Pozitif Ateizmin Gerçek Yüzü

Maymundan İnsana Evrim Safsatası

      Pozitif ateist zihniyet; “Tanrı vardı da biz mi inanmadık” derler. Onlar bu sözlerinde kesinlikle samimi değillerdir. Evreni yaratan ezelî güç, yaratıp irade ve bilinç verdiği bir kulunu sınav yapmak isteyip de ona varlığının delillerini göstermemesi mümkün olabilir mi hiç..?

     Her şeyden önce kendi ruhumuzda ve bedenimizde Allah’ın varlığına ve birliğine çok açık belgeler vardır. Örneğin; ağzımızın yemek yemeye uygun yaratılması. Ön dişlerin kesici olması, arka dişlerin öğütücü yaratılması. Tükürük bezlerinin besinleri ıslatması. Ağzın gerisindeki yutak. Öğütülmüş yiyecekleri yemek borusuna gönderdiğimizde, besinlerin soluk borusuna kaçmaması, besinlerin aşağı inerken yutağın irademizin dışında yukarı çıkarak soluk borusuna bir şeyin kaçmasını önlemesi…
Sadece bu bölümde bu kadar ince hesap varken en ince hesapla bile yapılması mümkün olmayan bunların, aklı, bilgisi, iradesi olmayan  kör ve sağır maddenin yaptığına inanmak mı daha mantıklı, yoksa varlığından kullarını haberdar etmek için peygamberler gönderen, kitaplar gönderen, varlığı hiç bir şeye benzemeyen sonsuz güç sahibi Allah’a inanmak mı daha mantıklı?
Yemek borusunun apayrı bir yaratılışta kılınması ve yiyeceklerin mideye inmesiyle başlayan çok ilginç sindirim olayları.  Her canlının anne rahminde veya yumurtada iken dünyaya gelmeden önce, her şeyden habersiz bir bebeğe bir yavruya dış dünyaya geldiğinde kendisine lazım olacak göz, kulak, el ayak, yeme, içme ve boşaltma gibi donanımların verilmesi.. Bunlar kör ve sağır maddenin akıl edebileceği bir şey midir?
Bunlar yalnızca milyarlarca örnekten birisidir. Bütün bunların aklı, ilmi, iradesi olmayan maddenin en küçük parçacıkları olan kör ve sağır atomların birleşiminden oluşan moleküllerin yarattığına inanmak mı daha mantıklı..?
Ve bunların insana dış alemde gerekli olacağını aklı olmayan birbirinden bağımsız atom parçacıkları mı akıl etti? Akıllı varlıkların şuursuz, körler, sağırlar ve iradesizler tarafından yaratıldığına inanan bir zihniyet şeytana tapmıyor da kime tapıyor..?

      Akıllı insanların, kendi varlığından bile haberi olmayan gen denilen akılsız, şuursuz, hissiz, kör ve sağır madde tarafından yaratıldığına inanan bir zihniyet, hiç şüphesiz ki en az onlar kadar kör, sağır ve şuursuzdur. Allah’ı bilim adına laboratuvarda(delillerini) bulamadığını savunan şaşkın beyinler, neden kendilerine lutfedilen hiç bir teknolojinin yapamayacağı organlarına ve daha da ötesi beş duyularına bakmazlar..?
Allah’ın eserlerini laboratuvarda inceleyen sözde bilimciler, laboratuvarda inceledikleri nesnelere bakan gözleri kendilerine bahşeden kudret sahibinin varlığını bu baş gözü ile görmeyeceklerini neden akıl etmek istemezler..? Evren ve içinde bulunan her bir şeyin yaratılışının bir amacının olmaması ne mümkündür ve ne de yaratıkların hiç birisinin oluşumu tesadüfidir. Esasında evrende tesadüf diye bir şey de yoktur. Bazılarının tesadüf dedikleri şey iradesiz bir enerjinin evrende başı boş dolaşması ile oluştuğu var sayılan işler ve şekillerdir. Aslında böyle başı boş bir enerji yoktur. Bugün pozitif ilmin geldiği sonuç şudur ki; evrendeki her bir şey, yaratıcı gücün iradesiyle hareket etmekte ve her bir şey, o gücün sahibi ezeli iradeyle varlık bulmakta ve şekil almaktadır.

İlahi Kudret ve İradeyle Oluşan Şeyleri İki Bölümde İnceleyebiliriz:

     Birinci tür oluşumlar; Allah’ın bizatihi irade ve kudretiyle var ettiği şeylerin yine O’nun iradesiyle hareket etmesi ve şekil almasıdır. Bunların oluşumunda cüzi iradelere yer yoktur. Buna ateistler “tesadüfen oluşanlar” demektedirler. Tıpkı evin penceresinden sokaktaki rüzgarın esmesiyle uçuşan yaprakları göremeyen ve akıl edemeyen 2 yaşındaki çocuğun yaprakların kendiliğinden uçtuğunu sanması gibi.

      İkinci tür oluşumlar; bunlar da Allah’ın gücü ve iradesi ile meydana gelmektedir. Ancak; Allahu Teala, mahluklarına verdiği cüzi irade ile onların dilemelerini diledikten sonra o tür olaylar ve oluşumları yaratmaktadır. Aradaki fark; mahlukların bir kısmı İlahi irade ile doğrudan yaratılmakta, diğeri ise yine İlahi iradenin dilemesi ile cüzi iradeler sebebi ile yaratılmaktadır. İlahi iradenin cüzi irade sebebi ile yarattıklarına insanların, cinlerin ve şeytanların işleri denir. Özetle tüm kainattaki oluşumlar ve bozuşumlar; Allah’ın bizzat kendi irade ve kudretiyle yarattığı varlıklar ve olaylar ve kullarının iradesi sebebiyle yarattığı işler ve oluşumlardan ibarettir. O halde kainatta tesadüfe asla yer yoktur. Kainatta tesadüfün yer alması asla mümkün değildir. Zira evrende iki tür enerji vardır. Birisi yapmakta diğeri ise bozmaktadır. Bunların bir denge ve ahenk içinde olması bir tek iradeye bağlı olmasının bariz alametidir.

“Eğer yer ile gökte Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, bunların ikisi de muhakkak     fesada uğrar yok olurdu. O halde Arş’ın Rabbi olan Allah, onların vasfetmekte     oldukları şeylerden (bütün noksanlıklardan) beridir, münezzehtir.”  (Enbiya -22)

Bütün bu evren ve içindekilerin yaratılışının amacı ise, insan ve cinlerin Allah’ı tanıyp O’na kulluk etmeleri içindir. Allahu Teala Kur’an-ı Kerimin  Zariyat Sure’sinde bu hususu açıkça beyan etmektedir, mealen:

-” Ben cinleri ve insanları ancak; beni tanısınlar ve bana kulluk etsinler diye yarattım”  (Zariyat/56) buyurmaktadır.
Ne insanın ne de diğer varlıkların varlığı üzerinde rastgele hiçbir şey yoktur. Yaratılan her bir canlının her bir organı bir amaç için yaratıldığını hal dili ile şöyle anlatmaktadır;

” Bizler; beyin, kalp, göz, kulak, el, ayak ve diğer organlar olarak, kör ve sağır olmayanlara şöyle söylemekteyiz; ” Sakın, bizlerin yeryüzüne gelmeden önce şu maymuna lazım olacağını bu maymunun düşünüp tasarladığını ve yarattığını sanmayın. Onun bu işlere ne aklı yeter ne de gücü. Onun ana babasının da bu işlere aklı ve gücü yetmez. Bizim gibi organların bu maymuna gerekli olacağını her şeyi bilen ve gören, ilim ve kudret sahibi Yüce bir Zat bilip var etmiştir. Eğer kalbiniz kör ve sağır değilse, bunu anlamakta sıkıntı çekmeyeceksiniz.”  
Allah’a inanmak aklın ve İlahi vahyin gereğidir. Akıl kavrayamasa dahi, Yaratan kendi varlığını tanıtan ve emirlerini ve yasaklarını haber veren peygamberler ve kitaplar gönderdiği için her insan, vahyin gereklerini kabul etmekle yükümlüdür. Ancak şu da bir gerçektir ki, selim bir akıl vahyin gereklerini anlayacak ve kabul edecek yetenekte yaratılmıştır. İlmin, iradenin, ve üstün bir kuvvetin eseri olan evren ve içinde bulunan bunca yaratıkların ilimsiz, iradesiz, kör ve sağır doğa(tabiat) tarafından yaratıldığına inanan kimse; kör, sağır ve bilgisiz bir kimsenin şu bilgisayarı yaptığına inanan kimseden daha basiretsiz ve akılsız olduğunun en bariz şahididir… Hiç şüphesiz bu evren ve içindekiler ilmin, irade ve kontrollü bir gücün eseridir. Bu ilim, irade ve gücün sahibi de, bir tek zât olmalıdır. Aksi düşünülemez. Zira bunun tersi düşünüldüğünde, evrende dirlik ve düzen olamazdı. Biri, evreni yaratmayı istediğinde öbürü ona tabi olsa da aciz olurdu, tabi olmasa da aciz sayılırdı. Aciz olan ise ilah olamaz. Her hangi bir maymun veya başka bir şeyin bir ilmin,  bir iradeye bağlı gücün eseri olmadığını iddia edebilen kişinin kesin aklî dengesi bozuk demektir. İnsan aklını hangi yönde kullanırsa, akıl o yönde keskinleşip gelişir. Şüphe ve inkarcılık yönünde aklını kullanmak isteyenler, akılları bir havuz gibi sürekli bulanıklaşan kimseler gibidir, asla net bir görüşe ulaşamazlar.

Darvinciliğe gelince, o ilmen çürütülmüş batıl bir saplantıdır. Üstat Necip Fazıl’a (rahmetullahi aleyh);

– “İnsanların maymundan evrimleştiğini söyleyenler vardır ne dersiniz” diye sormuşlar.
Üstat:
– ” İnsanlar maymundan evrimleştiler ise, diğer maymunlar niye evrimleşmeyip maymun olarak kaldılar?” şeklinde müthiş bir cevap vermişlerdir.

Öyle ya, diğer maymunlar evrimleşerek insanlaştılarsa, niçin diğer maymunlar maymun olarak kaldılar? Zira, öyle bir evrim olsaydı bugün maymunların maymun olarak kalması mümkün olabilir miydi..?

B İ R   K I S S A :

Falp Masalları, insanların karakterlerini daha belirgin olarak anlatabilmek için yazılan farklı bir yazı uslûbudür. Bu yazıda vereceğimiz temsildeki karekterler, insanların inanç anlayışlarını daha farklı bir boyuttan ifade içindir.  Bir falp örnek verelim:
Kağıt biti, tahta kurusu ve leylek bir araya geldiklerinde, aralarında şöyle bir sohbet olur: Kağıt biti, kağıdın üzerindeki yazı ve resimleri yazan ve resmeden kişiyi göremeyecek kadar ufak olduğundan, tahta kurusuna şöyle söyler:
-“ Ben bu kağıdın üzerindeki yazı ve resimlerin kendiliğinden yazıldığına tanık oldum.” der.

Tahta kurusu buna itiraz ederek:
-“ Yanılıyorsun böcekcik. Çünkü senin görüşlerinde, kendin gibi küçücük olduğu için, sen o yazı ve resimlerin bir kalem tarafından yazıldığını görebilmen mümkün değildir.” der.
Bu konuşmaları biraz öteden dinleyen yaşlı ve tecrübeli leylek, uzun gagasını uzun süre, birbirine vurduktan sonra söze katılır ve:
-“ Hey, yukarı bakın sizi gidi ahmak böcekler.”der ve devam eder:” Ben ikinizin de yanıldığını buradan çok net olarak görüyor ve; o kağıdın üzerindeki yazı ve resimleri yapan ve yazanları sizin görmeye boylarınızın da, görüşlerinizin de yetmeyeceğini biliyorum. Bu işi yapanı bana sorarsanız; o yazı ve nakışları akıllı ve yetenekli bir kimsenin yazdığını size söyleyebilirim” der ve iki böceğin akıllarının ermemeyeceği bilgileri onlara takdim eder.

Buradaki kağıt biti karakteri, Allah inancını tanımayan ateistleri temsil etmektedir. Ateistin kalıbı değil, aklı bit kadar ufak olduğundan, ateist birisi, kağıt üzerindeki yazının kendiliğinden yazıldığına inanan bit gibi, kainatın ve içindeki her şeyin kendi kendine yaratıldığına inanır. Böyle inanmasına karşın ateist, en basit bir at arabasının, hatta bir el arabasının bile, hiç bir zaman kendiliğinden oluştuğunu söyleyemez. Söyleyebilirse o kesinlikle raporsuz delidir. Zaten deliye de itibar edilmez.
Tahta kurusu temsiline gelince o da, darvincilerin; yani canlıların en basitten en mükemmele doğru, doğa kanunları içinde oluşan kazalar sonucunda evrimleştiğine inanan inanç karakterini ifade etmektedir. Zira onlarda, tahta kurusunun kağıt üzerindeki yazı ve resimleri yazıp nakşedenin, kalem olduğunu sanması gibi, “doğanın” kendi kendini yaratıp, kazalar geçirerek evrimleşme neticesinde, bu canlıların solucandan maymuna , oradan da insana dek, kaza geçire geçire olgunlaştığına inanırlar. Evet  bunları okuyunca gülmeye engel olamayıp, kendi kendinize; “bunlar deli saçmasıdır, hatta deli saçması bile bu kadar olamaz.” dememek ne kadar mümkündür? Çünkü kaza geçiren hiç bir araba veya insanın, kazadan sonra daha mükemmel  olacağını, hiç bir akıllının söyleyemeyeceğini biliyor olmalısınız elbette.

Oysa ki, “doğa” denilen akılsız, gözsüz, bilgisiz,  iradesiz, taş, toprak parçaları ile, ateş ve su damlacıklarının birleşerek, akıllı, duygulu, canlı bir insanı oluşturması, asla mümkün olmaz ve olmamıştır da… Hatta bir el arabasının bile evrimleşerek at arabası olduğunu hiçbir materyalist, hiç bir şekilde söyleyip belgeleyemez. Söylüyorsa, ancak zırvalamıştır, ona da itibar edilmez.

Bu hikayede leylek, akıllı bilge bir kişiyi temsil etmektedir. Akıllı bir çocuk bile, bir at arabasının meydana gelmesi için bir sürü plan proje, bilgi, enerji, el, ayak, göz ve kulağın lazım olduğunu bilir. Hatta deli bile bunların kendiliğinden oluşacağını kabul etmez. O halde böyle şeylerin olacağını savunan materyalistler deli değil, zırdelidir.        Bu özelliklere sahib olmayan, “doğa” denilen ölü ve tepkisiz, kör ve sağır, toprak, su, hava ve ateşin, bir el arabasını bile tarih boyunca meydana getirdiğini, hiç bir kimse söyleyemez şayet, söylüyorsa aklı bozulmuş bir  delidir…

 

EK:1

Konuya bir de çağdaş bilimin verilerinden bakalım. İnsan üreme kromozom sayısı 23+23=46‘dır. Maymunun üreme kromozom sayısı ise; 24+24=48′dir. Şimdi bir de bunun açıklamasını izleyelim:

KROMOZOM VE ÖZELLİKLERİ

1) Kromozom nedir? Canlıların yaşam şifrelerinin bulunduğu kalıtım yapılarıdır. Bu kalıtım bilgileri kromozom üzerindeki genlerde şifrelenmiştir
2) Kromozomlar nerede bulunur? Hücre çekirdeğinin içerisinde yer alır.
3) Her çekirdekteki kromozom sayısı aynı mıdır? Hayır, değildir. Çekirdeklerindeki kromozom sayısı farklılığına göre 2 farklı hücre grubu bulunmaktadır. “n” kromozomlu hücreler: Üreme (eşey) hücrelerinde (Sperm, yumurta, polen) kromozomlar bir takım halinde bulunur. (n=23) “2n” kromozomlu hücreler: Vücut hücreleri ile (deri, karaciğer, beyin, kas, akciğer, böbrek, sinir, mide, kalp) üreme ANA hücrelerinde (yumurtalık, testis) kromozomlar iki takım halinde bulunur. (2n=46)
4) Bir insanın vücut ve üreme hücrelerinde kaç kromozom bulunur? Vücut hücreleri anne ve babadan gelen kromozom çiftlerine sahiptir. Bu tip hücrelerin kromozomları «2n» ile gösterilir. İnsan vücut hücrelerinin kromozom sayısı, anneden 23 babadan da 23 olmak üzere 2n=46 ‘kromozomdur. Buna göre insan vücut hücrelerinde 23 çift kromozom bulunur Üreme hücrelerinde ise 23 kromozom bulunur
5) Kromozom sayısı aynı olan farklı canlıların özellikleri de aynı mıdır? Hayır, değildir. Örneğin kromozom sayısı aynı olan İnsan ve Moli balığı (2n=46) aynı özellikleri göstermez. Ya da aynı durum kromozom sayıları aynı olan soğan ile güvercin için de geçerlidir. Soğan: 2n=16, Güvercin: 2n=16
6) Kromozom sayısının az ya da çok olması canlıların büyüklüğü ya da gelişmişliği hakkında bilgi verir mi? Hayır , vermez. Örneğin kromozom sayısı 2n=500 olan eğrelti otu, kromozom sayısı 2n=46 olan insana göre daha gelişmiş bir canlı değildir.

Charles Darwine Göre Günümüz İnsanları ve Maymunları Ortak Bir Atadan Evrimleşmişlerdir.

Charles Darwin’i böyle bir kanıya iten neden şüphesizki maymun ve insanların fiziksel benzeşimleridir.
Charles Darwin İnsanın Türeyişi kitabında bu konuyu olabildiğince incelemeye, teorisine kanıtlar bulmaya çalışmıştır.
Maymunlarla insanların benzeşimlerini dikkate alan Darwin nedense ayrımlarını pek önem vermez. Bunun nedeni ise bu ayrımların önemini yeterince farkına varamaması, bilememesidir.
Maymun insan ayrımlarının belki de en önemlisi kromozom sayı farklılığıdır.
Bilindiği gibi insansı maymunların kromozom sayıları 48 insanların ise 46 dır.

Bir evrim taraftarı asla ve asla teorinin bazı yanlışlar üzerine kurgulanmış olabileceğini düşünmez.
Eğer teori insanlar ve maymunsular ortak bir atadan evrimleşti diyorsa bu böyledir ve tek gerçektir.
Eğer kromozom sayıları farklı ise bu geçmişte bazı eklentiler ya da çıkarımlar sonucu oluşmuş olmalıdır.
Maymunların 48 insanların 46 kromozoma sahip olmasının tek açıklaması (insanların maymunlardan evrimleştiği inkar edilemez bir gerçek kabul edildiğinden) maymun kromozomlarının birleşerek azalması olur.
Bu sorunun başka cevabı da yoktur.
Bu nedenle evrimciler buna uygun (gerçeklere değil evrime uygun) senaryolar kurgulamışlar; şemalarla, resimlerle süsleyerek bilimsel bir gerçek gibi ortaya atmışlardır.
Evrimcilere göre kromozom birleşmesi şu şekildedir.
Resimde de görüşeceği gibi kromzomların bir çifti uçlarında bulunan telomerler vasıtasıyla birleşmekte, bu birleşmede herhangi bir bilgi kaybı olmamaktadır.
Fakat burada bir şeyi dikkat çekmek isteriz.

Kromozomlar birleşirlerken bilgi kaybı olmaz ama bilgi artırımı da (evrimde) oluşmaz.

Bir evrimciye sorarsanız insan maymun kromozom sayı farklılığı sorunu bu yolla mükemmel ve bilimsel bir şekilde çözümlenmiştir.
Burada açıklığa kavuşturulması, doğru yanıtlanması gereken bir soru vardır.
Kromozomları birleşen hücre hangi hücredir?

Değişim diğer nesillere aktarıldığına göre bu hücre üreme hücresi olmalıdır.

Fakat maymunlarda insanlarda eşeyli üreyen canlılardır. Üremede erkek ve dişi omak üzere iki ayrı cinse ihtiyaç duyarlar.
Bu durumda aynı mucizenin hem erkek spermlerinde hemde dişi yumurtasında aynı anlarda meydana gelmesi ve kromozomları azalmış dişi yumurtasının yine koromozomu azalmış spermle aşılanması olması gerekir.
Bir erkek atmığında yüz milyonlarca sperm canlısının olması ise ayrı bir sorundur.
Aynı anda yüzmilyonlarca spermin kromozomları mı birleşti?
Tek bir spermin bir çift kromozomu birleşti de o da gidip bir çift kromozomu birleşen yumurtaya mı aşıladı?
48 kromozomlu bir anne bünyesi 46 kromozomlu bir bebeği bünyesinde tutar mı?
Görüleceği gibi bu senaryoda mucizeler bile aşırı zorlanmaktadır.
Bu hücrenin yeni aşılanmış fakat henüz bölünmeye başlamamış, bir yolunu bularak bir çift kromozomu birleşmiş bir hücre olduğunu var saymak evrimci öngörüsüne en uygun varsayım olacağı açıktır.
Ayrıca bu varsayım değişimlerin diğer nesillere aktarılması şartını da uygun olur.

Evrimcilerin kromozomlarından bir çifti birleşti dedikleri hücre bu hücre olmalıdır. 
Böyle bir oluşumun olabilirliği konusunda pek çok itirazlarımız vardır. Bu itirazlarımız da şöyledir.
a)-Kırk sekiz kromozomdan bir çifti herhangi bir yolla birleşirse ortaya çıkan kromozom sayısı 46+1=47 olur. Bu ise 2n kuralına aykırıdır.
Görüleceği gibi evrimciler bu varsayımı mecburen ortaya atarlarken bir parmak hesabı yapmaya bile gerek görmemişler, bir yanlışı tek gerçek olarak sahiplenmişler ve savunmuşlardır.
47 kromozomlu bir canlı yaşayıp neslini devam ettirebilir mi?
Bu soru evrimcileri bir başka burgacın içine sokar.
b)-İnsanlarda maymunlarda eşeyli üreyen canlılardır. Üremeleri için bir erkek bir dişi iki canlıya ihtiyaç vardır. Fakat bizim garip canlımız tektir.
Bu durumda evrime uygun bir senaryo kurgulanacak olursa karşımıza iki yol çıkar.
Birinci yol bir erkek bir dişi olmak üzere iki maymunsunun üzerinde aynı anda iki mucizenin (mucize çünkü rastlantısal makro mutasyonlar ayrı cinslerde aynı yerde bulunan ve yaşları uygun iki canlının aynı kromozomlarını birleştirmiş olmalı) birden gerçekleştiğini, garip canlımızın bir de karşıt cinsinin oluştuğunu varsaymaktır.
47 kromozomlu bu garip yaratıklar çiftleşseler bile yavruları olur mu?
Bilimin bu soruya vereceği cevap hayırdır.

Tek kromozom sayılı bu garip canlının benzerleri günümüzde vardır. Örneğin katırlar 67 kromozomludur . Fakat katırlar kısırdır.

Senaryonun ikicisi ise bu garip canlımızın (bu canlımızı bir an erkek kabul edelim) 48 kromozomlu maymunsularla çiftleştiği şeklinde olabilir.
Garip canlımızın spermleri 23 ve 24 kromozomlu olacaktır. Dişimiz maymun olduğuna göre onun da yumurtası 24 kromozomludur.
23 kromozomlu sperm 24 kromozomlu dişi yumurtasını aşılasa (bu mümkün değildir ama evrimcilerin hatırına bir kez daha olası kabul ederek) ortaya çıkan 47 kromozomlu bir başka garip canlıdır.
24 kromozomlu sperm 24 kromozomlu yumurtayı aşılarsa bu kez ortaya çıkan 48 kromozomlu maymun olur.
47 kromozomlu canlılar yaşasa ve aralarında çiftleşseler 23 kromozomlu sperm 23 kromozomlu yumurtayı aşılasa 46 kromozomlu bir canlı oluşur ama bu kez bir kromozom devre dışı kaldığından gen bilgi kaybı oluşur.

Ortaya çıkan canlı bir maymun bile değildir.

Görüleceği gibi hayal dünyamızı olabildiğince geniş tutsak olmazları olur yapsak bile çıkış yolu yoktur.
Maymun kromozomlarından bir çiftinin birleşip sayının 46 ya indiği varsayımı tam bir evrimci masalıdır.

NOT: EK 1 tersinim.net’ten alıntıdır.

(Visited 202 times, 1 visits today)
DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

“Pozitif Ateizmin Gerçek Yüzü” üzerine 19 yorum.

  1. Öncelikle Allah(C.C) razı olsun bu kadar uğraştığınız için. Telefonumdaki Kur’an uygulamasındaki mealde şöyle;
    13. Elleri boyunlarına bağlı kimseler olarak onun (o Cehennemin) dar bir yerine atıldıkları zaman, oracıkta (ölsek de kurtulsak diyerek) helâki çağırırlar.
    14. (Onlara şöyle denir:) “Bugün helâki (sâdece) bir def‘a çağırmayın, birçok def‘alar helâki çağırın!” .
    Buradan anlamam gereken ölüm mü? yok olmak mı?

    1. En muteber tefsir ve meallerden Elmalı Hamdi’nin mealine göre Furkan suresi 13 ve 14. ayetlerinin mealleri:
      – “Elleri boyunlarına bağlı olarak onun dar bir yerine atıldıkları zaman da, oracıkta yok olmayı isterler.” (Furkan Suresi:13)

      – “(Onlara şöyle denilir) Bu gün bir yok olmayı değil, nice yok olmaları isteyin! (Furkan):14 )
      Şimdi sizin takıldığınız kelimenin anlamını tahlil edelim:
      Ayetin orijinalinde ‘helak’ kelimesi geçmez.
      Orada geçen kelime SÜBÛRÂ’dır. SEBERA,YESBÜRA VE SÜBÛRÂ OLARAK TÜREMİŞ BİR KELİMEDİR. Hünâlike zarfı ve DEÂ fiili de eklenirse; (deav hünâlike sübûrâ) olur, eşittir “orada yok olmayı isterler” manası açığa çıkar.
      Sizin mealde geçen “helak olmak” açıklaması ise Arapça gramer de; “heleke, yühlike ve helâkün” şeklinde türetilir ki, o da ; “yok olmak” anlamındadır…

    2. Tamam. Allah razı olsun. Düşüncem var olmanın her türlüsünün yok olmaktan iyi olduğu idi. Öyle görülüyor ki Cehennem azabı yok olmaktan da kötü imiş.

  2. Ayrıca yanlış anlamayın ama bu neden hâlâ maymunlar var lafı bilgisizce bir laftır. Necip Fazıl için belki değil ama bizim dönemimiz için öyle. Çünkü iddiaları bizim maymundan geldiğimiz değil, maymun ile bizim ortak atadan geldiğimizdir yahut ben yanlış biliyorum.

    1. Diyorsunuz ki “yanlış anlamayın ama bu neden hâlâ maymunlar var lafı bilgisizce bir laftır.”
      Bu ne anlayışsızlık?
      Bugün halâ aramızda Maymunlar yaşıyorsa maymun lafı da olacaktır elbette ki..! Şimdi bizim sözümüz mü bilgisizlik sizin ön yargınız mı?
      Maymundan gelmek ile maymunla ortak atadan gelmenin arasında bir fark yoktur. Maymunla ortak atası olduğunu kabul edenler, atalarının maymun olduğunu kabul edenlerdir ki bunlar Kur’an’ı inkar eden kafirlerdir. Maymundan geldiğini iddia edenler de atalarının maymun olduğunu kabul edenlerdir ki ikisi de aynı kapıya çıkar. Ama maalesef ki, siz bunu tefrik edememiş sapla taneyi birbirine karıştırmış durumdasınız.

    2. Siz canınızı sıkmayınız, sitemizin okuyucuları iki milyona yaklaştı. Eğer sizin dediğiniz doğru olsaydı beş on bini geçmezdi.

  3. Selamun Aleykum. Kafirler için cehennem rahmettir çünkü ceza olarak yoklukta verilebilirdi. Nefsin ah çekerek Cehennem demesi, Cehennem azabının çok büyük bir azab olmasıdır diye tahmin ediyorum.

    1. Aleykümselam Yasin Bey.
      O tahmininizde çok yanılmaktasınız. O tahmininizin doğru olmadığını Hak teala Mümin suresinde belirtiyor, mealen:
      –“ Nihayet Allah O’nu onların tuzaklarının kötülüklerinden korudu ve Firavun’un kavmini de, o kötü azab kuşatıverdi.” (Mümin-45)
      Aynı surenin 46. ayetinde Rabbul-âlemîn buyurur ki,
      mealen:
      – “Onlara ateş, (kabirde) sabah ve akşam arz olunur. Kıyamet koptuğu gün ise, Firavun ve o’na tabi olanları azabın en şiddetlisine sokunuz.” diye buyurur. Sonsuz ateş azabı nasıl rahmet olur? O rahmet ise Allah’ın azabı hangisidir.?” (Mümin-46)

    2. Cehennem azabının acı bir azab olmasını reddetmiyorum. Bu Kur’an ayetleriyle sabittir lakin yok olmak mı daha elem verici yoksa var olup acı çekmek mi?

    3. Allah sizin anlayışınızı artırsın. Madem yok olmanın daha zor olduğuna inanırsınız o halde hayvanlara toprak olunuz denildiğinde kafirler neden keşke biz de toprak olsaydık(da sonsuz azaptan kurtulsaydık) diyecekler.

    4. Madem ki size göre yok olmak sonsuz acı çekmekten daha zor parmağınızı yarım saat ateşte tutarak kendinizi bir test ediniz. Allah sizin anlayışınızı artırsın. Bir yerden okumuşsunuz hemen ona itikat etmişsiniz.
      Rabbul-âlemîn o iddianın doğru olmadığını; kafirlerin kıyamette sonsuz azap karşısında yok olmak istediklerini şu ayette belirterek teyit etmektedir.
      “Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. O gün kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakacak ve kâfir diyecek ki: “Ah ne olaydı, ben bir toprak olaydım(yani; toprak gibi ebedi hissiz bir olup yok olaydım).” (Sure-i Nebe-40)
      Ancak siz nefis yapıp illa benim dediklerim doğrudur mantığı ile konuya yaklaşıyorsunuz. Biz ise bu mevzuda ne sizin, ne de bizim mantığımızın doğru olmayacağını ancak; Allahu tealanın ayetlerinin hakikati açığa çıkardığını belirtmekteyiz. Takdir sizindir.

    5. Amin, ecmain. Yanlız merak ettiğim kafirlerin toprak olmaktan kastı varolup yanlız bir toprak olarak kalmak mı? Yoksa yok olmak mı?

    6. Hayvanlara toprak olunuz denildiğinde onlarda toprak olmayı isteyeceklerdir. Tabidir ki toprak sadece toprak olmak bir şekilde ebedi yok olmaktır. Zira toprak şuursuz bir maddedir. Toprak olmakla hepten yok olmanın arasında hiç bir fark yoktur.
      Başka ayetlerde de ölümü temenni ettiklerini ancak Rabbimiz onlar için orada ne ölümün ne de hayatın olmayacağını belirtmektedir. İşte ayetler, mealen:
      – ” Ki, cehennem ateşi uzak bir mesafeden kendilerine görününce, onun bir hışımlanmasını (kaynamasını) ve uğultusunu işitirler.” (Furkan) 25:12

      – “Elleri boyunlarına bağlı olarak onun dar bir yerine atıldıkları zaman da, oracıkta yok olmayı isterler.” (Furkan Suresi 25:13)

      – “(Onlara şöyle denilir) Bu gün bir yok olmayı değil, nice yok olmaları isteyin! (Furkan) 25:14 )

      Yasin Bey! Umarım bu ayetler sizi tatmin etmiştir…

  4. “Bir başka deyişle zeval-i lezzetten gelen elemde yoktur.”
    Bu ifadeye katılmak mümkün değildir. Kafirlerin cehennemde çekecekleri azabın adını ne komamız lazım?

  5. SELAM ALEYKÜM BEKİR ABİ.MUTLAK ATEİST KESİNLİKLE YOKTUR.ÇÜNKÜ MUTLAK ATEİST OLSA YAŞAYAMAZ KESİNLİKLE İNTİHAR EDERDİ.ÇÜNKÜ YOK OLMANIN AZABI CEHENNEMDEN ÇOK DANA BÜYÜKTÜR.CEHENNEM ALLAH’IN GÜNAHKARLARA, KAFİRLERE BİR NEVİ RAHMETİDİR.NEFSE SORMUŞLAR: 1000 YIL DÜNYA SALTANATI VE SONRA YOK OLMAK MI, YOKSA EBEDİ CEHENNEM Mİ? NEFİS AH ÇEKEREK EBEDİ CEHENNEM DEMİŞ.İŞTE BU ZAHİR OLAN HAKİKATIN BİR ADIM ÖTESİNE GİDERSEK,ATEİSTİM DİYENLER DEVEKUŞU MEŞREPLİ KİŞİLERDİR. YANİ DEVEKUŞUNA SORARLAR:MADEM KUŞSUN UÇ O ZAMAN, DEVEKKUŞU BEN DEVEYİM DER.MADEM DEVESİN O ZAMAN YÜK TAŞI DERLER, DEVEKUŞU DER BEN KUŞUM.AYNEN BUNUN GİBİ ATEİSTLER DE RAHAT ZAMANLARINDA ALLAH ŞOKTUR DERLER, ÖLÜME YAKINLAŞINCADA ALLAH VARDIR DERLER.ATESİTLER İZ’AN SAHİBİ DEĞİLLERDİR.HANGİ DURUMDA NEFSİNİN ÇIKARI VARSA ONA İTİBAR EDERLER. BU BUKALEMUN TABİATLARI YÜSÜNDEN FİKRİ PLATFORMDA NET BİR KİMLİKLE SABİT DURUŞLARI YOKTUR.ONLARA SUNULACAK EN İYİ TAVIR ÖLÜM VE AHİRETİ İHSAS EDECEK ŞEYLER OLMALIDIR.

    1. Aleykümselam sayın Erdal Hoca. Biz bu yazıyı mutlak ateistler için yazmadık. Zira onlar Kur’an’ın ifadesi ile;
      “Summun,bukmün umyün, fehüm lâ yerciûn” (Onlar sağırdır, dilsizdir, kördür. Artık onlar(hakka) dönmezler.) (Bakara-18)
      Onların kalpleri mühürlüdür. Biz bu yazıyı kalpleri henüz mühürlenmemişler için yazdık. Umulur ki bu vesileyle hidayete ererler. Bediüzzaman hazretleri de herhalde o niyetle yazmış olmalı onca eseri. Aksi takdirde boşuna yazmış olurdu onlara atfen yazdıklarını…
      Ayrıca, kafirler kıyamette ve cehennemde her an ölümü temenni edecekler ve toprak olmak isteyeceklerdir. İşte ayet, mealen:
      ” Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. O gün kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakacak ve kâfir diyecek ki: “Ah ne olaydı, ben bir toprak olaydım.” (Nebe-40)
      Cehennem kafirler için rahmettir sözü yanlıştır. Zira Allah cehennem için çok elim azap yeri olduğunu beyan etmektedir. İşte ilgili ayet, mealen:
      – O ki(kâfirler), en büyük ateşe girecektir. (A’lâ-12)
      – Sonra orada ne ölecek, ne de hayat bulacaktır. (A’lâ-12)

    2. S.ALEYKÜM BEKİR ABİ.RİSALE-İ NUR’UN MUHATABI NI ŞÖYLE TASVİR EDER:EHL-İ KÜFÜR İKİDİR.1) KABÜL-Ü ADEM, YANİ BUNLAR KÜFRÜNÜN DAVASINI GÜDERLER.BİR İZANLA,FİKKİRLE MÜBAREZE ALANINA ÇIKARLAR.BUNLAR İRŞADA AÇIKTIR.FİKİRLERİNİN ÇÜRÜKLÜĞÜNÜ İSPAT EDİNCE İHTİMALDİR Kİ İRŞAD OLURLAR.2)ADEM-İ KABÜL, BUNLARIN KABÜL ETTİKLERİ BİR İZAN,FİKİR YOKTUR.KÜFÜRLERİNİ BİR FİKRE, BİR DÜŞÜNCE SİSTEMİNE BAĞLAMAZLAR,HAYVAN GİBİ, OT GİBİ YAŞARLAR.NEFSİN OYUNCAKLARINA DALMIŞ, ALLAH VARMIDIR YOKMUDUR PEK İŞLERİ OLMAZ.BUNLAR BU HALLERİYLE İRŞADA MUHATAB DEĞİLLERDİR.ÜNEVERSİTEDE BENİM BİR ARKADAŞIM VARDI.BANA DEDİ Kİ: BOŞUNA ANLATMA ALLAH’IN VARLIĞI,YOKLUĞU BENİ ÇOK İLGİLENDİRMEZ.

    3. Aleykümselam Erdal Hoca.
      “Boşuna anlatma Allahın varlığı yokluğu beni ilgilendirmez” sözü, şeytanın sözüdür. Zira şeytan o ateistin ağzı ile konuşmuştur.
      Haşa, Peygamberler boşuna mı gönderildi ki kafirlere karşı onca mücadele verdiler.?
      Allah’ın Rasulü “Eddini vaızun” buyurdu ki, din vaizle kaimdir. Allah’ın Rasulü kalbi mühürlü Ebu Cehile dahi tebliğ etmekten bir gün dahi geri durmadı. Kaldı ki bizler kimin kalbinin mühürlü olup olmadığını bilemeyiz. Asr suresinde Allahu teala, insan iman edip salih amel işelerse, ve Hakkı tavsiye ederse, ve akabinde vefatına kadar sabrederse ancak kurtuluşa ereceğini beyan etmektedir.

Bir cevap yazın