Ateizm Nedir?

Bekir Abdullah


Materyalist ateist zihniyet; “Tanrı vardı da biz mi inanmadık” derler. Onlar bu sözlerinde kesinlikle samimi değillerdir. Evreni yaratan ezelî güç, yaratıp irade ve bilinç verdiği bir kulunu sınav yapmak isteyip de ona varlığının delillerini göstermemesi mümkün olabilir mi hiç..?

     Her şeyden önce kendi ruhumuzda ve bedenimizde Allah’ın varlığına ve birliğine çok açık belgeler vardır. Örneğin; ağzımızın yemek yemeye uygun yaratılması. Ön dişlerin kesici olması, arka dişlerin öğütücü yaratılması. Tükürük bezlerinin besinleri ıslatması. Ağzın gerisindeki yutak. Öğütülmüş yiyecekleri yemek borusuna gönderdiğimizde, besinlerin soluk borusuna kaçmaması, besinlerin aşağı inerken yutağın irademizin dışında yukarı çıkarak soluk borusuna bir şeyin kaçmasını önlemesi…
Sadece bu bölümde bu kadar ince hesap varken en ince hesapla bile yapılması mümkün olmayan bunların, aklı, bilgisi, iradesi olmayan  kör ve sağır maddenin yaptığına inanmak mı daha mantıklı, yoksa varlığından kullarını haberdar etmek için peygamberler gönderen, kitaplar gönderen, varlığı hiç bir şeye benzemeyen sonsuz güç sahibi Allah’a inanmak mı daha mantıklı?
Yemek borusunun apayrı bir yaratılışta kılınması ve yiyeceklerin mideye inmesiyle başlayan çok ilginç sindirim olayları.  Her canlının anne rahminde veya yumurtada iken dünyaya gelmeden önce, her şeyden habersiz bir bebeğe bir yavruya dış dünyaya geldiğinde kendisine lazım olacak göz, kulak, el ayak, yeme, içme ve boşaltma gibi donanımların verilmesi.. Bunlar kör ve sağır maddenin akıl edebileceği bir şey midir?
* İnsanlar anne ve babadan alınan genlerden, hücrelerden yaratılmaktadır. Annenin yumurtalığında yaratılan yumurta babanın testislerinde aratılan spremle birleştiğinde bu birleşik hücre bölünerek çoğalmak suretiyle insanın önce iskeleti sonra kasları ve iç organları derisi saçları ve saire yaratılmaktadır.
* Birleşik hücre rahimde insan olmadan önce kadın ve erkeğin hücrelerinden yaratılan iradesiz, kör, sağır ve bilinçsiz birer parçacık iken
iki insanın iradesi ile anne rahminde birleşiyor. Sonra nasıl oluyor da bu kör ve bilinçsiz hücreler çoğalarak bir insanı oluşturuyor?
* İnsan rahimde en küçük damarına kadar ihmal edilmeden yaratılıyor. Bu hücreler nasıl oluyor da akılsız ve iradesizken en akıllı bir insanın dahi yapması mümkün olmayan bir işi yapabiliyor?
* Bunları rahimdeki bebeğin annesi ve babası yaptı denilemez. Çünkü onlar bu işin nasıl olduğundan dahi haberleri yoktur. Olsa da bir şey yapamazlar zaten.
* Bunları erkek ve dişiden alınan genler de yaptı denilemez. Çünkü onlarda insandan bin beter. Çünkü onlar kör, sağır ve şuursuzdur.
* O halde bunları yaratan her şeyi bilen, gören, işiten ve mutlak irade sahibi olan, “ol” deyince olduran âlemlerin rabbi Allah celle celalühüden başkası olamaz.

Bunlar yalnızca milyarlarca örnekten birisidir. Bütün bunların aklı, ilmi, iradesi olmayan maddenin en küçük parçacıkları olan kör ve sağır atomların birleşiminden oluşan moleküllerin yarattığına inanmak mı daha mantıklı..?
Ve bunların insana dış alemde gerekli olacağını aklı olmayan birbirinden bağımsız atom parçacıkları mı akıl etti? Akıllı varlıkların şuursuz, körler, sağırlar ve iradesizler tarafından yaratıldığına inanan bir zihniyet şeytana tapmıyor da kime tapıyor..?

