İmam-ı Rabbani ve Vahdet-i Vücut

          Soru: Vahdeti Vücudu inkar eden bir internet  sitedesinde,  tasavvuf büyüklerinin hemen bir çoğunun isimleri anılırken , her birine müşrik denilmektedir. Örneğin: Muhyiddini Arabi, Cüneydi Bağdadi, Beyazidi Bistami, Yunus Emre, Mevlana Celaleddini Rumi, Hallacı Mansur ve daha niceleri… Bunlardan başka büyük Müceddid ve Tevhid ehli İmam-ı Rabbani Hazretleri hakkında, müfterinin kendisine ait internetteki bir video kasetinde, ahlaksızca saldırı yapan bu Tasavvuf cahili, kendisini Eski Nakşi Şeyhi olarak adlandırmaktadır. Mezhebsiz proflarında etkisi altında kalmış olan bu karanlık kişi, Mektubat-ı İmam-ı Rabbani’deki   İsmi Zahir konusunu  anlayamayıp, Büyük İmam’ın; “Allah’ı nisa şeklinde gördüm”dediğini iddia ederek şirke girdiğini söylemektedir. Bunun aslı nedir konuyu açıklarmısınız? 

         Cevab: Bu Büyük İmam’ın; “Allah’ı nisa şeklinde gördüm”dediğini iddia eden kimse O’na iftira etmektedir. O sözün doğrusu 1. cild 1. mektubta aynen şöyle ifade edilir: “ Yolda (ruhani ilerleyiş) ilerlerken,  Allahu Teala’nın zahir ismi o kadar tecelli etti ki, her şeyde ayrı ayrı göründü. Hatta nisa şeklinde. Ruhlar alemindeki latifelerin(nurların) halleri ve acaib güzellikler bu şekilde görüldüğü kadar başka hiç bir şeyde görülmüyordu. Onların yanında eriyor, yanıp kül oluyordum.” Bu konun açıklaması daha etreflıca aşağıda yapılacaktır.
         Malum olunaki Vahdet-i Vücut inancına sahib kimseler iki kısımdır. Birinci kısımda olanlar Hal ehli veliler  olup, basiret gözleri açık kimselerdir. Basiret gözü açılan kimselere Allahu Teala’nın nur perdeleri görülmeye başlayınca, bu ilahi ışıkların dayanılmaz güzellikleri ve parıltısı karşısında bu kimselerin akılları örtülür. Bunlara meczub da denilir. Şu bilineki,  Allahu Teala  akıllı olmayan ve büluğa ermemiş kimseleri hesaba çekmeyecektir. Bu kimselerin akılları ilahi aşkın zevki ile örtülünce bunlar akıl delisi değil, Allah delisi olurlar. Ta ki, tekrar akıllarının üzerinden bu sevgi nurunun örtüsü kalkıncaya kadar bu durumları devam eder. Bunların durumlarını avam insanlar asla anlayamaz. Anlayamadıkları için de, bu  kuru mantık Molla Kasım türü kimseler,  bu Allah delilerine kafir veya müşrik demeyi bir erdemlilik sayarlar.  “Kişi bilmediğinin düşmanı olur.  Öyle ya, bir kimsenin nefsi, nefsi- emmare ile levvamede içinde gel-gitlerde  ise, o büyük sırlara  vakıf olanları nasıl anlayabilir…     

          İkinci kısım Vahdeti Vücutcular ise : Bunlar sırf taklidçilerdir. Bunlar o meczub velileri taklit ettikleri için kafir ve müşrik olurlar. Bu kimseler yaratılan tüm mahluklara,  Allah’ın parçaları dedikleri için küfre girerler. Parçalanmak, maddelere ait bir sıfattır. Allah(c.c.) parçalanmaktan ve başka şeylere muhtaç olmaktan münezzehtir. Meczub veliler şuurlu olmadıkları için sorumlu da değillerdir. Bu sebeten bunlar ayıldıklarında bu hallerine tövbe eder pişman olurlar. Bu tür söz ve fiillerden habersiz olduklarını ifade ederler. Bunlar tevhid ehi kimselerdir. Bunlara kafir ve müşrik demek kişiyi küfre sokar. Zira bir hadis-i şerifte mealen: “Tevhid ehline kafir demeyiniz, yoksa siz küfre girersiniz.”

