Rabıta ile ilgili aldığım bazı sorular ve onlara verdiğim yanıtlar şunlardır:

Yazan: muhsin iyi
03 Temmuz 2012 – 19:36 tarihli yorum: Edit
https://www.facebook.com/muhsin.iyiliksever

‘Rabıtanın hak olduğuna inanıyoruz. Ama rabıtadan zevk alamıyoruz. Bunun için ne yapmalıyız?’ ‘Rabıtadan yeteri derecede yararlanmak nasıl olur?’ ‘Rabıtanın yarar sağlaması için ne yapmalıyız?’ ‘Rabıtayı sevmek için neler yapmalıyız? ‘Şeyhe muhabbeti nasıl duyabiliriz, artırabiliriz?’ Bu sorular, benzer mahiyettedir. Yanıtları aynı caddeye çıkar.

Tasavvuf ve tarikat yolunun amacı nefsi fenaya (yokluğa) ulaştırmaktır. Nefsi yok kılıp Allah’a vasıl olmaktır. Fenafillâhın bir şartı vardır. Bu da önce fenafişşeyhe ulaşmaktır. Fenafişşeyh, müridin nefsini şeyhinde yok kılmasıdır. Yani mürit kendisini o kadar yok kılar ki, hayal dünyasında kendisini arasa ancak şeyhini bulur. Şeyhinin karşısında erimiştir. Nefsi ortadan kalkıp şeyhi var olmuştur. İşte fenafişşeyh makamı budur. Fenafişşeyh makamına insan durup durduğu yerde veya sanıldığı gibi sadece zikirle ulaşamaz. Rabıta ile ancak fenafişşeyh makamına varılabilir.

Rabıta karşısında nefis önce isyan eder. Ben bu cümle ile rabıtayı kabul etmeyenleri kastetmedim. Hayır, rabıtasını düzenli olarak yapan kişilerden söz ediyorum. İnsanoğlu işte böyle garip bir yaratıktır. Düşünce boyutunda rabıtanın hak olduğunu bilir, rabıta ile ilgili pek çok keramete de tanık olur, ayrıca düzenli olarak rabıtasını da yapar ama nefsi rabıtaya karşı çıkar. Çünkü nefis özgürlüğüne çok tutkundur. Başka birisinin boyunduruğuna girmek istemez. Hele başka bir insan, bu bir veli için de olsa, yok olmayı hiç istemez. Şeytanla işbirliğine de çok yatkındır. Rabıta ile günden güne özgürlüğünün elinden alındığını, eridiğini bilir, şeyhin nurundan rahatsız olur. Çünkü bu nurlar onun varlığını gün be gün yok etmektedir. Rabıta fenafişşeyh yolunda müridi gün geçtikçe olgunlaştırmaktadır. Bu yüzden nefis de ilkbaharın yaklaşması ile yerlerdeki karların yavaş yavaş erimesi gibi bir durum yaşamaktadır. Bundan büyük bir hoşnutsuzluk duymaya başlamaktadır. Çünkü nefsin kar kadar Allah’a (c.c.) soğuk olan bir tabiatı bulunmaktadır. Nefsin bu hoşnutsuzluğu ile insan rabıtadan zevk almamaya başlar. Rabıta ona çok sıkıcı bir iş olarak gözükür. Vesveseye girer. Kabz (depresyon) hali etkisi altına alır. Hatta rabıtada zamanını boşa harcadığı, kandırıldığı vehimlerini yaşamaya başlar. Oysa sadatların bildirdiği üzere rabıta tek başına insanı maksadına (fenafillâha) ulaştırmaya yeter. Zikir ise böyle değildir. Çünkü rabıta ile nefis katı yağın ısıda erimesi misali bir hal yaşar. Zikir ise genellikle nefsi katılaştırır. Çünkü zikreden insan genellikle farkına varmadan nefsanî bir kendini beğenmişlik çukuruna ister istemez düşebilir. Bu da onun manevi terakkisini durdurur. Ama rabıtanın nefsi hor hakir kılan, yok eden özelliği ile bu kişi böyle bir çukura düşmekten kurtulur. Elbette bu yolda zikir de gereklidir. Önemini küçümsemiyoruz. Rabıta yemekse, zikir su gibidir. Birbirinden ayrı düşünmek doğru değildir. Ama tasavvuf ve tarikat yolunun olmazsa olmaz koşulu rabıtadır. Rabıta olmadan fenafişşeyh gerçekleşmez, fenafişşeyh olmadan da fenafillâh olmaz. Bunlar birbirine bağlı çarklardır. Bunların işlemesi rabıtanın edebine ve usulüne uygun olarak yapılmasına bağlıdır.

Rabıtadan azami derecede yararlanmak, zevk almak, rabıtayı sevmek istiyorsak rabıta sırasında kendimizi daha doğrusu nefsimizi şeyhin karşısında yok bilmek gerekir. Tabii bunu yapmak başlangıçta biraz zor olabilir. Ama zamanla bu meleke gelişecektir. Şeyhin suretini canlandırırken veya şeyhin karşısında var olduğumuzu düşünürken kendimizin anasır-ı erbasını (toprak, su, hava, ateş) dağıtmalı; toprağını toprağa, suyunu suya, havasını havaya, ateşini ateşe katıp tamamen yok etmeliyiz. Bunu yaparken nefsimizi küçük görmeli, onun şeyhin karşısında bir varlığa sahip olmasını bile düşünmemeliyiz. Peygamberimizin (s.a.s) şu hadis-i şerifini de daima tefekkür etmeliyiz: ‘Varlığın (nefsin) öyle büyük bir günah ki, onunla başka bir günah mukayese bile edilemez.’ Rabıta sırasında insan bu şekilde hareket ederse, yani nefsini hor ve hakir kılarak yok farz ederse hemen rabıtadan yararlanmaya, şeyhin nurundan ve feyzinden istifade etmeye başlar.

Rabıta sırasında nefsi ezmek, hor hakir kılmak, yok farz etmek yanında başka bir şeye de dikkat etmek gerekir: Şeyhi gönüller sultanı olarak telakki etmek. Onu Allah dostu olduğu için yüceltmek. Bunun için onun görkemli bir tahta oturduğunu düşünmek ve kabul etmek güzel bir sonuç verir.

Siz bunları tatbik ettiğinizde nefis ve şeytanların hemen bu oldubittiyi kabul edip teslim olacaklarını mı sanıyorsunuz? Böylece rabıtada karşılaştığınız problemler bu şekildeki bir uygulama ile son mu bulacaktır? İnsanoğlu nefis ve şeytanları tanımadığı için böyle safça şeyler düşünebilir. Gerçekte nefis de şeytanlar da çok inatçılardır. Davalarından öyle kolay kolay pes etmezler. Aldığınız bu kararları uygulama yolunda daima size sinsice yaklaşırlar, çaktırmadan çeşitli engelleme girişimlerinde bulunurlar. Öyle ki bir bakmışsınız birkaç ay sonra rabıta olgusu ‘eski tas, eski hamam’ deyiminde olduğu gibi bir hal almış olabilir. Aldığınız kararları da unutmuş olursunuz. Sanki içinizden silinmiş gibi. Nefis kendisini yokluğa (fenafişşeyhe, fenafillâha) götüren bu rabıtanın en azılı düşmanıdır. Ondan kurtulmak tamamen mümkün olmadığı zaman ‘bari öylesine yapılsın’ diye bir politikaya başvurur: Rabıta sırasında benlik davası ile şeyhi kafasında canlandırır veya şeyhin karşısında durur. Tabii o zaman da rabıta feyizsiz, nursuz geçeceğinden bin çeşit vesveseye de kapı açacaktır. Onun için rabıtada bir gevşeklik olduğu, rabıta verimli geçmediği zaman hemen onu masaya yatırmalı, değerlendirmeli; nefsin rabıta sırasındaki benliğini ezmeli, onu yok kılma yoluna gidilmelidir. Nasıl okullarda derslerdeki konular belli bir periyotla sınavlarla yoklanıyorsa biz de rabıtalarımızı ara sıra ölçüp değerlendirmeli, onların nefis ve şeytanların etkileri ile yavaş yavaş nereye doğru kaydırıldıklarını görmeli, hemen gerekli önlemleri almalıyız. Hatta bu ölçüp değerlendirmeyi her rabıtadan sonra alışkanlık yapmak, nefse ve şeytanlara bu hususta göz açtırmamak anlamına gelecektir.

Rabıtada kendimizi şeyhin karşında yok farz edersek bu durum insana büyük bir zevk verir dedik ama nefis neden bu zevkten hoşlanmıyor? Kendimizi şeyhin karşısında ezmek, küçük görmek, yok kılmak sırasında duyulan zevk ruhanidir. Nefsanî değildir. Nefs bundan sıkılır. Ruh Allah’tan geldiği için bir Allah dostunun huzurunda bu şekilde oluştan dolayı büyük bir zevk alır. Bu zevk günden güne de artar. Ruh rabıtayı sever. Nefis ise günden güne bunalımlara (kabz haline) girer. Kişi, rabıtada biraz ilerleyince bu maceranın söylediğimiz gibi olduğunu, geliştiğini anlayabilir. Hem sıkıntıyı hem de hazzı algılar. Sıkıntının nefisten, hazzın da ruhtan kaynaklandığını bilir.

İnsan rabıtada kendisini yok kıldığı zaman boş bir şişenin suya konulduğunda içerisinin dolması gibi bir hal yaşamaktadır. Nur ve feyz ile temasa geçtiğini hissetmektedir. Bu his zamanla da güçlenmektedir. Aynelyakin, hakkalyakin düzeye gelmektedir. Benliği ile rabıta yaptığı zaman ise, hiçbir manevi hal yaşamamaktadır. Rabıta ona çok sıkıcı gelmektedir. Hem nefsi hem ruhu rabıtadan zevk alamamaktadır.

Rabıtanın mahiyetini anlamayanlar genellikle ruh hakkında hiçbir şey bilmeyenlerdir. Ruhu haksızca, cahilce bu evrenin kanunları ile sıkı sıkıya bağlayanlardır. Ruh için zaman, mekân gibi kayıtları kabul edenlerdir. Ruhun özellikleri, bağlı olduğu kanunlar, elbette bu evrenin ve içerisindekilerin kanunlarından farklı olacaktır. Çünkü evren ve içerisindekiler, Allah’ın (c.c.) ‘Ol!’ ilahi emriyle yoktan yaratılmıştır. Ruhun kaynağı yokluk değil, yüce Allah’tır. Hâşâ ruh Allah’tan bir parça değildir. Çünkü Allah (c.c.) bölünemez ve parçalanamaz. Kuran-ı Kerim’in ifadesiyle ruh insana Allah’tan (c.c.) gelmiş bir ilahi soluktur (bk. Hicr suresi 29). Onun için ruh, hak olan rüyalarda kayıtlardan kurtulunca her yere gidebilmekte, önceden bilmediği yerleri ve kişileri görebilmektedir. Rabıta sırasında insan şeyhini hayal edince veya kendisini şeyhin karşısında düşününce gerçekten ruhu şeyhini algılamaktadır. Ama bunu o kişi bilmemektedir. Bunun farkına varamamaktadır. Bu algılama ruhsal düzeyde (bilinçdışında) gerçekleşmektedir. Şayet sofi edebine ve usulüne uygun olarak rabıtaya devam ederse şeyhin manevi hallerinden yararlanmaya başlayacaktır. Şeyh, ruhunun manevi organlarını (letaiflerini) yüksek makamlara ulaştırmış birisidir. Kişi rabıta sırasında sanki iki kablonun birleşmesi gibi bir durum yaşamakta, şeyhinin yüksek hallerini kendi üzerine almaktadır. Letaiflerini onun letaiflerine bağlamaktadır. İşte rabıtanın Allah’a (c.c.) ulaştırıcı yollardan en kısa ve ne çabuk olmasının sırrı budur.

İleri hallere ulaşan kişiler, rabıta sırasında şeyhlerini görebiliyorlar mı ve onlarla konuşabiliyorlar mı? Evet, bu da çokça karşılaştığımız bir soru. Nedense cevaplamak da hoşuma gitmiyor. Çünkü bu sefer de insanlar rabıtada şeyhlerini görmeyi, onunla konuşmayı istemek gibi bir amaç güdüyorlar ve bunu takıntı yapıyorlar. Tabii o zaman da rabıtaları verimsiz geçmektedir. Çünkü rabıtada nefsi yok kılmadıkça, şeyhin karşısında hiç olmadıkça istenilen derecede yararlanmak mümkün değildir. İnsanların meraklarını gidermek için söylüyorum ki, bunlar doğrudur. Yani ileri hallerde nurlar görüldükten epey bir zaman sonra rabıta sırasında şeyh ve onun maiyetindekiler (sadatlar) görülebildiği gibi onunla konuşmak da mümkündür. Ama şunu da belirteyim ki, bu maksatlarla rabıta yapılırsa rabıtadan da zerre kadar yararlanılamaz. Yani sofi rabıtada şeyhini görmek, onunla konuşmak gibi bir amaç gütmemeli; nefsini ezmeye, yok kılmaya çalışmalıdır. Üstüne vazife olmayan işlere karışmamalı, ‘Her şeyin bir vakti vardır.’ diyerek işine gücüne bakmalıdır. Kaldı ki bu nimetler (yani şeyhi rabıtada görme ve onunla konuşma) bir ömürde bile insana nasip olamazsa da rabıtanın amacı bunlar değildir. Tasavvuf ve tarikat yolunun amacı ‘Allah rızasına’ ulaşmaktır. Bu tür nimetlerin nasip olması, Allah rızasına işaret değildir. Allah’ın mekrine (hilesine) akıllar sırlar ermez. Kaldı ki İmam-ı Rabbani Hazretlerinin (k.s.) dediği gibi yüce Allah (c.c.) bizleri ahrette tasavvufi hal ve makamlarla değil ilahi kurallara (şeriate) uyup uymamakla sorguya çekecektir. Onun için bu konularda vesveseye girmemek gerekir.

Rabıta sırasında görülenler şeytanlar olamaz mı? Zaten bu yoldaki kişiler önce şeytanları görürler. Bu yolda iyice bir pişerler. Onların her türlü marifetlerine de tanık olurlar. Ondan çok sonra rabıta ile şeyhini ve sadatları görme şerefine nail olurlar.

Kaldı ki sofi her halini mutlaka mürşidine söylemelidir. Şeyhler daha önce bu yollardan yürüdükleri için tecrübelerinden hallerin, görülen şeylerin şeytani mi yoksa Rahmani mi olduklarını hemen anlarlar. Ama bazen sofiler, nefsin ve şeytanların etkisi ile hallerini ve gördükleri şeyleri şeyhlerinden gizlerler. Yalancı bir âlemde yaşayarak kendilerini kandırırlar. Şeytanlar kendilerini alaya alıp dalga geçtikleri halde yüksek halleri ve gördükleri ile (!) kendilerinin veli, kutup, mehdi vs. olduklarını düşünürler, sanırlar. Bundan ayılıp kendilerine gelmeleri uzun sürebilir. Bazıları benlik davasından bu bataklıktan bir türlü kutulamazlar.

Ben bu soruyu, yani ‘Rabıta sırasında görülen şeyler şeytanlar olamaz mı?’ sorusunu soran kişiye dedim ki, sen babanı bir keçiyle karıştırır mısın? Elbette hayır. Ama uzaktan babanı başka bir insanla karıştırabilirsin. Çünkü ataların da dediği gibi ‘Adam adama benzer’. Ama babasını keçiyle karıştıran olabilir mi? Olamaz, çünkü keçi ile adam ayrı varlıklardır. Türleri farklı. İşte bunun gibi her ne kadar şeytanlar aynı formlarla, ayırt edilemeyecek nitelikte insanların kılığına girseler de ilahi nurlar karşısında dayanma güçlerine göre hemen kendilerini belli ederler ve keçi ile adamın karışmaması gibi birbirlerinden ayrılırlar. Şeytanlar ayrı birer varlıktır, şeyhin ve sadatların ruhları ise bambaşkadır. Nurlar şeyhin ve sadatların bembeyaz sarıklarına vurunca onlar ışıldarlar, ama aynı nurların ucuna bucağına şeytanlar yaklaşamaz bile. Şeytanlar ancak kalbin (ve ruhun) letaif nurlarına zar zor dayanırlar ve bu nurlar sayesinde insan suretinde görünürler. Medyumlar asla şeytanları bu halleri ile göremezler. Kalp gözüm açık diyenleri bile ancak şeytanları insan görünümüne girmeye çalışan bir duman, sis yığını olarak görebilirler. Tabii kendi vücutları üzerinde tesirlerini algılarlar ve onlarla konuşabilirler.

Rabıta olmadan fenafillâha ulaşamaz mıyız? Rabıta olmadan fenafillâha ulaşmak mümkün değildir. Sadece üveysiler buna nail olmuşlarsa da onlar da genellikle ölmüş olan bir velinin ruhundan veya Hz. Hızır’dan (a.s.) yararlanmışlardır. Yine bunlardan yararlanma yolları da onlara rabıtayla olmuştur. Ölmüş bir kişiye -eğer sureti bilinmiyorsa- rabıta yapmak, bu rabıtanın da verimli olması ise çok zordur.

Ölmüş şeyhe rabıta fayda sağlar mı? Şeyh öldüğü zaman ruhu kınından çıkmış kılıç gibidir. Yani şeyh yaşarken nefsi o kılıca engeldi, bir kındı. Öldüğü zaman daha bir ruhu güçlenmiş olacaktır. Bu ileriki zamanlarda daha yüksek derecelere varacaktır. Çünkü veli öldüğü zaman manevi seyri durmamakta, devam etmektedir. Ölüm olayı bu manevi seyri kat be kat artırmaktadır. Çünkü velinin ayağına artık nefis, dünya ve şeytanlar dolanmamaktadır. Ama ölmüş şeyh ancak olgun müride, yani rabıtada az çok feyzin, nurun varlığını hissedebilen sofiye yarar sağlar. Yeni müritlere canlı şeyh kadar iyi gelmez. Fayda sağlamaz. Bunun en başlıca sebebi nefsin ölmüş şeyhe fazla muhabbet duyamamasıdır. Hâlbuki rabıtada nefsi ezmek, yok kılmak yanında şeyhe muhabbet duymak da çok önemlidir. Çünkü nefis ölmüş şeyh ile daima ölümü hatırlar, ölüm de nefse hoş gelmez. Bu yüzden ölmüş bir şeyh ne kadar yüce bir makamda olsa da canlı şeyh kadar müride yararlı olmaz. Tabii bir de sofinin yaşadığı hallerini anlatması ve sıkıntılarında ona yardımcı olması, yol göstermesi açısından canlı bir şeyh mutlaka gereklidir. Allah cümlemize gereği şekilde rabıta nimetinden yararlanmayı nasip eylesin. Âmin. Muhsin İyi

DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

“Rabıta ile ilgili aldığım bazı sorular ve onlara verdiğim yanıtlar şunlardır:” üzerine 77 yorum.

  1. Selamun aleyküm hocam ben yeni rabıtaya başladım hamdolsun şuan iyi gidiyo ama ben çok öncelerden beridir ibadet etmeye başlayınca hep korku içerisinde oluyorum her an içimde bir korku var sanki biri bana zarar verecekmiş gibi bundan dolayı rabıtayıda odanın kapısı kapalıyken veya evde tek iken yapamıyorum illa birileri olacak. Ne yapmam gerek çok dua ediyorum Allaha sığınıyorum ama nafile korkum geçmiyor

    1. Aleykümselam Dilşah hanım.
      O korku vesvesedir. Rabuıtaya oturmadan ihlas, felak nas ve kureyş surelerini üçer kez oku ve Allaha güven.

  2. Selamunaleykum hocam rabıta yaparken basim sağ dönüyor 5 6 dk öyle duruyor sonra basim kıbleye dönüyor? Selamunaleykum

  3. Selamun Aleykum uveysilik ten bahsetmissiniz benim bu konu ile ilgili cok onemli bir sorum olucakti veysel karani uveysilik zikiri Muharem hoca hakinda ne dusunuyorsunuz?

    1. Aleykümselam Gül hanım.
      Veysel Karani üveysi yolu ile seyr süluk yapmıştır lakin bu zaman da üveysi geçinenlere asla güvenmeyin. Bunların bir kısmı şeytan tarafından saptırılmış ama kendisini ehli hak sanmaktadır bir kısmı ise bile bile sahtekarlık yapmaktadır.

  4. Selamünaleyküm gurbanim, yazdıklarınız harika, tam istenilen istifade edilen şekilde anlatılmış yazılmış, sizinle özelden konuşmak mümkün mü, tel üzerinden, almanyadan selamlar hasan

    1. Aleykümselam muhterem kardeşim.
      İlgi ve iltifatlarınız için teşekkür ederiz. İlkelerimiz gereği telefonla görüşmüyoruz. Lakin başkalarının görmesini istemediğiniz özel şeyler sormak isterseniz Facebook sayfamızın mesaj bölümüne yazabilirsiniz. İşte İslam Dergisi sayfamızın linki:
      https://www.facebook.com/islamdergisi/

  5. Selamün aleyküm ben rabıtaya durduğum zaman şeyh hazretlerinin yüksek bir makamda olduğunu ve ilahi nurun geldiğini düşünmek lazım olduğunu biliyorum ama yine de tasvir edemiyorum bu geçici midir?

    1. Aleykümselam.
      Rabıtada maksat şeyhi görmek değildir. Şeyh şeklini görmeye çalışarak zaman kaybetme. O vesiledir. Gerçek şeyh müridi kendine değil Allaha bağlamaya çalışır. Şeyhin Allah katında manevi değerini İlahi nurları nasıl temaşa ettiğini düşünmeye çalış.

  6. Mürşidime k.s muhabbetim çok Allah c.c makaminı Ali eylesin sorum rabıta yaparken yan tarafta bir kedi belirdi ve yeri eşeliyordu o ara rabıtaya oturalı belli bi süre olmuştu eger varsa bi hikmeti eğer biliyorsaniz öğrenmek isterim saolun

    1. O kedi cin şeytanıdır. Rabıtaya oturmadan önce bir amentüyü oku ve İhlas, Felak ve Nas surelerini üçer kez oku şeytanların şerrinden Allaha sığın.. Bir de rabıta da şirke düşmemeye dikkat et. Her şeyi var eden Allahtır. Onun izini olmadan mürşitler hiçbir şey yapamazlar. Mürşitler sadece vesiledir. Feyz ve nur Allahtandır. Himmet istemek şeyhten dua etmesini istemektir. Şeyh sır letaifi ile Allaha yalvarır Allah da dilerse o istegi yaratır. Buna himmet istemek denir.

  7. Hocam evvel Allahımın sonra sizin vasıtanızla panik atak için tavsiye vereceğiniz ayet ve zikir okuyabılırmıyım

    1. Tabi Şebnem hanım, inşaallah.
      Evvela her hayrın başı olan beş vakit namazınızı kılmanız gerekir. Açık giyiniyorsanız kapanmalısınız. Ehli sünnet akaidini öğrenmelisiniz. Sonra el-fazı küfür bahsini öğrenmelisiniz. İsterseniz sitemizde bu bilgiler vardır. linkini atabilirim.
      Daha sonra beş vakit namazın peşinden 200 salavat 100 “lâ havle ve lâ kuvvete illa billah” okuyunuz. Sabah ve akşam 7 adet fatiha, 7 adet ihlas, 7 adet felak 7 adet nas surelerini okuyunuz.

  8. Hayırlı günler benim oğlum yeni tövbe aldı.menzile onun bu rahatsızlığı için gitti orda tövbe aldı rabitada ve hatmede mürşidinin gördüm dedi benim saçımı okşadı bana menzile gel dedi diyor bu olabilirmiş çok yeni sofi ve namazını eksik kılıyor çok irade gösteremiyor böyle görmesi konuşması olabilirmi benim aklım karisti

    1. Rüyasında görmüş olabilir. Yeni sofi olmuş kimse iyi niyetli olmasına karşın hataları da çok olabilir.

  9. Sa rabitada uyumakla ilgili soylediginiz seye katilmiyorum cunku hocalarimiz buyuklerimiz rabitada uyumak rahmettendir derler. Sen uyudugunda melekler tamamlar derler. Buyukler diyorsa wardr bir bildikleri demk lazim bnce

    1. Ayşe hatun Rabbimden size derin anlayış ve irfan dilerim. Büyüklerin “uyku rahmettir” dediğini nereden biliyorsun? Bir çok yalanı sadatlara atfedenlere nasıl inanıyorsunuz..? Dinde dayanak Kuran ve Sünnetlerdir. Sadatlar, Kuran ve Sünnetin en büyük müdavimi ve savunucusudur. Siz böyle efsanelerle uymaya devam ederseniz, kabirde uyandığınız da haliniz nice olacak?
      Uyumak rahmet olsaydı uyku abdesti bozar mıydı hiç?
      Tabi ki Sadatlar adına yalan uyduranların işine öyle geliyor sufileri uyutmak…
      Sufi gözlerini kapadığında alem-i melekût’da değilse, rahmetten uzak demektir. Nerede kaldı uykunun rahmet olması.?

  10. Selamun aleykum. kimseden rabıta almışlığım yok. uyurken sağ tarafıma yatıp gözlerimi kapatıp zikirle meşgul olarak uykuya dalıyorum. bir defasında uykuyla uyanıklık arası farklı,daha önce hiç çekmediğim bir zikir çekiyorken buldum kendimi ne dediğimi tam seçemedim ama rüya değildi.la ilahe illallah diyerek tekrar uyudum.

    1. Aleykümselam.
      Ondan daha güzel haller vardır. Ama zikri sadece Allah rızası için çekiniz.

    1. Uyuya kalmak ya aşırı uykusuzluktandır ya da yaptığı işin bilincinde olmamaktır.

  11. Selamun Aleyküm.rabıta da karanlık sadece karanlık birşey görmeyi çok istiyorum ama olmuyor bu nefsimizi yok sayamamaktan mı kaynaklanıyor ALLAH razı olsun

    1. Aleykümselam. Rabıtada beyaz veya karanlık görmek ölçü değildir. Önemli olan rabıtanın kalbinizdeki muhabbetullahı artırıyorsa sorun yok demektir.
      Rabıta da rabıtasını yaptığınız mürşidi Allah için sevmek gerekir. Çünkü hadisi şerif de “El-efadalü iman, elhubbi fillah vel buğdi fillah” Yani “sevdiğini Allah için sevmek veya kızdığına Allah için kızmak imanın en üstünüdür” buyurmuştur Rasulullah.

  12. Ben yeni sofi oldumu ,tabiki ilk rabitami yaptım,rabita esnasında çok ter aktı Benden olması gerekn bu mu ,Yoksa neden bukadar terledim,Saygılarımla.

    1. Allah hak yol üzere kılsın sizi ve bizi kardeşim.
      Çok terlemek geçicidir. Zamanla o geçer.

    1. Aleykümselam Lale hanım.
      Sanırım fiziki değil de metafizik haller demek isteyecektiniz.
      Kişinin yapacağı rabıtanın keyfiyetine bağlıdır bu.

    1. Gül hanım, mürşidler vird olarak verdikleri rabıtaları o vakitte yapılmasını tayin etmişlerdir. Ancak, vird olmayan rabıta, her vakit yapılabilir. Veysel Karani hazretlerinin Peygamberimizi rabıtası bu türdendi.

  13. Selamun aleykum. Bi sorum olacak. Rabita yaparken gogsumu bisey sıkıştiriyormus gibi oluyor. Sırtimdan biseyler giriyomus gibi. Bazen bu his kuvvetli oluyor. Sıkıstiriyor keyfim kaciyor sertlik oluyor. Uzun zamandir boyle. Bunun sebebi ne olabilir? Benden kaynaklanan biseymidir? Resmen taş kesildigimi hissediyorum.

    1. Aleykümselam Fatih. Bidayette kalp dar olduğu için o tür sıkışmalar olağandır. Zamanla geçer.

  14. Selâmünaleyküm, nefsi şeyhin karşısında yok kılmak dediniz. Peki bu nasıl başarılabilir ? Nefsim sen bir hiçsin diye kendisine söylenmek dahi onun varlığını kabul etmek gibi nevi . .

    1. Aleykümselam Betül hanım.
      Malum Mecnun Leyla’ya aşıktır. Bir gün Leyla’nın kapısını çalar. Leyla;
      – Kimdir o? der. Mecnun;
      – Ben Mecnun der. Leyla;
      – Hani sen bana aşık idin? Sen doğru söylemiyorsun der. Akabinde;
      – Eğer doğru söyleseydin buraya bensiz gelmeliydin der ve onu kovar.
      Bir süre sonra Mecnun tekrar kapıyı çalar. Leyla;
      – Kim o der? Mecnun;
      – Ben Leyla der. Leyla kapıyı açar ve;
      – Şimdi ikilik kalktı seviyorum sözü yalan olmaktan çıktı. Sen ben aradan çıktı, der.
      Anlayana sivri sinek sazdır. Anlamayana 10 cilt kitap yazsak yine de azdır.

  15. ESSELAMUALEYKUM,
    Kalp gözüm açık diyenleri bile ancak şeytanları insan görünümüne girmeye çalışan bir duman, sis yığını olarak görebilirler. Tabii kendi vücutları üzerinde tesirlerini algılarlar ve onlarla konuşabilirler.

    Bu durum sakat bi durum değil mi ?

    1. Aleykümselam sayın Birisi. Bu durum bir hal meselesidir. Yaşamayana anlatmak mümkün değildir. Ömründe hiç tatlı yemeyen birisine tatlının tadı tarif edilebilir mi?

Bir cevap yazın