Rabıta Şirk midir?

rabıta şirk değilYazar: Bekir Abdullah (7 Şubat 2013)
Bismillâhirrâhmânirrahîm
Her hayrın ve şerrin yegane yaratıcısı kendisinden başka İlah olmayan Allahu Tealadır. O’nun eşi ve benzeri ve dengi yoktur. Herkese kuvvet ve hayat veren O’dur.  

RABITA NEDİR..?
Rabıta; bir kimsenin bir kimseyi hatırlaması, hayal etmesidir.  Hiçbir insan bir şeyler düşünmeden hali olamaz. Kimisi eşini, çocuklarını ve dostlarını, kimisi parasını, tarlasını, işini hatırlar hayal eder.
Rabıtanın şirk olduğunu iddia eden müddeiler, eşlerini, çocuklarını ve hatta metreslerini düşündükleri vakit müşrik olmuyorlar da sufiler mi Allah’ın dostu bir mürşidi kâmili düşündüğü vakit müşrik oluyor..? Doğrusu bu pek adaletsiz bir ön yargıdır.
Oysaki Peygamberimiz (aleyhissalatü vesselam) hadis-i Deylemî’deki hadisi şerifinde;
– “Peygamberleri hatırlamak ibadettir” bir başka hadisi şerifte, “Alimleri hatırlamak Allah’ın rahmetine sebeptir” buyurmuştur.

Yaşayan, aklı ve şuuru yerinde olan her insan, ya sevdiklerini ya da sevmediklerini veya bunlarla alakalı olmayan şeyleri düşünmek zorundadır. Bu durum insanın iradesiyle olan bir şey de değildir.  

Rabıtanın şirk olduğu iddiası, selefiyeci diplomalı cahiller tarafından uydurulmuş boş sözlerdir.
Mîmârî de, resim ve benzeri sanat dallarında uzman olmayan bir kimsenin, bu dallarda yaptığı eleştiriler ne kadar abes ise, tasavvuftan hiç anlamayan selefiyeci cahillerin rabıta hakkında olumsuz iddiaları ondan daha abestir…

NOT:
Nakşibendi büyüklerinin açıklamasına göre her türlü masiva sevgisinden arınmış bir manevi ayna mesabesinde olan  mürşid-i kamil ve mükemmilin kalbine yansıyan İlahi nuru temaşa etmek için mürşidin iki kaşının arasından kendi kalbine o nurun aktığı düşünülür.
Yine nakşibendi şeyhlerinin talimatlarına göre Kadınlar şeyhin suretini hayal etmezler. Sadece gözlerini yumarlar, mürşidin kalbine akan İlahi nurun bir ışık gibi  tecelli ettiğini tahayyül eder ve ona odaklanırlar. 

Rabıta Yapmak İbadet midir..?
Rabıtanın ibadet olduğunu söyleyen hiç bir şeyh yoktur. O halde ibadet olmayan bir işi yapmak neden şirk olsun.? Bir şeyin şirk olması için onun ibadet türü bir işlem veya inanç olması gerekir. İbadet bir kimseye ta’zim yaparak kulluk yapmak, onu ululamaktır. İçinde ta’zim olmayan kulluğa kölelik denir. 

SORU: Rabıtanın  sufiler tarafından uydurulduğu söylenilmektedir. Hatta bu hususta bazı kimseler daha da ileri giderek Kur’an’dan bazı ayetlere yanlış anlam vererek rabıta yapanların müşrik olduğunu söylerler. Örneğin; “
-” Dikkat et, hâlis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler: Onlara, bizi sadece Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve inkârcı kimseyi doğru yola iletmez. (Zümer-3)

Bu ayeti ehli sünnet alimleri nasıl anlamışlardır ve İslam’da rabıtanın yeri nedir?

CEVAP: Zümer suresi 3. ayetin meali:
“İyi bil ki, halis din ancak Allah’ındır. O’ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: “Biz onlara sadece bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.” Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyd
e hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz.” (Zümer-3)
Elmalı Hamdi tefsirinde ve diğer Ehli Sünnet ulemasının tefsirlerinde Zümer suresi 3. ayetin tefsiri şu manada yapılmaktadır:
-” Şirk koşanlar, hep Allah’tan aşağı olanlardan birtakım veliler, koruyucular tutmak isterler. İsterler ama O’ndan başka velilere, emir sahiplerine tutunanlar, gerek “İlahları, bir tek ilâh mı yapmış?” (Sâd, 38/5) diyenler gibi putlara, gerek meleklere ve gerekse İsâ gibi şerefli kullara ilâh diye sarılanlar “Biz onlara ancak, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz derler.” (Zümer-3)

Görüldüğü gibi ilgili ayet putperestler ve İsa’ya “ilah” diyen Nasara hakkında nazil olmuştur. Zira onlar Allah’tan başkasına ibadet etmektedirler. Tefsirde de böyle ifade edilmektedir. Bu sefiller rabıta yapan, Allah’tan başkasına ibadet edilmeyeceğine iman eden müminleri o putperestlere benzetme gafletine düşmekteler. Dikkat edilirse ayette; “Biz onlara sadece bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.” ibaresi geçmektedir. Hiç bir sufi şeyhine, kendisini Allaha daha çok yaklaştırsın diye tapmaz. Sufi herkese Allah’ı sevdirmeye çalışan bir mümindir.. Sufi şeyhini sadece vesile bilerek Allaha kulluk yapar. Buna rağmen anlayış fukarası, basiretleri bağlı Molla Kasım zihniyetli okumuş ama okuduğunu anlayamamış bazı cahiller, bu ayetlere yanlış mana vererek temiz müminlere şirk atfetmekteler.
Şirkin ne olduğundan habersiz gafiller kalkıyor başkalarını şirkten kurtarma çabasına girişiyor. Oysaki bu kimseler ikilikten batağına saplanmış varlık pisliğinin içinde yüzen pislik böcekleri gibidir. Bunlar farkında olmasalar da bu da şeytanın onlara oynadığı oyunlardan birisidir.

Zira hiç bir sufi şeyhe tapmaz. Onun sadece Allah’ın değerli bir kulu olduğuna inanır ve her türlü faydayı Allah’ın yarattığına, tek kuvvet ve kudret sahibi Allah’tan başkasının ma’budluğa hakkı olmadığına bütün kalbi ile inanır. Vesile hakkında Allahu Teala şöyle buyurmaktadır, mealen;
-” Ey inananlar, Allah’tan korkun, (vebteğû ileyhil-vesileh) O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.” (Maide-35)

Ayette görüldüğü gibi (vebteğû ileyhil-vesileh)  “O’na (Allah’ın rızasına) yaklaşmak için vesile arayın” buyurulmaktadır. Bu vesileye sadece Kur’an’ın zahiri olan farzları yapmak ve haramlardan kaçmak olarak bakanlar yanılmaktadır. Zira Kur’an’ın zahiri olan emir ve yasaklar elde olan bir mevcuttur. O halde Kur’an’ın başka bir emri olan ihlası elde etmek ve riyadan kurtulmak için olan vesile nasıl bir vesiledir..? Görünürde olmayan bu vesile, Kur’an’ın zahirini ve özünü bilen ve anlayan rasihun alimlerdir. O alimler ise İmamı Rabbani hazretlerinin belirttiği nefsini kötü huylardan tezkiye, ruhunu Allah sevgisinin haricindeki sevgilerden tasfiye etmiş mürşid-i kâmillerdir. O halde Allah’ın rızasına ulaşmak için Allah’ın rızasına ulaşmış kimseler aranmalıdır. Kendisi boğulmakta olan birisi başkasının kurtuluşuna naslı vesile olabilir..?
S O R U :
Bir selefiyeci şöyle bir soru sormaktadır:
“Peygamber veya sahabelerin rabıta yaptığını isbat edebilir misiniz..?

CEVAP:
Gönlü bir an Allah’tan gafil olmayan Peygamber efendimiz ve sahabeler neden ve neye rabıta yapsınlar..?
Bu sapkın adamlar Peygamber efendimiz ve güzide Eshabının mübarek gönüllerini kendi paslı gönülleri gibi sanarak böyle densiz sorular sormaktalar. Şu iyi bilinmelidir ki, Peygamberler ve mürşid-i kamiller rabıta yapmaz murakabe yaparlar. Sahabelerin her birisi de birer mürşidi kamil olduğuna göre onlar ancak murakabe yapmışlardır. Ancak onlarında bidayette Rasulullaha rabıta yaptıkları varidtir. Bunun bariz örnekleri vardır. Hz. Ebu Bekir(r.a.) ve İbn-i Abbas(r.a.) gibi sahabeler ve tabiinden Üveysi Karani bunlardandır. Üveysi Karani (k.s.), Rasulullahı yıllar boyu görmeden hayal ederek yani; rabıta ederek yaşadı. Rasulullahın onun hakkındaki övgülerini duymayan yoktur sanırız.

RABITA NE ZAMAN ŞİRK OLUR ?
Bir kimse her türlü tasarrufu  Allah’tan başkasından bilirse, veya tasarrufu kısmen de olsa rabıta ettiği şeyhinden bilir ve öyle itikat ederek onu ilahlaştırır, ona dua eder ve bazı işlerinin meydana gelmesinde şeyhini -haşa- Allah’a ortak tutarsa; “şeyhim şu, şu işleri yaptı.” veya; “şeyhim bana şunları verdi” der, bu konuda şeyhini vesile bilmeyip o işin yaratanı bilirse ve öyle inanırsa, işte o zaman o kimse, şirk ve küfür bataklığına düşmüş olur.
Ey Rabbimiz, bizi küfür ve şirkin her türlüsünden muhafaza eyle.
Âmîn yâ mucibetdeavât bihurmeti seyyidilmurselîn. (s.a.v.)



TASAVVUFÎ RABITA NEDİR?
Tasavvufi Rabıta; ruhunu ve nefsini her türlü kötülükten arındırmış Allah dostu kamil ve mükemmil bir zâtın gönül aynasına yansıtılan marifetullahı ve İlahi nurları, baş gözünü kapayarak gönül gözü ile gözler kapalı olarak seyretmek için kurulan manevi bağlantıya RABITA denir.
Rabıta demek, düşünce bağı demektir. Her insanın yaşam süreci içinde her an gönlü, aklı ve düşüncesi bir şeylere rabıtalıdır. Allah’ın Rasulü’ne (s.a.v.), Eshab-ı Kiramdan (Allah Onlardan razı olsun) bazıları;
-“Ey Allah’ın Rasulü bizim aklımıza bazen öyle kötü şeyler geliyor ki bunları size söylemekten haya ediyoruz. Bu durum hakkın da ne buyurursunuz?” diye sorduklarında, Allah’ın Rasulü onlara şu mealde cevap verir:
– “Aklınıza gelen kötü düşünceleri kötü bilmeniz imandandır.”
    Bu da şu demek oluyor ki, Sahabelerin dahi akıllarına kötü düşünceler gelmektedir. O halde insanın gönlü bir havuz mesabesindedir. Ona her türlü düşünce akmaktadır. Peygamber aleyhisselam Efendimiz yukarıda geçen hadisi şerifte, kalbe gelen kötü şeyleri akıl gücü ile temyiz edip, kötü düşünceleri kötü bilmeyi imandan olduğunu bildirerek konuya açıklık getirmektedir. Her insanın rabıtası, ilminin seviyesi ile orantılıdır.
Kişinin aklı, inancı,  sevdiği veya korktuğu şeyler her ne ise,  bağlantısı, yani; rabıtası da onunla ilgilidir.

Peygamber(s.a.v.) Efendimiz alimler hakkında buyurdular ki:
-“Alim ölse bile diridir, cahil diri olsa bile ölüdür.”
 -“İlim ibadetten üstündür.” 
Peygamber (s.a.v) Efendimiz; (Zikrü’s-sàlihîne keffâretü’z-zünûb) (Deylemi)
-” Salihlerin anılması günahlara keffarettir. “diye buyurdu.
-” Peygamberleri anmak, hatırlamak ibadettir. (Deylemi)”
-” Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.” (Ebu Davud)
-” Âlim ile oturmak, yüzüne bakmak ibadettir.” (Hâkim)
İmam Caferi Sadık (k.s.) hazretlerine; “Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.” hadisi şerifi sorulduğunda şöyle açıklamada bulunmuşlardır: “Bundan maksat, kendisine bakıldığında sana Allah’ı ve ahireti hatırlatan alimdir. Bunun tersi olan kimseye bakmak fitne ve sapıklıktır.” 
    Kişi sevdiğini çok hatırlar” hadisi şerifince bir kimse, neyi çok seviyorsa veya nelerden aşırı korkuyorsa, onlara gönlünü daha çok rabtetmektedir. Veysel Karani (k.s.) hazretleri o yüksek mertebeye Rasulullahı çokca düşünerek yani rabıta ederek gelmiştir. Kişinin  sevgilisine olan rabıtası  onu,  sevgilisinin  hayalini daha çok düşünmeye ve onu gözünde daha da değerli kılmaya sevk edecektir. Allah’ı çok seven bir kimse de, O’nun sevdiği kimseler olan peygamberleri, evliyaları, Allah’ın emirlerini yapmayı, yasaklarından kaçınmayı rabıta edecektir. Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim’i daha çok okuyup, buna göre yaşamını düzenleyecektir.

Rabıtanın ne durumda zararlı olacağı o kimsenin düştüğü düşünce durumuna bağlıdır.  Eğer ki bir kimseye hased edilir veya kin beslenirse, bu haset ve kin o kimsenin gönlünde büyüyerek büyük bir düşmanlığa sebep olacaktır. İşte bu tür rabıtalar o kimseyi helake götürür. Allahın Rasulü şöyle haber verdiler:
-“Ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi hasette bir insandaki iyiliği yer yok eder.” (Buhari) Nihayet bu zararlı düşünceler,  o kimseyi kötü eylem yapmaya sevk eder.
Başkalarının malının felaketine ve namusuna taarruz etmeye rabıtalanan kimse, onlara sahib olmak  yolunda eyleme geçmek için fırsatlar kollayacaktır.

Sevgide aşırı gitmekte kişiyi helake götürür. Misal:
Tasavvuf yolunda şeyhini çok sevdiğini sanan nice kimseler, şeyhini övgüde haddi aşarak  şeyhine: “Benim şeyhim peygamberdir, hatta onlardan da üstündür. “derler veya,  haşa;” Allah benim şeyhimde tecelli etti, Ona tapıyorum artık.”  diyerek şirke düştüğünde, sonsuz azaba mazhar kalırlar.

SORU: Bazı tarikatcılar; “Gavsımız elini üzerimizden çekse, bir saniye bile ayakta duramayız” gibi sözler ederler. Bu tür sözlerin doğruluğu nedir?

CEVAP: Bu tür sözleri sarf edenlerin bir çoğu şeyhlerinin vesile olduğunu, tasarrufatın hakikatte Allah’tan olduğunu bildikleri halde  böyle sözler söyleyerek tasavvuf münkirlerinin yanlış değerlendirme yapmalarına sebep olmaktadırlar. Bunlar şeyhlerini övmekle ruhen yükseleceklerini sanan sofilerdir. Oysa ki ruhani yükseliş; İslam dinini doğru anlayıp öğrenmeye ve onun gereklerini ihlasla yapmaya bağlıdır. 

İlahi feyzin gelmesinde gavs da, kutup da, şeyh de sadece vesiledir. Yüce Allah her şeyi bir sebebe bağlı olarak yaratmaktadır. Tarlayı sürüp ekmeden ve bakımını yapmadan kimseye bir şey vermediği gibi kalbin tasfiyesi ve nefsin tezkiyesini de mürşidi kamiller vesilesi ile mümkün kılmaktadır. Allahu Teala bizleri, vesileleri inkar eden aklı kıt bu sapıklardan muhafaza kılsın.

Rabıta, Allah’ın rızasını kalbe raptetmek için yapılmalıdır.

Büyük Nakşibendi mürşidlerinin beyanına göre RABITA üç aşamada gerçekleşmesi mümkün görülmektedir.

 1- Ölüm Rabıtası Yapmak:  Kalbi Allah’ın razı olmadığı şeylerden temizlemek için “Lezzetleri kesen ölümü çok hatırlayınız” hadis-i şerifinin gereğince, kalbi muhabbetullaha hazırlamak aşamsıdır…

2- Mürşid Rabıtasıdır: Kalbi Huzur rabıtasına hazırlamak için bir aşamadır. Bu rabıtada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, rabıta yapılan kişinin  amaç edinilmemesidir. O bir vesiledir. İnsana her fayda Allahu Teala’dandır. Ancak vesileyi de yok saymak gaflettir. Zira, Allah susuzluğu gidermek için suyu yaratmıştır. Birileri “Susuzluğu da gideren Allah’tır. Ben şimdi ne diye su içmeliyim?” deyip su içmekten vazgeçerse, Allah onu susuzluktan öldürür. Allah’ın feyz ve nurundan yararlanmak isteyen kimse de büyük velileri vesile etmedikçe manevi susuzluğunu gideremez.
Mürşid rabıtası her “Ben mürşidim” diyen kimseye değil, nefsi merziye makamına ermiş, farz ve sünnetleri tam uygulayan haramları ve mekruhları terk etmiş, mübahların bile bazılarını terk etmiş, müşahedesi Allahu Teala’nın zati nurlarına ermiş bir kimseye yapılır. Bu zamanda böyle bir mürşid, nerede ne kadar bulunur? Böylesi bir mürşid:  “Onlar görüldüğünde Allah’ı hatırlatırlar” hadis-i şerifine uygun gelen kimselerdir.  Böyle bir Allah dostu ermiş kişiyi Allah için sevenin kalbine Allah’ın nurları tecelli eder.  Allahu Teala onun sebebiyle aşağı huyların sahibi talibin kalbindeki kötülükleri temizleyip ilahi nurların  mazharı olacak bir ayna haline getirir. Güneşin ışığının doğrudan ulaşamadığı karanlık yere,  ışığın  aynalar vasıtası ile götürülmesi gibidir. Günümüzde radyo,  televizyon ve cep telefonlarının  görüntülerini aracılar vasıtası ile alması da buna bir örnektir. Ne zaman ki bu alıcılar vericilerden doğrudan alma gücüne sahip olurlarsa işte o zaman mürşidin aracılığı aradan çıkar. Burada ismi anılan aracılıktan kasdımız şudur; mürşid-i mükemmilin Allahın,  Rasulune yansıttığı ilahi nurlarını  müride yansıtmada aynalık görevi yapmasıdır.


B İ R   K I S S A
Şeyh Ebû Turab (k.s.) hazretleri bir müride
-“Gel Bayezid-i Bistami’yi ziyarete gidelim” dediğinde, mürid O’na :
-“Ben gelmiyorum. Var sen git. Zira ben günde Allah’ın nurlarını 70 defa müşahede ediyorum” der.
Şeyh Ebu Turab ona:
-“Beyazid’i bir kez görmen, senin 70 kez müşahedenden daha hayırlıdır”
deyince mürid ;
-“O halde hemen gidelim “der.
Her ikisi de yola çıkarlar ve yolda Bayezid’le karşılaşırlar. Mürid gerçekten Bayezid-i Bestami hazretlerinin bakışları karşısında bir haykırış kopararak vefat eder. Şeyh Ebu Turab Bayezid’e
-“Ne yaptın adamı öldürdün” der. O şöyle cevap verir:

-” O mürid daha önce kendi gözünden İlahi isimlerin nurlarının  zıllarını(Yani nurların gölgelerini) görüyordu. Bizi görünce Zat-ı İlahinin nurlarının bizim yüzümüzde yansıdığını görünce O,  buna dayanmayarak   vefat etti.”


 Sahabe efendilerimizin neden sair velilerden daha üstün olduğu hususunu buradan anlamış bulunuyoruz.. Çünki onlar İlahi nurları Rasulullah’ın tertemiz gönül aynasından yüzüne yansıtılan nurları seyrettikleri için , onların müşahedeleri ve imanlarının yakinleri başkalarınınkinden daha üstün olmuştu.

Şu da biline ki bir kimse mürşit de olsa,  zamanın ğavsül azamı da olsa,  Muhammed alehisselamın aracılığı olmadan Allahu Teala’dan feyz alamaz. Yani bir kimse Muhammed aleyhisselama tabii olmadıkça asla yol alamaz. Çünkü bu husus Kur’an’ın;”Allaha ve Rasulüne tabi olunuz” mealindeki ayetiyle belirtilmektedir.
Allahu Teala vesile hakkında buyuruyor ki, mealen:
-”Ey inananlar, Allah’tan korkun, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.” (Maide-35)
Saadeti Ebediye ilmihali’nde bu ayeti kerimenin açıklaması şöyledir:
“Etkisi kesin olan sebeplere yapışmak farzdır. Mesela, Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşmak için, dine uymak ve dua etmek emrolundu. Diğer sebepler ve tesirleri açıkça bildirilmediği için, bunlara uymak sünnet oldu.

Peygamberlerin ve Evliyanın ruhlarından ve ilaçlardan şifa beklemek ve dertlerden, belalardan kurtulmak için bunları vesile yapmak sünnet oldu. Mezhepsizler, bu sünnete şirk, küfür diyerek, âyet-i kerimeye zıt konuşuyorlar. Evliya, enbiya yaratıcı değildir. Allahü teâlâ, istenilen şeyi onların hürmetine yaratır. Yani onlar vesiledir, sebeptir.

Cenab-ı Hak, her şeyi yoktan yarattığı halde, yaratmasına bazı şeyleri sebep kılmıştır. Mesela Hazret-i Âdem’i ana-babasız yaratmış; fakat çamuru vesile kılmıştır. Bütün çocukları yaratan da Allahü teâlâdır. Fakat çocukların yaratılması için, ana-babayı vesile kılmıştır. Hazret-i Âdem’i yarattığı gibi, bütün insanları da ana-babasız yaratabilirdi. Fakat ana-babayı vesile kılmıştır. Onun âdeti böyledir. “

Mürşid rabıtasının faydalarına gelince; bir kimse çok güzel bir tatil yerini hayal etse, bir şekilde orada yaşamışcasına rahatlar. Aynı kişi cezaevini tefekkür etse veya çok sıkıntılı bir yeri tahayyül etse o vakitte ruhen o sıkıntının içerisine girmişcesine bunalmaya başlar. Bir kimse aç olduğu zaman çok sevdiği yemekleri düşününce karnı doymaz, ancak iştahı artar. Mürşid rabıtası yapmakla  ibadet yapma sorumluluğundan kurtulunmaz, ancak ibadet yapma şevkinin  artmasına sebep olur.

3- Huzur Rabıtası: Allahu Teala’nın “Her nerede olursanız olun, Allah daima sizinledir.” beyanaı ile Allah’ın Rasulü Muhammed aleyhisselamın “Her nerde olursan ol, amellerin en faziletlisinin seninle beraber  olduğunu bilmendir.” beyanına göre kişinin rabıtası yani gönül bağı, kusursuz bir muhabbetle kalbinin Allah sevgisi ile dolması ve Allahu Tealayı kalbinde daimi olarak hatırlaması için  bu seviyeye gelmesidir. Diğer iki rabıtadan maksatta bu rabıtayı elde etmektir. Eğer ki neden ilk başta bu rabıta tavsiye edilmiyor denilirse, buna verilecek cevab şudur; Bidayette yani işin başında bulunan mürid aşağılık sıfatlarla dolu olduğu için istensede bu rabıtaya yatkınlık gösteremez. Bir işin çırağını ele alırsak, çırak başlangıçta ne kadar yetenekli olursa olsun, o yapacağı iş hususunda oldukça beceriksizdir. Dolaysı ile eline verilen çok kıymetli bir elmastan bir süs eşyası yapması ne kadar mümkündür? Hatta bu çırağın  o ham maddeyi telef etme durumuda söz konusu olabilir.

Kısacası şu iyi bilinmeli ki, insanın kurtuluşunun sebebi  olan, daimi zikir hali olan huzur rabıtasına ölüm ve mürşid rabıtaları, sporda ısındırma hareketleri gibidir ki amaç değil, Allah’ı daimi zikir olan Huzur Rabıtasına ermek için araçtır. Allahu Teala “Elâ bizikrillahi  tetmeinnil kulûb.” ayeti ile kalblerin ancak ve ancak Allahu Teala’yı çok hatırlaması ile tatmin olacağını ve huzura ereceğini beyan etmiştir.

Her rabıta masum değil, her yapılan rabıtada şirk değildir. Eğer bir kimsenin amacı Allah İçin,  Allah’ı sevenleri Allah için sevmek ise,  Rasullullah(s.a.v.) efendimizin;
– “Hubbi fillah buğdi fillah” hadis-i şeriflerinin manasını anlamış demektir.
Bir nasipsiz bu yapılanlara şirk, bunu yapanlara da müşrik diyorsa, Rasulullah’ın;
– “La ilahe illlallah ehlini tekfir etmeyiniz, aksi durumda tekfir edilen kimsede o sıfat yoksa, tekfir eden kise kafir olur. “ mealindeki hadis-i şeriflerine bilerek veya bilmeyerek muhalefet etmiş demektir.

Allahın Rasulü (s.a.v.)
“Bir kimse beni yaratılanlar içinde herkesten daha fazla sevmedikçe imanı kemale ermemiştir” diye buyurduklarında, Hazreti Ömer (r.a.);
– “Ya Rasulullah ben seni kendim hariç  evladımdan ve  malımdan  daha çok seviyorum “dedi.
Bunun üzerine Allahın Rasulü;
-“ Olmadı ya Ömer, imanın henüz kemale ermedi. Zira bir kimse beni kendisinden de daha fazla sevmedikçe imanı kemale ermemiştir.”  diye buyurdu.
Bunu üzerine Ömer (r.a.) hazretleri;
Seni kendi nefsimden de daha fazla sevdim ya Rasulullah” deyince, Allahın Rasulü;
“Şimdi imanın kemale erdi ey Ömer” dedi.

Bu hadis-i Şerif sahih bir hadistir. Gerçi Allahu Tealaya sonsuz hamdü senalar olsun Ehli Sünnet Alimlerinin hiç birisi kitablarına uyduruk hadisleri yazmadıkları bir gerçektir. Bu sarsılmaz inancı bozmaya hiç bir dalalet ehlinin gücü yetmemiştir ve Allah’ın inayeti ilede yetmeyecektir de…

Konumuza gelelim. Bu hadisi şerifte ” çoluğunuzu çocuğunuzu sevmeyeceksiniz”  denilmiyor.  ” Onlardan daha fazla sevmedikçe “ deniliyor. İşte imani konuda bu mü’minler için bir ölçüdür.

Rabıtanın, yani gönül bağının  bir çok çeşidi bulunmaktadır. Bunlardan bazılarını:

1- Paraya, mala mülke yapılan rabıta:  Bu tür rabıtayı yapan insanlar amaçları çok para kazanmak olup dünyada çok lüks ve rahat yaşamaktır. Bunlardan bir kısmı hayallerine erdikleri gün hiç de huzurlu ve rahat olamazlar. Bulundukları konumu korumak için bir ömür boyu huzursuz kalırlar.

2- Sevgiliye yapılan rabıta: Bu tür rabıta çoğunlukla gençlikte yapılır. Erkek veya kadının yaptığı bu rabıta,  ya evlilikle sonlanır veya hüsranla devam eder veya biter. Devam edenlerinki, “Ah işte onunla evlenseydim bir ömür boyu mutlu olurdum.” derler. Bunun boş bir hayalden ibaret olduğu,  diğer kavuşan aşıklardan bellidir.

3- Çocuklara yapılan rabıta: Bu da çocukların büyümesi ile sonlanır. Ya hüzünle biter veya fani bir mutlulukla sonlanır.  Çocuklar kişinin umduğu gibi olamazlarsa, bu rabıta hüsranla biter. Umulan gibi veya daha da ötesi bir durum olursa, kendisini ölümün bozacağı fani bir mutluluğu yakalamış olur.

 4- Her türlü oyun,  eğlence, iş ve  çalışmaya olan rabıtadır:  Bunlar meşru sınırlar içinde kaldığı süre içerisinde sıcak havada yolculuk yapanların su kenarındaki gölgeliklerde biraz serinlemesi gibidir ki, işi fazla uzatırlarsa o durumda,  esas varılacak olan yerden mahrum kalmak gibi bir tehlike söz konusu olur.

5- Kötü alışkanlıklara olan rabıta: Bunlar içki, kumar, her türlü meşru olmayan  yollar ile mutlu olduğunu sananlardır. Bu kimseler elindeki zehiri içerken keyiflenerek ölen ve sonsuz karanlığa yavaş yavaş gömülenlerdir. Bunların kefaretleri; kötülüğün yerini iyliklerle doldurmadıkları sürece asla bu fena alışkanlıklarını yenemezler. Çivi çiviyi söker. Nitekim Allah(c.c.) Kur’an-ı Kerim’de mealen” Muhakkak iyilikler kötülükleri siler.” diye beyan etmektedir. Kişi elindeki fırsat bardağını iyiliklerle doldurmazsa, onu rüzgarın sürüklediği çer çöp kısa zamanda dolduruverir.

6- İbadette rabıta: Bu kendi içinde ikiye ayrılır. Allah’ın rızasına rabıta etmek (kalbi bağlamak) ve Allah’ın yolundan sapıldığı halde ibadet ettiğini sanarak şeytana rabıta etmektir.
SORU: Şeyhlerin resimlerine rabıta caiz midir..?
CEVAP: Şeyhini zahirde hiç görmemiş birisinin onun suretini tanımak babından sadece remine bakması caizdir fakat ona rabıta yapması asla caiz değildir.

NOT: “Büyük zatların anıldığı yerde ruhları hazır olur” sözü hadis veya ayet değil kelamı kibardır.
Bu söz Peygamberimizin
– “Müminin kabrine selam verildiğin de Allah onun ruhunu mezarına gönderir. Dünya hayatında onu tanıyorsa selamını ismini anarak alır. Tanımıyorsa ve aleykümselam ya ehli dünya diye alır.” hadisi şerifine dayanarak söylenmiş bir sözdür. Selama karşılık verilmesi mevtanın ruhunun selam verene dua etmesi anlamındadır. Allah dilerse o büyük zatın ruhuna güç verir onun ruhaniyeti ile o kişiye yardım eder. Yardım eden Allah, vesile olan veli zattır.
Namazda tahıyyatta “Esselamü aleyke yâ eyyühennebiyyü” ibaresi ise sandığınız gibi değildir. Miraçta Rasulullah namaz kılıp tahıyyata oturduğunda “Ettahıyyatü lillahi vassalavatü vettayyibat”, (Mali ve bedeni tüm ibadetler ve dualar Allah’a yapılır.) dediğinde Allahu Teala Rasulullaha “Esselamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berakâtüh” (Selam ve Allahın rahmeti ve bereketi sana olsun ey Nebi) diye buyurdu. Rasullah, “Esselamü aleyna ve ala ıbadillahissalîn” (Selam ve Allahın rahmeti ve bereketi bize ve tüm müminlerin üzerine olsun) diye karşılık verdi.
İşte “namaz müminin miracıdır” hadisi şerifi burada böyle ifade edildi.
Özetle şudur ki namaz; kulun Rabbi ile konuşması O’na yalvarmasıdır.

EK: 1

İŞTE RABITA HAKKINDA ŞER’İ KANIT:

– İsmail, İdris ve Zülkifl’i de (hatırla). Onların hepsi de sabredenlerdendi. (Enbiya/85)
Hatırlamak eşittir rabıta etmektir.
– “Şüphesiz ki Allah ve melekleri, Peygamber’e salât etmekte (yani, O’nun şerefini gözetmekte ve şanını yüceltmekte) dirler; o halde siz de îman edenler O’na salât edin (yani, O’nun şanını yüceltmeye özen gösterin); O’na içtenlikle selâm edin (esenlik dileyin).” (Ahzâb, 33/56).
Bu ayet Peygamberimize salat ederek onu hatırlamamızı emretmektedir. Rabıtada hatırlamanın ta kendisidir. Zira hatırlamadığın kimseyi düşünemezsin.
Peygamber(s.a.v.) Efendimiz alimler hakkında buyurdular ki:
-“Alim ölse bile diridir, cahil diri olsa bile ölüdür.”
-“İlim ibadetten üstündür.”
Peygamber (s.a.v) Efendimiz; (Zikrü’s-sàlihîne keffâretü’z-zünûb) (Hadis-i Deylemi)
-” Salihlerin anılması günahlara keffarettir. “diye buyurdu.
-” Peygamberleri anmak, hatırlamak ibadettir. (Hadis-i Deylemi)”
-” Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.” (Ebu Davud)
-” Âlim ile oturmak, yüzüne bakmak ibadettir.” (Hadis-i Hâkim)
İmam Caferi Sadık (k.s.) hazretlerine; “Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.” hadisi şerifi sorulduğunda şöyle açıklamada bulunmuşlardır: “Bundan maksat, kendisine bakıldığında sana Allah’ı ve ahireti hatırlatan alimdir. Bunun tersi olan kimseye bakmak fitne ve sapıklıktır.”
“Kişi sevdiğini çok hatırlar” hadisi şerifince bir kimse, neyi çok seviyorsa veya nelerden aşırı korkuyorsa, onlara gönlünü daha çok rabtetmektedir. Veysel Karani (k.s.) hazretleri o yüksek mertebeye Rasulullahı çokca düşünerek yani rabıta ederek gelmiştir. Kişinin  sevgilisine olan rabıtası  onu,  sevgilisinin  hayalini daha çok düşünmeye ve onu gözünde daha da değerli kılmaya sevk edecektir. Allah’ı çok seven bir kimse de, O’nun sevdiği kimseler olan peygamberleri, evliyaları, Allah’ın emirlerini yapmayı, yasaklarından kaçınmayı rabıta edecektir. Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim’i daha çok okuyup, buna göre yaşamını düzenleyecektir.
Eğer ki biz hadislere inamayız bize Kuran yeter” diyorsanız siz Kur’an’a da inamayan bir kafirsiniz. O zaman siz biz müslümanların muhatabı olamazsınız defolun sayfamızdan!

Rabıtaya şirk diyen sapıklar, sizler hanımınızı ve çocuklarınızı düşündüğünüz zaman şirke girmiyorsunuz da bir sufi Allah’ın dostu bir veliyi düşündüğü zaman mı müşrik oluyor ? Birisini düşünmekle şirke girilseydi, rabıta yapanlara müşrik diyenler müstehcen şeyler düşündüğünde iki kat daha fazla müşrik olurlardı ?

EK: 2
RABITA NASIL YAPILIRSA DAHA YARARLI OLUR?

Yazan: muhsin iyi
03 Temmuz 2012 – 19:36 tarihli yorum: Edit
https://www.facebook.com/muhsin.iyiliksever

‘Rabıtanın hak olduğuna inanıyoruz. Ama rabıtadan zevk alamıyoruz. Bunun için ne yapmalıyız?’ ‘Rabıtadan yeteri derecede yararlanmak nasıl olur?’ ‘Rabıtanın yarar sağlaması için ne yapmalıyız?’ ‘Rabıtayı sevmek için neler yapmalıyız? ‘Şeyhe muhabbeti nasıl duyabiliriz, artırabiliriz?’ Bu sorular, benzer mahiyettedir. Yanıtları aynı caddeye çıkar.

Tasavvuf ve tarikat yolunun amacı nefsi fenaya (yokluğa) ulaştırmaktır. Nefsi yok kılıp Allah’a vasıl olmaktır. Fenafillâhın bir şartı vardır. Bu da önce fenafişşeyhe ulaşmaktır. Fenafişşeyh, müridin nefsini şeyhinde yok kılmasıdır. Yani mürit kendisini o kadar yok kılar ki, hayal dünyasında kendisini arasa ancak şeyhini bulur. Şeyhinin karşısında erimiştir. Nefsi ortadan kalkıp şeyhi var olmuştur. İşte fenafişşeyh makamı budur. Fenafişşeyh makamına insan durup durduğu yerde veya sanıldığı gibi sadece zikirle ulaşamaz. Rabıta ile ancak fenafişşeyh makamına varılabilir.

Rabıta karşısında nefis önce isyan eder. Ben bu cümle ile rabıtayı kabul etmeyenleri kastetmedim. Hayır, rabıtasını düzenli olarak yapan kişilerden söz ediyorum. İnsanoğlu işte böyle garip bir yaratıktır. Düşünce boyutunda rabıtanın hak olduğunu bilir, rabıta ile ilgili pek çok keramete de tanık olur, ayrıca düzenli olarak rabıtasını da yapar ama nefsi rabıtaya karşı çıkar. Çünkü nefis özgürlüğüne çok tutkundur. Başka birisinin boyunduruğuna girmek istemez. Hele başka bir insan, bu bir veli için de olsa, yok olmayı hiç istemez. Şeytanla işbirliğine de çok yatkındır. Rabıta ile günden güne özgürlüğünün elinden alındığını, eridiğini bilir, şeyhin nurundan rahatsız olur. Çünkü bu nurlar onun varlığını gün be gün yok etmektedir. Rabıta fenafişşeyh yolunda müridi gün geçtikçe olgunlaştırmaktadır. Bu yüzden nefis de ilkbaharın yaklaşması ile yerlerdeki karların yavaş yavaş erimesi gibi bir durum yaşamaktadır. Bundan büyük bir hoşnutsuzluk duymaya başlamaktadır. Çünkü nefsin kar kadar Allah’a (c.c.) soğuk olan bir tabiatı bulunmaktadır. Nefsin bu hoşnutsuzluğu ile insan rabıtadan zevk almamaya başlar. Rabıta ona çok sıkıcı bir iş olarak gözükür. Vesveseye girer. Kabz (depresyon) hali etkisi altına alır. Hatta rabıtada zamanını boşa harcadığı, kandırıldığı vehimlerini yaşamaya başlar. Oysa sadatların bildirdiği üzere rabıta tek başına insanı maksadına (fenafillâha) ulaştırmaya yeter. Zikir ise böyle değildir. Çünkü rabıta ile nefis katı yağın ısıda erimesi misali bir hal yaşar. Zikir ise genellikle nefsi katılaştırır. Çünkü zikreden insan genellikle farkına varmadan nefsanî bir kendini beğenmişlik çukuruna ister istemez düşebilir. Bu da onun manevi terakkisini durdurur. Ama rabıtanın nefsi hor hakir kılan, yok eden özelliği ile bu kişi böyle bir çukura düşmekten kurtulur. Elbette bu yolda zikir de gereklidir. Önemini küçümsemiyoruz. Rabıta yemekse, zikir su gibidir. Birbirinden ayrı düşünmek doğru değildir. Ama tasavvuf ve tarikat yolunun olmazsa olmaz koşulu rabıtadır. Rabıta olmadan fenafişşeyh gerçekleşmez, fenafişşeyh olmadan da fenafillâh olmaz. Bunlar birbirine bağlı çarklardır. Bunların işlemesi rabıtanın edebine ve usulüne uygun olarak yapılmasına bağlıdır.

Rabıtadan azami derecede yararlanmak, zevk almak, rabıtayı sevmek istiyorsak rabıta sırasında kendimizi daha doğrusu nefsimizi şeyhin karşısında yok bilmek gerekir. Tabii bunu yapmak başlangıçta biraz zor olabilir. Ama zamanla bu meleke gelişecektir. Şeyhin suretini canlandırırken veya şeyhin karşısında var olduğumuzu düşünürken kendimizin anasır-ı erbasını (toprak, su, hava, ateş) dağıtmalı; toprağını toprağa, suyunu suya, havasını havaya, ateşini ateşe katıp tamamen yok etmeliyiz. Bunu yaparken nefsimizi küçük görmeli, onun şeyhin karşısında bir varlığa sahip olmasını bile düşünmemeliyiz. Peygamberimizin (s.a.s) şu hadis-i şerifini de daima tefekkür etmeliyiz: ‘Varlığın (nefsin) öyle büyük bir günah ki, onunla başka bir günah mukayese bile edilemez.’ Rabıta sırasında insan bu şekilde hareket ederse, yani nefsini hor ve hakir kılarak yok farz ederse hemen rabıtadan yararlanmaya, şeyhin nurundan ve feyzinden istifade etmeye başlar.

Rabıta sırasında nefsi ezmek, hor hakir kılmak, yok farz etmek yanında başka bir şeye de dikkat etmek gerekir: Şeyhi gönüller sultanı olarak telakki etmek. Onu Allah dostu olduğu için yüceltmek. Bunun için onun görkemli bir tahta oturduğunu düşünmek ve kabul etmek güzel bir sonuç verir.

Siz bunları tatbik ettiğinizde nefis ve şeytanların hemen bu oldubittiyi kabul edip teslim olacaklarını mı sanıyorsunuz? Böylece rabıtada karşılaştığınız problemler bu şekildeki bir uygulama ile son mu bulacaktır? İnsanoğlu nefis ve şeytanları tanımadığı için böyle safça şeyler düşünebilir. Gerçekte nefis de şeytanlar da çok inatçılardır. Davalarından öyle kolay kolay pes etmezler. Aldığınız bu kararları uygulama yolunda daima size sinsice yaklaşırlar, çaktırmadan çeşitli engelleme girişimlerinde bulunurlar. Öyle ki bir bakmışsınız birkaç ay sonra rabıta olgusu ‘eski tas, eski hamam’ deyiminde olduğu gibi bir hal almış olabilir. Aldığınız kararları da unutmuş olursunuz. Sanki içinizden silinmiş gibi. Nefis kendisini yokluğa (fenafişşeyhe, fenafillâha) götüren bu rabıtanın en azılı düşmanıdır. Ondan kurtulmak tamamen mümkün olmadığı zaman ‘bari öylesine yapılsın’ diye bir politikaya başvurur: Rabıta sırasında benlik davası ile şeyhi kafasında canlandırır veya şeyhin karşısında durur. Tabii o zaman da rabıta feyizsiz, nursuz geçeceğinden bin çeşit vesveseye de kapı açacaktır. Onun için rabıtada bir gevşeklik olduğu, rabıta verimli geçmediği zaman hemen onu masaya yatırmalı, değerlendirmeli; nefsin rabıta sırasındaki benliğini ezmeli, onu yok kılma yoluna gidilmelidir. Nasıl okullarda derslerdeki konular belli bir periyotla sınavlarla yoklanıyorsa biz de rabıtalarımızı ara sıra ölçüp değerlendirmeli, onların nefis ve şeytanların etkileri ile yavaş yavaş nereye doğru kaydırıldıklarını görmeli, hemen gerekli önlemleri almalıyız. Hatta bu ölçüp değerlendirmeyi her rabıtadan sonra alışkanlık yapmak, nefse ve şeytanlara bu hususta göz açtırmamak anlamına gelecektir.

Rabıtada kendimizi şeyhin karşında yok farz edersek bu durum insana büyük bir zevk verir dedik ama nefis neden bu zevkten hoşlanmıyor? Kendimizi şeyhin karşısında ezmek, küçük görmek, yok kılmak sırasında duyulan zevk ruhanidir. Nefsanî değildir. Nefs bundan sıkılır. Ruh Allah’tan geldiği için bir Allah dostunun huzurunda bu şekilde oluştan dolayı büyük bir zevk alır. Bu zevk günden güne de artar. Ruh rabıtayı sever. Nefis ise günden güne bunalımlara (kabz haline) girer. Kişi, rabıtada biraz ilerleyince bu maceranın söylediğimiz gibi olduğunu, geliştiğini anlayabilir. Hem sıkıntıyı hem de hazzı algılar. Sıkıntının nefisten, hazzın da ruhtan kaynaklandığını bilir.

İnsan rabıtada kendisini yok kıldığı zaman boş bir şişenin suya konulduğunda içerisinin dolması gibi bir hal yaşamaktadır. Nur ve feyz ile temasa geçtiğini hissetmektedir. Bu his zamanla da güçlenmektedir. Aynelyakin, hakkalyakin düzeye gelmektedir. Benliği ile rabıta yaptığı zaman ise, hiçbir manevi hal yaşamamaktadır. Rabıta ona çok sıkıcı gelmektedir. Hem nefsi hem ruhu rabıtadan zevk alamamaktadır.

Rabıtanın mahiyetini anlamayanlar genellikle ruh hakkında hiçbir şey bilmeyenlerdir. Ruhu haksızca, cahilce bu evrenin kanunları ile sıkı sıkıya bağlayanlardır. Ruh için zaman, mekân gibi kayıtları kabul edenlerdir. Ruhun özellikleri, bağlı olduğu kanunlar, elbette bu evrenin ve içerisindekilerin kanunlarından farklı olacaktır. Çünkü evren ve içerisindekiler, Allah’ın (c.c.) ‘Ol!’ ilahi emriyle yoktan yaratılmıştır. Ruhun kaynağı yokluk değil, yüce Allah’tır. Hâşâ ruh Allah’tan bir parça değildir. Çünkü Allah (c.c.) bölünemez ve parçalanamaz. Kuran-ı Kerim’in ifadesiyle ruh insana Allah’tan (c.c.) gelmiş bir ilahi soluktur (bk. Hicr suresi 29). Onun için ruh, hak olan rüyalarda kayıtlardan kurtulunca her yere gidebilmekte, önceden bilmediği yerleri ve kişileri görebilmektedir. Rabıta sırasında insan şeyhini hayal edince veya kendisini şeyhin karşısında düşününce gerçekten ruhu şeyhini algılamaktadır. Ama bunu o kişi bilmemektedir. Bunun farkına varamamaktadır. Bu algılama ruhsal düzeyde (bilinçdışında) gerçekleşmektedir. Şayet sofi edebine ve usulüne uygun olarak rabıtaya devam ederse şeyhin manevi hallerinden yararlanmaya başlayacaktır. Şeyh, ruhunun manevi organlarını (letaiflerini) yüksek makamlara ulaştırmış birisidir. Kişi rabıta sırasında sanki iki kablonun birleşmesi gibi bir durum yaşamakta, şeyhinin yüksek hallerini kendi üzerine almaktadır. Letaiflerini onun letaiflerine bağlamaktadır. İşte rabıtanın Allah’a (c.c.) ulaştırıcı yollardan en kısa ve ne çabuk olmasının sırrı budur.

İleri hallere ulaşan kişiler, rabıta sırasında şeyhlerini görebiliyorlar mı ve onlarla konuşabiliyorlar mı? Evet, bu da çokça karşılaştığımız bir soru. Nedense cevaplamak da hoşuma gitmiyor. Çünkü bu sefer de insanlar rabıtada şeyhlerini görmeyi, onunla konuşmayı istemek gibi bir amaç güdüyorlar ve bunu takıntı yapıyorlar. Tabii o zaman da rabıtaları verimsiz geçmektedir. Çünkü rabıtada nefsi yok kılmadıkça, şeyhin karşısında hiç olmadıkça istenilen derecede yararlanmak mümkün değildir. İnsanların meraklarını gidermek için söylüyorum ki, bunlar doğrudur. Yani ileri hallerde nurlar görüldükten epey bir zaman sonra rabıta sırasında şeyh ve onun maiyetindekiler (sadatlar) görülebildiği gibi onunla konuşmak da mümkündür. Ama şunu da belirteyim ki, bu maksatlarla rabıta yapılırsa rabıtadan da zerre kadar yararlanılamaz. Yani sofi rabıtada şeyhini görmek, onunla konuşmak gibi bir amaç gütmemeli; nefsini ezmeye, yok kılmaya çalışmalıdır. Üstüne vazife olmayan işlere karışmamalı, ‘Her şeyin bir vakti vardır.’ diyerek işine gücüne bakmalıdır. Kaldı ki bu nimetler (yani şeyhi rabıtada görme ve onunla konuşma) bir ömürde bile insana nasip olamazsa da rabıtanın amacı bunlar değildir. Tasavvuf ve tarikat yolunun amacı ‘Allah rızasına’ ulaşmaktır. Bu tür nimetlerin nasip olması, Allah rızasına işaret değildir. Allah’ın mekrine (hilesine) akıllar sırlar ermez. Kaldı ki İmam-ı Rabbani Hazretlerinin (k.s.) dediği gibi yüce Allah (c.c.) bizleri ahrette tasavvufi hal ve makamlarla değil ilahi kurallara (şeriate) uyup uymamakla sorguya çekecektir. Onun için bu konularda vesveseye girmemek gerekir.

Rabıta sırasında görülenler şeytanlar olamaz mı? Zaten bu yoldaki kişiler önce şeytanları görürler. Bu yolda iyice bir pişerler. Onların her türlü marifetlerine de tanık olurlar. Ondan çok sonra rabıta ile şeyhini ve sadatları görme şerefine nail olurlar.

Kaldı ki sofi her halini mutlaka mürşidine söylemelidir. Şeyhler daha önce bu yollardan yürüdükleri için tecrübelerinden hallerin, görülen şeylerin şeytani mi yoksa Rahmani mi olduklarını hemen anlarlar. Ama bazen sofiler, nefsin ve şeytanların etkisi ile hallerini ve gördükleri şeyleri şeyhlerinden gizlerler. Yalancı bir âlemde yaşayarak kendilerini kandırırlar. Şeytanlar kendilerini alaya alıp dalga geçtikleri halde yüksek halleri ve gördükleri ile (!) kendilerinin veli, kutup, mehdi vs. olduklarını düşünürler, sanırlar. Bundan ayılıp kendilerine gelmeleri uzun sürebilir. Bazıları benlik davasından bu bataklıktan bir türlü kutulamazlar.

Ben bu soruyu, yani ‘Rabıta sırasında görülen şeyler şeytanlar olamaz mı?’ sorusunu soran kişiye dedim ki, sen babanı bir keçiyle karıştırır mısın? Elbette hayır. Ama uzaktan babanı başka bir insanla karıştırabilirsin. Çünkü ataların da dediği gibi ‘Adam adama benzer’. Ama babasını keçiyle karıştıran olabilir mi? Olamaz, çünkü keçi ile adam ayrı varlıklardır. Türleri farklı. İşte bunun gibi her ne kadar şeytanlar aynı formlarla, ayırt edilemeyecek nitelikte insanların kılığına girseler de ilahi nurlar karşısında dayanma güçlerine göre hemen kendilerini belli ederler ve keçi ile adamın karışmaması gibi birbirlerinden ayrılırlar. Şeytanlar ayrı birer varlıktır, şeyhin ve sadatların ruhları ise bambaşkadır. Nurlar şeyhin ve sadatların bembeyaz sarıklarına vurunca onlar ışıldarlar, ama aynı nurların ucuna bucağına şeytanlar yaklaşamaz bile. Şeytanlar ancak kalbin (ve ruhun) letaif nurlarına zar zor dayanırlar ve bu nurlar sayesinde insan suretinde görünürler. Medyumlar asla şeytanları bu halleri ile göremezler. Kalp gözüm açık diyenleri bile ancak şeytanları insan görünümüne girmeye çalışan bir duman, sis yığını olarak görebilirler. Tabii kendi vücutları üzerinde tesirlerini algılarlar ve onlarla konuşabilirler.

Rabıta olmadan fenafillâha ulaşamaz mıyız? Rabıta olmadan fenafillâha ulaşmak mümkün değildir. Sadece üveysiler buna nail olmuşlarsa da onlar da genellikle ölmüş olan bir velinin ruhundan veya Hz. Hızır’dan (a.s.) yararlanmışlardır. Yine bunlardan yararlanma yolları da onlara rabıtayla olmuştur. Ölmüş bir kişiye -eğer sureti bilinmiyorsa- rabıta yapmak, bu rabıtanın da verimli olması ise çok zordur.

Ölmüş şeyhe rabıta fayda sağlar mı? Şeyh öldüğü zaman ruhu kınından çıkmış kılıç gibidir. Yani şeyh yaşarken nefsi o kılıca engeldi, bir kındı. Öldüğü zaman daha bir ruhu güçlenmiş olacaktır. Bu ileriki zamanlarda daha yüksek derecelere varacaktır. Çünkü veli öldüğü zaman manevi seyri durmamakta, devam etmektedir. Ölüm olayı bu manevi seyri kat be kat artırmaktadır. Çünkü velinin ayağına artık nefis, dünya ve şeytanlar dolanmamaktadır. Ama ölmüş şeyh ancak olgun müride, yani rabıtada az çok feyzin, nurun varlığını hissedebilen sofiye yarar sağlar. Yeni müritlere canlı şeyh kadar iyi gelmez. Fayda sağlamaz. Bunun en başlıca sebebi nefsin ölmüş şeyhe fazla muhabbet duyamamasıdır. Hâlbuki rabıtada nefsi ezmek, yok kılmak yanında şeyhe muhabbet duymak da çok önemlidir. Çünkü nefis ölmüş şeyh ile daima ölümü hatırlar, ölüm de nefse hoş gelmez. Bu yüzden ölmüş bir şeyh ne kadar yüce bir makamda olsa da canlı şeyh kadar müride yararlı olmaz. Tabii bir de sofinin yaşadığı hallerini anlatması ve sıkıntılarında ona yardımcı olması, yol göstermesi açısından canlı bir şeyh mutlaka gereklidir. Allah cümlemize gereği şekilde rabıta nimetinden yararlanmayı nasip eylesin. Âmin. Muhsin İyi

DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

“Rabıta Şirk midir?” üzerine 127 yorum.

  1. Allah herseyi gören ve bilendir.Allaha hamd olsun ne ekonomik bir sıkıntım var,ne bir sağlık sorunum.Tarikatlara girmek istememdeki amaç daha fazla ne yapabilirim,rabbimin ilim deryasından bir damlada olsa daha fazla nasıl daydalanabilir ve nasıl rabbimin rızasını kazanabilme yolunda,rabbimin rızasını kazanabilme ihtimalimi yukseltmeye çalışabilirim.tek amacım ve gayem bu.Herşey iyi ve güzel fakat rabıta konusuna gelince beni alıyor derin bir düşünce.”Abdullah Bekir” in sözü doğrudur,haklıdırda fakat yaptığımız şeyin doğruluğunu ispat etmek için eksik konusmamakta fayda var diye düşünüyorum kendi fikrimce.Bir insanı beşer Eşini Dostunu metresini veya herhangi birisini düşündüğünde hiç bir fani ne eşini ne evladını nede haşa dostunu aracı kılarak rabbine ulaşmaya çalışmıyorki.Benim bir Allah dostunu düşünüp Rabbimden O Allah dostunun yüzü gözü hürmetine beni doğru yola sevk etmesini istemem anlaşılabilir kanımca doğrudurda.Fakat Rabıtada hasıl olan durum malum.Yine söylüyorum benim ilmim yok bilgimde yok.bunlar sadece fikirlerim.Rabbim hakkımızda en hayırlısı neyse onu versin inşallah.

    1. Ahmet kardeşim. Samimi olduğun için yazına cevap veriyorum. Allahın Rasulü “İmanın en üstünü Allahın sevdiklerini sevmek, buğz ettiklerine buğz etmektir.” buyurdu. Rabıta da Allah’ın sevdiği veli kulu gözümüzün önüne getiririz. Onun kalbindeki Allah sevgisinin derinliğini hayal ederiz..
      O hayal etme esnasında her şeyin yaratıcısı Allahu Tealaya “Rabbim bu muttaki kulunun kalbine koyduğun sevgini benim de kalbime koy”. “Zira sen bir kimsenin kalbine sevgini koymazsan o seni asla sevemez” diye temennide bulunur ve rabıta bitene dek bu yalvarış halimizi kalbimizde tutmaya çalışırız. Allah kalbe bakar sözünden bunu anlamalıyız. Yalvaran bir kalbi de Allah boşa çıkarmaz nuru ve muhabbeti ile doldurur.
      Bizim rabıtadan anladığımız budur.

  2. Rabıta oldugunu iddea edin kisi arkadasinin esinin ve ailesinin ve cevresindekilerin onun hakkinda soyledigi konustugu iyi veya kotu olan herseyi duyabilir mi? Gittigi veya geldigi yerleri bilebilir mi boyle birsey mumkunmudur yardimci olabilirmisiniz?

    1. SORU: “Rabıta oldugunu iddea edin kisi arkadasinin esinin ve ailesinin ve cevresindekilerin onun hakkinda soyledigi konustugu iyi veya kotu olan herseyi duyabilir mi? Gittigi veya geldigi yerleri bilebilir mi boyle birsey mumkunmudur yardimci olabilirmisiniz?”
      CEVAP: Telepati denilen düşünce okuma ile rabıtanın bir alakası yoktur. Rabıta, Allah sevgisini kazanmak için atılan ilk adımdır. Rabıta ile gönül saydamlaşır melekut alemi görülmeye başlar. Melekut aleminden kalbe yansıyan ilahi nurlar kalpteki kötü huyları yok eder imanı güçlendirir. Taklidi olan imanı, tahkiki imana, oradan da aynel yakîn imana dönüştürür.

  3. سلام عليكوم hocam namazın dinimizdeki yerini bikiyoruz ve bu konuda ne kadar çom hadis olduğunu da biliyoruz peki rabıta bu kadar önemli iken neden hiç bir hadiste geçmiyor. Veya hiç bir sahabe hayatı anlatılırken şöyle veya böyle rabıta yapardı. Diye kaynaklarda geçmemektedir. Biz sadece bir kaç ayetin olduğunu biliyoruz fakat onlarında rabıtaya delaleti tam değildir. Teşekkür ederim.

    1. Aleykümselam.
      Namaz farz bir ibadettir. Rabıta ne farzdır ne de ibadet değildir. Allahı sevmek için Onun dostlarını sevmek gerekir. Bu sevgiyi elde etmenin yollarından biri de rabıtadır.
      Sahabeden Hz. Ebu Bekr, İbn-i Abbas gibileri rabıtalı olduğuna dair sağlam kaynaklar var. Tabiinden Veysel Karani rabıta yolu ile hidayet bulmuştur.

    2. Hocam bu söylediğiniz Abdullah b. Abbas ve Ebu bekir radiyallahü anha ların rabıta yaptıklarını gangi kaynaktan öğrendiğinizi öğrenebilirmiyim.

    3. Ömer Ziyaüddin Dağıstani hazretlerinin TARİKATLAR VE FETVALAR kitabındadır. O da Hanefi fukasından Şerhul-Ibad Li-İbn-i Hacer’ kaynak göstermiştir.
      Üveysi Karani sana delil olarak yeter. Rasulullahın onun hakkında bir çok sahih hadisi şerif vardır. O malumunuzdur ki, rabıta yolu ile kemale gelmiş tabiinin en büyük velisidir. Rasulullah onun hakkında “Eğer beni(zahiren) görseydi Ebu Bekir ve Ömer den daha üstün olacaktı” buyurmuştur.

  4. Allah’ın rahmeti üzerinize ve üzerimize olsun kardeşim tek bir soru sormak istiyorum biliyorum rabıtanın ne kadar önemli olduğunu yalnız şuna değinmek isterim acizane bir mürşidi kamile biat etmekteyim yalnız neden Peygamber efendimiz s.a.v mi değilde mürşidi kamilleri rabıta ediyoruz selametle ..

    1. Aleykümselam ve rahmetullah Fatıma Zehra hanım.
      Neden peygamberimize değil de mürşidlere rabıta yapılmasının sebebi şudur:
      Büyük evliya ve alim İmamı Rabbani Mücedidi Elfi Sani Hazretleri buyurur ki
      “Bidayette mürid ahlaken düşük kimse olduğu için Rasulullahın yüce manevi huzuruna yaklaşamaz. Yani yaklaşmasına mani olan müridin kötü vasıflarıdır. Yoksa Rasulüllahın yüce huzuru her mümine açıktır. Bu haseptendir ki mürşid müridin ahvaline Rasulullahın yüce huzuruna nisbetle daha yakın olduğu için rabıta mürşide yapılırsa mürid daha çok feyz alabilir.”
      Sanırım anlamışsınızdır. Vesselam.

    2. Allah razı olsun sizlerden ve vesile olanlardan. Allah’a emanet

  5. Şeyhini zahirde hiç görmemiş birisinin onun suretini tanımak babından sadece resmine bakması caizdir fakat ona rabıta yapması asla caiz değildir Diye Fetva Vermişsiniz Yani Veli Olduğu Tevatüren Bilinse Dahi Görmek Şartmı ?

    1. Zahiren görüp görmeme işini talibin intisab ettiği şeyhi belirler. Yani gıyabına intisap eden bir kimsenin zahiren gidip bağlanması istenmişse gitmesi gerekir aksi halde intisap gerçekleşmez.
      Bir çok meşayihi kiramın talimatına göre resim verilmesi sadece şeyhin suretini tanımak içindir. Yine onların talimatlarına göre resime rabıta caiz değildir.

  6. Selamün aleyküm hocam. Rabıta hakkında yazilanlarinizi okudum fakat rabitanin rabıta yapanlardan (gorevli) kişilerden ne demek olduğunu açıklayın görevin nedir neden söylemiyorsun dediğimizde söylemiyorlar peki eşine ailesine söylemesi bana soylememesini gerektirecek kadar durumun ciddiyeti nedir anlamış degilim. Öte yandan bu rabıta yı tövbe alanlara veriliyor neye göre veriliyor kim için veriliyor sebeb nedir onları da iyice açıklarsanız sevinirim . Ayrıca peygamber efendimiz sav vefatında sahabeler neler yapacağını şaşırmış elleri ayaklarına dolanmistir öte yandan Hz Ömer her kim peygamber oldu diye dinden imandan vazgeçerim der ise kellesini kilicimla alırım der ve söze Hz Ebu Bekir girer duayı ibadeti yalnızca Allah için yapın eğer peygamber sav için yapıyorsanız onunla birlikte oldunuz demistir. Bu sözden yola çıkarak bu tasavvufu yani rabiti neden araya şeyhleri sadakatlilari yani ilmine dinine güvendiğim iz kişileri düşünerek Allah’a ulaşmaya çalışıyoruz sizce bu şirk degilmidir düşünün yargılayıpn size soruyorum Allah in böyle bir şeye ihtiyacı varmıdır son olarak rabitanin ibadet olmadığını söylüyorsunuz ve arkasından ibadet olmayan birseyin dinden çıkma gibi bir özelliği olamaz diyorsunuz burda aciklamanizi yetersiz buldum şirk koşmak ne zaman dan belli ibadet oldu da haram veya helal diyelim haksız mıyım hocam sizin deyisinize göre ibadet olmalı ki dinden çıkma veya haram olma gibi birşey olsun vesselam

    1. Rabıta, saklanacak bir şey değildir. Allahın velisi olan samimi bir kulun Allah’a yaptığı ibadetleri, duaları, yakarışları, Allah’ı canu gönülden Allah’ı anmaları düşünülerek kalpte Allah sevgisinin doğmasına, elektriklenmeler olmasına çalışmaktır.
      Özetle “ben de Allah’a böyle samimi kul olayım” demektir.
      Tövbe alanlar aslında o tarikata intisap edenler anlamındadır.
      Rabıta bir ibadet değil, “Hubbi fillah buğdi fillah” (Allahın sevdiklerini seviniz kızdıklarına buğz ediniz) hadisinin gereği Allah’ın sevdiklerine sevgi kazanma şeklidir.
      Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer olayı ile rabıtanın arasında bir bağ kurup buradan yorum yaparak rabıta yapanlara müşrik demek, din cahilliğidir. O zaman bu küfür ithamı sahabeye kadar gider. Hz. Ebu Bekir’den başka mümin olmadığı inancını ortaya çıkarır ki böyle bir inanca malik birisi küllen kafirdir.
      Hz. Ebu Bekrin orada değindiği nokta şudur:
      “Eğer Muhammedin ölümsüzlüğüne inanıyorsa bir kimse o biliniz ki o ölmüştür. Allah’tan başkası ölümsüzdür” diyerek Allah’tan başkasının fani olduğunu hatırlatmıştır.
      Sahabeler de aslında onun ölümlü olduğuna inanmaktaydı ama bir an için Allah’ın Peygamberimizi ebedi yaşatacağı kanaatine kapılmışlardı. Böyle bir inanç ise ancak cennette mümkündür. Hz. Ebu Bekr bu dalgınlıktan onları uyarmıştı.
      Kaldı bir kimsenin, Allahın bir kimseyi ölümsüz kılacağına inanması şirk değil Allahın kudretine tam inanmasında kaynaklanır.
      Allahın ne senin ne de başkasının ibadetine de rabıtasına da ihtiyacı yoktu. Zaten böyle bir iddia da yoktur. İbadet yapmaya bizim ihtiyacımız vardır.
      İngiliz piyonları olan selefi domuzlar bu rabıta inceliğini kavrayamaz tabii.

    1. Fatma hanım, Ahmet bin Hanbel’in Müsnedindeki bir hadisi şerife göre Rasulullah eshabı ile zikir için bir yerde toplandıklarında “aranızda yabancı var mı?” diye sorar. “Hayır yoktur” denilir. Bunun üzerine Allah’ı zikir başlar.
      Fukaha da bu hadisi şerife dayanarak kıyas yapmışlardır. Hatme-i Haceganın içine yabancı alınmaması buna dayanmaktadır.
      Fatm hanım, siz doğru bir yoldasınız. Nakşibendi Tarikati de Ehli Sünnet tarikatidir. Daha fazla sorgulamak yerine bir an önce zikre başlayıp Füyuzat-ı İlahiden nasiplenmenizi tavsiye ederim size. Vesselam.

    2. şimdi ben eşimi gördüm biliyorum ve onu düşünürken yüzü gözü aklıma geliyor çocuklar arabam köyüm bahçem vs vs peki ALLAH subhane ve tealayı nasıl bişeye benzetip düşüneyim ? yardımcı olurmusunuz?

    3. Allah’ı bir şeye benzetemezsiniz. Çünkü ihlas suresinde “O Allah’ın dengi ve benzeri yoktur” buyrulmaktadır. Öyle bir şey yaparsanız müşrik olursunuz. Allahın kudretinin büyüklüğünü, eserlerine bakıp onları yaratanın büyüklüğünü bir şeye benzetmeden anacaksınız. Bu ahval sizi nasılsız ve niçinsiz bir ahvale taşır Allah’a hayran olursunuz. Bu da sizi Ona aşık eder ikilikten kurtulursunuz. Yani, alemde Ondan başka yaratan olmadığına aynel yakin şahidolursunuz. Bu da sizi taklidi imandan kurtarır tahkiki imana erdirir.

  7. Selamun aleykum benim kafama naksilik ile ilgili bi soru takildi bize hatmenin 333 hatim sevabi oldugu soyleniyor dogrumudur buna delil varmidir eger dogru ise neden bu sunneti tarikat disinda hic kimse bilmiyor ve yapmıyor
    Ayrica peygamberimiz taslarla zikir cekmismidir

    1. 333 hatim sevabı kıyası fukahadır.
      Peygamberimizin her hali zikirdir. Zikir Allahın emridir. “vezkürûnî ezkürküm” (Beni zikrediniz ki Ben de sizi zikredeyim(hangi ismimle beni zikrederseniz o ismimle kalbinize tecelli eder, sizin kalbinizi ve ruhunuzu o ismimin nuru ile nurlandırırım) ayeti ile sabittir.

  8. selamunaleykum.ben naksibendi tarikatina girdim fakat kafamda bazi sorular var.Bana hatmenin sunnet oldugu soylendi ama direkt sunnet olarak bulamiyorum.Buna dair hadis var mi,peygamberimiz belli sayilarla ve taslarla zikirde bulunmus mudur?
    Hatmenin sunnet oldugunu soyluyorlar sunnet midir?Ve eger sunnetse neden sadece tovbe alanlar girebiliyor?Sunneti butun muslumanlar yapamaz mi?

    1. Aleykümselam Fatma hanım.
      Ömer Ziyaüddin hazretlerinin Tarikatler ve Fetvalar kitabında konunun detayları mevcuttur. Peygamberimiz bazen yapmadığı bir şeyi yaptırmışsa o da sünnettir. Çeşitli sahih hadislerde Fatiha, İnşirah suresi, İhlas suresi ve salavat okunmasını emretmiştir. Beş vakit namazın ardından sayılarla yapılmasını emrettiği tahmid ve hamdeleler de onun emri ile yapılmaktadır. Şeriatte kıyası fukaha vardır. Yani bilinmeyeni bilnene mukayese yapmak da sünnettir. Bunlar da o türdendir.

  9. S.a. muhterem hocam. Bundan 1 yıl kadar önce menzil de tövbe almak nasip oldu. Namaza başladım. Tövbe aldıktan 2 hafta sonra bir daha menzile gitmek nasip oldu bu sefer vird ödevi aldım. 1 ay kadar herşey çok güzeldi. Tüm ibadetlerimi hissederek eksiksiz yapmaya calıstım. Daha sonra gaflete düştüm virdi bıraktım. Zaman geçtikçe namazı da bıraktım. Şimdi içim kan ağlıyor ama hala da namaza başlamış değilim. Düşünüyorum nasıl bir anda bu kadar güzel yaşamaya çalışıp, nasıl bu kadar cabuk uzaklaşabildim. Kendime cok kızıyorum. Tekrar tövbe almak istiyorum. Nasıl başlamak lazım gelir? Geçen sefer çok hızlı ilerledim. Önce namaza başlayarak kendimi biraz tasavvufi manada geliştirip sonra mı tövbe etmeliyim. Yoksa hemen tövbe ederek vird mi almalıyım. Acil cevabınızı bekliyorum, benim için dua edin hocam. Mal mülk değil sadece Allah rızasını kazanmak istiyorum, inşallah nasip olur.

    1. Aleykümselam Ekrem kardeşim. İnsanın içinde nefis denilen bir şeytan vardır. O eûzü besmele çekmekle, dua etmekle gitmez. Ancak ona muhalefet edilirse o mağlup olabilir.
      Size tavsiyem hemen bir vekilden tövbe ve intisabınızı yenileyip namaza başlamanızdır. Kötü arkadaşları ve kötü alışkanlıklarınızı da terk etmezseniz tövbenizi bozmadan sürdüremezsiniz.

    2. Selamünaleyküm.
      Bütün namaz ayetlerinin anlamını ezberlemek iyidir, ama hiç olmazsa Fatihayı ezberle.Arapçalarını okurken, Fatihanın anlamını aklından geçir.Nur insana direk ALLAH’tan gelir.

    3. Aleykümselam Ferda Yamanoğlu.
      Nur insana Hakikati Muhammediye’den gelir. Oraya da Allahu Tealadan gelir.

    4. Selamünaleyküm.
      Mürşidini hayal edip, onun iyi huylarını düşünerek bu huyları örnek almaya kimsenin itirazı olmaz.Ancak, yukarıdaki yazıda şöyle bir cümle geçiyor:(Böyle bir ALLAH dostu ermiş kişiyi ALLAH için sevenin kalbine ALLAH’ın nurları tecelli eder. ALLAH Teala onun sebebiyle aşağı huyların sahibi talibin kalbindeki kötülükleri temizleyip ilahi nurların mazharı olacak bir ayna haline getirir.)Sırf sevgi sebebiyle kötülük temizlenmez.Tövbe edilip, mürşidin iyi huylarına uyulmalıdır.
      ALLAH’tan gelen nur mürşidin kalbine, oradan da müridin kalbine gelip günahları temizler gibi bir düşünce Kurana uymaz.Günahlara tövbe edilmeden günahların temizlenmesi Kuranda yoktur.

    5. Aleykümselam Ferda hanım. Sizin anladığınız şekilde ise mana doğrudur o, kurana uymaz. Ancak durum sizin anladığını gibi sathi değildir. Yukarıdaki cümleyi açacak olursak şu anlamdadır: Bir kimse Kuran ve sünnet inancı üzere inanır sonra şeriat üzere amel ederse, zikir ve rabıta kazanacağı muhabbetle kalbindeki zulmetler temizlenir ve saf bir ayna olan o kalbe İlahi ışıklar mürşidin aynasından yansımaya başlar. O ışıkların halavetinden nefsin kötü huyları karanlığın ışığa tebdil olduğu gibi güzel huylara dönüşür.” anlamındadır.
      Yani, şeriate göre itikat ve amel aynayı hazırlamak ise, zikir ve rabıta ise aynanın cilasıdır.

  10. Selamun aleykum saadeti ebediye ve hakikat kitap evinin kitaplari hepsi hurafe uydurma iftira doludur bu yauin evinin kaynak gostermeniz yalnis olmus Allah razi olsun

    1. Aleykümselam Sündüs hanım. Söz konusu Hakikat Yayınevi çok muteber bir ehli sünnet müdafisidir.. Sadeti Ebediye İlmihal kitabı da ehli sünnet ulemasının içtihatlarına dayanan muteber bir ilmihal kitabıdır. İçinde yüzlerce ayet ve hadisi şerif mealleri ve büyük veli ve alim İmamı Rabbani hazretlerinin yüzlerce mektubatı bulanan bir esere hurafeler dolu bir kitap demenizi çok yadırgadım doğrusu.
      Müellife ait yorumlarda diğer alimlere uymayan fetvalar olması onun kötü olduğunu göstermez. Bir kimsenin sıratı mustekımde olup olmadığını bilmek için o kimsenin fetvalarının Ehli Sünnet ulemasına uygun düşüp düşmediğine bakmak gerekir.

    2. Menzil Cemaatine giden sizin gibi düşünmez. Onlar ehli sünnettir. Onlar sizin gibi iftira da etmezler. Neyin neye dayanarak hurafe olduğunu iddia ediyorsunuz onu söylemiyorsunuz. Durmadan iftira ediyorsunuz. Size hiç yakışmıyor. İsbat etmeniz lazım. Yoksa ahirette durumunuz çok vahimdir.

  11. Selâmünaleykum hocam.Son mürşidi kamil kimdir ? Onun haricindekilere rabıta yapmak suyu kurumuş bir çeşmeden su almaya benzemez mi ?
    Selâmünaleykum hocam.Birçok tarikat var ve herkes bir mürşide rabıta yapıyor.Ama biliyoruz ki son olarak gelen silsilei saadatin son halkasi olan bir mürşidi kamil var ve yalnız ona rabıta yapmak gerekmiyor mu? Nasılki bizim Peygamberimiz (sav) son Peygamber ise ve bizim peygamberimiz ise son mürşidi kamil de bizim yalnız ona rabıta yapacağımız son mürşidi kamil olmasi gerekmez mi ? Merak ediyorum. Saygılarımı sunuyorum.

    1. Aleykümselam Abdulkadir. Son mürşid-i kamili soruyorsunuz. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz yeryüzünde kıyamete kadar üçler, yediler, yetmişler, üç yüzler ve yedi yüzlerin bulunacağını buyurmaktadır. Üçlerin başı Gavsül-Â’zâmdır. Diğerleri ise mürşidi kamillerdir.
      Rasulullaha veya vefat etmiş mürşidlere rabıta yapılabilir ancak onlardan feyz almak çok zordur. İlahi feyzin kaynağı Allahu Tealadır. Allahu tealadan Rasulullaha yansıyan feyzi Rabbani, ondan da mürşidlere dağılır. O sebepledir ki kâmil ve mükemmil mürşidler ilahi feyz musluğu hükmündedir. Bütün sufileri bir çeşmeden su içmeğe mecbur etmek diğer çeşmelerdeki suların boşa akmasını istemektir ki bu abes bir iştir.
      Vesselam.

    2. Hocam silsilei saadat hakkında bilgilerinizi paylaşabilir misiniz ve son halkasi olan mürşidi kamil hakkında da ne düşünüyorsunuz ?

  12. s.a. oncelikle bu aralar kafamı karısıtran soruları sormak istıyorum. gecen sene a….n yolcusu oldum ve gıttıgım yere karsı ıyı guzel dusuncelerım oldu ama ornegın guzel ve şaşalı evler arabalar en guzel yemeklerin yenilmesı benı şaşırttı. corba sırasına gırerken aniden bana corba kaselerini toplatmaları ve kardesım yanımda o yardım etsın benim cocuk var dedıgım halde kabul gorulmemesı ve yardım ıcın gelen kizların morali bozuk sekilde yardım etmeleri ve tovbe etmek için ısrar edilmesi beni şaşırttı. ben tovbemi Allah a yapmam gerekmiyor mu ve elden almak aracı olmuyor mu? ve bilmiyorum ama kafam baya karıstı bır cok soz soylenıyor ve inanmam icin vicdanen rahat olmam gerekmez mi?
    niye yanliş geliyor o zaman yanliyom mu? yolda baya mıdem bulandı veysel karanı yoluna kadar. sonra ıyı oldum bana soylenen soz seytan buraya kadar ugraşırmiş insanla. pişman olacakmi dıye sasırdım valla dogru yolu bulmamiz dılegıyle. oyle bır zamanki hocalar cogaldıkca kafalarda karışıyor. neden mekke askıyla yanıp tutusmuyolarda a…….n için yaNıp tutuşuluyor? anlamıyorum gercekten….
    yormak ıstemem sızı ama cevap bulmalıyım ki cozumleme yapabileyım… sımdıden tskler..

    1. Merhaba Zeynep hanım. Kafanızdaki yoksul evliya profili sizi şaşırtmış olmalı. Ne yazık ki siz ve sizin gibi düşünen kimseler varlıklı mutasavvıfları gördüğü zaman hayal kırıklığına uğramaktadırlar. Hata ne sizindir ne de varlıklı mutasavvıflarındır. Bütün yanlış, sizlere tasavvufu yanlış anlatan cahil mutasavvıflardadır.
      Çünkü Allah’ın dininde Müslüman yoksul olacak diye bir emir yoktur. Bilakis Peygamberimizin “Güçlü Müslüman zayıf Müslümandan eftaldir ” buyurmakla Müslümanın varlıklı olmasının İslam’a daha çok hizmet vereceğini belirtmiştir. Şeriatte zengin Müslüman aile efradına varlık durumuna göre yedirip içirmesi ve durumuna göre ev bark binek edinmesi gerektiği varittir.
      Önemli olan şudur; bu kimselerin zengin olup olmadığına değil, kazançlarının helalden mi haramdan mı olduğuna bakmalı.
      Orada morali bozuk olarak hizmet verenler de sizin gibi ilk kez oraya gidenlerdir. Onlar henüz manevi tedaviye muhtaç kimselerdir.
      Tövbe konusuna gelince aslında o tövbe değil, biattir. Ancak biatten önce tövbe yapılırsa iş daha samimi hale gelir. Ancak tövbede ciddiyet yoksa huzurun yerini stres alır bu da istenen sonucu vermez. Orada kimse Adıyaman’a dönüp namaz kılmıyor. Oradaki camilerde Mekke ye bakıyor. Orada kimse Allah ile kul arasına girmiş değildir. Orada mevcut olan Şeyh de sizinle birlikte Allaha tövbe ediyor kendi günah ve hatalarının affı için Allaha sığınıyor.
      Bu mu Allah ile kul arasına girmek?
      Papazlar gibi kimseden de para talep etmiyorlar günahların affedilmesi için.
      Tasavvuf; ruhun tasfiyesi, nefsin tezkiyesidir. Bu işlem başarı ile yapılırsa kalpte Rabbani nurlar hasıl olur. Melekut aleminin nurları ruha tarifi mümkün olmayan bir huzur getirir. Bu durumda kişinin imanı taklitten tahkike ulaşır. Bu işlemin başarılı bir şekilde yürümesi için o manevi huzur yolunda yol almış bir rehbere ihtiyaç vardır. O da mürşidi kâmil ve mükemmildir.

    2. tesekkurler cevap için eskiden cahil insanlar vardi simdi ise bilip bildıgıni bilmeyen cahiller var Allah bizi dogru yoldan şasırtmasın insaallah Allah nasıp ederse ona layık kullardan oluruz istemezse bir adım ileri bile gidemeyiz bizi layık kullarından etsin ve her işte bi hayir vardır demekten kendimi alamıyorum ıyı aksamlar

  13. Iyi aksamlar hocam yaklasik uc ay once bir tarikata baglandim hersey cok guzel gidiyordu fakat ben onlarinmuzikli ilahi esliginde halay cektiklerini gordum ve sok oldum bunun cok yanlis oldugunu biliyorum ama kabul etmiyorlar acabs gavsi sani hz buna izni varmi ehli sunnet tarikatta bu nasil olur hocam

    1. İyi günler Halise hanım. Ehli sünnet tariklerde defle zikir dahi hoş karşılanmaz nerede kaldı halay çekmek. Ancak, ilahi sanılan şeyin sözlerinde Allah ve Rasulullahın isimleri geçmiyorsa o ilahi sayılmaz. Mesela “Gavsım”, “Sultanım Falanca…” gibi sözler ile söyleniyorsa o ilahi değildir.

  14. S.a hocam. Ben anne ve babası tarikat ehli olan bir ailede
    Büyüdüm esimde tarikat ehli kadiri tarikatına mensup fakat
    yaptığı şeylerin bir çoğu bana yanlış geliyor acaba benmi yanlış
    biliyorum artik ikilemde kaldim. Seyhine cok cok bagli tamam
    fakat rabita esnasinda seyhinin resimlerine bakiyor hatta
    burada vekil olan cok sevdigi abisinin resminede bakiyor
    ben yanlis oldugunu dusundugum icin ikaz ettim fakat tartisma
    konusu oluyor diye artik birsey demiyorum.derviş arkadaşları
    Onun için ailesinden bile önde geliyor bu ne derece doğrudur.
    Ayrıca 5vakit namaz dahi kilmiyorlar bir araya geldiklerinde bu
    vekilin bunları ikaz etmesi gerekmez mi ama kendisi de öyle
    ve ben artık kavga olmasından korktugum için yanlış olduğunu
    bildiğim şeyleri bile söyleyemiyorum. Gittikleri yoldan mi böyle
    Yoksa bunlar mi sapiyiyorlar anlayamıyorum yolu kotulemekten
    De korkuyorum ne yapmam gerek hocam şaşırdım artık

    1. Aleykümselam Esma Hanım.
      Tarikattan maksat şeriati düzgün yaşamaktır. Şeriatsiz tarikat dinsizliktir. Eğer ki bir tarikatın içinde namaz yoksa o tarikat şeytanın tarikatıdır.
      Onların şeyhleri eğer gerçek bir şeyh olsaydı onlar o şekilde sapıtmazdı. Onlar kesinlikle yanlış yoldalar. Bir şeyhin resmine baka baka rabıta yapmak kesinlikle sapıklıktır. Siz eşinizi uyarmaya devam ediniz. Onu kesinlikle kendi haline bırakmayınız. Kaldı ki şeyhinden başka abi konumundaki bir kimsenin resmine rabıta etmek daha da sapkınlıktır.
      İslamiyette böyle bir tarikat anlayışı kesinlikle yoktur. Neuzü billah o durumda ölenlerin son nefeste şeytan imanlarına musallat olur ve bunlar imansız olarak ölebilirler.

    2. Hocam ihvan arkadaşlığından bahsediyorlar Allah
      için cikarsiz bir din kardeşini sevmenin çok sevap olduğundan falan o abisinide Allah icin sevdigini soyluyor ve şeyhlerinin zamanın sahibi olduğunu söylüyor eşim sürekli bide mesela atiyorum dünya işlerinde de şeyh el atar tarzi seyler soyluyorlar surekli naz makami denen seyden bahsedip şeyhe sonsuz güveniyor sefaatine siginiyorlar hocam ne yapicam bilemiyorum bizim evliliğimiz bile tehlikeye giriyor ben doğruyu savundugum zaman bide şunu da sormak istiyorum hocam o tarikatta olduğu için gordugu rüyaları hemen o abisine sorup yorum yapıyorlar yanı tarikata mensup olduğu için rüya ile bazı şeylerin malum olduğunu söylüyor ben birşey dediğim zamanda rüya hakdir diyor

    3. Bakın hocam birşey daha anlaticam benim oğlum 8aylik iken sol böbreğinde tümör çıktı amelyat olması gerekiyordu şeyhe danismis şeyhi de ameliyat ettirmeyin iğneli tedavi yanı kemoterapi falan verdirmeyin iyileşecek Allahın izni ile demiş bende böyle birseyi kabul etmedim ameliyat oldu tek böbreği alındi ve kemoterapi aldık hastalığı atlattik çok şükür ama hala konusu açılsın beni suçluyor bizim aramiz iyi olmadığı için şeyh bize imtihan vermiş bisey olmayacakmis çocuğumuza ameliyat ettirmeseydik de eğer iyilesecekmis zaten şeyh öyle dediği ben itaat etseymisim çocuğun bobregide boşuna alınmamış o zaman ben ne dersem diyeyim hala beni suçluyor ayrılık noktasına çok geldik onun konuştukları ve arkadaşları yüzünden fakat çocuğum için ayilamiyorum bu yazıları bile olurda görür okursa diye bile cekiniyorum hocam çok cikmazdayim:-(

    4. Neden çekiniyorsunuz.? Boşanmayınız ama size belli bir süreliğine ayrılmanızı tavsiye ederim. Belki yoklunuzda değerinizi fark eder.
      Eğer böyle sakat düşünceli bir kimse ile evli kalırsanız çocuğunuzun geleceği de sıhhatli olamaz. O şeyh sahte şeyh olmalı ki kehaneti yüzünden çocuğunuzu neredeyse kaybedecek duruma gelmişsiniz. Yazılarınızı da bakıp okuyacağını sanmayınız. Okusa bile hiç bir şey yapamaz. Şayet baskı uyguluyorsa en yakın bir karakola şikayet ediniz.

    5. Şeytan işlerini yürütebilmek için bu tür kimselerin aralarına yalancı muhabbetler yayar. Şeyhleri bunların namaz kılmadıklarından haberdar olup da ses çıkarmıyorsa bunlar kesinlikle şeytanın yolundadır. Dünya işlerinde şeyhin el atması ifadesi şirktir. Dua eder Rabbimde onu gerçekleştirir demesi gerekirdi. Bu tür kimseler şeyhe taparlar ve bunların nikahları da boştur. Her rüya hak değildir. Şeytanın da devreye girdiği rüyalar az değildir.. Rüya ile amel edilmez.

    6. Şirk ve elfazı küfür işleyenler nikahtan düşerler. Kendisine sorunuz neden namaz kılmazlarmış.?

    7. Hocam namazın kılınması gerektiği biliyor fakat 5vakit kiilmiyor mesela toplandıkların da kalkıp namazlarını kilmiyorlar sadece abileri sohbet veriyor yada normal muhabbet ediyorlar

    1. Vesile edinmeyi Allahu teala buyurmaktadır(maide suresi 35). Vesile neden sıkıntı olsun?
      Sıkıntı çıkaranların maksatı başka. Onlar karılarından su isteyince şirk olmuyor, sufi şeyhinden dua isteyince bu onlara göre şirk oluyor.
      Bunların gerisinde İslam düşmanları var. Onları piyon olarak kullanıyorlar ama onların tabanındaki sefiller bundan bihaber. Tavanındaki hainlerde bu işin şablonları.

  15. Ömer Tuğrul İnançer Hocamızın konu ile alakadar söylediklerinden bir kesit aktarmak istiyorum.Umarım konu daha net anlaşılacaktır.
    Evimizde lambalar yanıyor, Bu lambalara Şehir Ceryanını bağlasak ne olur ? tabi ki patlar.Örneğin Elektrik toplama merkezindeki 100 bin lerce volt luk elektrik Şehir trafolarına aktarılıyor.Daha sonra İlçe trafolarına oradan mahalle trafosuna oradan apartman trafosuna ve son olarak dairemizde ki sigortalara 220 volt olarak indirgeniyor.
    İşte Tasavvuf,dervişlik , kişinin kendi fişini Muhammed Mustafa a.s trafosuna bağlı prize sokması demektir.
    Bırakın güneşi ,şu ışığa bile bakamıyorsunuz gözleriniz kamaşıyor. Resulullah’ın nurunu görecek göz nerede var ? İşte senin gözüne o gözlüğü koyacak olan mürşidindir.

  16. s.a. sayın hocam. 2 ay kadar önce töbe ettim sofi oldum. vird ödevi aldım. bir zaman gayet guzel ilerledim. ancak bu zamanlar gaflete düştüm. 1 ay falan oldu vird çekmiyorum. tekrar geri dönmek istiyorum inşallah gavsımın himmeti rabbimin izniyle tekrar nasip olur. şimdi beniğm tekrar tövbe etmem tekrar ödev almam gerekir mi? yoksa devam edebilir miyim? cevabınızı bekliyorum Allah sizden razı olsun

    1. Aleykümselam muhterem Ekrem kardeşim. Oturduğunuz yere en yakın yerde bulunan vekil kardeşime bu soruyu sorabilirsiniz. Allaha emanet olunuz.

Bir cevap yazın