        İmam-ı Rabbani hz.leri Mektubatının 1. cildi 1. mektubunda o konuya şöyle değinmiştir: “Bu yolda (ruhani ilerleyiş) ilerlerken,  Allahu Teala’nın zahir ismi o kadar tecelli etti ki, her şeyde ayrı ayrı göründü. Hatta nisa şeklinde. Alem-i emrdeki (ruhlar alemindeki) latifelerin halleri ve acaib güzellikler bu şekilde görüldüğü kadar başka hiç bir şeyde görülmüyordu. Onların yanında eriyor, yanıp kül oluyordum. Bunun gibi her yiyecekte ve içecekte ve her cisimde ayrı ayrı tecelliler oldu. Kısaca her tatlı şeyde başka başka kemal vardı. Bu tecellilerin hepsi karşısında (Refîk-ı a’lâ) yı istiyordum . Bu tecellilere bakmamağa çalışıyordum, fakat irademe hakim olamıyordum.

        Birdenbire bu tecellilerin o zamansız ve mekansız,  hiç bir şeye benzemeyen varlığa bağlılığı değiştirmediğini anladım. Batınım, yani kalb ve ruhum hep O’na bağlı idi. Bir zaman sonra, bu tecelliler görünmez oldu. Tecelliler yok oldu. Bundan sonra fena(kendi varlığından geçme hali) hasıl oldu. Bu zaman(nefs-i emmarede)  islam-i hakiki başlamağa ve gizli şirkin alametleri yok olmağa başladı. İbadetleri kusurlu, niyetleri bozuk görmek,  kulluk ve yokluk allametleri görünmeye başladı.”   (Mektubatı İ.Rabbani 1.Cid 1.Mek.)

       İmam-ı Rabbani hazretleri  yukarıda adı geçen mektubta :”İsm-i Zahirin nisa şeklinde tecelli ettiğini beyan etmiştir. “Tecelli etti” demek  Allah’ı (c.c.) görmek değildir.  O yüce İmamın  tecelli hakkında 1.cild 221. mektubundaki  beyanı : ” (Allah ile kul arasındaki) Perdelerin en büyüğü engellerin en kuvvetlisi, çeşitli tecelliler ve başka başka görünüşlerdir. Bu tecelliler ve görünüşler isterse mahluklarda,  isterse vücub aynaların da görünsünler,  perde olmak bakımından farkları yoktur.” der ve devam eder: ” Çünki; tecelli  demek,  birşeyin ikinci veya üçüncü veya dahada öte  mertebelerde görünmesi demektir.” der ve bu tecellilere rağmen kendisinin hep Refik-ı A’la’yı yani eşsiz ve benzersiz Allah’ı (c.c.) istediğini açıklıkla bildirmiştir. O yüce İmam (k.s.) yazının devamında ” O zamansız ve mekansız ve hiç bir şeye benzemeyen varlığa bağlılığı..” diyerek tecelliler ile Allahu Teala’nın varlığını bariz bir açıklama ile birbirinden ayırmıştır. Evet her veli seyir ve sülûk yaparken bu tür nurani tecellilere mazhar olur. Allahu Teala zatını sıfatları ile , sıfatlarını, isimleri ile,  isimlerini de eşyalarla,  yani mahlukları ile gizlemiştir.  Bu dünyada O’nun zatını görmek mümkün değildir. Rasulullah (s.a.v.) dahi bu dünyada değil,  mi’racda cennetlerin ötesinde ulvi bir alemde Rabbının dilemesiyle, Rabbını   görebilmiştir. Velilere Bu dünyada ancak Allahu Teala’nın isimlerinin ve sıfatlarının nurlarını görmek nasib olmaktadır. Zat-ı İlahinin nurlarını görmek ise,  velilerden pek azı ile enbiyalara nasib olmuştur. İmam-ı Rabbani hz.leri bu velilerdendir. O bu hususu: “Allahu Teala veraün vera, veraün vera ve veraün veradır.” (Allahu Teala ötelerin ötesi, ötelerin ötesi ve ötelerin ötesidir.) diyerek beyan etmiştir.    İmam-ı Rabbani Ahmed-i Faruki  Müceddidi Elfisani(k.s.) hazretleri, “Sakın tasavvufçuların boş sözlerine aldanmayınız! Hak olmayanı hak sanmayınız. Bu tasavvufçular şuursuz oldukları için özürlü sayılırlar. Yanılan müçtehidler gibi hesaba çekilmezlersede , bunları taklid edenlere bilmem nasıl azab ederler… Keşke bunlara uyanlarıda yanılan müçtehidlere uyanları affettikleri gibi affetseler! Affetmezlerse durumları vahimdir.”

        Kıyas ve ictihat , şeriatın dört temelinden biridir. Buna uymakla emr olunduk, evliyanın keşif ve ilhamına değil. Tasvvufçuların bir çoğu keşif ve ilhamla anlaşılan bilgileri inandırmak için insanları zorluyorlar. Keşke inkar etmemelerini tavsiye etselerdi. Bu bilgilere inanmak zaruri değil , fakat inkar etmektende sakınmalıdır. Ne kadar şaşılırki kendilerinin tasavvufçu olduğunu söyleyen bazı kimseler, “ Allah’ı bu dünyada görüyoruz “demektedirler. Gördükleri bazı nurları,  hiç bir şeye benzemeyen Allahu Teala’ya benzetiyorlar. “Tasavvuf yolunun sonu bu nuru görmekle biter diyorlar.” Allahu teala bu zalimlerin dedikleri şeyden münezzehtir.” ( Mektubatı İ.Rabbani 1.C. 272 Mek.)

         Yukardaki  yazıyı okuyup anlamadan,  İmam-ı Rabbani (k.s.) hazretleri ile, sekre girmiş meczub Vahdeti Vücutçuları, veya Taklitçi sahte Vahdeti Vücutçuları birbirine karıştıran, kötü maksatlı art niyetli,  mezhebsiz,  reformcu  zalimlere Allahu Teala hidayet ihsan etsin. 

        Evet,  iftiracı kişi belliki nefs-i emmare ile nefs-i levvame arasında gelip giden birisidir. İlim başka, irfan başka, alim başka, arif başka. Adam daha, İmam-ı Rabbani (k.s.) hazretlerinin yazdıklarını anlayamamış ki, O’nun irfanını nasıl kavrıyabilsin. Allahu Teala İslam Dinini ve İslam alimlerini, en doğru olarak anlamak nasib etsin cümlemize… Vesselam.

DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

“İmam-ı Rabbani ve Vahdet-i Vücut” üzerine 1 yorum.

  1. Bay Ronald Samim. Kişi bilmediğinin cahilidir. Sizde gayet barizdir ki tasavvuf cahilisiniz. Bilmediğiniz şeyler hakkında ahkam kesmeyiniz. Sizin hezeyanlarınıza mı bizzat yaşadığımız Kur’an gerçeklerine mi inanacağız. Siz kendinizi ne sanıyorsunuz..?
    Sizin bildikleriniz yanıldıklarınıza yetmez. Ön yargıyı bırakıp da evliyaullahı anlamaya çalışsaydınız böyle sapık ve gaddar bir münkir olmazdınız.
    Lütfedip bir daha bu siteye yazı yazmayınız. Zira kendini beğenmiş sığ yazılarınız hiç okunmadan bilgisayar çöplüğüne gidecektir.

Bir cevap yazın