İftiraların Kaynağı Allah’a Karşı Gelmek

ibdtTarih boyunca dünyaya barış, adalet, iyilik ve hoşgörü getiren (emr-i bi’l ma’ruf ve nehy-i anil münker) peygamberlerimizin en çok maruz kaldığı suçlamalardan biri onlara atılan iftiralardır. Aynı şekilde günümüzde, İslam’ı yaşatan ve müdafaa eden din alimlerinin de iftiraya maruz kaldığı görülmektedir. Nitekim iftira, İslam’a ve İslam’dan önceki hak dinlere inanmayan zalimlerin başvurduğu yöntemlerden biridir. Münkirler, kendi çıkarları için peygamberlerimize asılsız ve kasıtlı suçlamalarda bulunmuşlar ve hala da bulunmaktadırlar.

Peki Allah’ın elçileri ve alimler neden iftiraya uğramaktadır? Bu sorunun cevabını iftirayı atan kişilere baktığınızda rahatlıkla görebilirsiniz. İftiracıların en büyük özelliği ahlakdışı yaşam tarzlarıdır. Dolayısıyla kendi yaşam tarzlarıyla uyuşmayan her türlü fikri ve inancı karalamayı kendilerine görev bilmişlerdir. Diğer taraftan peygamberler, Allah’ın emirlerini, yasaklarını aktarmış, adaleti getirmiş ve insanlara iyiyle kötü arasındaki farkı anlatmıştır. Böylece peygamberler, çağlar boyunca ahlakın ve huzurun elçileri olmuştur. Kendi menfaatlerini kaybetmekten korkan zalimler, huzurun ve adaletin elçilerine iftira atmaktan çekinmemişlerdir.

En çok iftiraya uğrayanlardan biri de sevgili Peygamberimiz Hz Muhammed’dir. Peygamberimiz hem günümüzde hem de geçmişte Müslüman olmayan pek çok insanın iftiralarına maruz kalmıştır. Esasında İslam dinini karalamak ve Kur’an-ı Kerim’i yalanlamak isteyen güruhların, son peygamber olarak seçilen Hz. Muhammed’i hedef seçmeleri küfrün doğal bir neticesidir. Kendilerini haklı çıkarmak ve insanları buna inandırmak isteyen inançsızlar, türlü yalan ve iftiralarla peygamberimizi suçlamışlardır. Bu durum tarih boyunca böyle süregelmiştir.

Hz Muhammed’e yapılan iftiralara karşı Allah tarafından indirilen ayetlerle cevap verilmiştir. Ayetlerde iftiracıların genellikle bulundukları topluluklarda önde gelen kişiler oldukları, refah ve zenginlik içinde yaşadıkları belirtilmektedir: “Biz, hangi ülkeye bir uyarıcı göndermişsek, onun servet ve refahla şımaranları mutlaka şöyle demişlerdir: Biz, sizin elçilik yaptığınız şeyi inkar ediyoruz!” (Sebe Suresi, 34).

Mamafih kendilerine Allah’ın yasakları tebliğ edildiğinde içlerinde servet sahibi olup bolluk içinde ve dünya hırsıyla yaşayan inkarcılar, şahsi menfaatlerini korumak amacıyla Allah’ın elçisine iftira atmışlardır. Günümüzde ise birbirine iki uç nokta olan Kapitalizm ve Komünizm akımları, kendileriyle uyuşmayan fikri yapısından dolayı İslam dinini büyük bir tehdit olarak addetmektedir. Artık, iftiracıların, İslam’ı yanlış anlayan, kendilerince yorumlayan ve muhtelif akımlardan etkilenen kişiler oldukları barizdir.

Alkolü yasaklayan bir dini benimseyemeyen kişi, kendi dine uymaktansa dini kendine uydurma yoluna gitmektedir. Zina yapmaktan hoşlanan ve bunu alışkanlık haline getiren inançsız insan, bu davranışı yasaklayan dinin yaptırımlarından korkmakta ve ona karşı mücadele etmeyi tercih etmektedir. Faizi ve haksız kazancı gelir kaynağı olarak görenler ise, kaç kişinin mağdur olduğuna bakmadan, hırslarının esiri olmayı tercih etmekte ve bunu yasaklayan dine karşı siper almaktadır. Yolsuzluk, hırsızlık, dolandırıcılık veya gasp yapan, nasıl adaletten kaçıyorsa, bunu yasaklayan dine karşı da mücadele etmeyi tercih etmektedir. Kendisini teşhir etmekten hoşlanan kadın, kapanmayı emreden dine karşı yeni tezler üretme yoluna gitmektedir. Aslında İslam, kapanmayı emrederek kadınları bakışlardan korumaya çalışmaktadır. Ancak bunu idrak edemeyen bir feminist, İslam’ın kadınları zorla kapattığını, kadınların haklarını çiğnediğini iddia etmektedir. Günümüzde buna benzer çok sayıda hadiseyle karşılaşıyoruz. Çoğu insan, dine uymaktansa, dini kendilerine uydurmaya çalışmaktadır. Ahlakdışı yaşam tarzından vazgeçemeyen inançsızlar da türlü iftira ve karalamalarla İslam dinini ve peygamberi kötüleme gereksinimi duymaktadırlar.

Bu kişiler İslam’ı tam anlamıyla tanımadıkları gibi ayetleri ve hadisleri yanlış yorumlamakta ve insanların kafalarını karıştırmaya çalışmaktadırlar. Nitekim yazıya döktükleri iddiaları ve iftiraları bile birbiriyle çelişmektedir. Kuran’da başörtüsünün olmadığını iddia eden bir iftiracı, başka bir yazısında Kur’an-ı Kerim’in değiştirildiğini, Hz Muhammed’in yalancı olduğunu iddia ederek ne kadar art niyetli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Müslümanların inandığı Kur’an-ı Kerim’e “masal” deme cüretinde bulunan bir inkarcının, Kur’an ayetlerini yorumlaması sizce ne kadar inandırıcı? Dini büsbütün yaşayan, Allah’ın emirlerini ifa eden, yasaklarına harfiyen uyan ve ruhuyla inancını özdeşleştirmiş olan bir İslam aliminin yorumunu mu tercih etmeli; yoksa Hz Muhammed’e “yalancı”, Kur’an-ı Kerim’e “masal” diyen ve dünya zevklerini ahirete tercih eden sapkın bir düşünürün ayetlerle ilgili yorumlarına mı inanmalı?

Elbette Müslüman, inandığı kitaba ve peygambere iftira atanların yolundan değil; asırlardır süregelen Ehli Sünnet düşüncesinden nasibini almış, o yola hizmet etmiş, O’na gönül vererek İslam dinini yaşayıp yaşatanların sözünden ve izinden gitmekle mükelleftir. İşte bu noktada insanlar, dört halifeden beri silsile halinde günümüze kadar süregelen Peygamber ahlakını ve dini gelenekleri benimseyerek doğru Tasavvufi yolları referans olarak kabul etmelidir.

Esasında geçmişten günümüze peygamberlere ve inananlara atılan iftiraları kısa bir yazıyla ele almak mümkün değil… Ancak burada ifade etmek istediğim şey inkarcıların, hangi niyetle ve neden iftira atmak istedikleridir. Bunu da Sebe Suresinin 34. Ayetinden yola çıkarak açıklamaya çalıştık. Nitekim bu mevzu başka ayetlerde de ele alınmaktadır.

Sonuç olarak ahlakdışı yaşam tarzları başta olmak üzere şöhret, hırs ve kötü güçlerden vazgeçemeyen inkarcılar, kendi menfaatlerine tehdit olarak gördükleri İslam dinini ve peygamberimizi karalamayı bir savunma yöntemi olarak benimsemişlerdir. Ancak onlar ne kadar büyük bir kayıp içerisinde olduklarını zevk ve eğlenceye düşkünlükleri yüzünden idrak edememektedirler. Yazımızı bir ayet ile bitiriyoruz: “Şu insanlar, çarçabuk geçen dünyayı seviyorlar da önlerindeki çetin bir günü (ahireti) ihmal ediyorlar.” (İnsan Suresi, 27).

Allah’a emanet olun…

Abdurrahman

(Visited 258 times, 1 visits today)
DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

“İftiraların Kaynağı Allah’a Karşı Gelmek” üzerine 1 yorum.

Bir cevap yazın