GARANİK OLAYI

Mcc0040226. The Daily Telegraph. Portrait of essayist, author and film-maker Salman Rushdie, backstage at The Telegraph Hay Festival 2012 in Hay-on-Wye, Wales, on the fourth day of the arts festival which is 25 years old this year. Sunday June 03, 2012.

Garanik hadisesi, İslam düşmanlarının uydurduğu asılsız bir hikâyedir. Hatta Selman Rüşdi’nin bahsettiği “şeytan ayetleri” hikâyesi bu uyduruk rivayetlere dayanmaktadır.

Hadiseye garanik adının verilmesinin sebebi, güya şeytanın Kuran-ı Kerim’e yamadığı ayette geçen garanik kelimesidir. Sözüm ona şeytan ayetleri Necm suresi 20. ayetten sonra “Ve tilke’l-garaniku’l-ula, ve inne şefaatahünne le-turteca” (Bunlar yüce kuğu kuşları (tanrıçalar)dır ve elbette onların şefaatleri umulur) sözüdür. Garanik sözlükte, “beyaz su kuşu, kuğu, turna: beyaz tenli genç ve güzel kız” anlamlarına gelen gurnûk (gırnîk) kelimesinin çoğuludur.

Bu uydurma olay ana hatlarıyla şu şekilde anlatılmaktadır:

Mekke’de müslümanların eziyet ve işkencelere uğradıkları, bu sebeple bir kısım müslümanın Habeşistan’a göç ettiği bir dönemde Hz. Peygamber, Mekke müşrikleri ile uzlaşmanın yollarını arıyor, devamlı anlaşma çareleri düşünüyormuş. (Bazı nakillerde “Resûlullah, kavminin yüz çevirdiğini görünce bu ona çok ağır geldi. Allah’tan kavmi ile kendisini birbirlerine yaklaştıracak bir şey inmesini temenni etti. Cenab-ı Allah Necm suresini indirdi. O da okudu.” İbaresi geçmektedir.) Zihni bu düşünce ile hep meşgul iken bir gün Kâbe yanında Necm suresini okuyormuş. “Gördünüz mü o Lât ve Uzza yı ve üçüncü(leri olan) öteki (put) Menât’ı?” şeklindeki 19 ve 20. ayetlerini okuduktan hemen sonra Şeytan, Hz. Peygamber’e musallat olmuş ve şeytanın etkisiyle Hz. Peygamber, farkında olmaksızın “Bunlar yüce kuğu kuşları (veya turnalar)dır ve şefâatleri umulur” cümlelerini vahyin devamı gibi söyleyip Necm suresini okumaya devam etmiş. Surenin sonuna gelince secde ayeti olduğu için Hz. Peygamber ve orada bulunan müslümanlar secdeye kapanmışlar. Müşrikler de Hz. Peygamber’in okuduğu bu cümleler sebebiyle son derece sevinerek; “Artık Muhammed ilâhlarımızın şefâatini kabul ettiğine göre aramızda önemli bir ayrılık kalmadı” deyip hepsi secdeye kapanmışlar. Son derece yaşlı bir veya birkaç müşrik, yere eğilip secde etmek zor geldiği için yerden bir avuç toprak alarak alınlarına değdirmiş ve böylece ilâhlarına tâzimde bulunmuşlar. Bu olay dolayısıyla müşrikler kısa bir süre müslümanları kendi hâline bırakmışlar. Bu haber Habeşistan’daki müslümanlara “tüm Mekkelilerin İslam’a girdiği” şeklinde ulaşmış ve Habeş muhâcirleri orayı terkedip Mekke’ye yönelmişler. Ancak bu olayın ardından Cebrâil (a.s.) gelerek hatası dolayısıyla Hz. Peygamber’i ikaz etmiş, bu arada nâzil olan Hacc sûresinin “…Senden önce gönderdiğimiz hiçbir resul ve nebî yoktur ki birşeyi arzuladığı zaman şeytan onun arzusuna (vesvese) atmamış olsun. Allah, kendi ayetlerini sağlamlaştırır…” meâlindeki 52. ayeti ile önceki cümle neshedilmiş. Hz. Peygamber, olanlardan üzüntü ve nedâmet içinde, yeni inen ayetleri ilân edince Mekkelilerin eziyetleri yeniden başlamış…”

İşte bu uydurma hikâye baştan sona saçmalık ve iftiralarla dolu bir rivayet olup, amaç Müslümanlarda Kuran-ı Kerim’e karşı bir şüphe uyandırmak, itikatlarını bozmaktır.

Bu uydurma hikâyenin İbn’ul Kelbi, Taberi, İbn Sad, Zemahşeri gibi bazı İslam tarihi ve tefsir kaynaklarında yer almasının sebebi, ilk dönem İslâm âlimlerinden birçoğunun izlediği “kendilerine ulaşan tüm rivâyetleri tenkid süzgecinden geçirmeksizin olduğu gibi aktarma ve meselenin tenkidini ilmî yeterliliğe sahip okuyucuya bırakma metodu”dur.

Bu uydurma hikâyenin asılsız olduğunun birçok delili vardır:

1- Anlatılanlar Kuran-ı Kerim’in ortaya koyduğu Peygamber, Risalet ve Vahiy niteliğiyle tamamen çelişmektedir.

“Eğer (Peygamber) bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı, elbette onu kıskıvrak yakalardık. Sonra onun can damarını koparırdık (onu yaşatmazdık).”1

“De ki: Onu (Kuran’ı) kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, bana vahyolunandan başkasına uymam.”2

“Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve bâtıla inanmadı; o, arzusuna göre de konuşmaz. O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir.”3

“Kur’an’ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.”4

O halde bu uydurma rivayetler doğruysa, haşa bu ayetlerin yanlış ve dolayısıyla Allah Teala’nın yalancı olduğu iddia edilirdi.

Kısacası vahye şeytan asla müdahale edemez, o daima korunma altındadır.

2- En temel mücadelesini putlara karşı vermiş Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin bu sözleri isteyerek veya sehven söylemesi mümkün olmadığı gibi dinimize göre5 şeytanın da insanlar üzerinde böyle zorlayıcı bir gücü yoktur. Normal bir insan üzerinde bile böyle bir gücü olmayan şeytanın Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz üzerinde güç sahibi olduğu düşünülebilir mi?

Öte yandan Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz bu sözü isteyerek söyleyemez, çünkü bu sözü söylemek küfürdür. Oysa Peygamber küfürden korunmuştur. O’nun gönderiliş amacı putlara övgü değil, onları reddetmesidir. Aynı şekilde yanılarak, gaflet içinde söylediği ihtimali de düşünülemez. Çünkü O (S.A.V.) tebliğde, vahiyde yanılmaktan, gafletten korunmuştur. Aksi takdirde itimat olmayacağından hiçbir sözünün değeri olmazdı.

3- Uydurma hikâyenin ve dolayısıyla şeytan ayetlerinin atfedildiği Necm suresi muhteva ve sibak siyak itibariyle incelendiğinde, hikâyenin asılsızlığı ortaya çıkmaktadır. Surenin ilgili ayetlerinde baştan sona kadar putlarla istihaze edilmekte ve batıl oldukları dile getirilmektedir.

Bu nasıl bir iddiadır ki putlara sövgü ve reddin olduğu ayetlerden sonra övgü ayeti gelecek ve sonra yine sövgü ve red devam edecek ve buna rağmen o azılı müşrikler bundan memnun olup secde edecekler! O kadar sövgü arasında bir cümle övgünün ne anlamı olabilir ki? Küfürlerinde o denli kararlı olan müşriklerin buna kanmaları mümkün müdür? Azılı müşrikler böyle bir sözle havalanmayacak kadar davalarına bağlı, şüpheci ve radikal idiler.

4- Eğer bu hikaye doğru olsaydı, Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimize inanan müminler arasında davalarına şüphe duyup O’nu (S.A.V.) terk eden kimse olmaz mıydı? Çünkü Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz mücadelenin en başından beri putlarla mücadeyi ve tevhidi en temele yerleştirmişti. Yani bu hareket, o kadar senenin zorlu mücadelesini bir anda yıkmak ve kendi kendini bitirmek anlamına gelmez miydi?

5- Söz konusu hikâyenin dayandığı rivavetler senet yönüyle son derece zayıftır. Farklı rivayetlerin sayısının çok oluşu zaten bunu göstermektedir. Bu rivayetler olayın vuku bulduğu yer, cereyan şekli ve olayda Resul-i Ekrem’in rolü gibi hususlarda da çelişkili bilgiler ihtiva etmektedir. Meselâ bazı rivayetlerde Hz. Peygamber’in bu sözleri namaz kılarken söylediği, bazılarında uyku başlangıcı halinde telaffuz ettiği, bir kısmında ise bunları Resûl-i Ekrem’in değil şeytanın söylediği, diğer bir kısım rivayetlerde olayın Kabe’de, diğerlerinde İse Kabe dışında bir yerde vuku bulduğu belirtilmiştir.

Kadî İyad Eş-şifa6 adlı eserinde konuyla ilgili olarak “Sahih hadisleri rivayet eden hiç bir kitabın bunu nakletmemesi, hiçbir sikanın bunu sahih ve muttasıl bir senetle rivayet etmemesi, çürüklüğünü göstermeye kâfidir. Nakledenler, sadece tuhaf şeylerle oyalanmayı âdet edinen bazı tefsirciler ile tarihçilerdir.”tespitinde bulunmuştur.

Sahih rivayetlerin hiçbirisinde Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin içinde garanik kelimesinin geçtiği sözü ayet diye okuduğu bilgisi yoktur.

Garânîk rivayetlerindeki isnad zincirinde yer alan râvilerin çoğu güvenilir bulunmamıştır. İsnad açısından sahih kabul edilen ve Saîd b. Cübeyr tarafından İbn Abbas’a atfedilen rivayet de sıhhatini zedeleyecek şüpheler taşımaktadır. Çünkü rivayetin sonunda, “Zannettiğime göre İbn Abbas şöyle demiştir” ifadesine yer verilmektedir ki bu durum rivayetin güvenilirliğini şüpheli hale getirmektedir.7

6- Uydurma hikâyeyle ilgisi olmadığı halde aralarında bağ kurulan sahih rivayet şöyledir:

İbnu Mes’ud (R.A.) anlatıyor: “Resûlullah (S.A.V.) Necm sûresini okudu ve secde-i tilâvette bulundu, beraberindekiler de secde ettiler. Ancak, aralarında bulunan Kureyşli bir ihtiyar yerden bir avuç toprak alarak alnına götürdü ve: \”Bu bana yeter”dedi.”8

İşte İslam düşmanları bu sahih rivayeti çarpıtarak garanik hadisesini uydurmuşlardır. Oysa Hz. Peygamber (S.A.V.) ve ashabı, Necm suresinde geçen secde ayeti dolayısıyla secdeye varırken müşrikler de bu surenin 19 ve 20. ayetlerinde adları anılarak kötülenen putları ve akîdelerine sahip çıktıklarını belirtmek ve putlarını tazim etmiş olmak için putları adına secde etmiş olmalıdırlar. Başka bir görüşe göre ise müşriklerin secdeye kapanmaları, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin bir mucizesi de olabilir. Yahut, Kur’ân-ı Kerim’in etkileyici üslubu, yüce hakikatleri, hele Resûlullah (S.A.V.)’in mübarek ağızlarından okununca, muazzam bir tesir gücü kazanmış olmalıdır.

Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin özellikle vahyi alıp tebliğ etmekteki masumiyeti ilkesine aykırı olan ve güvenilmez râvilerin naklettiği mürsel bir haber niteliği taşıyan garânîk hadisesinin kaynaklarda zikredilmesine, bazı sahih hadis mecmualarında Necm sûresinin nüzulünün ardından müslümanlarla birlikte müşriklerin de secde ettiğine dair bir haberin yer alması sebep teşkil etmiş olmalıdır. Ancak bundan hareketle, söz konusu rivayetlerde hiç bahsedilmeyen garânîk olayının vukuunu doğru kabul etmek mümkün değildir. Çünkü Buhârî’nin naklettiği rivayette “bütün insanların ve cinlerin secde ettiği” bildirilmektedir ki bunun ne anlama geldiği ve hangi maksatla gerçekleştiği bilinmemektedir.

7- Hikayeye göre garanik hadisesinden sonra İsra suresinin 73-75. ayetleri ile Hz. Peygamber azarlanmış, daha sonra da Hac suresinin 52. ayeti ile teselli edilmiş ve “şeytan ayetleri” nesh (iptal) edilmiştir. Tuhaf olan şey, İsra Suresi, yani sözde “azarlama”, Habeşistandan dönüş olayından 5-6 yıl sonra; Hac Suresi, yani sözde “teselli” ve “iptal”, ise “azarlama”dan 2 yıl sonra nazil olmuştur. Herhalde şeytanın karıştırdığı ayetlerin düzeltilmesinin hemen yine Necm suresinde yapılması yerine 7-8 yıl sonra Hac Suresine yamandığı bu senaryoyu aklı başında kimse kabul etmez. Hem niçin tekzib ve teselli için gelen ayetler, bizzat Necm suresine ilave edilmeyip ayrı ayrı surelere yama olarak eklensin? Zaten bu ayetlerin ait oldukları surelerin akışı içinde bu şekilde anlaşılmaları da mümkün görülmüyor.

8- Habeşistan’daki müslümanların Mekke’ye geri dönmelerinin sebebi, sözde Garânîk olayı değil; bu yıllarda Hz. Hamza ve Hz. Ömer gibi güçlü ve itibarlı şahısların İslâm’a girmeleri dolayısıyla Mekke müşriklerinin bir süre çekinerek eziyet ve işkencelerine ara vermeleri, dolayısıyla Mekke’de geçici bir sükûnet havasının oluşması; Habeşistan’da Necâşî Ashame’ye karşı bir ayaklanmanın başgöstermesi ile karışıklıkların zuhûr etmesidir.

Tarihi bir gerçektir ki ilk muhacirler Habeşistan’da Şaban ve Ramazan aylarında kalmış, Şevval ayında ise geriye dönmüşlerdir. Güya şeytan ayetleri de Ramazan ayında vuku bulmuştur. Oysa bir-bir buçuk ay kadar kısa bir sürede müşriklerin müslüman olduğu haberinin Habeşistan’a ulaşması ve Müslümanların ikamet ettiği yerden ayrılıp Mekke’ye ulaşmaları mümkün değildir.

Kısacası, garanik hadisesi kesinlikle uydurma, asılsız rivayetlere dayanan ve İslam düşmanları tarafından uyarlanmış bir hikâyedir. Burada amaç, Müslümanların itikadına şüphe düşürmek, Kuran’ın muharref yani değiştirilmiş bir kitap olabileceği şüphesini akıllara sokmaktır.

Yazan: Mehmet TALU

dipnot

(1) Hâkka suresi: 44-46
(2) Yunus suresi: 15
(3) Necm suresi: 1-4
(4) Hicr suresi: 9
(5) Hicr suresi: 42; Nahl suresi: 99; İbrahim suresi: 22; Nisa suresi: 76
(6) Bakınız: 2/111
(7) Kadî İyad Eş-şifa:2/751-752
(8) Buhârî, Sücûdu\’l-Kur\’ân: 4, 1, Menâkıbu\’l-Ensâr: 29, Meğâzî: 7, Tefsir, Necm; Müslim, Mesâcid: 105, (576); Ebû Dâvud Salât: 330, (1406); Nesâî, İftitah: 49, (2, 160)

(Visited 490 times, 1 visits today)
DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın