Ateizm, Darvinizm ve Allah İnancı

     Evren ve içinde bulunan her bir şeyin yaratılışının bir amacının olmaması ne mümkündür, ne de yaratıkların hiç birisinin oluşumu tesadüfidir. Esasında evrende tesadüf diye bir şey de yoktur. Bazılarının tesadüf dedikleri şey iradesiz bir enerjinin evrende başı boş dolaşması ile oluştuğu var sayılan işler ve şekillerdir. Aslında böyle başı boş bir enerji yoktur.
Bugün pozitif ilmin geldiği sonuç şudur ki; evrendeki her bir şey, yaratıcı gücün iradesiyle hareket etmekte ve her bir şey, o gücün sahibi ezeli iradeyle varlık bulmakta ve şekil almaktadır.

     İlahi kudret ve iradeyle oluşan şeyler ikiye ayrılır:
    Birinci tür oluşumlar; Allah’ın bizatihi irade ve kudretiyle var ettiği şeylerin yine O’nun iradesiyle hareket etmesi ve şekil almasıdır. Bunların oluşumunda cüzi iradelere yer yoktur. Buna ateistler “tesadüfen oluşanlar” demektedirler. Tıpkı evin penceresinden sokaktaki rüzgarın esmesiyle uçuşan yaprakları göremeyen ve akıl edemeyen 2 yaşındaki çocuğun yaprakların kendiliğinden uçtuğunu sanması gibi.

     İkinci tür oluşumlar; bunlar da Allah’ın gücü ve iradesi ile meydana gelmektedir. Ancak; Allahu Teala, mahluklarına verdiği cüzi irade ile onların dilemelerini diledikten sonra o tür olaylar ve oluşumları yaratmaktadır. Aradaki fark; mahlukların bir kısmı İlahi irade ile doğrudan yaratılmakta, diğeri ise yine İlahi iradenin dilemesi ile cüzi iradeler sebebi ile yaratılmaktadır. İlahi iradenin cüzi irade sebebi ile yarattıklarına insanların, cinlerin ve şeytanların işleri denir.

     Özetle tüm kainattaki oluşumlar ve bozuşumlar; Allah’ın bizzat kendi irade ve kudretiyle yarattığı varlıklar ve olaylar ve kullarının iradesi sebebiyle yarattığı işler ve oluşumlardan ibarettir. O halde kainatta tesadüfe asla yer yoktur. Kainatta tesadüfün yer alması asla mümkün değildir. Zira evrende iki tür enerji vardır. Birisi yapmakta diğeri ise bozmaktadır. Bunların bir denge ve ahenk içinde olması bir tek iradeye bağlı olmasının bariz alametidir.
– “Eğer yer ile gökte Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, bunların ikisi de muhakkak     fesada uğrar yok olurdu. O halde Arş’ın Rabbi olan Allah, onların vasfetmekte     oldukları şeylerden (bütün noksanlıklardan) beridir, münezzehtir.”  (Enbiya -22)

      Bütün bu evren ve içindekilerin yaratılışının amacı ise, insan ve cinlerin Allah’ı tanıyp O’na kulluk etmeleri içindir. Allahu Teala Kur’an-ı Kerimin  Zariyat Sure’sinde bu hususu açıkça beyan etmektedir, mealen:
-” Ben cinleri ve insanları ancak; beni tanısınlar ve bana kulluk etsinler diye yarattım” buyurmaktadır.
Ne insanın ne de diğer varlıkların varlığı üzerinde rastgele hiçbir şey yoktur. Şu resimde görülen maymunun her bir organı bir amaç için yaratıldığını ve hal dili ile şunları anlatmaktadır;
-” Bizler; beyin, kalp, göz, kulak, el, ayak ve diğer organlar olarak, kör ve sağır olmayanlara şöyle söylemekteyiz; ” Sakın, bizlerin yeryüzüne gelmeden önce şu maymuna lazım olacağını bu maymunun düşünüp tasarladığını ve yarattığını sanmayın. Onun bu işlere ne aklı yeter ne de gücü. Onun ana babasının da bu işlere aklı ve gücü yetmez. Bizim gibi organların bu maymuna gerekli olacağını her şeyi bilen ve gören, ilim ve kudret sahibi Yüce bir Zat bilip var etmiştir. Eğer kalbiniz kör ve sağır değilse, bunu anlamakta sıkıntı çekmeyeceksiniz.”
     Allah’a inanmak aklın ve İlahi vahyin gereğidir. Akıl kavrayamasa dahi, Yaratan kendi varlığını tanıtan ve emirlerini ve yasaklarını haber veren peygamberler ve kitaplar gönderdiği için her insan, vahyin gereklerini kabul etmekle yükümlüdür. Ancak şu da bir gerçektir ki, selim bir akıl vahyin gereklerini anlayacak ve kabul edecek yetenekte yaratılmıştır.

İlmin, iradenin, ve üstün bir kuvvetin eseri olan evren ve içinde bulunan bunca yaratıkların ilimsiz, iradesiz, kör ve sağır doğa(tabiat) tarafından yaratıldığına inanan kimse; kör, sağır ve bilgisiz bir kimsenin şu bilgisayarı yaptığına inanan kimseden daha basiretsiz ve akılsız olduğunun en bariz şahididir…
Hiç şüphesiz bu evren ve içindekiler ilmin, irade ve kontrollü bir gücün eseridir. Bu ilim, irade ve gücün sahibi de, bir tek zât olmalıdır. Aksi düşünülemez. Zira bunun tersi düşünüldüğünde, evrende dirlik ve düzen olamazdı. Biri, evreni yaratmayı istediğinde öbürü ona tabi olsa da aciz olurdu, tabi olmasa da aciz sayılırdı. Aciz olan ise ilah olamaz.
Şu resimde görülen maymunun bir ilmin,  bir iradeye bağlı gücün eseri olmadığını iddia edebilen kişinin kesin aklî dengesi bozuk demektir.

İnsan aklını hangi yönde kullanırsa, akıl o yönde keskinleşip gelişir. Şüphe ve inkarcılık yönünde aklını kullanmak isteyenler, akılları bir havuz gibi sürekli bulanıklaşan kimseler gibidir, asla net bir görüşe ulaşamazlar.
Darvinciliğe gelince, o ilmen çürütülmüş batıl bir saplantıdır.
Üstat Necip Fazıl’a (rahmetullahi aleyh);
– “İnsanların maymundan evrimleştiğini söyleyenler vardır ne dersiniz” diye sormuşlar. Üstat:
– ” İnsanlar maymundan evrimleştiler ise, diğer maymunlar niye evrimleşmeyip maymun olarak kaldılar?” şeklinde müthiş bir cevap vermişlerdir.

Öyle ya, diğer maymunlar evrimleşerek insanlaştılarsa, niçin diğer maymunlar maymun olarak kaldılar? Zira, öyle bir evrim olsaydı bugün hiç bir maymunun maymun olarak kalması mümkün değildi…

Masalları, insanların karakterlerini daha belirgin olarak anlatabilmek için yazılan farklı bir yazı uslübüdür. Bu yazıda vereceğimiz temsildeki karekterler, insanların inanç anlayışlarını daha farklı bir boyuttan ifade içindir.

       B İ R   K I S S A :
      Şöyle bir falb vardır: Kağıt biti, tahta kurusu ve leylek bir araya geldiklerinde, aralarında şöyle bir sohbet olur: Kağıt biti, kağıdın üzerindeki yazı ve resimleri yazan ve resmeden kişiyi göremeyecek kadar ufacık olduğundan, tahta kurusuna şöyle söyler:

   -“Ben bu kağıdın üzerindeki yazı ve resimlerin kendiliğinden yazıldığına tanık oldum.”der. Tahta kurusu buna itiraz ederek:

  -“Yanılıyorsun ufaklık. Çünkü senin görüşlerinde, boyun gibi kısa olduğu için, sen o yazı ve resimlerin bir kalem tarafından yazıldığını göremedin.”der.
     Bu konuşmaları biraz öteden dinleyen yaşlı ve tecrübeli leylek, uzun gagasını uzun süre, birbirine vurduktan sonra söze ve sohbete katılır ve:
-“ Hey, yukarı bakın sizi gidi ahmak böcekler.”der ve devam eder:”Ben ikinizin de yanıldığını buradan çok net olarak görüyor ve; o kağıdın üzerindeki yazı ve resimleri yapan ve yazanları sizin görmeye boylarınızın da, görüşlerinizin de yetmeyeceğini bilir ve görürüm diyorum. Bu işi yapanı bana sorarsanız; o yazı ve nakışları akıllı ve yetenekli bir kimsenin yazdığını size söyleyebilirim” der ve iki böceğin akıllarının ermemeyeceği bilgileri onlara takdim eder.

     Buradaki kağıt biti karakteri, Allah inancını tanımayan ateistleri temsil etmektedir. Ateistin kalıbı değil, aklı bit kadar ufak olduğundan, ateist birisi, kağıt üzerindeki yazının kendiliğinden yazıldığına inanan bit gibi, kainatın ve içindeki herşeyin kendi kendine yaratıldığına inanır. Böyle inanmasına karşın ateist, en basit bir at arabasının, hatta bir el arabasının bile, hiç bir zaman kendiliğinden oluştuğunu söyleyemez. Söyleyen varsa, o kimse delidir. Zaten deliye de itibar edilmez. 

     Tahta kurusu temsiline gelince o da, darvincilerin; yani canlıların en basitten en mükemmele doğru, doğa kanunları içinde oluşan kazalar sonucunda evrimleştiğine inanan inanç karakterini ifade etmektedir. Zira onlarda, tahta kurusunun kağıt üzerindeki yazı ve resimleri yazıp nakşedenin, kalem olduğunu sanması gibi, “doğanın” kendi kendini yaratıp, kazalar geçirerek evrimleşme neticesinde, bu canlıların solucandan maymuna , oradan da insana dek, kaza geçire geçire olgunlaştığına inanırlar. Evet  bunları okuyunca gülmeye engel olamayıp, kendi kendinize; “bunlar deli saçmasıdır, hatta deli saçması bile bu kadar olamaz.” dememek ne kadar mümkündür? Çünkü kaza geçiren hiç bir araba veya insanın, kazadan sonra daha mükemmel  olacağını, hiç bir akıllının söyleyemeyeceğini biliyor olmalısınız elbette.  Oysa ki, “doğa” denilen akılsız, gözsüz, bilgisiz,  iradesiz, taş, toprak parçaları ile, ateş ve su damlacıklarının kendliğinden bir araya gelerek akıllı bir insan olup, yazı yazdığını, resimler yaptığını ve bir el arabasının bile evrimleşerek at arabası olduğunu hiçbir darvinist, hiç bir şekilde söyleyip isbat edemez. Söylüyorsa, ancak zırvalamıştır, ona da itibar edilmez.

     Leylek karakteri ise, akıllı bilge bir kişiyi temsil etmektedir. Akıllı bir çocuk bile, bir at arabasının meydana gelmesi için bir sürü plan proje, bilgi, enerji, el, ayak, göz ve kulağın lazım olduğunu bilir. Bu özelliklere sahib olmayan, “doğa” denilen ölü ve tepkisiz, kör ve sağır, taş ve toprağın, bir el arabasını bile tarih boyunca meydana getirdiğini, hiç bir kimse söyleyemez, söylersede delidir, o da zaten bellidir…
    Akıllı bir kimse, en başta kendi varlığının ve tüm oluşumların yaratılması için, varlığı kendinden olan, hiç bir kimseye muhtaç olmayıp, varlığının başlangıcı olmayan, ölümsüz bir varlığın sahibi, herkesin ihtiyacını kendisi veren; ilim, irade, hayat, işitme, görme, konuşma ve  yaratma sıfatlarının sahibi, bir ezelî zata ihtiyaç olduğunu bilir ve inanır.

BİR ŞİİR

Bakışı benzer kağıt bitine ateistin
Yaratanına yoktur sevgisi cahilin
Bilse de Allah dediğini her zerrenin 

Tapar nefsine kördür özü münkirin

 

(Visited 175 times, 1 visits today)
DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

“Ateizm, Darvinizm ve Allah İnancı” üzerine 1 yorum.

Bir cevap yazın