      Akıllı insanların, kendi varlığından bile haberi olmayan gen denilen akılsız, şuursuz, hissiz, kör ve sağır madde tarafından yaratıldığına inanan bir zihniyet, hiç şüphesiz ki en az onlar kadar kör, sağır ve şuursuzdur. Allah’ı bilim adına laboratuvarda(delillerini) bulamadığını savunan şaşkın beyinler, neden kendilerine lutfedilen hiç bir teknolojinin yapamayacağı organlarına ve daha da ötesi beş duyularına bakmazlar..?
Şu beş duyuya “beş duyumuz” deyip geçiyoruz ama bu öyle muhteşem bir şey ki onun ihtişamı karşısında akıllar aciz kalmaktadır.
Beş duyu, maddede bulunmayan bu dünyaya ait olmayan Allahu Tealanın “ol” emriyle yaratılan olağan üstü bir idraktir.
Allah’a iman etmeyen bir kimsenin bunu derinliğine düşünmesi halinde yaratanını inkar etmesi asla mümkün olamazdı…
Allah’ın eserlerini laboratuvarda inceleyen sözde bilimciler, laboratuvarda inceledikleri nesnelere bakan gözleri kendilerine bahşeden kudret sahibinin varlığını bu baş gözü ile görmeyeceklerini neden akıl etmek istemezler..? Evren ve içinde bulunan her bir şeyin yaratılışının bir amacının olmaması ne mümkündür ve ne de yaratıkların hiç birisinin oluşumu tesadüfidir. Esasında evrende tesadüf diye bir şey de yoktur. Bazılarının tesadüf dedikleri şey iradesiz bir enerjinin evrende başı boş dolaşması ile oluştuğu var sayılan işler ve şekillerdir. Aslında böyle başı boş bir enerji yoktur. Bugün pozitif ilmin geldiği sonuç şudur ki; evrendeki her bir şey, yaratıcı gücün iradesiyle hareket etmekte ve her bir şey, o gücün sahibi ezeli iradeyle varlık bulmakta ve şekil almaktadır.

İlahi Kudret ve İradeyle Oluşan Şeyleri İki Bölümde İnceleyebiliriz:

     Birinci tür oluşumlar; Allah’ın bizatihi irade ve kudretiyle var ettiği şeylerin yine O’nun iradesiyle hareket etmesi ve şekil almasıdır. Bunların oluşumunda cüzi iradelere yer yoktur. Buna ateistler “tesadüfen oluşanlar” demektedirler. Tıpkı evin penceresinden sokaktaki rüzgarın esmesiyle uçuşan yaprakları göremeyen ve akıl edemeyen 2 yaşındaki çocuğun yaprakların kendiliğinden uçtuğunu sanması gibi.

      İkinci tür oluşumlar; bunlar da Allah’ın gücü ve iradesi ile meydana gelmektedir. Ancak; Allahu Teala, mahluklarına verdiği cüzi irade ile onların dilemelerini diledikten sonra o tür olaylar ve oluşumları yaratmaktadır. Aradaki fark; mahlukların bir kısmı İlahi irade ile doğrudan yaratılmakta, diğeri ise yine İlahi iradenin dilemesi ile cüzi iradeler sebebi ile yaratılmaktadır. İlahi iradenin cüzi irade sebebi ile yarattıklarına insanların, cinlerin ve şeytanların işleri denir. Özetle tüm kainattaki oluşumlar ve bozuşumlar; Allah’ın bizzat kendi irade ve kudretiyle yarattığı varlıklar ve olaylar ve kullarının iradesi sebebiyle yarattığı işler ve oluşumlardan ibarettir. O halde kainatta tesadüfe asla yer yoktur. Kainatta tesadüfün yer alması asla mümkün değildir. Zira evrende iki tür enerji vardır. Birisi yapmakta diğeri ise bozmaktadır. Bunların bir denge ve ahenk içinde olması bir tek iradeye bağlı olmasının bariz alametidir.

