İslam dergisi web sitesi soru cevap sayfasında fıkıh, itikat, tasavvuf, tefsir, sünnet gibi çeşitli İslami konularda sorularınızı iletebilirsiniz. Dini konulardaki sorular uygun görüldüğü takdirde bu sayfada yayınlanmakta ve cevaplandırılmaktadır.
Aşağıdaki formu kullanarak İslami konularda (fıkıh, itikat, sünnet, tefsir, tasavvuf, ilmihal gibi) sorularınızı gönderebilirsiniz.

Hocam uykumuz yokken kendimizi uyumaya zorlamak günah mı? Bir hadisi şerif okumuştum mealini net hatırlayamıyo olabilirim “uykusu yokken uyumaya zorlayana Allahu teala gazap eder”
İbni Amr (r.a.) rivayet ediyor Resulullah (sav) (mealen) buyurdular ki:
– Acıkmadan yemek, uyku gelmeden uyumak, bir şeye şaşmadan yapmacık olarak gülmek, musibet ânında feryad etmek, nimet ânında da gayr-ı meşru tarzda eğlenmek(içki ve çalgı ile), Allah, katında gazaba sebeptir.
(Kaynak: Camiussağir – 6216)
Acıkmadan yemek uyku gelmeden uyumak tahrimen mekruhtur. Ama sabah önemli bir görev varsa uzun yola çıkmak veya dikkat isteyen bir görev gibi o durumda uyumaya çalışmak mekruh olmaz.
Dil belası diye bişey var mı ve nedir
Dil belası vardır. İnsan diline hakim olmazsa dünyada başı beladan ahirette ise sonsuz azaptan kurtulamaz.
İyi günler. Benim eşim ailesine akrabalarına çok bağımlı. Zırt pırt işleri çıkıyor ve onları halletmek için sağa sola gidiyor. Kendim de hem çalışan bir kadın hem çocuklu bir kadın olduğumdan mağdur oluyorum ihmale uğruyorum. Bunun sonucunda da kavgalar gürültü huzursuzluk oluyor. İslami olarak bakınca evet onun yaptığı doğru ama ben kendimi duzeltemiyorum. Kimseyle bu denli ilgilenmesin hayır demeyi bilsin bizimle ilgilensin istiyorum. İkinci plana atılmış hissediyorum . Günaha da girmek istemiyorum. Nasihat eder misiniz bu huyumu nasıl düzeltecem
Bir erkeğin hanımının üzerinde olduğu gibi kadının kocası üzerinde de hakları vardır.
Eşinizin sizi veya çocuklarını ihmal etmesi günahtır vebaldir günahtır.
Hocam isim vermekte, (Bu ismin Allah Teâlânın ismi olduğu için ve Altından kalkamayacağı,, Bu ismi bu kişi kullanırsa mı ve kullanmaya devam ederse mi ALTINDAN KALKAMAYACAĞI Söyleniyor?)
Timurtaş Uçar Hocanın bir videosu var bu konuda, onunla ilgili orada konuştuğu kısmı yazı halinde yazdım.
Videoda geçen sözler (Hocam bu arada google videolarda “Samet ismini çocuklarınıza vermeyin” Adlı video bu, yazarsanız aynen çıkıyor bakabilirsiniz google’da.)
” Allah’ın (Celle Celâlühû) hiçbir ismi insana verilemez. Çünkü o sıfatın ve ismin altından kalkamaz. Mesela hiç kimse Allah Celle Celâlühû kadar merhametli olabilir mi? Olamaz. Öyleyse kimseye Rahim diyemezsin. Kimseye hey Rahman buraya gel diyemezsin. Hiç kimseye Samet buraya gel diyemezsin. Çocuklarına Samet ismini verenlerin akibeti felakettir. Ya Ne Olacak? Çocuklarına Abdülsamet diyeceksin Abdurrahman Abdülrahim Abdülkadir Abdülsamet Abdülmetin Abdülcemal Abdülhamid Abdülmecid. Ey Hamid buraya gel söyleyemezsin. Hamid Allahın ismidir. Ya bu millet ne olacak Allah (Celle Celâlühû) aşkına. Tanımamış ki Allahı (Celle Celâlühû) doğru dürüst. Bunlar mühim meseleler. Amentü billah konusu başlıbaşına bir meseledir. ”
Sözler bunlar.
(Bu ismin Allah Teâlânın ismi olduğu için ve Altından kalkamayacağı,, Bu ismi bu kişi kullanırsa mı ve kullanmaya devam ederse mi ALTINDAN KALKAMAYACAĞI Söyleniyor?)
Metin olursa isim ne yapmalı? Söylenen Altından kalkamayacak olması nasıl bir haldir anlamadım? Bunu lütfen anlatır mısınız. Altından kalkamaz derken ne yaşar ve neye yetersiz kalır bu kişi? Sorunun başında En yukarda da bunu sordum zaten. Benim için çok önemli.
Allahu tealanın yüce isimlerini insanlara vermek caiz değildir.
İlahi isimler Arapça olduğu için Türkler o isimleri tam telaffuz edemezler. Mesela Samed ismi şerifinin başındaki Sad harfini tecvid bilmeyenler çıkış yerine göre telaffuz edemezler. Onun yerine düz S harfini kullanırlar. Es-Samed’in Sonundaki dal harfi yerine T harfini söylerler. Bu yüzden İsmi İlahinin adı söylenmemiş manasız bir şey söylenmiş olur. Diğer isimlerde bunun gibidir. Bu sebepten günahtan kurtulmuş olurlar.
Her ne olursa olsun İlahi isimleri çocuklara vermek caiz değildir. İlahi isimlerden biri konulacaksa başına abd(kulu) koymak gerek. Abdus-Samed, Abdul-Hamîd gibi. Hamit demekle Allahın El-Hamîd isimi söylenmiş olmaz. Biz Türkler Hamit diye söyleriz ki bu El-Hamîd olmaz.
Selamunaleyküm hocam benim bir yengem var ben onun görümcesinin oğluyum bana diyor senle konuşurken sana dokunamam yani insanlar birbirine yakın otururken bir şeyler anlatırken omzuna koluna bacağına dokunur ya işte o açıdan dokunamam diyor ama kendi eşinin erkek kardeşlerine ayrıyetten teyze çocukları oluyor yengemin yani kayınlarına konuşurken dokunuyor sonra seni selamlaşmada vedalaşmada bayramlarda öpemem sarılamam diyor ama kendi kayınlarını öpüyor sarılıyor burda bir çelişki yok mu? bana yanlış olan neden kayınlarına yanlış değil namaz kılan biri 5 vakit benim bildiğime göre anneme yapılan her temas uygun kadın kadına olduğu için
Yenge sana da na mahrem yengenin eşinin kardeşlerine de namahremdir. Yani sana ve onlara bile isteye dokunması veya senin veya kayınlarının yengene dokunmaları haramdır.
Hocam elbise değiştirirken besmele çekmek uygunmu? Avret yeri açığa çıkıyor
Elbise çıkarılacaksa çıkarmadan önce besmele çekilir. iç çamaşır giyilecekse veya çıkarılacaksa uygun bir yerde eskiyi çıkarmadan önce beline uzun bir havlu (peştemal) dolanır sonra eskiyi çıkarır veya yeniyi giyerken önce besmele çekmek sünnettir.
Hocam dil ile zikir yaparken çalgısız ilahiler dinlemek caiz mi?
Caizdir.
Selamün aleyküm hocam
Dışarıda ve internette Şeriata söven hakaret eden reddeden beğenmeyen gördüğümüzde hadi bu müslüman değil diyebiliyoruz ama birde şeriata inandığını söyleyip Allahın kanunu olduğunu söyleyip belki yanlış bildiği ve gördüğü için belki şii iranı ve vehhabi suud arabistanı gördüğü için istemiyorum diyenlerin durumu nedir.Yani kısaca inandığını ve kabul ettiğini söyleyip yönetilmek istemediğini söyleyenler.
Aleykümselam.
Şeriat demek Kuran ve Peygamberimizin Kuran’dan çıkardığı emir ve yasak hükümleridir. Kim İran’a veya Suudi Arabistan yönetimine bakarak “Ben Şeriate karşıyım ” diyorsa onun imanı gider.
Hocam kafama takılan bi konu varda onuda sormak istedim, kalp zikrinde başarılı olup letaif zikrine geçmek nasip olan birinin kabi daima zikir halinde mi oluyor yoksa kalbinden gaflete düştüğü vakitler oluyor mu? Zikri daimiye nefsi mutmainnede ulaşılır demiştiniz o yüzden aklıma takıldı
Zikri kalbi kalbin fenasında elde edilir. Bundan sonra zikri daimi vardır o ise nefsi mutmeinnede elde edilir. Yoksa vekillerin kalbi zikirden letaif zikrine oradan da nefyi isbata geçirmesiyle elde edilmez.
Hocam elbisemizin avret mahalline denk gelen bi yerinde yırtık olsa bu görünen kısım avret yeri sayılan uzvun 4 de 1 inden az olsa bu şekilde namaz kılmak tenzihen mekruh ama caiz midir?
3- Setri Avret: Musalli(Namaz kılan kişi) eğer erkekse, en az göbek altından diz altına kadar örtmesi, namaz kılan kadın ise, yüzü ve elleri hariç diğer uzuvlarını kapatmaları farzdır. Ayaklar için ihtilaf vardır. Bazı ulemaya göre ayaklar avret değildir. Mümkünse ayaklarıda örtmek daha evla olanıdır. Namazda iken bir uzvun, yani diz ile ayak arası veya dirsek ile el arasının dörtte birinden fazlası başkalarının göreceği şekilde açılırsa, o kadın ve erkeğin namazı bozulur. İmamı Yusuf’a göre bir uzvun, yarısından azı açılırsa bozulmaz. Musallinin avret yerinin dörtte biri kendi isteği dışında bir rüknü kılacak kadar(kıyam veya rükü gbi) açılırsa onun namazı bozulur. Açık kalan yerler değişik uzuvlarda olupta toplamı bir uzvun dörtte birine ulaşırda belirlenen süreden önce kapamazsa yine namaz bozulur.
Cildin rengini gösterecek kadar ince elbise ile kılanan namaz sahih değildir. Dar elbise ile kılmak hoş olmasada, namazın sıhhatine engel değildir. Vaktin çıkması yakalaşana kadar elbise bulamayan kimse, yere oturup ayaklarını kıbleye doğru uzatıp ima ile namazını kılar. Örtünme önceliği; seveteyn(ön ve arka avret yerleri) sonra butlar ve dizler. Kadınlarda da seveteynden sonra butlar, sonra karınlar(göğüsleri dahil), sonra sırtlar ve dizler, daha sonra diğer uzuvlarıdır.
Hocam borcu olan bi kimsenin 2 çeşit yemek yemesi caiz mi? Mesela kuru fasulye yaptı yanında pilav yapıp yemesi haram mı
Borcu olan kimsenin vadesi gelmemişse istediği yemeği yiyebilir. Vadesi dolmuşsa durumu müsait değilse vadenin uzamasını rica edebilir. Durumu müsait ise onun bir an önce borcunu ödemesi gerekir. ödemezse her saat için büyük günah yazılır.
Sahabe ve Evliya Türbesi ziyaret edileceğinde o şehirdeki en büyük zata mı önce ziyaret yapılmalıdır yani şöyle Geçmişte en büyük zatlara bu kişi ziyaret yapmış olsa, ve tekrar bu şehirde veya bölgede bu zatlara ziyaret yapacağı zaman, En üst zattan tekrar mı başlamalı yoksa silsileye kaldığı dereceden (makam) devam edebilir mi? Bu bu kişinin hayatındaki ilk türbe ziyaretindeki (en üst makamdan başlamak yani) uyması hassas olması gereken kuraldır, yoksa sürekli her türbe sahabe ve yahut Allah (Celle Celâlühû) dostunu evliyasını ziyaret edeceği zaman Tekrar en üst derece veya mertebeden başlaması gerekir? Yani bu aynı bölgedeki (şehirdeki) Her kabir ziyaretine niyet edildiğinde ilk sırada En üst zat mı olmalıdır? Yoksa kaldığı yerden Zaten bir kere yapmışsa eğer ki devam etmesinde en tepeden başlamadan bir sefer daha, bir sakınca olmaz?
Bir şehir veya kasabada ziyaret etmek istenilen zatı muhterem kim ise ona doğrudan gidilir ziyaret edilir. Öyle silsile takibi yoktur. Öyle bir şeyi cahiller uydurmuş şeyhleri tarafından söylenmiş gibi yansıtırlar. Bunlara itibar etmeyin. Birini ziyaret ettiğinizde diğerlerini ziyaret etmek gibi bir zorunluluğunuz yoktur.
Yani makam sırası yok mudur? Sahabe bile olsa asrımıza (yani zaman olarak) çok yakın geçmişte Yada Osmanlının son dönemlerinde vefat etmiş olan bir Allah Celle Celâlühû Dostu olsa? Sahabelerden önce gelebilir mi? Sahabeye öncelik gösterilmesine gerek yok mu? Örneğin farklı yerlerde bile olsa Akşemseddin Hazretlerine (Rahimehullâh) gidilip sonrasına Hazreti Bilal-i Habeşî’ye (Radıyallâhû Anh) gidilebilir mi
Vefat etmiş velileri ziyarette makam sırası değil yakınlık sırası gözetilir.
Hocam sorumun uzun olduğunun farkındayım, başka türlü anlatamadım…
Elmalılı’nın nisa suresi 137. ayetin tefsirinde ve diğer birçok tefsirde benzer problemi yaşıyorum.
