Tarikatlere İtirazlar ve Cevaplar

Işık Ol

SORU: Mürşidin günah olan emri yapılmalı mı? Bir sitede Şeyhin her emri yapılmalı asla sorgulanmamalı denilmektedir. Bunlar doğru mu?

CEVAP:

Hiçbir kimsenin sözü Kuran ve Hadislerin önüne geçemez. Peygamberimiz, “Allaha ısyan da kula itaat yoktur ” buyurmuştur.. Bir kimse gerçek mürşid ise büyük günah da işlemez,  günah olan bir işi de emretmez. Günah işlemeyi emrediyorsa o zaten mürşid olamaz.
Pekala, diyeceksiniz ki Nakşibendi hazretleri gibi büyük bir zat nasıl oldu da bir müridine hırsızlık yapmayı emretmiş olabilir.?
Böyle hikayeler mesnetsizdir. O büyükler adına uydurulmuş bir sürü hikayeler vardır. O da bunlardan biridir.
Kaldı ki, Nakşibendi hazretleri, henüz müritlik yıllarında şeyhi Emir Külal hazretlerinin şeriate uymayan bir işi hususunda Buhara alimlerinden fetva alarak şeyhini uyarmıştır. Böyle birisi nasıl olur da müridine hırsızlık yapmasını emreder.?
Denilirse ki, müridini imtihan etmek için öyle yaptı. Haram bir şey emredilerek müridi imtihan etmek ne peygamberimiz sünnetinde ne de dört halife de görülmemiş bir şeydir.
“Dinimizi iyi öğrenip yaşarsak bir mürşide bağlanmak şart değil” diyenleri eleştiren söz konusu linkin yazarı bunları, “bize Kuran yeter ” diyen hadis münkirlerine benzetmesi de çok çirkin bir yakıştırmadır.
Büyük mutasavvıf ve İslam alimi İmamı Rabbani hazretleri, “Ahirette sadece şeriatten sorulacaktır tasavvuftan değil” buyurmuştur. Birilerinin mürşidin haram olan emri sorgulanmadan yapılacaktır dimesi tarikat adına çok yakışıksız .!
Oysaki Hz. Allah, “Allaha ve Rasulüne itaat edin” buyurarak mutlak itaatin Allaha ve Rasulüne olduğunu belirtmiştir.
Mürşide şeriat ölçüleri dahlinde itaat edilir denilseydi doğru ve güzel olurdu.

 

11.03.2014 / 21:20 tarihinde gönderilmiş
SORU 1: Yukarda geçtiği şekilde zikir yapıldığına dair Peygamberimiz ve Ashab-ı Kiram’dan herhangi bir rivayet bulunmamaktadır. Bu kadar, yasaklarının, sevaplarının ve edeplerinin ayrıntılı bir şekilde belirtildiği zikir şekline nasıl olurda rivayetlerde rastlanılmadığı nedense hiç düşünülmemektedir. Açıkça ortada olan bir gerçek vardır ki, Nakşibendi tarikatının büyükleri tarafından Hatme-i hâcegan sonraki dönemlerde düzenlenmiş bir zikir şeklidir. Bu zikir şekli peygamberimiz ve ashabı tarafından hiç yapılmamış olan bir zikir şeklidir ve bidattir.

CEVAP 1:
Şeyhlerin taliblere zikir telkin etmesi Kur’an, Sünnet ve İcma ile sabittir. İşte delili: Kur’an’da zikir, mealen:
-“Ne ticaret ne de alışveriş onları Allah’ı zikirden, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkor.” (Nur s.ayet 37)
Hadis-i şeriflerde zikir; İmam-ı Ahmed İbn-i Hanbel hz.leri meşhur Müsned’inde (Rasulullahın hadislerini ihtiva eden sahih bir hadis kaynağıdır.) şu rivayete yer verir:
-”Rasulullah(s.a.v.) eshabına hem tek olarak, hemde toplu olarak zikir taliminde bulunmuştur. Hz. Ali’den sahih bir senedle şöyle nakledilir:
-“Hz.Ali(r.a.) kulları Allah’a en kestirmeden götüren yolu peygamber(s.a.v.) efendimize sorunca, O şöyle cevap verdi:
Ey Ali yalnızken ve tenhada iken, Allah’ı zikret“ diye buyurdu.
Rasulullah
“Gammiz ayneyn ya Ali” Yani; “İki gözünü yum Ya Ali ve benim söylediğimi tekrarla” buyurdu.
Üç kez kelimei tevhidi tekrarladıktan sonra;
“Buna devam et Ya Ali” buyurdu..
Sessiz zikre gelince ona Sevr Mağarasında müşriklerin mağaraya yaklaşmalrı anında Ebu Bekir’in endişelendiğini gören Peygamberimiz ona;
-“ La tahzen Ya Sıddık.”
Yani; “Üzülme Ey Sıddık Allah bizimledir.” diye buyurduktan sonra “gözlerini yum ve kalbinden Allah, Allah diye tekrarla ve buna devam et” buyurdular.
“Rabbinizi, yalvararak ve gizli ve sessiz çağırınız!” [Araf -55]

SORU 2: Hatme-i hâcegan içerisinde kuran okunması ve çeşitli zikirlerin yapılması, peygamberin ve ashabının yapmadığı bir şekilde yapılması nedeniyle bu davranışı bid’at olmaktan çıkarmaz. Her konuda olduğu gibi dinde Allah tarafından emredilmemiş, Peygamber tarafından da yapılmamış ve emredilmemiş, dinde bir örneği bulunmayan bu tip uygulamaların derhal terk edilerek peygamberin sünnetine dönülmesi gerekmektedir. Peygamberin sünnetinin yeterli gelmediğini düşünenler elbette ahirette bunun hesabını vermeye de hazırlanmalıdır.

CEVAP 2:

HATME-İ HACEGAN:
Hatme-i Haceganın sünnetteki delili :
Ahmet bin Hanbel, Şeddat bin Evs’ten(r.a.) sahih bir hadis-i şerif kaydı ile şöyle rivayet eder:
“Biz Rasulullah’ın (s.a.v) huzurunda idik, O: “Aranızda hırıstiyan, yahudi ya da şeriatın esrarına vakıf olmayan yabancı birisi var mı?” dediğin de, biz de: “Yoktur ey Allahın elçisi dedik.” Bunun üzerine efendimiz kapının kapatılmasını emretti. Bundan sonra tevhid zikri  yaptık ve dua ile bitirdik..”
Zamanımızda olan Hatmei Haceganda yapılanlar: Estağfirullah ile başlanıyor. Bunun Sünnette yerinin olduğunu sormak din cahilliğidir..  Zira Rasulullah; “Ben günde 70 kez istiğfar ediyorum” buyurmaktadır. Sonra, salavatlar, fatiha suresi, İnşirah suresi İhlas Suresi belli adetlerde okunuyor. Şimdi bu itirazcılara sorarız; Kur’an, salavat ve  istiğfar okumanın neresi Kur’an ve sünnete aykırıdır? Kur’an, salavat ve istiğfarlar pis yerler haricinde şurada, şu mekanda, şu şekilde okunmaz diye bir ayet ve hadis mi var? Kuran da Allah’ı zikretmenin  ayakta iken, otururken yanları üzerine yatarken yapılacağını hiç okumadı mı bu Tasavvuf münkiri Selefiler? Bunların dinde örneğinin olmadığına dair bir delilleri mi var? Tabi ki yoktur.
Bu sapkınlar ancak; ayet ve hadislere yanlış ve çarpıtılmış anlamlar vererek Müslümanların zihnini karıştırmaya yetenekleri vardır.

Âl-i İmran S. Ayet: 191 mealen:
“O akıl sahipleri) öyle kimselerdir ki, ayakta, oturdukları halde ve yanları üzere (yaslanmış) oldukları halde Allahu Teâlâyı zikrederler ve göklerin, yerlerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler.”
“Allah, Allah” diye zikretmenin hadisteki yeri, beş vakit namazın ardından yapılan tesbihatlar ve Ahmed bin Hanbel’in Müsned’indeki sahih bir Hadis-i Şeriftir. Mealen:
”Yeryüzünde “Allah, Allah” diye zikredenler yaşadıkları sürece kıyamet kopmaz.”

SORU 3: Cenab-ı Hak (c.c.)
“ Size Peygamber ne verirse artık onu alınız ve sizi neden menettiyse hemen ona nihayet veriniz ve Allah’tan korkunuz. Şüphe yok ki: Allah, azabı şiddetli olandır.” [6]buyurduğu halde

Peygamberimiz (s.a.v.)’de; “Her kim bizim bu işimizin(yani dinimizin) içine ondan olmayan bir şeyi yeniden sokarsa (o yaptığı iş merdudtur, başına çalınır.” [7]buyurduğu halde

Cenab-ı Hak (c.c.);
“bugün sizin için dininizi kemâle erdirdim ve sizin üzerinize nîmetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâmiyet’e razı oldum.” Buyurduğu halde böyle bir zikir şeklinin icad edilmesinin gereği yoktur. [8]

Bu davranış haddi aşmak, peygamberin sünnetini yeterli bulmayıp, yeni sünnetler ortaya koymak demektir.

CEVAP 3:
Yukarıda yapılanların hem Kur’an da, hem sünnette yerinin olduğunu ispatladık bu sorunun cevabı orada verilmiştir.

SORU  4: Şayet bu zikir şekli sünnete uygun olsaydı bu zikir şeklini her müslümanın yapması gereken fıkıh alimlerince de rivayetleriyle belirlenmiş sünnetlerden olması, bütün tarikatlarında onunla amel etmesi gerekirdi. Oysa mezhep imamlarından hiç birisi böyle bir zikirden bahsetmemektedir. Bu zikir hadis ve fıkıh alimleri tarafından sünnet olarak bilinmemekte, hatta esamisi dahi okunmamaktadır. Ayrıca aynen Nakşiler gibi sünnetten kıl kadar sapmadıklarını iddia eden Rufailerinde, Mevlevilerinde böyle bir sünnetle amel etmesi gerekirdi.

CEVAP 4:
Hatme-i Hacegan’da okunan Kur’an sesli, yapılan zikir ve tesbihatlar ise adab üzere oturarak sessiz olarak yapılmaktadır. Camilerde beş vakit namazın akabinde çekilen tesbihatlar da böyle değil midir? Bu tesbihatlar zikirden başka bir şey midir? Dördüncü sorunun cevabı da budur.

 

SORU 5: Hatme sonunda okunan dua şekli de Peygamberimizin ve ashabının asla yapmadığı bir dua şeklidir. Hatta ölen zat’ların ruhaniyetlerinden yardım talep etmek şirk boyutundadır. Hal bu ki Allah (c.c.) birçok ayette kullarından ancak kendisine güvenip, dayanmalarını ve ancak ondan istemelerini emretmektedir.

(Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve ancak senden yardım bekleriz. [9]

Ayetin tefsirinde Elmalılı tefsirinde şöyle geçer; “ Ey Rab! Biz gerek sana ibadet ve itaatimizde ve gerek diğer işlerimizin hepsinde ancak senden yardım dileriz, senden başka kimseden yardım dilemeyiz, seni tanımayan kafirler başkasından yardım dilerler. Biz ise ibadetimizde katıksız ve içtenlikle bütün işlerimizde ancak senden yardım dileriz demektir.” [10]

Allah’tan korkun ve müminler yalnızca Allah’a güvensinler. [11]
Hal bu ki kim Allah’a dayanırsa, bilsin ki Allah mutlak galiptir, hikmet sahibidir. [12]

“Allah’a güvenen kimseye o yeter” [1

Allah’ı bırakıp ta kıyamet gününe kadar cevap veremeyecek olan kimseyi çağırandan daha sapık kimdir? Oysaki bunlar onların çağrısının farkında değillerdir.” (Ahkaf-5)

“Deki Allah’ın dışında kuruntusunu ettiklerinizi çağırın bakalım onlar sıkıntınızı ne gidermeye nede bir başka tarafa çevirmeye güç yetirebilirler.

Çağırdıkları bu şeylerde Rablerine hangisi daha yakın diye vesile ararlar, rahmetini umar azabından korkarlar çünkü Rabbinin azabı cidden korkunçtur.” [15]

Allah Rasulü (s.a.v.) ibni Abbas (r.a)’e şöyle buyurmuştur;“İstediğin zaman Allah’tan iste istiane (istimdat) ettiğin zaman Allah’tan istiane et” [16]

CEVAP 5: Allah ve Rasulü bir dua şekli mi çizmiş midir ki, hatmede yapılan duanın sünnete uymadığı beyan edilmektedir? Herkes Allaha dilediği şekilde dua eder ve kimse bunun sınırlarını çizemez.. Namaz da bir duadır. O dua hem ayakta (Fatihai Şerif okunduğunda) hem oturarak (Rabbena duaları) ve hem de secde halinde (Nafile namazlarda) yapılacağına dair “Secde de çok dua ediniz “ hadisi ile sabittir.
Kur’an’ı Kerimin sonunda hatim duası vardır. Orada da gelmiş geçmiş peygamberlerin ehli beytin şehitlerin ve evliyaların ruhlarına okunan Kurandan hasıl olan sevaplar bağışlanır. Bunun dine aykırılığını kim belgeleybilir?
Biz hepimiz elbette Allaha güveniyoruz ve Ona kulluk ediyor ve Ondan yardım istiyoruz.  Allahın değerli kullarını da vesile ederek yine Allahtan istiyoruz. Bir kimseden bir şey istemek şirk olsaydı müşrik olmayan bir insan kalır mıydı? Zira herkes birilerinden bir şeyler istemektedir. İnsanlardan bir şeyler istemek şirk değil, onları vesile bilmeyip veren ve alanın insanlar olduğuna inanıp bilmek şirktir. Ama buna selefiyeci ve Tasavvuf münkiri sapkınların kafaları basmıyor ve bu inceliği anlayamayıp müşrikler hakkında inen ayetlere yanlış anlam vererek temiz Müslümanları müşrik olmakla itham ederek kendileri kafir oluyorlar.
Yukarıda Ahkaf Suresi 5. ayetin mealini de yanlış vermişlerdir. Elmalı’ya göre o ayetin meali:
 “Allah’ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine hiç bir cevap veremeyecek  olan putlara dua eden kimseden daha sapık kim olabilir? Oysa taptıkları şeylerin, onların yalvarışlarından haberleri bile yoktur.” (Ahkaf-5)
Görülüyor ki putlara tapan müşriklerin muhatap olduğu bu ayeti, her türlü gücü kudreti Allah’tan bilip, salih kulları vesile edinen hakiki müminlere atfederek utanmadan şirk yaftası vurmaktan hiç imtina etmiyor bu sapkınlar.

 

SORU 6: Peygamberimiz zikir meclisini büyük, küçük diye ayırmamıştır. Belirlediği bazı şartlar öne sürerek bunları yapmayanların zikir meclisine alınmayacağına dair bir emri de bulunmamaktadır. Başka tarikat mensuplarının Nakşibendi zikir meclisine girememesi de uydurulmuş bir kuraldır.

CEVAP 6: Bu görüşte tamamen mesnetsiz ve desteksiz atılmıştır. Rasulullahın yabancıları araştırmadığınaa dair bir senet olmadan desteksiz atılmıştır. Oysaki bu sorunun cevabı 2. Sorunun cevabındadır. Arzu eden oraya tekrar bakabilir.

SORU 7:  Allah’tan başkasından yardım talep edilen bir zikir meclisine, bırakın rahmet inmesini bilakis Allah’ın gazabı celbedilebilir. Allah birçok ayette sadece kendisine istianede bulunulmasını, ancak kendisine dayanılmasını ve sadece kendisinden istenilmesini emrettiği halde bu emrine muhalefet edercesine Allah ile beraber başkalarından da isteyenler ve başkalarını çağırıp medet umanlar elbette Allah’ı (c.c.) gadablandıracaktır. Ayrıca sahabe-i kiram onca işkence ve sıkıntılara maruz kalmalarına rağmen, hiçbir zaman Allah’tan başkasından himmet istememiş ve hiçbir kimseden istianede bulunmamışlardır. Hatta peygamberden dahi istianede bulunarak “yetiş ya Muhammed, himmet ya Muhammed” gibi yardım taleplerinde bulunmamışlardır.

CEVAP 7: İbrahim aleyhisselâm ateşe atılırken Allâh, Cebrail aleyhisselâmı gönderdi. Cebrail aleyhisselâm da Hz. İbrahim’e yardıma geldiğini söyledi. İbrahim aleyhisselâm da: “Sende benim gibi bir mahluksun; sana ihtiyacım yoktur.” dedi. Bunun üzerine Cebrail aleyhisselâm: “Allâh’dan iste” dedi. İbrahim aleyhisselâm ise: “Hâlimi görüp bilen Allâh’a hâlimi arz etmekten edep duyarım.” dedi. Bu kıssada Allahtan başkasından yardım istemek şirk olsa Cebrail İbrahim aleyhisselama “sana yardıma geldim” der miydi? Cebrail bunu derken hakikatte yardımın Allah’tan olduğunu elbette bilendi. Hz. İbrahim ise meseleye hakikat penceresinden baktığı için sebeplere değil, sebeplerin sebebi Allahtan istemeyi uygun gördü. Ve öyle söyledi.
Buradan da anlaşıldığı üzere Hz. İbrahim Peygamber Hz. Cebrail’den de yardım isteyebilirdi. Böyle bir şey caiz de olurdu. Çünkü İbrahim peygamber Cebraili vesile bilmekte idi. Bir kimse de evliyayı hatırladığında Allahu teala o velinin ruhaniyetini o mekanda hazır bulundurur. Şayet o kimse “Ey şeyhim falan işimin olması için himmet et(dua et).”  derse asla şirk olmaz.  Zira himmet demek dilsiz ve harfsiz sır lisanı ile Allaha yalvarmaktır.
Şimdi akla şöyle bir şey gelebilir: “Cebrailin oraya gelmesi ile mürşidin oraya gelmesinin ne alakası vardır.” Cevap olarak denilir ki; sıkışıldığı yerde mürşidinin duasını istemek için onu aklına getiren için Allah, -haşa- Mürşidin ruhaniyetini oraya getirmekten aciz midir?
Hz. Ömer Medine’den, İran’da Perslerle savaşan komutanı Sariye’ye “Ey Sariye dağa çekil, dağa ” sözünü ve Rasulullah’ın Medine’de hutbe okurken 3 ay ötede küffar ile savaşan Hz. Ali’ye arkadan kılıcı ile yaklaşan kafire karşı “Ya Ali arkana bak” diye yaptığı uyarısı hangi kudret ile gerçekleşti ise, her türlü yaratmayı ve kudreti Allah’tan bilip şeyhini o iş de sadece vesile gören bir müminin de uzaklarda olan şeyhine “Himmet (dua et) ya Gavs” diye Şeyhini vesile etmesi o kudretle olmaktadır. Yani Allahu Tealanın kudreti ve inayeti ile olmaktadır…
Birisi kalkıp da böyle birine “müşrik” yaftasını vurursa, onun ta kendisi kâfirdir ama; o kendisini hâlâ mümin bilir…

SORU 8: Tasavvuf kaynaklarında geçen şu ifade bile bu zikrin sonradan çıkarılmış bidat olduğunu gösteriyor ve onun sünnette yeri olduğunu iddia edenleri ele veriyor: “Hatmeyi bu günkü usul üzere Abdulhâlik Gücdevani hazretleri tertip etmiştir. “Hatm-i Hâcegân” diye de anılır. Hâcegân, ulu zatlar, efendiler, büyük hocalar demektir. Hatm-i Hâcegân büyük velilerin tertip, talim ve tatbik ettiği hatim demektir. Hatme Nakşibendî yolunun büyüklerinin tercih ve tatbik ettiği usul üzere yapılır.”

CEVAP 8: Bu sorunuzun cevabı da 2. Sorunuzun cevabı içindedir. Hacegan, Hocalar demektir. Unutulan Hatmeyi Gucdevani hazretleri tekrar güncelleştirdiği için bu isimle anıla gelmiştir. Mezheplerin isminin de içtihat ehli imamların ismi ile anıldığı gibi.

SORU 9: İslam âleminin neden bir türlü dirilip ayağa kalkamadığının, muktedir olamadığının, neden hep ezildiğinin sebepleri arasında bu tip bid’at ve şirk dolu alışkanlıklar vardır. Yoksa Allah neden başarıyı hak edene vermesin.

CEVAP 9: Bu iddianın sahipleri tarih ilminden de ne kadar yoksun oldukları şu yukarıdaki bedbaht ifadeden anlaşılmaktadır. . Şu iyi biline ki,  İslam alemi 1600’lü yıllara kadar ilimde fende ve refah seviyesinde dünyanın süperi idi. 1800’lü yıllara kadar ise  dünyanın süper askeri gücü idi. 1800’lü yıllardan sonra Sudi Arabistan’da Vehhabilik,  Mısır’da ve Afganistan da ve Pakistan’da  mason  din adamlarının çıkardığı Dinde Reformculuk, Hindistan’da Kadiyanilik ve İran’da Bahailik gibi sapkınlıklar, Müslümanların her alanda süratle gerilemelerine, parçalanıp zayıflamalarına sebep oldu. Bunun altında yatan temel sebep Ehli Sünnetten kopup selefiyecilik adı altında yürütülen mezhepsizlik ve reformistliktir.
Bunlar güya İslamın içine bulaştığını addettikleri şirk ve bid’atleri temizlemek adına işe başladılar ancak, kendileri İngilizlerin ve Rusların oyuncakları haline gelerek dinden uzaklaştılar ve islam dünyasının hızla çöküşünü hazırladılar.
Anlayana bu kadar yeter…

DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın