Rabıta Şirk midir?

rabıta şirk değilYazar: Bekir Abdullah (7 Şubat 2013)
Bismillâhirrâhmânirrahîm
Her hayrın ve şerrin yegane yaratıcısı kendisinden başka İlah olmayan Allahu Tealadır. O’nun eşi ve benzeri ve dengi yoktur. Herkese kuvvet ve hayat veren O’dur.  

RABITA NEDİR..?
Rabıta; bir kimsenin bir kimseyi hayal etmesidir.  Her insan eşini, çocuklarını ve dostlarını her gün belli zamanlarda hayal etmektedir.
Rabıtanın şirk olduğunu iddia eden müddeiler, eşlerini, çocuklarını ve hatta metreslerini düşündükleri vakit müşrik olmuyorlar da sufiler mi Allah’ın dostu bir mürşidi kâmili düşündüğü vakit müşrik oluyor..? Doğrusu bu pek adaletsiz bir ön yargıdır. 

Yaşayan, aklı ve şuuru yerinde olan her insan, ya sevdiklerini ya da sevmediklerini veya bunlarla alakalı olmayan şeyleri düşünmek zorundadır. Bu durum insanın iradesiyle olan bir şey de değildir.  

Rabıtanın şirk olduğu iddiası, selefiyeci diplomalı cahiller tarafından uydurulmuş boş sözlerdir.
Mîmârî de, resim ve benzeri sanat dallarında uzman olmayan bir kimsenin, bu dallarda yaptığı eleştiriler ne kadar abes ise, tasavvuftan hiç anlamayan selefiyeci cahillerin rabıta hakkında olumsuz iddiaları ondan daha abestir…

NOT: Kadınlar şeyhin suretini hayal etmezler. Onlar gözlerini yumar, iki kaşlarının arasından sadece İlahi bir nur tahayyül eder ve ona odaklanırlar ve o nurun Cenabı Hakkın isminin kendisi olmadığını sadece O’nun isminin nurunun bir tecellisi(yansıması) olduğunu  düşünürler..

Rabıta Yapmak İbadet midir..?
Rabıtanın ibadet olduğunu söyleyen hiç bir şeyh yoktur. O halde ibadet olmayan bir işi yapmak neden şirk olsun.? Bir şeyin şirk olması için onun ibadet türü bir işlem veya inanç olması gerekir. İbadet bir kimseye ta’zim yaparak kulluk yapmak, onu ululamaktır. İçinde ta’zim olmayan kulluğa kölelik denir. 

SORU: Rabıtanın  sufiler tarafından uydurulduğu söylenilmektedir. Hatta bu hususta bazı kimseler daha da ileri giderek Kur’an’dan bazı ayetlere yanlış anlam vererek rabıta yapanların müşrik olduğunu söylerler. Örneğin; “
-” Dikkat et, hâlis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler: Onlara, bizi sadece Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve inkârcı kimseyi doğru yola iletmez. (Zümer-3)

Bu ayeti ehli sünnet alimleri nasıl anlamışlardır ve İslam’da rabıtanın yeri nedir?

CEVAP: Zümer suresi 3. ayetin meali:
“İyi bil ki, halis din ancak Allah’ındır. O’ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: “Biz onlara sadece bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.” Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyd
e hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz.” (Zümer-3)
Elmalı Hamdi tefsirinde ve diğer Ehli Sünnet ulemasının tefsirlerinde Zümer suresi 3. ayetin tefsiri şu manada yapılmaktadır:
-” Şirk koşanlar, hep Allah’tan aşağı olanlardan birtakım veliler, koruyucular tutmak isterler. İsterler ama O’ndan başka velilere, emir sahiplerine tutunanlar, gerek “İlahları, bir tek ilâh mı yapmış?” (Sâd, 38/5) diyenler gibi putlara, gerek meleklere ve gerekse İsâ gibi şerefli kullara ilâh diye sarılanlar “Biz onlara ancak, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz derler.” (Zümer-3)

Görüldüğü gibi ilgili ayet putperestler ve İsa’ya “ilah” diyen Nasara hakkında nazil olmuştur. Zira onlar Allah’tan başkasına ibadet etmektedirler. Tefsirde de böyle ifade edilmektedir. Bu sefiller rabıta yapan, Allah’tan başkasına ibadet edilmeyeceğine iman eden müminleri o putperestlere benzetme gafletine düşmekteler. Dikkat edilirse ayette; “Biz onlara sadece bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.” ibaresi geçmektedir. Hiç bir sufi şeyhine, kendisini Allaha daha çok yaklaştırsın diye tapmaz. Sufi herkese Allah’ı sevdirmeye çalışan bir mümindir.. Sufi şeyhini sadece vesile bilerek Allaha kulluk yapar. Buna rağmen anlayış fukarası, basiretleri bağlı Molla Kasım zihniyetli okumuş ama okuduğunu anlayamamış bazı cahiller, bu ayetlere yanlış mana vererek temiz müminlere şirk atfetmekteler.
Şirkin ne olduğundan habersiz gafiller kalkıyor başkalarını şirkten kurtarma çabasına girişiyor. Oysaki bu kimseler ikilikten batağına saplanmış varlık pisliğinin içinde yüzen pislik böcekleri gibidir. Bunlar farkında olmasalar da bu da şeytanın onlara oynadığı oyunlardan birisidir.

Zira hiç bir sufi şeyhe tapmaz. Onun sadece Allah’ın değerli bir kulu olduğuna inanır ve her türlü faydayı Allah’ın yarattığına, tek kuvvet ve kudret sahibi Allah’tan başkasının ma’budluğa hakkı olmadığına bütün kalbi ile inanır. Vesile hakkında Allahu Teala şöyle buyurmaktadır, mealen;
-” Ey inananlar, Allah’tan korkun, (vebteğû ileyhil-vesileh) O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.” (Maide-35)

Ayette görüldüğü gibi (vebteğû ileyhil-vesileh)  “O’na (Allah’ın rızasına) yaklaşmak için vesile arayın” buyurulmaktadır. Bu vesileye sadece Kur’an’ın zahiri olan farzları yapmak ve haramlardan kaçmak olarak bakanlar yanılmaktadır. Zira Kur’an’ın zahiri olan emir ve yasaklar elde olan bir mevcuttur. O halde Kur’an’ın başka bir emri olan ihlası elde etmek ve riyadan kurtulmak için olan vesile nasıl bir vesiledir..? Görünürde olmayan bu vesile, Kur’an’ın zahirini ve özünü bilen ve anlayan rasihun alimlerdir. O alimler ise İmamı Rabbani hazretlerinin belirttiği nefsini kötü huylardan tezkiye, ruhunu Allah sevgisinin haricindeki sevgilerden tasfiye etmiş mürşid-i kâmillerdir. O halde Allah’ın rızasına ulaşmak için Allah’ın rızasına ulaşmış kimseler aranmalıdır. Kendisi boğulmakta olan birisi başkasının kurtuluşuna naslı vesile olabilir..?
S O R U :
Bir selefiyeci şöyle bir soru sormaktadır:
“Peygamber veya sahabelerin rabıta yaptığını isbat edebilir misiniz..?

CEVAP:
Gönlü bir an Allah’tan gafil olmayan Peygamber efendimiz ve sahabeler neden ve neye rabıta yapsınlar..?
Bu sapkın adamlar Peygamber efendimiz ve güzide Eshabının mübarek gönüllerini kendi paslı gönülleri gibi sanarak böyle densiz sorular sormaktalar. Şu iyi bilinmelidir ki, Peygamberler ve mürşid-i kamiller rabıta yapmaz murakabe yaparlar. Sahabelerin her birisi de birer mürşidi kamil olduğuna göre onlar ancak murakabe yapmışlardır. Ancak onlarında bidayette Rasulullaha rabıta yaptıkları varidtir. Bunun bariz örnekleri vardır. Hz. Ebu Bekir(r.a.) ve İbn-i Abbas(r.a.) gibi sahabeler ve tabiinden Üveysi Karani bunlardandır. Üveysi Karani (k.s.), Rasulullahı yıllar boyu görmeden hayal ederek yani; rabıta ederek yaşadı. Rasulullahın onun hakkındaki övgülerini duymayan yoktur sanırız.

RABITA NE ZAMAN ŞİRK OLUR ?
Bir kimse her türlü tasarrufu  Allah’tan başkasından bilirse, veya tasarrufu kısmen de olsa rabıta ettiği şeyhinden bilir ve öyle itikat ederek onu ilahlaştırır, ona dua eder ve bazı işlerinin meydana gelmesinde şeyhini -haşa- Allah’a ortak tutarsa; “şeyhim şu, şu işleri yaptı.” veya; “şeyhim bana şunları verdi” der, bu konuda şeyhini vesile bilmeyip o işin yaratanı bilirse ve öyle inanırsa, işte o zaman o kimse, şirk ve küfür bataklığına düşmüş olur.
Ey Rabbimiz, bizi küfür ve şirkin her türlüsünden muhafaza eyle.
Âmîn yâ mucibetdeavât bihurmeti seyyidilmurselîn. (s.a.v.)



TASAVVUFÎ RABITA NEDİR?
Tasavvufi Rabıta; ruhunu ve nefsini her türlü kötülükten arındırmış Allah dostu kamil ve mükemmil bir zâtın gönül aynasına yansıtılan marifetullahı ve İlahi nurları, baş gözünü kapayarak gönül gözü ile gözler kapalı olarak seyretmek için kurulan manevi bağlantıya RABITA denir.
Rabıta demek, düşünce bağı demektir. Her insanın yaşam süreci içinde her an gönlü, aklı ve düşüncesi bir şeylere rabıtalıdır. Allah’ın Rasulü’ne (s.a.v.), Eshab-ı Kiramdan (Allah Onlardan razı olsun) bazıları;
-“Ey Allah’ın Rasulü bizim aklımıza bazen öyle kötü şeyler geliyor ki bunları size söylemekten haya ediyoruz. Bu durum hakkın da ne buyurursunuz?” diye sorduklarında, Allah’ın Rasulü onlara şu mealde cevap verir:
– “Aklınıza gelen kötü düşünceleri kötü bilmeniz imandandır.”
    Bu da şu demek oluyor ki, Sahabelerin dahi akıllarına kötü düşünceler gelmektedir. O halde insanın gönlü bir havuz mesabesindedir. Ona her türlü düşünce akmaktadır. Peygamber aleyhisselam Efendimiz yukarıda geçen hadisi şerifte, kalbe gelen kötü şeyleri akıl gücü ile temyiz edip, kötü düşünceleri kötü bilmeyi imandan olduğunu bildirerek konuya açıklık getirmektedir. Her insanın rabıtası, ilminin seviyesi ile orantılıdır.
Kişinin aklı, inancı,  sevdiği veya korktuğu şeyler her ne ise,  bağlantısı, yani; rabıtası da onunla ilgilidir.

Peygamber(s.a.v.) Efendimiz alimler hakkında buyurdular ki:
-“Alim ölse bile diridir, cahil diri olsa bile ölüdür.”
 -“İlim ibadetten üstündür.” 
Peygamber (s.a.v) Efendimiz; (Zikrü’s-sàlihîne keffâretü’z-zünûb) (Deylemi)
-” Salihlerin anılması günahlara keffarettir. “diye buyurdu.
-” Peygamberleri anmak, hatırlamak ibadettir. (Deylemi)”
-” Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.” (Ebu Davud)
-” Âlim ile oturmak, yüzüne bakmak ibadettir.” (Hâkim)
İmam Caferi Sadık (k.s.) hazretlerine; “Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.” hadisi şerifi sorulduğunda şöyle açıklamada bulunmuşlardır: “Bundan maksat, kendisine bakıldığında sana Allah’ı ve ahireti hatırlatan alimdir. Bunun tersi olan kimseye bakmak fitne ve sapıklıktır.” 
    Kişi sevdiğini çok hatırlar” hadisi şerifince bir kimse, neyi çok seviyorsa veya nelerden aşırı korkuyorsa, onlara gönlünü daha çok rabtetmektedir. Veysel Karani (k.s.) hazretleri o yüksek mertebeye Rasulullahı çokca düşünerek yani rabıta ederek gelmiştir. Kişinin  sevgilisine olan rabıtası  onu,  sevgilisinin  hayalini daha çok düşünmeye ve onu gözünde daha da değerli kılmaya sevk edecektir. Allah’ı çok seven bir kimse de, O’nun sevdiği kimseler olan peygamberleri, evliyaları, Allah’ın emirlerini yapmayı, yasaklarından kaçınmayı rabıta edecektir. Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim’i daha çok okuyup, buna göre yaşamını düzenleyecektir.

Rabıtanın ne durumda zararlı olacağı o kimsenin düştüğü düşünce durumuna bağlıdır.  Eğer ki bir kimseye hased edilir veya kin beslenirse, bu haset ve kin o kimsenin gönlünde büyüyerek büyük bir düşmanlığa sebep olacaktır. İşte bu tür rabıtalar o kimseyi helake götürür. Allahın Rasulü şöyle haber verdiler:
-“Ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi hasette bir insandaki iyiliği yer yok eder.” (Buhari) Nihayet bu zararlı düşünceler,  o kimseyi kötü eylem yapmaya sevk eder.
Başkalarının malının felaketine ve namusuna taarruz etmeye rabıtalanan kimse, onlara sahib olmak  yolunda eyleme geçmek için fırsatlar kollayacaktır.

Sevgide aşırı gitmekte kişiyi helake götürür. Misal:
Tasavvuf yolunda şeyhini çok sevdiğini sanan nice kimseler, şeyhini övgüde haddi aşarak  şeyhine: “Benim şeyhim peygamberdir, hatta onlardan da üstündür. “derler veya,  haşa;” Allah benim şeyhimde tecelli etti, Ona tapıyorum artık.”  diyerek şirke düştüğünde, sonsuz azaba mazhar kalırlar.

SORU: Bazı tarikatcılar; “Gavsımız elini üzerimizden çekse, bir saniye bile ayakta duramayız” gibi sözler ederler. Bu tür sözlerin doğruluğu nedir?

CEVAP: Bu tür sözleri sarf edenlerin bir çoğu şeyhlerinin vesile olduğunu, tasarrufatın hakikatte Allah’tan olduğunu bildikleri halde  böyle sözler söyleyerek tasavvuf münkirlerinin yanlış değerlendirme yapmalarına sebep olmaktadırlar. Bunlar şeyhlerini övmekle ruhen yükseleceklerini sanan sofilerdir. Oysa ki ruhani yükseliş; İslam dinini doğru anlayıp öğrenmeye ve onun gereklerini ihlasla yapmaya bağlıdır. 

İlahi feyzin gelmesinde gavs da, kutup da, şeyh de sadece vesiledir. Yüce Allah her şeyi bir sebebe bağlı olarak yaratmaktadır. Tarlayı sürüp ekmeden ve bakımını yapmadan kimseye bir şey vermediği gibi kalbin tasfiyesi ve nefsin tezkiyesini de mürşidi kamiller vesilesi ile mümkün kılmaktadır. Allahu Teala bizleri, vesileleri inkar eden aklı kıt bu sapıklardan muhafaza kılsın.

Rabıta, Allah’ın rızasını kalbe raptetmek için yapılmalıdır.

Büyük Nakşibendi mürşidlerinin beyanına göre RABITA üç aşamada gerçekleşmesi mümkün görülmektedir.

 1- Ölüm Rabıtası Yapmak:  Kalbi Allah’ın razı olmadığı şeylerden temizlemek için “Lezzetleri kesen ölümü çok hatırlayınız” hadis-i şerifinin gereğince, kalbi muhabbetullaha hazırlamak aşamsıdır…

2- Mürşid Rabıtasıdır: Kalbi Huzur rabıtasına hazırlamak için bir aşamadır. Bu rabıtada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, rabıta yapılan kişinin  amaç edinilmemesidir. O bir vesiledir. İnsana her fayda Allahu Teala’dandır. Ancak vesileyi de yok saymak gaflettir. Zira, Allah susuzluğu gidermek için suyu yaratmıştır. Birileri “Susuzluğu da gideren Allah’tır. Ben şimdi ne diye su içmeliyim?” deyip su içmekten vazgeçerse, Allah onu susuzluktan öldürür. Allah’ın feyz ve nurundan yararlanmak isteyen kimse de büyük velileri vesile etmedikçe manevi susuzluğunu gideremez.
Mürşid rabıtası her “Ben mürşidim” diyen kimseye değil, nefsi merziye makamına ermiş, farz ve sünnetleri tam uygulayan haramları ve mekruhları terk etmiş, mübahların bile bazılarını terk etmiş, müşahedesi Allahu Teala’nın zati nurlarına ermiş bir kimseye yapılır. Bu zamanda böyle bir mürşid, nerede ne kadar bulunur? Böylesi bir mürşid:  “Onlar görüldüğünde Allah’ı hatırlatırlar” hadis-i şerifine uygun gelen kimselerdir.  Böyle bir Allah dostu ermiş kişiyi Allah için sevenin kalbine Allah’ın nurları tecelli eder.  Allahu Teala onun sebebiyle aşağı huyların sahibi talibin kalbindeki kötülükleri temizleyip ilahi nurların  mazharı olacak bir ayna haline getirir. Güneşin ışığının doğrudan ulaşamadığı karanlık yere,  ışığın  aynalar vasıtası ile götürülmesi gibidir. Günümüzde radyo,  televizyon ve cep telefonlarının  görüntülerini aracılar vasıtası ile alması da buna bir örnektir. Ne zaman ki bu alıcılar vericilerden doğrudan alma gücüne sahip olurlarsa işte o zaman mürşidin aracılığı aradan çıkar. Burada ismi anılan aracılıktan kasdımız şudur; mürşid-i mükemmilin Allahın,  Rasulune yansıttığı ilahi nurlarını  müride yansıtmada aynalık görevi yapmasıdır.


B İ R   K I S S A
Şeyh Ebû Turab (k.s.) hazretleri bir müride
-“Gel Bayezid-i Bistami’yi ziyarete gidelim” dediğinde, mürid O’na :
-“Ben gelmiyorum. Var sen git. Zira ben günde Allah’ın nurlarını 70 defa müşahede ediyorum” der.
Şeyh Ebu Turab ona:
-“Beyazid’i bir kez görmen, senin 70 kez müşahedenden daha hayırlıdır”
deyince mürid ;
-“O halde hemen gidelim “der.
Her ikisi de yola çıkarlar ve yolda Bayezid’le karşılaşırlar. Mürid gerçekten Bayezid-i Bestami hazretlerinin bakışları karşısında bir haykırış kopararak vefat eder. Şeyh Ebu Turab Bayezid’e
-“Ne yaptın adamı öldürdün” der. O şöyle cevap verir:

-” O mürid daha önce kendi gözünden İlahi isimlerin nurlarının  zıllarını(Yani nurların gölgelerini) görüyordu. Bizi görünce Zat-ı İlahinin nurlarının bizim yüzümüzde yansıdığını görünce O,  buna dayanmayarak   vefat etti.”


 Sahabe efendilerimizin neden sair velilerden daha üstün olduğu hususunu buradan anlamış bulunuyoruz.. Çünki onlar İlahi nurları Rasulullah’ın tertemiz gönül aynasından yüzüne yansıtılan nurları seyrettikleri için , onların müşahedeleri ve imanlarının yakinleri başkalarınınkinden daha üstün olmuştu.

Şu da biline ki bir kimse mürşit de olsa,  zamanın ğavsül azamı da olsa,  Muhammed alehisselamın aracılığı olmadan Allahu Teala’dan feyz alamaz. Yani bir kimse Muhammed aleyhisselama tabii olmadıkça asla yol alamaz. Çünkü bu husus Kur’an’ın;”Allaha ve Rasulüne tabi olunuz” mealindeki ayetiyle belirtilmektedir.
Allahu Teala vesile hakkında buyuruyor ki, mealen:
-”Ey inananlar, Allah’tan korkun, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.” (Maide-35)
Saadeti Ebediye ilmihali’nde bu ayeti kerimenin açıklaması şöyledir:
“Etkisi kesin olan sebeplere yapışmak farzdır. Mesela, Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşmak için, dine uymak ve dua etmek emrolundu. Diğer sebepler ve tesirleri açıkça bildirilmediği için, bunlara uymak sünnet oldu.

Peygamberlerin ve Evliyanın ruhlarından ve ilaçlardan şifa beklemek ve dertlerden, belalardan kurtulmak için bunları vesile yapmak sünnet oldu. Mezhepsizler, bu sünnete şirk, küfür diyerek, âyet-i kerimeye zıt konuşuyorlar. Evliya, enbiya yaratıcı değildir. Allahü teâlâ, istenilen şeyi onların hürmetine yaratır. Yani onlar vesiledir, sebeptir.

Cenab-ı Hak, her şeyi yoktan yarattığı halde, yaratmasına bazı şeyleri sebep kılmıştır. Mesela Hazret-i Âdem’i ana-babasız yaratmış; fakat çamuru vesile kılmıştır. Bütün çocukları yaratan da Allahü teâlâdır. Fakat çocukların yaratılması için, ana-babayı vesile kılmıştır. Hazret-i Âdem’i yarattığı gibi, bütün insanları da ana-babasız yaratabilirdi. Fakat ana-babayı vesile kılmıştır. Onun âdeti böyledir. “

Mürşid rabıtasının faydalarına gelince; bir kimse çok güzel bir tatil yerini hayal etse, bir şekilde orada yaşamışcasına rahatlar. Aynı kişi cezaevini tefekkür etse veya çok sıkıntılı bir yeri tahayyül etse o vakitte ruhen o sıkıntının içerisine girmişcesine bunalmaya başlar. Bir kimse aç olduğu zaman çok sevdiği yemekleri düşününce karnı doymaz, ancak iştahı artar. Mürşid rabıtası yapmakla  ibadet yapma sorumluluğundan kurtulunmaz, ancak ibadet yapma şevkinin  artmasına sebep olur.

3- Huzur Rabıtası: Allahu Teala’nın “Her nerede olursanız olun, Allah daima sizinledir.” beyanaı ile Allah’ın Rasulü Muhammed aleyhisselamın “Her nerde olursan ol, amellerin en faziletlisinin seninle beraber  olduğunu bilmendir.” beyanına göre kişinin rabıtası yani gönül bağı, kusursuz bir muhabbetle kalbinin Allah sevgisi ile dolması ve Allahu Tealayı kalbinde daimi olarak hatırlaması için  bu seviyeye gelmesidir. Diğer iki rabıtadan maksatta bu rabıtayı elde etmektir. Eğer ki neden ilk başta bu rabıta tavsiye edilmiyor denilirse, buna verilecek cevab şudur; Bidayette yani işin başında bulunan mürid aşağılık sıfatlarla dolu olduğu için istensede bu rabıtaya yatkınlık gösteremez. Bir işin çırağını ele alırsak, çırak başlangıçta ne kadar yetenekli olursa olsun, o yapacağı iş hususunda oldukça beceriksizdir. Dolaysı ile eline verilen çok kıymetli bir elmastan bir süs eşyası yapması ne kadar mümkündür? Hatta bu çırağın  o ham maddeyi telef etme durumuda söz konusu olabilir.

Kısacası şu iyi bilinmeli ki, insanın kurtuluşunun sebebi  olan, daimi zikir hali olan huzur rabıtasına ölüm ve mürşid rabıtaları, sporda ısındırma hareketleri gibidir ki amaç değil, Allah’ı daimi zikir olan Huzur Rabıtasına ermek için araçtır. Allahu Teala “Elâ bizikrillahi  tetmeinnil kulûb.” ayeti ile kalblerin ancak ve ancak Allahu Teala’yı çok hatırlaması ile tatmin olacağını ve huzura ereceğini beyan etmiştir.

Her rabıta masum değil, her yapılan rabıtada şirk değildir. Eğer bir kimsenin amacı Allah İçin,  Allah’ı sevenleri Allah için sevmek ise,  Rasullullah(s.a.v.) efendimizin;
– “Hubbi fillah buğdi fillah” hadis-i şeriflerinin manasını anlamış demektir.
Bir nasipsiz bu yapılanlara şirk, bunu yapanlara da müşrik diyorsa, Rasulullah’ın;
– “La ilahe illlallah ehlini tekfir etmeyiniz, aksi durumda tekfir edilen kimsede o sıfat yoksa, tekfir eden kise kafir olur. “ mealindeki hadis-i şeriflerine bilerek veya bilmeyerek muhalefet etmiş demektir.

Allahın Rasulü (s.a.v.)
“Bir kimse beni yaratılanlar içinde herkesten daha fazla sevmedikçe imanı kemale ermemiştir” diye buyurduklarında, Hazreti Ömer (r.a.);
– “Ya Rasulullah ben seni kendim hariç  evladımdan ve  malımdan  daha çok seviyorum “dedi.
Bunun üzerine Allahın Rasulü;
-“ Olmadı ya Ömer, imanın henüz kemale ermedi. Zira bir kimse beni kendisinden de daha fazla sevmedikçe imanı kemale ermemiştir.”  diye buyurdu.
Bunu üzerine Ömer (r.a.) hazretleri;
Seni kendi nefsimden de daha fazla sevdim ya Rasulullah” deyince, Allahın Rasulü;
“Şimdi imanın kemale erdi ey Ömer” dedi.

Bu hadis-i Şerif sahih bir hadistir. Gerçi Allahu Tealaya sonsuz hamdü senalar olsun Ehli Sünnet Alimlerinin hiç birisi kitablarına uyduruk hadisleri yazmadıkları bir gerçektir. Bu sarsılmaz inancı bozmaya hiç bir dalalet ehlinin gücü yetmemiştir ve Allah’ın inayeti ilede yetmeyecektir de…

Konumuza gelelim. Bu hadisi şerifte ” çoluğunuzu çocuğunuzu sevmeyeceksiniz”  denilmiyor.  ” Onlardan daha fazla sevmedikçe “ deniliyor. İşte imani konuda bu mü’minler için bir ölçüdür.

Rabıtanın, yani gönül bağının  bir çok çeşidi bulunmaktadır. Bunlardan bazılarını:

1- Paraya, mala mülke yapılan rabıta:  Bu tür rabıtayı yapan insanlar amaçları çok para kazanmak olup dünyada çok lüks ve rahat yaşamaktır. Bunlardan bir kısmı hayallerine erdikleri gün hiç de huzurlu ve rahat olamazlar. Bulundukları konumu korumak için bir ömür boyu huzursuz kalırlar.

2- Sevgiliye yapılan rabıta: Bu tür rabıta çoğunlukla gençlikte yapılır. Erkek veya kadının yaptığı bu rabıta,  ya evlilikle sonlanır veya hüsranla devam eder veya biter. Devam edenlerinki, “Ah işte onunla evlenseydim bir ömür boyu mutlu olurdum.” derler. Bunun boş bir hayalden ibaret olduğu,  diğer kavuşan aşıklardan bellidir.

3- Çocuklara yapılan rabıta: Bu da çocukların büyümesi ile sonlanır. Ya hüzünle biter veya fani bir mutlulukla sonlanır.  Çocuklar kişinin umduğu gibi olamazlarsa, bu rabıta hüsranla biter. Umulan gibi veya daha da ötesi bir durum olursa, kendisini ölümün bozacağı fani bir mutluluğu yakalamış olur.

 4- Her türlü oyun,  eğlence, iş ve  çalışmaya olan rabıtadır:  Bunlar meşru sınırlar içinde kaldığı süre içerisinde sıcak havada yolculuk yapanların su kenarındaki gölgeliklerde biraz serinlemesi gibidir ki, işi fazla uzatırlarsa o durumda,  esas varılacak olan yerden mahrum kalmak gibi bir tehlike söz konusu olur.

5- Kötü alışkanlıklara olan rabıta: Bunlar içki, kumar, her türlü meşru olmayan  yollar ile mutlu olduğunu sananlardır. Bu kimseler elindeki zehiri içerken keyiflenerek ölen ve sonsuz karanlığa yavaş yavaş gömülenlerdir. Bunların kefaretleri; kötülüğün yerini iyliklerle doldurmadıkları sürece asla bu fena alışkanlıklarını yenemezler. Çivi çiviyi söker. Nitekim Allah(c.c.) Kur’an-ı Kerim’de mealen” Muhakkak iyilikler kötülükleri siler.” diye beyan etmektedir. Kişi elindeki fırsat bardağını iyiliklerle doldurmazsa, onu rüzgarın sürüklediği çer çöp kısa zamanda dolduruverir.

6- İbadette rabıta: Bu kendi içinde ikiye ayrılır. Allah’ın rızasına rabıta etmek (kalbi bağlamak) ve Allah’ın yolundan sapıldığı halde ibadet ettiğini sanarak şeytana rabıta etmektir.
SORU: Şeyhlerin resimlerine rabıta caiz midir..?
CEVAP: Şeyhini zahirde hiç görmemiş birisinin onun suretini tanımak babından sadece remine bakması caizdir fakat ona rabıta yapması asla caiz değildir.

NOT: “Büyük zatların anıldığı yerde ruhları hazır olur” sözü hadis veya ayet değil kelamı kibardır.
Bu söz Peygamberimizin
– “Müminin kabrine selam verildiğin de Allah onun ruhunu mezarına gönderir. Dünya hayatında onu tanıyorsa selamını ismini anarak alır. Tanımıyorsa ve aleykümselam ya ehli dünya diye alır.” hadisi şerifine dayanarak söylenmiş bir sözdür. Selama karşılık verilmesi mevtanın ruhunun selam verene dua etmesi anlamındadır. Allah dilerse o büyük zatın ruhuna güç verir onun ruhaniyeti ile o kişiye yardım eder. Yardım eden Allah, vesile olan veli zattır.
Namazda tahıyyatta “Esselamü aleyke yâ eyyühennebiyyü” ibaresi ise sandığınız gibi değildir. Miraçta Rasulullah namaz kılıp tahıyyata oturduğunda “Ettahıyyatü lillahi vassalavatü vettayyibat”, (Mali ve bedeni tüm ibadetler ve dualar Allah’a yapılır.) dediğinde Allahu Teala Rasulullaha “Esselamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berakâtüh” (Selam ve Allahın rahmeti ve bereketi sana olsun ey Nebi) diye buyurdu. Rasullah, “Esselamü aleyna ve ala ıbadillahissalîn” (Selam ve Allahın rahmeti ve bereketi bize ve tüm müminlerin üzerine olsun) diye karşılık verdi.
İşte “namaz müminin miracıdır” hadisi şerifi burada böyle ifade edildi.
Özetle şudur ki namaz; kulun Rabbi ile konuşması O’na yalvarmasıdır.

EK: 1

İŞTE RABITA HAKKINDA ŞER’İ KANIT:

– İsmail, İdris ve Zülkifl’i de (hatırla). Onların hepsi de sabredenlerdendi. (Enbiya/85)
Hatırlamak eşittir rabıta etmektir.
– “Şüphesiz ki Allah ve melekleri, Peygamber’e salât etmekte (yani, O’nun şerefini gözetmekte ve şanını yüceltmekte) dirler; o halde siz de îman edenler O’na salât edin (yani, O’nun şanını yüceltmeye özen gösterin); O’na içtenlikle selâm edin (esenlik dileyin).” (Ahzâb, 33/56).
Bu ayet Peygamberimize salat ederek onu hatırlamamızı emretmektedir. Rabıtada hatırlamanın ta kendisidir. Zira hatırlamadığın kimseyi düşünemezsin.
Peygamber(s.a.v.) Efendimiz alimler hakkında buyurdular ki:
-“Alim ölse bile diridir, cahil diri olsa bile ölüdür.”
-“İlim ibadetten üstündür.”
Peygamber (s.a.v) Efendimiz; (Zikrü’s-sàlihîne keffâretü’z-zünûb) (Hadis-i Deylemi)
-” Salihlerin anılması günahlara keffarettir. “diye buyurdu.
-” Peygamberleri anmak, hatırlamak ibadettir. (Hadis-i Deylemi)”
-” Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.” (Ebu Davud)
-” Âlim ile oturmak, yüzüne bakmak ibadettir.” (Hadis-i Hâkim)
İmam Caferi Sadık (k.s.) hazretlerine; “Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.” hadisi şerifi sorulduğunda şöyle açıklamada bulunmuşlardır: “Bundan maksat, kendisine bakıldığında sana Allah’ı ve ahireti hatırlatan alimdir. Bunun tersi olan kimseye bakmak fitne ve sapıklıktır.”
“Kişi sevdiğini çok hatırlar” hadisi şerifince bir kimse, neyi çok seviyorsa veya nelerden aşırı korkuyorsa, onlara gönlünü daha çok rabtetmektedir. Veysel Karani (k.s.) hazretleri o yüksek mertebeye Rasulullahı çokca düşünerek yani rabıta ederek gelmiştir. Kişinin  sevgilisine olan rabıtası  onu,  sevgilisinin  hayalini daha çok düşünmeye ve onu gözünde daha da değerli kılmaya sevk edecektir. Allah’ı çok seven bir kimse de, O’nun sevdiği kimseler olan peygamberleri, evliyaları, Allah’ın emirlerini yapmayı, yasaklarından kaçınmayı rabıta edecektir. Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim’i daha çok okuyup, buna göre yaşamını düzenleyecektir.
Eğer ki biz hadislere inamayız bize Kuran yeter” diyorsanız siz Kur’an’a da inamayan bir kafirsiniz. O zaman siz biz müslümanların muhatabı olamazsınız defolun sayfamızdan!

Rabıtaya şirk diyen sapıklar, sizler hanımınızı ve çocuklarınızı düşündüğünüz zaman şirke girmiyorsunuz da bir sufi Allah’ın dostu bir veliyi düşündüğü zaman mı müşrik oluyor ? Birisini düşünmekle şirke girilseydi, rabıta yapanlara müşrik diyenler müstehcen şeyler düşündüğünde iki kat daha fazla müşrik olurlardı ?

EK: 2
RABITA NASIL YAPILIRSA DAHA YARARLI OLUR?

Yazan: muhsin iyi
03 Temmuz 2012 – 19:36 tarihli yorum: Edit
https://www.facebook.com/muhsin.iyiliksever

‘Rabıtanın hak olduğuna inanıyoruz. Ama rabıtadan zevk alamıyoruz. Bunun için ne yapmalıyız?’ ‘Rabıtadan yeteri derecede yararlanmak nasıl olur?’ ‘Rabıtanın yarar sağlaması için ne yapmalıyız?’ ‘Rabıtayı sevmek için neler yapmalıyız? ‘Şeyhe muhabbeti nasıl duyabiliriz, artırabiliriz?’ Bu sorular, benzer mahiyettedir. Yanıtları aynı caddeye çıkar.

Tasavvuf ve tarikat yolunun amacı nefsi fenaya (yokluğa) ulaştırmaktır. Nefsi yok kılıp Allah’a vasıl olmaktır. Fenafillâhın bir şartı vardır. Bu da önce fenafişşeyhe ulaşmaktır. Fenafişşeyh, müridin nefsini şeyhinde yok kılmasıdır. Yani mürit kendisini o kadar yok kılar ki, hayal dünyasında kendisini arasa ancak şeyhini bulur. Şeyhinin karşısında erimiştir. Nefsi ortadan kalkıp şeyhi var olmuştur. İşte fenafişşeyh makamı budur. Fenafişşeyh makamına insan durup durduğu yerde veya sanıldığı gibi sadece zikirle ulaşamaz. Rabıta ile ancak fenafişşeyh makamına varılabilir.

Rabıta karşısında nefis önce isyan eder. Ben bu cümle ile rabıtayı kabul etmeyenleri kastetmedim. Hayır, rabıtasını düzenli olarak yapan kişilerden söz ediyorum. İnsanoğlu işte böyle garip bir yaratıktır. Düşünce boyutunda rabıtanın hak olduğunu bilir, rabıta ile ilgili pek çok keramete de tanık olur, ayrıca düzenli olarak rabıtasını da yapar ama nefsi rabıtaya karşı çıkar. Çünkü nefis özgürlüğüne çok tutkundur. Başka birisinin boyunduruğuna girmek istemez. Hele başka bir insan, bu bir veli için de olsa, yok olmayı hiç istemez. Şeytanla işbirliğine de çok yatkındır. Rabıta ile günden güne özgürlüğünün elinden alındığını, eridiğini bilir, şeyhin nurundan rahatsız olur. Çünkü bu nurlar onun varlığını gün be gün yok etmektedir. Rabıta fenafişşeyh yolunda müridi gün geçtikçe olgunlaştırmaktadır. Bu yüzden nefis de ilkbaharın yaklaşması ile yerlerdeki karların yavaş yavaş erimesi gibi bir durum yaşamaktadır. Bundan büyük bir hoşnutsuzluk duymaya başlamaktadır. Çünkü nefsin kar kadar Allah’a (c.c.) soğuk olan bir tabiatı bulunmaktadır. Nefsin bu hoşnutsuzluğu ile insan rabıtadan zevk almamaya başlar. Rabıta ona çok sıkıcı bir iş olarak gözükür. Vesveseye girer. Kabz (depresyon) hali etkisi altına alır. Hatta rabıtada zamanını boşa harcadığı, kandırıldığı vehimlerini yaşamaya başlar. Oysa sadatların bildirdiği üzere rabıta tek başına insanı maksadına (fenafillâha) ulaştırmaya yeter. Zikir ise böyle değildir. Çünkü rabıta ile nefis katı yağın ısıda erimesi misali bir hal yaşar. Zikir ise genellikle nefsi katılaştırır. Çünkü zikreden insan genellikle farkına varmadan nefsanî bir kendini beğenmişlik çukuruna ister istemez düşebilir. Bu da onun manevi terakkisini durdurur. Ama rabıtanın nefsi hor hakir kılan, yok eden özelliği ile bu kişi böyle bir çukura düşmekten kurtulur. Elbette bu yolda zikir de gereklidir. Önemini küçümsemiyoruz. Rabıta yemekse, zikir su gibidir. Birbirinden ayrı düşünmek doğru değildir. Ama tasavvuf ve tarikat yolunun olmazsa olmaz koşulu rabıtadır. Rabıta olmadan fenafişşeyh gerçekleşmez, fenafişşeyh olmadan da fenafillâh olmaz. Bunlar birbirine bağlı çarklardır. Bunların işlemesi rabıtanın edebine ve usulüne uygun olarak yapılmasına bağlıdır.

Rabıtadan azami derecede yararlanmak, zevk almak, rabıtayı sevmek istiyorsak rabıta sırasında kendimizi daha doğrusu nefsimizi şeyhin karşısında yok bilmek gerekir. Tabii bunu yapmak başlangıçta biraz zor olabilir. Ama zamanla bu meleke gelişecektir. Şeyhin suretini canlandırırken veya şeyhin karşısında var olduğumuzu düşünürken kendimizin anasır-ı erbasını (toprak, su, hava, ateş) dağıtmalı; toprağını toprağa, suyunu suya, havasını havaya, ateşini ateşe katıp tamamen yok etmeliyiz. Bunu yaparken nefsimizi küçük görmeli, onun şeyhin karşısında bir varlığa sahip olmasını bile düşünmemeliyiz. Peygamberimizin (s.a.s) şu hadis-i şerifini de daima tefekkür etmeliyiz: ‘Varlığın (nefsin) öyle büyük bir günah ki, onunla başka bir günah mukayese bile edilemez.’ Rabıta sırasında insan bu şekilde hareket ederse, yani nefsini hor ve hakir kılarak yok farz ederse hemen rabıtadan yararlanmaya, şeyhin nurundan ve feyzinden istifade etmeye başlar.

Rabıta sırasında nefsi ezmek, hor hakir kılmak, yok farz etmek yanında başka bir şeye de dikkat etmek gerekir: Şeyhi gönüller sultanı olarak telakki etmek. Onu Allah dostu olduğu için yüceltmek. Bunun için onun görkemli bir tahta oturduğunu düşünmek ve kabul etmek güzel bir sonuç verir.

Siz bunları tatbik ettiğinizde nefis ve şeytanların hemen bu oldubittiyi kabul edip teslim olacaklarını mı sanıyorsunuz? Böylece rabıtada karşılaştığınız problemler bu şekildeki bir uygulama ile son mu bulacaktır? İnsanoğlu nefis ve şeytanları tanımadığı için böyle safça şeyler düşünebilir. Gerçekte nefis de şeytanlar da çok inatçılardır. Davalarından öyle kolay kolay pes etmezler. Aldığınız bu kararları uygulama yolunda daima size sinsice yaklaşırlar, çaktırmadan çeşitli engelleme girişimlerinde bulunurlar. Öyle ki bir bakmışsınız birkaç ay sonra rabıta olgusu ‘eski tas, eski hamam’ deyiminde olduğu gibi bir hal almış olabilir. Aldığınız kararları da unutmuş olursunuz. Sanki içinizden silinmiş gibi. Nefis kendisini yokluğa (fenafişşeyhe, fenafillâha) götüren bu rabıtanın en azılı düşmanıdır. Ondan kurtulmak tamamen mümkün olmadığı zaman ‘bari öylesine yapılsın’ diye bir politikaya başvurur: Rabıta sırasında benlik davası ile şeyhi kafasında canlandırır veya şeyhin karşısında durur. Tabii o zaman da rabıta feyizsiz, nursuz geçeceğinden bin çeşit vesveseye de kapı açacaktır. Onun için rabıtada bir gevşeklik olduğu, rabıta verimli geçmediği zaman hemen onu masaya yatırmalı, değerlendirmeli; nefsin rabıta sırasındaki benliğini ezmeli, onu yok kılma yoluna gidilmelidir. Nasıl okullarda derslerdeki konular belli bir periyotla sınavlarla yoklanıyorsa biz de rabıtalarımızı ara sıra ölçüp değerlendirmeli, onların nefis ve şeytanların etkileri ile yavaş yavaş nereye doğru kaydırıldıklarını görmeli, hemen gerekli önlemleri almalıyız. Hatta bu ölçüp değerlendirmeyi her rabıtadan sonra alışkanlık yapmak, nefse ve şeytanlara bu hususta göz açtırmamak anlamına gelecektir.

Rabıtada kendimizi şeyhin karşında yok farz edersek bu durum insana büyük bir zevk verir dedik ama nefis neden bu zevkten hoşlanmıyor? Kendimizi şeyhin karşısında ezmek, küçük görmek, yok kılmak sırasında duyulan zevk ruhanidir. Nefsanî değildir. Nefs bundan sıkılır. Ruh Allah’tan geldiği için bir Allah dostunun huzurunda bu şekilde oluştan dolayı büyük bir zevk alır. Bu zevk günden güne de artar. Ruh rabıtayı sever. Nefis ise günden güne bunalımlara (kabz haline) girer. Kişi, rabıtada biraz ilerleyince bu maceranın söylediğimiz gibi olduğunu, geliştiğini anlayabilir. Hem sıkıntıyı hem de hazzı algılar. Sıkıntının nefisten, hazzın da ruhtan kaynaklandığını bilir.

İnsan rabıtada kendisini yok kıldığı zaman boş bir şişenin suya konulduğunda içerisinin dolması gibi bir hal yaşamaktadır. Nur ve feyz ile temasa geçtiğini hissetmektedir. Bu his zamanla da güçlenmektedir. Aynelyakin, hakkalyakin düzeye gelmektedir. Benliği ile rabıta yaptığı zaman ise, hiçbir manevi hal yaşamamaktadır. Rabıta ona çok sıkıcı gelmektedir. Hem nefsi hem ruhu rabıtadan zevk alamamaktadır.

Rabıtanın mahiyetini anlamayanlar genellikle ruh hakkında hiçbir şey bilmeyenlerdir. Ruhu haksızca, cahilce bu evrenin kanunları ile sıkı sıkıya bağlayanlardır. Ruh için zaman, mekân gibi kayıtları kabul edenlerdir. Ruhun özellikleri, bağlı olduğu kanunlar, elbette bu evrenin ve içerisindekilerin kanunlarından farklı olacaktır. Çünkü evren ve içerisindekiler, Allah’ın (c.c.) ‘Ol!’ ilahi emriyle yoktan yaratılmıştır. Ruhun kaynağı yokluk değil, yüce Allah’tır. Hâşâ ruh Allah’tan bir parça değildir. Çünkü Allah (c.c.) bölünemez ve parçalanamaz. Kuran-ı Kerim’in ifadesiyle ruh insana Allah’tan (c.c.) gelmiş bir ilahi soluktur (bk. Hicr suresi 29). Onun için ruh, hak olan rüyalarda kayıtlardan kurtulunca her yere gidebilmekte, önceden bilmediği yerleri ve kişileri görebilmektedir. Rabıta sırasında insan şeyhini hayal edince veya kendisini şeyhin karşısında düşününce gerçekten ruhu şeyhini algılamaktadır. Ama bunu o kişi bilmemektedir. Bunun farkına varamamaktadır. Bu algılama ruhsal düzeyde (bilinçdışında) gerçekleşmektedir. Şayet sofi edebine ve usulüne uygun olarak rabıtaya devam ederse şeyhin manevi hallerinden yararlanmaya başlayacaktır. Şeyh, ruhunun manevi organlarını (letaiflerini) yüksek makamlara ulaştırmış birisidir. Kişi rabıta sırasında sanki iki kablonun birleşmesi gibi bir durum yaşamakta, şeyhinin yüksek hallerini kendi üzerine almaktadır. Letaiflerini onun letaiflerine bağlamaktadır. İşte rabıtanın Allah’a (c.c.) ulaştırıcı yollardan en kısa ve ne çabuk olmasının sırrı budur.

İleri hallere ulaşan kişiler, rabıta sırasında şeyhlerini görebiliyorlar mı ve onlarla konuşabiliyorlar mı? Evet, bu da çokça karşılaştığımız bir soru. Nedense cevaplamak da hoşuma gitmiyor. Çünkü bu sefer de insanlar rabıtada şeyhlerini görmeyi, onunla konuşmayı istemek gibi bir amaç güdüyorlar ve bunu takıntı yapıyorlar. Tabii o zaman da rabıtaları verimsiz geçmektedir. Çünkü rabıtada nefsi yok kılmadıkça, şeyhin karşısında hiç olmadıkça istenilen derecede yararlanmak mümkün değildir. İnsanların meraklarını gidermek için söylüyorum ki, bunlar doğrudur. Yani ileri hallerde nurlar görüldükten epey bir zaman sonra rabıta sırasında şeyh ve onun maiyetindekiler (sadatlar) görülebildiği gibi onunla konuşmak da mümkündür. Ama şunu da belirteyim ki, bu maksatlarla rabıta yapılırsa rabıtadan da zerre kadar yararlanılamaz. Yani sofi rabıtada şeyhini görmek, onunla konuşmak gibi bir amaç gütmemeli; nefsini ezmeye, yok kılmaya çalışmalıdır. Üstüne vazife olmayan işlere karışmamalı, ‘Her şeyin bir vakti vardır.’ diyerek işine gücüne bakmalıdır. Kaldı ki bu nimetler (yani şeyhi rabıtada görme ve onunla konuşma) bir ömürde bile insana nasip olamazsa da rabıtanın amacı bunlar değildir. Tasavvuf ve tarikat yolunun amacı ‘Allah rızasına’ ulaşmaktır. Bu tür nimetlerin nasip olması, Allah rızasına işaret değildir. Allah’ın mekrine (hilesine) akıllar sırlar ermez. Kaldı ki İmam-ı Rabbani Hazretlerinin (k.s.) dediği gibi yüce Allah (c.c.) bizleri ahrette tasavvufi hal ve makamlarla değil ilahi kurallara (şeriate) uyup uymamakla sorguya çekecektir. Onun için bu konularda vesveseye girmemek gerekir.

Rabıta sırasında görülenler şeytanlar olamaz mı? Zaten bu yoldaki kişiler önce şeytanları görürler. Bu yolda iyice bir pişerler. Onların her türlü marifetlerine de tanık olurlar. Ondan çok sonra rabıta ile şeyhini ve sadatları görme şerefine nail olurlar.

Kaldı ki sofi her halini mutlaka mürşidine söylemelidir. Şeyhler daha önce bu yollardan yürüdükleri için tecrübelerinden hallerin, görülen şeylerin şeytani mi yoksa Rahmani mi olduklarını hemen anlarlar. Ama bazen sofiler, nefsin ve şeytanların etkisi ile hallerini ve gördükleri şeyleri şeyhlerinden gizlerler. Yalancı bir âlemde yaşayarak kendilerini kandırırlar. Şeytanlar kendilerini alaya alıp dalga geçtikleri halde yüksek halleri ve gördükleri ile (!) kendilerinin veli, kutup, mehdi vs. olduklarını düşünürler, sanırlar. Bundan ayılıp kendilerine gelmeleri uzun sürebilir. Bazıları benlik davasından bu bataklıktan bir türlü kutulamazlar.

Ben bu soruyu, yani ‘Rabıta sırasında görülen şeyler şeytanlar olamaz mı?’ sorusunu soran kişiye dedim ki, sen babanı bir keçiyle karıştırır mısın? Elbette hayır. Ama uzaktan babanı başka bir insanla karıştırabilirsin. Çünkü ataların da dediği gibi ‘Adam adama benzer’. Ama babasını keçiyle karıştıran olabilir mi? Olamaz, çünkü keçi ile adam ayrı varlıklardır. Türleri farklı. İşte bunun gibi her ne kadar şeytanlar aynı formlarla, ayırt edilemeyecek nitelikte insanların kılığına girseler de ilahi nurlar karşısında dayanma güçlerine göre hemen kendilerini belli ederler ve keçi ile adamın karışmaması gibi birbirlerinden ayrılırlar. Şeytanlar ayrı birer varlıktır, şeyhin ve sadatların ruhları ise bambaşkadır. Nurlar şeyhin ve sadatların bembeyaz sarıklarına vurunca onlar ışıldarlar, ama aynı nurların ucuna bucağına şeytanlar yaklaşamaz bile. Şeytanlar ancak kalbin (ve ruhun) letaif nurlarına zar zor dayanırlar ve bu nurlar sayesinde insan suretinde görünürler. Medyumlar asla şeytanları bu halleri ile göremezler. Kalp gözüm açık diyenleri bile ancak şeytanları insan görünümüne girmeye çalışan bir duman, sis yığını olarak görebilirler. Tabii kendi vücutları üzerinde tesirlerini algılarlar ve onlarla konuşabilirler.

Rabıta olmadan fenafillâha ulaşamaz mıyız? Rabıta olmadan fenafillâha ulaşmak mümkün değildir. Sadece üveysiler buna nail olmuşlarsa da onlar da genellikle ölmüş olan bir velinin ruhundan veya Hz. Hızır’dan (a.s.) yararlanmışlardır. Yine bunlardan yararlanma yolları da onlara rabıtayla olmuştur. Ölmüş bir kişiye -eğer sureti bilinmiyorsa- rabıta yapmak, bu rabıtanın da verimli olması ise çok zordur.

Ölmüş şeyhe rabıta fayda sağlar mı? Şeyh öldüğü zaman ruhu kınından çıkmış kılıç gibidir. Yani şeyh yaşarken nefsi o kılıca engeldi, bir kındı. Öldüğü zaman daha bir ruhu güçlenmiş olacaktır. Bu ileriki zamanlarda daha yüksek derecelere varacaktır. Çünkü veli öldüğü zaman manevi seyri durmamakta, devam etmektedir. Ölüm olayı bu manevi seyri kat be kat artırmaktadır. Çünkü velinin ayağına artık nefis, dünya ve şeytanlar dolanmamaktadır. Ama ölmüş şeyh ancak olgun müride, yani rabıtada az çok feyzin, nurun varlığını hissedebilen sofiye yarar sağlar. Yeni müritlere canlı şeyh kadar iyi gelmez. Fayda sağlamaz. Bunun en başlıca sebebi nefsin ölmüş şeyhe fazla muhabbet duyamamasıdır. Hâlbuki rabıtada nefsi ezmek, yok kılmak yanında şeyhe muhabbet duymak da çok önemlidir. Çünkü nefis ölmüş şeyh ile daima ölümü hatırlar, ölüm de nefse hoş gelmez. Bu yüzden ölmüş bir şeyh ne kadar yüce bir makamda olsa da canlı şeyh kadar müride yararlı olmaz. Tabii bir de sofinin yaşadığı hallerini anlatması ve sıkıntılarında ona yardımcı olması, yol göstermesi açısından canlı bir şeyh mutlaka gereklidir. Allah cümlemize gereği şekilde rabıta nimetinden yararlanmayı nasip eylesin. Âmin. Muhsin İyi

DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

“Rabıta Şirk midir?” üzerine 127 yorum.

  1. Selamınaleykum ben bir şeyler sormak istiyorum insallah cevaplarsınız çok soru işaretlerim var.. Yaklaşık 3 senedir Sofiyim ama dersli değilim yani bu ders cekme zikir Çekmede kalbin allah allah demesi için çekiliyor ama mesela şöyle diyeyim birine Ayşe Ayşe Ayşe Ayşe demek var birde güzel Ayşe iyi Ayşe demek var demek istediğim Allah Allah yerine subahanallah elhamdulillah çekmek daha doğru değil mi? Bir de Hanefi mezhebinde tarikata bağlanmak doğru değil diyolar ne kadar doğru ?

    1. Aleykümselam Deniz Hanım. Allah müntesip olduğunuz tarikatta manevi yol almak nasip kılsın ve derecenizi âli eylesin.
      Makul olan her sorunun gereken cevabı bir aksilik olmadığı sürece inşallah, en geç 24 saat için de verilir. Kim söylemiş ise Hanefi mezhebinde tarikata girmek yok diye açık bir yalan söylemiştir. Yunus emre, Ak Şemseddin Hz. Mevlana gibi büyükler ve daha niceleri Hanefi mezhebinden idi.
      Gelelim sorunuza.
      Zikir ne için çekilir? Zikir, gönül aynasını paslandıran masivadan temizlemek için çekilir. Gönül aynası iki yüzlü bir aynadır. Bir yüzü dünyaya öbür yüzü melekut alemine bakar. Dünyaya bakan yüzü ile dünyalık işlerimizi yaparız. Melekut alemine bakan yüzü ile de İlahi nurlar ve melekut aleminin temaşası yapılarak imanın manevi yakînliği elde edilir.
      Ruhun melekut aleminden gelen İlahi nurların feyzi ile beslenip imanı yok etmeye çalışan şeytanların ve nefs-i emarenin tuzaklarından kurtulabilmesi için, gönül gözünü perdeleyen masivadan kurtulması gerekir. Gönül gözünün temizlenmesi için Allah’ın ismini tüm samimiyetle tekrar tekrar söylenmesi gerekir. Ta ki maksat hasıl olana kadar. Ondan sonra kalbin kendisi bizim zorlamamıza gerek kalmadan Allah’ı zikir yapmaya başlar.
      Allah lafzı ile yapılan zikir 99 esma ile yapılan zikre bedeldir. Çünkü O Zatın ismidir.

  2. selamun aleykum hocam benim sorum .nakşibendi tarikatına adabı yerine getirerek giriş yapmış bulunmaktayım yanlız kafa mı karıştıran bazı hususlar ve tam manasıyla rabıtanın anlamını anlayamadım yani rabıta yaparken şeyhimizi düşünüyoruz onun iki kaşı arsına bir nur iniyor yukarıdan ve o nur bizim ağzımızdan kalbimize sonra tüm vucumuza yayılır bu anlatılan olayların anlamı nedir.bu düşündüğümüz şeyleri nasıl anlamamız gerekir ALLAH muhafaza düşündüğümüz şeylere yanlış anlam yüklersek doğru olan bir işte kendi kendimizi yanlışa sürükleriz mesala bu düşünceyi şöyle mi anlamamız lazım düşündüğüm kamil mürşitte ALLAHU TEALA nın emir ve isteklerini sünneti tam anlamıyla yaşadığını islamı dosdoğru bi şekilde yaşadığını bundan dolayı ALLHU TEALANIN ona nurundan hayırlarından ihsan ettiğini bizim de onun gibi onun edebiyle edeplenip o nasıl ki peygamberimizin sünnetini tam anlamıyla yaşıyor dinimizi tam anlamıyla yaşıyor.onda bu halleri görüp bizim böyle yaşamamız gerektiğini düşünmek yani şeyh ten gelen nuru böyle mi düşünmeliyiz onun edebiyle edeplenip tabi ki o ALLAHU TEALININ emirleri ve peygamber efendimizin sünnetini yaşıyor.yani onu rehberimiz kabul etmeliyiz yani bize gelen nur aslında şeyhte görülen islam dinini tam anlamıyla yaşamakmıdır. cahillimden dolayı bazı şeyleri yanlış yazmış veya tam anlatamamış olabilirim. ALLAH razı olsun…..

    1. Aleykümselam ve rahmetuulahi.
      Allahu tealanın yarattığı feyz ve nur mümin kullarının kalbine şu şekilde tecelli eder:
      İlahi nur evvela peygamberimizin kalbine ondan sonra da diğer tam temizlenmiş mürşidlerin kalblerine tecelli eder. Mürşidin kalbine yansıyan İlahi nurlar onun iki kaşı arsında bulunan kalp gözünden dış dünyaya yansır. İşte rabıta onun iki kaşı arasını hayal edip onu nuru temaşa etmeye rabıta denir.
      Mürşide rabıta ona tapmak değildir. Onu dini güzel yaşamada örnek almaktır.

  3. S.a. sayın hocam umarım mesajımı görür cevaplarsınız.Aylardır araştırdığım nakşibendi tarikatına 3 gün önce tövbe edip 8 adabı yerine getirerek girmiş bulunmaktayım.Yalnız içinde bulunmak istememe rağmen hata yapmaktan korkuyor kendimi tamamen veremiyorum. Şöyleki ölüm rabıtasında sıkıntı yok zikirler de de öyle. Ama mürşid rabıtasında bir türlü kendimi rahatlatamıyorum. Beni huzursuz eden durum şudur; birincisi menzildeki mübareğin Hz. Muhammed (s.a.v) soyundan olduğu kesin midir? Nasıl emin olunabilir. İkincisi Rabıta esnasında şirkten korkuyor insan tamamen şeyhimizi bir vesile olarak görüyoruz asla ötesi olmuyor olmasına rağmen… İkinci olarak da hatme duasında peygamber efendimizin(sav) ve ashabının ruhlarına bağışlandıktan sonra bir çok vefat etmiş şeyhe de bağışlanıyor. Buda beni töbe haşa şirk olur mu acaba diye meraklandırıyor. Sorularımı mazur görün tasavvufta çok yeni olan benim gibi kardeşlerim canı gönülden hissederek bu kapıdan içeri girmek yaşamak istiyoruz. Cevabınızı en kısa zamanda bekliyoruz Allah razı olsun….

    1. Aleykümselam muhterem Ekrem kardeşim. Allahu teala tarikatı aliyeye intisabınızı hayırlı ve müdavim eylesin.
      Kendinizi tamamen verememek şeytanın vesvesesidir. Zira tuttuğunuz kapı sağlam kapıdır hiç endişeniz olmasın. Sorularınızın cevabına gelince;
      Mürşid rabıtasında mürşide tapılmıyor ki, onda şirk kokusu olduğu düşünülsün. Veysel Karani hazretleri Rasulullahı duyup iman ettikten sonra onu gıyaben her gün her saat hatırlayıp düşündüğünde, yani rabıta ettiğinde haşa şirke mi girmiş oluyordu? Öyle olsaydı Peygamberimiz onun hakkında övgü dolu sözler eder miydi? Mürşid her şeyden evvel bir insandır, bir vesiledir. Her zaman her daim her şeyin yegane yaratıcısı ve kudret sahibi Hazreti Allah’tır. Biz insanlar her gün hanımlarımızı, evlatlarımızı düşündüğümüz de müşrik olmuyoruz da bir Allah’ın dostunu mu düşündüğümüz de haşa müşrik oluyoruz.?
      Yok böyle bir şey.
      Seyda Abdulbaki hazretlerinin Peygamberimizin soyundan olduğu kesindir. Zira büyük ecdadı Rasulullaha kadar zincirleme uzanan şecereleri vardır.
      Vefat eden velilerin ruhlarına sevap bağışlamak şirk olsaydı Rasulullah Uhud şehidlerini ziyaret ettikten sonra onlara dualar eder miydi? Bir kere şirk ile dua birbirine yüz de yüz zıt şeylerdir. Dua da Allah’a yalvarmak var. Ondan Allahın lütfettiği sevapları yine Onun izniyle geçmişlerin ruhlarına hediye etmek var. Esselamun aleyküm ve rahmetullahi. Bize de dua et sufi kardeşim.

    2. Sizlerde dualarınızı eksik etmeyin hocam. Allah razı olsun cevabınız beni rahatlattı…

  4. Selamun aleykum hayirli geceler.ben kalbimi temizlemek istiyorum hangi tarikati yada hangi yolu yontemi onerirsiniz.cok tarikat var hepsinin gorusu farkli hicbiri birbirini kabul etmiyo sanki olaya nerden bakmak gerekir kafamda birsuru soru var ALLAH RIZASI OCIN AKIL VERIN SELAMUN ALEYKUM

    1. Aleykümselam muhterem Cengiz. Allahu Teala umduğunuza nail eylesin. Kalbi tasfiye(Allah sevgisinden başka sevgilerden temizleme), nefsi tezkiye(nefsi her türlü kötü huylardan temizleme) işleminde İmamı Rabbani hazretlerinin yolunu tavsiye ederim size. O, Kadiri, Çeştiyye, Kübreviyye ve Nakşibendiye tarikatlarında icazet ve hepsinde de talebe yetiştirme yetkisi almış büyük bir mürşittir. O bunlara rağmen talebelerine yoların en kestirmesi olan Nakşibendi Tarikatını tavsiyede bulunmuştur. Bunlar Adıyaman Menzil’de, Konya’da Molla Muhammed’in yolu, İstanbul da Mahmut efendinin yolu, Esat Coşan efendinin yolu ve Gönenli Mehmet Efendinin yolları vardır. Bunlarla aynı yolda olanlar da vardır ki, benim hepsini bilmem zordur.

    2. Bi de bir tarikatin yakin yerde ayri ayri zikir yapmasi normalmidir birlesmeleri gerekmezmi.

    3. Bir fabrika çalışanlarının hepsinin işçi olması veya hepsinin usta veya mühendis veya müdür olması nasıl mümkün değil ise, Allah’ın rızasını kazanma yolu olan bir tarikatta da farklı zikirler, farklı talimatlar olması olağandır.

  5. esselamınaleyküm hocam ben 3 ay önce bir tarikata girdim ablam ve eniştem yıllardır o tarikattan dersliydiler bende heves ettim ve istihare yapılarak ders aldım..ancak derslerdeki bazı hususlar beni çok rahatsız ediyordu sorularımdanda anlaşıldığı üzere rabıta yaparken mürşide ve onun mürşidlerine yalvarma gibi.. bunu yaklaşık 2 ay filan yaptım ama çok huzursuzdum 15 gündür bıraktım yapmayı ben şirk yapmaktan Allah şahidim çok korkuyorum..bana verilen ders kitapçığında bir önceki ayetmidir diye sorduğumu o soru kitapçıkta CENABI ALLAH BUYURUYOKİ diye yazmışlar ben aradım taradım bulamadım böyle bir ayet bu sebeple size sordum kafam çok karışık dersi terk edenin bu dünyasıda ahiretide mahfolur diyorlar Allah rızası için bu konuda bana yardımcı olurmusunuz.esselamınaleyküm.

    1. Aleykümselam Tuna kardeşim. O sahtekarları bırakmakla çok isabetli bir iş yapmışsın. Allahadına ayet uyduranlar kafirdir. Onlar din ve para sömürücüleridir. Onların tehditleri boş bir blöften ibarettir. Gönlün rahat olsun. İslam hiç bir tarikatın tekelinde değildir.

  6. selamınalyküm… ben size ana babanızdan daha çok acıdığım için size tarikat sayesinde bir kar kapısı açtım eğer kıymet bilmesseniz ben o kapıyı kapatırım başka kimsede onu açamaz..bu ayetimidir ayletse hangi ayettir öğrenebilirmiyim..

  7. selamınaleyküm rabıta yaparken mürşide ne şekilde yalvarılıyor bunu anlatırmısınız..

    1. Aleykümselam sayın Tuna. Rabıta yaparken mürşide yalvarılmaz. Sadece onu hayal ederek Allah’ın sevdiği bir kulu olduğu için gözünün önüne getirmeye çalışır ve onun hayalini babanızı muhabbetle hatırladığınız gibi onu da muhabbetle gönlünüzde tutarsınız.
      Rabıtanız daha da ilerlediğinde onu rüyada görür gibi görmeye başladığınızda sadece ondan dua istemeniz caizdir.

  8. Selamun Aleyküm Hocam; Vermiş Olduğunuz Değerli Bilgiler İçin çok Teşekkür ederiz. Yüce RABBİM Sizlerden Razı Olsun. ALLAH (c.c.) İstikametten Ayırmasın Cümlemizi.
    Hocam Bana Sorulan ve benim Bilgim Olmadığından Cevap veremediğim Bir Konuda Yardımınızı istiyorum, Tarikat’e Girilirken Mürşidin Elinden Tutarak Tövbe Edilmesinin, Peygamber Efendimizden(s.a.v) Gelen Bir uygulamamıdır Yoksa Bu yolun Usulümüdür.Bu Konuyla İlgili bize bir sohbetiniz Olursa memnuniyet duyarız. ALLAH (c.c.) Razı Olsun. Dua Eder, Dualarınızı İsteriz. Hayırla İnş.

    1. Aleykümselam sayın ZamanSiz. Allahu teala sizlerden de razı olsun ve daima istikamet üzere kılsın.
      Tarikate intisab ederken mürşidin elinden tutup onunla birlikte tüm günahlara tövbe etmek, intisap edilen mürşidi, Kur’an ve Sünnet yolunda kendisine rehber edinmek için söz vermek, Peygamberimizin sünnetlerindendir.
      Peygamberimizin(s.a.v.) Eshabı gerek Hudeybiye de ve gerekse başka yerlerde Rasulullah’ın elinden tutup Kur’an ve sünnet yolunda Rasulullah’a tabi olmak için söz vermişlerdir. Tevbe konusu zaten Kur’an’la farz kılınmıştır. Buna itirazı olan bir farzı inkar etmiştir. Bu baptan mürşidle yapılan tevbe ve intisap sünnete ve Kitaba uygundur. Aksini iddia edenler tasavvuf münkiri sapkın kimselerdir.

  9. Selamun aleykum. Uzun zamandır bir tarikatın icindeyim ve sunu gordum insanlar artık seyhlerin hata yapma payını unutmuslar sorgulama hic yok hep bi bildigi vardır mantıgıyla gidiyorlar. Ve seyhler muazzam bir zenginligin icindeler hersey şaşalı. bir algı olusmus bir de sanki baska bir yere gitse butun inancı sarsılacak korkusu var rabıta ibadet degil ama farz gibi ehemmiyet var sunnetlere gosterilmeyen kadar hemde herkes seyhi gorunce iki buklum oluyor ama Allah cc karsında safa durdugunda oyle degil sunnet olsn zikirleri dahi izin almadan yapamazsın cunku yaparsan olmaz sapıtırmıssın. İnsanları kendilerine kole etmek gibi birsey bu bunlar kafa karıstıran yerler

    1. Aleykümselam Emrah. Ekseriyetle bazı şeyhler, bu şekilde tabulaştırılıyor maalesef. Asla, Tasavvuf karşıtı bir kimse değilim. Gerçek mürşidlere Allah için saygım sonsuzdur ancak, bir kimsenin 30-40 yıl bir kapıya devam edip te, bir arpa boyu yol alamamasının sebebi bu cehalet içinde körü körüne tabi olmakta yatmaktadır.
      Bir kimse ne kadar sadık bir mürşittir? Önce onun farzları ve sünnetleri yaşamında ne kadar ihtimamla uyguladığına bakmak itikadi bir problemi var mı bunu bilmek her müridin en tabii hakkı olduğu halde buna dahi müsamaha göstermeyecek kadar bağnaz ve kör kimseler hiç de az değildir.

    2. Cevap yazdığınız için teşekkür ederim ilk önce.Hakikaten biz bir kul olarak ilk önceliği şeyhlere değilde ayet ve de hadislelere verirsek kurtuluruz ancak gecesi gündüz gibi bir aydınlık bir yol bırakmısken Allah resulu sav, bir bilinmezliğe girmek pek akıl karı değil Allah cc hepimize kendisinin razı olacağı dosdogru yolu nasip etsin selamun aleyküm herkese

    3. Sayın Emrah, gerçek şeyhler kendi fikirlerini değil, Allah’ın farz kıldıklarını emreder, Rasulünün sünnetlerini tavsiyede bulunarak İslamiyeti sevdirmeye çalışırlar.

  10. sa

    4 mezhebin rabıta ve tarikat ile ilgili içtihatlarını öğrenebilir miyim. Her konuyu çok detaylı bir şekilde inceleyen mezheplerimizin, rabıta ve tarikat ile ilgili bir içtihatlarına rastlayamadım. İnsanın hayatını bu kadar kuşatan ve yaşam şeklini değiştiren bir konuda neden tek bir satır bulamadım. Ben mi yanlış kaynaklara bakıyorum.
    Konu bence önemli, çünkü konuştuğumuz bazı müridlerin şeyhleri için düşünceleri, gerçekten şirk içermektedir. Bunun bir fıkhı varsa bunun bilinmesi gerektiğini düşünüyorum.

    iyi çalışmalar

    1. Aleykümselam sayın Ahmet Bey. Teşekkür ederim çok ehem bir konuya değinmişsiniz.
      Tasavvufun rabıta konusu fıkhın içine girmediği için mezhep alimleri bununla ilgili bir içtihatta bulunmamışlardır. Rabıta bir ibadet de değildir. Bazı sözde alimler rabıtayı dine sonradan sokulan bir ibadetmiş gibi dillerine dolayıp durmaktalar. Bu onların bu mevzuda cehaletlerini göstermektedir.
      Rabıta bataklıktan yeni çıkmış bir kimsenin elbisesini kurutma metodudur. Bu bazı tarikatlarda bir üsluptur ibadet değildir. İbadet olmadığı için de kimse buna dinde bidat diyemez.
      Tasavvufa gelince o şeriati yaşama durumudur. Şeriatten ayrı bir yaşantı değildir. Doğru bir tasavvuf ehl-i sünnet itikadıyla çerçevelenmezse şirk ve küfrün batağından asla hali olamaz. Ameli konu da zaten dört mezhepten birisine bağlı kalmak zorunluluğu vardır. Hiç bir şeyh bir müçtehid alimin içtihadına aykırı bir muameleyi yapamaz ve emredemez. Müçtehitler de içtihatlarında Kur’an ve sünnet ve eshabın icması ile sınırlıdır.
      O halde “tasavvuf nedir?” denecek olursa..
      Tasavvuf; itikatta ve amelde dört mezhepten birine tabi kalmak şartıyla şeriatle amel etmek, nefsin istediklerini yapmamak istemediklerini yaparak onunla mücadele edip kalbi temizlemek, imanda yakini elde ederek, ihlasa ulaştıktan sonra Fecr suresinde zikredilen mutmeinne nefse ulaşıp, Allah’ın razı olduğu kul olmaktır.
      Tasavvufun bundan başka bir gayesi yoktur. Keşifler ve kerametler manevi yolda imtihan için verilen şeylerdir. Bunlara takılanlar sapıtır.
      Günümüzde maalesef insanlar bunlara takılarak gerçek manada şeyhlik erdemliliğine ermemiş zavallılara tabi olarak evdeki bulgurdan da oluyorlar. Yani imanlarını da yitiriyorlar.

  11. selamun aleyküm benim sorum şu. nakşibendi tarikatındnım ama şupelerim var. tövbe esnasnda son yapılması gereken yani murşit rabıtası bir gunah işleyecğin zaman murşidni duşun deniliyor. oysaki rabbim şah damarımzdan daha yakın olduğu halde şimdi kitabmız ortada sunnet farz belli kul bunları yaparsa zaten rabbine sevgi dolar. he şimdi diceksinz vesile kardeşm vesile. kıldığın kişide zembille inançlı inmedi oda kendi kendine peygambermizi örnek almış farzı sünneti yapmıs bu dereceye gelmiş.

    1. Sayın Birtan aleykümselam. Günah işleneceği zaman Allah’ın öfke ve azabını hatırlamamız, ibadet yapacağımız zaman ise Allah’ın rızasını düşünmemiz lazımdır. Allah’ın Zatının hakikatını düşünmek şirke sebep olur. Zira O’nun Zatı hakkında aklımıza gelen her şekil mahluktur. Günah işleneceği veya ibadet yapılacağı zaman mürşidi düşünmek de şirke sebep olabilir. Çünkü ibadetler Allah rızası için yapılır. Günahlar da Allah korkusundan dolayı terk edilir. İşlediğimiz günahı mürşid görüyor diye terk etmek şirktir.
      Rabıta sevgi için yapılır. Bu sevgi Allah sevgisine götürmez ise bu da manevi tehlikedir. Mürşidi kamiller Allah’ın dostlarıdır. Onların suretlerini değil, kalplerindeki Allah muhabbetini rabıta etmelisiniz. Rabıtaya onların abdest almasını namaz kılmasını huşu ile secdeye vardıklarını düşünerek yaparsanız olumlu netice alırsınız.
      Kafanıza takılan soruları her zaman sorabilirsiniz.

  12. girişi belli çıkışı aklın sınırlayamadığı hayal aleminde terbiye adına kendini öldüren kaç kişi var?.mürşidi kamil değil tüm sadatların ismi geçiyor,onlara dua ediliyor.ve Kuran a göre ettiğimiz dualar kimsenin ruhana hediye edilmiyor edilsede ulaşmıyor.ve mürşidler günahsız eleştirilemez,hakkında kötü düşünülemez .beşer olduğu bariz olan zata nasıl mükemmiliyet kazandırabiliriz ?peygamberimiz s.a.v.Allah tan peygamber olduğğu halde bağışlanma dilemesi oluyorda biz onlar için düşünemiyoruz.hatme saygısı var çünkü onlar peygamberimizle birlikte hatme halkasına eşlik ediyorlarmış.ölmüş insan hiç bir şekilde dünyayagelemezken ve kuranda kesin belirtilmişken yanımıza geliyorlar?

    1. Muhterem Aykut selamünaleyküm. Kimsenin kendini terbiye adına hayal aleminde öldürdüğü yok. Allah alem içinde alem yaratmıştır. Birincisi şehadet alemidir ki(madde alemi), bunun içinde cennetler cehennemler arş ve kürsi, yıldızlar alemi, güneş sistemi ve dünya vardır. Bu alemin içinde insanlar hayvanlar melekler cinler vs. yaşar. İkincisi ise berzah alemidir ki, onda kabir içindeki ruhlar vardır. Üçüncüsü melekut alemidir ki onda Allah’ın ismim ve sıfatlarının nurları tecelli eder.
      Hayal alemi bunun kenarına yaklaşamaz. Eğer teslim olsaydınız bu alemdeki İlahi nurları temaşa etmek sizin için ulaşılmaz olmayacaktı.
      Mürşidin mükemmeliyeti olgunlaştıran yani ona vesile olan demektir.
      Tevbe Allaha yapılır. Mürşid de seninle birlikte Allaha tevbe etmektedir. Orada yapılan biattır. Peygamberimizde bir çok defa sahabeden biat almıştır.
      Kuranın şehidlerin ölmediğini belirten ayetini size hiç söyleyen olmadı mı? Allah “onlara ölüler demeyin” buyuruyor. Veliler de peygamberler gibi kabirlerinde namaz kılarlar. Çünkü onlar hadis şerife göre peygamberlerin varisleridir.
      O halde Allah onların ruhlarını hatmeye göndermekten aciz mi? Ölüm olayı sadece bir yer değiştirmedir. Kuran vefat edenlerin dünyaya tekrar gelemeyeceklerini bildirirken izinsiz gelemeyeceklerini bildirmiştir.
      Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır sözü yanlış anlaşılmıştır. Tasavvufla uğraşanların rehberi olmazsa şeytan onları yanıltır anlamındadır.
      Nitekim böyle aldanıp ibadetleri terk edenler az değildir.
      Allah gönlünü sürur eylesin bize de dua et. Vesselam.

  13. tasavvufta rabıta kalbi ibadete hazırlamak için yapılır.yani kalp olgunlaşacak,terbiye olacak ki ihlasla ALLAHA kulluk yapılabilsin.mürşit vesiledir.mürşit yol gösterir.hakiki mürşit KURAN VE SÜNNET ÜZERE YAŞAR.ALLAH ONLARDAN RAZI OLSUN.

    1. Evet, rabıta sizin de dediğiniz gibidir sayın Fatma Hanım. Allah hepimizden razı olsun ve Allah’a emanet olunuz.

  14. Selamun aleykum,Bende rabita yapmak istiyorum fakat rabita yaparken kimi dusunmek gerek, sadece S.a.v efendimize mi yapilir, yada baska bir evliyaya da mi yapilir,aklinizdaki bir evliyaya yaptiniz diyelim,ve sadece ona sadik kalinmali mi iki evliya ya da yapilabilir mi cok tesekkurler,Allah razi olsun simdiden,Rabbim basarilarinizi daim kilsin hayirli ramazanlar.

    1. Sayın Ecrin. Eğer gerçek bir tarikata mensup iseniz o tarikatın gerçek bir lideri olan şeyhi de varsa, rabıtayı ona yapabilirsiniz. Eğer herhangi bir şeyhe bağlı değilseniz o zaman Peygamber Efendimize rabıta yapmanızı öneririm.
      Peygamber efendimize nasıl rabıta yapacaksınız?
      Önce onun hayatını yazan bir kitabı okumalısınız. Ondan sonra onun yaptıklarını sık sık hatırlamaya çalıştığınızda rabıta kendiliğinden olmuş demektir.

  15. Kendisine rabıta yapılan kişiden dua istemek nasıl şirk olur?
    Rabıta edilen şahsın İlahi gücü olduğuna inanmak, Allah’ın kudreti ve iradesi olmadan rabıta edilen kişinin kendisine yardımda bulunacağına inanmak şirk olur.
    Böyle değil de, rabıta edilen kişinin bir vesile olduğuna inanılır, her türlü oluşumun Allah’ın kudret ve iradesiyle olduğuna ve olacağına inanmak ise, şirk değil gerçek iman olur.
    Bir kimse fiziksel olarak karşı karşıya olduğu bir kimseden bir yardım beklese de beklemese de o kimsede ilahi bir gücün var olduğuna inanıyorsa rabıta etmeden de o adam şirke düşmüş olur.

    1. Burada delillerin açık olmadığını yazmışsınız. Bu makale de delil olarak yazdığımız ayet ve hadisleri delil kabul etmiyor musunuz..?

  16. hayırlı günler ders veren bir cemaat ablasının ilmimizi üstazımıza emanet edelim demesi ne kadar doğru bir de herşeyde önce Rabbimizin ve Peygamber (SAV) efendimiz yerine üstazımız denilmesi doğrumu lütfen cevap verirseniz çok sevinirim kafam çok karıştı

    1. Sayın Melek Hanım. “İlmimizi üstadımıza (yani; hocamıza) emanet edelim” sözü müminleri manen uyutmak manasını taşır..
      Allahu Teala kimseyi kimsenin günahı ile cezalandırmayacaktır. Herkes kendi yaptığından sorumlu olacaktır. Kur’an “etîullâhe ve etîurrasûl” (ALLAHA VE RASULÜNE İTAAT EDİNİZ” buyurmaktadır. Bu sebeple bir mümin Allah ve Rasulünden başkasına şartsız itaat edemez.. Mutlak teslimiyet bu ayet gereği Allah’a ve Rasulünedir.
      Üstad sadece bir vesiledir. Hakkı öğrettiği sürece ona itaat edilir. değilse edilmez.Allah kendi ismini ziktermemizi emretmiştir. Rasulüne ise salavat getirmeyi emretmiştir. Bunların dışındaki beyhudedir.

  17. Sayın Ali Bey tam olarak fikrinizi açıklamamışsınız. Net fikriniz nedir onu yazınız lütfen.

  18. -” Salihlerin anılması günahlara keffarettir. “diye buyurdu.
    bu hadis nerde geçiyor delil verebilirmisiniz?

    1. -” Salihlerin anılması günahlara kefarettir” Hadisi Deylemi)

    1. Sayın Mercan, rabıta yapabilmeniz için mürşitler silsilesi Peygamber Efendimize kadar kesintisiz uzanan kâmil(olgun) ve mükemmil (olgunlaştırıcı) bir mürşid bulup ona intisab etmeniz gerekir. Ondan sonra o mürşidin vereceği talimata göre rabıta yapabilirsiniz.

    2. “Allah’ın feyz ve nurundan yararlanmak isteyen kimsede büyük velileri vesile etmedikçe manevi susuzluğunu gideremez.” demişsiniz.

      ..Biz ona şahdamarından daha yakınız. (Kaf, 16)

    3. Sezgin Bey siz bizim, “RABITA ŞİRK MİDİR?” yazımızda; “Allah’ın feyz ve nurundan yararlanmak isteyen kimse de büyük velileri vesile etmedikçe manevi susuzluğunu gideremez.” dediğimizi demektesiniz… Evet aynen öyle demekteyiz. Vesileyi inkar etmek Maide Suresinin 35. ayetini anlamamak demektir.
      Şu da biline ki bir kimse mürşit de olsa, zamanın ğavsül azamı da olsa, Muhammed alehisselamın aracılığı olmadan Allahu Teala’dan feyz alamaz. Yani bir kimse Muhammed aleyhisselama tabii olmadıkça asla yol alamaz. Çünkü bu husus Kur’an’ın; “Allaha ve Rasulüne tabi olunuz” mealindeki ayetiyle belirtilmektedir.
      Kur’an “vebteğû ileyhi’l-vesîlete.” O’nun rızasına ermek için vesile arayınız ” buyurmaktadır. O halde Rasulullah bu alemden göçtüğüne göre kim vesile edilecektir? Bunun cevabı Rasulullahın bir hadisi şerifinde belirtilen Kâmil ve mükemmil velilerdir. İşte o hadisi şerif: “El-Ulemâü verâsetün enbiyâ” Mealen; “Ulema peygamberlerin varisleridir” Bu durumda bir kimse mürşidi kamilleri vesile etmeden gerçek manada tasavvuf yolunda seyir ve sülük yapması imkansızdır.
      Dolaysı ile “vesile yok” diyen ve vesileyi inkar eden şu ayeti kerimeye ters düşmüş olur:
      -“Ey inananlar, Allah’tan korkun, O’nun rızasına yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.” (Maide-35)
      Sayın Sezgin Bey siz; “Biz ona şahdamarından daha yakınız.” (Kaf-16) mealindeki ayete şu yorumu yapmaktasınız;
      “Allah’ın bu ayetini inkar etmeyin. Kimse Allah’a ve O’nun nuruna erişmek için vesileye ihtiyaç duymaz.” diyorsunuz.
      Siz kendi akıl ve mantığınıza göre Kur’an’ın bu ayetine yanlış anlam verip, vesileyi inkar ederek Maide Suresi 35. ayetine ters düşmektesiniz.
      Kaf Suersi 16. ayetine gelince, Allahu Tealanın yakınlığı manevidir. Eğer bir kimse buna mesafe olarak inanıyorsa küfre girmiştir. Zira Allah mekandan münezzehtir. Manevi yakınlığa gelince, Allah’ın rahmetine herkes aynı yakınlıkta olmadığı gibi feyz ve nuruna da herkes aynı yakınlıkta değildir.

  19. Muap bin Umeyr’e cevaben:
    Bizim sitemiz de sahte tarikatlara ve sahte şeyhlere aman verilmez ve şirk içerikli yazılara da asla yer verilmez bundan müsterih olunuz. Ama birisi anlamadan bilmeden rabıta yapan müminlere müşrik derse, o kimsenin kendisi de müşrik olur.. Zira insan olupta düşünmeyen var mıdır? Düşünen her insan her an birilerini rabıta ediyor demektir.

    1. Allah sana ve senin gibi yanlış yolda olanlara hidayet versin bay selçuk!

    2. Slm alykm ben 5 sene dersimi ve rabitami duzenli yapiyordum bir gavlete dustum bir bucuk senedir yapamiyorum ve bu 3 ay oncesi esim kadri tarikatina basladi banada devamli gel beraber gidelim sende ders al dedi durdu ben kendi sohbet evimiz uzak oldugu icin senede uc yada dort gidiyordum esime baktim her hafta gidiyor ve istahli birsekilde anlatiyor neyse bende girdim ama sonra cok pisman oldum ve esimde anladi sohbeti ve dersi birakti ve ben yeniden tovbe almak istiyorum esimde bosver girmeyelim boyle tarikat icine kilalim namazimizi tutalim orucumuzu okuyalim kuranimizi diyor ama ben almak istiyorum esimi dinlemelimiyim yoksa tekrar tovbemi almammi gerekir. Ve birsry daha tovbe alip vird almazam olurmu kucuk ders alsam olmazmi

    3. Aleykümselam Havva hanım. Eşinize tabi olmakla çok büyük bir hata yapmışsınız. Ama her şey bitmiş değildir. Yeniden tövbenizi yenileyebilirsiniz.
      Hatta eşinizi de davet ediniz.

    4. İyi günler benimde bir sorum olacak. Menzilde bayanlar bölümü hakkında ne kadar bilgi sahibisiniz bilmiyorum umarım yardci olursunuz. Annelerin seyyidlerin evlerinde hizmetlilerin olması her islerini onların yapması ve oraya ziyarete gelenlere de annelerin evlerinde hizmet denilerek işlerinin yaptiriasinin hikmeti nedir? Birde sofralarında artan yemekleri teberrük diyerek kapıya çıkarıp sofilere veriyorlar temiz bir tabağa koymadan hem de. Buna nefis terboyesimi diyoruz çünkü çoğu insani sogituyor bu davranışlar

    5. Allah’ın feyz ve bereketi üzerinize olsun Berna hanım. Menzil büyüklerine saygımız sonsuzdur.
      Ancak bayanlar bölümünden bihaberiz biz. Eğer söylediğiniz gibi ise, onlar evlerinde ücretli olarak hizmetli bulundurabilirler. Ancak ne seyyidler, ne de seyyideler sofileri ve sofi bayanları ücretsiz olarak şahsi işlerinde çalıştırmaları doğru değildir, o kul hakkı olur. O şekilde şahsi işlerde çalıştırmaya hizmet denilemez. Hizmet, cemaate yapılan işlerdir ancak. Sofralarında artan kırıntıları teberrük deyip başkalarına vermeleri de mekruhtur. Onları kendileri yemeli. Sünnet olan sevdikleri temiz şeylerden sofiyelere vermeleri gerekir.
      Nefis terbiyesi kirli tabaklarla yemek artıkları dağıtmak değildir. Nefis terbiyesi kul haklarına riayet etmekle, haramlardan sakınmakla, farz ve sünnetleri zamanında yapmakla mümkündür. Gerisi nefsani davranışlardır ve şeytana kapı açar ancak. Cahiller onun adını nefis terbiyesi koymuştur maalesef.
      Ama sizler yine de kapıdan soğumayınız. Çünkü o yapılan her türlü olumsuzluklar da Allah’ın bir imtihandır. İnsanların konumu ne olursa olsun başka insanları kötü davranışlarla imtihan etmeye yetkili değildir. İnsanlar ancak Kur’an ve sünnet üzere yaşamak ve davranmakla memurdur. Yanlış işlerde bulunanlara karşı mesafeli olunuz. Allaha emanet olunuz.

Bir cevap yazın