Özellikle de Elmalılı muhammed hamdi yazır nisa suresi 137. ayetin tefsirinde şöyle diyor:
“önce iman etmiş, sonra inkâr etmiş, sonra iman etmiş, sonra yine küfretmiş ve
tamamen küfre dalmış olanlar, böyle imandan küfre, küfürden imana dönerek sonunda küfürde karar kılmış ve bu şekilde küfürü çoğaltmış olanlar yok mu,
hiçbir şekilde Allah’ın bunları affetmesine ve doğru yola sevketmesine ihtimal yoktur.”diyor…
Yani burada kullanılan “ihtimal yoktur” sözünden anladığım şey ise bu duruma düşmüş istisnasız her insan imansız ve tevbesiz ölecek.
zaten elmalılı ilgili tefsirin devamında da
“Şu halde burada bir zamanlar İslâm dinine hizmet etmiş olup da,
sonra kâh küfür ve kâh iman, şuraya buraya bocalıyarak sonunda kâfirlere dönmüş olanların kurtuluş ve selamet bulmalarına asla ihtimal olmadığı da anlatılmış oluyor.
Nitekim Endülüs’te dinden dönenlerin hiçbiri dünyalarını kurtaramamışlar, hepsi yok olmuşlardır.” diyerekten bi olaydan bahsediyor.
Eğer yanılmıyorsam umumun fertlerine delaleti diye bir şey var ve hanefi mezhebi usulünde bir ayet kişilerden bahsederken istisnasız herkesi kapsar.
Bu yüzden, buradaki ayetteki duruma düşmüş, burada bahsedilen davranışları yapmış her insan, istisnasız olarak, tevbeli ve imanlı ölüm nasip olmayacak olarak anlıyorum.
Küfre düşüren o kadar durum ve davranış var ki, gerçekten diken üstü bir hayat yaşanmasına sebep olunabiliyor.
yani hocam,
münafıklık, zındıklık, dinde oyun, alay eden biri ve/veya
Bir iman edip sonra küfre giren,inkâr eden ve bunu tekrar tekrar başa sarıp yapan sonra da inkarda karar kılmış, küfürde ileri gitmiş bi insanın ve/veya
yüzlerce, binlerce kez iman ve küfür arasında gidip gelerek sonunda küfürde karar kılan bi insanın kesin imansız ölüp cehenneme gideceği söylenebilir mi?
üstüne üstlük eğer bunları münafık olarak yapıyorsa??
Tövbe kapısı herkese açık. Benim bu sorularımda kastettiğim şey, tövbe ve imanlı ölümün nasip olup olmamasıyla ilgili.
biliyorum ki bahsettiğim şeyler çok kötü şeyler. Dini birçok söz ve yazılardan dolayı moralim bozuluyor, Ben de işi temelinden anlayabilmeye ve çözebilmeye çalışıyorum.
Tüm bu yukarıda benim bahsettiğim kötülükleri ve tefsirlerde bahsedilen kötülükleri veya daha fazlasını yapan bir insan, kendisine tövbe ve imanın nasip olmayacağını, kesin olarak imansız ölüp cehenneme gideceğini bilebilir mi?
bi başkası ya da kendisi hakkında böyle bir sonuç çıkarabilir mi?
بسم الله الرحمن الرحيم
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا ثُمَّ اٰمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْرًا لَمْ يَكُنِ اللّٰهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ سَب۪يلًاۜ ﴿١٣٧
Mealen:
– “Nisâ Sûresi 137: İman edip sonra inkâr eden, sonra iman edip tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında ileri gidenleri Allah ne bağışlayacak, ne de doğru yola eriştirecektir.” Nisa/137)
Bak kardeşim evhama kapılma. Allah, samimi yapılan her tövbeyi kabul eder. Ayette; “iman edip tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında ileri gidenleri Allah ne bağışlayacak, ne de doğru yola eriştirecektir” ibaresinde beyan edilen tövbesi ve imanı kabul edilmeyecek olanlar samimi tövbe etmeyenlerdir. Sen imanda samimi olduğunda tövben de samimi olur. O durumda her tövben kabuldür yeter ki Allhın huzuruna laubali değil samimi çık. Göz yaşları dök pişman ol. Ya Rabbena son nefeste imansız ölmekten Sana sığınıyorum Sen merhametlilerin en merhametlisisin” diye ağla yalvar. Tövbeden sonra kötü arkadaşları ve kötü kitapları kötü filimleri terk et.
hocam siz,
“iman edip tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında ileri gidenleri Allah ne bağışlayacak, ne de doğru yola eriştirecektir” ibaresinde beyan edilen tövbesi ve imanı kabul edilmeyecek olanlar samimi tövbe etmeyenlerdir, dediniz.
Yani bu durumda tevbe edilmediği durumda bu kişi risk altında. Ama mesela bir süre sonra tevbe ederse, kurtulabilir. yani bir süre sonra bile olsa tevbe nasip olabilir…
Tövbe kapısı herkese açık. Benim bu sorularımda kastettiğim şey, tövbe ve imanlı ölümün nasip olup olmamasıyla ilgili.
Sadece Nisa suresi 137. ayet değil, Al-i İmran Suresi 90. ayet gibi ayetler, bazı hadisler gibi temel dini kaynaklar veya Bazen Hocaların söyledikleri veya başka dini kaynaklarda,
sanki akıbet hakkında kesin sonuç çıkarılabilecekmiş gibi bilgiler görüyorum en azından öyle düşündürtüyor. mesela,
bu bahsettiğimiz veya başka kötülüklere bulaşmış bir insanda pişmanlık, korku, rahatsızlık ve “acaba” duygusu varsa bu, kalbin henüz ölmediği,
mühürlenmediği anlamına geliyormuş… O halde bu sözün anlamı şu:
Mesela bu duygulardan 30 saniye bile mahrumsa bir insan, kendi kalbinin mühürlendiğine ve kesinlikle tevbeli ve imanlı ölümünün nasip olmayacağı sonucun çıkabilir. işte her sözü böyle sert anlıyorum.
Tabii ki sadece bu söz değil. Sıklıkla böyle diken üstünde olmama sebep olan çok fazla durum olduğu için,
ben de bu durumu temelden çözmek için şöyle bir formül geliştirdim o da şu:
“Günümüzde yaşayan istisnasız hiç bir insan, kendisinin kesin olarak imansız öleceği sonucunu
çıkaramaz, kendisi veya bi başkası hakkında bunu bilemez. çok düşük bir ihtimal bile olsa, nasuh tövbeli ve imanlı olarak ölmesi yine de nasip olabilir.”
Sizce hocam, bu bahsettiğim formül doğru bir formül mü? Yani doğru bir bakış açısı mı? Eğer öyleyse Ben de bu formülü göz önünde bulundurarak, çok fazla sıkıntıya girmeme engel olurum.
İmanda son ahvalin durumu çok önemlidir. Ama son halin iyi olması için önceki bozuk halleri bir an önce terk etmek gerek. Zira son anda samimi tövbe yapmak çok zordur.
Bir kimse ne kadar çok işlemiş olursa olsun onun kalbinde vicdani bir pişmanlık bir üzüntü varsa onun kalbi henüz mühürlenmemiştir. Ama pişmanlık ve üzüntü yoksa onun kalbi mühürlenmiştir. Yine de ümidi kesmemek lazım tövbe pişmanlık ölmedikçe geçerlidir.
Hocam siz, “Bir kimse ne kadar çok işlemiş olursa olsun onun kalbinde vicdani bir pişmanlık bir üzüntü varsa onun kalbi henüz mühürlenmemiştir. Ama pişmanlık ve üzüntü yoksa onun kalbi mühürlenmiştir.” dediniz.
bu konumuzda veya başka bi konuda bi insanda pişmanlık ve üzüntü yoksa, o kişi, kendisinde bu duyguların olmdığını söylüyorsa hemen onun kalbinin mühürlendiğini söyleyebilir miyiz, yine aynı şekilde
bi insan bu duyguları hissetmiyor diye hemen kendisinin kalbinin mühürlendiğini ve iman nasip olmadan öleceğini söyleyebilir mi? bu duyguları 3 ay veya belki de 3 dakika bile hisetmese kendi kalbinin mühürlendiğini ve kesin olarak cehenneme gideceği sonucuna ulaşılabilir mi?
ya da siz bir kesinliği değil ama büyük ihtimalliği mi söylemek istediniz?
Bir kimse imanının olmadığını söylemekle birlikte işlediği hiçbir kötülük için pişmanlık duymuyor ve hiç merhameti yoksa bu gibi kimse bu ahvalini değiştirmeden ömrünü tamamlamışsa onun kalbi mühürlenmiş demektir. Ama hayatının bir yerinde kalbinde pişmanlıklar oluşursa onun tövbe kapısı açıktır.
yani kalbin kesin olarak veya neredeyse kesin olarak mühürlendiği ancak ölene kadar merhamet, vicdani üzüntü, pişmanlık duyguları hissedilmediği zaman söylenebilir.
ama insan daha hayattayken bu duyguları hissetmese kalbin mühürlendiğinden şüphelenilir ama hayatının ilerleyen dönemlerinde bu duyguları yeniden hissederse
bu kez de kalp mühürlü değil diye düşünülür, öyle anlaşılır, sanırım.
aksi takdirde daha hayattayken insan, kendisine veya birbirlerine karşı “ben imansız ölecem, sen imansız ölecen” diye söyleyebilmeleri gerekirdi.
çünkü bildiğim kadarıyla her ne kadar tevbe kapısı herkese açık olsa da kalbi mühürlenmiş insanın kalp mührü hiçbir zaman açılmaz, bu durumdan çıkabilme ihtimali yoktur ve kesinlikle tevbesiz ve imansız ölür, diye biliyorum.
alimler arasında bu konuda görüş ayrılığı olup olmadığını bilmiyorum.
Bizden başkalarının kalbinin mühürlü olup olmadığı sorulmayacak. Biz kendi kalbimize bakalım. BU değerler var mı veya ne eksik onu bilelim.
Soru 1-) Peygamberimiz Aleyhisselâtu Vesselamın vücudunu sıvazlayıp okuduğu dualar hangi tür dualar, ve de çok mudur? Birde bildiğimce Önce okuyup sonra, üfleyip ellerine, bütün vücudunu sıvazladığı, Bazı kaynaklarda da Önce üfleyip ellerine, sonra bütün vücudunu sıvazladığı geçiyor. Nasıl yapılmalı? Son olarak (Bismillâhillezi lâ yedurru measmihi şey’ün fil ardı vela fissemai ve hüvessemiul aliym) duasını biraz evvel bahsettiğim gibi Önce avucumuza üfleyip sıvazlayıp sonra mı okumalıyız veya da Bu dua için soruyorum, Sadece sıvazlama olmadan okunmak suretiyle edilebilir mi? Ve ayrıca yine bununla şunu da sorayım, 3’er defa okuduğu sureler var bununla Bu yukardaki parantez içinde yazdığım duayı da (zaten bu yukardaki dua kendi içerisinde 3 kez tekrardan oluşuyor böyle rivayet edilmiş hadislerde ama Acaba ayrıca bunu da 3 tam tekrarla mı yapmak gerekir) duayı ettikten ve ardına 3 kez Enseden başlanarak, sıvazlanarak bütün beden ile 3 kere tekrarlanır? Böyle mi yapmalı?
Soru 2-) Kaynaklardan bulduğum kadarıyla;
Hadis-i Şerif’te buyuruldu: “Kim tırnakları Cuma günü keserek kısaltırsa, Allahü Teala onu, gelecek cumaya kadar ve üç gün ziyadesiyle belalardan muhafaza eder” Yine Hadisi şerifte buyuruldu: “Kim tırnaklarını Cuma günü keserse o günün misline(öbür cumaya) kadar korunmuş olur.”
Yine Hadisi Şerifte buyuruldu:
“Kim fakirlikten, göz ağrısı şikayetinden alaca hastalığı ve delilikten emin olmak istiyorsa, perşembe günü ikindiden sonra tırnaklarını kessin.”
(Ruhü’-I Beyan Tercümesi C:2 S:25)
Her kim fakirlikten, göz ağrısından baras (alaca) hastalığı ve delilikten emin olmak isterse, tırnaklarını perşembe günü ikindiden sonra kessin’
Deylemi, Müsnedü’l-firdevs, 3/594,h.no:5865
“Kim- fakirlikten, göz ağrısı şikayetinden, alaca hastalığı ve delilikten emin olmak istiyorsa, tırnaklarını Perşembe günü ikindiden sonra kessin.”
[Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, Hadis no: 7131]
Böyle bir hadis de var; (Perşembedendir denmiş)
“Ya Ali tırnak kesmek, koltuk, kasık temizlemek perşembedendir. Cuma günü de kokulanır ve yeni elbise giyersin.”
Ramuz el e-hadis, 499. sayfa, 3. Hadis
Perşembe günü ikindiden sonra sözü burada Akşam vaktinin tam girdiği vakit midir? Yoksa İkindi ezanıyla Akşam ezanının ortası mı?
C1: Peygamberimizin dua edip yüzü ve diğer uzuvları sıvazladığı da vakidir öyle yapmadan dua ettiği de vakidir. Bazen daha kuvvet bulması için bir duayı üç kez tekrarladığı da görülmüştür. Bunları sınıflandırmak ayrı bir uzmanlık gerektirir.
C2: Söz konusu dualar vardır. Perşembe günü müsait olmayan cuma günü de tırnaklarını kesebilir anlamına gelir.
Perşembe ikindi vaktinden sonra demek o vaktin girmesiyle cuma günü de girmiş olduğu içindir. Çünkü İslam takviminde gün imsakla başlar imsakla biter ama cuma günü perşembe ikindi vaktiyle girer cumartesi ye bağlanan imsakla biter.
Hocam selamın Aleyküm Silsile i sadata baktım baya güncellemişsiniz bizde Denizli Nakşibendi silsilesinin Son halkası Hacı arif seylan efendiye baglıyız Ama sizi biraz tanısak Sayfa kimin nerde oturuyorsunuz Denizli silsile i sadat nerden geçti elinize çok merak ettim
Aleykümselam. Bize tarikata bağlı sufiler tarikatlarının silsilesini gönderiyorlar biz de sadatlara uygun ise yayınlıyoruz.
Sitenin yönetmeni Bekir Abdullah hocadır. Tokatlıdır. Nerede ikamet ettiğine izin yoktur. Sayfamıza veya google Bekir Abdullah kimdir diye yazarsanız hakkında özet bilgiler alabilirsiniz.
Rüyalanmamak için ekseritle de okunulan bir dua var bu duayı okuduğumuz da sadece meni ile mi rüyalanma yaşanır yoksa hiç rüyalanmamak için midir bu duanın okunulacak olması?
Bir de başka diğer bir sorum da Bir insan dinden çıkacak olsa misalen Allah demekle (Celle Celâlülû) veya bir Kelime-i Tevhidle ve yahutda Tek Şehadetle tekrar imana dönme olur mu? İlla da o şey için hususi tevbesi mi lazım gelir? Ve ayrıca bu kişiye herhangi bir dua edilebilir mi, dua derken herhangi birşey için örneğin Misal, bir emri veya ibadeti yerine getirebilir birikime (gelişmişliğe dersek) hani varıp ulaşması için.
Son olarak da, Bir insan ağzından küfre düşmeye yönelik bir söz söylemedikçe küfre girmez deniliyor bazı Alimler tarafından. Burda şunu soracağım, Küfre Rıza Küfürdür kaidesi var siz daha iyi bilirsiniz, Mesela küfre yönelik bir söz okuduk veya işittik yada gördük Peygamberimizin (Aleyhisselatu Vesselâm) bir sözü var (Gücü yeterse Eli ile, Ona yetmezse Dili ( !Burda ilk gelen dili ile de olabilir sıra anlamında karıştırmış isem eğer! ) ile, Ona da yetmezse Kalbi ile buğz etmek Bu imanın en düşük derecesidir diye) İlla bir söz söylemedikçe diye yazdığım en başından bakacak olduğumuzda Bu iki durum yada olay birbirinden bağımsız mı yani ilgili mi yoksa farklı şeyler mi? Müdahele etmek kısmı ile soruyorum? Bir yerde Karşılaşmış olmak ile küfür olan bir şey ile. Bir olayla karşılaştı hiçbir müdehalesi olmadı ve sustu. Orayı terkedecek bir hal üzerinde de değildi?
Yani bir kişi ömründe her yerde susmuş olarak bulundu ise diye küfre girmez diye herhangi bir kural kaide var mı İslâm da? Bunu da yine bu bağlamda ayrı bir soru olarak soruyorum?
S 1: Rüyalanmamak için ekseritle de okunulan bir dua var bu duayı okuduğumuz da sadece meni ile mi rüyalanma yaşanır yoksa hiç rüyalanmamak için midir bu duanın okunulacak olması?
C 1: Rüyalanmak günah değildir vücudun yaratılışı gereği fazla meniyi dışarı atmasıdır. Bunu engellemek vücuda zarar verir. İnsan sıcakta terler terlememeye çalışmak nasıl boş bir iş ise rüyalanmaya engel olmak da bunun gibidir.
S 2: Bir de başka diğer bir sorum da Bir insan dinden çıkacak olsa misalen Allah demekle (Celle Celâlülû) veya bir Kelime-i Tevhidle ve yahutda Tek Şehadetle tekrar imana dönme olur mu? İlla da o şey için hususi tevbesi mi lazım gelir? Ve ayrıca bu kişiye herhangi bir dua edilebilir mi, dua derken herhangi birşey için örneğin Misal, bir emri veya ibadeti yerine getirebilir birikime (gelişmişliğe dersek) hani varıp ulaşması için.
C 2: Dinden bile isteye çıkan veya cehaletinden dolayı şirke düşen önce küfrüne sebep olan şeye tövbe eder sonra amentüyü inanarak okuyarak imanını yeniler. Amentüyü bilmeyen ise şehadet getirir. Küfre düşen kimsenin sadece hidayete gelmesine dua edilir.
S 3: Son olarak da, Bir insan ağzından küfre düşmeye yönelik bir söz söylemedikçe küfre girmez deniliyor bazı Alimler tarafından. Burada şunu soracağım, Küfre Rıza Küfürdür kaidesi var siz daha iyi bilirsiniz, Mesela küfre yönelik bir söz okuduk veya işittik yada gördük Peygamberimizin (Aleyhisselatu Vesselâm) bir sözü var (Gücü yeterse Eli ile, Ona yetmezse Dili ( !Burada ilk gelen dili ile de olabilir sıra anlamında karıştırmış isem eğer! ) ile, Ona da yetmezse Kalbi ile buğz etmek Bu imanın en düşük derecesidir diye) İlla bir söz söylemedikçe diye yazdığım en başından bakacak olduğumuzda Bu iki durum yada olay birbirinden bağımsız mı yani ilgili mi yoksa farklı şeyler mi? Müdahele etmek kısmı ile soruyorum? Bir yerde Karşılaşmış olmak ile küfür olan bir şey ile. Bir olayla karşılaştı hiçbir müdehalesi olmadı ve sustu. Orayı terkedecek bir hal üzerinde de değildi?
Yani bir kişi ömründe her yerde susmuş olarak bulundu ise diye küfre girmez diye herhangi bir kural kaide var mı İslâm da? Bunu da yine bu bağlamda ayrı bir soru olarak soruyorum?
C 3: Küfür sadece dille değil hareketle veya kalple de olur.
a- Dille küfür olan bir şey bile isteye veya cehaletle söylenirse küfürdür.
b- Kalple küfür. Küfür alameti bir şey aklına gelir, kalbiyle de onu doğru bulursa bu da küfürdür.
c- Bedeniyle puta veya gönlünce yüce gördüğü bir mahluka secde ederse bu da küfürdür.
Bir yerde bir haram işlenince ona devlet gücü müdahale eder. Alimler sözle müdahale eder. Cahiller ise kalben buğz edip orayı terk eder.
Küfre rıza demek ise küfür olan bir veya bir çok şeyi kalben kötü bulmamak küfre rıza demektir. Tabi ki o zaman rıza gösteren de onun gibi kafir olur.
Birinci soruda rüyalanmamakla ilgili, Bunu engellemek vücuda zarar verir demişsiniz, Bu isimde yani rüyalanmamak için okunacak dua diye dua var ama?
İkinci soruda ise, cevabınıza devamen sorarsam, Öncesinde o yaptığına tevbe etmedikçe, İlahi söz, kelam, kelime (sorudaki o kısımda saydığım) ne söylerse söylesin dine dönmüş olmaz doğru mudur?
Üçüncü soruya yine cevabınızdan gidersem, illa ağzıyla küfür olan bir söz söylemesine gerek yok, duysa da hiçbir müdahele etmemiş olsa yine küfre girmiştir Doğru mudur? Yani kişinin aklına gelmesinde sormadım, birinden veya bir yerde alameti ile karşılaşıp görse de (örnek misalen chevrolet marka arabanın işte dışarda da sık sık hani karşılaşılıyor ön ve arkasındaki olan markasının sembolü haçtan oluşuyor bunun gibi durumlarda ve yahutta ülkelerin bayraklarında da bu var ingilterenin örnek olarak, sonuçta televizyon ve yahut da telefondan haberlere de bakıyoruz ne olup bittiğini takip etmek için)
O dua Peygamberimize ait dua değildir. Birilerinin yazdığı duadır.
Niyet çok önemlidir. Bir kimse tüm günahlarına veya kısmen bazı günahlarına niyet ederek tövbe ederse kabul olur. Ama işlediği bir şeyin şirk olduğunu bile bile ona tövbe etmezse tüm tövbeleri kabul olmaz.
O sebepten bildiğim ve bilmediğim şirk ve küfre tövbe ettim diye tövbe edilmeli.
Küfür işleyen kimsenin küfrünü işiten o küfrü işleyene en azından buğz etmelidir. Bunu da yapmazsa küre rıza göstermiş olur. O da küfürdür.
Küfür alameti olan bir amblemle karşılaştığında onun küfür olduğunu bilmek yeterlidir Onu beğenmek ise küfürdür.
11 İsm-i Azam Duasında,
(Allahu Hu Melikün Semiun diye başlayıp devam eden dua) 24 Saat boyunca Konuşmamak birisi ile, veya Dünya Kelamı konuşmamak diye bir kural kaide var mıdır? Dünya Kelamından yapmamak uzak durmak ise eğer, bu 24 Saat içerisinde Dini şeyler konuşulsa olur mu? Örnek olarak mesela, bulaşıkları bırakma desek yada bize bunun gibi söz söylenildiğinde cevap versek olur mu yada başka bir işim var benim tarzında? Ne kadar dini mesele gibiyse de Dünyevi konuşma olur mu bu örnek verilecek olursa? Yoksa hiç mi konuşma yapılmaması gerek dua sonrası için??
Öyle bir şart yoktur. Bir duanın kabul olabilmesi için ehli sünnet itikadında olmak ve haramlardan sakınmak gerek. Yoksa ne okunursa okunsun o dua kabul olmaz. Duadan önce samimi olarak geçmiş günahlara bir daha onları yapmamak niyetiyle tövbe etmek gerek. Farz namazın akabinde dua edilmeli. Israrla dua edilmeli. Hayırlısı olmasını istemeli.
Hakka suresinde bahsedilen, Eğer Muhammed (aleyhisselam) sözler uydurup bize iftira edecek olsaydı onun şah damarını koparırdım…
Kâfirler bu ayetten yola çıkarak Peygamberimizin yediği zehirli etten dolayı şah damarı koparak vefat ettiği için “işte bak, kendiside yalancı peygambermiş ki kendi söylediği şekilde öldü” diyorlar. Bunlara ne cevap vermeli?
Bir kimsenin şah damarı koptuğunda kaç gün değil dakika değil kaç saniye yaşar bunu da biliyor mu o yalancı kafirler.?
Şah damarı kopan kimse ben söyleyeyim saniyesinde ölür. Ayrıca ayeti kerimede Allaha karşı yalan uydurup peygamberlik iddia eden bir kimseyi Allah 23 yıl yaşatır mıydı? Oysaki Peygamberimizin risaleti 23 yıl sürmüştür.
Rasululullah zehirli etten bir miktar yemiş ama yıllarca yaşamıştır. Vefatı da zehirden değil hummadandır.
Hocam bi hocaefendinin dedesi günde 40 bin kelime i tevhid zikri çekiyor imiş müceddid mahmut efendi hazretleri hocaefendiye türkiye belkide senin dedenin zikri ile ayakta duruyor demiş. Bu söz biraz kafama takıldı açıkcası anlayamadım. Bu sözün izahı nedir hocam? her varlığı ayakta durduran Allahu teala elbetteki
Bu gibi sözlere itibar edilmez. Mahmut efendi hazretleri adına uydurulmuş bir yalandır. Yerleri ve gökleri yaratan Allah Hay ve Kayyûmdur. Onları ebette Allah yaşatır ve ayakta tutar. Birilerinin zikrinin hürmetine tuttuğu konusu bazıları için söylense de bir ayete ve hadisi şerife dayanmadığı için mesnetsizdir.
Selamın aleyküm hocam nasılsınız ?
Biraz uzun yazacağım şimdiden teşekkür ediyorum.
Buna tam olarak ne denir bilmiyorum ama yaklaşık 5 senedir kendimi depresyondaymış gibi hissediyorum özellikle son zamanlarda hiçbirşey yapmak istemiyorum elimden hiçbir iş gelmiyor aşkta işte kariyerde arkadaşlıkta herşeyde sıfırım hiçbirşey yapmak istemiyorum kendimi ve duygularımı uyuşturulmuş hissediyorum kalbim sanki taşa dönmüş içimde sadece kötülük seziyorum tahammülüm yok örnek veriyorum kitap okumaya kalkışsam resmen bana geliyorlar. hayalim yok istesemde hayal kuramıyorum sanki üstüme taş oturmuş gibi hissediyorum hiçbirşey yapmasam bile her zaman yorgunum isteksizim en ufak birşey bile yapmak istemiyorum namaz kılmayı bilmiyorum ama o istek geliyor sonra hemen gidiyor yinede her halime şükürler olsun ama hiçbirşey yolunda gitmiyor bir gün gülsem diğer günler ağlıyorum hep kırılan üzülen taraf ben oluyorum sabrediyorum ama gerçekten tükenmenin noktasındayım bu durumum günahlarımdan dolayı mı böyle depresyonda mıyım yoksa üstümde nazar mı var nazar varsa ne yapmalıyım bir yerden nasıl başlamalıyım lütfen bana bir yol gösterin
Aleykümselam Kardeşim. Allahu teala hastalığından halas kılsın.
Sana belki büyü yapılmıştır veya nazara da uğramış olabilirsin. Sana tavsiyem büyü ve nazardan kurtulduktan sonra mutlaka namaz kılmalısın yoksa bu tür musibetler seni bırakmaz.
BÜYÜDEN KURTULMAK İÇİN NE YAPILIR..?
Büyüyü ortadan kaldırmak için ağzı temiz, yani küfürden ve şirkten sakınan, mümkünse Kur’an’ı tecvidle okuyabilen salih bir erkek veya bir hanıma veya kendiniz de olabilir abdestli olarak;
11 kez Fatiha,
11 kez Ayetelkürsi,
11 kez Kureyş,
11 kez Kafirun suresi
11 kez İhlas,
11 kez Felak ve
11 kez Nas sureleri bir bardak suya okutulsun.
Sonra, büyülü olan kimse suyun yarısını üç yudum da besmele ile içsin. Bu mümkün olmazsa çay suyuna konulur herkes ondan içebilir.
Daha sonra büyü yapıldığı sanılan kişi kalan suyu bir kova su ile karıştırıp onunla gusül abdest alsın.
Gusül abdesti cünüplük için olmamalıdır. Sünnet üzere gusül abdesti almak için banyoda bir kovada yıkanacağınız kadar su bulundurunuz. Dualı suyun bir kısmını üç yudumda içtikten sonra kalan kısmını kovaya boşaltınız. Önce namaz abdesti alınız sonra üç kez başınıza sonra sağ ve sol omzunuza birer avuç su döktükten sonra kaln su ile tepeden tırnağa kadar yıkanınız.
Büyü yapılan kimseye duaların etkili olabilmesi için amentünün içeriğine inanması ve şifayı Allahu Tealadan beklemesi şarttır.
Büyüye kapılmamak için beş vakit namazı hiç bırakmamak,
Her sabah ve akşam ihlas, felak ve nas surelerini en az üçer kez okumak çok iyi gelir….
Şifa Allah’tan dua vesiledir.
ispiyonculuk günah mı
Hadisi şerifte “söz taşıyan cennete giremez” buyrulmaktadır.
Birilerinin zarar görmesi için söz taşımak veya onun düşmanına bilgi sızdırmak haramdır. Ama başkalarına kötülük yapanları ifşa etmek ispiyonculuk değildir.
Hocam tırnak kesme meselesinde Tırnak eti (yani etten kasıt parmağın ucundaki etten kasdediyorum yoksa tırnak altındaki veya yatağının dibindeki olan et bitimi değil. PARMAK UCUNDAKİ, , parmağın altına avuca doğru giden dönen yer desem anlaşılacaktır, yoksa yani tırnak altındaki hemen tırnak yatağının altındaki o azıcık et çıkıntısını söylemiyorum) soruya gelince eti geçmeyecek kadar uzayan tırnak olunca (altında temiz denilebilecek “toprak falan yok” toz diyebilirim hani desem desem anca varsa) bu hali ile, Abdeste Gusle maniliği var mıdır?
Tırnakları her cuma günü kesmek sünnettir. Unutulursa cumartesi ve diğer günlerde kesmek icab eder. Tırnakları bile isteye bir haftadan fazla uzatmak mekruhtur. İşçilikte çalışanların tırnak arasına giren toz toprak cinsi şeyler abdest alırken ıslanacağı için gusle ve abdeste engel değildir.
Hocam vitir namazının 3. Rekatında fatiha ve bi miktar kuran okumak vacip mi?
Evet, salatı vitrin 3. rekatında fatiha ve zammı sure veya kısa üç ayet ve kunut dualarını okumak vaciptir.
Yani hocam,
– internetten açık giyinmiş bir kadın fotoğrafına beğeniye tıklasam veya günah bir yazıya beğene tıklasam,
– Açık giyinmiş bir kadına kalbi kırılmasın diye, öyle giyinmesini haram kabul etmiş olsam bile, güzel olmuşsun, beğendim desem,
– berberin bi başkasını jiletle sakal tıraşı ediyorken berbere girsem ve hayırlı işler desem,
– Açık giyinmiş bir kadınla karşılaşmamda iyi, hayırlı günler desem,
– Günah bir ortama veya günah işlenmekte olan kişilerin arasına girilirken hoş geldin, hoş bulduk gibi cümleler kullansam,
bu yukarıda bahsettiğim tüm durumları yaparken niyetim ne olursa olsun küfür mü oluyor, yani dinden mi çıkıyorum?
Aslında bir önceki cevabımızda bunların karşılığı vardı.
Bunlar niyete göre değişir.
Açık giyinmiş kadına kalbi kırılmasın diye yakışmış diyemezsin imanın gider. Ona iyi günler ve sağlık diler geçersin muhatap olmazsın. İyi günler dilerken de Allahın rızasına uygun işler anlamında olmalı. Ama onu açıklaman gerekmez. Sakalını kazıttıran birine de sağlıklar olsun denir. Sakalını kazıtmasından dolayı denilmez.
Günah işleyenlerin içine girilmemeli. Girmek zorunda kalırsan İyi günler veya iyi akşamlar dersin ama Allahın rızasına uygun iyi günler geçirmenlerini temenni ederek denilmeli. Yoksa onların işledikleri günah işlerden dolayı denilmemeli.
En doğrusu Allahın sevdiklerini sevmeli buğz ettiklerine buğz etmeliyiz ki imanımız selamet bulsun.
Yoksa asla vesveseden halas bulamazsın.
Hocam, haramı beğenmek ile ilgili bir Kaç tane sorum vardı.
1. sorum: bir haramı beğenmek, güzel bulmak ile ilgili bi yazıda
“Buradaki beğenmek, nefsin beğenmesi değil; aklın beğenmesidir ki şer’î hükmü inkâr veya tahkir demektir.”
dendiğini okudum. haramı beğenmenin küfür olduğunu birçok yerde söyleniyor. O halde burada bahsedilen küfür olma durumu, aklın beğenmesi durumunda gerçekleşen bir sonuç herhalde.
O halde sorum şu ki…
İçimizde birçok duygu ve düşünce birbirine karışabiliyor. İçimizde olan şeylerin neyin nereden geldiği belli olmayabiliyor.
Haramı beğendiğimizde, nefsimizin mi yoksa aklımızın mı beğendiğini nasıl anlayacağız?
Yani kısaca küfre girmemek için haramı haram olarak kabul etmek yetmez mi?
2. sorum: Birçok yerde, açık giyinmiş bir kadına güzel olmuşsun, çok yakışmış dense, bunun küfür olduğu söyleniyor.
Bu sözü bir türlü anlayamıyorum.
Çünkü böyle bir cümle kurulurken neredeyse hiçbir zaman haramı inkar sebebiyle söylenmiyor.
Yani açık saçık giyinmiş bir kadına, güzel olmuşsun, çok yakışmış derken kastedilen şey,
Şehveti artıran bir elbise, seni zengin gösteren, fiziğini daha düzgün gösteren, bakımlı gösteren,
göze estetik gelen bir elbise veya dünyevi-nefsi başka herhangi bir zevke temas eden bir elbise denmek isteniyor. bu yine de küfür mü?
birçok konuda zorluk olacak gibi. Çünkü mesela biri sakal traş oluyor, iyi olmuş mu diye soruyor, iyi olmuşsun dersem. açık giyinmiş yabancı bi kadına hayırlı günler
Veya haram bir ortama gerek olmamasına rağmen girerken, hoş geldin, hoş bulduk denmesi, hoşa gidilebilecek bi şarkıya güzel şarkı demek gibi durumlar.
Yani açık saçık giyinmiş bir kadına güzel olmuş, çok yakışmış dense, ama bunun haram olduğu inkar edilmese bile böyle söylenmesi ve düşünülmesi yine de küfür müdür?
Bir haramı güzel bulsak, beğensek, iyi, güzel desek ama o haramı haram kabul etsek yine de küfre mi gireriz?
Haramı güzel bulmak, beğenmek, sevmek konuları benim için öyle bir yere vardı ki, sanki Ya evliyasın ya kafir, ortası yok der gibi hissettiriyor.
HARAMI BEĞENMEK ÜZERİNE SORULAR:
1) Haramı aklın beğenmemesi şart olsaydı teslimiyetin ne hükmü kalırdı. Her insanın aklı aynı seviyede değildir. Bir çok akıl küfrü doğru bulur ama müslüman buna rağmen imanı tercih eder. Çünkü aklı selim ancak peygamberlerde ve velilerde olur. Avamın aklı selim akıl ile sakim akıl arasındadır. Bazen hakkı hak bulur bazen ise itiraz eder. Ama müslüman olmanın gereği “Rabbim doğrusunu bilir ve peygamberlerine doğru bilgiler bildirmiştir” deyip teslimiyet gerekir. Müslümanın bir anlamı da teslim olan demektir.
Özetle haramların haram olduğunu akıl kabul etmese bile imanımız gereği haramı haram farzı farz bilmekle mükellefiz.
2) Açık giyinmiş bir kadına güzel olmuşsun demek niyete bağlıdır. Bu açıklık sana yakışmış anlamında denilirse küfürdür. Ama bu açıklık helalin olan eşinin gözüne yatak odanda hoşluk olur anlamında denilirse küfür olmaz. Ama en doğrusu bu gibi kimselerden uzak olmakla imanımız selamet bulur. Çünkü onların bu tür işlerine buğz etmeliyiz ve onlarla samimi olmadığımız için de onların küfürlerinden uzak kalırız.
Haram olduğu ittifakla veya ayet ve sahih bir hadisle sabit olan durumlarda haram işleyene güzel olmuş demek küfür olur. Bir şeyin haram olduğu hususunda müçtehid ulemanın ittifakı yoksa o şeyin haram olduğu kesin değildir. O sebeple o tür şeylerin işlenmesinde ona küfürdür denilemez. Ona rağmen yine de temkinli yaklaşmak gerek.
Kadına fiziğinden dolayı güzel demek küfür olmaz ama açıklığından dolayı güzel olmuş denilirse küfürdür.
Hocam bi kimse bilmerekde olsa haram veya şüpheli birşey yese bu durum insanın maneviyatına kötü etki eder mi?
İlim öğrenme yolunda olup bilmeyerek işlenen günahlar affedilir. Ama ilim tahsilini terk edip cehalette ısrar etmek veya ilim tahsili yapamama halinde alimlere sormayı terk etmek durumunda bilmeyerek günah işlemek iki misli günahtır.
Hocam selamunaleyküm instagramda yemek videoları,ev ,bahçe,temizlik ,düzen videoları paylaşarak, ses ve görüntümü göstermeyip binlerce takipçi edindiğim bir hesabımın var olduğunu düşünelim. Burada ürün tanıtımı yaparak kazandığım para helal olur mu? Mesela bebek mama sandalyesi tanıtımı ya da temizlik bezi gibi ürünlerden bahsediyorum. Eğer helalse içimde şüphe kalsın istemiyorum mümin bir kardeşiniz için detaylıca açıklarsanız çok sevinirim hayırlı günler
Aleykümselam.
Helal yiyecek ve içeceği ticari amaçla tanıtmak helaldir. Ama gösteriş için olursa mekruhtur.
Bunların dışında günlük kullanılan eşyaları da ticaret amaçlı olarak tanıtmak helaldir.
Hocam size danışmak istediğim bi konu var bana musallat olan cinniler var ama bedenimin içinde değiller vesveseye sebep olacak şekilde kaslarda ağrı yapıyorlar uyumak için yattığımda bazen gözüm kapalı hayal geliyor manevi duruma zarar verecek birçok yaptıkları şeyler var yatmadan önce kafirun suresi okunduğunda imana zarar veremiyorlar ayetel kürsi okunduğunda uyurken vücuduma dokunup rahatsız etmek gibi işler yapamıyorlar 3 er kez ihlas felak nas okuyup ellerime üfleyip vücuduma sürdüğümde uzun bi müddet gözüme zulmetli hayal gelmiyor onun dışında dil ile kelime i tevhid zikri çekip kalbime indirmeye gayret ediyorum birkaç gün kalp zikri çektim kalbim zikre alışmaya başladı ama bunlar beyinde çeşitli hayallere sebep olacak işler yaptıkları için kalp zikri çekerken buna engel olamıyorum bu durum insanı rahatsız ediyor manasını düşünerek dil ile zikir bj vesveseleri önlüyor nakşibendi usul zikir insanı cezbediyor daha kolay ve daha hızlı olduğu için gizli zikir çekerek ilerlemek istiyorum böyle bi durumda nasıl hareket etmeliyim hem kalp zikri hemde dil ile kelime i tevhid zikri çekmem uygun olur mu?
Allahın rahmet ve feyzi ve koruması üzerine olsun. Cin şeytanlarının şerrinden korunmak için her daim ehli sünnet itikadı üzere olmak gerek. Bunun için her zikre başlamadan evvel amentü okuyup bunun gereği üzere iman etim dedikten sonra üçer kez ayetelkürsi, felak ve nas okunmalı Allaha sığınmalıyız.
Bir mürşidiniz yoksa bir mürşide bağlanmanızı ve çekeceğiniz zikri onun belirlemesi daha uygun olur.
Hocam kafir bi cinniye şerefsiz, soysuz köpek gibi kelimeler kullanmak caiz mi?
Caiz değildir. Peygamberimiz “şeytana söverseniz 70 tane doğurur” buyurmuştur. Öyle küfürler etmemeli Allaha sığınmalı şerrinden.
Hocam “merak aklın zinasıdır” şeklinde büyüklere ait bir söz var mı?
O büyüklerin sözü değil cahillerin uydurmasıdır. Peygamberimiz buyurmuştur ki;
– “السؤال هو مفتاح المعرفة.”
Mealen: “Sormak ilmin anahtarıdır.”
Hocam müslümanların israile maddi destek veren markaları araştırıp onlardan uzak durması dini olarak vacip mi? Açıkcası internetten araştırdığımda verilen bilgilere güvenemiyorum bazı markalarda destek verdiğini inkar ediyor
Sosyal medya, internet ortamı yalan ve iftiralarla doludur. Onlara bakıp İtrail ile alakası olmayan nice firmalara iftiralar yapılarak zarara uğratılmaktadır. Bunların vebalinden bu müfteriler nasıl kurtulacaktır?
Çok meşhurları müstesna diğerleri iyi bilinmeden menfi şeyler yazmak büyük günahtır.
elhamdülillah ve şükür arasındaki fark nedir ve hangisi hangi durumlarda söylenmeli
Hamd övgüdür. Şükür ise iyiliğe karşı minnet duygusudur. Nimetler hatırlandığında şükredilir, Allahın azameti anıldığında ve hatırlandığında ise hamd edilir.