Müstefi Şeyh Ferit Aydın’ın “Nakşibendilik Budizm’den Gelmiştir” Yazısına Reddiye

A-ALLAH LAFZI Elhamdulillâhi Rabbil âlemin Vessalâtü vesselâmü alâ Rasûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve eshâbihi ecmeîn.
Bismillâhirrâhmânirrahîm
Her hayrın ve şerrin yegane yaratıcısı kendisinden başka İlah olmayan Allahu Tealadır. O’nun eşi ve benzeri ve dengi yoktur. Herkese kuvvet ve hayat veren O’dur.  


Ferit Aydın’ın “Nakşibendilik Budizm’den Gelmiştir” İsimli Yazısına Reddiye:

Şeyhlikten istifa etmiş Ferit Aydın, yüce Nakşibendi Tarikatı hakkında menfi(olumsuz) 9 maddelik bir eleştiride bulunarak iddialarının doğruluğunu belgelemeye çalışmaktadır. Bu eleştirilerin konuları ve çürütülmesi aşağıdadır:

1. Tarikatın Tarihi Süreçleri
2. Tarikatta Silsile «Silsile-i Sâdât» 3.  Tarikata giriş: Kuralları ve seremonisi 4. Tarikatın felsefesi ve Amacı
5. Tarikatın Temel İlkeleri

6. Tarikatın ritüelleri: Râbıta, Zikr-i Hafi ve Hatm-i Hacegân
7. Tarikatta Önemli Terimler.
8.  Nakşibendi tarikatının Türkiye’deki çağdaş temsilcileri. 

9.  Tarikatın Yazılı kaynakları.”  ( Ferit Aydın)

     Yukarda yazılı ilk iki madde; 
1. Tarikatın Tarihi Süreçleri
2. Tarikatta Silsile «Silsile-i Sâdât» hakkında yazılanların eksik olmasına rağmen bunları  eleştiri olarak kabul etmediğimiz için onlara karşı cevap yazmak gereğini de görmüyoruz.
 9. Madde ise bir takım Nakşibendi Alimlerinin eserlerinin isimlerinden söz etmektedir ki, bu şahıs aslında bunların bir çoğunu hiç okumamış, bazılarını da cımbızlama yaparak okumuş olduğundan bunlara da cevap yazmayı gereksiz bulduk.
Müstefi Şeyh’in Budizm ile Hinduizm’i de birbirine karıştırdığını burada ayrıca belirtelim. Zira “Budizm” dediği şeylerin birçoğunun, Hinduizm’e ait olduğu görülmektedir ki, bunlara yazımızın hacminin fazla büyümemesi için değinmeyeceğiz. Konuya 3. İddiadan başlayıp, her iddianın cevabı altına yazılarak vereceğiz inşaallah.

     3. İDDİA:
Tarikata Giriş Kuralları ve Seremonisi (yöntemleri) :

 “Bir Nakşibendi şeyhine başvurmak suretiyle ona yapılacak biatle bu tarikata girilmektedir.  Bunun üç kuralı vardır. 1.  İstihare,  2.  Tövbe Guslü  3.  Biattir. (Ferit Aydın)

     3. İDDİAYA CEVAP:
Yukarıda verilen Nakşibendi Tarikatına giriş bilgileri doğru değildir. Zira Nakşibendi tarikatına girmek için 3 değil 8 şart vardır.
(Adabı Fethullah)

Yukarıdaki eksik ve yanlış bilgileri veren kimsenin Nakşibendi tarikatı hakkında ne kadar bilgisinin yetersiz olduğu, bu tarikat hakkında yazdığı menfi yazılardan bariz gözükmektedir. Zira o türden bilgiler, en sıradan bir Nakşibendi sufisinin dahi hiç takılmadan bilebileceği kadar basit konulardır.

4. İDDİA:
     Tarikatın Felsefesi ve Amacı:       Nakşibendi Tarikatının felsefesini, Türkistan-Hint mistisizmi belirler. Bu felsefenin kaynağı Brahmanizm ve Budizm gibi Hint dinleridir. Bu dinlerden alınan kurallar Arapça ve Farsça terimlerle kamufle edilerek müslümanlaştırılmıştır. (ama İslamlaştırılamamıştır. Çünkü bu mümkün değildir) Sadece Nakşibendi Şeyhleri ve onların birinci derecedeki halifeleri tarikatın felsefesi ile ilgilenirler. Sıradan müritlerin bu konuda pek bilgisi olmaz. Bu felsefenin birinci derecedeki reel amacı, çok özet olarak: toplumu siyasal, sosyal ve ekonomik alanda yönetmek ve yönlendirmektir. İkinci derecedeki amacı ise, kişiyi ve toplumu birinci amaç için eğitmek ve hazır hale getirmektir.    (Ferit Aydın)

     4. İDDİAYA CEVAP:
İddiacı şöyle bir iddiada bulunarak: “
Nakşibendi Tarikatının felsefesini, Türkistan-Hint mistisizmi belirler. Bu felsefenin kaynağı Brahmanizm ve Budizm gibi Hint dinleridir. Bu dinlerden alınan kurallar Arapça ve Farsça terimlerle kamufle edilerek müslümanlaştırılmıştır. (ama İslamlaştırılamamıştır. Çünkü bu mümkün değildir)”demektedir. Bu iddialarının çürük ve tutarsız olduğu Hinduizm ve Budizm’den kısa bilgiler verilerek ispat edilecektir. Nakşibendi Tarikatı Budizme dayanıyor. Kökü yoktur, Budizmin Mahayana Mezhebinin dönüştürülmüş şeklidir.” iddiasına aslında kendileri de inanmış değillerdir. İşte, Nakşibendiliğin kendilerinden kopya edildiği iddia edilen putperestlik dini Budizm ve Hinduizm:

       Budizm İnanç Sistemi İçin altteaki adresi tıkla :
http://www.islamdergisi.com/tasavvuf/budizm-inanc-sistemi/

       Hinduizm İnanç Sistemi İçin alttaki dresi tıkla:

       http://www.islamdergisi.com/tasavvuf/hinduizm-inanc-sistemi/

     İneklerin Kutsal Sayılması:
Tüm kainatın anası olan Devi’nin yani tanrıçanın sembolü sayıldığı için inek ve öküzler caddelerde alış veriş merkezlerinde veya diledikleri her yerde serbestçe dolaşılabilir. Etinin yenilmesi yasaktır.  (The Fre Encyclopedia)

     HULASA:
İneklere tapanlarla Allah’a kulluk edenleri birbirine karıştıran zihniyetlere Allahu Teala hidayet versin!
Nakşibendi sufileri Müslüman ve ehli sünnet inancındadır. Ehl-i Sünnet yolunda olmayan sufi asla seyir ve süluk yapamaz ve Nakşibendi sufisi de olamaz. (Reşahat, Mektubat-ı İmam-ı Rabbani, Nakşibend-i Halidiye Tarikatı )
Ancak; şu da bir gerçektir ki, bu Hinduizm ve Budizm inançları batıl oldukları halde temelleri İlahi bir dine dayanır. Zira Hindistan’a da, Peygamberler gönderilmiş ve onların da ümmetleri olmuştur. Ancak; o İlahi dinler de bir süre sonra Hıristiyanlık ve Musevilik gibi insanlar tarafından bozularak bugün ki putperestlik şeklini almıştır.
5. İDDİA:
    Tarikatın Temel İlkeleri:İddiacı kişi iddialarına şöyle devam etmektedir: “Nakşibendi Tarikatının 11 İlkesi vardır. Bunlar Ünlü Budist Rahip Patanjali’nin Sutralar’ından ( Sutra: Hizmetçi kasttır. Aryan olmayan halktan oluşur.) adapte edilmiştir. Bu ilkeler sırasıyla şöyledir:

  1-  Hûş der dem: Solunumu kontrol etmek (Gafletle solumamak)
2-  Nazar ber kadem: Yürürken ayakların önüne bakmak.
  3-  Sefer der vatan: İnsanlıktan terfi etmeye ve melekleşmeye çalışmak.
  4- Halvet der encümen: İnsanlar arasındayken dikkati onların üzerinde yoğunlaştırmamak
   5- Yâd kerd: Zikre (Allah’ı anmaya) aralıksız devam etmek.
6- Bâz geşt: Zikirden sonra:«Allahım! amacım yalnızca sensin, isteğim de sırf senin hoşnutluğundur.» nakaratını tekrarlamak.
7- Nigâh dâşt: Kalbi vesveselerden korumak.
8-Yâd dâşt: Sözlerin soyut anlamlarından vazgeçip Allah’ın bizzat kendisine yönelmek.
9- Vukûf-i zamânî: İki, ya da üç saatte bir nefis ve vicdan muhasebesi yapmak.
10-Vukûf-i adedî: Zikri tek sayılar üzerinde durdurmak.
11-Vukûf-i kalbî:
Kalbi, zikrin hem sözü, hem de anlamıyla meşgul bulundurmak. “  (Ferit Aydın)


5. İDDİAYA CEVAP:
1- Huş Der Dem:
İddiacıya göre iddia edilen huş der dem;  “Solunumu kontrol etmek (Gafletle solumamak)”
Nakşibendiliğe göre huş der dem;Her alınan ve verilen nefeste manen uyanık bulunmaktır. Nefes alıp verirken Allah’tan gafil olmamaktır. Bu halin dini dayanağı; Kur’an’da birçok ayette geçen Allah ismi şerifinde bulunan ”hâ” harfi gizli kimliğe işaret eder. Ayrıca Allahu tealanın; “Ey iman edenler Allah’ı çok zikredin.(Ahzab S.-41) “ mealindeki ayetine dayanır. Dolayısı ile her nefes alıp vermede kişi Allah’ın adını anmış olur. (El-Hadâikul Verdiyyeh)

