Mezhepsizlik Fitnesi

TERÖRİT DHKP-C (2)Biraz İslami bilgiler edinen kilise birliğinin ve masonların maşaları, mezhepsiz de Müslümanlık olur,  diyorlar. O zaman adama “Fakültesiz ve hocasız da doktor, hakim, savcı ve siyasetçi yetişir, bu kadar fakültelere ne gerek var”, demezler mi?
Bunların hepsinin altında kilisenin ve siyonizmin parmağı vardır. Bu şerli görevi de İngilizler, Ruslar, ve sair islam düşmanları başlatmıştır. 
Avrupalılar modern silahlarla da Müslümanlara güç yetirmeyeceğini anlayınca işi fitneye bozdular. Suudi Arabistan’da (Vehhabiliği)mezhepsizliği, Mısır da Dinde Reformculuk fitnesini ihdas ettiler ve İslam alemi paramparça oldu  ve tüm Müslüman ülkeleri işgale uğradı. Daha sonra bazı mücadeleler neticesinde sözde bağımsızlıklar elde edildi ise de, aslında o bağımsızlık değil, yarı bağımlılıktı. Çünkü Avrupalı kâfirler geri çekilirken bir çok islam ülkesinde bıraktıkları harabelerin başına kendi piyonlarını yerleştirerek geri çekilmişlerdir.
MEZHEPÇİLİK FİTNE MİDİR?
Mezhepçilik ile bir mezhebe mensup olmayı birbirine karıştırmamak lazım. Yanlış ve sapkın bir mezhep de olsa bir mezhebe inanmak mezhepçilik değildir.  Kaldı ki dört sahih mezhepten birisine inanıp ona göre amel etmek hiçbir ahvalde mezhepçilik değildir.
Mezhepçilik demek, kendi mezhebinde olmayanları baskı ile, silah zoru ile kendi mezhebini kabule zorlamaktır.  Bu sebeple mezhepsizlik kadar mezhepçilik de bir fitnedir.
Mezhepçiliği Geçmişte Kimler Yapmıştır?
Mezhepçiliği geçmişte, Hariciye, Mutezile, Cebriye ve Batıniye gibi sapık mezhepler yapıyordu.. Şah İsmail ile birlikte ise İran, Şia mezhepçiliğini yapmaya başlamıştır. İran mezhepçiliği, Azarbaycan’da yaşayan milyonlarca sünni Türkmeni zorla şia mezhebine sokmuştur. Kabul etmeyenleri ise katletmiştir. Çünkü Azerbaycan, Uzun Hasan zamanında sünni bir Türkmen devleti idi.
İslam alemi bunlara rağmen 1800’lü yıllara kadar İran hariç, birlik ve beraberlik içinde idi. Bazen Avrupalıların gazına gelen beşinci mezhep İran, arada yanlış hareket etse de onun icabına bakılıyordu.
GERÇEK MEZHEPLER
İmam-ı Azam, İmam-ı Şafi, İmam-ı Maliki, İmam-ı Hanbeli hazretleri ve onların değerli halifeleri hakkında (Allah onların kabirlerini cennet bahçeleri kılsın), mezhepleri çıkararak bu ümmeti bölüp parçaladı diyebilecek kadar alçalan kimseler ya münafıktır, ya da kapkara cahildir. Onlar bizim adımıza şu mezhep veya bu mezhep olsun diye işe başlamış değillerdir. Onların çok değerli İslami yorumları insanlar tarafından onların adı ile anılan birer yol(mezhep) olarak kalmıştır. Mezhebin anlamı da, Kur’an’da geçen “sırat” kelimesinin bir alternatifi olan yol anlamına gelmektedir. Yani, Kur’an ve Sünnet yolu demektir.
İslam tarihinde Müslümanlar arasında gerçek anlamda hiç bir mezhep çatışması olmamıştır. Müslüman padişahlar arasındaki savaşları mezhep çatışması olarak göstermeye çalışanlar ise art niyetli kafirlerin piyonlarıdır..
Müslümanların yüzde 90’ı bir mezhebe mensup olmasına karşın 1400 yıl boyunca asla bir ehli sünnet mezhebi mensubu diğerine mezhebinden dolayı sataşmamış onunla savaşmamıştır. Ehli sünnet mensupları tarih boyunca ehli sünnet olmayanlara asla zulüm etmemiş aynı mahallede yan yana barış ve huzur içinde yaşamışlardır. Öyle olsaydı İslam aleminin doğusuna hakim olan sünni Müslüman Selçuklular ve  daha sonra gelen Sünni Müslüman Timur oğulları, orta ve batısına hakim olan Sünni Müslüman Osman oğulları diğer mezhepleri ve diğer din mensuplarını yok ederlerdi. O devirlerde Sünni Müslümanlar çok güçlü idi. İsteselerdi Şiiliği tamamen kaldırırlardı. Veya sapık mezheplerin eline o fırsat geçseydi Sünni Müslümanları yok ederlerdi.
Şimdilerde ise hem bir taraftan İran, ŞİA MEZHEPÇİĞİLİ yaparken, diğer taraftan da Mealciler, Selefiyeci sapıklar ve Dinde Reformcular,  ehli sünnete mensup samimi Müslümanlara küfür ve şirk isnat ederek fitne ve fesat çıkarıp MEZHEPSİZLİK FİTNESİ YAPMAKTADIRLAR.. Bunların eline daha büyük fırsatlar geçse dünyayı kan gölüne ve harabeye çeviriler. DEAŞ, HİZBULLAH ve EL-KAİDE bunların yan kuruluşlarıdır.
Bu yan kuruluşlar, Mezhepsizlik Mezhepleri adına cinayetler işliyorlar. Bunların savundukları yol her ne ad altında olurlarsa olsun yaptıkları cinayettir kendileri de katildir.. Bunlar kendilerini Allah’ın askeri sanıyorlar ama; bunlar aslında şeytanın askerleridir.
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz :
-” Ümmetimin âlimleri arasındaki ayrılık rahmettir.”  ve “Ümmetimin âlimleri asla yanlış üzerinde  ittifak etmezler.” buyurdular.
En büyük müçtehid Peygamber Efendimizdir. Eshab-ı Kiramın her biri birer müçtehid idi. Bir çoğunun içtihadı birbiri ile aynı olmakla beraber bazılarının içtihadları kısmen de olsa farklı idi. Hatta Rasulullah (s.a.v), bir çok kez bazı konularda Hz. Ömer’in (r.a.) içtihatlarını doğru bulmuşlardır. Eshaptan sonraki devirlerde başka milletlerden de Müslüman olanlar çoğalınca ve içtihat derecesinde âlimler de azalınca, müçtehid olmayan Müslümanların müçtehid olan alimlere tabi olmaları elzem oldu. Bu sebepledir ki Tabiin devrinde 100’ün üzerinde hak mezhep ortaya çıktı. Bu hak mezhepler yıllar içinde daha çok rağbet edilen diğer hak mezheplere yerini bırakarak günümüze Hanefi, Şafi, Maliki ve Hanbeli mezhepleri olarak ulaşabildi…  Daha sonraki yıllarda mezhep kuracak kadar içtihat ehli âlimler de olmadığı için yeni bir mezheb kurulmadı.
Şu da biline ki, farz veya haram olduğu Kur’an ve sünnetle kesin olarak belirlenmiş mevzularda içtihat yapılamaz. Misal: İçkinin, domuzun, kumarın haram oluşu, orucun, namazın ve haccın farz oluşu gibi.. Dört hak mezhebin aralarındaki ayrılık da Kur’an ve Sünnetle haram veya farz olduğu kesin olarak belirlenmemiş mevzulardan ibarettir.
Evet, son söz olarak diyoruz ki; Mezhepsizlik ve Dinde Reformculuk en büyük fitnedir.
Kur’an’da Mezhep Var mıdır? Niçin Dört Mezhep?

DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın