Peygamberimizin (s.a.v.) Ölüleri Diriltme Mucizesi-1

LAFZAİ CELALBu menkıbe, Peygamber(s.a.v.) efendimizin Allah’ın izni ve kudreti ile ölüleri diriltme mucizelerinden sadece birisidir:

Hz. Musa ve Hz. İsa’nın mucizelerinin olduğuna inanan İngiliz mezhebi vahabiliğin uzantısı selefiyeci alçaklar, en üstün Peygamber Muhammed aleyhisselamın mucizelerini inkar ederler. Peygamberimizin mucizeleri olduğunu yazanlarıa da küfür ederler. Bunlar Müslüman görünümündeki kafirlerdir.!
Kuran ise onları açıkça yalanlar. İşte mucize hakkında ayeti kerime(mealen):

– Şanım hakkı için sana çok açık âyetler; parlak mucizeler indirdik. Öyle ki, iman sahasından uzaklaşmış fasıklardan başkası onları inkâr etmez.  (Bakara/99)
– Şayet onlar iman edip de korunmuş olsalardı, elbette Allah tarafından verilecek mükafat çok hayırlı olacaktı. Keşke bunu bilselerdi.  (Bakara/103)

 Cabir bin Abdullah (Allah Ondan Razı Olsun), Rasulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz ve Eshabından da (radıyallâhu anhum) bazılarını evine davet eder. Ziyafet için bir koyun (veya deve) keser ve zevcesine:
-” Ben bir miktar odun alıp geleyim.” der ve evden ayrılır.
Hz. Cabir’in iki küçük oğlu vardı. Büyük olan oğlu küçük oğlana;
-“Babamın koyunu nasıl boğazladığını gel sana göstereyim.” der.
O da:
-“Peki göster.” der.
Büyük oğlan küçüğün elini ayağını bağlar ve elindeki bıçağı küçüğün boğazına çalıp, başını gövdesinden ayırır. O dehşet verici durumu gören anne feryat edince, oğlan korkusundan dama kaçar. Kadın da peşinden gidince,  oğlan korkudan kendini damdan atar ve o da ölür.

      Kadıncağız, Peygamber Efendimizin o hadise sebebiyle üzülüp yemek yemeği terk edebileceğini düşünerek bu olayı sinesine çekerek sabır eder ve iki ölüyü de odaya koyup, üzerlerini örterek yemeği pişirmeye koyulur.  Yemek ortaya gelince, Cebrail aleyhisselam gelir:
-” Ey Allah’ın Rasulü, Allahü teâlâ bu yemeği Cabir’in çocukları ile birlikte yemeni emrediyor.” der.

     Allah’ın Rasulü Cabir’e:
-” Ey Cabir çocuklarını çağır gelsinler yemeği onlarla birlikte yiyelim.” der.
O da hanımına oğullarını sorar. Cabir’in Hanımı:
-” Burada yoklar” der.

     Hazret-i Cabir’de Resulullah’a:
-” Ey Allah’ın Rasulü çocuklar burada yoklarmış.” der.
Rasulullah tekrar emreder. Bunun üzerine Cabir’de hanımını sıkıştırır. Cabir’in Hanımı çaresiz durumu kocasına anlatır. Cabir çocuklarının durumu görünce şaşar kalır ve hanımıyla birlikte ağlamaya başlarlar. Allah’ın Elçisi bu vahim durumdan haberdar olup çok mahzun olur. Bunun üzerine Cebrail aleyhisselam gelir:
-“Ey Allah’ın Rasulü, Allahü teâlâ sana emir ediyor ki, onları çağır. Sen dua edeceksin bizler de “âmin” diyeceğiz Rabbul-Âlemîn o çocukları tekrar diriltecektir.” der.
Allah’ın Rasulü bunun üzerine dua Rabbine dua eder, Cebrail ve oradakiler de âmin derler. Hâlık-ı Zül-Celâl’de Oğlanların ikisini de diriltir ve Allah’ın Rasülü çocuklar ve Eshabı ile birlikte yemeklerini yerler.
Ve Huve alâ külli şeyin kadîr. Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye yeter.
İkinci Binin Müceddidi Büyük Alim ve Veli İmamı Rabbani hazretleri;
-”  Ölü kalpleri diriltmek ölüleri diriltmekten daha büyük mucize ve karamettir. Ancak; insanların bir çoğu ölüleri Allah’ın inayeti ile diriltmeyi daha büyük bir mucize sayarlar. ” diye buyurur.
Bu sebepledir ki, Peygamber (aleyhisselam) Efendimiz Kur’an ile ölü kalplerin diriltilmesine vesile olduğu için daha büyük bir mucizenin gösterilmesine sebep olmuşlardır.
Vesselam.

