Danişmentliler Kimdir?

Danişmendliler, 1071-1178 yılları arasında Sivas, Tokat, Amasya, Kayseri ve Malatya arasında hüküm süren Müslüman Türkmen hanedanıdır. Hanedanın kurucusu, Danişmend Gazi’nin ismi dönemin kaynaklarda tam olarak “Melik-i Muazzam Danişmend Ahmed Gazi b. Ali et-Türkmani” şeklinde geçmektedir. Malazgirt Zaferi sonrası, Anadolu’nun fethi ve Türk-İslam kültürüyle yoğrulması Selçuklular ve Danişmentliler döneminde gerçekleşmiştir.

DANİŞMEND GAZİ’NİN MENŞEİ

Tokat Garipler Camii, Danişmend Gazi tarafından 1074 yılında yaptırılmıştır. Türkiye'deki en eski Türk yapımı camidir.
Tokat Garipler Camii, Danişmend Gazi tarafından 1074 yılında yaptırılmıştır. Türkiye’deki en eski Türk yapımı camidir.

Dönemin kaynakları Danişmend Ahmet Gazi’nin Türkmen olduğu konusunda ittifak etmektedir. “Melik-i Muazzam Danişmend Ahmed Gazi b. Ali et-Türkmani” şeklinde kaynaklarda isminin zikredilmesi Türkmen kökenli olduğunu göstermektedir. Bazı kaynaklarda da ismi “Ebû Nasr Ahmed et-Toğanî” veya “Danişmend Taylu et-Türkmanî” şeklinde geçer. Orta Çağ’ın en güvenilir tarihçilerinden İbnu’l Esir, Danişmend Gazi’nin Türkmenlere öğretmenlik yaptığı ve zamanla hükümdarlığa kadar yükseldiğini belirtmektedir. Yine İbnu’l Esir, onun asıl adının Taylu (veya Taylı) olduğunu, okuma yazma bilmesi ve bilgili olması nedeniyle kendisine sonradan Danişmend (bilgili adam) denildiğini aktarmaktadır. Gaffarî, Aksarayî ve Müneccimbaşı gibi tarihçiler de onun Türkmen asıllı olduğunu bildirmektedir.  I. Haçlı Seferi tarihi hakkında kendi dönemiyle ilgili bilgi veren en önemli tarihçilerinden Albertus Aquensis ve 12. yüzyıl tarihçilerinden Sur başpiskoposu Willermus Tyrensis de eserlerinde Danişmendlilerin Türk asıllı bir hanedan olduğunu belirtmektedirler. İbn Hamdun ve İzzeddin İbn Şeddad, Danişmend Gazi’nin Türkiye Selçuklu Devleti’nin kurucusu Süleyman Şah’ın dayısı olduğunu da belirtmektedir.

DANİŞMEND GAZİ’NİN SELÇUKLU HİZMETİNE GİRMESİ VE BEYLİĞİN KURULUŞU

Danişmendliler, en geniş haliyle Tokat, Sivas, Malatya, Kayseri, Amasya, Çorum, Ankara, Çankırı çevresine hakim olmuştur.
Danişmendliler, en geniş haliyle Tokat, Sivas, Malatya, Kayseri, Amasya, Çorum, Ankara, Çankırı çevresine hakim olmuştur.

Danişmend Gazi, Malazgirt Savaşı öncesinde Azerbaycan çevresinde yaşayan Türkmen bir aileye mensuptu. Dönemin kaynakları, 1064 yılında Danişmend Gazi’nin Türkmen tebaası ile birlikte Sultan Alparslan’ın hizmetine girdiğini belirtmektedir. Danişmend Gazi, 1071’de Malazgirt Savaşından sonra, Sivas’ın fethiyle görevlendirilmiştir. Danişmend Gazi, öncelikle kendisine ikta edilen Sivas’ı fethetmiş ve beyliğin temellerini burada atmıştır. Buradan hareketle Tokat, Niksar, Zile, Amasya, Kayseri, Develi, Zamantı, Elbistan ve Çorum’u fethederek beyliğini kurmuştur.

Reşidüddin’in Câmi’ü’t-Tevârih adli eserinde, Danişmend Gazi’nin Malazgirt Savaşı’nın kazanılmasında  önemli bir rol oynadığını şu rivayet ile aktarmaktadır:

Sultan Alparslan, barış teklifinin Bizans İmparatoru Romanos Diogenes tarafından kabul edilmemesi üzerine, Artuk, Saltuk, Mengücük, Danişmend, Çavlı ve Çavuldur adlı emirleriyle yüksek bir yerden Bizans ordugahını gözetlemiş ve savaşla ilgili olarak onların görüşlerini sormuştur. Bunun üzerine Danişmend yer öpüp müsaade istemiş ve şunları söylemiştir: 

“Bugün Çarşambadır. Saadetle geri dönelim. Bugün ve yarın silahlarımızı hazırlamakla geçirelim. Elbiselerimizi temizleyip zemzemle yıkanmış kefenlerimizi hazırlayalım. Cuma günü hatiplerin minberlerde ‘Ya Rabbi! İslam ordularını mansur ve muzaffer eyle’ diye dua ettikleri zaman, ihlasla tekbir getirip küffar ordusunun üzerine saldıralım. Eğer şehitlik saadetine erişirsek güzel mükafattır ve eğer muzaffer olursak da büyük başarıdır”. 

Danişmend’in bu sözlerinden sonra Sultan Alparslan ve emirler, onun fikrine katılıp geri dönmüşler ve kararlaştırılan gün geldiğinde tekbir getirerek düşmanın üzerine saldırıp galip gelmişlerdir. 

1071’de Sivas’ı ve 1073’de Tokat’ı fetheden Danişmend Gazi, kendisine bağlı emirlerden Çavuldur, Tursan, Kara Doğan, Osmancık, İltekin ve Karatekin ile birlikte Tokat, Sivas, Amasya, Kayseri ve Çorum çevresindeki kaleleri 1071-1080 yılları arasında fethetmiştir. Danişmend Gazi hem Bizans hem de Trabzon Rum Devletiyle mücadele etmiştir. Danişmend Gazi, kendi adına para bastıran ilk Danişmendli hükümdarıdır.

Ömrünü gaza ve fetihlerle geçiren bu mücahit şahsiyetin dinlenmeye pek vakti olmasa da Anadolu’daki ilk Türk camisini yaptırma şerefine ermiştir. Danişmend Gazi, 1074 yılında Tokat’ta Garipler Camisini yaptırmıştır. Anadolu’nun en eski Türk camisi olarak bilinen Garipler Camisi, mimari açıdan o dönem Buhara yakınlarında yapılan Degaron Camisine (Hezâre Kışlağı) benzemektedir. Orta Asya Türk mimarisi Garipler Camii ile bu coğrafyaya taşınmış ve 16. yüzyıl klasik dönem Osmanlı mimarisinin kaynağı ve prototipi olmuştur.

GÜMÜŞTEGİN DÖNEMİ

Tokat ve Niksar'daki Yağıbasan Medreseleri Danişmentliler tarafından yaptırılmıştır.
Tokat ve Niksar’daki Yağıbasan Medreseleri Danişmentliler tarafından yaptırılmıştır.

Danişmend Gazi’nin ölümünden sonra yerine oğlu Gümüştegin geçmiştir. Gümüştegin, Bizans ve Haçlılarla yapılan mücadelelerde Türkiye Selçuklu Devletine yardım etmiştir. Gümüştegin zamanında otorite boşluğu yaşayan Malatya, ele geçirilmiş ve Antakya prinkepsi Bohemond pusuya düşürülüp esir alınmıştır. Gümüştegin, 1101 yılında Haçlılara karşı Türkiye Selçuklu Devleti ile ittifak kurmuştur.

MERZİFON SAVAŞI

Bohemond’un Gümüştegin tarafından Niksar’da hapsedildiğini duyan Haçlılar, 1101 yılında 200.000 kişilik bir orduyla Eskişehir-Ankara-Çankırı istikametinde hareket etmiştir. Haçlı ordusu, Türk hakimiyetindeki Kırıkkale-Çorum istikameti yerine Kastamonu-Amasya güzergahını kullanıyordu. Bu sırada Türkiye Selçuklu hükümdarı Kılıç Arslan’ın çağrısı üzerine Danişmend oğlu Gümüştegin, Artuklu Belek Gazi ve Halep Emiri Rıdvan bir araya gelerek kısa sürede ancak 20.000 kişilik bir kuvvet toplayabilmişti. Kılıç Arslan, Gümüştegin ve Belek Gazilerin 20.000 kişilik ordusu, 200.000 kişilik Haçlı ordusunun artçı ve öncü birliklerine yol boyunca ani baskınlar düzenleyerek Haçlıların zayiat vermesini sağladılar. 2 Ağustos 1101’de Merzifon’a ulaşan Haçlı ordusu, beklenmedik bir anda Türk ordusu tarafından kuşatıldı. Üç dört gün süren kuşatma boyunca, ok yağmuruna maruz kalan Haçlı ordusu hareket edemez duruma gelmişti. Yiyecek aramaya çıkan 3000 kişilik Haçlı birliği de yok edilmişti. Açlığa ve susuzluğa mahkum kalan Haçlı ordusu, ağırlıklarını ve yayalarını bırakarak kendilerinden çok küçük olan Türk ordusu ile mücadele halinde kaçmaya başladı. Türkler, Karadeniz sahillerine ulaşan birkaç bin atlı haricinde 200.000 Haçlının büyük bir kısmını yok etmiştir.

1103 yılında, Gümüştegin, yüz bin dinar fidye karşılığında Bohemond’u Urfa kontuna teslim etti. Ancak Bohemond, serbest kalınca Suriye’deki Müslümanları kılıçtan geçirip yağmalamaya başlayınca, Kılıç Arslan Bohemond’u serbest bıraktığı için Gümüştegin’i Maraş yakınlarında yenilgiye uğrattı. Gümüştegin’in 1105 yılında ölümünden sonra, Kılıç Arslan Malatya’yı Danişmentlilerden almıştır. www.islamdergisi.com

EMİR GAZİ DÖNEMİNDE DANİŞMENDLİ DEVLETİ

Amasya Küçük Ağa Külliyesi; cami, medrese, sıbyan mektebi ve hazireden oluşmakta olup; Danişmentli Melik Gazi (Emir Gazi) tarafından yaptırılmıştır.
Amasya Küçük Ağa (Ayasağa) Külliyesi; cami, medrese, sıbyan mektebi ve hazireden oluşmakta olup; Danişmendli Melik Gazi (Emir Gazi) tarafından yaptırılmıştır. Külliye zarar görünce II. Bayezid’ın Kapı Ağası Ayas Ağa tarafından tekrar inşa edilmiş ve Ayas Ağa adı verilmiştir.

Kaynaklarda Melik Gazi olarak da anılan Emir Gazi, Danişmendlileri zirveye çıkaran ve beyliği devlete dönüştüren hükümdardır. Emir Gazi’nin hükümdarlığı sırasında Türkiye Selçuklu Devleti 1134 yılına kadar Danişmendli nüfuzuna girmiştir.

1107 yılında Kılıç Arslan, atıyla birlikte Habur Nehrinde boğulunca, 1110 yılına kadar Türkiye Selçuklu şehzadeleri arasında taht kavgaları gerçekleşmişti. Nihayet 1110 yılında genç yaştaki Şahinşah tahta çıkmış ve Bizans ile mücadele etmiştir. Ancak Danişmend oğlu Emir Gazi, yanında bulunan Şehzade Mesud’u kızıyla evlendirmiş ve 1116’da onun Türkiye Selçuklu tahtına çıkmasını sağlamıştır.

Emir Gazi, 1124 yılında, Harput hakimi Artuklu Belek Gazi’nin ölümü üzerine Malatya’yı ele geçirdi. Melik Arap’ın 1126 yılında Mesud’a isyan etmesi üzerine ona yardım etti. Melik Arap, Bizans’a sığınınca, Emir Gazi Kastamonu, Ankara ve Çankırı çevresini Danişmendli Devletine kattı.

Emir Gazi, 1129 yılında Kasianus adlı Bizanslı valinin idaresindeki yerleri alarak topraklarını Karadeniz sahillerine kadar genişletti.

Emir Gazi, 1130 yılında yapılan savaşta Antakya prinkepsi II. Bohemond’u yendi. II. Bohemond’un kesik başı ile çok sayıda hediyeyi Halifeye göndererek Haçlılara karşı kazandığı zaferi bildirdi.

Bu zaferin ardından 1131 yılında, Kilikya Ermeni prensi Leon, Emir Gazi’ye vergi ödemeyi kabul etti. Daha sonra, Bizans İmparatoru Ionnes’in işgal ettiği Kastamonu geri alındı.

Emir Gazi’nin başarıları İslam dünyasında onun itibarını artırdı. 1134 yılında ölüm döşeğindeyken Halife Müsterşid ve Sultan Sancar tarafından kendisine melik ünvanı verilerek, hükümdarlığı onaylandı.

MELİK MUHAMMED DÖNEMİ

Kayseri Ulu Cami, 1135 tarihinde, Danişmendli hükümdarı Melik Mehmet (Muhammed) Gazi tarafından yaptırılmıştır.
Kayseri Ulu Cami, 1135 tarihinde, Danişmendli hükümdarı Melik Mehmet (Muhammed) Gazi tarafından yaptırılmıştır.

Emir Gazi, öldüğünde oğulları arasında kısa dönemli bir taht kavgası gerçekleşti. Ancak Melik Muhammed, kardeşlerini yenerek tahta çıkmayı başardı. Taht kavgaları esnasında Bizans, Kastamonu ve Çankırı çevresini ele geçirmişti. Melik Muhammed, bu bölgeleri geri aldıktan sonra, Sakarya nehrine kadar uzanan bölgede hakimiyetini kurmaya çalıştı. Diğer taraftan kuzeyde Karadeniz sahillerine kadar akınlar düzenlerken, güneyde Ermenilere Kilikya seferini gerçekleştirdi.

Melik Gazi’nin başarıları dikkat çekince Bizans İmparatoru Ionnes, 1139 yılında güç bela Niksar’a kadar ilerleyip, bir yıl kadar kenti kuşattı, ancak Niksar’ı alamadan 1040 yılında geri çekildi.

Kayseri Ulu Camiini yaptıran Melik Muhammed, 1143’te öldüğünde ardında geniş bir ülke bırakmıştır. Ancak onun ölümüyle birlikte, taht kavgaları yüzünden parçalanan Danişmendli Devletinin yerine Türkiye Selçuklu Sultanı Mesud güç kazanıp tekrar hakimiyeti eline alacaktır.

 

DANİŞMENDLİ DEVLETİNİN PARÇALANMASI

Kayseri Gülük Camii, hamamı ve medresesi 1143-1164 tarihlerinde Danişmendli Nizâmeddin Yağıbasan tarafından yaptırılmıştır.
Kayseri Gülük Camii, hamamı ve medresesi 1143-1164 tarihlerinde Danişmendli Nizâmeddin Yağıbasan tarafından yaptırılmıştır.

Melik Muhammed’in 1143’te vefat etmesi üzerine, Sivas’ta Yağıbasan, Kayseri’de Zünnun, Malatya’da Aynüddevle kendi beyliklerini kurdular. Ancak Sivas ve Niksar çevresinde hüküm süren ve o bölgede güzel eserler bırakan Yağıbasan, Danişmendlilerin son kudretli hükümdarı olarak bilinecektir. Bu tarihlerden itibaren Türkiye Selçuklu Devletinin nüfuzu artmıştır.

Bu sırada yine Selçuklu Sultanı Mesud’un ölümü üzerine II. Kılıç Arslan, Türkiye Selçuklu tahtına çıkmıştır. 1165’de Elbistan, Darende ve Gedük Kılıç Arslan tarafından ele geçirildi. 1169 yılında Danişmendliler Kayseri ve Zamantı’yı Selçuklular karşısında kaybettiler. 1171 yılında da Harput hakimi Kara Arslan, Malatya’yı geçici olarak ele geçirmiştir. 1174 yılında, Sivas, Tokat ve Niksar, Türkiye Selçuklularının eline geçti; Amasya teslim oldu. Zünnun ve Şehinşah, Bizans’a sığınmıştır.

Bizans İmparatoru, Selçukluların işgal ettikleri Danişmendli topraklarında hak iddia etmiş ve Zünnun ile Şahinşah’a da bir miktar toprak bırakılmasını talep etmiştir. İmparator Manuel, Danişmendli Zünnun’u 30.000 kişilik bir orduyla Niksar’a göndermiş ancak Niksarlılar tarafından direnişle karşılaşınca ordu dağılmıştır. Danişmendli topraklarının paylaşımı sorunu, Bizans İmparatorunu harekete geçirmiş ve 1176’da Miryakefalon Savaşının yapılmasına neden olmuştur. Bu savaşın ardından Kılıç Arslan, son Danişmendli toprağı olan Malatya’yı kuşatmış ve dört aylık kuşatma sonucunda son Danişmendli temsilcisi Muhammed, Malatya’yı teslim etmek zorunda kalmış ve Harput’a gitmiştir. www.islamdergisi.com

DANİŞMENDLİ DÖNEMİ ESERLERİ

niksar-ulucami
Danişmendliler döneminde yapılan Niksar Ulu Camii.

Yüzyıldan fazla hakimiyet kuran Danişmendliler, çok sayıda cami, medrese, imaret ve türbe yaptırmışlardır. İlime önem verdikleri için Sivas, Kayseri ve Malatya alimlerin sık uğradığı ilim ve eğitim merkezi haline gelmiştir.

Danişmend Ahmet Gazi, 1074 yılında Tokat’ta Garipler Camisini yaptırmıştır. Türkiye’nin en eski Türk yapımı camisi olarak bilinir.

Melik Muhammed, 1135 yılında Kayseri’de Ulu Camii, Melik Muhammed Medresesi ve külliyesini yaptırmıştır.

Kayseri Gülük (Kölük) Camii, hamamı ve medresesi de yine Danişmendliler zamanında 1143-1164 tarihlerinde Nizâmeddin Yağıbasan tarafından yaptırılmıştır.

Niksar Ulu Cami (Melik Gazi Camii, 1145), Niksar Cin Cami ve Sivas Ulu Camii de yine Danişmendliler zamanında yaptırılmıştır.

Amasya’da Ayasağa Camisinin ilk hali (Küçük Ağa Camii), Danişmendli hükümdarı Melik Gazi tarafından yaptırılmıştır. Yine Danişmendliler tarafından Amasya’daki bir kilise 1116 yılında camiye çevrilmiş ve Fethiye Camisi denilmiştir.

İlk olarak Danişmendliler tarafından yaptırılan Sivas Ulu Camiinde, Selçuklular döneminde birtakım değişiklikler yapılmıştır.
İlk olarak Danişmendliler tarafından yaptırılan Sivas Ulu Camiinde, Selçuklular döneminde birtakım değişiklikler yapılmıştır.

Tokat ve Niksar’da Yağıbasan Medreseleri, Danişmendliler tarafından yaptırılmıştır.

Niksar’da Danişmend Gazi’ye ait Melik Gazi Kümbeti bulunmaktadır. Yine Çankırı kalesinde Danişmend Gazi’nin emirlerinden Karategin’in kümbeti yer almaktadır.

Amasya yakınlarında Yeşilırmak üzerine yaptırılan Çağlayan Köprüsü de Danişmendli dönemi eserlerindendir.

Niksar’da Yağıbasan Mescidi ile Kümbeti, yine Niksar’da Sungur Bey ve Çepni Bey kümbetleri de Danişmendli dönemi eserlerindendir.

Danişmendlilerin yaptırdıkları han, hankah, ribât, saray ve kümbet gibi bazı yapılar maalesef günümüze ulaşmamıştır. Kaynaklarda belirtildiği üzere Amasya’daki Yağıbasan Hanı ve Dânişmend Gazi Sarayı, Gümenek Ribâtı, Gümüş’teki Süleyman Ribâtı, Kayseri’deki Melik Gazi Medresesi, Sivas’taki Battal Gazi Mescidi, Yağıbasan Hankahı ve Zahîrüddin İli Hanı Danişmendliler döneminde yapılmış ancak günümüze ulaşamayan eserlerdir. www.islamdergisi.com

KARESİ(KARASI) OĞULLARI KİMDİR?

Karesi Beyliği, Karesioğulları Beyliği, Karasi Beyliği veya Karasioğulları Beyliği, Anadolu Selçuklu Devleti’nin gerilemesinden sonra Oğuz boyları tarafından Balıkesir-Çanakkale ve Bergama yöresinde kurulan Anadolu Türk Beyliğidir. Bu yöredeki ilk Türk devletidir.
Karesi Beyliği, komşusu olan Osmanoğulları Beyliği’nin genişlemesiyle bu beyliğe katılmıştır. Böylece Osmanlı hakimiyetine katılan ilk beylik olmuştur. İlerleyen dönemlerde Osmanlı Devleti içinde bu bölgede Karesi Sancağı kurulmuştur. Karesi beylerinin ve ileri gelen şahıslarının, Osmanoğullarının egemenliği altına girmelerini takiben, Osmanlı Devleti’nin Rumeli topraklarında yayılmasında büyük katkıları olmuştur. Balıkesir ili Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarına kadar idari taksimatta Karesi ismini taşımıştır.

Etimolojisi

Beyliğin adının aslı Karesi değil Karası Beyliğidir. Zamanla yuvarlatılan isim Karesiye dönmüştür.
O dönemde bölgeyi dolaşan İbn Battuta, bu beyliğe “Memleket-i Akirus” demektedir. Bu yüzden Akirus kelimesinden çıkmış olabileceği de ileri sürülmektedir. Akirus “Achirus” İslam öncesi bu toprakların adlarından biridir.

karesi beyliği’nin kurucusu, melik danişment gazi’nin soyundan gelen kalem bey oğlu karesi bey’dir. selçuklular tarafından bizans ucuna yerleştirilen bu beyler, germiyanlılarla beraber fetihlerde bulunmuşlardır. balıkesir ve çevresininin bizans’tan alınmasıyla beylik kurulmuştur. 1302 tarihinden itibaren ele geçirilen bergama, edremit, susurluk gibi bölgenin mühim yerleşmelerine çok sayıda türkmen yerleştirilmiştir. karesi bey’in oğulları demirhan ve yahşi bey, beyliği edremit ve balıkesir olmak üzere iki kol hâlinde yönetmişlerdir. kısa ömürlü olan beylik orhan bey tarafından ortadan kaldırılmıştır (1359). hacı il bey, evrenos bey gibi beyliğin ileri gelenleri osmanlılara katılarak büyük hizmetlerde bulunmuşlardır.

 

 

KARASİ (KARESİ) OĞULLARI BEYLİĞİ

Cami-üd-Düvel’de Karesi Oğulları Beyliği’ne aid olarak Balıkesir, Aydıncık, Bergama, Edremid, Kemer Edremid (Burhaniye) Pınarhi-sar, İvrindi, Ayazmend (Altınova) Bigadiç, Mendehorya, Sındırgı, Gördes, Demirci, Kızılca Tuzla (Ayvacık) Başkelenbe, Fırt (Susurluk) kasabalarını saymaktadır; fakat bunlardan Gördes ile Demirci’nin Saruhanoğulları’nın şehirlerinden olduğu eserleriyle malûm olduğundan Müneeccimbaşı Osmanlılar zamanındaki sancak teşkilâtını göstermiştir. Müneccimbaşı’nm gösterdiği diğer şehirler Karesioğulları Beyliği‘ne aid olduğu gibi eski Eolya bölgesindeki Bayramiç, Ezine ve Trova mıntakası da Karesi oğulları’na aitti.

Bizans kaynakları Trova taraflarına sahip olan Karesioğlu Süleyman Bey’den bahsetmektedirler. Bunun Demir-han’ın oğlu olması hatıra geliyor; Orhan Gazi’nin Balıkesir ve havalisini işgalden sonra Süleyman Bey Trova taraflarında tutunmuştur; hattâ düşmanlarına karşı Umur Bey’in bir ara yardımından mahrum kalan Kantagüzen 1343’de Karasıoğlu Süleyman Bey’in Gelibolu’ya sevkettiği yaya ve atlı kuvvetler sayesinde durumunu düzeltmişti. Süleyman bey Bizans kumandanlarından Vat as (Vatatzes)in damadı olup Kantagüzen’e muhalif cephe almış olan kayınpederine de yardımda bulunmuştu. 
XIV. yüzyıl başlarında büyük ve küçük Mizya (Balıkesir havalisi ve Çanakkale tarafları) da kurulmuş olan beyliğin, adı kuran şahsa nisbetle Karesi Oğulları Beyliği adını almıştır. 
Anadolu Selçukluları’nın inhilâli esnasında bu aileden olarak uç beyliği nde bulunmuş olan Kalem Bey ile oğlu Karesi Bey diğer Uc beyleri gibi Bizanslıların zararına olarak Batı Anadolu’yu istilâya başlamışlar ve takriben 1302’den sonra Bergama ve Balıkesir’i alarak Balıkesir’i yeni kurulan Beyliğine merkez yapmışlardır; İbn-i Batuta, şehrin Karesi Bey tarafından tesis edildiğini yazmaktadır.

Karasi bey Moğollardan kaçarak kendisine iltica eden halkı ve Ece Halil kumandasiyle Dobruca’dan gelen Sarı Saltuk türkmenleri’ni kendi arazisine yerleştirmek suretiyle işgal ettiği mıntakada Türk nüfusunu arttırdı. İbn-i Batuta 733 H. 1333 M. de Balıkesir’e geldiği zaman orada Karesioğlu Demirhan’ın hükümdar bulunduğunu ve kardeşi Yahşi han’ın da Bergama sultanı olduğunu beyan ediyor, îbn-i Batuta, Demirhan’ın halk tarafından sevilmediğini ve hayırsız bir adam olduğunu söylüyor. Aynı mütalea isim zikredilmeyerek Osmanlı kaynaklarında da vardır.

Mesalik-ül-Ebsar Demirhan’ın hem asker ve hem de şehirlerinin komşusu olan Orhan’dan ziyade olduğunu Rumlarla muvaffakiyetli deniz muharebesi yaptığını beyan etmiştir. 
Bundan sonra Yahşi Bey’e dair şimdilik bir şey bilmiyoruz. Vefatı 1345’den evveldir. 
1345’de Aydmoğlu Umur Bey, kara yoluyla Saruhanoğlu Süleyman bey de beraberinde olarak Çanakkale tarafından Kantagüzen’e yardıma gittiği -zaman beraberinde Karesioğlu Süleyman Bey de bulunuyordu. Bu kayıtlardan, Bergama’dan itibaren Çanakkale’ye kadar olan Karesi’nin sahil kısmının henüz Osmanlılara geçmeyip Karesi Oğulları Beyliği’ne ait olduğu anlaşılıyor. Karasioğulları Beyliği‘ne dair şimdiye kadar ne bir eser ve kitabe ve ne de bir sikke ele geçmiştir. 

Süleyman Bey 1357 senesinde de hayatta idi. Takvim-i Nücu-mî’deki kayda göre1 Karesi beyliğinin sahil kısmının zabtı Birinci Murad’ın cülusunu müteakip 763 H./1361 M. tarihindedir. Karasi Beyliği‘nin Bergama hükümdarı, Karesioğlu Şuca-üddin Yahşi Bey’in onbeş şehir ve o kadar kaleye ve yirmi bin süvari askere ve donanmaya sahip olduğunu yazar. Yahşi Bey, 1341 ve 1342 senelerinde iki defa donanması ile Gelibolu yarımadasına asker çıkarmış ise de muvaffak olamayarak Kantagüzen ile anlaşmaya mecbur olmuştur. 
Kalem Şah da denilen Kalem Bey ile oğlu Karesi’nin hangi tarihlerde vefat ettikleri belli değildir. Fakat bazı kayıtlara göre Karesi Bey’in 1328’den evvel öldüğü anlaşılıyor. Karasi Bey‘in vefatından sonra Demirhan, Yahşi, Dursun isimlerindeki üç oğlundan Demirhan Balıkesir emîri olmuş ve kardeşi Yahşihan da Bergama beyliğinde bulunmuş ve Dursun Bey ise Osmanlı hükümdarı Orhan Gazi’nin yanına kaçmıştı. Karesi Bey’in türbesi Balıkesir’de ise de kitabesi yoktur. Belki babası Kalemşah’da orada medfundur. 
Karesi ailesinin büyük ceddi onbirinci asrın ikinci yarısı içinde Orta Anadolu’da bir devlet kurmuş olan Melik Danişment Gazi’dir. Danişmendiye devleti Anadolu selçukileri tarafından ilhak edilince Danişment ailesine mensup Nizamüddin Yağıbasan oğullarından Zahirüddin İli, Muzafferüddin Mahmud ve Sinanüddin Yusuf Selçukilerin hizmetine girip emirlik etmişlerdir. 
Osmanlılara iltica eden Dursun Bey, memleketinin bir kısım yerlerini Orhan’a terk etmek suretiyle Karasi hükümdarı olmak istemiş ve 1345’de Orhan Bey’le beraber Balıkesir üzerine gelmişler ise de Osmanlı kaynaklarına göre Demirhan Bergama’ya kaçmış ve Dursun bey kardeşiyle anlaşmak üzere Bergama kalesi önüne gelmiş ise de kaleden atılan bir okla maktul düşmüştür. Bunun üzerine Karasi Oğulları beyliği’nin Balıkesir1 ve diğer bazı yerleri ilhak olunarak Bergama’da muhasara altında bulunan Demirhan da kaleden çıkıp teslim olarak suçu affedilip Bergama ilhak edildikten sonra Bursa’ya. getirilmiş ve iki sene daha yaşadıktan sonra taundan vefat etmiştir (takriben 1347)

 

 

Karesi Beyligi’nin İlhaki

1340 yilina kadar Bizans topraklarinda fetih hareketlerine girisip sinirlarini genisleten Osmanli Devleti, fethedilen yerlere dogudan gelen Türkleri yerlestiriyordu. Bununla beraber Bizans topraklarinda genislemekte olan bir Türk devleti için bu kafi degildi. Çünkü Anadolu’da bulunan diger beyliklerin sinirlari, Osmanlilarin dogrudan dogruya bütün Bizansi çevirmesine imkân vermiyordu. Bu sebeple Karesi Beyligi topraklarinin alinmasi gerekiyordu. Bu, Bizanslilara karsi kazanilan zaferlerden daha önemliydi. Zira bu sayede Osmanlilar, Çanakkale’ye kadar gelerek, bogazin güney kiyilarini ellerinde bulunduracaklardi. Bu da ilk firsatta Avrupa’ya geçme imkânini saglayacakti. Böylece Orhan Gazi, Bizans’in taht kavgalarindan istifade edecek ve hatta topraklarina akinlar düzenleyip isgal edebilecekti. Gerçekten de batiya dogru açilip genisleyebilmek için sadece Istanbul Bogazina yaklasmak kâfi degildi. Ayni sekilde Çanakkale Bogazi’na da yaklasmak gerekiyordu. Zira sadece bir taraftan tutulan Marmara ile stratejik güç haline gelmek imkansizdi. Bu küçük iç deniz (Marmara) iki taraftan kiskaç içine alinmaliydi. Ancak bu sayede batiya geçilebilirdi. O dönemde batida Karesi ogullan vardi. Fakat bunlar, Çanakkale Bogazi’nin Asya yakasini elinde bulundurmanin stratejik nimetini takdir edebilecek deha ve imkâna sahip degillerdi. Bu arada Bizans da bütünüyle Güney Marmara’dan çekilmis degildi. Osmanlilar ile Karesiler arasinda Bizans’a ait bazi topraklar vardi. Osmanlilar, 741 (1342) tarihinde Ulubat, Mihaliç ve Kirmasti gibi yerleri Bizans’tan alip feth etmek suretiyle, merkezi Balikesir’de bulunan Karesiogullari Beyligi ile ayni hududlari paylasir oldular.
Bu siralarda Karesi Beyligi’nde çikan bir hadise, Orhan Bey’e Türklerle meskûn bulunan bu topraklarin zaptinda ilk firsati verdi. O zamana kadar Osmanlilar, sadece Bizans’la muharebe etmis ve ülkelerini özellikle Bizans Imparatorlarindan aldiklari yerlerle genisletmislerdi. Ne Osman ne de oglu Orhan, Küçük Asya’da bulunan diger beylere karsi hasmane bir tesebbüste bulunmamislardi.
Osmanli kaynaklarina göre Karesi Beyi’nin ölümünden sonra yerine oglu Demirhan geçmisti. Fakat kardesi Dursun Bey, buna muhalefet ederek veya biraderi tarafindan öldürülmekten korkarak Osmanlilara iltica etmisti. Beyligin basina geçen Demirhan’in fena ve kötü hareketlerinden dolayi Karesi ileri gelenleri (ümera), Haci Ilbeyi vasitasiyle Orhan Bey’in sarayinda bulunan Dursun Bey’i hükümdar olmak için tesvik ederler. O da Osmanli hükümdari Orhan Gazi’ye Balikesir, Aydincik ve Bergama’yi verme teklifinde bulunur. Kendisi de Truva mintikasindaki Kizilca Tuzla ile Bayramiç gibi yerlerde hükümdarligini sürdürecekti. Bu teklif ile Orhan Bey’i tahrik ve tesvik eden Dursun Bey, büyük bir ihtimalle 1345 yilinda meydana gelen Karesi seferine Orhan Bey’le birlikte istirak eder. Balikesir üzerine yürüyen Orhan’in gelisini haber alan Demirhan, Bergama kalesine siginir. Bu arada Balikesir ümerasi basta Haci Ilbeyi oldugu halde Evrenos, Ece Halil ve Gazi Fazil Bey’ler, Orhan Bey’i karsilarlar. Orhan Gazi, iki kardesi baristirmak için Dursun Bey’i Haci Ilbeyi ile beraber Bergama kalesine gönderir. Bunlar kale önüne gelip görüsmek isterler. Fakat kaleden atilan bir okla Dursun Bey maktul düser. Bundan çok müteessir olan Orhan Gazi, Bergama’ya gelip kaleyi muhasara eder. Halkin israrina dayanamayan Karesi Bey’i kaleden çikip Orhan Gazi’ye teslim olmak zorunda kalir. Bundan sonra Bursa’ya getirilen Demirhan gelisinden iki sene sonra Yumrucak (taun, veba) hastaligindan vefat eder.
Böylece Karesi Beyligi’ne ait olan Balikesir, Manyas, Kapidagi ve Edincik gibi sehirler Osmanli topragina ilhak olunur. Karesi Beyligi’nden birçok sahil bölgesinin Osmanlilara geçmesi ile Rumeli’ye geçis kolaylasir. Bu ilhakin Orhan Bey bakimindan önemli bir yönü de bu beylige tabi degerli komutan ve emirlerin Osmanli hizmetine girmis olmalaridir. Biraz önce isimlerinden bahs edilen ve Çanakkale bogazi ile çevresini çok iyi taniyan bu degerli komutanlar sayesinde Rumeli fetihleri kolaylasmisti. Zira bunlar denizciligi de iyi biliyorlardi. Osmanlilar, Haci Ilbeyi, Ece Halil, Gazi Fazil Bey ve Evrenos Bey gibi askerî ve idarî bakimindan yönetici olacak durumdaki bu insanlardan istifade edip bilgilerinden yararlanmislardir.
Karesi Beyligi’nin ilhakindan sonra uzun bir müddet önemli sayilabilecek bir fetih hareketine girisilmedigi anlasilmaktadir. Hammer bu sessizligin sebebi ve bu konudaki yanlis degerlendirmeler hakkinda asagidaki ifadelerle bir gerçege parmak basarak söyle der: “Karesi’nin fethinden sonra yirmi sene zarfinda Osmanli ülkesi yeni ve önemli bir fetih ile genislemedi. Bununla beraber tarihçilerin buradaki derin sessizlikleri, Bizanslilarin zannettigi gibi devamli kayiplarin ve bozgunluklarin bir soncu degildir. Aksine, bu dinlenme çaginda, Alaeddin (ulemadan)’in akillica görüsleri ile kurulan yeni ordunun tam ve disiplinli bir düzene sokulmasi, içerde güvenlik durumunun sarsilmaz sekilde saglanmasi gibi isleri gelistirdi. Bu ifadelerin gerçek sahidi ise Karesi bölgesinin fethinden sonra insasina baslanan câmi, medrese, imâret ve kervansaray gibi büyük binalardir. Nitekim, Orhan’in dindarligi sebebiyle meydana gelen bu müesseseler, (bes sene önce ilk medrese ve imâretin tesis olundugu) Iznik’teki müesseselerle kisa zamanda rekabet edip boy ölçüsebilecek duruma geldiler.”
îleride daha genis bir sekilde ele alinacagi gibi Osmanli Devleti’nin ilk teskilâti, Orhan Gazi zamaninda kurulmustu. Bursa ve Iznik’in zapt edilmesi, Osmanli Beyligi’nin ilk devir tarihinde önemli hâdiseler olarak mütalaa edilebilir. Orhan Gazi Beyligi’nin hududlari, artik devamli olarak genisliyordu. Yeni müesseseler ile saglam temellerin atilmasi bu siyasî varliga ve birlige bir hayatiyet saglayacakti. Zira bu beylik, yavas yavas eski asiret usûl ve kaidelerinden ayrilmak zorunda idi. Ancak bu sayede modern bir devlet olma özelligini kazanabilirdi. Bu sebeple devlet, idarî sahada adalet, askerî sahada da yeni bir sistem ve teskilât meydana getirmek ihtiyacini hissetmeye basladi. Bu konularda ulema sinifindan gelmis olan vezir Alaeddin Pasa ile Bursa kadisi Cendereli (Çandarli) Kara Halil faaliyetlerde bulundular.
Osmanli Devleti’nin mucizeli bir sür’atle yükselis ve inkisafini bir yandan tarihî halet ve gerçeklerde, bir yandan da Islâmî prensiplerin adalet, insaf ve dinamizmine gösterilen sadakat ve saygida aramak icab eder.
Onun için de, devletin kurulus ve yükselis hadisesini fikirden aksiyona çeviren ve kuvvetler birligini vücuda getiren faaliyetin sirrini, bu faaliyete istirak eden din, ilim, hukuk ve idare otoritelerinin kollektif idealizmi ile izah, isabetli bir inanis olsa gerekir.
Orhan Gazi, Mevlânâ Sinan, Dursun Fakih, Davud Kayserî ve Taceddin Kürdî gibi büyük âlimler; Akça Koca, Konur Alp, Abdurrahman Gazi gibi seçme yigitler; Taptuk Emre, Gülsehrî gibi mutasavvif sairler; Abdal Musa, Abdal Murad, Doglu Baba, Geyikli Baba, Ahi Evren, Ahi Semseddin gibi ululara, çevresinde yer
vermekle gerek devleti, gerek hükümdarlik makamini bir idealist üreticiler zümresine dayamis oluyordu.
Gerçekten, seneler süren ve Osmanlilari bir hayli yoran cenklerden sonra orduyu, idareyi ve cemiyeti mayalayip yoguran manevî temsilcilerin fetih tarihindeki hikâyeleri, Asikpasazâde, Nesrî ve Ibn Kemâl gibi kaynaklarda anlatilir. Biz bu ulularin hizmet ve hikâyelerine örnek olmasi bakimindan Asikpasazâde tarihindeki bir rivayeti nakl etmekle yetinmek istiyoruz. Olay, Âsikpasazâde’nin dilinden söyle ifade edilir:
“Hele simdi görelim Orhan Gazi Bursa’da neyler: Devletle geldi imâret yapti. Vilâyetin dervislerini teftis eylemeye basladi. Inegöl yöresinde Kesis Dagi (Uludag)’nin arasinda bir nice dervis gelmisti. Anda makam tutmuslardi. Bu dervislerden biri ayrilir varir dagda geyiciklerle yürür ve ol Turgud Alp âni sever. Orhan Gazi’ye adam gönderdi kim benim köylerim yaninda bir dervis daim ânin yanina gelir. Âninla musahabet eder. Turgut Alp pir olmustu (yaslanmisti). Geldi mukim oldu. Hayli mübarek dervistir dedi. Orhan Gazi eydür: Aceb kimin mürididir? Eydür: Sorun kendinden der. Geldiler sordular. Eydür: “Baba Ilyas müridiyim” der. “Seyyid Ebu’l-Vefa tarikatindanim” dedi. Emr etti kim getirin dedi. Geldiler davet ettiler, gelmedi. Dervis dahi haber gönderdi kim sakin gelmesin. Orhan Gazi’ye haber verdiler. Orhan Gazi yine haber gönderdi kim niçin gelmez. Veya beni niçin komaz anda varmaya. Cevab verdi kim dervisler göz ehli olur. Gözetirler dahi vaktinde varirlar kim dualari makbul olur.
Bir nice günden sonra bir kavak agacini omuzuna kodu. Dogru Bursa’nin hisarina geldi, padisahin hisarina (sarayina) girdi. Gördüler, Han’a haber verdiler. Ol dervis geldi bir agaç dahi getirdi, kapida dikiyor. Orhan Gazi çikti gördü tamam dikmis. Dahi sormadin, Han’a eydür teberrükümüz oldukça dervislerin duasi makbuldur dedi. Hemandem dua etti, durmadi geri mekânina vardi.
Kavak agaci simdi dahi vardir (Asikpasazâde zamani). Orhan Gazi dahi dervisin mekanina vardi. (Ey) Dervis bu Inegöl nevahisi senin olsun dedi. Dervis eydür: Mülk ve mal Hakk (Allah)’indir, ehline verir biz ânin ehli degiliz, der. Sordular: Ehli kimdir? Ayudtu: Hak Teâlâ dünya mülkünü sizin gibi Hanlara ismarladi. Kullari birbirleri ile mesalihin görsün deyü. Orhan Gazi eydür: Dervis! Nola benden su sözü kabul etsen. Dervis eydür:
Sol karsiki tepecikten bericigi dervislerin havlicigi olsun dedi. Orhan Gazi dahi bu sözü dua aldi yine mekânina gitti.”
Kendisiyle görüsmek isteyen hükümdardan köse bucak kaçan, ne onun yanina varmaya yanasan, ne de onu kendi mekânina isteyen büyük istigna, iç zenginligi, ezeli tokluk ve gönül saltanati. Ne malda gözü var, ne mülke tamah düsürmüs. Gazi Hünkâr: “Sol Inegöl nevahisini al senin olsun” deyince “biz onun ehli degiliz” diyor. Beyin israrlari karsisinda ufku göstererek “Su tepecikten bericigi dervislerin avlucugu olsun” diyor. Sirtladigi fidani hünkarin bahçesine dikmekle de, Allah’in, mülk ve mali kendilerine ismarladigi han ve hükümdarlara yardimci ve destek oldugunu açiklamak istiyor.
Âsikpasazâde sözlerine devamla söyle der: “Orhan Gazi o dervisin üzerine kubbe yapti. Yaninda tekye yapti. Bir de Cuma mescidi yapti. Simdiki vakitte onarilip bes vakitte padisahin ruhuna dua ederler. O zâviyeye “Geyikli Baba Tekkesi” derler.”
Devletin kurulus hamurunda mayasi bulunan tasavvuf erbabi ile Orhan Gazi’nin ilgi ve münasebetlerini anlatan Hammer, Orhan’in bu konuda babasini örnek aldigini söyleyerek su sekilde fikrini beyan eder:
Orhan, Dervis Turud ile Kumral Abdal için tekke insa eden babasina uyarak Geyikli Baba’ya uygun bir zâviye bina ettirdi. Pek çok ziyaretçisi bulunan bu zâviye, Uludag’in eteginde ve sehrin dogu taraflarinda idi. Adi geçen dagin yüksek bir yerinde ve Gökpinari denilen yerde Doglu Baba’nin türbesi bulunur. Sehrin kapilarinda ve Uludag’in zirvesinden dogan Alisir Irmagi kenarinda Horasan’da dogmus olan Dervis Abdal Murad’in tekkesi, batida ve Kaplica yakininda Abdal Musa’nin tekke ve mezari bulunmaktadir. Bu iki baba, Bursa muharebesinde iki Abdal veya iki aziz kisi ile Sultan Orhan’a refakat ederek, gerek dualari gerekse kerametleri ile neticenin kisa zamanda alinmasina vesile olmuslardir. Bursa fatihi (Orhan Gazi), bu insanlarin civarlarinda medfun bulunduklari birçok zâviyenin insasiyle onlara karsi minnettarligini ebedîlestirmistir.
Bu iki muttaki zatin (Geyikli ve Doglu Baba) isimleri, onlarin tabiat ve ahlâklarini çok güzel izah etmektedir. Bunlardan ilki geyiklerle birlikte yasadigi, digerinin de sadece yogurt yiyerek hayatini sürdürdügünü göstermektedir.
Rivayete göre Geyikli Baba muhasara ordusunun önünde elinde altmis okkalik bir kiliçla bir ceylana binmis olarak harb etmistir. Abdal Murad’in, dört arsin uzunlugundaki agaç kilicindan baska bir silahi olmadigi halde hayrete deger yigitlikler gösterdigi de söylenir. Abdal Musa da pamuk ile ates toplamistir.
Geyikli Baba Hoy’da dogmus, Osman zamaninda kerameti ile söhret bulmustu. Bu zat, daima tasavvufu vecd içinde yasar ve Uludag’da ormanlar arasinda geyiklerle birlikte günlerini geçirirmis. Orhan çagirmadikça oradan inmezmis.
Rivayete göre yine bir gün geyige binmis ve omuzunda bir çinar dali bulundugu halde sultanin sarayina gelir. Devletin bahtliligina bir isaret ve belirti olmak üzere fidani bahçeye diker. Osmanli Devleti’nin, bu agaç gibi kök salarak dallarini uzaklara ulastiracagini ve göklere kadar yükselecegini söyler. Bu ve benzeri rivayetler, toplumun maserî vicdaninda bir karsilik (makes)bulmus olacak ki, sosyal bir vak’a olarak günümüze kadar uzantisi devam etmektedir.

 

Karesi Beyliği’nin Türk Tarihine Katkıları

  • 1.Karesi Beyliği donanmaya sahip ender beyliklerden biriydi. Sahip olduğu bu donanma Osmanlı Devleti donanmasının çekirdeğini oluşturmaktadır.
  • 2.Karesi Beyliği donanması sayesinde Osmanlı Devleti Trakya ve Balkanlara çıkabilmiştir. Dolayısıyla Osmanlı Beyliği’nin devlete geçişinde Karesi Beylerinin rolü büyüktür.
  • 3.Osmanlı’ya katılan ilk beyliktir.
  • 4.Karesi Beyliği’nin yöneticileri Hacı İlbey, Evranos Bey gibi şahsiyetler Osmanlı yönetimine büyük katkılar sağlamışlardır

 

Kitabeler 

Karesi Beyliği’ne ait, Tokat Müzesi’nde bulunan Kutlu Melek ve Mustafa Çelebi’ye ait iki mezar taşı dışında hergangi bir kitabe bulunamamıştır.
Jeolojik açıdan değer taşıyan Kutlu Melek ve Mustafa Çelebi’ye ait olan bu kitabelerde yer alan şecereye göre, Karesi Beyliği sülalesi, 11. yüzyılda kurulmuş bir Türkmen beyliği olan Danişmendlilere dayanmaktadır. Bu kitabe haricinde, Karesi Beyliği sülalesin Danişmendlilere dayandığını gösteren başka bir kaynak yoktur. Adı geçen kitabeler, ilk olarak İsmail Hakkı Uzunçarşılı tarafından yayımlanmıştır. Karesi Beyliği zamanından kalma en eski kitabe 1300 tarihli (Hicri 700) olup Hakimzade veya Kurşunlu Camii’n kurucusu Mevlâna Yusuf Sinan’ın mezar taşıdır. Baş taşın iç tarfında şöyle yazmaktadır:

Kâle’n-Nebiyyü aleyhisselam el-müminûne lâyemûtûn. Nukıle min dari’l-fenâ ilâ daril-bakâ.

Baş taşın dış tarfında şöyle yazmaktadır:

Tuviffiye el-merhûm el-mağfur el-âlim el-âmil Mevlâna Yusuf Sinan bin Habîb el-Kâdi bi İbn-i Hakîm fi’ş-şehri cemâziye’l-âhir sene seb’a miye.

Soyağacı

DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

sevim için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

“Danişmentliler Kimdir?” üzerine 7 yorum.

  1. Karesi Beyliği Danişmentlilerin niksardan o bölgeye göç eden 5. Kuşak torunlarıdır.Gittikleri yerde ordu düzen nizam beylik ve devlet kurma kabiliyetlerini göstermişlerdir.Bunun birçok farklı örneği vardır.

  2. Merhaba, ben sunu cok merak ediyorum melik gazi seyyid midir battal gazinin soyundanmidir?

    1. Melik Gazi seyyid değildir. S.Baddal Gazi ile de bir akrabalığı yoktur.

  3. Geri bildirim: Türkiye Türklerinin Etnik Kökeni | İslam Dergisi

sevim için bir cevap yazın Cevabı iptal et