     2- Nazar Ber Kadem: İddiacının ifade ettiği Nazar ber kadem:”Yürürken ayakların önüne bakmak.”
Nakşibendiliğe göre Nazar Ber Kadem; “Gözün ayak ucuna bakarak yürünmesi, gözü zahirde haram ve boş bakışlardan korumak manen ise kalbin Allah’ın zikrinden şeytanın iğvasına kaymaması içindir… Bu halin dini dayanağı; Allahu tealanın; ”(Ey Resulüm), mümin erkeklere söyle, harama bakmasınlar ve avret yerlerini haramlardan korusunlar! İmanı olan kadınlara da söyle, harama bakmasınlar ve avret yerlerini haramdan korusunlar!) [Nur 30]  mealindeki ayetine dayanır. (El-Hadâikul’Verdiyyeh)

    3- Sefer Der Vatan: İddiacının ifade ettiği sefer der vatan; “ İnsanlıktan terfi etmeye ve melekleşmeye çalışmak.”
    Nakşibendiliğe göre sefer der vatan;Hak yolcusu sufinin, nefsini terbiye edip heva ve heveslerini terk ile Allah’ın rızasına sefer etmesine denir.”  Ancak; “sefer der vatan” cümlesinin manasını eleştiren şahıs konuyu çarpıtarak; ”İnsanlıktan terfi etmeye ve melekleşmeye çalışmak.” gibi yanlış anlam vermiştir.
    Sefer Der Vatan cümlesinin dini dayanağı: “(İbrahim) Bir de dedi ki: “Ben Rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir.” (Saffat-99) mealindeki ayeti kerimedir. (El-Hadâiku’l Verdiyyeh)

4- Halvet Der Encümen:
Bu konuyu anlayamayan şahıs buraya da şöyle eksik bir mana vermiştir: “İnsanlar arasındayken dikkati onların üzerinde yoğunlaştırmamak.” 

     Nakşibendiliğe göre “Bu halvet der encümen”: “Zahirde halk ile, batında Hak Teala’nın zikri ve muhabbeti ile olmaktır.“
Halvet Der Encümen’in dini dayanağı: “Birtakım insanlar (Allah’ı tesbih ederler) ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar. (NUR/37) mealindeki ayeti kerimedir.

     (El-Hadâikul’Verdiyyeh)

      5-  Yad Kerd: Bu Yâd kerd cümlesini; “ Zikre (Allah’ı anmaya) aralıksız devam etmek.” olarak eleştiri listesine alan bu şahıs Kur’an’a rağmen devamlı zikri hangi inanca göre eleştiri listesine almış bunu en az kendisine tabi olanlara  izah etmelidir.
Nakşibendiliğe göreyâd kerd”; Allah’ı devamlı zikretmektir. Konunun dini dayanağı: “Unuttuğun zaman Rabbini zikret” (Kehf Suresi-24) (El-Hadâikul’Verdiyyeh)

6- Bâz Geşt: Eleştirici şahıs, bu cümleyi : Zikirden sonra: «Allahım! amacım yalnızca sensin, isteğim de sırf senin hoşnutluğundur.» nakaratını tekrarlamaktır. “olarak ifade etmiştir.
Bâz Geşt cümlesinin Nakşibendiliğe göre anlamı; tesbihle 100 kez; “ALLAH” diye zikreden bir sufinin 101. de; “İlahi ente maksudi ve rıdake matlubi”( Allah’ım zikirden maksadım senin rızanı taleb etmektir.)demektir. (Adab-ı Fethullah)     Zikrin akabinde söylenen ; “Allah’ım maksadım senin rızandır “sözünü eleştiren şahıs, hangi akıl ve inançla  bu sözü eleştiriyor anlamak cidden zordur.
Bu” Bâz Geşt” sözünün dini dayanağı; “İyyake na’budu.” (Allah’ım ancak senin rızan için sana kulluk ederiz.) ayetidir.  (El-Hadâikul’Verdiyyeh)

    7- Nigâh Dâşt: İddiacı nigah daştı şöyle ifade etmiştir: “Kalbi vesveselerden korumak.”
Nakşibendi Sadatlarına göre Nigâh Dâşt; “Hak yolcusu sufinin, kalbine Allah sevgisinden başka bir sevgi girmemesi için tevhit kelimesinin anlamını düşüne düşüne kalbine sahip olmalıdır.”  (El-Hadâikul’Verdiyyeh)
Ferit Aydın kalbi şeytanın vesveselerinden korumak işleminin neyini eleştiriyor acaba? Sufi kalbini şeytana teslim etseydi o zaman sufiler eleştirilmeyecek miydi acaba?

    8-Yâd Dâşt: İddiacı bu cümleyi; Sözlerin soyut anlamlarından vazgeçip Allah’ın bizzat kendisine yönelmek. “ olarak yazmış.
Nakşibendi Tarikatı büyüklerine göre bu cümlenin anlamı; “ Allah’ı hiç unutmamak ve zikreden zâkirin,  zikri edilende(Allah’ta) kendi fani varlığını yok etmesidir yani; yok olduğunun bilincine varmasıdır amma; hakka’l- yakin olarak. ( Mektubat-ı İmam-ı Rabbani)
Yâd Dâş’ın İslamî kaynağı; Allahu Teala Zariyat suresi 56’da buyuruyor ki, mealen; “Ben cinleri ve insanları (Beni tanıyıp) Bana kulluk etsinler diye yarattım.”
Yâd Dâşt’ı eleştiren eleştirici kişi, sufinin kalbinin Allah’ı tanıyıp Allah’a yönelmesinden niçin rahatsızlık duyar bu anlaşılmış değildir?

9- Vukûf-i Zamânî: İddiacı bu cümleye şöyle bir anlam vermiştir; “İki, ya da üç saatte bir nefis ve vicdan muhasebesi yapmak.”
Nakşibendi büyükleri vukufu zamani’yi şöyle açıklamışlardır; “Hak yolcusu sufi zamanını iyi değerlendirip her an kendini kontrol etmelidir. Hemen her halin muhasebesini yapmaktır.”
    Bu vukufu zamanî’nin dini dayanağı; “O, gözlerin derinliğindeki hainliği gönüllerde gizli duranları bilir.” (Ğafir Suresi-19)ayetinin manası gereğince bir kulun Allah’ın her yapılanları görüp bildiğine inanıp ona göre kendini hesaba çekmesi gerekmektedir.  (El-Hadâikul’Verdiyyeh)
Zamanı değerlendirmenin ve kişinin kendi kendisini hesaba çekmesinin neresi yanlıştır ki, bu anlayış yoksulu kimse bunu eleştiri konusu yapabilmektedir?

10- Vukûf-i adedî: Eleştirici şahıs vukufi adediyi; “Zikri tek sayılar üzerinde durdurmak.” cümlesi ile eleştirmektedir.
Nakşibendi büyükleri vukufi adediyi şöyle açıklamaktadırlar; “Zikir sayısına dikkat etmek ve uymaktır. Dersin adedi ve gerçek manası düşünülmelidir.” (El-Hadaikul Verdiyye)
Zikirde tek sayı üzerinde durulmasının uygulanması namaz tespihatlarında da görüldüğü gibi Peygamber (s.a.v.) Efendimizin sünnetidir. Zikirdeki tek sayı üzerinde durmayı eleştiren zihniyetler, namazdan sonra çekilen tespihte; 33 kez Sübhanallah, 33 kez El-Hamdulillah ve 33 kez Allahu Ekber demenin sünnet olduğundan haberleri yok mudur?

       11- Vukûf-i kalbî:
Vukufi kalbiyi eleştiren zihniyet bu hususta şöyle bir açıklamada bulunmuştur: “Kalbi, zikrin hem sözü, hem de anlamıyla meşgul bulundurmak.”
Vukufi kalbi hakkında Nakşibendi büyükleri şöyle bir açıklama yapmışlardır:Allah’ı zikredenin kalbi, zikrini ettiği anda zikredilen zatı bilmesi lazımdır.  Kalbin daima zikr-i ilâhî ile meşgul olmasıyla kalbin kontrol edilebilmesidir. Kalbi uyanık tutmak ve zikrin kelimeleri ile değil, anlamı ile kalbi meşgul etmektir. “ (El-Hadaikul Verdiyye) Burada dikkat edilirse, yukarıda eleştirici şahsın sözü ile Nakşibendi Sadatlarının Vukufu Kalbi hakkında yaptıkları  açıklamalar çelişmektedir. Eleştiri yapan şahıs “Kalbi, zikrin hem sözü, hem de anlamıyla meşgul bulundurmak.” Derken, Nakşibendi Büyükleri; “Kalbi uyanık tutmak ve zikrin kelimeleri ile değil, anlamı ile kalbi meşgul etmektir.” şeklinde konuyu izah etmektedirler. Anlaşılan Nakşibendiliği eleştiren zihniyet diğer yerlerde yaptığı gafı, burada da yapmıştır.

Konun dini dayanağı, Allahu teala Kur’ân-ı Kerim’de buyurur ki, mealen: “Kim benim zikrimden yüz çevirirse, onun hakkı dar bir geçimdir ve biz onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz.” (Taha, 124) Ayeti kerimenin manası gereğince kalbi Allah’ın zikrinden gafil olanlar hüsrandadır.
(Mektubat-ı İ. Rabbani,  İslam Dergisi-Zikir )

      6. İDDİA:
      Tarikatın Ritüelleri (Kuralları): “Nakşibendi tarikatının 3 önemli pratiği vardır. Her üçü de müridi fizyolojik konsantrasyon yolu ile transa geçirmeye yöneliktir. Bu uygulamaların iki amacı vardır: Birincisi, müridi şeyhe can fedâ biçimde bağlamaktır;
İkincisi ise onu bireyselleştirmek ve kendi gözünde küçülterek cemaat organizasyonu içinde karşılıksız hizmete hazır hale getirmektir. Bu uygulamaların adları şöyledir: 1. Râbıta,  2. Zikr-i hafi  3. Hatme-i Hacegan”  (Ferit Aydın)

      6. İDDİAYA CEVAP:

Yukarıdaki; “Nakşibendi tarikatının 3 önemli pratiği vardır. Her üçü de müridi fizyolojik konsantrasyon yolu ile transa geçirmeye yöneliktir. Bu uygulamaların iki amacı vardır: Birincisi, müridi şeyhe can fedâ biçimde bağlamaktır.”  Sözü, iddiacı kişinin tamamen kendi varsayımıdır. Zira bu zihniyetin, Nakşibendiye Tarikatını bilmediği gerek bundan önceki ve gerekse bundan sonraki iddialarından bariz anlaşılmaktadır. Bu şahsın müridin mürşide körü körüne bağlılığı iddiasını Şah-ı Nakşibendi hazretleri; “Sufi için şeyh bir köprü, bir vesiledir. Maksat değildir. (Reşahat)sözleri ile çürütmektedir.
”Üç pratik” diye iddia ettiği rabıta, gizli zikir ve hatme-i hacegan, bunlar temel değil daldır. Bu tarikattta esas, ehli sünnet inancı ve dört hak mezhepten birine göre amel etmektir. Rabıta, gizli zikir ve hatmenin bu belirlenenler olmadan hiçbir şekilde geçerliliği yoktur. (Hz. İmamı Rabbani k.s. (Mktb.)
İddiacının “Nakşibendiye Tarikatının ikinci amacı diye iddia ettiği;  onu bireyselleştirmek ve kendi gözünde küçülterek cemaat organizasyonu içinde karşılıksız hizmete hazır hale getirmektir. “ dediği şey, yine kendi varsayımıdır. Böyle bir uygulamayı kendisi aşiret şeyhliği yaptığı yıllarda yapmışsa bu yüce Nakşibendi Tarikatına mal edilemez. Zira, bu yüce tarikatta amaç “İlahi ente maksudi ve rızake matlubi”(Ey Rabbim, maksadım Sensin(sevgindir) ve rızanı taleb ederim.) demektir. (Adab-ı Fethullah)

       SORU: Pekala, bu iddiacı kişinin Nakşibendi tarikatını karalamaktaki maksadı nedir?
      CEVAP: İddiacının amacı bu tarikatı iyi bilmeyenleri çarpıtma sözlerle sırat-ı müstekîm olan ehli sünnetten ayırıp kendi yolu olan; çıkmazlık batağına sürüklemektir.
Sufinin Tarikatı Nakşibendiye’ye intisab edişi sadece Allah’ın rızasını tahsil için nefsini terbiye etmektir. Şeyhe bağlılığı Kur’an ve Sünnet sınırları içinde olup mutlak teslimiyet ve itaat; “Allah’a ve Rasul’üne itaat ediniz. “ayeti kerimesinin manası gereğince Allahu Teala’ya ve Rasulünedir. Maksat Allah’ın rızasıdır şeyh değildir. Şeyh sadece bir vesiledir maksat değildir.
Rabıta da, zikri hafi de, hatme de, hepsi nefsin terbiyesi için bir köprüdür. Maksat Allah’ın rızasına ermektir. Bunlar büyük Nakşibendi şeyhi ve bu tarikatın kurucusu şahı Nakşibendi hazretlerini anlatan Reşahat ve İmamı Rabbani hazretlerinin Mektubatlarında ve  El-Hadaikul verdiyye isimli eserlerde mevcuttur.
Şu halde bu şahısın gerçek Nakşibendi şeyhi olmadığı barizdir. Onun bazı kitaplardan cımbızlayarak bilgi kırıntıları elde etmesi başkalarını bu mevzularda, ilim sahibi olduğu yanılgısına düşürmemeli”

      7. İDDİA:
Rabıtanın Tarihsel Süreçleri: 

    “Rabıta, Nakşibendilik tarihinde üç aşamada olgunlaşarak bugünkü biçimini almıştır. Birinci aşama, Yakub-I Çarkhî (Öl. 1447) ile başlar. Râbıtayı sırf bir kavram olarak telaffuz eden ilk kişi budur. (Bk. Ferit AYDIN, Tarikatta Rabıta ve Nakşibendilik s. 156) İkinci aşama, Tacuddîn bin Zekeriyya bin Sultan el-Hindî (Öl. 1642) ile başlar. Rabıtayı, «şeyhin şeklini zihinde canlandırma» olarak tanımlayan ilk kişi budur. (Bk. Ferit AYDIN, Tarikatta Rabıta ve Nakşibendilik s. 118, 161). Üçüncü aşama ise Halid Bağdadî (1778-1826) ile başlar. (Bk. Ferit AYDIN, Tarikatta Rabıta ve Nakşibendilik s. 257). SONUÇ: Râbıta kavramı, ilk kez 1400’lerin başında telaffuz edildiğine göre bu inanışın, Nakşibendilik doktrinine girişinin geçmişi 600 yılı aşmamaktadır.” ( Ferit Aydın)

     7. İDDİAYA CEVAP:
Aşiret Şeyhinin yukarıda rabıta hakkında verdiği bilgiler mesnetsiz ve uyduruktur. Zira, Nakşibendi Tarikatında rabıta,  Üveysi (Veysel) Karani, Ebu Bekir Sıddık ve İbn-i Abbas ile başlamıştır. (Ömer Ziyaüddin Tarikatlar ve Fetvalar)

     D İ K K A T  !
Nakşibendi Tarikatı’nın 11 temel esasını eleştiren  Nakşibendi şeyhliğinden istifa ettiğini söyleyen Ferit Aydın’ın bu eleştirisinde, Nakşibendi Tarikatı hakkında çok sığ bir bilgiye sahip olduğunu görmekteyiz. Ferit Aydın’ın bu tarikat hakkındaki bilgisizliği ise, Nakşibendiliğin Putperest Budist Rahip Patanjali’nin Sutraları’ndan alındığını iddia etmesidir.  Bu kimsenin Nakşibendi Tarikatını da,  benzetmeye çalıştığı Budizm ve Hinduizm’i de bilmediği yaptığı benzetmelerde görülmektedir. Bu yakıştırmaları, su ile ateşin, gece ile gündüzün birbirine zıtlığı gibi bariz tezatlarla dolu olduğu gözükmektedir.
Şimdi burada Budist Rahip Patanjali’nin Sutraları ile Nakşibendiliğin 11 esası  ve beş letaifini  karşılaştıracağız.  

8. İDDİA:
     Tarikatın Önemli Terimleri:    Tasavvuf terimlerinin tamamı Nakşibendilikte de kullanılır. Şu var ki Nakşîlik hemen bütünüyle Budizm’in temeli üzerinde kurulduğu için kavramlarının çoğunu bu dinden almıştır. Fakat Hint kökenli, teorisyen Nakşibendi rûhanileri bu kavramları Sanskritçe’den Arapça’ya ve Farsça’ya çevirmişlerdir. Bunların bazıları, karşılıklarıyla birlikte şöyledir: Yoga: Râbıta, Çitta: Hûş der dem, Mantra: Wird(Virt)  Vritti: Masiva, Nirvana: Fenâfillâh, Samadhi: Rabıta-i telebbusî, Upanişad: Seyr-u Sülûk adabı, Penc Prana: Letaif-i Hamse. Lefaif-i Hamse( Beş Latife): 1. Upana: Kalp  2. Prana samana: Ruh   3. Apana: Sır   4. Sushumna: Khafiy(Hafi)    5. Pingala: Akhfa (Ahfa)” (Ferit Aydın)

       8. İDDİAYA CEVAP:

      1-Yoga; zihindeki dalgalanmaları durultan, zihni ve ruhu dinlendiren vücuda enerji akışı sağlayan sistemdir. (The Fre Encyclopedia)

      Rabıta Nedir? Ruhunu ve nefsini her türlü kötülükten arındırmış bir Allah dostu kamil ve mükemmil bir zâtın gönül aynasına yansıtılan marifetullahı ve İlahi nurları, baş gözünü kapayarak gönül gözü ile gözler kapalı olarak seyretmek için kurulan manevi bağlantıya RABITA denir.  (İslam Dergisi-Rabıta)
Yoğa ve Rabıta: Yoğa da amaç ve hedef,  kişinin sıkıntılarından kurtulmasıdır. Rabıtada ise amaç ve hedef, Allah’ın rızasını kazanmak için mürşidi vesile ederek ruhun ve nefsin temizlenmesini sağlamaktır. Rabıtayı Hinduların Yogasına benzeterek Nakşibendi Tarikatının Budizm ve Hinduizm’den  alındığını iddia eden çarpık zihniyet aslında ne Nakşibendi tarikatını, ne de Budizm ve Hinduizm’i tam olarak tanımadığı, benzetme yaptığı hintçe ve sanskiritçe  kelimelerin anlamları ile Nakşiliğin esaslarını oluşturan kelimelerle karşılaştırıldığında gayet bariz olarak görülmektedir. Burada görüldüğü gibi Nakşibendi Tarikatında uygulanan rabıtanın Hinduizm ve Buduizm’le en küçük bir ortak yönü dahi bulunmamaktadır. Bilakis rabıta; “Salihleri hatırlamak Allah’ın rahmetine vesiledir.” Hadisi şerifi ve Ebu Bekir ve İbni Abbas gibi sahabeler ve Veysel Karani zatı muhteremlerin rabıta yaptıklarına dair sahih senetlerle sabittir. (Tarikatlar ve Fetvalar)
2- Çitta Nedir? Zihin anlamındadır. (The Fre Encyclopedia)

     Hûş Der Dem Nedir?Her alınan ve verilen nefeste manen uyanık bulunmaktır. Nefes alıp verirken Allah’tan gafil olmamaktır. Bu halin dini dayanağı; Kur’an’da birçok ayette geçen Allah ismi şerifinde bulunan”hâ” harfi gizli kimliğe işaret eder. Dolayısı ile her nefes alıp vermede kişi Allah’ın adını anmış olur. Bunu bilinçli olarak yapmaya ise Huş Der Dem denilir.” (Hadaikul-Verdiyye)

Nakşibendi büyüklerinin Hinduların dilinde “zihin” anlamına gelen çitta’yı alıp “huş der dem” yaptıklarını  savunmak , hem cahillik, hem de başkalarını ahmak yerine koymaktan başka nedir?  Zira, çittanın anlamı zihin, huş der demin anlamı ise, Allah’tan gafil olmamaktır.
3- Mantra: Sanskiritçe  mantra kelimesinin karşılığı düşünmek, dini hece veya şiirdir. (The Fre Encyclopedia)

      Vird: Arabça bir kelimedir. Îtiyat halinde nafile olarak devamlı yapılan ibadet, tesbih ve dualardır. Çoğulu evrattır. (Dini Terimler Sözlüğü Ansiklopedisi)
Görüldüğü gibi Mantra ve vird arasında asla bir benzerlik bulunmamaktadır. Benzerlik kurup Hinduizm veya budizmden alıntı olduğunu savunanların akıllarında şaşılık olmalıdır. Zira, başka bir izahı olamaz.
4- Vritti: Dalgalanma, değişim ve oluşum anlamındır. (The Fre Encyclopedia)
Masiva: Allahu tealadan başka her şeydir. Masiva “mahluk” demektir. Akla hayale gelen düşünülen, görülen her şey masivadır. (Dini Terimler Sözlüğü Ansiklopedisi)
Masivanın Hinduizm veya budizmin vrittisinden alındığını iddia etmekte en az öbürleri kadar saçma ve batıl olduğu ortadadır.
5- Nirvana: Ölümden sonra değil, yaşarken yapılabilecek ruhsal bir aşamadır. İstek ve acıların bitmesidir. (The Fre Encyclopedia)

     Fenafillah: Allahu tealadan başka her şeyi unutup Allah’ın varlığının gerçek varlık, kendisi ve diğer mahlukların varlığının ise gölge varlıklar olduğunu aynel yakin bilip, hakkel yakin olarak ruhunda hissetmektir. (Dini Terimler)
Nirvana mahlukta yok olmaktır fenafillah ise Allah’ta yok olmaktır. (Mektubat-ı İ. Rabbani)  Bu ikisini birbirine benzetip; “fenafillah nirvanadan alıntıdır.” demek ise, sadece kasıtlı bir yalandır. Sadatlara bir iftiradır.

     6- Samadhi: Zihinsel konsantrasyon manasında bir terimdir. Kaynak: (The Fre Encyclopedia)
     Rabıta-i telebbüsi: Sufi olan kişinin rabıta yaparken kendisini rehber üstadının şeklinde ve kıyafetinde görmesidir. Kaynak: (Dini Terimler )
Samadhiyi, Rabıtai telebbüsiye benzetmenin, mesnetsiz ve desteksiz birer yalan olduğunu üstteki karşılaştırma apaçık göstermektedir.

     7- Upanişat: Yanı başında oturmak anlamını taşımakta olup, Hinduizm’in felsefi ve daha çok mistik yapıdaki kutsal kitaplarıdır.  (The Fre Encyclopedia)
“Yaklaşık olarak M.Ö. 800–500 yılları arasında yazıya geçirilen Upanişad metinleri, Hindu kutsal kitabı Vedaların son bölümü olan ve Tanrı bilgisini oluşturan Sama Veda olarak bilinir. “ (mopsy)

      Seyr-i Süluk Adabı: Tasavvuf  Yolunda  ilerlemek olup, seyir ve süluktan maksat, nefsi kötü huylardan ve çirkin sıfatlardan temizlemektir.  (İmam-ı Rabbani (k.s.)
Nakşibendî seyir sülukünün  hinduizmin kutsal bir kitap saydığı upanişattan aldındığını  iddia etmenin, görüldüğü gibi desteksiz atmaktan başka bir şey olmadığı gayet aşikar olarak gözükmektedir.

      8- Penç Prana: Penç Farsçada beş demek olup, prana ise; yaşam gücü, sıcaklık, biyokimya enerji, sinirsel enerji anlamlarındadır. (The Fre Encyclopedia) Penç Pranaya kısaca; “beş biyokimya enerji” denilebilir.

      Letaif-i Hamse, Arapçada beş latife anlamındadır. Letaif, latifenin çoğuludur. Latife nedir?
Latîfe; Gözle görülmeyen. Maddeli, zamanlı ve ölçülü olmayan ruhla ilgili ruhun açılımlarıdır. Bunun insanda bulunan bölümüne letaifi hamse, madde aleminin dışında olan aslına ise, Alem-i Emr denilir. İnsanda bulunan bu latifeler; kalp, ruh, sır, hafi ve ahfadır. (İmam-ı Rabbani hz.)
Penç Pranayı beş letaife benzeten zihniyet sanırım ki, şu hadisi kutsiden habersiz kaldığı gayet belli oluyor.
-“ Elâ inne filcesedi kalben ve filkalbi füâden ve filfüâdi sirran ve fissirrı hafiyyen ve filhafiyyi ehfâ ve ene filehfâ.” Meali: “Dikkat edniz, cesette bir kalb vardır, Kalbin içinde bir füad(ruh), füadda dahi bir sır vardır. Sırda hafi, hafide dahi ahfa vardır. İşte ben ahfadayım.” (Hadis-i Kudsi El-ithafatüs-Seniyye fi’l-Ehadisi’l-Kudsiyye)

SONUÇ: Nakşibendi Tarikatı(Yolu) görevi, Peygamber (s.a.v.) Efendimizin Sevr Mağarası’ndaki talimatı ile Ebu Bekir Sıddık’a (Allah O’ndan razı olsun) verilmiş olup, silsile-i âliye denilen kâmil ve mükemmil alim ve veliler yolu ile günümüze ulaşmıştır. Bu yolun süluk özellikleri ruh yolu ile nefsi terbiye edip, Allah’ın rızasına ermek ve güzel ahlakı elde etmektir. Keşif, keramet ve dünyalık işlerin yolunda gitmesi için bu yola girenler, bu kutlu yoldan bir fayda sağlayamazlar ve  bu yolun sırlarına asla eremezler.
(Tarikatlar ve Fetvalar Ömer Ziyaüddin Dağıstani)

Vesselam.

DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

“Müstefi Şeyh Ferit Aydın’ın “Nakşibendilik Budizm’den Gelmiştir” Yazısına Reddiye” üzerine 7 yorum.

  1. Ne zorlamışsınız uymasın diye helal olsun. Bence bunu zorlayacağınıza ya acaba Rabıta şirk midir? Biz niye Allah’ı değil de denyonun birini düşünüyoruz ibadet ederken diye uyansanız şaşırırdım. Allah hidayeti DİLEYENE verir. UYANMAK İSTEMEYENE ne yapsan boş. Allah hidayet versin.

    1. Beşer Şaşkın!
      Evvela siz dönüp adınızla müsemma olan kendi ahmaklığınıza ve şaşkınlığınıza bakınız.
      Henüz Türkçeyi okumaktan ve yazmaktan yana ilkokul birinci sınıf seviyesinde bile olamamışsınız..
      Bir de kalkıp başkasına ahkam kesmeye kalıyorsunuz.

      Sizin gibi anlayışsızların anlaması için yazmadık o yazıları. Samimi ve ihlaslı mümin kardeşlerimizin rabıtanın şirk olmadığını anlamaları ve sizin şeytan hocalarınıza aldanmamaları için yazdık. Umarım bu son cümleyi anlamışsındır.

    1. Allah sizden de razı olsun kardeşim.
      Allaha sonsuz hamd ve şükürler olsun ki sizin gibi hak ile batılı ayırabilen ehli sünnet kardeşlerim var. Bu sevinç bize yeter.

  2. Sayın Hocam. Bizi bu hususta aydınlattığın için size çok teşekkür ederiz. Allah kalemine güç kuvvet versin.

Bir cevap yazın