Ulema-i zâhir ve bâtının Tâbiîn zamanında en büyük reisi ve İmam-ı Ali’nin mühim ve sadık bir şakirdi olan Hasan Basrî haber veriyor ki: Bir adam, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın yanına gelerek ağlayıp sızladı. Dedi: “Benim küçük bir kızım vardı. Şu yakın derede öldü, oraya attım.” Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ona acıdı. Ona dedi: “Gel, oraya gideceğiz.” Gittiler. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm o ölmüş kızı çağırdı, “Yâ fülâne!” dedi. Birden, o ölmüş kız “Lebbeyk ve sa’deyk!” dedi. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etti: “Tekrar peder ve validenin yanına gelmeyi arzu eder misin?” O dedi: “Yok, ben onlardan daha hayırlısını buldum.” (1)

İmam-ı Beyhakî ve İmam-ı İbni Adiyy gibi bazı mühim imamlar, Hazret-i Enes ibni Mâlik’ten haber veriyorlar ki, Enes demiş: Bir ihtiyare kadının birtek oğlu vardı, birden vefat etti. O saliha kadın çok müteessir oldu. Dedi: “Yâ Rab! Senin rızan için, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın biatı ve hizmeti için hicret edip buraya geldim. Benim hayatımda istirahatimi temin edecek tek evlâtçığımı, o Resulün hürmetine bağışla.” Enes der: O ölmüş adam kalktı, bizimle yemek yedi.” (2)

İşte, şu hadise-i acibeye işaret ve ifade eden, İmam-ı Busirî’nin Kaside-i Bürdede şu fıkrasıdır:

“Eğer alâmetleri, onun kadrine muvafık derecesinde azametini ve makbuliyetini gösterseydiler, değil yeni ölmüşler, belki onun ismiyle çürümüş kemikler de ihyâ edilebilirdi.”

Başta İmam-ı Beyhakî gibi râviler, Abdullah ibni Ubeydullahi’l-Ensârî’den haber veriyorlar ki, Abdullah demiş: Sâbit ibni Kays ibni Şemmas’ın Yemâme harbinde şehid düştüğü ve kabre koyduğumuz vakit ben hazırdım. Kabre konulurken, birden ondan bir ses geldi: (…) (3) dedi. Sonra açtık, baktık; ölü, cansız! İşte, o vakit, daha Hazret-i Ömer hilâfete geçmeden, şehadetini haber veriyor.”

İmam-ı Taberanî ve Ebu Nuaym, Delâil-i Nübüvvet’te, Numan ibni Beşir’den haber veriyorlar ki: Zeyd ibni Hârice, çarşı içinde birden düşüp vefat etti. Eve getirdik. Akşam ve yatsı arasında, etrafında kadınlar ağlarken, birden “Ensıtû, ensıtû-Susunuz” dedi. Sonra, fasih bir lisanla, “Muhammedün Resulullah; esselâmü aleyke yâ Resulallah” diyerek bir miktar konuştu. Sonra baktık ki, cansız, vefat etmiş. (4)

İşte, cansız cenazeler onun risaletini tasdik etse, canlı olanlar tasdik etmese, elbette o câni canlılar, cansızlardan daha cansız ve ölülerden daha ölüdürler!
Kaynaklar:

1 Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:320; Hafâcî, Şerhu’ş-Şifâ, 3:106.

2 Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:320; İbni Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 6:292.

3 “Muhammed Allah’ın Resulüdür. Ebû Bekir Sıddıktır. Ömer şehiddir. Osman ise, şefkatli ve iyilikseverdir.” Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:320; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:649; İbni Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 6:157-158.

4 İbni Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 8:291 (muhtelif tariklerle); el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 5:179-180 (iki ayrı tarikle).

    

DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

“Peygamberimizin (s.a.v.) Ölüleri Diriltme Mucizesi-1” üzerine 19 yorum.

  1. Kuranda peygamberler ölü diriltmişlermi ayeti varmı cevap bulamıyorum.o kişi bunu dedi bu kişi bunu dedi

    1. Peygamberler ölüyü diriltemez ancak diriltmeye vesile olur.. Allah dilerse onların eli ile ölüyü diriltir.
      Kuranda buna dair bir ayet meali:

      – “Allah onu(Hz. İsa’yı) İsrailoğullarına (şöyle diyecek) bir peygamber olarak gönderir: “Şüphesiz ki ben size Rabbinizden bir âyet (mucize, belge) getirdim: Size, kuş biçiminde çamurdan birşey yaparım da içine üflerim, Allah’ın izniyle o, kuş olur; anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyor ve neleri biriktiriyorsanız size haber veririm”. (Âl-i Imran/49)

  2. Hakkımda küstahça hakaretlerde bulunduktan sonra yazınızın sonuna da; “Bakın kimseyi incitmeden hakaret etmeden de görüşlerimizi açıklayabiliyormuşuz demek ki” diyerek kendi kendinizle çelişmişsiniz. Bu hususa daha fazla değinmenin yararsız olduğuna inanıyorum. Zira daha fazla söze değmezsiniz..
    Ancak, Rasulullahın Kuran’dan başka mucizesinin olmadığını iddia etmenize sessiz kalamayacağım. O sebepledir ki yalanlarınızı ortaya çıkarmak bize farz olmuştur.
    Peygamberimiz buyurdu ki:
    “Kim bilgisi olmadığı halde Kur’an’la ilgili söz söylerse / Kur’an’ı tefsir ederse, ateşteki / cehennemdeki yerine hazırlansın.” (Tirmizî, bu hadisin hasen ve sahih olduğunu belirtmiştir- Tirmizî, tefsir, 1).

    İlminiz olmadığı halde Bakara suresi 99. ve diğer mevzubahis olan ayetlere yanlış anlam vererek Rasulullahın Kuran’dan başka mucizesi olmadığını iddia ederek sırat-ı müstekîmden sapmışsınız.
    Bakalım Bakara suresi 99. ayeti kerimede ne beyan edilmiş, mealen:
    – “Şanım hakkı için sana çok açık âyetler; parlak mucizeler indirdik. Öyle ki, iman sahasından uzaklaşmış fasıklardan başkası onları inkâr etmez.” (Bakara/99)

    Mevzu bahis ayeti kerime, kafirler ile “Peygamberin Kuran’dan başka mucizesi yoktur” diye iddia eden sizin gibi sapkınları kapsar…
    Sapkınlığınızı kanıtlamak için sunduğunuz diğer ayetlerin kapsamına bakalım, mealen:
    – “(İnkâr edenler): “Rabbinden bize bir mucize getirse ya” dediler. Onlara önceki kitablarda olan apaçık deliller gelmedi mi?” Taha/133
    – “Senden önce de peygamberler yalanlanmıştı. Kendilerine yardımımız gelinceye kadar yalanlanmaya ve eziyet olunmaya sabrettiler. Allah’ın sözlerini değiştirecek hiçbir kimse yoktur. Şüphesiz ki sana, peygamberlerin haberlerinden bir kısmı gelmiştir.” Enam/34
    – “Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır geldiyse, haydi gücün yetiyorsa yerin içine (inebileceğin) bir delik, ya da göğe (çıkabileceğin) bir merdiven ara ki onlara bir mucize getiresin! Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzerinde toplardı. O halde cahillerden olma!” Enam/35

    Görüldüğü gibi bu ayeti kerimeler de Kuran’ı inkar eden ve Rasulullahın getirdiği mucizeleri inkar eden kafirler üzerine nazil olmuş. Rasulullahın Kuran’dan başka mucizesi olduğunu inkar eden siz ve sizin üstadlarınız da bu ayetlerin kapsamına girmektedir ki kendinize gelin ve iman edip hemen tövbe ediniz.

    Şimdi de sapkınlığınızı kanıtlamak için arz ettiğiniz diğer bir ayeti kerimenin kapsamına bakalım, mealen:

    – “De ki: “Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir.” Göklerin ve yerin gaybı O’na aittir. O ne güzel görendir! O ne mükemmel işitendir! Onların, O’ndan başka bir yardımcısı yoktur. O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez.” Kehf/26

    Burada da ashabı kehfin o mağarada ne kadar kaldıkları ve onun doğrusunu ancak Allahu tealanın bildiği hatırlatılır ve göklerin ve yerin gaybını ancak Allahu tealanın bildiği ve dilediğine bildirmeye gücünün yeteceğine dair manalar vardır. Zira Hak teala peygamberlerin yardımcısı olduğunu belirtir. Bu da ancak gücünü dilediği gibi tasarruf eden bir İlaha mahsustur.
    “O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez.” ibaresine gelince mutlak gücün Zatına ait olduğunu belirtir ve bundan da onu dilediği gibi tasarruf edeceği manası anlaşılır.
    Zaten peygamberler de mutlak hakim ve kudret sahibi Allahu tealanın olduğunu tebliğ etmişlerdir.

    Peygamberimizin Kur’andan başka getirdiği mucizelerin bazıları sahih hadislere, bazıları da ashabın tevatür derece de rivayetine dayanmaktadır. Bununla birlikte mucizelerin bazıları da bizzat Kuran tarafından haber verilmektedir. Bunlardan birisi Rasulullahın parmağı ile işaret edip ayı ikiye bölmesi mucizesidir.
    Sure-i Kamer/1 :
    – Kıyamet saati yaklaştı, Ay yarıldı.
    Sure-i Kamer/2:
    – Bir mucize görseler hemen yüz çevirirler ve “süregelen bir büyüdür” derler.

    Bundan başka Peygamberimizin Miraç mucizesi de vardır. Ancak, sizin sapkın üstadlarınız bu ayetlere de kasten sapkın manalar vererek inkar yolunu seçmişlerdir).
    Tabi ki Kuran’ın manası üstadlarınızın size anlattığı gibi değil, Rasulullahın ashabına anlattığı gibidir.
    Sure-i Esra/1:
    – “Kulu Muhammed’i geceleyin, Mescid-i Haram’dan kendisine bazı âyetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz ki her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla gören O’dur.”
    Hani Rasulullahın Kuran ayetlerinden başka mucizesi yoktu?
    Bunları gözünüz görmüyor mu yoksa anlayışınızda bir arıza mı var?
    Tabi bunları Kuran haber vermeseydi diğer mucizeleri inkar ettiğiniz gibi bunları da inkar etmekte hiçbir sıkıntı çekmeyecektiniz. Ama her nedense hıristiyanların muharref incillerinde yazılı olan mucize olduğu söylenen rivayetlerin hepsine inanıyor hiçbirine itiraz etmiyorsunuz.
    Neden acaba?
    Yoksa içinizde gizli hıristiyanlık özlemi mi var?
    Rasulullahın Kurandan başka getirdiği mucizler sizi neden rahatsız ediyor?
    Daha çok insan Müslüman olur diye mi korkuyorsunuz yoksa?!

  3. Selamunaleykum en sondaki 4 hadis Bediuzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatından mı alınmış acaba?

    1. Aleykümselam.
      Hadislerin kaynağı dipnotta yazılıdır oraya bakınız. Risale-i Nur hadislere kaynak gösterilemez. O da diğerleri gibi nakilcidir.

    1. Kemalettin denilen selefiyeciye atfen:
      Senin okuduğun kaynaklar ehli sünnetin kaynakları mı ki bu kadar kesin konuşuyorsun.?
      Hz. Musa ve Hz. İsa’nın mucizelerinin olduğuna inanan selefiyeci alçaklar, en üstün Peygamber Muhammed aleyhisselamın mucizesi olmadığını iddia ederler. Kuran ise onları açıkça yalanlar. İşte mucize hakkında ayeti kerime(mealen):
      Bakara/99
      – Şanım hakkı için sana çok açık âyetler; parlak mucizeler indirdik. Öyle ki, iman sahasından uzaklaşmış fasıklardan başkası onları inkâr etmez.
      Bakara/103
      – Şayet onlar iman edip de korunmuş olsalardı, elbette Allah tarafından verilecek mükafat çok hayırlı olacaktı. Keşke bunu bilselerdi.
      Sana öğüdüm odur ki Kuran ve Sünnet yolu olan Ehli Sünnetten ayrılma.
      Kuran’da peygamberlerin bir çok mucizeleri yazıyor.
      Allahu Teala peygamber olmayan Hz. Meryem’e bile keramet veriyor da, en üstün peygamber olan Hz. Muhammed’e mi mucize vermiyor? Bu sakat inancına tövbe etmeni tavsiye ederin sana.
      İsra Suresinde geçen ayeti kerimede, Peygamberimizin bir gecede Mescidi Haram’dan(Kabeden), Mescidi Aksa’ya götürülmesi mucize değil de nedir?
      Kamer suresinde geçen ayın ikiye yarılması peygamberimize verilen mucize değil de nedir. Kuran, en büyük mucizedir. O halde sana göre Kuran mucize değil de nedir?
      Yazıklar olsun kör cehalet içinde inkârlarında ısrar edenlere.

  4. [12/23, 8:43 PM] Ebubekir Tanhan’a atfen:
    Sizin bu kopyalayıp yapıştırdığınız hadis ile bizim naklettiğimiz olayın bir bağlantısı ne zaman bakımından, ne de mekan bakımından hiç bir alakası yoktur.
    Ayrıca sizin bilmediğiniz ve bulamadığınız şeyler de yok hükmünde değildir zira Cabir bin Abdullah(r.a.) hazretlerinin 1500’ün üzerinde rivayet ettiği hadisi şerifler vardır. Siz sadece buraya birini kopyalayıp yapıştırmışsınız. Biraz daha fazla okumanız lazım gelir..

  5. Değerli kardeşimiz;
    Ölülerin dirilmesine dair Peygamberimizin (asm) mucizeleri:

    “Birincisi şudur ki: Ulema-i zâhir ve bâtının Tâbiîn zamanında en büyük reisi ve İmam-ı Ali’nin mühim ve sadık bir şakirdi olan Hasan Basrî haber veriyor ki: Bir adam, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın yanına gelerek ağlayıp sızladı. Dedi: “Benim küçük bir kızım vardı. Şu yakın derede öldü, oraya attım.” Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ona acıdı. Ona dedi: “Gel, oraya gideceğiz.” Gittiler. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm o ölmüş kızı çağırdı, “Yâ fülâne!” dedi. Birden, o ölmüş kız “Lebbeyk ve sa’deyk!” dedi. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etti: “Tekrar peder ve validenin yanına gelmeyi arzu eder misin?” O dedi: “Yok, ben onlardan daha hayırlısını buldum.” (1)

    İkincisi: İmam-ı Beyhakî ve İmam-ı İbni Adiyy gibi bazı mühim imamlar, Hazret-i Enes ibni Mâlik’ten haber veriyorlar ki, Enes demiş: Bir ihtiyare kadının birtek oğlu vardı, birden vefat etti. O saliha kadın çok müteessir oldu. Dedi: “Yâ Rab! Senin rızan için, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın biatı ve hizmeti için hicret edip buraya geldim. Benim hayatımda istirahatimi temin edecek tek evlâtçığımı, o Resulün hürmetine bağışla.” Enes der: O ölmüş adam kalktı, bizimle yemek yedi.” (2)

    İşte, şu hadise-i acibeye işaret ve ifade eden, İmam-ı Busirî’nin Kaside-i Bürdede şu fıkrasıdır:

    “Eğer alâmetleri, onun kadrine muvafık derecesinde azametini ve makbuliyetini gösterseydiler, değil yeni ölmüşler, belki onun ismiyle çürümüş kemikler de ihyâ edilebilirdi.”

