Rabıta Şirk midir?

RABITA NEDİR Ve FENA FİŞŞEYH NEDİR?

Yazan: Bekir Abdullah
Rabıta; kelime manası itibari ile bağlantı kurmak anlamındadır. Bir kimsenin bir kimseyi hayal etmesi de rabıtadır. Her insan eşini, çocuklarını ve dostlarını her gün belli zamanlarda hayal etmesi de bir çeşit rabıtadır.. Yaşayan, aklı ve şuuru yerinde olan her insan, ya sevdiklerini ya da sevmediklerini veya bunlarla alakalı olmayan şeyleri düşünmek durumundadır.

NOT: Kadınlar şeyhin suretini hayal etmezler. Onlar gözlerini yumar, iki kaşlarının arasından sadece İlahi bir nur tahayyül eder ve ona odaklanırlar ve o nurun Cenabı Hakkın isminin kendisi olmadığını sadece O’nun isminin nurunun bir tecellisi(yansıması) olduğunu  düşünürler..
Rabıta; irâdî ve gayri ihtiyari olmak üzere iki türlüdür..

1- Gayri İhtiyari Rabıta: Her insanın ayık olduğu her an içinde yapmış olduğu düşüncelerin tamamına irade dışı rabıta denir.

2- İrâdî Rabıta: Kendisine değer verilen bir şahsın suretini göz önüne getirerek onun Allah katındaki değerini, iyiliklerini, kalbî güzelliklerini düşünerek onun manevi rengine bürünmek yani; onun ahlakı ile ahlaklanmaktır. Nitekim, Peygamberimiz bir hadisi şerifinde “Allah’ın ahlakı ile ahlaklanınız” buyurmaktadır. Hiç şüphesizdir ki, Allah’ın ahlakı Kur’an ahlakıdır. Onun en güzel yaşayan örneği Peygamberimiz olmuştur. Peygamberimizin ahlakını en güzel yaşayanlar ise evliyaullahtır. O halde Peygamber ahlakını ahlak edinebilmek için onun ahlakını en güzel yaşayan canlı örnekler olan mürişidi kâmillere bakmak gerekir. Şayet, dini kitaplardan okuyarak güzel ahlak edinmek mümkün olsaydı onca ilahiyatçı sapıklar meydan gelmezdi.

İradî Rabıta İbadet midir.?
Rabıtanın ibadet olduğunu söyleyen hiç bir meşayih yoktur. Şu halde rabıta yapmak yani; sevenin sevdiğini veya saygı duyanın saygı duyulanı ululamadan düşünmesi ibadet değildir.
İbadet bir kimseye ta’zim yaparak onu ululayarak ona kulluk yapmaktır. İçinde ta’zim olmayan kulluğa ise kölelik denir.

SORU: Rabıtanın sufiler tarafından uydurulduğu söylenilmektedir. Hatta bu hususta bazı kimseler daha da ileri giderek Kur’an’dan bazı ayetlere yanlış anlam vererek rabıta yapanların müşrik olduğunu söylerler. Örneğin; “
-” Dikkat et, hâlis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler: Onlara, bizi sadece Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve inkârcı kimseyi doğru yola iletmez. (Zümer-3)

Bu ayeti ehli sünnet alimleri nasıl anlamışlardır ve İslam’da rabıtanın yeri nedir?

CEVAP: Elmalı Hamdi tefsirinde ve diğer Ehli Sünnet ulemasının tefsirlerinde Zümer Suresi 3. ayetin tefsiri şu manada yapılmaktadır:

-” Şirk koşanlar, hep Allah’tan aşağı olanlardan birtakım veliler, koruyucular tutmak isterler. İsterler ama O’ndan başka velilere, emir sahiplerine tutunanlar, gerek “İlahları, bir tek ilâh mı yapmış?” (Sâd, 38/5) diyenler gibi putlara, gerek meleklere ve gerekse İsâ gibi şerefli kullara ilâh diye sarılanlar “Biz onlara ancak, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz derler.” (Zümer-3)
Görüldüğü gibi ilgili ayet putperestler ve İsa’ya “ilah” diyen Nasara hakkında nazil olmuştur. Zira onlar Allah’tan başkasına ibadet etmektedirler. Tefsirde de böyle ifade edilmektedir. Bu sefiller rabıta yapan, Allah’tan başkasına ibadet edilmeyeceğine iman eden müminleri o putperestlere benzetme gafletine düşmekteler. Dikkat edilirse ayette; “Biz onlara sadece bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.” ibaresi geçmektedir. Hak yolda olan hiç bir sofi asla, kendisini Allah’a yaklaştırmak için şeyhine ibadet etme sapıklığında bulunmaz. O sofi ancak, Allah’a kulluk eder ve şeyhini Allah’a yaklaştırma hususunda şeyhini bir rehber bir üstat bilir.

Sufiler herkese Allah’ı sevdirmeye çalışan gerçek müminlerdir.. Buna rağmen anlayış fukarası, basiretleri bağlı Molla Kasım zihniyetli okumuş ama okuduğunu anlayamamış bazı cahiller, bu ayetlere yanlış mana vererek temiz müminlere şirk atfetmekteler.
Şirkin ne olduğundan habersiz gafiller kalkıyor başkalarını şirkten kurtarma çabasına girişiyor. Oysaki bu kimseler ikilik şirk batağına saplanmış, varlık pisliğinin içinde yüzen pislik böcekleri gibidir. Bunlar farkında olmasalar da bu da şeytanın onlara oynadığı oyunlardan birisidir.

Tekrar ediyoruz ki hiç bir sofi Allah’tan başkasına kulluk etmez ve şeyhinin sadece Allah’ın değerli bir kulu olduğuna inanır.  Her türlü faydayı Allah’ın yarattığına, tek kuvvet ve kudret sahibi Allah’ın olduğuna, başkasının ma’budluğa hakkı olmadığına bütün kalbi ile inanır.
Vesile hakkında Allahu Teala şöyle buyurmaktadır, mealen;

-” Ey inananlar, Allah’tan korkun, (vebteğû ileyhil-vesileh) O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.” (Maide-35)

Ayette görüldüğü gibi (vebteğû ileyhil-vesileh)  “O’na (Allah’ın rızasına) yaklaşmak için vesile arayın” buyurulmaktadır. Bu vesileye sadece Kur’an’ın zahiri olan farzları yapmak ve haramlardan kaçmak olarak bakanlar yanılmaktadır. Zira Kur’an’ın zahiri olan emir ve yasaklar elde olan bir mevcuttur. O halde Kur’an’ın başka bir emri olan ihlası elde etmek ve riyadan kurtulmak için olan vesile nasıl bir vesiledir..? Görünürde olmayan bu vesile, Kur’an’ın zahirini ve özünü bilen ve anlayan rasihun alimlerdir. O alimler ise İmamı Rabbani hazretlerinin belirttiği nefsini kötü huylardan tezkiye, ruhunu Allah sevgisinin haricindeki sevgilerden tasfiye etmiş mürşid-i kâmillerdir. O halde Allah’ın rızasına ulaşmak için Allah’ın rızasına ulaşmış kimseler aranmalıdır. Kendisi boğulmakta olan birisi başkasının kurtuluşuna naslı vesile olabilir..?

S O R U :
Bir selefiyeci şöyle bir soru sormaktadır:
“Peygamber veya sahabelerin rabıta yaptığını isbat edebilir misiniz..?

CEVAP:
Gönlü bir an Allah’tan gafil olmayan Peygamber efendimiz  neden ve neye rabıta yapsın..?
Bu sapkın adamlar Peygamber efendimizin  mübarek gönüllerini kendi paslı gönülleri gibi sanarak böyle densiz sorular sormaktalar. Şu iyi bilinmelidir ki, Peygamberler ve mürşid-i kamiller rabıta yapmaz murakabe yaparlar. Sahabelerin her birisi de birer mürşidi kamil olduğuna göre onlar ancak murakabe yapmışlardır. Ancak onlarında bidayette Rasulullaha rabıta yaptıkları varidtir. Bunun bariz örnekleri vardır. Hz. Ebu Bekir(r.a.) ve İbn-i Abbas(r.a.) gibi sahabeler ve tabiinden Üveysi Karani bunlardandır. Üveysi Karani (k.s.), Rasulullahı yıllar boyu görmeden hayal ederek yani; rabıta ederek yaşadı. Rasulullahın onun hakkındaki övgülerini duymayan yoktur sanırız.

 
TASAVVUFÎ RABITA NEDİR?
Tasavvufi Rabıta; ruhunu ve nefsini her türlü kötülükten arındırmış Allah dostu kamil ve mükemmil bir zâtın gönül aynasına yansıtılan marifetullahı ve İlahi nurları, baş gözünü kapayarak gönül gözü ile gözler kapalı olarak seyretmek için kurulan manevi bağlantıya RABITA denir.
Rabıta demek, düşünce bağı demektir. Her insanın yaşam süreci içinde her an gönlü, aklı ve düşüncesi bir şeylere rabıtalıdır. Allah’ın Rasulü’ne (s.a.v.), Eshab-ı Kiramdan (Allah Onlardan razı olsun) bazıları;
-“Ey Allah’ın Rasulü bizim aklımıza bazen öyle kötü şeyler geliyor ki bunları size söylemekten haya ediyoruz. Bu durum hakkın da ne buyurursunuz?” diye sorduklarında, Allah’ın Rasulü onlara şu mealde cevap verir:
– “Aklınıza gelen kötü düşünceleri kötü bilmeniz imandandır.”
    Bu da şu demek oluyor ki, Sahabelerin dahi akıllarına kötü düşünceler gelmektedir. O halde insanın gönlü bir havuz mesabesindedir. Ona her türlü düşünce akmaktadır. Peygamber aleyhisselam Efendimiz yukarıda geçen hadisi şerifte, kalbe gelen kötü şeyleri akıl gücü ile temyiz edip, kötü düşünceleri kötü bilmeyi imandan olduğunu bildirerek konuya açıklık getirmektedir. Her insanın rabıtası, ilminin seviyesi ile orantılıdır.
Kişinin aklı, inancı,  sevdiği veya korktuğu şeyler her ne ise,  bağlantısı, yani; rabıtası da onunla ilgilidir.
Peygamber(s.a.v.) Efendimiz alimler hakkında buyurdular ki:
-“Alim ölse bile diridir, cahil diri olsa bile ölüdür.”
 -“İlim ibadetten üstündür.” 
Peygamber (s.a.v) Efendimiz; (Zikrü’s-sàlihîne keffâretü’z-zünûb) (Deylemi)
-” Salihlerin anılması günahlara keffarettir. “diye buyurdu.

-” Peygamberleri anmak, hatırlamak ibadettir. (Deylemi)”
-” Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.” (Ebu Davud)
-” Âlim ile oturmak, yüzüne bakmak ibadettir.” (Hâkim)
İmam Caferi Sadık (k.s.) hazretlerine; “Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.” hadisi şerifi sorulduğunda şöyle açıklamada bulunmuşlardır: “Bundan maksat, kendisine bakıldığında sana Allah’ı ve ahireti hatırlatan alimdir. Bunun tersi olan kimseye bakmak fitne ve sapıklıktır.” 
Kişi sevdiğini çok hatırlar” hadisi şerifince bir kimse, neyi çok seviyorsa veya nelerden aşırı korkuyorsa, onlara gönlünü daha çok rabtetmektedir. Veysel Karani (k.s.) hazretleri o yüksek mertebeye Rasulullahı çokca düşünerek yani rabıta ederek gelmiştir. Kişinin  sevgilisine olan rabıtası  onu,  sevgilisinin  hayalini daha çok düşünmeye ve onu gözünde daha da değerli kılmaya sevk edecektir. Allah’ı çok seven bir kimse de, O’nun sevdiği kimseler olan peygamberleri, evliyaları, Allah’ın emirlerini yapmayı, yasaklarından kaçınmayı rabıta edecektir. Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim’i daha çok okuyup, buna göre yaşamını düzenleyecektir.

Rabıtaya şirk diyen sapıklar, sizler hanımınızı ve çocuklarınızı düşündüğünüz zaman şirke girmiyorsunuz da bir sufi Allah’ın dostu bir veliyi düşündüğü zaman mı müşrik oluyor ? Birisini düşünmekle şirke girilseydi, rabıta yapanlara müşrik diyenler müstehcen şeyler düşündüğünde iki kat daha fazla müşrik olurlardı ?

RABITA NASIL YAPILIR?
Abdestli olarak kıbleye karşı teverrük veya diz üstü oturulur. Gözler kapatılır. Önce ölüm rabıtası yapılır. Her canlının öldüğü gibi kendimizin de öleceğini belki oturduğumuz yerden kalkmak dahi nasip olmayacağını düşünerek rabıtaya başlanmalı.
Bir an öldüğümüzü ve kabre vardığımızı düşünüp sorgu meleklerince hesaba çekildiğimizi düşünmeli. 

Yazan: Abdullah Bekir

EK BİLGİLER:

FENÂ Fİ’Ş-ŞEYH NE DEMEKTİR?

Mürşid huzûrunda iken gösterilen edep ve muhabbeti, onun gıyâbında da göstermeye ve onun ahlâkıyla ahlâklanmaya “fenâ fi’ş-şeyh” tabir edilir. Beşer idrâkinin mücerredi görmesi veya hissetmesi, onu bir eşyâya veya şekle nisbet etmeden kolay kolay gerçekleşmez. İlim âlimde, aşk âşıkta ve sanat da sanatkârda sergilenir. Mücerredi sergisiz takdîm, imkânsızdır.

Râbıta ile mürşidin kalbindeki mânevî husûsiyetler sâlike intikal eder. Nasıl fizikî beraberlikte mürşid-i kâmilin yanında edeben ulvî duygular ile bulunulur ise, o hâli mânevî beraberlikte de, yâni gıyâblarında da devâm ettirmek, râbıtanın hakîkatine erişmektir. Çünkü her zaman Allah dostları ile fizikî beraberlik mümkün olmayabilir.

Esasen hâllerdeki sirâyet, muhabbet ve ünsiyet nisbetinde gerçekleşir. Kâmil bir mü’min olabilmek için sâdık ve sâlihlerle beraber olmak, yâni onları sevmek ve onlara yakın bulunmaya çalışmak, bu temâyülün kuvvetlenip arzu edilen netîceyi hâsıl etmesi için şarttır.

LEYLÂ’DAN MEVLÂ’YA ULAŞMA GAYRETİ

Sâlik, mürşidine aşk ve muhabbetle bağlandığı anda, “aşk-ı mecâzî” başlamış olur. Çünkü kalp, Allâh’a mahsus bulunduğundan hakîkî mâşûk, Allah’tan gayrısı olamaz. Diğer sevilenler ve onlarla yaşanan hâller, bir saraya çıkışta merdiven basamakları mesâbesindedir. Bunlar, kalbin muhabbetullâha hazırlanması yönündeki alıştırmalar hükmündedir. Tâbir câizse “Leylâ”dan “Mevlâ”ya ulaşma gayretidir. Bu gayretlerde en feyyâz merhale, gerçek bir mürşid-i kâmile mülâkî olmak ve onunla ünsiyet ve muhabbetin mânevî heyecanını yaşamaktır. Bunun en verimli tezâhürü ise râbıtadır. Muhabbetin böyle sıradan ve basit alâkalarla kıyaslanamayacak derecede bir şiddete ulaşması, “râbıta”nın ta kendisidir.

Bâyezîd-i Bistâmî’ye mürâcaat eden bir derviş:

“–Beni Allâh’a yaklaştıracak bir amel tavsiye et.” deyince Bâyezîd -kuddise sirruh-, ona şu nasîhatte bulunmuştur:

“–Allâh’ın velî kullarını sev! Sev ki, onlar da seni sevsinler. Onların gönlüne girmeye çalış! Çünkü Allâh, o âriflerin kalplerine her gün 360 defâ nazar eder. Onlardan birinin kalbinde senin adını görürse, seni bağışlar!..”

İşte bu sebeple tasavvufî terbiyede sâlikin mensub olduğu yere ve sâdıklara âit muhabbetini tâze ve zinde tutabilmesi maksadıyla “râbıta”, dâimî bir temrin hâlinde kâideleştirilmiştir.

Râbıta, muhabbetin şiddetiyle, kalbî duyuş ve hissedişte yüksek bir mânevî hat meydana getirir. Bu hattın iki ucundaki şahsiyetlerde “aynîleşme” istikâmetinde bir rûhî alışveriş başlar. Rûhî aynîleşme, âdeta fizikteki birleşik kaplar misâli gibidir.

ASHÂB-I KEHF’İN KÖPEĞİ VE HAZRET-İ LÛT’UN KARISI

Şeyh Sâdî-i Şîrâzî, hâllerdeki sirâyet husûsiyetini şöyle ifâde eder:

“Ashâb-ı Kehf’in köpeği sâdıklarla berâber olduğu için büyük bir şeref kazandı. Öyle ki, Kur’ân-ı Kerîm’e ve târihe geçti. Lût Peygamber’in karısı ise fâsıklarla berâber olduğu için küfre dûçâr oldu.

Yine Şeyh Sâdî, sâlih ve sâdıklarla ünsiyet netîcesinde meydana gelen “aynîleşme”yi “Gülistan” adlı eserinde temsîlî bir şekilde şöyle hikâye eder:

“Bir kişi hamama gider. Hamamda dostlarından biri kendisine temizlenmesi için güzel kokulu bir kil verir. Kilden, rûhu okşayan enfes bir râyiha yayılır. Adam kile sorar:

“–A mübârek! Senin güzel kokunla mest oldum. Haydi söyle, sen misk misin, anber misin?”

Kil ona cevâben şöyle der:

“–Ben misk de anber de değilim. Alelâde bir toprağım. Lâkin, bir gül fidanının altında bulunuyor ve gül goncalarından süzülen şebnemlerle her gün ıslanıyordum. İşte hissettiğiniz, gönüllere ferahlık veren bu râyiha, o güllere âittir.”

İşte bu misâldeki mânânın da işâret ettiği üzere, samîmiyet, teslîmiyet ve tevâzû ile, gönüllerini Hak dostlarının önüne serenler, tâlibi oldukları güzelliğin akislerine bir tecellîgâh hâline gelirler. Tıpkı gökteki ayın, kendine âit bir ziyâsı olmamasına rağmen, güneşe dönük olan yüzünün aldığı nûr huzmelerini aksettirmek sûretiyle güneşin bir husûsiyetinden hisse alması gibi böyleleri de beşeriyetin zulümât ile kararmış gecelerine -âdeta- parlak birer kandil olurlar.

RÂBITA’NIN NETİCESİ

Cenâb-ı Hak’ta fânî olmuş bir mürşid-i kâmilin kalbi, esmâ-i ilâhiyyenin tecellîlerine mazhariyetle feyizlenmiştir. Bu itibarla mürşidin kalbi, âdeta ışık huzmelerini bir noktaya teksîf etmiş olan mercek gibidir. Bu tecellîlerin bereketiyle bütün menfîlikleri yakıp kül eder. Mürîd, râbıta ile bu bereketten istifâdeye çalışır. Kalpten nefsânî bencil duygular gider, onun yerine örnek şahsın hâlleri intikâl eder. Kalbi işgâl eden dünyevî her şey, kalbin dışına çıkarılarak lâyık olduğu mevkide tutulur.

Tasavvufî eğitimde kuru kuruya bir fiilî berâberlik makbul değildir. Zira kimileri, bir mürşid-i kâmilin dizi dibinde bulunurlar da gafletlerinden dolayı bir hisse kapamazlar.

KALBÎ BERABERLİĞE DEVAM EDİLMELİ

Öte yandan uzak diyarlardaki nice mürîdler, mürşidlerine duydukları engin hürmet, hasret, muhabbet ve bağlılıkları vesîlesiyle müstesnâ nasiplere, güzel hâllere, ilhamlara ve mânevî duyuşlara nâil olabilirler. Büyüklerin buyurduğu; “Yemen’deki yanımda, yanımdaki Yemen’de.” sözü de esâsen bunu ifâde eder. Bu sebeple mühim olan, nerede olursa olsun, kalbî berâberlik duygusunu yitirmemektir.

Mânen dirâyetli insanların, etrâfındakileri kendi hâliyle hâllendirme istîdâdı her ne kadar âzamî derecede olsa bile, bu tek başına yeterli değildir. Zira tasavvuftaki hâl intikâli, öyle bir mânevî akıştır ki, o akışın, sür’at ve tesirinden âzamî istifâdenin hâsıl olması, mürşid-i kâmilin dirâyeti kadar, müridin istîdâdına ve muhabbetinin seviyesine de bağlıdır. Onun içindir ki her mürîd -sırf mürîd olması sebebiyle- aynı merhaleye ulaşamaz.

Fark, müridden mürîde değişen istîdat ve kalbî muhabbetteki seviyeden doğar. Bir misâl ile söylemek gerekirse, bir kimsenin su almak gâyesiyle kabını, küçük bir göle ya da uçsuz bucaksız bir okyanusa daldırması arasında fark yoktur. Her iki hâlde de ancak kabının hacmi kadar su elde eder. Bu sebeple mürîdin de istîdatlı ve bu istîdâdını kullanma gayreti içinde olması îcâb eder.

Yûnus Emre Hazretleri ne güzel söyler:

Çeşmelerden bardağın Doldurmadan kor isen Bin yıl anda durursa Kendi dolası değil

Hâllerdeki sirâyet özelliği, müsbette olduğu gibi menfîde de geçerlidir. Nitekim Firavun’un Hâmân ve emsâli süflî adamları da onunla ihtilâtları sebebiyle zamanla Firavunlaşmışlardır.

KİŞİ SEVDİĞİ İLE BERABERDİR

Nitekim hadîs-i şerîflerde şöyle buyrulmuştur:

“Kişi sevdiği ile berâberdir.” (Buhârî, Edeb, 96)

“Herhangi bir topluluğa benzemeye çalışan, onlardandır.” (Ebû Dâvûd, Libâs, 4/4031)

Netice olarak şunu iyi anlamak gerekir ki râbıta, en kısa ve öz bir ifadeyle muhabbeti taze tutma hadisesidir. Daha öteye gitmek ve farklı mülâhazalarla herhangi bir beşere kudsiyet atfetmek, hatâdır, hududu aşmaktır ve -Allah muhafaza buyursun- şirke kapı aralamaktır. Çok kimselerin ayaklarının kaydığı nokta burasıdır. Râbıta edilen şahıs, yâni mürşid-i kâmil, Allah ile kul arasında üçüncü bir şahıs değildir. Çünkü İslâm’da ruhbanlık yoktur. Mürşid ancak, mürîdin kendisine örnek alması için ihsân edilmiş numûne-i imtisâl bir şahsiyettir. Nasıl ki, seyahat esnâsında bindiğimiz bir araç, gâye değil vâsıta ise, bir mürşid-i kâmil de, mürîde kalbî eğitimi tâlîm edip onun iç dünyasını Allah Rasûlü’nün ahlâkı ile tezyîn eden bir Allah dostudur. Kudsiyyet, Allâh’a mahsustur. Her türlü güç ve kudret O’na aittir. Kul hangi mertebede olursa olsun, âcizdir ve Hakk’a muhtaçtır.

Ek Bilgiler bölümü Alıntıdır: Osman Nûri Topbaş, Hak Yolculuğu, Erkam Yayınları

 

Loading

17.725 - 2
DİKKAT: Hakaret, küfür, tehdit içeren mesajlarla ilgili gerekli yasal işlemler yapılır. Tüm gönderilerde IP adresleri ve gönderim tarihi sistem tarafından kaydedilmektedir. Soru veya mesaj göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Aşağıdaki formu doldururken isim kısmında takma ad veya rumuz kullanabilirsiniz. İnternet sitesi kısmını boş bırakınız. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir. Eposta adresiniz yayımlanmaz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


“Rabıta Şirk midir?” üzerine 138 yorum.

    1. Rabıta hakkındaki bilgilerin asıl bölümü Bekir Abdullah hocanındır.
      EK Bilgiler bölümü Osman Nûri Topbaş Hocanın, Hak Yolculuğu, Erkam Yayınlarından alıntıdır.

  1. Rabıta bir enerji çalışması olabilir mi kişinin kendi hayal gücü ile yaptığı bir uygulama olabilir mi Enerji çalışmaları günahmıdır yani evrenden yada başka bir yaratılmıştan beklemeden Rabbimden olduğuna iman ederek bioenerji ve kozmik enerji çalışmaları günahmıdır yada bu konuda sahih bir delil var mıdır insanı iyi güzel yönelim sağlayan kimsenin tekamül alanına girmeyen kimseye başkası için kötüye yöneltmeyen pozitif enerji çalışmaları dinen uygun değilse neden değildir teşekkürler

    1. RABITA BİR ENERJİ ÇALIŞMASI DEĞİLDİR.
      Rabıta, saf Allah sevgisini yansıtan gönül aynalarına yönelip aradaki aynayı(mürşidi) geçip İlahi sevgi tecellilerine bağlanmaktır…

  2. Selamûn aleykûm hocam ben süleymancıların yurdunda okuyorum bize her sabah “SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN” ONLARA göre üstadımız. Neyse hersebah boynumuzu kalbimize büküp onlara göre üstada ihlas okutturuyolar bu şirk midir

    1. Aleykümselam Emre Can.
      Bir peygamberin veya alimin veya herhangi bir vefat etmiş müminin ruhuna Kuran veya ondan bir sure okumak şirk değildir. Şirk diyenler şirkin ne olduğunu bilmeyecek kadar cahil ve ahmaktır.
      Şirk Allaha ortak koşmaktır veya Allahtan başkasına ibadet etmektir. Siz Süleyman Hilmi Tuna merhuma tapmıyorsunuz sadece ruhuna Kurandan bir sure okuyup ona sevap gönderiyorsunuz. Her fani gibi o da merhamete muhtaç olduğu için ona sevap gönderiyorsunuz. Muhtaç olmayan sadece Allahu tealadır.
      Süleymancıların bazı sapkın inançları vardır onlara kapılmamanı tavsiye ederim. Süleyman Hilmi hazretleri sadık veli ve alim bir kimsedir ama güya onun yolunda gittiklerini iddia edenler hiç de samimi değillerdir. Paragöz insanlardır. Siyasette ehveni şeri değil siyonist israil ve ABD’nin Türkiye’de ki maşaları olan İslam düşmanlığı yapmış partileri tercih ediyorlar.
      Zekat ve öşürleri fakirlere diye toplayıp onlara vermeyerek fakirin hakkını gasp ediyorlar. Oysaki o paralar camilere dahi verilemez. Zekat ve öşür fakirin hakkıdır.
      Bunlar fetöden sonra Amerikanın Türkiye’deki gizli üssü gibidir.

  3. Hatice hanım. Ehli Sünnet demek Kuran ve Sünnet yolu demektir. Bidat ise Kuran ve Sünnet dışı inanç ve amellerin din-i İslam sokulması demektir. Oysaki siz 25 yıl Ehli Sünnet bir tarikatın içinde kalmış bir hanımsınız. Bunların aynı olmadığını en az bizim kadar biliyor olmalısınız. Malumunuzdur ki Ehli Sünnet yolu Peygamberimizin ve ashabının yoludur. Oysaki bidat yolu dine sonradan sokulmaya çalışılan çirkinliklerdir.
    HATİCE HANIMIN SORUSU:
    “Ben çok büyük bölümler yaptım tarikat ilimleri, tefsir dersleri akait dersleri risaleler hepsini yaptım ne zaman kafama dank etti?
    Bir gün yine tefsir derdindeyiz ve tefsir yaparken müşriklere sorulan sorularla onların cevabı gerçeği görmeme vesile oldu. Hani müşriklere soruyorlar siz neden putlara tapıyorsunuz diye. müşrikler biz asla putlara tapmayız onlar bizi Allaha yaklaştırıyor diye aracı olarak görüyoruz derler. E şimdi biz ne yapıyoruz? Allah ile şeyhi bize yaklaştırıcı vesile aracı görmüyor muyuz?” diyorsunuz.

    C E V A P :
    Sizin değinmek istediğiniz meali ya siz yanlış hatırlıyorsunuz ya da sapkın selefiyeci vehhabilerin tefsirlerinden almış olmalısınız. Ayetin doğru olan meali şerifi şudur:
    Allahu Teala buyurdu ki (mealen):
    – “(Müşrikler) Allah’ı bırakıyorlar da, kendilerine ne fayda, ne de zarar verebilecek olan şeylere tapıyorlar ve “Bunlar bizim Allah katında şefaatçilerimizdir.” diyorlar. De ki, “Siz Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?” Allah onların ortak koştukları şeylerin hepsinden münezzehtir.” (Yunus/18)

    Ayeti kerimedeki ibarede müşrikler putlara taptıklarını inkar etmiyor. Onları şefaatçi gördükleri belirtiliyor. Allahu teala mezkür ayeti kerimede müşriklerin kendisine şirk koşmalarından dolayı müşrik olduklarını belirtiyor. Sizin tabi olduğunuz hocalarınız ise Allahın rızasını kazanmada rehberlik, öğretmenlik yapan ehli sünnet mürşidlere tabi olmayı şirk sayarak ayetin manasını saptırıyorlar. Bir kimseye, İlahi rızayı kazanmak için tabi olmak şirk olsaydı haşa bütün ümmet Rasulullaha tabi oldukları için müşrik sayılırdı. Oysa Allahu teala “Alaha ve Rasülüne itaat ediniz” buyurarak vesileyi farz kılıyor. Çünkü Rasulullahın yolunu vesile etmeyen kimse asla İlahi rızaya eremez.
    Bir kimse nasıl olur da 25 yıl ehli sünnet bir tarikatte olup da şeyhe tapılmayacağını onun sadece dini yaşamda örnek bir insan olduğunu anlayamaz?
    Öyle anlıyorum ki böyle birisinin gerçek tasavvufla uzaktan ve yakından alakası yoktur. 2000 yıl ibadeti olan İblis cennette kalmaya muvaffak olamadı. Çünkü içinde hep sapkınlık alameti olan kibir vardı. Onu temizlemeye hiç yönelmemişti.

    TEVHİD VE ŞİRK:
    Ehli dalalet aşağıda belirttiğim iki ayeti kerimeyi yanlış anlayıp yanlış yorumlayarak tasavvuf ehline iftira atıp küfre girmektedir. Şimdi bu ayeti kerimeleri hep birlikte görelim:
    Allahu Teala buyurdu ki (mealen):
    – (Müşrikler) Allah’ı bırakıp da kendilerine yakınlık sağlamak için edindikleri ilâhları onlara yardım etselerdi ya! Ama hayır, aksine onlardan kaybolup gittiler. İşte bu onların yalanları ve uydurup durdukları iftiralarıdır. (Ahkâf/28)
    Açıklama:
    Bu ayeti kerimede Allau teala putlara ve nefsine veya liderlerine veya Allahtan başka şeylere tapanlara hitap etmektedir. Burada Allah’ın dinini yaşamada mürşidini örnek alan mümine atıf yoktur. Zira gerçek sufi Allah’tan başkasına ibadet etmenin küfür ve şirk olduğunu herkesten daha iyi bilir. Nerede kaldı şeyhe tapmak???

    Allahu Teala buyurdu ki (mealen):
    – “(Müşrikler) Allah’ı bırakıyorlar da, kendilerine ne fayda, ne de zarar verebilecek olan şeylere tapıyorlar ve “Bunlar bizim Allah katında şefaatçilerimizdir.” diyorlar. De ki, “Siz Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?” Allah onların ortak koştukları şeylerin hepsinden münezzehtir.” (Yunus/18)
    Açıklama:
    Dikkat edilirse bu ayeti kerimede Allahu teala müşrikleri Allah’tan başka şeylere tapanlar olarak belirtmektedir. Oysaki gerçek bir ehli tasavvuf değil Allahtan başkasına tapmak O’ndan başkasının teveccühü için ibadet etmeyi bile şirk saymıştır. Nerede kaldı cahil selfiyeci vehhabilerin sufilere attıkları şirk iftirası? Eğer bu sapkınlar bu küfürlerine tövbe etmeden ölürlerse hiç şüphesiz Allahu teala bu sapkınları bu iftiraları yüzünden ebediyyen cehenneme sokacaktır. Çünkü ehli tevhide müşrik diyenlerin kafir olacağını Peygamberimiz sahih hadisinde belirtmektedir.

    GERÇEK TEVHİD NEDİR?
    Malum Ola ki Tevhid Üç Mertebedir:
    1- Tevhid-i Efal: Ârife zikir ve ibadetler vesilesiyle öyle bir ahval gelir ki, cin insan ve meleklerden gelen fiilleri (masivadan ayırarak) O’ndan görür. Buna ehli mutasavvıf fiillerin tevhidi der. Bu ilmin kaynağı: “De ki hepsi Allah’tandır” (Nisa/78)
    2- Tevhid-iSıfat: Bütün kuvvet ve meleklerle bunlara nisbet edilen sıfatı masivadan ayırmaktır.
    3- Tevhid-i Zât: Varlıkta yalnız bir zât onun çeşitli mertebelerde tecellisini görmektir.
    Yukarıdaki ilmin kaynağı: “Sizi ve yaptıklarınızı O yarattı” (Saffat/96)

    Görüldüğü gibi avam müslümanlar “Allah’tan başka İlah yok” derken büyük sufiler “Allah’tan başka (gerçek) varlık yok” derler. İkilikten kurtulamamış karanlık selefiyeciler gerçek tevhid ehli sufilere şirk yaftası vurmaya kalkıyor. Ölünün diriye talkın okuması gibi. Karanlığın aydınlığa sen karasın demesi gibi. Ayağın başa “sen ayaksın ben başım” demesi gibi…

  4. Yazınızı okudum, sonra içinden bir kaç paragrafı kaydetmek istedim. Metin seçmenin ve sağ klik yapmanın engellenmiş olduğunu gördüm. Burada yazılan yazılar islamiyet için yazılmıyor mu? Paylaşılması için illa site linkini mi yollamamızı mı şart tutuyorsunuz? Zira bunun islam için emribilmaaruf neyhimünker yapan insanlara ve hizmetlerine uymadığı kanaatindeyim. Yinede siz bilirsiniz, keza bu site için cüzzi iradeniz ile hükmetmektesiniz. Sınavınızın ve sınavımızın bizleri ters yönlere saptırmaması için HZ ALLAH TEALA AZZE ve CELLE bize yardım etsin.

    1. Kardeşim niçin ön yargılı söz ediyorsunuz?
      Hemen menfi düşünüyor bize kötü zan da bulunuyorsunuz?
      Emri marufun önemini bilmediğimizi mi ima ediyorsunuz?
      Daha önce bir engel yoktu lakin bazı art niyetli kimseler istismarda bulunup bizi sıkıntıya soktu. Bu yüzden kopyalamaya engel koyduk. Şayet emri maruf yapmak istiyorsanız linkimizi başkalarına gönderirseniz bu da işe yarar.

  5. Siz önce dürüst olunuz. Kendiniz bir kadınken erkek ismi kullanmaya utanmıyor musunuz?
    Bir müslümanın peygamberini hatırlaması ne zaman haram olmuş ki aklınızca bize ders vermeye kalkıyorsunuz?
    Rabıta hakkında naklettiğimiz kanıtları neden görmüyorsunuz yoksa gözünüzde ya aklınızda bir özür mü var !!??
    İŞTE RABITA HAKKINDA ŞER’İ KANIT:

    – İsmail, İdris ve Zülkifl’i de (hatırla). Onların hepsi de sabredenlerdendi. (Enbiya/85)
    Hatırlamak eşittir rabıta etmektir.
    – “Şüphesiz ki Allah ve melekleri, Peygamber’e salât etmekte (yani, O’nun şerefini gözetmekte ve şanını yüceltmekte) dirler; o halde siz de îman edenler O’na salât edin (yani, O’nun şanını yüceltmeye özen gösterin); O’na içtenlikle selâm edin (esenlik dileyin).” (Ahzâb, 33/56).
    Bu ayet Peygamberimize salat ederek onu hatırlamamızı emretmektedir. Rabıtada hatırlamanın ta kendisidir. Zira hatırlamadığın kimseyi düşünemezsin.
    Peygamber(s.a.v.) Efendimiz alimler hakkında buyurdular ki:
    -“Alim ölse bile diridir, cahil diri olsa bile ölüdür.”
     -“İlim ibadetten üstündür.” 
    Peygamber (s.a.v) Efendimiz; (Zikrü’s-sàlihîne keffâretü’z-zünûb) (Hadis-i Deylemi)
    -” Salihlerin anılması günahlara keffarettir. “diye buyurdu.
    -” Peygamberleri anmak, hatırlamak ibadettir. (Hadis-i Deylemi)”
    -” Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.” (Ebu Davud)
    -” Âlim ile oturmak, yüzüne bakmak ibadettir.” (Hadis-i Hâkim)
    İmam Caferi Sadık (k.s.) hazretlerine; “Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.” hadisi şerifi sorulduğunda şöyle açıklamada bulunmuşlardır: “Bundan maksat, kendisine bakıldığında sana Allah’ı ve ahireti hatırlatan alimdir. Bunun tersi olan kimseye bakmak fitne ve sapıklıktır.” 
    “Kişi sevdiğini çok hatırlar” hadisi şerifince bir kimse, neyi çok seviyorsa veya nelerden aşırı korkuyorsa, onlara gönlünü daha çok rabtetmektedir. Veysel Karani (k.s.) hazretleri o yüksek mertebeye Rasulullahı çokca düşünerek yani rabıta ederek gelmiştir. Kişinin  sevgilisine olan rabıtası  onu,  sevgilisinin  hayalini daha çok düşünmeye ve onu gözünde daha da değerli kılmaya sevk edecektir. Allah’ı çok seven bir kimse de, O’nun sevdiği kimseler olan peygamberleri, evliyaları, Allah’ın emirlerini yapmayı, yasaklarından kaçınmayı rabıta edecektir. Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim’i daha çok okuyup, buna göre yaşamını düzenleyecektir.
    Eğer ki biz hadislere inamayız bize Kuran yeter” diyorsanız siz Kur’an’a da inamayan bir kafirsiniz. O zaman siz biz müslümanların muhatabı olamazsınız defolun sayfamızdan!

    Rabıtaya şirk diyen sapıklar, sizler hanımınızı ve çocuklarınızı düşündüğünüz zaman şirke girmiyorsunuz da bir sufi Allah’ın dostu bir veliyi düşündüğü zaman mı müşrik oluyor ? Birisini düşünmekle şirke girilseydi, rabıta yapanlara müşrik diyenler müstehcen şeyler düşündüğünde iki kat daha fazla müşrik olurlardı ?

  6. Bazı cahil sofilerden duyduğum, şeyhim benim yatağımda sağımdan soluma döndüğümü bilir, sekaret halinde, münker nekir suallerinde himmet edecek, sıratta elimde tutacak sözleri şirktir. Şeyhte imtihan edilmekte olan bir fanidir. Onun son halini, amelini, imanını bilemeyiz. Burada anlatmaya çalıştığınız vesileyle olayı şirkten kurtarmak hayli zordur. İhyayı ezberlemiş bir sofi yakınımla (Allah rahmet eylesin) yıllarca ehli sünnet itikadı okumaya çalıştım ama aklı, kalbi, dili Allahtan çok şeyhiyle meşguldü. Ve o yardımı Allahtan değil şeyhinden bekliyordu. Sonra kadınların bir erkeğin resmine bakarak onun alnından nur çıkıp hanımın kalbine geldiğini düşünmesi gibi eylem ve söylemler gayri islamidir. Benim hanımım bir başka erkeğin yüzüne, alnına bakarak böyle bir rabıta yapamaz. Evet (Ve hüve maaküm eynama küntüm) olan Allahtır. İlmi olmayanların rabıta meclislerinde, hatmelerde defaatle girip gördüğüm riya ve ucublarıyla imanları şirksiz değildi. Hatme duasında Allah c.c, Peygamber a.s ve sahabe efndilerimiz, sadatlar okunurken susan, uyuyan, başı önde dinleyenlerin en sonda yaşayan şeyhin isminin anılmasıyla cezbe haline gelmeleri trajikomik bir riya ve şirk örnegidir. Şeyhinin ismi anılınca cezbeye gelen sofinin Allahın adını duyunca ölmesi gerekir. Zira Gerçek müminler o kimselerdir ki yanlarında Allah zikredilince kalpleri ürperir buyrulmuştur kitabı kerimimizde.(Enfal Suresi.2) Allah şirksiz iman etmeyi, o iman ile yaşayıp ölmeyi ümmeti muhammede nasip eylesin vesselam..

    1. Merhaba Mehmet kardeşim.
      “şeyhim benim yatağımda sağımdan soluma döndüğümü bilir, sekaret halinde, münker nekir suallerinde himmet edecek, sıratta elimde tutacak sözleri şirktir.” demişsiniz. Bu sözünüz bir bakımdan doğru bir bakımdan doğru değildir.
      Eğer bir kimse “şeyhim benim yatağımda sağımdan soluma (Allahın inayeti ve kudretiyle) döndüğümü bilir” derse, doğru söylemiştir. Buna şirk demek cehalettir. Allahın kulları üzerindeki tasarrufatını inkar etmektir. Allahu tealanın aciz olduğunu itiraf etmektir ki bu küfürdür.
      Amma velakin bir kimse, “şeyhim benim yatağımda sağımdan soluma(Allahın inayeti ve kudreti olmadan) döndüğümü bilir” derse o vakit o kişi hem şirke girer hemde küfre girer.
      Zamanımızda ingiliz mezhebi vahabilik pisliğinden etkilenmeyen müslüman çok azdır. O sebeple bir çok vahabi zihniyetli kimse bilip bilmediği şeylere şirk yaftasını vurarak kendi imanını tehlikeye atmaktadır.
      Allahu teala bizleri gerçek tevhid yolu ve gerçek İslam ehli sünnetten velcemaat yolundan ayrımasın vesselam.

    2. Gavs’a (ks) sordular; “mürşid müridinin gece sağdan sola döndüğünü vs bilir mi?” Mürşid; “Tövbe estağfirullah” dedi. “Kasıtlı söylerse küfürdür. Yakup as bile oğlu Yusuf’un as ölmediğini bilmedi. Allah cc bildirir ise bilir” buyurdu…
      vel hasılı kelam hocam, sözüne ekleme yapmak istedim maksad dua olsun biz aciz abdi fakir üstüne birde maddi manevi hasta kullara dua buyur.
      Ellerinden öperim :)))

  7. Yazınızı dikkatle okudum ve gerçekten güzel örnekler vererek bu gerçeği anlatmışsınız. Sadece kafama takılan şey son soru. Ben mürşidimi hiç canlı kanlı görmedim sadece internette fotoğraflarını gördüm ve rabıta yaparken o fotoğraftaki halini aklıma getirip rabıta yapıyorum bu caiz değil mi?

    1. Rabıtada mürşidin fiziki suretini değil sîretini (şeyhin güzel ahlakını, Allah’a teslim oluşunu, Allah aşkını) düşünürsen daha yararlı olur.

  8. Allah razı olsun çok güzel anlatmışsınız yalnız rabıta yı ibadet haline getirmemek lazım tarzı birşey yazıyor Bizim her akşam mürşid rabıta mız var bunda bir yanlış yok değil mi

    1. Gizem hanım rabıta hakkında yazımızı okuduğunuza göre oradaki kriterlere göre rabıta yapmanızda bir beis yoktur.

  9. Allah herseyi gören ve bilendir.Allaha hamd olsun ne ekonomik bir sıkıntım var,ne bir sağlık sorunum.Tarikatlara girmek istememdeki amaç daha fazla ne yapabilirim,rabbimin ilim deryasından bir damlada olsa daha fazla nasıl daydalanabilir ve nasıl rabbimin rızasını kazanabilme yolunda,rabbimin rızasını kazanabilme ihtimalimi yukseltmeye çalışabilirim.tek amacım ve gayem bu.Herşey iyi ve güzel fakat rabıta konusuna gelince beni alıyor derin bir düşünce.”Abdullah Bekir” in sözü doğrudur,haklıdırda fakat yaptığımız şeyin doğruluğunu ispat etmek için eksik konusmamakta fayda var diye düşünüyorum kendi fikrimce.Bir insanı beşer Eşini Dostunu metresini veya herhangi birisini düşündüğünde hiç bir fani ne eşini ne evladını nede haşa dostunu aracı kılarak rabbine ulaşmaya çalışmıyorki.Benim bir Allah dostunu düşünüp Rabbimden O Allah dostunun yüzü gözü hürmetine beni doğru yola sevk etmesini istemem anlaşılabilir kanımca doğrudurda.Fakat Rabıtada hasıl olan durum malum.Yine söylüyorum benim ilmim yok bilgimde yok.bunlar sadece fikirlerim.Rabbim hakkımızda en hayırlısı neyse onu versin inşallah.

    1. Ahmet kardeşim. Samimi olduğun için yazına cevap veriyorum. Allahın Rasulü “İmanın en üstünü Allahın sevdiklerini sevmek, buğz ettiklerine buğz etmektir.” buyurdu. Rabıta da Allah’ın sevdiği veli kulu gözümüzün önüne getiririz. Onun kalbindeki Allah sevgisinin derinliğini hayal ederiz..
      O hayal etme esnasında her şeyin yaratıcısı Allahu Tealaya “Rabbim bu muttaki kulunun kalbine koyduğun sevgini benim de kalbime koy”. “Zira sen bir kimsenin kalbine sevgini koymazsan o seni asla sevemez” diye temennide bulunur ve rabıta bitene dek bu yalvarış halimizi kalbimizde tutmaya çalışırız. Allah kalbe bakar sözünden bunu anlamalıyız. Yalvaran bir kalbi de Allah boşa çıkarmaz nuru ve muhabbeti ile doldurur.
      Bizim rabıtadan anladığımız budur.

  10. Rabıta oldugunu iddea edin kisi arkadasinin esinin ve ailesinin ve cevresindekilerin onun hakkinda soyledigi konustugu iyi veya kotu olan herseyi duyabilir mi? Gittigi veya geldigi yerleri bilebilir mi boyle birsey mumkunmudur yardimci olabilirmisiniz?

    1. SORU: “Rabıta oldugunu iddea edin kisi arkadasinin esinin ve ailesinin ve cevresindekilerin onun hakkinda soyledigi konustugu iyi veya kotu olan herseyi duyabilir mi? Gittigi veya geldigi yerleri bilebilir mi boyle birsey mumkunmudur yardimci olabilirmisiniz?”
      CEVAP: Telepati denilen düşünce okuma ile rabıtanın bir alakası yoktur. Rabıta, Allah sevgisini kazanmak için atılan ilk adımdır. Rabıta ile gönül saydamlaşır melekut alemi görülmeye başlar. Melekut aleminden kalbe yansıyan ilahi nurlar kalpteki kötü huyları yok eder imanı güçlendirir. Taklidi olan imanı, tahkiki imana, oradan da aynel yakîn imana dönüştürür.

  11. سلام عليكوم hocam namazın dinimizdeki yerini bikiyoruz ve bu konuda ne kadar çom hadis olduğunu da biliyoruz peki rabıta bu kadar önemli iken neden hiç bir hadiste geçmiyor. Veya hiç bir sahabe hayatı anlatılırken şöyle veya böyle rabıta yapardı. Diye kaynaklarda geçmemektedir. Biz sadece bir kaç ayetin olduğunu biliyoruz fakat onlarında rabıtaya delaleti tam değildir. Teşekkür ederim.

    1. Aleykümselam.
      Namaz farz bir ibadettir. Rabıta ne farzdır ne de ibadet değildir. Allahı sevmek için Onun dostlarını sevmek gerekir. Bu sevgiyi elde etmenin yollarından biri de rabıtadır.
      Sahabeden Hz. Ebu Bekr, İbn-i Abbas gibileri rabıtalı olduğuna dair sağlam kaynaklar var. Tabiinden Veysel Karani rabıta yolu ile hidayet bulmuştur.

    2. Hocam bu söylediğiniz Abdullah b. Abbas ve Ebu bekir radiyallahü anha ların rabıta yaptıklarını gangi kaynaktan öğrendiğinizi öğrenebilirmiyim.

    3. Ömer Ziyaüddin Dağıstani hazretlerinin TARİKATLAR VE FETVALAR kitabındadır. O da Hanefi fukasından Şerhul-Ibad Li-İbn-i Hacer’ kaynak göstermiştir.
      Üveysi Karani sana delil olarak yeter. Rasulullahın onun hakkında bir çok sahih hadisi şerif vardır. O malumunuzdur ki, rabıta yolu ile kemale gelmiş tabiinin en büyük velisidir. Rasulullah onun hakkında “Eğer beni(zahiren) görseydi Ebu Bekir ve Ömer den daha üstün olacaktı” buyurmuştur.

  12. Allah’ın rahmeti üzerinize ve üzerimize olsun kardeşim tek bir soru sormak istiyorum biliyorum rabıtanın ne kadar önemli olduğunu yalnız şuna değinmek isterim acizane bir mürşidi kamile biat etmekteyim yalnız neden Peygamber efendimiz s.a.v mi değilde mürşidi kamilleri rabıta ediyoruz selametle ..

    1. Aleykümselam ve rahmetullah Fatıma Zehra hanım.
      Neden peygamberimize değil de mürşidlere rabıta yapılmasının sebebi şudur:
      Büyük evliya ve alim İmamı Rabbani Mücedidi Elfi Sani Hazretleri buyurur ki
      “Bidayette mürid ahlaken düşük kimse olduğu için Rasulullahın yüce manevi huzuruna yaklaşamaz. Yani yaklaşmasına mani olan müridin kötü vasıflarıdır. Yoksa Rasulüllahın yüce huzuru her mümine açıktır. Bu haseptendir ki mürşid müridin ahvaline Rasulullahın yüce huzuruna nisbetle daha yakın olduğu için rabıta mürşide yapılırsa mürid daha çok feyz alabilir.”
      Sanırım anlamışsınızdır. Vesselam.

    2. Allah razı olsun sizlerden ve vesile olanlardan. Allah’a emanet

  13. Şeyhini zahirde hiç görmemiş birisinin onun suretini tanımak babından sadece resmine bakması caizdir fakat ona rabıta yapması asla caiz değildir Diye Fetva Vermişsiniz Yani Veli Olduğu Tevatüren Bilinse Dahi Görmek Şartmı ?

    1. Zahiren görüp görmeme işini talibin intisab ettiği şeyhi belirler. Yani gıyabına intisap eden bir kimsenin zahiren gidip bağlanması istenmişse gitmesi gerekir aksi halde intisap gerçekleşmez.
      Bir çok meşayihi kiramın talimatına göre resim verilmesi sadece şeyhin suretini tanımak içindir. Yine onların talimatlarına göre resime rabıta caiz değildir.

  14. Selamün aleyküm hocam. Rabıta hakkında yazilanlarinizi okudum fakat rabitanin rabıta yapanlardan (gorevli) kişilerden ne demek olduğunu açıklayın görevin nedir neden söylemiyorsun dediğimizde söylemiyorlar peki eşine ailesine söylemesi bana soylememesini gerektirecek kadar durumun ciddiyeti nedir anlamış degilim. Öte yandan bu rabıta yı tövbe alanlara veriliyor neye göre veriliyor kim için veriliyor sebeb nedir onları da iyice açıklarsanız sevinirim . Ayrıca peygamber efendimiz sav vefatında sahabeler neler yapacağını şaşırmış elleri ayaklarına dolanmistir öte yandan Hz Ömer her kim peygamber oldu diye dinden imandan vazgeçerim der ise kellesini kilicimla alırım der ve söze Hz Ebu Bekir girer duayı ibadeti yalnızca Allah için yapın eğer peygamber sav için yapıyorsanız onunla birlikte oldunuz demistir. Bu sözden yola çıkarak bu tasavvufu yani rabiti neden araya şeyhleri sadakatlilari yani ilmine dinine güvendiğim iz kişileri düşünerek Allah’a ulaşmaya çalışıyoruz sizce bu şirk degilmidir düşünün yargılayıpn size soruyorum Allah in böyle bir şeye ihtiyacı varmıdır son olarak rabitanin ibadet olmadığını söylüyorsunuz ve arkasından ibadet olmayan birseyin dinden çıkma gibi bir özelliği olamaz diyorsunuz burda aciklamanizi yetersiz buldum şirk koşmak ne zaman dan belli ibadet oldu da haram veya helal diyelim haksız mıyım hocam sizin deyisinize göre ibadet olmalı ki dinden çıkma veya haram olma gibi birşey olsun vesselam

    1. Rabıta, saklanacak bir şey değildir. Allahın velisi olan samimi bir kulun Allah’a yaptığı ibadetleri, duaları, yakarışları, Allah’ı canu gönülden Allah’ı anmaları düşünülerek kalpte Allah sevgisinin doğmasına, elektriklenmeler olmasına çalışmaktır.
      Özetle “ben de Allah’a böyle samimi kul olayım” demektir.
      Tövbe alanlar aslında o tarikata intisap edenler anlamındadır.
      Rabıta bir ibadet değil, “Hubbi fillah buğdi fillah” (Allahın sevdiklerini seviniz kızdıklarına buğz ediniz) hadisinin gereği Allah’ın sevdiklerine sevgi kazanma şeklidir.
      Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer olayı ile rabıtanın arasında bir bağ kurup buradan yorum yaparak rabıta yapanlara müşrik demek, din cahilliğidir. O zaman bu küfür ithamı sahabeye kadar gider. Hz. Ebu Bekir’den başka mümin olmadığı inancını ortaya çıkarır ki böyle bir inanca malik birisi küllen kafirdir.
      Hz. Ebu Bekrin orada değindiği nokta şudur:
      “Eğer Muhammedin ölümsüzlüğüne inanıyorsa bir kimse o biliniz ki o ölmüştür. Allah’tan başkası ölümsüzdür” diyerek Allah’tan başkasının fani olduğunu hatırlatmıştır.
      Sahabeler de aslında onun ölümlü olduğuna inanmaktaydı ama bir an için Allah’ın Peygamberimizi ebedi yaşatacağı kanaatine kapılmışlardı. Böyle bir inanç ise ancak cennette mümkündür. Hz. Ebu Bekr bu dalgınlıktan onları uyarmıştı.
      Kaldı bir kimsenin, Allahın bir kimseyi ölümsüz kılacağına inanması şirk değil Allahın kudretine tam inanmasında kaynaklanır.
      Allahın ne senin ne de başkasının ibadetine de rabıtasına da ihtiyacı yoktu. Zaten böyle bir iddia da yoktur. İbadet yapmaya bizim ihtiyacımız vardır.
      İngiliz piyonları olan selefi domuzlar bu rabıta inceliğini kavrayamaz tabii.

    1. Fatma hanım, Ahmet bin Hanbel’in Müsnedindeki bir hadisi şerife göre Rasulullah eshabı ile zikir için bir yerde toplandıklarında “aranızda yabancı var mı?” diye sorar. “Hayır yoktur” denilir. Bunun üzerine Allah’ı zikir başlar.
      Fukaha da bu hadisi şerife dayanarak kıyas yapmışlardır. Hatme-i Haceganın içine yabancı alınmaması buna dayanmaktadır.
      Fatm hanım, siz doğru bir yoldasınız. Nakşibendi Tarikati de Ehli Sünnet tarikatidir. Daha fazla sorgulamak yerine bir an önce zikre başlayıp Füyuzat-ı İlahiden nasiplenmenizi tavsiye ederim size. Vesselam.

    2. şimdi ben eşimi gördüm biliyorum ve onu düşünürken yüzü gözü aklıma geliyor çocuklar arabam köyüm bahçem vs vs peki ALLAH subhane ve tealayı nasıl bişeye benzetip düşüneyim ? yardımcı olurmusunuz?

    3. Allah’ı bir şeye benzetemezsiniz. Çünkü ihlas suresinde “O Allah’ın dengi ve benzeri yoktur” buyrulmaktadır. Öyle bir şey yaparsanız müşrik olursunuz. Allahın kudretinin büyüklüğünü, eserlerine bakıp onları yaratanın büyüklüğünü bir şeye benzetmeden anacaksınız. Bu ahval sizi nasılsız ve niçinsiz bir ahvale taşır Allah’a hayran olursunuz. Bu da sizi Ona aşık eder ikilikten kurtulursunuz. Yani, alemde Ondan başka yaratan olmadığına aynel yakin şahidolursunuz. Bu da sizi taklidi imandan kurtarır tahkiki imana erdirir.

Bir yanıt yazın