“Eğer yer ile gökte Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, bunların ikisi de muhakkak     fesada uğrar yok olurdu. O halde Arş’ın Rabbi olan Allah, onların vasfetmekte     oldukları şeylerden (bütün noksanlıklardan) beridir, münezzehtir.”  (Enbiya -22)

Bütün bu evren ve içindekilerin yaratılışının amacı ise, insan ve cinlerin Allah’ı tanıyp O’na kulluk etmeleri içindir. Allahu Teala Kur’an-ı Kerimin  Zariyat Sure’sinde bu hususu açıkça beyan etmektedir, mealen:

-” Ben cinleri ve insanları ancak; beni tanısınlar ve bana kulluk etsinler diye yarattım”  (Zariyat/56) buyurmaktadır.
Ne insanın ne de diğer varlıkların varlığı üzerinde rastgele hiçbir şey yoktur. Yaratılan her bir canlının her bir organı bir amaç için yaratıldığını hal dili ile şöyle anlatmaktadır;

” Bizler; beyin, kalp, göz, kulak, el, ayak ve diğer organlar olarak, kör ve sağır olmayanlara şöyle söylemekteyiz; ” Sakın, bizlerin yeryüzüne gelmeden önce şu maymuna lazım olacağını bu maymunun düşünüp tasarladığını ve yarattığını sanmayın. Onun bu işlere ne aklı yeter ne de gücü. Onun ana babasının da bu işlere aklı ve gücü yetmez. Bizim gibi organların bu maymuna gerekli olacağını her şeyi bilen ve gören, ilim ve kudret sahibi Yüce bir Zat bilip var etmiştir. Eğer kalbiniz kör ve sağır değilse, bunu anlamakta sıkıntı çekmeyeceksiniz.”  
Allah’a inanmak aklın ve İlahi vahyin gereğidir. Akıl kavrayamasa dahi, Yaratan kendi varlığını tanıtan ve emirlerini ve yasaklarını haber veren peygamberler ve kitaplar gönderdiği için her insan, vahyin gereklerini kabul etmekle yükümlüdür. Ancak şu da bir gerçektir ki, selim bir akıl vahyin gereklerini anlayacak ve kabul edecek yetenekte yaratılmıştır. İlmin, iradenin, ve üstün bir kuvvetin eseri olan evren ve içinde bulunan bunca yaratıkların ilimsiz, iradesiz, kör ve sağır doğa(tabiat) tarafından yaratıldığına inanan kimse; kör, sağır ve bilgisiz bir kimsenin şu bilgisayarı yaptığına inanan kimseden daha basiretsiz ve akılsız olduğunun en bariz şahididir… Hiç şüphesiz bu evren ve içindekiler ilmin, irade ve kontrollü bir gücün eseridir. Bu ilim, irade ve gücün sahibi de, bir tek zât olmalıdır. Aksi düşünülemez. Zira bunun tersi düşünüldüğünde, evrende dirlik ve düzen olamazdı. Biri, evreni yaratmayı istediğinde öbürü ona tabi olsa da aciz olurdu, tabi olmasa da aciz sayılırdı. Aciz olan ise ilah olamaz. Her hangi bir maymun veya başka bir şeyin bir ilmin,  bir iradeye bağlı gücün eseri olmadığını iddia edebilen kişinin kesin aklî dengesi bozuk demektir. İnsan aklını hangi yönde kullanırsa, akıl o yönde keskinleşip gelişir. Şüphe ve inkarcılık yönünde aklını kullanmak isteyenler, akılları bir havuz gibi sürekli bulanıklaşan kimseler gibidir, asla net bir görüşe ulaşamazlar.

Darvinciliğe gelince, o ilmen çürütülmüş batıl bir saplantıdır. Üstat Necip Fazıl’a (rahmetullahi aleyh);

– “İnsanların maymundan evrimleştiğini söyleyenler vardır ne dersiniz” diye sormuşlar.
Üstat:
– ” İnsanlar maymundan evrimleştiler ise, diğer maymunlar niye evrimleşmeyip maymun olarak kaldılar?” şeklinde müthiş bir cevap vermişlerdir.

Öyle ya, diğer maymunlar evrimleşerek insanlaştılarsa, niçin diğer maymunlar maymun olarak kaldılar? Zira, öyle bir evrim olsaydı bugün maymunların maymun olarak kalması mümkün olabilir miydi..?

B İ R   K I S S A :

Falp Masalları, insanların karakterlerini daha belirgin olarak anlatabilmek için yazılan farklı bir yazı uslûbudür. Bu yazıda vereceğimiz temsildeki karekterler, insanların inanç anlayışlarını daha farklı bir boyuttan ifade içindir.  Bir falp örnek verelim:
Kağıt biti, tahta kurusu ve leylek bir araya geldiklerinde, aralarında şöyle bir sohbet olur: Kağıt biti, kağıdın üzerindeki yazı ve resimleri yazan ve resmeden kişiyi göremeyecek kadar ufak olduğundan, tahta kurusuna şöyle söyler:
-“ Ben bu kağıdın üzerindeki yazı ve resimlerin kendiliğinden yazıldığına tanık oldum.” der.

Tahta kurusu buna itiraz ederek:
-“ Yanılıyorsun böcekcik. Çünkü senin görüşlerinde, kendin gibi küçücük olduğu için, sen o yazı ve resimlerin bir kalem tarafından yazıldığını görebilmen mümkün değildir.” der.
Bu konuşmaları biraz öteden dinleyen yaşlı ve tecrübeli leylek, uzun gagasını uzun süre, birbirine vurduktan sonra söze katılır ve:
-“ Hey, yukarı bakın sizi gidi ahmak böcekler.”der ve devam eder:” Ben ikinizin de yanıldığını buradan çok net olarak görüyor ve; o kağıdın üzerindeki yazı ve resimleri yapan ve yazanları sizin görmeye boylarınızın da, görüşlerinizin de yetmeyeceğini biliyorum. Bu işi yapanı bana sorarsanız; o yazı ve nakışları akıllı ve yetenekli bir kimsenin yazdığını size söyleyebilirim” der ve iki böceğin akıllarının ermemeyeceği bilgileri onlara takdim eder.

Buradaki kağıt biti karakteri, Allah inancını tanımayan ateistleri temsil etmektedir. Ateistin kalıbı değil, aklı bit kadar ufak olduğundan, ateist birisi, kağıt üzerindeki yazının kendiliğinden yazıldığına inanan bit gibi, kainatın ve içindeki her şeyin kendi kendine yaratıldığına inanır. Böyle inanmasına karşın ateist, en basit bir at arabasının, hatta bir el arabasının bile, hiç bir zaman kendiliğinden oluştuğunu söyleyemez. Söyleyebilirse o kesinlikle raporsuz delidir. Zaten deliye de itibar edilmez.
Tahta kurusu temsiline gelince o da, darvincilerin; yani canlıların en basitten en mükemmele doğru, doğa kanunları içinde oluşan kazalar sonucunda evrimleştiğine inanan inanç karakterini ifade etmektedir. Zira onlarda, tahta kurusunun kağıt üzerindeki yazı ve resimleri yazıp nakşedenin, kalem olduğunu sanması gibi, “doğanın” kendi kendini yaratıp, kazalar geçirerek evrimleşme neticesinde, bu canlıların solucandan maymuna , oradan da insana dek, kaza geçire geçire olgunlaştığına inanırlar. Evet  bunları okuyunca gülmeye engel olamayıp, kendi kendinize; “bunlar deli saçmasıdır, hatta deli saçması bile bu kadar olamaz.” dememek ne kadar mümkündür? Çünkü kaza geçiren hiç bir araba veya insanın, kazadan sonra daha mükemmel  olacağını, hiç bir akıllının söyleyemeyeceğini biliyor olmalısınız elbette.

Oysa ki, “doğa” denilen akılsız, gözsüz, bilgisiz,  iradesiz, taş, toprak parçaları ile, ateş ve su damlacıklarının birleşerek, akıllı, duygulu, canlı bir insanı oluşturması, asla mümkün olmaz ve olmamıştır da… Hatta bir el arabasının bile evrimleşerek at arabası olduğunu hiçbir materyalist, hiç bir şekilde söyleyip belgeleyemez. Söylüyorsa, ancak zırvalamıştır, ona da itibar edilmez.

Bu hikayede leylek, akıllı bilge bir kişiyi temsil etmektedir. Akıllı bir çocuk bile, bir at arabasının meydana gelmesi için bir sürü plan proje, bilgi, enerji, el, ayak, göz ve kulağın lazım olduğunu bilir. Hatta deli bile bunların kendiliğinden oluşacağını kabul etmez. O halde böyle şeylerin olacağını savunan materyalistler deli değil, zırdelidir.        Bu özelliklere sahib olmayan, “doğa” denilen ölü ve tepkisiz, kör ve sağır, toprak, su, hava ve ateşin, bir el arabasını bile tarih boyunca meydana getirdiğini, hiç bir kimse söyleyemez şayet, söylüyorsa aklı bozulmuş bir  delidir…

EK:1

Konuya bir de çağdaş bilimin verilerinden bakalım. İnsan üreme kromozom sayısı 23+23=46’dır. Maymunun üreme kromozom sayısı ise; 24+24=48’dir. Şimdi bir de bunun açıklamasını izleyelim:

KROMOZOM VE ÖZELLİKLERİ

1) Kromozom nedir? Canlıların yaşam şifrelerinin bulunduğu kalıtım yapılarıdır. Bu kalıtım bilgileri kromozom üzerindeki genlerde şifrelenmiştir
2) Kromozomlar nerede bulunur? Hücre çekirdeğinin içerisinde yer alır.
3) Her çekirdekteki kromozom sayısı aynı mıdır? Hayır, değildir. Çekirdeklerindeki kromozom sayısı farklılığına göre 2 farklı hücre grubu bulunmaktadır. “n” kromozomlu hücreler: Üreme (eşey) hücrelerinde (Sperm, yumurta, polen) kromozomlar bir takım halinde bulunur. (n=23) “2n” kromozomlu hücreler: Vücut hücreleri ile (deri, karaciğer, beyin, kas, akciğer, böbrek, sinir, mide, kalp) üreme ANA hücrelerinde (yumurtalık, testis) kromozomlar iki takım halinde bulunur. (2n=46)
4) Bir insanın vücut ve üreme hücrelerinde kaç kromozom bulunur? Vücut hücreleri anne ve babadan gelen kromozom çiftlerine sahiptir. Bu tip hücrelerin kromozomları «2n» ile gösterilir. İnsan vücut hücrelerinin kromozom sayısı, anneden 23 babadan da 23 olmak üzere 2n=46 ‘kromozomdur. Buna göre insan vücut hücrelerinde 23 çift kromozom bulunur Üreme hücrelerinde ise 23 kromozom bulunur
5) Kromozom sayısı aynı olan farklı canlıların özellikleri de aynı mıdır? Hayır, değildir. Örneğin kromozom sayısı aynı olan İnsan ve Moli balığı (2n=46) aynı özellikleri göstermez. Ya da aynı durum kromozom sayıları aynı olan soğan ile güvercin için de geçerlidir. Soğan: 2n=16, Güvercin: 2n=16
6) Kromozom sayısının az ya da çok olması canlıların büyüklüğü ya da gelişmişliği hakkında bilgi verir mi? Hayır , vermez. Örneğin kromozom sayısı 2n=500 olan eğrelti otu, kromozom sayısı 2n=46 olan insana göre daha gelişmiş bir canlı değildir.

Charles Darwine Göre Günümüz İnsanları ve Maymunları Ortak Bir Atadan Evrimleşmişlerdir.

Charles Darwin’i böyle bir kanıya iten neden şüphesizki maymun ve insanların fiziksel benzeşimleridir.
Charles Darwin İnsanın Türeyişi kitabında bu konuyu olabildiğince incelemeye, teorisine kanıtlar bulmaya çalışmıştır.
Maymunlarla insanların benzeşimlerini dikkate alan Darwin nedense ayrımlarını pek önem vermez. Bunun nedeni ise bu ayrımların önemini yeterince farkına varamaması, bilememesidir.
Maymun insan ayrımlarının belki de en önemlisi kromozom sayı farklılığıdır.
Bilindiği gibi insansı maymunların kromozom sayıları 48 insanların ise 46 dır.

Bir evrim taraftarı asla ve asla teorinin bazı yanlışlar üzerine kurgulanmış olabileceğini düşünmez.
Eğer teori insanlar ve maymunsular ortak bir atadan evrimleşti diyorsa bu böyledir ve tek gerçektir.
Eğer kromozom sayıları farklı ise bu geçmişte bazı eklentiler ya da çıkarımlar sonucu oluşmuş olmalıdır.
Maymunların 48 insanların 46 kromozoma sahip olmasının tek açıklaması (insanların maymunlardan evrimleştiği inkar edilemez bir gerçek kabul edildiğinden) maymun kromozomlarının birleşerek azalması olur.
Bu sorunun başka cevabı da yoktur.
Bu nedenle evrimciler buna uygun (gerçeklere değil evrime uygun) senaryolar kurgulamışlar; şemalarla, resimlerle süsleyerek bilimsel bir gerçek gibi ortaya atmışlardır.
Evrimcilere göre kromozom birleşmesi şu şekildedir.
Resimde de görüşeceği gibi kromzomların bir çifti uçlarında bulunan telomerler vasıtasıyla birleşmekte, bu birleşmede herhangi bir bilgi kaybı olmamaktadır.
Fakat burada bir şeyi dikkat çekmek isteriz.

Kromozomlar birleşirlerken bilgi kaybı olmaz ama bilgi artırımı da (evrimde) oluşmaz.

Bir evrimciye sorarsanız insan maymun kromozom sayı farklılığı sorunu bu yolla mükemmel ve bilimsel bir şekilde çözümlenmiştir.
Burada açıklığa kavuşturulması, doğru yanıtlanması gereken bir soru vardır.
Kromozomları birleşen hücre hangi hücredir?

Değişim diğer nesillere aktarıldığına göre bu hücre üreme hücresi olmalıdır.

Fakat maymunlarda insanlarda eşeyli üreyen canlılardır. Üremede erkek ve dişi omak üzere iki ayrı cinse ihtiyaç duyarlar.
Bu durumda aynı mucizenin hem erkek spermlerinde hemde dişi yumurtasında aynı anlarda meydana gelmesi ve kromozomları azalmış dişi yumurtasının yine koromozomu azalmış spermle aşılanması olması gerekir.
Bir erkek atmığında yüz milyonlarca sperm canlısının olması ise ayrı bir sorundur.
Aynı anda yüzmilyonlarca spermin kromozomları mı birleşti?
Tek bir spermin bir çift kromozomu birleşti de o da gidip bir çift kromozomu birleşen yumurtaya mı aşıladı?
48 kromozomlu bir anne bünyesi 46 kromozomlu bir bebeği bünyesinde tutar mı?
Görüleceği gibi bu senaryoda mucizeler bile aşırı zorlanmaktadır.
Bu hücrenin yeni aşılanmış fakat henüz bölünmeye başlamamış, bir yolunu bularak bir çift kromozomu birleşmiş bir hücre olduğunu var saymak evrimci öngörüsüne en uygun varsayım olacağı açıktır.
Ayrıca bu varsayım değişimlerin diğer nesillere aktarılması şartını da uygun olur.

Evrimcilerin kromozomlarından bir çifti birleşti dedikleri hücre bu hücre olmalıdır. 
Böyle bir oluşumun olabilirliği konusunda pek çok itirazlarımız vardır. Bu itirazlarımız da şöyledir.
a)-Kırk sekiz kromozomdan bir çifti herhangi bir yolla birleşirse ortaya çıkan kromozom sayısı 46+1=47 olur. Bu ise 2n kuralına aykırıdır.
Görüleceği gibi evrimciler bu varsayımı mecburen ortaya atarlarken bir parmak hesabı yapmaya bile gerek görmemişler, bir yanlışı tek gerçek olarak sahiplenmişler ve savunmuşlardır.
47 kromozomlu bir canlı yaşayıp neslini devam ettirebilir mi?
Bu soru evrimcileri bir başka burgacın içine sokar.
b)-İnsanlarda maymunlarda eşeyli üreyen canlılardır. Üremeleri için bir erkek bir dişi iki canlıya ihtiyaç vardır. Fakat bizim garip canlımız tektir.
Bu durumda evrime uygun bir senaryo kurgulanacak olursa karşımıza iki yol çıkar.
Birinci yol bir erkek bir dişi olmak üzere iki maymunsunun üzerinde aynı anda iki mucizenin (mucize çünkü rastlantısal makro mutasyonlar ayrı cinslerde aynı yerde bulunan ve yaşları uygun iki canlının aynı kromozomlarını birleştirmiş olmalı) birden gerçekleştiğini, garip canlımızın bir de karşıt cinsinin oluştuğunu varsaymaktır.
47 kromozomlu bu garip yaratıklar çiftleşseler bile yavruları olur mu?
Bilimin bu soruya vereceği cevap hayırdır.

Tek kromozom sayılı bu garip canlının benzerleri günümüzde vardır. Örneğin katırlar 67 kromozomludur . Fakat katırlar kısırdır.

Senaryonun ikicisi ise bu garip canlımızın (bu canlımızı bir an erkek kabul edelim) 48 kromozomlu maymunsularla çiftleştiği şeklinde olabilir.
Garip canlımızın spermleri 23 ve 24 kromozomlu olacaktır. Dişimiz maymun olduğuna göre onun da yumurtası 24 kromozomludur.
23 kromozomlu sperm 24 kromozomlu dişi yumurtasını aşılasa (bu mümkün değildir ama evrimcilerin hatırına bir kez daha olası kabul ederek) ortaya çıkan 47 kromozomlu bir başka garip canlıdır.
24 kromozomlu sperm 24 kromozomlu yumurtayı aşılarsa bu kez ortaya çıkan 48 kromozomlu maymun olur.
47 kromozomlu canlılar yaşasa ve aralarında çiftleşseler 23 kromozomlu sperm 23 kromozomlu yumurtayı aşılasa 46 kromozomlu bir canlı oluşur ama bu kez bir kromozom devre dışı kaldığından gen bilgi kaybı oluşur.

Ortaya çıkan canlı bir maymun bile değildir.

Görüleceği gibi hayal dünyamızı olabildiğince geniş tutsak olmazları olur yapsak bile çıkış yolu yoktur.
Maymun kromozomlarından bir çiftinin birleşip sayının 46 ya indiği varsayımı tam bir evrimci masalıdır.

NOT: EK 1 yazısı tersinim.net’ten alıntıdır.

ATEİZMDEN KARANLIK İNCİLER !
Şaşkın ateizme göre bundan çoook çok eski bir zamanda kör, sağır, iradesiz ve bilinçsiz tepkisiz ölü maddenin parçalarından olan kromozomlar bir gün kafa kafaya verip dünya denilen gezegen üzerinde kendilerinde olmayan görme, işitme irade ve bilinç sıfatlarıyla mücehhez çok üstün zekalı insan denilen yaratıkları var etmişler. O günden bu güne dek bu körler, sağırlar ve akılsız ölü kromozomlar milyarlarca canlıyı yaratma sürecine GİRMİŞLER!!!
Müthiş bir deha!
Yani özetle; 9’dan 90 çıkmış geriye 199 kalmış. 😄 😄 😄 …?!

(Visited 197 times, 1 visits today)
DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın