İsa (a.s.) Yeryüzüne İndiğinde Nasıl Tanınacaktır.

Hz. İsa’nın vefat edip etmediği konusunun tartışılması hususu, bilgi eksikliği ve kibirden ileri gelmektedir. Günümüzün bazı sözde alimleri 1400 yıllık bir gerçeği görmezlikten gelerek “Bizde eskilerin bildiklerini biliyoruz ” havasına girerek güya, o büyük alimlerde açık ararayarak kendi bilgisizliklerinin ürünü olan, ilimlerinin yetmediği bir konuyu eksiklikmiş gibi göstererek dikkatleri üzerlerine çekmek isterler. Bir konuyu eleştirmek istediklerinde ise, “Bu Kur’an’da var mıdır?” şeklinde sorular sorarak, bilgisi az kimseleri şaşırtmak isteyerek manevi kargaşaya yol açmak isterler.  Bilmek istemedikleri hususlar ise, bir konunun  Kur’an’da olmasının yalnız kelime olarak değil, kelime veya anlam olarak aranacağıdır. Misal; “Kur’an’da rabıta var mıdır?” veya; “Kur’an’da Mehdi var mıdır?” veya; “Kur’an’da Tasavvuf var mıdır?” gibi sorular sorarak bilgisi eksik kimseleri fitneye düşürerek zihinleri karıştırmak isterler.
     Biz de onlara şöyle bir sual sorarız: “Kur’an’da namaz, oruç, cenaze namazı gibi kelimeler geçmediği için bu ibadetleri yok mu sayarsınız? Yukarıda belirttiğimiz kelimeler, kelime olarak Kur’an’da geçmesede onların karşılığı anlamlar veya işaretler vardır. Bu işaretlerin ve anlamların tam olarak kendisine açıklandığı kimse,  iki cihanın efendisi Peygamber aleyhisselam Efendimizdir. 
      İsa aleyhisselamın dünyaya tekrar geleceği hususunda itiraz edenlerin göstereceği bir tek hadisi şerif dahi yoktur. Niye yoktur? Çünkü bu kibirli ve eksik bilgili zevatlar hadisleri inkar ederler de onun için. Onlar ancak kendi çürük felsefelerini isbat etmek için başka çareleri kalmadığında manasını çarpıttıkları hadislere sarılırlar. Maide Suresi 117. ayetindeki”teveffenî” cümlesinin zahiri anlamında ehli sünnete muhalif kalarak, hz. İsa’nın öldüğünü ve ikinci kez dünyaya gelemeyeceğini iddia ederler. Maide Suresi 117. ayetinin latin harfleri ile yazılışı:
-” Mâ kultü lehüm illâ mâ emertenî bihî enı’büdüllâhe rabbî ve rabbeküm ve küntü aleyhim şehîden mâ dümtü fîhim fe lemmâ teveffeytenî künte enter rakîybe aleyhim ve ente alâ külli şey’in şehîd”       (Maide-117) 
Ehli sünnet alimleri bu ayeti şöyle tercüme etmişlerdir, mealen:
“ Sen bana ne emrettinse, ben ancak onlara onu söyledim; hep Rabbim ve Rabbiniz Allah’a kulluk ediniz.” dedim ve içlerinde bulunduğum sürece üzerlerinde şahittim. Vakta ki beni içlerinden aldın, üzerlerinde gözcü ancak Sen kaldın ve zaten Sen her şeye şahitsin.”
(Maide S. 117.)
      Tibyan Tefsiri’nde bu ayeti kerimedeki; “fe lemmâ teveffenî” cümlesi; ”beni içlerinden aldığında” olarak tefsir edilmiştir. Doğrusuda budur. Zira, burada bazılarının yanldığı birinci nokta şudur:
Ayette geçen “
fe lemmâ teveffeytenî”deki “teveffâ” fiili arapçada, vefâ(zünde durdu veya aldı) fiilinin mazi, mezid kalıbından türetilmiştir ki, arabçada bu fiilin anlamı; “sözünde durmak veya almak anlamındadır. Arabçada ölmek ifadesi eksriyetle”mâte”, öldürmek ise”kâtele” ile karşılanır. Tevveffâ’yı vefat olarak yanlış tefsir eden felsefeci yazarların yanlışı ise, günümüz türkçesinde ölmek anlamında kullanılan “vefat ” kelimesi ile karıştırmış olmalarından ileri gelmektedir. Bu ayetin doğru tercümesi yukarıda olduğu gibidir.

Soru 1: (İsa Peygamberle ilgili)Vefat kelimesinin sözünde durmak manasına geldiğini bende biliyorum. Ölen bir kişi için Allah ın vaadettiği sözü yerine getirdiği için vefat etti denir (vefa gösterdi).hatta yanlış bilmiyorsam ikinci bir anlamının uyku olduğunuda biliyorum. Hz.İsa için kullanılan bu kelime aslında hepimiz için geçerli değil mi? Yani biz ölünce vefa göstermiş oluruz ve Allah hepimizi kendi katına yükseltmez mi ?
    Cevap:
Ehl-i sünnet alimleri(bak Tibyan Tefsiri) bu ayeti kerimedeki; “fe lemmâ teveffenî”cümlesini”beni içlerinden aldığında” olarak tefsir etmektedirler.  Bu hususu teyit eden bir başka haber: “Kur’­ân’da Hazret-i Îsâ ile ilgili “Teveffî” keli­me­sine yapılan atıf ihtilaflıdır. Zîrâ bu kelimenin anlamı aslen “Almak”tır. ) ” Taberî, Câmi‘u’l-beyân fî âyi’l-Kur’ân:3/395; Kevserî, Nazratün âbira, sh:99 (Dolayısıyla kelimenin kaçınılmaz olarak Hazret-i Îsâ’nın ölümüne delâlet ettiği söy­le­nemez. Bunun gibi, nüzûl-i Îsâ’yı fizik şartları açısından imkânsız bulanların iddiaları da, Allâh’ın kudretini fizik kanunlarıyla sınır­lan­dırmak sûretiyle fiziği mutlaklaştıran vahim bir yanlışı sergilemektedir.”
Şu durumda bu ayetin zahiri anlamında bir ihtilaf söz konusudur. Bazıları hz. İsa’nın vefat ettiğini, ehli sünnet alimleri ise, hz.İsa’nın vefat etmeden Allah’ın dilediği yere yükseltildiğini ifade etmektedirler. O halde durum nasıl cöümlenecektir? Çözüm yine Allah’ın kitabı Kur’an’dadır. Bakınız Nisa Suresi 54’e :
“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan (!) emir sahiplerine de itaat edin. Eğer bir hususta ihtilafa düşerseniz -Allaha ve Ahirete gerçekten inanıyorsanız- onu Allah ve Rasulüne götürün. Bu hem hayırlı ve hem de netice bakımından daha hayırlıdır.”
Malum, üstteki ayette Allahu teala bir hususta ihtilafa düşerseniz onu Allah ve Rasulüne götürünüz diye buyurmaktadır. Yukarıda belirtilen Maide Suresi 117’deki ayeti anlamada ihtilaf hasıl olduğunda durumu Rasulullah’a götürmemiz gerekmiyor mu? Rasulullah hayatta olmadığına göre onun çözümü hadisi şeriflerde değil midir? Ehli sünnet Çözümü hadisi şeriflerde bulurken felsefeciler kendi kısır akıllarında aramaktadır.. 
      Eğer, bazı sapkın felsefeciler Peygamber Efendimizin İsa’nın ölmediğine dair hadis-i şeriflerini ölçü alsalardı bu tür yanlış tercüme hatalarına düşmeyeceklerdi. Kur’anı en iyi bilen insan Peygamber Efendimizdir. Bir sure veya ayet geldiğinde O’nun bu sure ve ayetler  hakkında bir şey söylememesi mümkün müdür? Bundan dolayıdırki  ehli sünnet alimleri  Kur’an’a mana verirken Rasulullah’ın hadislerini  asla gözardı etmemiş olduklarından dolayı daha isabetli ve daha az hatalı tefsirler yapmışlardır. Bu yolu takip ettikleri içinde hatalarına dahi sevap verileceği belirtilmiştir. Şöyle bir misal verilecek olursa, uzman bir doktorun teşhisinde hata yapması ile kendini doktor sanan bir kimsenin hata yapması gibi. Ehli sünnet alimlerinin yolunu beğenmeyip kendi aklınca hareket edenler içinden çıkılması mümkün olmayacak yanlışlar işlemektedirler.  Bu ölçüye uymayıp kendi görüşlerine göre tefsir yapanların yanlışlarına gelince bunlar şunlardır:

Sorulan sorunun diğer kısmına gelince, Rabbül-alemîn’in sözünü yerine getirmesi ilgili ayet, Nisa Suresi 159. ayetidir. Ayetin meali;
-” Doğrusu Allah İsa’yı kendine doğru yükseltti.”ayetidir.
Allah Azze ve Celle Nisa Suresi 159′da ki ayette, İsa aleyhisselamı katına yükseltme sözünü yerine getirdiğini İsa aleyhisselamın dilinden Kur’an’ın lafzı ile ifade ediyor. Allah katına yükselmek hem ruhla hem ruh ve bedenle de olabilir Peygamberimizin miracı gibi. Esas bize İsa’nın ölmediğini  Nisa Suresinin 159.ayeti belirtmektedirki mealen;
– “Ehli kitabtan hiç kimse yokturki, (İsa’nın) ölümünden önce iman etmesinler(müslüman olmasınlar).” Nisa-159
    Buradaki mana gayet açıktır. Bakara sueresinin son iki aytinde ve başındaki  ayetlerinde imanın nasıl olacağını Allah haber vermektedir. Bakınız: “O iman eden kimseler ki, sana indirilen Kur’an’ı ve senden önce indirilen Kitabları tasdik ederler.”diye buyurulmaktadır. (Bakara /4)
İman ancak ancak; Allah’a, meleklerine, kitablarına ve peygamberlerine inanmakla iman etmekle mümkün olduğunu Kur’an  “amene rasulü” ayetlerinde yazmaktadır..Başkaları bunu görmezden gelip manayı çarpıtıyorlarsa Allah katında sorumlu olacak onlardır..

     Soru 2: Mahşerdeki konuşmanın hz. İsa nın göğe kaldırışı ile inmesi arasındaki zamanı kapsadığını söylüyorsunuz. bunu neye dayanarak söylediniz bu tam olarak anlaşılmamaktadır. Bunu açıklar mısınız?”  
     Cevap: O sorunuzun cevabını ilgili ayetin manası ile alakalı hadislere dayanarak bu ayetin manasını açığa çıkaran alimlerin açıklamalarına dayanarak ifade ediyorum.  Zira, hz. İsa’nın dünyadan ilk ayrılmasının ardından hıristiyanlar küfre ve şirke saplandılar. Hz. İsa’nın ikinci gelmesinde ise, ehli kitabın küfür ve şirkten kurtulup müslüman olacaklarını  Kur’an haber verdiği için bu mana açığa çıkmaktadır.
Soru 3: “Ehli kitabtan hiç kimse yokturki, (İsa’nın) ölümünden önce iman etmesinler(müslüman olmasınlar).” Nisa-159(Bu ayet bile İsa’nın henüz ölmediğinin isbatı için yeter. Zira ehli kitab henüz islama iman etmiş değiller.)dediniz.peki inişinden öncekilerin durumu ne olacak?çünkü ayet hiç kimse yok ki iman etmesin diyor. yani istinasız herkes iman edecek diyor.bunu şu şekilde yorumlayanlar var.ne kadar doğru bilemem tabi.kitap ehlinden herkes hayatının belli bir döneminde kesinlikle hz.İsa nın Allah ın sadece kulu ve elçisi olduğuna inanacaklar. ama kimisi bu gerçeğin üstünü örtüp(küfür) dalalette ısrar edeceğini kimisinin ise bunu kabul edip hidayet yolu için bir adım atacağını ama sonuç itibariyle herbirinin (yahudi hristiyan) buna belli bir dönemde kesinlikle şahitlik edeceğini söyleyen var.” 
Cevap: İsa’nın inişinden öncekilerin durumunu Kur’an açık olarak cehenneme gideceklerini bildirmektedir. Buna dair bir ayet mealen:
– “Her kim, Allah’ı ve Rasulünü kabul etmeyip isyan ederse, muhakkak ona içinde ebedi kalacakları cehennem ateşi vardır.”
(El-Cinn – 23)
Hırıstiyan ve yahudilerin Kur’an’a ve Muhammed aleyhisselama inadıklarını kim iddia edebilir ki, onların Kur’an’a göre iman ettiğini söyleyebilsinler? 
  Ayrıntılı bilgi için; “Peygamberimize İnanmayanlar Cennete Giremeyecektir”yazımıza bakınız.
Soru 4:
Hz İsa geldiğinde yeni bir hüküm getirmeyeceği söylenir ama, haçı kıracak ve domuzu öldürecek deniyor. Bunlar yeni hükümler değil midir? Çünki Kuranda bu hükümler geçmez .Bir rivayette de cizyeyi kaldıracak deniyor. Bu Kuranın açık bir hükmünü(cizye)ortadan kaldırmak dolayısıyla yeni bir hüküm getirmek demek değil mi?” 
Cevap: Haçın kırılmasından mana, haça tapılmanın terk edileceğidir. Bu hükümler Kur’anda geçmez demek yanlıştır. Zira, haç bir küfür ve şirk alameti olduğundan onun kaldırılması hükmü, KUR’AN’da zaten mevcuttur. Dolaysı ile bu yeni bir hüküm değil mevcut hükümlerdendir. Cizye ehli kitabın müslüman devlete ödediği bir vergidir. Ehl-i Kitab top yekün müslüman olduğunda cizyede ortadan kalkmış demektir. Hülasa bu da yeni bir hüküm değildir.
Soru 5: Allah her kitap ehlinden veya kavimden bir söz almıştır. Bir sonraki peygambere ve kitaba inanacakları için.ama hz. İsa için bu söz konusu değil. Kur’an’da bu mevzuda bir iz , bir nişan , bir ayet veya mucize yokken ben onun hz.İsa olduğunu nereden bileceğim? Kazara rededersem benim durumum ne olacak? Biliyorsunuz ortalıklarda ben mesihim ben mehdiyim diye dolaşan sahtekarlar çok.”
Cevap: Kur’anda açık işaret vardır. O geldiğinde iman etmeyen bir ehli kitab kalmayacaktır. Bundan daha açık bir işaret daha ne olacak? Buna rağmen sahih hadisi şeriflerde bir çok açık alametleri vardır. Burada yazarsak çok uzun yer alır. İsalık veya mehdilik iddia edenlere bir bakılsın dürüst bir müslümana yakışan bir tavırları var mıdır? Hadisi şeriflerde İsa aleyhisselamın Dımışk denilen yere elleri iki meleğin kanatları  üzerinde olarak gökten ineceği belirtilmektedir. O gökten yere indiğinde müslüman, hırıstiyan ve yahudilerden kalabalık bir topluluk orada hazır bulunacaklardır. Bu zamanda naklen yayınıda hesaba katarsak bu olağanüstü ahvali herkes görebilecektir. Bu mevzudaki bir hadisi şerifi nakledelim. Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki, mealen:
“Allahü Teâlâ Meryem oğlu Mesihi (yeryüzüne) gönderecek. Mesih (İsa), boyalı iki giysi içinde ellerini iki meleğin kanatları üzerine koyarak Dımaşk (Şam) ın doğusundaki Akminâreye inecek. Mesih (İsa) başını aşağı eğince, saçından terler damlayacak ve yukarı kaldırınca (yüzünden) inci gibi nurdan damlalar saçılacak. Onun nefesinin kokusunu duyan kâfir hemen ölecek ve nefesi gözünün gördüğü yere kadar ulaşacak. (İsa) deccal’ı arayacak ve onu (Kudüs yakınında) ‘Bab-ı Lud’ da yakalayıp öldürecek. Sonra İsa (a.s.) Allah’ın kendilerini deccal’ın şerrinden koruduğu bir topluma gelip, yüzlerini okşayacak ve onlara cennetteki derecelerini haber verecek.” (Müslim – Tirmizî)

Akıllı bir mü’min sorumluluklarını bilip ona göre amel edendir. Vesselam.

(Visited 206 times, 1 visits today)
DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

“İsa (a.s.) Yeryüzüne İndiğinde Nasıl Tanınacaktır.” üzerine 1 yorum.

  1. Allah sizden ve emeği geçen herkesten razı olsun değerli hocam.mesele büyük ölçüde kafamda çözüldü.sağolun hocam

Bir cevap yazın