazına gelen beşinci mezhep İran, arada yanlış hareket etse de onun icabına bakılıyordu.
İmam-ı Azam, İmam-ı Şafi, İmam-ı Maliki, İmam-ı Hanbeli hazretleri ve onların değerli halifeleri hakkında (Allah onların kabirlerini cennet bahçeleri kılsın), mezhepleri çıkararak bu ümmeti bölüp parçaladı diyebilenler kimseler ya art niyetli, ya da kara cahildir.
İslam tarihinde gerçek anlamda hiç bir mezhep çatışması olmamıştır. Padişahlar arasında yapılan savaşları mezhep çatışması olarak göstermeye çalışanlar ise art niyetli gayrimüslimlerin piyonlarıdır..
Müslümanların yüzde 90’ı bir mezhebe mensup olmasına karşın 1400 yıl boyunca asla bir ehli sünnet mezhebi mensubu diğerine mezhebinden dolayı çatmamış, onunla savaşmamıştır. Ehli sünnet mensupları tarih boyunca ehli sünnet olmayanlara asla zulüm etmemiş aynı mahallede yan yana barış ve huzur içinde yaşamışlardır. Öyle olsaydı İslam aleminin doğusuna hakim olan Sünni Müslüman Selçuklular ve  daha sonra gelen Sünni Müslüman Timur oğulları, orta ve batısına hakim olan Sünni Müslüman Osman oğulları diğer mezhepleri ve diğer din mensuplarını yok edebilirlerdi.
Günümüzde, İran’ın Şia mezhepçiliği, Suudların Vehhabi mezhepçiliği, içimizdeki Mealci selefiyeci sapkınlar, dinde reformcular,  ehli sünnete mensup samimi Müslümanlara küfür ve şirk isnat ederek mezhepçilik yapıp fitne ve fesat çıkarmaktadırlar.
DEAŞ, HİZBULLAH ve EL-KAİDE gibi sapıklar bu tür guruplardan türemişlerdir.
Bir gün Ebu Cehil, Peygamberimize(aleyhissalatü vesselam) “Sen ne kadar çirkinsin ey Muhammed” der. Peygamberimiz de ona; “Doğru söyledin” buyurmuşlar. Bir süre sonra Ebu Bekir(r.a.) çıkagelmiş. “Anam babam sana feda olsun ey Allahın Rasulü. Sen ne kadar güzelsin” demiş. Rasulullah(s.a.v.), ona da; “Doğru söyledin ya Sıddık “ buyurmuşlar. Yanında bulunanlar: “Ey Allah’ın Rasulü her ikisine de ‘doğru söylediniz’ dediniz. Bunu bize açıklar mısınız?”derler. Rasulullah: “Biz aynayız. herkes bizde kendi manevi durumunu görür.”buyurdular.
Dalalet ehli selefiyeci ve dinde reformcu sapıklar, Peygamberimizin itikadını yansıtan ehli sünnet inancına baktıklarında kendi bozuk itikatlarına uymadığını görürler. O vakit ehli sünnet itikadının rengine bürünmüş  müminleri anlayamayıp şirk ve küfür içinde sanırlar. Halbuki, o gördükleri bariz kendi iç alemlerindeki çirkin itikatlarının görüntüsüdür…

Günümüzde bazı örgütler çıkıp kendi mezhepleri adına cinayetler işliyorlar. Bunların savunduğu mezhep her ne olursa olsun, bunların yaptıkları cinayettir kendileri de katildir.. Bunlar kendilerini Allah’ın askeri sanıyorlar ama; bunlar aslında şeytanın askerleridir. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz :
-” Ümmetimin âlimleri arasındaki ayrılık rahmettir.”  ve “Ümmetimin âlimleri asla yanlış üzerinde  ittifak etmezler.” buyurdular.
En büyük müçtehid Peygamber( sallallahu aleyhi ve sellem ) Efendimizdir. Eshab-ı Kiramın (radıyallahu anhum)her biri birer müçtehid idi. Bir çoğunun içtihadı birbiri ile aynı olmakla beraber bazılarının içtihadları kısmen de olsa farklı idi. Rasulullah(salat ve selam üzerine olsun) onlara “siz ne yapıyorsunuz?” demedi. Hatta Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), bir çok kez bazı konularda Hz. Ömer’in (radıyallahu anh) içtihatlarını doğru buldular.

Eshab-ı Kiramdan(radıyallahu anhum) sonraki devirlerde başka milletlerden Müslüman olanlar çoğalınca, içtihat derecesinde âlimler de azalınca, müçtehid olmayan Müslümanların müçtehid olan alimlere tabi olmaları elzem oldu.
Bu sebepledir ki Tabiin devrinde 100’ün üzerinde hak mezhep ortaya çıktı. Bu hak mezhepler yıllar içinde daha çok rağbet edilen diğer hak mezheplere yerini bırakarak günümüze ancak Hanefi, Şafi, Maliki ve Hanbeli mezhepleri ulaşabildi…  Daha sonraki yıllarda mezhep kuracak kadar içtihat ehli âlimler de olmadığı için yeni bir mezheb kurulmadı.
Şu da biline ki, farz veya haram olduğu Kur’an ve sünnetle kesin olarak belirlenmiş mevzularda içtihat yapılamaz. Misal: İçkinin, domuzun, kumarın haram oluşu, orucun, namazın ve haccın farz oluşu gibi.. Dört hak mezhebin aralarındaki ayrılık da Kur’an ve Sünnetle haram veya farz olduğu kesin olarak belirlenmemiş mevzulardan ibarettir. Bundan dolayı mezhepleri karalamak, neden tek mezhep değil de dört mezhep demek, tam bir cehaletin ifadesidir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bir Cevap Yazın