Kur’an’da Mezhep Var mıdır? Niçin Dört Mezhep?

bekir- mezhep çatışmalarıYazan:
Bekir Abdullah
Bismillâhirrâhmânirrahîm

SORU 1:
Bazıları“Bu ümmeti niçin parçalayıp mezheplere bölüyorsunuz mezhepsiz de Müslümanlık olur ?” diyorlar.
Mezhep İmamları Gerçekten Bunların İddia Ettikleri Gibi Mezhepçilik Yaparak Müslümanları Böldüler mi?

CEVAP:
Bir kimse ister bir mezhebe tabi olsun veya hiç birine tabi olmasın, ister bir mezhebe inansın veya hiç birine inanmasın o kimse namaza başlarken ellerini kulaklarına götürerek veya ellerini kaldırmadan “ALLAHU EKBER” diye namaza başlıyorsa o kimsenin de bir mezhebi var demektir.
Mezhepçilik ile bir mezhebe mensup olmayı birbirine karıştırmamak lazım. Yanlış ve sapkın bir mezhep de olsa bir kimsenin bir mezhebe tabi olarak amel etmesi mezhepçilik değildir.  Kaldı ki dört sahih mezhepten birisine inanıp ona göre amel etmek hiçbir ahvalde mezhepçilik değildir.
Mezhepçilik demek; bir kimsenin kendi mezhebinde olmayanları baskı ile, silah zoru ile kendi mezhebini kabule zorlamasıdır.  Bu sebeple mezhepçilik kadar bir kimsenin Müslümanları tek mezhebe veya mezhepsizliği kabule zorlayıp baskı yapması da bir fitnedir.

Kimler Mezhepçilik Yapmaktadır ?
Mezhepçiliği geçmişte, Hariciye, Mutezile, Cebriye ve Batıniye gibi sapkın mezhepler yapıyordu.. Şah İsmail ile birlikte ise İran, Şia mezhepçiliğini başlatmıştır.
İran mezhepçiliği, Azerbaycan’da yaşayan milyonlarca sünni Türkmeni zorla şia mezhebine sokmuş, kabul etmeyenleri ise katletmiştir. Çünkü Azerbaycan, Uzun Hasan zamanında sünni bir Türkmen devleti idi.  
İslam alemi bütün bunlara rağmen 1800’lü yıllara kadar İran hariç, birlik ve beraberlik içinde idi. Bazen Avrupalıların gazına gelen beşinci mezhep İran, arada yanlış hareket etse de onun icabına bakılıyordu.
İmam-ı Azam, İmam-ı Şafi, İmam-ı Maliki, İmam-ı Hanbeli hazretleri ve onların değerli halifeleri hakkında (Allah onların kabirlerini cennet bahçeleri kılsın), “mezhepleri çıkararak bu ümmeti bölüp parçaladı” diyebilenler, ya art niyetli, ya da kara cahildir.
İslam tarihinde gerçek anlamda hiç bir mezhep çatışması olmamıştır. Padişahlar arasında yapılan savaşları mezhep çatışması olarak göstermeye çalışanlar ise art niyetli gayrimüslimlerin piyonlarıdır..
Müslümanların % 95’i bir mezhebe mensup olmasına karşın 1400 yıl boyunca asla bir ehli sünnet mezhebi mensubu diğerine mezhebinden dolayı baskı yapmamış, onunla savaşmamıştır. Ehli sünnet mensupları tarih boyunca ehli sünnet olmayanlara asla zulüm etmemiş aynı mahallede yan yana barış ve huzur içinde yaşamışlardır. Öyle olsaydı İslam aleminin doğusuna hakim olan Sünni Müslüman Selçuklular ve  daha sonra gelen Sünni Müslüman Timur oğulları, orta ve batısına hakim olan Sünni Müslüman Osman oğulları diğer mezhepleri ve diğer din mensuplarını yok edebilirlerdi.
Günümüzde, İran’ın Şia mezhepçiliği, Suudların Vehhabi mezhepçiliği, içimizdeki Mealci selefiyeci sapkınlar, dinde reformcular,  ehli sünnete mensup samimi Müslümanlara küfür ve şirk isnat ederek mezhepçilik yapıp fitne ve fesat çıkarmaktadırlar.
DEAŞ(IŞİD), HİZBULLAH ve EL-KAİDE gibi sapıklar bu tür guruplardan türemişlerdir.
Bir gün Ebu Cehil, Peygamberimize(aleyhissalatü vesselam);
– “Sen ne kadar çirkinsin ey Muhammed” der. Peygamberimiz de ona;
– “Doğru söyledin” buyurmuşlar.
Bir süre sonra Ebu Bekir(r.a.) çıkagelmiş.
– “Anam babam sana feda olsun ey Allahın Rasulü. Sen ne kadar güzelsin” demiş. Rasulullah(s.a.v.), ona da;
– “Doğru söyledin ya Sıddık “ buyurmuşlar.
Yanında bulunanlar:
– “Ey Allah’ın Rasulü her ikisine de ‘doğru söylediniz’ dediniz. Bunu bize açıklar mısınız?” derler. Rasulullah:
– “Biz aynayız. herkes bizde kendi manevi durumunu görür.” buyurdular.
Dalalet ehli selefiyeci ve dinde reformcu sapıklar, Peygamberimizin itikadını yansıtan ehli sünnet inancına baktıklarında kendi bozuk itikatlarına uymadığını görürler. O vakit ehli sünnet itikadının rengine bürünmüş  müminleri anlayamayıp şirk ve küfür içinde sanırlar. Halbuki, o gördükleri bariz kendi iç alemlerindeki çirkin itikatlarının görüntüsüdür…

Günümüzde bazı örgütler çıkıp kendi mezhepleri adına cinayetler işliyorlar. Bunların savunduğu mezhep her ne olursa olsun, bunların yaptıkları cinayettir kendileri de katildir.. Bunlar kendilerini Allah’ın askeri sanıyorlar ama; bunlar aslında şeytanın askerleridir. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz :
-” Ümmetimin âlimleri arasındaki ayrılık rahmettir.”  ve “Ümmetimin âlimleri asla yanlış üzerinde  ittifak etmezler.” buyurdular.
En büyük müçtehid Peygamber( sallallahu aleyhi ve sellem ) Efendimizdir. Eshab-ı Kiramın (radıyallahu anhum)her biri birer müçtehid idi. Bir çoğunun içtihadı birbiri ile aynı olmakla beraber bazılarının içtihadları kısmen de olsa farklı idi. Rasulullah(salat ve selam üzerine olsun) onlara “siz ne yapıyorsunuz?” demedi. Hatta Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), bir çok kez bazı konularda Hz. Ömer’in (radıyallahu anh) içtihatlarını doğru buldular.

Eshab-ı Kiramdan(radıyallahu anhum) sonraki devirlerde başka milletlerden Müslüman olanlar çoğalınca, içtihat derecesinde âlimler de azalınca, müçtehid olmayan Müslümanların müçtehid olan alimlere tabi olmaları elzem oldu.
Bu sebepledir ki Tabiin devrinde 100’ün üzerinde hak mezhep ortaya çıktı. Bu hak mezhepler yıllar içinde daha çok rağbet edilen diğer hak mezheplere yerini bırakarak günümüze ancak Hanefi, Şafi, Maliki ve Hanbeli mezhepleri ulaşabildi…  Daha sonraki yıllarda mezhep kuracak kadar içtihat ehli âlimler de olmadığı için yeni bir mezheb kurulmadı.

Şu da biline ki, farz veya haram olduğu Kur’an ve sünnetle kesin olarak belirlenmiş mevzularda içtihat yapılamaz. Misal: İçkinin, domuzun, kumarın haram oluşu, orucun, namazın ve haccın farz oluşu gibi.. Dört hak mezhebin aralarındaki ayrılık da Kur’an ve Sünnetle haram veya farz olduğu kesin olarak belirlenmemiş mevzulardan ibarettir. Bundan dolayı mezhepleri karalamak, neden tek mezhep değil de dört mezhep demek, tam bir cehaletin ifadesidir.
Kur’an’da Mezhep Var mıdır? Niçin Dört Mezhep?

SORU 2: KUR’AN’DA MEZHEP VAR MIDIR ve MEZHEP NEDİR..?

CEVAP: Mezhep kelimesi; Arapça’nın ‘zehebe’ (gitti) mâzi fiilinden türetilmiş Arapça kökenli bir kelimedir.  Sözlükteki anlamı gidilen, takip edilen yol demektir. Kur’an’da geçen sırât(yol) kelimesiyle eş anlamlıdır. Mezhep kelimesinin dini alandaki anlamı ise Kuran ve Sünnetin yorumu demektir.  Ehli Sünnet Yolunun müçtehit âlimleri Kur’an, Sünnet ve Eshabın İcmasına ve müçtehid derecesindeki Fukahanın bunlara dayalı olarak yaptıkları kıyas çalışmaların bütününü kapsayan yola Sünni mezhepler  demişlerdir.

Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimizin yolu(mezhebi), Kur’an’da “Alâ sırâtın mustekîm(Ey Rasulüm), şüphesiz sen en doğru yol(mezhep) üzerindesin)” (Yasin-4) ayeti ile anılmış, sahabeler ve daha sonra gelen tabiin âlimlerince ise Ehl-i Sünnet mezhebi olarak yad edilmiştir. Peygamber Efendimizin yolu Kur’an’da “sırat-ı müstekîm(en doğru yol) olarak anılan ehli sünnet mezhebi, kendi içinde ve özünde hiçbir değişikliğe uğramadan değişik isimlerle (Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli gibi) anılmış olup, bunların hepsi itikatta tek mezheptir.
Mezhep kelimesinin eş anlamlısı Fatiha Suresinde, sapkınların mezhebi(yolu),
(dâllîn) ve diğeri doğru yolda olanların mezhebi olan
(sırât-el mustekîm) olarak anılmaktadır. Bak Fatiha Suresi ayetler:

– ” İhdines-Sırâtal-müstekîme” mealen; (Ey Rabbimiz)İlet bizi en doğru mezhebe (Rasûlullah’ın itikat ettiği ve uyguladığı islam yoluna). ” Sıratallezîne en’amte aleyhim” mealen; (ve ilet bizi kendilerine ni’met verdiklerinin mezhebine (Rasulullah’ın ve güzide eshabının yoluna). (Fatiha S.- 6)
– ” Ğayril mağdûbi aleyhim veleddâllîn”
mealen; (Gazaba uğrayanlarınkine ve  sapkınların mezhebine (yoluna) değil.)Fatiha- 7﴿      

Kur’an’da zikredilen “sırat-ı müstekîm ” olan doğru mezhep, ehli sünnet mezhebidir. Eğri mezhepler hakkında bilgi edinmek için şu  alttaki yazının üzerini tıklayabilirsiniz;
Mezhepler   http://www.islamdergisi.com/genel/mezhepler/ 

Ehl-i Sünnet Mezhebi; Kur’an, Sünnet, İcma-i Ümmet(eshabın icması) ve Kıyas-ı fukahadan oluşur. Bu 4 delilden birini reddedenler ise, ehl-i sünnet mezhebinden sayılamaz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz Ehl-i Sünnet mezhebi hakkında şöyle buyurdular:
Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır, biri müstesna geri kalanları cehennemlik olacaklardır.”
Bunu duyan Eshab-ı Kiram (Allah Onlardan Razı olsun) sorarlar:
“Ey Allah’ın Rasulü bunlardan, kurtulacak olanlar hangisidir?”
Peygamberimiz (s.a.v.):
“Benim ve eshabımın yolunda gidenlerdir.” diye cevap verirler. (Kaynak: İbn-i Mace, Tirmizi , Ebu Davud)

Bu yolun dışında kalan mezheplerin kimi sapkın olup, sapkınlıkta fazla ileri gitmeyen bazı Müslüman mezheplerdir. Kimi ise sapkınlıkta ileri gidip küfre düşmüş olan mezheplerdir. Bazıları da kendilerini mezhepsiz sayıp, dalalet mezhepleri ile değil de ehli sünnet mezhebine karşı amansız bir mücadele vermektedirler. Onlar da Mezhepsizlik Mezhebindendir.

SORU 3: PEYGAMBER EFENDİMİZİN ZAMANINDA MEZHEP VAR MIYDI?

CEVAP: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)  Efendimizin mezhebi Kur’an-ı Kerimde geçen “sırât-ı mustekîm” idi. Zira Kur’an Efendimizin mezhebini Yasin Suresinde şu ayetle ifade etmiştir:
-“İnneke leminel-murselîn” “Alâ sırâtın mustekîm.”, mealen: “(Ey Muhammed) şüphesiz, sen gönderdiğimiz rasullerdensin ve sen en doğru mezhep (sırât) üzeresin.” Mezhebin Kur’an’daki karşılığı “sırât”tır. Sıratın anlamı ise yol demektir. “Mustekîm” ise, dosdoğru demektir. Bu iki kelime birleştirilince; “dosdoğru yol” anlamı çıkmaktadır. Bundan da şu ifade  çıkmaktadır;
“(Ey Rasulüm) şüphesiz sen, en doğru mezhep üzerindesin.”
Allahu Teala Kur’an’da  (Âl-i İmran -31) ayette  buyuruyor ki, mealen:
“Ey Rasulüm de ki, Eğer Allah’ı seviyorsanız geliniz bana uyunuz ki, Allah’ta sizi sevsin günahlarınızı bağışlasın. Allah affedicidir, Allah merhametlidir.”
Bu ayetlerin manası gereğince Rasulullah’ın mezhebi (yolu) sırat-ı mustekîme, yani; Ehl-i Sünnet Mezhebine uymak, her müslümana farz olmaktadır.

 

TEK KAYNAK KUR’AN deyip HADİSLERİ KABUL ETMEYENLER

Hadisi şerifleri inkâr edenler bilsinler ki, “hadis yoktur” ifadeleriyle şu ayeti de inkâr etmiş olurlar, mealen:
– “(Ey Rasulüm) İnsanlara açıkla diye Kur’an’ı sana indirdik.” (Nahl /44)
Allahu Tealanın Peygamberine; “Kur’anı insanlara açıkla” emri gereğince Rasulullah’ın sözleri, Kur’an’ın açıklamaları olan hadis-i şeriflerdir.
Kim ki, “Tek kaynak Kuranhadis yokturbize Kur’an yeter hadislere gerek yok” diyorsa, o kimse yukarıda açıklanan ayeti inkar etmiş olur ve Hz. Ali’nin (r.a.) fetvasına göre o kimseler küfre girmiştir.
Allahu Teala bir hususta ihtilafa düşüldüğünde onu Allah ve Rasulüne götürmemizi buyurmaktadırKur’an’da, mealen:

“ Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin. Eğer bir hususta ihtilafa düşerseniz Allah’a ve Ahirete gerçekten inanıyorsanız onu, Allah ve Rasulüne götürün. Bu hem güzeldir ve hem de netice bakımından daha hayırlıdır.”   (Nisa Suresi 59.)
Peygamber(s.a.v.) Efendimiz dünya hayatında olmadığına göre bir meselenin çözümü nasıl Peygamberimize götürülecektir? Bir mesele Kur’an’da açıkça belirtilmemişse, Kur’an’ın; “O meseleyi Peygambere götürünüz ifadesinden kast edilen mana, Rasulullahın hadisi şerifleri değil midir? Ehli sünnet uleması çözümü hadisi şeriflerde bulurken, neden bu hadis münkirleri kendi kısır akıllarına göre ayetlere anlam verip bilgisizliğin karanlığına davetiye çıkarmaktadırlar?..  Müctehid alimler de bu sırat-ı  mustekîme en doğru bir halde nasıl tabii olunacağı üzerinde ictihat etmişler ve mü’minlere o en doğru yolu vaaz etmişlerdir. Bu büyük alimler “benim çağırdığım yolun(sırat-ı mustekımın) adı hanefi mezhebi olsun, şafi mezhebi olsun” dememişlerdir. O isimleri, o zamanda ve daha sonra yaşayan Müslümanlar kullanageldikleri için, zamanla o alimlerin çalışmalarına o tür isimler verilmiştir.

Ehli Sünnet Mezhebinin anlamı; Peygamber(sallallahu aleyhi ve sellem)  Efendimizin yolu demektir. Zira sünnetin anlamı da yol demektir.  Mezhep imamları Müslümanları bölmemiş bilakis, inançta tek hak mezhep olan Ehl-i Sünnet Yolunda birleştirmişlerdir. Amelde bazı farklılıklar ise, Rasûlullah’ın zaman zaman yaptığı amel boyutundaki farklılıklardır. Mezhep imamlarının kendilerinin uydurdukları hiç bir amel ve itikat yoktur. Bu mezhepler de Kur’an ve sünnete dayanmayan hiçbir mesele yoktur.
EDİİLE-İ ŞER’İYYE
Şer’i deliller 4’tür. Bunlar: Kitap, Sünnet, İcma ve Kıyas-ı fukaha’dır.
Dinin kaynağı Kur’an ve Sünnettir ama onların açılımları olan  icma ve kıyası fukahayı yok sayarsanız dolaylı yoldan bu inkarcılık Kur’an ve Sünnete götürür.. Kuran, Şeriat ağacı ise, hadisi şerifler onun dalları, Eshabın icması o dalların kolları, kıyası fukaha ise onun meyveleri gibidir. Birini inkar etmek dalların ve meyvelerin bağlı olduğu ağacı inkara götürür..
Dört mezhepten birini inkâr eden mezhepsiz olur. Ehl-i sünnet âlimleri, dört mezhepten başkasıyla amel etmenin caiz olmadığını ittifakla bildirmişler ve bunda icma hâsıl olmuştur.
(El-Mesail-ül-müntehabatü fir-risaleti vel vesileti).

 

SORU 4: MEZHEPSİZLERİN AMACI VE HEDEFİ NEDİR?

CEVAP: İslam dünyasının ileri gitmesini istemeyen ve çıkarlarının önüne engel saydıkları ehli sünneti yok etmek isteyen iç ve dış düşmanlar ehli sünnet ve’l-cemaat kalesini yıkarak, amaçlarına daha kolay varabilmek için suyu bulandırmaya çalışmaktalar. Bunları üç aşamada yapmayı planlamaktalar.
1) İlk hedefleri tasavvuf ve evliyaları kötülemek, İslam alimleri ve onların eserlerini karalamaktır.
2) İkinci aşamada mezheplerin Peygamber efendimiz zamanında olmadığı propagandasını yapmak ve hadisi şeriflerin Peygamber Efendimizden 250-300 yıl sonra yazıldığı yalanını yayarak Müslümanların hadisler hakkındaki güvenini sarsmaktır. Bu hadis inkarcılarına; “hadislerin uydurma olduğuna dair elinizdeki kaynak ve kanıt nedir?” diye sorulduğunda sahih bir kaynak gösteremezler. Gizledikleri sahte kaynakları ise; Ehl-i Sünnet aleyhtarı Şia, Mutezile ve Harici Mezhebi kalıntılarından alıntıdır. Öyle ya.. bu adamlar sahabe değil ki bizzat hadis uydurma olayını gözleri ile görmüş olsunlar. Bu hadis ve mezhep münkirleri ikinci aşamada da başarılı olurlarsa üçüncü aşamaya geçeceklerdir.
3) Üçüncü ve son aşamalarında ise, sahabeler kötülenecek ve onların sanıldığı gibi güvenilir kimseler olmadıkları anlatılacak ve Kur’an’ın da bazı ayetlerinin değiştirildiğini ortaya atacaklardır. Bu gün bunları kısmen de olsa yapmaya çalışan çatlak sesler bulunmaktadır.. Bunların asıl hedefleri, Kur’an’ın Allah kelamı olmadığı küfrünü kusmalarıdır. İslamı yaşayan insanı İslamdan koparmak onlar için çok pahalıdır. Onun içindir ki bunların öncelikli hedefleri İslamdan soğutmak, sonra kolayca lokma yutmaktır.
Kur’an’da Mezhep Var mıdır? Niçin Dört Mezhep?

SORU 5 EHL-İ SÜNNET MEZHEBİ DÜŞMANLIĞI YAPANLAR KİMLERDİR?

CEVAP: Kur’an ve Sünnet yolu olan ehl-i sünnetin aleyhinde çalışanlar kimlerdir:

Birincileri; hiç bir şeyden haberi olmayan halktan kimselerdir. Bunlar nefislerinin arzularına tabi olup, dinde kolaylık ve kaçamak arayan cahil kimselerdir.
İkincileri: Bunlar mezhepsizliğin savunucu hocalarıdır. Bunlar kendilerine en doğruyu bilen görüntüsü verebilmek için herkesi, Kur’an hariç her şeyi eleştiren, Kur’an’a ise bilerek yanlış anlam veren, işlerine gelmediği yerde Hadisi şerifleri inkâr eden maşa konumunda olan piyonlardır. Bunlar trafikte ters yola giren sürücü gibidir. Bunlar kendisinin ters yolda olduğunu görmeyip, karşıdan gelen herkesin ters yola girdiğini sanan ayyaş sürücülere benzeyen ahmak ve anlayışı kıt kimselerdir.
Üçüncü kategoride olan mezhep karşıtları ise, bunlar hiç bir zaman açığa çıkmazlar. Bunlar hep piyonlarını kullanırlar. Bunlar İslam’a açıktan zarar vermek isteyip de, başarılı olamayanların arkalarındaki virüsleridir. Bunların İslama düşmanlığı daima gizli kalmıştır.

  SORU 6:Müslümanlar mezheplerle uğraşmaktansa doğrudan kaynağını Kur’an’dan alıp dilediği şekilde amel etmeleri daha doğru olmaz mı? “

CEVAP: Bunların bu şekilde söylemeleri: “İnsanlar hastalandığında doktora gitmesin, herkes kendi kendisinin doktoru olsun ve eczaneye bizzat kendileri gitsin, orada hastalığına uygun gördüğü ilacı kendisi alsın.” demek anlamına gelir ki, bu da, en büyük fitnedir… Zira bu işin sonunda Müslümanlar tam bir kargaşa ortamına düşer ve herkes “Benim mealim doğrudur buna göre amel edilmesi doğrudur” vehmine kapılarak felakete gider. İşte o ortam oluştuğunda mezhepsizlerin arkasındaki İslam’ın gizli düşmanları, ikinci aşamadaki hedeflerine varmış olacaklardır. Kur’an ile ilgili hiç bir ilme vakıf olmayan bir okur yazar Müslüman, mezhep imamlarının çıkardıkları hükümleri yansıtan ilmihaller olmasaydı ibadetlerini neye göre ve nasıl yapabilecekti? Kur’an namazı emrediyor fakat kaç rekat olduğunu açık olarak belirtmiyor. Kur’an’a göre vakit namazları ve Cenaze Namazı kaç rekat ve nasıl kılınacaktı? Rasul-i Ekrem(sallallahu aleyhi ve sellem):
– “Kur’an-ı kerimi kendi görüşüne göre tefsir eden kâfir olur” buyurdu. (Deylemî) Bu hadisi şerife göre, hadislere ve eshabın görüşlerine başvurmadan Kur’an’dan hüküm çıkarmaya çalışan naylon ilahiyatçı prof.ların durumu ne olur?  

SORU 7: S.K. isimli bir sapkın şöyle bir soru sormaktadır: “İşte siz hakem arıyorsunuz. Kur’an detaylı anlatılmış ama siz hala yanlışta ictihat edebilecek alimlerin arkasına geçiyorsunuz.  Bir de bize “Mealci” diyorsunuz.”

CEVAP: Bunların mesnetsiz suçlamalarına sadece çamur atmak denir . Mezhepsizler, En’âm suresindeki bu ayete yanlış mana vererek mezheblerin gereği olmadığını iddia etmekteler. En’am Suresi 114. ayeti kerimenin Tıbyan Tefsiri’nde mealen şöyledir:
– “(De ki, Ey Muhammed! Sizinle aramızdaki davayı hal için,) Allahu Tealadan başka hakem mi isterim, ki O size içinde hak ile batıl , hiç bir şüpheye yer bırakılmaksızın, ayırt edilerek açıklanan Kur’an’ı indirmiştir.” (Enam-114)
Bu ayetin nüzul sebebi, Peygamber Efendimizle, müşrikler arasında geçen bir meseledir. En’am Suresi, 114. ayette geçenmufassala” (iyice açıklanmış) kelimesinin manası, bunların anladığı gibi değildir.  Buradaki “iyice açıklanmış” kelamının muhatabı ne mezhebsizler, ne de ümmet-ü Muhammed’tir. Onun muhatabı Rasulullah’tır. Yani; Allahu Teala, Kur’an’daki İlahî Kelamının  içindeki murad-ı ilahisini Peygamber Efendimize iyice açıklamış ve O’da eshabına gerektiği kadar açıklamada bulunmuştur. O açıklamalara da “hadisi şerif” denilmektedir.
Mealcilerin iddia ettikleri gibi Peygamber Efendimizin açıklaması olmadan Kur’an ümmetin anlayacağı şekilde açıklanmış olarak nüzul olsaydı, Allahü Teâlâ şöyle buyurur muydu? mealen:

“ (Ey Muhammed) İnsanlara açıkla diye Kur’an’ı sana indirdik.” (Nahl 44)
Bu mealciler bu ayeti ya okumadılar, ya da okuyup anlamazlıktan geldiler.
-“ Kim Kur’an hakkında kendi görüşüne göre söz söylerse isabet etse de hata etmiş olur.”
(Ebû Davud)

Kur’an’ın gerek lafzı üzerine ve gerekse lafzın ifade ettiği mana üzerine aklına dayanarak beyanda, yorumda bulunmak Rasulullah (s.a.v.) tarafından yasaklanmış bulunmaktadır. Vardığı yorumda isabet etse bile şer’î bir ruhsatı olmadığı için hatalı bir iş yapmış olmaktadır. İmam Gazalî şöyle der:
-“ Şeriat koruyucusunun (Allah) elfazını Batınîlerin yaptığı gibi zahirinden hareketle daha önce (Selef’in) zihnine inmemiş meselelere yorumlamaya kalkmak büyük felaketlerden biridir. Zira Kur’an-ı Kerim’i anlama işinde-bizzat şeriat koruyucusundan (Hz. Peygamber) yapılan nakle dayanmadan ve öyle yapılmasında zaruret olduğunu gösteren aklî bir delil bulunmadan- sırf zahire göre hareket edip yorum yapmak haramdır.”

SORU 8: Hocam! Selefi Sapıklar Al-i Imran Suresi 105. ayeti çarpıtıp farklı mana vererek Ehli Sünnet Müslümanları tekfir etmekteler.. Bunlar hakkında bir açıklama yapar mısınız?
İşte söz konusu ayetin çarpıtılmış meali:

“Sakın, kendilerine apaçık kanıtlar geldikten sonra, gruplara ayrılıp, anlaşmazlığa düşenler gibi olmayınız. Mezheplere bölünüp ayrılığa düşenler için büyük bir azap vardır.” (Âl-i Imrân/105)

CEVAP: Öncelikle ilgili ayeti kerimenin doğru mealini verelim:
“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.” (Âl-i Imrân/105)
Söz konusu ayeti kerime, Hıristiyan ve Yahudilerden gerçek İncil ve gerçek Tevrat’ı değiştirip İlahi vahiyden ayrılarak küfre düşenlerden bahseder.
Bu sapkın selefiler bu ve başka ayetlere kasten yanlış anlam vererek, Kur’an ve Sünnete sıkı sıkıya bağlı Ehli Sünnet Müslümanlarını mezhepçilik ile suçlarlar. İncil ve Tevrat’ı değiştirerek guruplara ayrılan Hıristiyan ve Yahudilere benzeterek Müslümanları tekfir ederek küfre düşerler.. İlgili ayeti kerimede mezhepler ifadesi geçmediği halde sırf hak mezhep müdavimlerini tekfir etmek için ayetin manasını çarpıtarak temiz gönülleri kirletmek isterler.
Bu sapkınlar şunu bilmeliler ki; ehli sünnet mezheplerini İslam alimler uydurmamış, o mezhepleri Peygamberimiz(sallallahu aleyhi ve sellem) bizzat hayatında tatbik etmiştir.. Müctehid alimler Rasulullahın İslam’ı uygulayışını, müçtehid olmayan avam Müslümanların anlayacağı şekilde gelecek nesle yazarak nakletmelerine mezhepler denilmiştir. Dört hak mezhebe sataşmak, Kur’an ve Sünnete sataşmaktır. Akıllı bir kimse bu cahillere uyarak küfrün karanlığına batmaz.!

SORU 9: KUR’AN’I ANLAYABİLMEK İÇİN GEREKLİ OLAN İLİMLER NELERDİR?

CEVAP: Kur’an’ı anlayıp tefsir edebilmek için şu ilimlere ihtiyaç vardır;
1- ARAPÇA; Kureyiş lehçesi üzere mükemmel bir Arapça bilmek.
2-BEDİ’ (hayret verici güzellikte olan),
3-BEYAN gibi edebiyat .
4-TEFSİR; usulü tefsir,
5-HADİS; ilmi,
6-FIKIH ilmi,
7-NÂSİH(hükümsüz bırakan),
8-MENSUH(hükmü kaldırılmış) gibi şeriata, Kur’an’a müteallik on beş kadar ilim bilmek gerekmektedir.  (Kütüb-ü Sitte)

NOT: Bazı İlahiyatçı hocalar eski alimlerin Kur’an mealini ve tefsirini okumaya karşı olduklarını sadece kendi yazdıkları kitapların okunmasını istediklerini söylüyorlar. Bu kesinlikle doğru değildir. Hiç bir Ehli Sünnet alimi tefsir ve meal okunmasına karşı olmamıştır. O alimler; ehil(müçtehid) olmayan kimselerin Kur’an’dan kendi aklına ve ilmine göre itikadî ve amelî hükümler çıkarılmasının uygun olmadığı görüşünü savunmuşlardır. Müslüman Allah’ın kitabını elbette okumalıdır. Zira onda nice hikmetler vardır. Tabi onu anlamak için de alt yapı lazımdır. Yani, Kur’an’da ki uzay ile ilgili ayetlerin işaretlerini anlayabilmek için o konuda yeterli alt yapı bilgiye sahip olmak lazım. Bunun gibi hiç bir kimse de içtihat sahibi bir alim olmadan Kur’an ve Sünnetlerden hüküm çıkarmaya kalkışmamalıdır. Böyle bir şeye teşebbüs eden kimse kasabın beyin ameliyatı yapmaya teşebbüsünden daha tehlikelidir.

SORU 10 MEZHEPLER OLMASAYDI DURUM NE OLURDU?

CEVAP: Mezhebler olmasaydı Müslümanların sayıları kadar mezheb olurdu. Herkes Kur’andan kendi aklı ve ilmine  göre anladığının en doğru olduğunu sanır ve  Müslümanlar tam bir kaosa ve büyük bir fitneye düşmekten asla kurtulamazlardı. Okuma yazması olmayan ümmiler ile ilmi az olanlar asla işin içinden çıkamazlar, kendilerinden biraz daha fazla bilen yarım hocalara tabii olurlardı. Bu durum ise, “Yarım doktor candan, yarım hoca imandan eder” ata sözünü tam olarak gerçekleştirirdi. Bu da mezhebsizlerin arayıpta bulamadığı bir ortam demektir ki, işte o zaman İslam alemi diye bir medeniyet kalmaz, yok olup giderdi. Bu da Hırıstiyan ve yahudilerin bayramı olurdu.
Bir Müslüman dünya ve ahiret kurtuluşunu istiyorsa, dinini ehl-i sünnet alimlerinin Kur’an ve Sahih hadis-i şeriflere dayalı olan İlmihallerinden öğrenmeli ve öğretmelidir. Aksi takdirde diğer yollar cehenneme açılan birer dalalet çukurudur…

SORU 11: Peygamber efendimiz zamanında mezheb yoktu, bu mezhebler sonradan çıktığına göre bid’at olmaz mı?

CEVAP: Yukarıda açıklandığı üzere sonradan çıkan bir mezhep yoktur. Sadece Rasulullahın yolunda içtihat eden alimlerin içtihatlarına çalışmalarına değişik isimler verilmiştir o kadar. Allahu Teala buyurdu ki:
– “Rasulüm de ki: Eğer siz Allah’ı seviyorsanız hemen bana uyun, Allah da sizi sevsin, günahlarınızı bağışlasın ” (Âl-i İmran, 31  )
– “Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi size yasak ettiyse ondan sakının” (Haşr, 7)
Yukardaki ayeti kerimeden anlaşılan mana gereğince gerek Eshab, gerekse Tabiin devrindeki ve daha sonraki müctehid alimler Kur’an’a, Rasulullah Efendimizin tabii olduğu gibi tabii olmuşlar ve O’nun anladığı gibi anlamışlardır. İşte bu anlayış ve tabii olmaya halk değişik isimler adı altında  şu mezheb, bu mezheb diye isimler vermişlerdir. Mezhebler Kur’an ve hadis-i şeriflere dayanır. Peygamber efendimizin dini yaşama biçimini müçtehid alimlerimiz içtihat ederek açığa çıkarmışlar ve yazılı metinler haline getirmişlerdir. O zamanda yaşayan Müslüman halk bunlara Hanefi, Şafi gibi isimler verdikleri için bu isimlerle anıla gelmiştir. Asla bid’at değildir.

SORU 12:  Bir mealci Kur’an var, Hadisler var. Bunlara rağmen mezheblere gerek var mıdır?  Mü’minlerden Arabça bilenler Kur’an’ın bizzat kendisinden, Arabça bilmeyenler de meallerinden dinlerini öğrenemezler mi?” diye sormakta.

CEVAB: Bu soruları soran yukarıdaki şu sözleri ile çelişkiye düşmektedir; “Her şey Kur’an da varken mezheblere neden gerek duyalım?” demekle,  hadisi şeriflere gerek olmadığını ifade etmektedir.  Aynı zamanda; “Kur’an var Hadis var mezheplere ne gerek var?” sorusu; “Eczane var, hastane var, eczacıya ve doktora ne gerek vardır?” demek gibidir, veya; “Okul var, kitab var, o halde öğretmene ne gerek vardır?” demek gibi bir şeydir. Aslında bunlar mezhepleri de anlamış değil. Zira Kur’an’a ve hadislere ve Eshabı kiramın Rasulullah’tan aldıkları ilmin meyvesi olan icmaya dayanmayan bir mezhep zaten yoktur ve olamaz da. Kur’an ve Hadis-i Şeriflerden hüküm çıkarabilecek ictihat derecesinde bir alim olmak için İmam-ı Gazali gibi ilmi, Süfyan-ı Sevri Hazretleri gibi takvası olması gerekir. Her Arabça bilen müctehid olabilseydi, Ebu Cehiller Ebu Lehebler imansız kalır mıydı? Hangi okuma yazması olan birisi tıp fakültesini okumadan, sadece tıp kitaplarını okuyarak kalb ve beyin ameliyatı yapabiliyor? Bugün  mü’minleri dinlerini öğrenmek için sadece meal okumaya yönlendiren bazı din görevlileri, aslında o Müslümanların ayaklarını farkında olmadan cehenneme kaydırıyorlar.

İmam-ı Şafii Hazretleri: “Bizler yalnız Kur’an-ı Kerim’den dinimizi öğrenmeye çalışsa idik, beş vakit namazın nasıl kılınıcağını dahi bulamazdık. Zira Allahu Teala Kur’an’da beş vakit namazı emrediyor, ama nasıl kılınacağının deteaylarından açıkça bahsetmiyor. İşte bu durumda Peygamber efendimizin hadislerinde aradıklarımızı bulabiliyoruz.”
Kur’an’da Mezhep Var mıdır? Niçin Dört Mezhep?

PEYGAMBER EFENDİMİZ(salât ve selam olsun ona), İÇTİHAT DERECESİNDEKİ EHL-İ SÜNNET ALİMLERİNE UYMAMIZI EMRETMEKTEDİR:

– “Benden sonra peygamber gelmeyecek, alimler gelecek, halifeler gelecek, onlara tabi olan bana tabi olur, onlara asi olan bana asi olur.” (Sahih-i Buhari 11.c.181 shf.)

SORU:13:  Mezhebsizler, İmam-ı Azam ile İmam-ı  Buhari arasında bir çatışma olduğundan söz ediyor. Bu nedir?

CEVAP: İmam-ı Azam ve İmam-ı Buhari konusuna gelince, Bu iki büyük alim arasında herhangi bir şey yoktur. Zira, bunlar muasır değiller, yani; aynı zamanda yaşamamışlardır. İmam-ı Buhari hazretleri onun vefatından sonra dünyaya gelmiştir. İmam-ı Buhari Hazrertleri de müçtehid olduğu için İmam-ı azamın içtihadına uymayan yerler olması gayet tabiidir.

SORU 14:  Niçin 4 Mehep? Hz. Ömer, Hz. Ali, İmam-ı Cafer Sadık hazretleri, Muhammed Bakır hazretleri, Musa Kazım hazretleri gibi büyüklerin mezheplerine niçin uyulmuyor? Bunların da birer mezhebi yok muydu?

CEVAP : Evet onların da birer içtihadı vardı ve her biri bir müçtehitti. Ancak onların toplanmış bir mezhepleri yoktu. Onun için bu mübarek zatların mezhebine uyan kalmamıştır. Musa Kazım ve dedesi Muhammed Bakır’ın tedvin edilmiş mezhepleri olmadığı gibi, diğer Sünni âlimlerin de mezhepleri tedvin edilmiş değildi. Mesela imam-ı Sevri de büyük bir âlimdir,  ama mezhebi tedvin edilmediği için onun mezhebine uyulmamıştır. Hazret-i Ali’nin, Hazret-i Ömer’in de mezhepleri vardı, ama tedvin edilmediği için bir sistem halinde olmadığındn onların mezheplerine uyamıyoruz. Hak mezheplerin dört mezheple sınırlandırılmış olması bundandır. Peki, imam-ı Cafer hazretlerinin mezhebi tedvin edilse idi, Müslümanlar İmam-ı A’zamın hocasının mezhebini inkâr  edebilirler miydi? Bu hiç mümkün olabilir miydi? Ehl-i beyti sevmeyen Sünni olamaz. Çünkü Resulullahı seven onun akrabalarını da, torunlarını da arkadaşlarını da, hanımlarını da sever.

Ehl-i Sünnet mezhebi iki kategoriye ayrılır:                

A- İTİKATTA MEZHEP: Maturidiyye ile Eş’ariyye mezhepleri arasında bir iki küçük ayrıntıdan başka fark olmadığı için Ehl-i Sünnet, itikatta tek mezheb olarak kabul edilmiştir.

B- AMELDE MEZHEPLER: Amelde ehli sünnet mezhepleri tabiin devrinde Hz. Ali’nin yetiştirdiği büyük alim ve veli Hasan-ı Basri ile başlamış olup, tebei tabiin devrine kadar sayıları yüzü aşmıştır. Ancak, bunlara tabi olanların sayıları azalarak günümüze sadece dört ehli sünnet mezhebi ulaşabilmiştir. Eğer ki bu mezheplere tabi olanlar devam etseydi bugün ehli sünnet mezhepleri dört değil , onlarca olacaktı.

SORU 15: İçtihat kapısı kapalı mıdır, günümüzde yeni ehli sünnet mezhepleri olamaz mı?

CEVAP: İçtihat kapısı kapalı değil ancak, içtihat şartlarını taşıyan alimler olmadığı için yeni ehli sünnet mezhepleri oluşmamıştır. Yeni bir mezhebe de gerek yoktur. Zira dört mezhebin müctehid alimleri her meselenin hükmünü çıkarmışlardır. Arayan aradığını bu mezheplerin içinde aramalı, dışında değil. Allahu Teala onların çalışmalarına bol ecirler versin ve cennetlerdeki makamlarını âli eylesin. Onlar mum ışığında, el emeği, göz nuru akıtarak, binlerce  yanlış mezheplerin ve büyük bir fitne ve kargaşanın ortaya çıkmasına engel olarak çok büyük bir hizmet vermişlerdir. İslam alimlerinin üstünü, evliyanın önderlerinden, şeriatin savunucusu, kerametlerin mazharı ikinci binin müceddidi İmama-ı Rabbani Ahmedi Faruki Serhendi(kaddesallahu sirrahul-akdes) hazretleri Mektubatlarında şöyle buyurdu:
«
Kıyas ve ictihad, şeriatın dört temelinden biridir. Buna uymakla emrolunduk. İlham, yalnız sahibi için delildir, hüccettir. Başkaları için senet değildir. İctihad ise her müslüman için senettir. Bunun için müctehid olan âlimlere uymak lâzımdır. Dinîn temel bilgilerini bu âlimlerin bildirdiklerine uygun olarak öğrenmelidir.» (C. I Mektûb 272)

SORU 16: Mezhepsizler ve onların ülkemizdeki maşalarının iddia ettiği gibi, mezhepler sebebiyle mezhepler arasında tarih boyunca bir çok çatışmalar ve kan dökmeler olmuş mudur?

CEVAP: Tarihi iyi bilenler bilir bilmeyenler bilsin ki, İslam’da asla mezhep çatışmaları olmamıştır. TARİH BOYUNCA DA BÖYLE BİR VAKA MEVCUT DEĞİLDİR. Mezhepsizliğin piyonları bazı siyasi savaşları mezhep çatışmaları olarak göstermeye çalışmaktadır. Mesela Yavuz Sultan Selim Han hazretleri hiç bir aleviyi, alevi olduğu için öldürtmemiştir. Zira Şah İsmail’in askerlerinin içinde alevi olduğu kadar Yavuz Sultan Selim’in askerleri içinde de alevi Türkmen askerleri vardı. Şayet Yavuz Sultan Selim Han alevileri katletseydi, bugün Anadolu ‘da bir tek alevi yaşıyor olmazdı. Alevilerin Yavuz’un korkusundan Tokat ve Sivas yörelerindeki dağlara ve ormanlara sığındıkları doğru değildir.

KUR’AN’DAN AYET MEALLERİ:
Allah ve Resulü bir meselede hükmünü verdiği zaman, bir mü’min erkeğin yahut bir mü’min kadının artık işlerinde başka bir yolu seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne isyan ederse, apaçık bir sapıklığa düşmüştür.” (Ahzab Sûresi, 33/36)

“Hayır! Rabbine and olsun ki, onlar, aralarındaki anlaşmazlıklar için senin hükmüne müracaat edip, sonra da verdiğin hükme gönüllerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyetle râzı olup uymadıkça iman etmiş olmazlar.” (Nisa Sûresi, 4/65)
“Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Kim bundan yüz çevirirse, seni öylelerinin üzerine muhâfız olarak göndermedik; sen ancak doğru yolu gösterip tebliğ etmekle mükellefsin.”(Nisa, 4/80)
“Peygamber size ne emretmişse alın, neyi yasaklamışsa ondan da kaçının. Allah’tan korkun. Muhakkak ki Allah’ın azâbı pek şiddetlidir.”(Haşir Sûresi, 59/7)
“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.” (Âl-i İmran Sûresi, 3/31)
Bu ve benzer manadaki âyetler Peygamber (S.A.V) Efendimizin görevininin sadece Kur’ân’ı insanlara getirmekle sınırlı olmadığını belirtmektedir.

SORU 17: Hadislerin Peygamber Efendimizden 300 yıl sonra yazıldığı doğru mudur?

CEVAP: Hadisi Şeriflerin Yazılışı ile ilgili Doğru Kaynak:
Peygamber Efendimiz Kur’an ilk nazil olduğunda, âyetlerle karışmaması için;
-“Kur’an’dan başka benden bir şey yazan onu imha etsin” buyurmuştu.

Daha sonra Efendimiz(s.a.v.), Kur’an-ı Kerimi ezberleyenlerin çoğalması sebebi ile hadis-i şeriflerin de yazılmasını emir buyurdular. Abdullah bin Amr bin As, her hadisi yazar, Resulullah efendimiz buna mani olmazdı. Hatta bazıları:
-“Sen her şeyi yazıyorsun. Ama Rasulullah’da insandır. Öfkeli iken de söz söyler.” dediler. Abdullah bin Amr bin As bu durumu Resulullaha arz edince, mübarek parmağını ağzına götürüp:
-“Yaz! Allah’a yemin ederim ki, bu ağızdan hak sözden başkası çıkmaz.” buyurdu. (Ebu Davud, Hakim)

Şu âyet-i kerime de aynı mealdedir:
-“O, kendisine vahyedilenden başkasını söylemez.” (Necm 3,4)

1400 yıldır bu kadar devasa alimler bu konuları bilmiyorlardı da şimdi kolaycılık yapıp İslamı içten yıkmaya çalışan bir kaç sözde prof. mu gerçeği onlardan daha iyi görüyorlar? Mealci piyonların arkasına takılanların ulaşacağı yer ancak, cehennemdir.

SONUÇ OLARAK; Biz kesinlikle Kur’an’ın meal ve tefsirinin okunmasına karşı değiliz. Karşı olduğumuz şey, bir kimsenin Kur’an’dan kendi aklına göre anlam çıkarıp hüküm vermesidir.

Mealcilere Soruyoruz:
1 “1400 yıldır Müslümanlar dinlerini meallerden mi öğrendiler?”
2 “Rasulullah’ın, Eshabın ve Müctehid alimlerin açıklamaları olmadan birbirine uymayan Kur’an meallerine rağmen  ümmi bir Müslüman sırf mealden dinini nasıl öğrenebilir?”
3 “Madem Kur’an herkesin anlayacağı kadar açıksa, niçin “Tâ Hâ”, “Yâ Sîn” ve “Elif Lâm Mîm’in” ve diğer “HURÛFUL MUKATTAA‘nın sırrını bilemezsiniz?
4) “1400 küsur yıldır İslam alimleri hep yanıldı da, sizler mi doğruyu keşfettiniz? Sizler (hâşa) onlardan daha mı iyi Müslümansınız yoksa.?
5) “1400 yıldır hak mezheplerden kimse rahatsız olmadığı halde, bu hususta hiç bir anlaşmazlığın dahi vukuu bulmamasına karşın, SİZLER niçin hak mezheplerden rahatsız oluyorlar?”

6) “Yoksa maksatınız bağcı döğmek mi? ”
7) “Sizler, abdest, namaz ve oruç kelimeleri “Kur’an’da geçmiyor” diye abdesti, namazı ve orucu yok mu sayıyorsunuz yoksa?”
8) ” “Ya Cenaze Namazına bu kimseler ne cevap verebileceksiniz? Onun Kuran daki yerini bize söyleyiniz de biz de öğrenelim. ”
9) ” Onun kaç rekat olduğunu ve nasıl kılındığını Kur’an’da bulabilecek misiziniz? ”

10) “Veya Cuma Namazının farzının kaç rekat olduğunu, beş vakit namazın hangi vakitlerde kaçar rekat kılınacağını Kur’an’da bulabilecek misiniz ?””

Mezhebsizler bu soruların ma’kul bir cevabını veremeyince hemen çark edip  şöyle cevap vermeye kalkarlar ve; –Bu gibi durumlarda Rasulullah’ın hadislerine bakarız.” derler. Onlara; –Her şey Kur’an da varken mezheblere neden gerek duyalım?” sözleri sözlerini hatırlattıktan sonra şöyle sorarız; “Hani sizler Kur’an’dan başkasına gerek duymadığınızı hadisi şeriflere inanmadığınızı söylüyordunuz? Niçin çark ettiniz? ”

Bu kimselerin sözleri birbiri ile çelişince, kendi kendilerinin iddialarını çürütmüş oluyorlar. Evet her şey Kur’an’da var ama onu ne siz, ne de sizin gibiler göremez. Onu ancak; Allahu Teala Peygamber Efendimize açıklanmıştır. Allahu Teala Kur’an’da Rasulüne tabi olmamızı emrederken, bunlar akıllarına ve hevai nefislerine tabi olmaktalar. Bunların dinden anladıkları bu mudur? Bu mezhep münkirlerinin kimileri imanın şartlarından kaderi inkar ediyor, kimileri şefaati inkar ediyor, kimileri  de Allah’ın, geleceği bilemeyeceğini söyleyerek dinden çıkıyor ve insanları da arkalarından cehenneme çekmek istiyorlar. Bu mudur bu sapkınların birliğe beraberliğe çağrıları? Kendi aralarında dahi, yüzlerce mezhebe bölünüp tek mezhep olamazken, bir de kalkıp inançta tek yol olan ehli sünneti mezhebini eleştirmeye kalkıyorlar. Bunların maksatları (Müslümanları Kur’an’da birleştirmek adı altında) Müslümanları parçalayıp, yok etmek değil de nedir? Kur’an’da Mezhep Var mıdır? Niçin Dört Mezhep?

Cevaplarımız bu soruların içindedir. Anlamak isteyene… Müslümanları mezheplere bölüyorsunuz” diye eleştiren ve dört hak mezhebe tahammül edemeyen MEALCİLER, yüzlerce Meal Mezhebi kurmaya çalıştıklarının farkındalar mı acaba?
Cenâb-ı Hak, hepimizi müctehid İmâmlar vasıtası ile Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem efendimize uyan bahtiyar kullarından eylesin. Selef-i sâlihin düşmanı selefiyecilerden, ehl-i sünneti kâfir bilen vehhâbilerden, telfık yaparak hak mezhepleri ortadan kaldırmak isteyen mezhepsizlerden, kendilerini dîne değil de, dîni kendilerine uydurmak isteyen reformculardan, müctehid İmâmları beğenmeyip, kendi kafalarına göre ictihad yapmak isteyen naylon müctehidlerden, eshâb-ı kirâma saldıran rafızî meşrepli mezhepsiz tufeylîlerden muhafaza buyursun. Hakkı hak, bâtılı bâtıl olarak, sevdiklerini dost, sevmediklerini de düşman olarak tanıtsın. Âmin. Herkese hidayet Allahu Tealadandır.

 

 

 

 MEZHEP İMAMLARI

 HANEFİ MEZHEBİ
 EBU HANİFE(r.a.) Peygamberimizin vefatından 67 yıl sonra dünyaya gelmiş bazı sahabeleri görmüş tabiinin büyük alimlerindendir.

  1. (699-767)

    Ebu Hanife(r.a.), üstün zekâsı, ilmî şahsiyeti, örnek ve mücadele dolu hayatı ile tanınan büyük bir İslam âlimidir. Bu özelliklerinin yanı sıra fıkıh bilgisi ve birçok konuda pratik çözümler sunmasından dolayı ona “Büyük İmam“ anlamına gelen İmam Azam lakabı verilmiştir. Kûfe şehrinde doğan Ebu Hanife(r.a.) Irak’ın ünlü âlimlerinden ders aldı. Küçük yaşta Kur’an’ı ezberleyerek hafız oldu. Arapça, Tefsir, Hadis, Fıkıh ve Edebiyat gibi birçok ilmi öğrendi. Hocası Hammad bin Ebu Süleyman’ın vefatı üzerine onun yerine geçti ve ders vermeye başladı. Kısa sürede ünü tüm ilim çevrelerinde yayıldı. Ticaretle de uğraşan Ebu Hanife, ömrünün büyük bir kısmını ilim öğrenmek ve öğrenci yetiştirmekle geçirdi. Ebu Yusuf, İmam Muhammed ve İmam Züfer gibi müc*tehid düzeyinde birçok talebe yetiştirdi.

    İmam Azam Ebu Hanife(r.a.) fıkhî meseleleri öğrencileriyle tartışarak birlikte hüküm verirdi. Ayrıca olması muhtemel olaylar üzerinde de düşünerek çözümler üretirlerdi. Bütün bu tartışmalar sonucunda ortaya çıkan görüşler, Ebu Hanife’nin öğrencileri tarafından yazıya geçirilmiştir. Onun Kur’an-ı Kerim’den ve Peygamberimizin hadislerinden yola çıkarak geliştirdiği ekole Hanefi mezhebi adı verilmiştir. Hanefilik başta Türkiye ve Balkanlar olmak üzere İslam dünyasının pek çok yerinde yaygınlaşmıştır.

    İmam Azam Ebu Hanife(r.a.), bir konuda hüküm vermek ve amel etmek için Allah’ın kitabındakini alır kabul ederim. Onda bulamazsam Hz. Peygamberin güvenilir âlimlerce bilinen ve meşhur olan sünnetiyle amel ederim. Onda da bulamazsam sahabeden dilediğim kimsenin reyini alırım. Fakat diğer âlimlere gelince bir ilim adamı olarak ben de onlar gibi içtihat ederim, derdi.

     

    MALİKİ MEZHEBİ

    İmamı Malik

    İmam Mâlik, Medine’de doğmuştur. Onun doğum tarihi hakkında, Hicrî 90’dan 98’e kadar değişen farklı rivayetler vardır. Ancak, yaygınlıkla kabul edileni 93 (711-712) tarihinde doğmuş olduğudur (Ömer Rıza Kehhale, Mu’cemü’l-Müellifîn, Beyrut (t.y.), VIII, 168; ayrıca bk. Suyutî, rezyinü’l-memalik, 7)..

    İmam Mâlik’in ailesi aslen Yemenli olup, dedesi Zû Asbah kabilesine mensup olan Mâlik b. Ebu Amir el-Asbahî, Yemen valisinden gördüğü zulüm üzerine Medine’ye gelip yerleşmiştir. Annesi de, yine Yemenli Ezd kabilesinden, Aliye binti Şüreyk el-Ezdî’dir.

    İmam Mâlik’in dedesi Medine’ye yerleştikten sonra, Kureyşe mensup Benû Teym b. Murra kabilesi ile hısımlık kurarak, bu kabile mensuplarıyla dostluk (velâ) akdetmiş ve gerektiğinde onlardan yardım görmüştür.

    İmam Mâlik’in ailesi, Medine’ye yerleştikten sonra ilimle meşgul olmuş, özellikle hadisleri toplamaya ve Ashab’ın fetvalarını öğrenmeye büyük önem vermişlerdi. Dedesi Mâlik b. Ebu Amir, Tâbiînin büyüklerinden olup, Hz. Ömer (r.a), Osman (r.a), Talha (r.a) ve Aişe (r.anh)’dan hadis rivayet etmiştir.

     

     

    ŞAFİİ MEZHEBİ

    İmam Şafii`nin hayatı,  

    İmam Şafii’nin şeceresi; Ebu Abdullah Muhammed bin. İdris bin Abbas bin Osman bin Şafii’ el Kureyş’i el-Haşim’i el-Mutallib’i dir. H. 150’de(miladi 772) Gazze’de doğmuş, 204’te Mısır’da vefat etmiştir. Hz. Peygamber’in dördüncü batından dedesi Abdi Menaf’ın dokuzuncu göbekten torunudur. İmam Şafiî’nin doğum yılı imam Ebu Hanife’nin vefat yılına rastlar. Böylece Şafii 54 yıl gibi kısa bir ömür yaşamış ama bunu çok güzel değerlendirerek tarihte iz bırakmıştır.
    Babası İdris, bir iş için Filistin’deki Gazze’ye gitmiş ve orada iken vefat etmişti. Doğumundan iki yıl sonra annesi, oğlunun nesep ve kendisini belki ihtiyaçtan kurtaracak olan hukukunun Kureyşilerce tanınmayacak şekilde zayi olacağından korktuğu için onu alıp baba yurdu olan Mekke’ye döndü ve ilim tahsiline verdi. Küçük yaşta Kur’an-ı Kerim’i hıfzetti. Fasih Arapça konuşan Huzeyl kabilesi arasında şiir ve edebiyat öğrendi. Sonra Mekke müftüsü Müslim bin Halid ez-Zena’den ders alarak, onun yanında fetva verecek duruma geldi. O zaman on beş yaşlarında idi. Daha sonra Medine’ye gitti. Orada İmam Mâlik bin Enes fıkıhta Üstad idi. İmam Mâlik, kendi eseri olan El-Muvatta’yı, İmam Şafiî’nin ezbere okuduğunu görünce hayretini gizleyememişti. İmam Şafiî, Sufyan bin Uyeyne, Fudayl bin Iyâz’dan, amcası Muhammed bin Şafii gibi birçok âlimden hadis rivayet etti.

 

HANBELİ MEZHEBİ

  1. İmam Ahmed bin Hanbel,
    Hicri 164(miladi 796) yılında Bağdat’ta doğdu. Hayatı Abbasi Devleti’nin en parlak dönemlerine rastlar. Babasını küçük yaşta kaybetmesine rağmen çok parlak bir tahsil hayatı geçirmiştir. Birçok ünlü alimden ders almasına rağmen en fazla İmam-ı Şafii’den etkilenmiştir. Bu yüzden genç yaşta memleket memleket dolaşmayı gerektirecek zor bir ilim olan hadis ilmiyle uğraşmaya başladı.
    Kendisini yetiştiren hocalarına karşı çok saygılıydı. Onlar hayatta iken hadisler konusunda kendisine ait hiçbir görüşü açıklamadı ve olgunluk yaşı olan kırk yaşına gelene kadar hiçbir konuda fetva vermedi. Böylelikle ilmi ve tevazusu ile kısa sürede saygı duyulan bir alim olarak anılmaya başlandı.
    O’nun sohbetlerini dinleyenler genelde üç hususa dikkat çekiyorlardı. “O’nun sohbetlerinde, vakar, ciddiyet, tevazu ve ruhi huzur hakimdi. Kimse ile alay etmeyi sevmezdi.
    Hadisleri ancak rivayet etmesi istendiğinde anlatırdı. Yanlışlık yapmak korkusu ile hadisleri aklından değil kaynağından okurdu.
    Talebelerine anlattığı hadislerin özellikle yazılmasını isterdi. Verdiği fetvalar yanlış anlaşılır korkusu ile yazılarak anlatılmasını isterdi.”

    Ömrünün sonuna kadar sapkın akımlarla mücadele etti. Bu yüzden Halife Mu’tasım ile başı derde girdi. Tutuklanarak Bağdat’ta hapishane’de kaldı. Burada hergün bayılana kadar kırbaçlandı. Fakat bu olaylar O’nu halkın gözünde daha da yüksek bir konuma getirdi. Serbest bırakıldıktan sonra baskılar devam etti. Sohbetleri yasaklandı, namaz kılmak için camiye gitmesine bile izin verilmedi. Talebeleri birer birer zindana atıldı. Ayakları zincirlenerek Halifenin huzuruna çıkarılmak üzere Bağdat’tan Tarsus’a yola çıkarıldı ve yolda hicri 128’de vefat etti.

 

EK: 1
S A P I K   M E Z H E P L E R :

1-BİDATÇILAR MEZHEBİ: “Mizan yoktur, o adalettir. Büyük günah işleyenler sonsuza dek cehennemde kalacaklardır, farzları yapmak imandandır terk eden(inkar etmediği halde) kafirdir diyenler, fakat birini terk ederse kafir olur,  içki içerken, zina ederken, o kimse kafir olur.” diyenler bid’atçı sapıklardan olur.

2-CEHMİYYE MEZHEBİ: “Allah’ın özel yeri, mekanı vardır, O arştadır” dedikleri için küfre girmişlerdir.

3CEBRİYE MEZHEBİ:” Kulun(irade) kudreti, kazanması ve etkisi yoktur. O cansız bir varlık (robot) gibidir.” diyen Cebriye Mezhebi inancında olanlarda  küfür ehlidir.

4-DEHRİYYE MEZHEBİ:  Bunlar Allah’ın varlığına inanmayan ateistlerdir. Çok eski çağlardan beri varlıkları bilinir.

5- KADERİYE MEZHEBİ: “Şer Allah’ın yaratması değildir, kul yaptığının yaratıcısıdır.” dedikleri için küfre girmişlerdir.

 6KESSANİYE MEZHEBİ : “Allah’ın yanılıp pişman olabileceğine inandıkları için küfre girmişlerdir.

 7- RAFİZA MEZHEBİ: Reenkarnasyonculuğa inanırlar.  Allah’ın birliğini ve ilahlığını kabul edip “Allah kadim değildir, diri değildir, mahluktur ve şekillenmiştir.” derler ve putperest Hindu ve Budistlerden etkilendikleri için ölen kimselerin  ruhu başka cesetlere geçerek dünyaya tekrar tekrar geleceğine inanan kafirlerdir. Şii Mezhebinden sapmış Rafizalar da sapık bid’atçılardır. Rafizilerden  Hz.Ebu Bekir ve Hz. Ömer’e küfredip lanetleyenler kafirdir. “Hz. Ali bizim ibadetlerimizi yaptı, bizim ibadet yapmamıza gerek yoktur” diyen rafiziler de küfre girmiştir. Hz. Ali( r.a.),  Hazreti Ebu Bekir ve Hz. Ömer’den (Allah her üçünden de razı olsun) üstündür.”  diyenler Bid’atçı sapıklardır.

 8- HARİCİ MEZHEBİ: Bize Kur’an yeter” deyip hadisi şerifleri inkar ettikleri için Hz. Ali bunların küfrüne fetva vermiştir. Bu sebeple Hz. Ali’yi ve Hz. Osman’ı bunlar şehid etmiştir. Ayrıca Hz. Osman, Hz. Ali, Hz.Talha, Hz.Zübeyir, Hz. Aişe ve bazı sahabeleri kafir saymaları sebebiyle İslamdan çıkmışlardır..

 9- YEZİDİLER: İran tarafından zuhur edecek bir peygamberin Muhammed (s.a.v.) ümmetini ortadan kaldırmasını bekledikleri için bunlar da kafirdir.

10- NECCARİYE MEZHEBİ : Allah’ın sıfatlarını inkar etmeleri  ve; ”Kur’an-ı Kerim yazıldığı zaman cisim, okunduğu zaman da arazdır(araz: başkasına bağlı olarak yer tutan, kendi halinde olamayan; renkler, tatlar kokular gibi) .” demelerinden dolayı kafir olmuşlardır.(Ayınlar: cevherler, maddeler, atomlar.)

 11- ŞEYTANİYE MEZHEBİ: Allah ancak dileyip takdir ettiği, yani yarattığı zaman bilir. Ondan önce bir şey bilmez diyen, Şeytaniye Yolu inancında olanlar da  kafirdir.

12- MUTEZİLE MEZHEBİ:  “Allah ne görür, ne de görülür” diyen ve; “Allah’ın özel yeri, mekanı vardır, O arştadır” dedikleri ve; “Kul kendi kaderini yaratır” diyen Mûtezile Mezhebinden bir gurup da dinden çıkmıştır.

13- MÜRCİE MEZHEBİ: “Mümin ve kafirleri Allah’a bırakırız. Mü’min cennetlik, kafir cehennemliktir diyemeyiz. Dünya ve ahiret Allah’ındır,  dilediğini affeder, dilediğini cezalandırır. İbadetler farz değil, fazilettir.”diye inanan veya söyleyenler kafirdir.  “Mü’minler günahkarlar ile dost olamaz.” diyenler de, bid’atçı sapıklardır. 

14- MÜCESSİME,   “Allah’ın özel yeri, mekanı vardır, O arştadır” dedikleri için küfre girmişlerdir.

15- KERAMİYE MEZHEBİ: “Allah’ın özel yeri, mekanı vardır, O arştadır” dedikleri için küfre girmişlerdir.

16- Müşebbihe  Mezhebi: Allahı mahluklara benzetenler de kafirdir.

17- MUATTİLE MEZHEBİ: Rubûbiyyeti inkar ettikleri için küfre girmişlerdir.

18- VESENİYE MEZHEBİ:  Vahdaniyeti (Allahu Teala’nın Zatında ve sıfatlarında ve işlerinde ortağı olmamasıdır.) inkar ederler.

19- İttihadiye Yolu:  Allah’tan başkasına ibadet edilebileceğini iddia ederler .

20-Hululiyye Mezhebi: Allah’ın büyük saydıkları bazı kimselere içine girdiğine inanırlar. Allah ile birlikte başka ilahlara ibadet etmenin doğru olduğunu kabul eden bu kimselerde kafirdir.

21- DİSANİ, MANİ, SABİLER Mezhebi: Hayrı bir ilah, şerri başka bir ilahın yarattğına inandıkları ve aynı görüşe sahip oldukları için bunlarda kafirdir.

22- KARAMİTİLER ve BATINIİLER Mezhebi:  Tenasuha (reenkarnasyona)  inandıkları ve Hululü (haşa Allah’ın bir insanın içine girmesine inananmayı) kabul ettikleri için kafirdir. Allah’ın birliğini ve ilahlığını kabul edip “Allah kadim değildir, diri değildir, mahluktur ve şekillenmiştir.” diye inandıkları için kafir olmuşlardır. 

23- Cenahiler ve Hişamilerde : Allah’ın birliğini ve ilahlığını kabul edip “Allah kadim değildir, diri değildir, mahluktur ve şekillenmiştir.” diye inanandıkları için kafirdir.

24- Hıristiyan ve Yahudiler: Allah’ın oğlunun var olduğunu, veya arkadaşı, veya hanımının var olduğunu kabul ettikleri,  ve Allah’ı bir şeyden doğmuş veya oluşmuş kabul ettikleri için bunlarda kafirdir.

25- TABİATÇILAR (Doğa Yarattı Diyenler):  Evrenin kendi kendine yaratıldığını kabul eden Tabiatçılar, iki ilah var olduğunu kabul eden filozoflar, ezelde Allah ile bir başka ilah olduğunu,  evrenin (kainatın) sanatkarı ve düznleyicisi  başka bir ilah olduğunu kabul edenler de kafirdir.

26- DOĞA’ya İMAN EDENLER: Varlıkların yaratılmasında doğanın (tabiatın) da etkisi var diyen tabiatçılar da kafirdir.

27- SAPIK MUTASAVVIFLAR: “Allah ile oturup konuşulur, O’nun yanına çıkılır, Allah bazı veli ve mürşidlere hulul eder (içine girer), dolaysı ile mürşide itaat eden, Allah’a itaat etmiş olmuş olur.” diyen bazı mutasavvıflar,  hırıstiyan ve yahudiler ve Batıni Mezehebi’ndekiler de kafirdir.

28- SAPIK FELSEFECİLER MEZHEBİ: Kainatın kadim, yani yaratılmamış olduğunu söyleyen bazı felsefeciler de kafirdir.

29- İBAHİYE MEZHEBİ:  Allah’ın varlığına ve birliğine inanan,  peygamberlerin hak olduğunu kabul edip, onların getirdiği şeyler de yalan olabileceğini iddia eden filozoflarla,  bazı sapık mutasavvıflar ve İbahiye Mezhebi’ndekiler de kafirdir.
30- Şia Mezhebi: Kuran’da Aişe(r.anha) annemizin iffetli olduğu ayetle belirtilmesine rağmen Şia’dan bir çok kimse ona iftira atarak küfre girmekteler. Ayrıca Şia’da zinanın adı müta nikahıdır. Şia, Aşerei mübeşşereden olan Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’a lanet ederek hak yoldan sapmış bulunmaktadır..
Dalalet Mezhepleri ise, ehli sünnetin dışına çıkmış olup ya sapıtmışlardır veya küfre girmişlerdir.

31- Vehhabilik Mezhebi: Ehli sünneti reddedip sapık din adamı İbn-i Teymiyyeden etkilenen Osmanlıyı parçalamak isteyen kafir İngilizlerin kurdurduğu selefiyeci sapıklardır.
32– Kadyanilik
33– Dinde Reformculuk Mezhebi
34– Bahailik
35– Dinler Arası Diyalogculuk Mezhebi

Bunlar buraya yazdıklarımız. Buraya yazılmayanlar da mevcuttur.

 

 EK 2:

“Mezhep Bid’atmiş…!.”
Mehmet Şevket Eygi

[Mezhepsizlik dinsizliğe köprüdür]
(35)Madde ile ilahiyatçı Prof.’u ikaz.

PEYGAMBER (Salat ve selam olsun ona) zamanında mezhep yokmuş, binaenaleyh mezhep bid’atmiş… Ne kadar yuvarlak bir laf!..

Resulullah zamanında Mushaf da yoktu, Kur’an-ı Kerim dağınıktı. Hz. Ebu Bekir zamanında toplandı, Hz. Osman zamanında çoğaltıldı, Mushaf haline getirildi. Bu da mı bid’attir?

Peygamber zamanında fıkıh kitapları yoktu. Onlar da mı bid’attir?
Şu mezhepsiz ilahiyatçılara ne demeli bilmem ki…

Taqiyye yapıyor, Mutezile veya Fazlurrahman mezhebinden olduğunu gizliyor, Ehl-i Sünneti yıkmak için mezhep bid’attir diyor.

İlahiyatçı profesör iyi bilmelidir ki:

1. Peygamberimizin mucizevî şekilde haber verdiği üzere Ümmet yetmiş üç fırkaya ayrılmıştır.

2. Fırkaların yetmiş ikisi cehennemliktir.

3. Biri fırka-i nâciyedir, yani kurtuluş fırkasıdır.

4. Bu kurtuluş fırkası Ehl-i Sünnet ve Cemaattir.

5. Ehl-i Sünnet Kur’anı doğru şekilde yorumlar.

6. Sünneti İslamın ikinci ana kaynağı olarak kabul eder.

7. Ehl-i Sünnet bozuk fırka ve mezheplerle bir tutulamaz.

8. Birtakım ilahiyatçıların bağlı oldukları Mutezile mezhebi bozuk bir mezheptir.

9. Diyanete sinsice sızmış olan Fazlurrahmancılık, yahut Tarihsellik mezhebi de çok bozuktur.

10. Hiçbir Mutezilî veya Fazlurrahmancı ilahiyatçının taqiyye yaparak Müslümanları aldatmaya hakkı yoktur. Açıkça, mertçe, samimî şekilde Mutezile (veya başka bir mezhebe mensup) olduklarını söylemeleri bir ahlak ve dürüstlük borcudur. Müslümanları aldatanlar Müslüman değildir.

11. Müslümanlar birleşmek istiyorlarsa Sevad-ı Âzam olan Ehl-i Sünnette birleşebilir.

12. Mezhepler kalksın, bütün Müslümanlar Kur’anda birleşsin sözü parlak bir edebiyattır ama hayata uygulanamamaktadır.

13. Suriyede Sünnîlerle Şiîler anlaşıp birleşebiliyor mu?

14. Mezhepsizlik İslam dinini ve Şeriatini tehdit eden en tehlikeli bid’attir.

15. Mezhepsizlik dinsizliğe köprüdür.

16. Bid’atçiler Sünnet ve hadîs düşmanlığı yapıyor. Sünnet giderse fıkıh gider, Müslümanlar nasıl ibadet edeceklerini, namazı nasıl kılacaklarını, dünya işlerini (muamelat) nasıl tanzim edeceklerini bilemezler, büyük bir kaos ve anarşi olur.

17. Mezhepsizlerin bir kısmı, Kur’an ayetlerini, mütevatir ve sahih hadîsleri Avrupa Birliği normlarına göre ayıklamak istiyor, bu ise küfürdür.

18. Kur’andaki ve Sünnetteki hükümler dünyanın sonuna kadar yürürlüktedir.

19. Fazlurrahman, bin Sünnî alimin, fakihin, müftünün fetvasıyla Pakistandan tard edilmiş bir sapıktır.

20. Müslüman halkı Şeriat ve fıkıhtan kopartıp dünyevî=seküler hale getirmek isteyenler mudil ve dall kimselerdir.

21. İslamın zaruriyatından birini inkar kimse kafir ve mürted olur.

22. İcazetsiz din alimi, fakih ve müftü olunmaz.

23. Kur’an re’y ve heva ile tefsir edilemez. Kutsal Kitabımızı ancak icazetli müfessirler tefsir edebilir. Kur’anı re’y ve hevası ile tefsir edenler küfre düşer. Men fessere’l-Kur’ane bi re’yihi fekad kefer…

24. Sarıklı Mason Afganî ne bir din alimidir, ne fakihdir, ne de bir din önderidir.

25. İmanlarını ve ebedî saadetlerini kurtarmak isteyen Müslümanlar itikatta ve fıkıh imamlarından ve mezheplerinden birine tabi olmalıdır.

26. Taqiyye ve kitman yapan bid’atçi ve reformcu ilahiyatçıların tuzaklarına düşülmemelidir.

27. Mezheplerini gizleyerek Müslümanları aldatanlar haindir ve merduttur.

28. Devlet-i aliye-i Osmaniyyenin resmî mezhebi Hanefilik idi. Diğer üç hak mezhebin fıkhı da yürürlükteydi. Bu yolda devam edilmelidir.

29. Din ile dünyayı ayırmak küfürdür.

30. İslam, dünya işlerini tanzim için gönderilmiştir.

31. Avrupa Birliği normları ve prensipleri İslama uymaz. AB’nin İslama aykırı bütün ilkeleri, normları, değerleri bâtıldır, yanlıştır.

32. Allahın inzal etmiş olduğu hükümleri beğenmeyenler, onları hafife alanlar, onlarla istihza edenler kafir olur.

33. Resulullah Efendimizin hadîslerini AB normlarına göre “ayıklayanlar” çok büyük bir dalalet içindedir. Tevbe etmeleri gerekir.

34. Kur’andaki 300 küsur muhkem ayetin hükmü zamanımızda geçerli değildir, bunlar tarihseldir inancına sahip olanlar Müslüman değildir.

35. Feminizm batıl ve sapık bir ideolojidir, İslam Feminizmi olmaz..!.”

 

NOT: Sitemiz yazılarından Dinler Arası Diyalog isimli yazımızı okumak için alttaki adresi 
T I K L A Y I N I Z : http://www.islamdergisi.com/genel/dinler-arasi-diyalog-nedir/

D İ K K A T ! Islam Dergisinde yayınlanan makaleleri İslam’ı yaymak amacıyla, her türlü elektronik ortamda ve kagit/baski uzerinde, kâr elde etmemek ve kaynak belirtmek şartıyla telif ödemeksizin yayınlayabilir, dağıtabilir ve kullanabilirsiniz.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

“Kur’an’da Mezhep Var mıdır? Niçin Dört Mezhep?” üzerine 204 yorum.

  1. Bay çakma oğuz piçoz! Mezhep imamlarından İmamı Azam ve diğerleri Kuran ve yüz binin üzerinde hadisi şerifleri ezbere bilen ve onların anlamlarını bilen devasa alimlerdi.
    Zavallı sen kim oluyorsun ki mezhep imamlarını eleştirebiliyorsun? Senin gibilerin hocaları dahi onların eline su dökemez nerede kaldı onları eleştirmek.
    Bilesin ki, Müslümanlara kafir diyen kafir olur… Tövbe et tecdidi iman yap ve Müslüman ol!

Bir cevap yazın