    Üçüncü hadise: Başta İmam-ı Beyhakî gibi râviler, Abdullah ibni Ubeydullahi’l-Ensârî’den haber veriyorlar ki, Abdullah demiş: Sâbit ibni Kays ibni Şemmas’ın Yemâme harbinde şehid düştüğü ve kabre koyduğumuz vakit ben hazırdım. Kabre konulurken, birden ondan bir ses geldi: (…) (3) dedi. Sonra açtık, baktık; ölü, cansız! İşte, o vakit, daha Hazret-i Ömer hilâfete geçmeden, şehadetini haber veriyor.”

    Dördüncü hadise: İmam-ı Taberanî ve Ebu Nuaym, Delâil-i Nübüvvet’te, Numan ibni Beşir’den haber veriyorlar ki: Zeyd ibni Hârice, çarşı içinde birden düşüp vefat etti. Eve getirdik. Akşam ve yatsı arasında, etrafında kadınlar ağlarken, birden “Ensıtû, ensıtû-Susunuz” dedi. Sonra, fasih bir lisanla, “Muhammedün Resulullah; esselâmü aleyke yâ Resulallah” diyerek bir miktar konuştu. Sonra baktık ki, cansız, vefat etmiş. (4)

    İşte, cansız cenazeler onun risaletini tasdik etse, canlı olanlar tasdik etmese, elbette o câni canlılar, cansızlardan daha cansız ve ölülerden daha ölüdürler!
    Kaynaklar:

    1 Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:320; Hafâcî, Şerhu’ş-Şifâ, 3:106.

    2 Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:320; İbni Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 6:292.

    3 “Muhammed Allah’ın Resulüdür. Ebû Bekir Sıddıktır. Ömer şehiddir. Osman ise, şefkatli ve iyilikseverdir.” Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:320; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:649; İbni Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 6:157-158.

    4 İbni Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 8:291 (muhtelif tariklerle); el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 5:179-180 (iki ayrı tarikle).

    (Said Nursi, Mektubat, On Dokuzuncu Mektub)
    Selam ve dua ile…
    Sorularla İslamiyet

  6. Murat Fakir
    15.05.2014 / 23:32 tarihinde gönderilmiş

    Bu yazının delili yoktur ve uydurmadır. Peygamberimizin (asm) tek mucizesi Kuran dır. Lütfen biraz araştıralım. Küfre düşmeyelim olmayan bir şeyi varmış gibi aktarmak çok sakıncalı. Eğer hala peygamberimizin(asm) bu türden ayın ikiye yarılması da dahil mucizeleri vardır diyorsanız Allah hidayet versin diyorum.
    ***************************************************************

    Murat Fakir isimli şahsa CEVABEN:
    Ben abdi aciz İSMET Alper. Siz bay Murat Fakir..! Şunu biliniz ki; Peygamber (s.a.v.) Efendimizin “Kur’an’dan başka mucizesi yok” diyen siz ve sizin gibi inananlara yazıklar olsun ve yine yazıklar olsun…
    Siz kendinizi ne sanıyorsunuz..? Sizin hayatınız kadar hocamızın tahsili var. Bir de utanmadan hocamıza biraz araştırma önermeye kalkıyorsunuz.. Sizin gibilere şöyle denir: “Türkçeden zayıfı var lügata imtihana gidiyor.”
    Demek itikadi durumunuz Peygamber (s.a.v.) Efendimizin mucizelerini inkar etmeye kadar bozulmuş..?
    Bir Müslüman Sizin gibi inanmaz. Sizler Müslüman gözüken münafıklarsınız. Sizler tıpkı Rasulullah’ın Peygamberliğini inkar eden kafirler gibi konuşmaktasınız.
    Sizi ve sizin akıl hocalarınızı İslam’a davet ediyorum.
    Sizler gerçekten de itikadi bir fakirsiniz…

    1. Diğer kısım ise gayet müdhiş mağrur insanlardır ki; mezhebsizliklerini, müçtehidîn-i izama müsavat davası altında neşretmek istiyorlar ve dinsizliklerini, sahabeye karşı müsavat davası altında icra etmek istiyorlar.
      Çünki evvelen: O ehl-i dalalet sefahete girmiş, sefahette tiryaki olmuş; sefahete mani’ olan tekâlif-i Şer’iyeyi yapamıyor.
      Kendine bir bahane bulmak için der ki: “Şu mesail, içtihadiyedirler.
      O mesailde, mezhebler birbirine muhalif gidiyor.
      Hem onlar da bizim gibi insanlardır, hata edebilirler.
      Öyle ise biz de onlar gibi içtihad ederiz, istediğimiz gibi ibadetimizi yaparız.
      Onlara tâbi’ olmaya ne mecburiyetimiz var?” İşte bu bedbahtlar, bu desise-i şeytaniye ile, başlarını mezahibin zincirinden çıkarıyorlar.
      Bunların şu davaları ne kadar çürük, ne kadar esassız olduğu Yirmiyedinci Söz’de kat’î bir surette gösterildiğinden ona havale ederiz.
      Sâniyen: O kısım ehl-i dalalet baktılar ki, müçtehidînlerde iş bitmiyor.
      Onların omuzlarındaki yalnız nazariyat-ı diniyedir.
      Halbuki bu kısım ehl-i dalalet, zaruriyat-ı diniyeyi terk ve tağyir etmek istiyorlar.
      “Onlardan daha iyiyiz” deseler, mes’eleleri tamam olmuyor.
      Çünki müçtehidîn, nazariyata ve kat’î olmayan teferruata karışabilirler.
      Halbuki bu mezhebsiz ehl-i dalalet, zaruriyat-ı diniyede dahi fikirlerini karıştırmak ve kabil-i tebdil olmayan mesaili tebdil etmek ve kat’î erkân-ı İslâmiyeye karşı gelmek istediklerinden; elbette zaruriyat-ı diniyenin hameleleri ve direkleri olan sahabelere ilişecekler.
      Heyhat!
      Değil bunlar gibi insan suretindeki hayvanlar, belki hakikî insanlar ve hakikî insanların en kâmilleri olan evliyanın büyükleri; sahabenin küçüklerine karşı müsavat davasını kazanamadıkları, gayet kat’î bir surette Yirmiyedinci Söz’de isbat edilmiştir.

      Sözler – 496

    2. Murat Fakir in münafıklıgına istinaden:
      “Kulunu geceleyin Mescid-i Haram’dan kendisine bazı ayetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir.” (İsra 1)

      1. Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.
      2. Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler ve “Süregelen bir sihirdir” derler.
      3. Peygamberi yalanladılar, nefislerinin arzularına uydular. Halbuki her iş, (Allah nasıl takdir ettiyse öylece) gerçekleşecek (değişmeyecek)tir. (Kamer 1 -2 -3)

      “Resulüm! Sen (o çakılları) attığın vakit -gerçekte- sen atmadın, lâkin Allah attı.”(Enfal, 8/17)

    3. Bir insan “Müslümanım” dedikten sonra onun müslümanlığını inkar etmek bize düşmez, “Sen şusun, busun, müslüman değilsin” diyemeyiz. Münasip bir dille hatasını anlatmak gerekir…

    4. Bir kimse “Ben müslüman değilm” dese de ona karışmayız. Siz neyi ima etmek istiyorsunuz o da anlaşılmış değil.
      Bize düşen İslamı doğru anlatmaktır.
      Eğer ki birileri bizim İslamı anlatmamızdan rahatsız oluyorsa ona karşı cevap hakkımız elzem olur, onun ve onun gibilerinin çirkin itikadına karşı kıyamete kadar mücadele ederiz biiznillah..

    1. 54-KAMER:

      1 – Kıyamet saati yaklaştı, Ay yarıldı.

      2 – Bir mucize görseler hemen yüz çevirirler ve “süregelen bir büyüdür” derler.

      3 – Yalanladılar, nefislerinin arzularına uydular. Halbuki her iş yerini bulacaktır.

Bir cevap yazın