Allah(c.c.) Zamandan ve Mekandan Münezzehtir

Allah lafzı- daire içinde
Evrenin yaratıcısının madde, cevher(maddenin en küçük parçası atom), veya araz(işaret) olması suret ve şekil taşıması, bir yönde veya bir yerde bulunması ve zamanlı olması muhaldir(olması asla mümkün değildir).
Müşebbihe, Keramiye ve Vahabiler;
“O’nun arşın üzerinde yer tuttuğunu” iddia ederler.
Bazıları ise;
“O mekan tutma anlamında olmaksızın Arşın üstündedir” diyerek onun için üst yön kabul etmişlerdir.
Neccariye ise, “O zatı ile her mekandadır” demişlerdir.
Mutezile ise, “O zatı ile değil de ilmi ile her mekandadır.“ demiştir.
Bu görüşlerin hepsi yanlıştır.
Zira bu tür iddiaların hepsinde yaratılmışlık belirtileri vardır. Oysaki Allah bu çeşit belirtilerden münezzehtir (temizdir). Şöyle ki cisimler atomlardan oluşmuştur. Her bileşik şeylerin parçalara ayrılması mümkündür. Yine cisimler belli bir hacme sahiptir. Onun taşıdığı bu hacimden daha büyük veya daha küçük olması da mümkündür. O halde cismin sahip olduğu bu hacimde karar kılması ancak bir tahsis edicinin ona bu hacmi vermesiyle mümkün olmuştur. Mahlukların taşıyabileceği şekiller de çeşitlidir. Allahu Tealanın bütün bu şekillere bürünmesi muhaldir.

Allahu Tealanın Arşın üstünde mekan tutma iddiasında da durum aynıdır.
* Bu iddia varid olsa Allahu Teala Arşın miktarına ya tam denk gelecek, ya ondan küçük veya büyük olacaktır.
* Eğer onun miktarına eşit ise veya ondan küçük farz edilirse Allah’ın sınırlı ve nihayetli olması lazım gelir. Nihayetli (sonlu ) oluş ise mahluk belirtisidir.
* Şayet Allah Arştan büyük olursa, onun arşa denk gelecek tutarı Arşın tutarına eşit olacaktır. O halde Allah’ın parçalara ve bölümlere ayrılması gerekecektir; bu da mahluk alametlerindendir.
* Allah Arşın üstünde (veya göklerde) mekan tutmuş olsaydı, onun üzerinde karar kılabilmesi için alt taraftan sonlu olması gerekirdi.
* Oysaki bir yönden sonlu olabilen şey diğer yönlerden de sonlu olur.
Madem ki Allah’ın ezelde mekandan ve yönden münezzeh olması sabittir, o halde ezelde yokken sonradan Allah’ın mekan ve yön tutması demek yine ezelde bulunmayan bir anlamın onun zatında hasıl olması demektir. Böylece o, mahluklara yer teşkil etmiş olur ki, bu muhaldir (olması mümkün olmayandır).

Cenab-ı Hakkın;
“Rahman Allah Arş üzerine istiva etmiştir”
(Tâhâ-5) mealindeki ayeti çeşitli ihtimaller taşır.

Çünkü bazen istiva kelimesi zikrolunur ve ondan istila etmek, hakimiyeti altına almak anlamı kast olunur ; bazen kast etmek, yönelmek, bazen tam ve kâmil olmak, bazende karar ve mekan tutmak anlamları anlaşılır. Bundan dolayıdır ki, bu ihtimaller karşısında, Allah’ın Arş üzerinde mekan tuttuğunu ileri süren Müşebbihe ile Kerramiye lehine bu ayeti kerimede herhangi bir mesned(senet, belge) yoktur. Kaldı ki söz konusu edilen sebepler dolayısı ile ayette tercih edilecek anlam da bizim verdiğimiz anlam olacaktır.
Sapkın Neccariye Mezhebinin “Allah zatıyla her yerdedir” tarzındaki görüşü ise tamamen yanlıştır. Çünkü mekan tutma vasfına sahip cismin bile aynı anda iki yer tutması imkansızken mekan tutması mümkün olmayan Allahu Tealanın bütün mekanları işgal etmesi nasıl düşünülebilir.?

Allah’ın zatıyla değilde ilmiyle her mekanda bulunduğunu ileri süren Mu’tezilenin görüşüde aynı şekilde yanlıştır.
Çünkü bir mekanı ilmiyle bilen bir kimse hakkında “ilmiyle o mekanın içindedir “ denilmesi hiçbir zaman doğru değildir. Allah’a yön tayin eden görüş temelinden çürüktür. Çünkü onun iddia edildiği gibi üst yönünden başka yönlerde bulunabilmesi muhaldir. İddia edilen yönün kendisine tahsis edilmesi için bir oluşturucuya ihtiyaç vardır.

“O, kullarının üstünde tek kuvvet sahibidir”. (En’am/18)
Ayeti kerimede kast olunan mana şu olsa gerektir: Yön bakımından üst tarafta olmak övünmeye değer bir şey değildir. Çünkü muhafız görünüşte sultanın üst tarafında bulunur ama sultan, kudret ve hakimiyet bakımından onun kat kat üstündedir.

Dua edilirken ellerin yukarı kaldırılmasına gelince, bu sadece samimi bir kulluk ve itaat alametidir, tıpkı secdede alnı yere koymak ve namazda Kâ’be’ye yönelmek gibi. (Kaynak: Maturidiyye Akaidi shf. 70)

 – “Gökte olanın, sizi yere batırmayacağından emin misiniz? O zaman yer sarsıldıkça sarsılır.” (Mülk/16)

Bu ayette murad edilen kimse, dört büyük melekten Mikail aleyhisselamdır.
Bunun görevleri bellidir. Bu ayetten haşa Allahu Tealanın göklerde mekan tuttuğuna inanmak küfürdür. Allahu Tealanın göklerde olduğunu iddia edenlere; “Gökler yaratılmadan Allah neredeydi” diye sormazlar mı.?

Mikail(aleyhisselam):
Mikail isimindeki büyük meleğin görevi Allah’ın canlılar için yarattığı rızıkları onlara dağıtmak ve Yüce Allah’ın tabiat olaylarıyla ilgili emirlerini yerine getirmektir. Yağmurun yağması, şimşeklerin çakması, yıldırımların düşmesi, rüzgarların esmesi, gece ile gündüzün birbiri ardından gelmesi gibi tabiat olaylarını takip etmek, Allah’ın bu konudaki emirlerini yerine getirmek Mikail adlı meleğin sorumluluğundadır.

SORU: Savaşta esir düşmüş bir cariye Peygamberimizin huzuruna getirilir. Peygamberimiz ona “Allah nerededir?” diye sorar.
Cariye de “Göktedir” cevabını verir.
“Ben kimim?” diye sorduğunda da cariye:
“Sen Allah’ın Resulüsün” şeklinde cevaplar.
Rasulullah (aleyhisselam), cariyenin efendisine,
– “Onu azat et (özgürlüğüne kavuştur), çünkü o, bir mü’minedir” buyurur. (Müslim, Mesâcid 33)
Bu durum nasıl açıklanır?
CEVAP:
Cariye bir savaş esiri kadındır. Düşmanla yapılan savaştan sonra ele geçmiş ve özetle o kadın İslam bilgilerinden uzakta yetişmiş bir kimse olduğu için öyle inanmasını Rasulullah imandan saymıştır. Lakin bu durum ilim ehli arasında yaşayanlar için mazeret sayılmamıştır. O sebeple İslam uleması Allah’a mekan tayin etmenin küfür olduğunu beyan etmiştir.
(Bak: Maturidiye Akaidi) https://islamdergisi.com/genel/dinden-cikaran-sozler)

 

(Visited 1.328 times, 1 visits today)
DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

“Allah(c.c.) Zamandan ve Mekandan Münezzehtir” üzerine 2 yorum.

  1. Herhangi bir zaman ya da “şu an”, evrenin nasıl işlediğine yönelik açıklamalara zamanın dahil edilmesine gerek yok. Zamanın geçtiği algısı, bu çerçevelerin – ya da Barbour’un tabiriyle “zaman kapsüllerinin”- her birini işlemden geçiren zihinlerimizden geliyor. Fakat bizzat zaman, mevcut değil.

    xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

    1. Allah hakkında zaman yoktur. Lakin yaratılmışlar için zaman yok demek güneş yok demek gibi abestir. Zamanın olmadığını iddia edenler ise akli temyiz sorunları var demektir.

Bir cevap yazın