OKU!

KURAN

İlk Emir; OKU!

Kendini oku! Evreni oku! Ve Yaradan’a ulaş!

Bil kendini ve yaradılışını; Anla ki bize verilen beynin, idrakın, düşüncelerinin, enerjinin, duyguların, ruhun gücünü gör! boşuna ve boş değil bu işaretler.

İnsan kendini göremez, idrak edemezse yaratılışının kıymetine yazık eder, yani nefsine benliğine  zulüm etmiş olur..

Zulüm, enfüste (nefiste, iç alemimizde) olur…

Enfüsteki zulüm, “nefsinin hakkını vermeyip”, “bilincini “ALLAH”tan mahrum bırakmaktır”!.

“Nefs”in hakikatı, “İlâhi esmaların işaret ettiği anlamlar ve bu ilâhi isimlerin hakikatı olan “Zâtî” Hakikat”tır!. Nefsin hakikati: yaratılan olarak insanın Allah’ın esmalarını tecelli edebilmesi, her yaratılan izin verildiği ve kendi kapasitesi dahilinde tecelli edebilir. Bu kapasitenin en yükseği yaratılmışlar içerisinde olan insana verilmiştir.  ALLAH’ın izniyle  bazen bilerek bazen bilmeyerek tecelli edebiliyoruz. Mesela dünyada çektiğimiz sıkıntılara farkında olmasak da bir sabır gösterebiliyoruz. Bu sabır kudretini ALLAH’ın bize verdiği güç sayesinde Sabır isminin ruhumuzda ve bedenimizde tecellisi sayesinde yapabiliriz.  İşte esmaların sahibi olan ALLAH  tek mutlak hakikattır. Öyle ki eğer kendimizi okudukça ve bu işaretleri gördükçe o zaman “ben” den sıyrılır “ben” diye birşey olmadığını idrak edebilip yaratılanın yaratandan ötürü olduğunu görebiliriz. Tek mutlak varlık olan ALLAH’ı içimizde hissedebiliriz ki tecellileri kendimizde ve evrende idrak edebilmek okumaktır.

Gerçekte, kişinin, “kendi hakikatini tanıyamaması, bilememesi, bunun hakkını yerine getirememesi”, Din dilinde, tasavvufta “Nefs’e zulmetmek” olarak târif edilir…

Vechler (yüzler), Hayy ve Kayyûm’a zillet ile boyun eğmiştir… Bir zulüm yüklenen (halife oluşunu fark edemeden vefat eden) kimse hakikaten kaybetmiştir.

İlahi esmaları yeryüzünde tecelli etmekle yükümlüyüz ama bunun ne kadarının idrakindeyiz? Alışılagelmiş yaşamdan dünyalık işlerden ne kadar kendimizi uzaklaştırıp düşünüyoruz. Mesela günah işlemenin bile insanlar için bir rahmet olabileceğini algılayabiliyor muyuz? Hz. Adem işlemeseydi o günahı cennetten kovularak yeryüzüne gönderilmeseydi “SABIR” İlahi Esmasını  tecelli edebilir miydi Ruhunda? Çünkü cennette SABIR etmeyi gerektirecek hiçbir olay yok her şey kulun emrindedir. GAFFAR ve TEVVAB (tövbeleri kabul eden) ilahi isimlerini bu şekilde gösterir diğer yaratılmışlara.  Ki yaratılmışlar içerisinde insan yeryüzünde Halifedir.  İnsan bırakırsa okumayı göremezse yaratılışındaki işaretleri hesap günü geldiğinde nefsine zulüm ettiğinin azabıyla feryad eder!

Kur’an-ı Kerim “ALLAH’ı unuttuğu için ALLAH’ın da onlara nefslerini /kendilerini unutturduğu” insanlardan bahseder. Yani Rabbimiz’i bilmek, kendimizi bilmenin adeta bir ön şartıdır. Çünkü ben bilgisi, doğru tanımlandığında bizi benlik duygusuna, tekebbüre değil, asıl geldiğimiz kaynağa götürür. Bu kaynak ilk ve son tahlilde ALLAH olduğu için, kendimizi bilmek, Rabbimiz’i bilmek yolunda atılmış önemli bir adımdır yani kendimizi bilmemek yaratılışımıza yaptığımız en büyük ihanettir ve zulümdür.  Öyle ki yaratılışımızın esası olan esmaların tecellisi meleklerden ve diğer yaratılmışlardan üstün kılar yeryüzü halifesini yeryüzünde bu görevi yapabilmek için verilen esmaların üzerimizdeki tecellisini görmemiz gerekir ki bunun için düşünmeye, okumaya ve bize verilen ve idrak edilmeyi bekleyen ilme ihtiyacımız var.

Kendimizi ve evreni okuyarak  idrak edebilme temennisiyle.

Fulya ÖZKARA

(Visited 84 times, 1 visits today)
DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın