Soru-Cevap

Dinimizle ilgili sorularınızı aşağıdaki formu doldurup gönderebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

“Soru-Cevap” üzerine 20.763 yorum.

  1. Slm alykm devletin bir kanunu var diyorki bu kanunda
    Ise aldigin isciyi begenmediysen cikartmak istiyorsan isciye 15 gin once haber ver isci hem calisp hem kendine yeni bir is arasin magdur olmasin ayni hakki sana da veriyorum isci seni begenmediyse 15 gun once haber versin onun yerine yeni bir isci bul bu akde kim uymazsa karsi tarafa 15 gunluk tazminat oder.
    Ben girdigim iste 20 gun sonra isten cikartildim bana tazminat odediler 1020 lira ancak biz bi yanlislik yaptik biz seni ise 4 ay denemek suretiyle ise aldik ancak muhasebeci kadrolu gibi gotermis tazminat bu yuzden yatti parayi geri gonder dediler deneme usuluyle calisan kisilere bu tazminat yatmaz dediler .
    Oysa bu durum bana soyledikleri degil kalplerinden gecirdikleri bir durum .Bana ise baslar 1 hafta calisirsin biz seni sen bizi begenirsen devam ederiz dediler 1 hafta sonra benden evraklarimi getirmemi istediler bende mademki calismaya devam edecegiz alacagimiz parayi konusalim dedim ve oturup pazarligimizi yaptik .
    bu meseleye gore benim aldigim tazminat caiz olurmu

    1. Aleykümselam.
      İşe tekrar başlandın ise tazminatı geri yatırman gerekir. İşe tekrar başlatmayacaklarsa sözleşme gereği o para senindir.

  2. Hocam sağolun Allah razı olsun sizden. Yeniden kendi mezhebimle amel edip namazlarımı Hanefiliğe göre kılmaya başladım. Geçmiş zamanlarda Selefiler gibi kıldığım namazların hükmü nedir? Kabul olmuş olabilir mi?

  3. Selamun aleyküm hocam.
    Namaz tesbihatından sonra dua edebilir miyim? Bunun bidat olduğunu söyleyenler var çünkü.

    Bir diğer sorum ise; iman amelden bir cüz müdür yoksa amel imandan bir cüz müdür?

    1. Aleykümselam.
      Namazdan sonra tesbih çekmek kuvvetli sünnettir. Kuran Allahı çok zikredin buyurmaktadır. Buna bile bile bidat diyen dinsizdir.
      İman amelden bir cüzdür itikadı sapık mutezile inancıdır. İman amelden bir cüz olsaydı en küçük günah işleyen kafir olurdu. Ehli sünnete göre iman amelden bir cüz değildir.
      Amentünün şartlarında amel yoktur. Farz amellere inanmak ve yapmak farzdır. İnandığı halde tembellikten dolayı terk etmek haramdır. Haramların haram olduğunu inkar küfürdür.

  4. Hocam Selamun Aleyküm. Yazinizi gordüm Kafirler Kuranda bilim dişi ayetler diyorlar sizde cevaplar atmissinizda birşeyi göremedim sormak istedim cevap verirmisiniz.
    1)bakara suresi-29.ayet
    29. o, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök halinde düzenleyendir. o, her şeyi hakkıyla bilendir.

    doğrusu: atmosfer 5 tabakadan oluşur; islamcıların 7 diye sunduklarında aslında iyonosfer termosfer’in uzantısı, ozonosfer de stratosfer içindedir, ayrı bir tabaka değildir. (7, 5’e düşüyor burada.) bir de manyetosfer diyorlar, onun da atmosferle alakası yok, manyetik alanı ifade eder (sayılsa bile 7 olmuyor zaten).

    1. Kuranda sözü edilen 7 sema, atmosfer değildir. Atmosferden bahseden ayet, Enbiya/32’dir. (Mealen):
      – “Gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık. Kâfirler ise, gökyüzünün alâmetlerinden (Allah’ın kudret ve azametine delalet eden delillerinden) yüz çeviriyorlar”.
      Dünya, mars, jüpiter ve diğer gezegenlerle birlikte güneş, yıldızlar ve galaksilerden dünya seması diye söz eder Kur’an.

  5. Selamun aleykum hocam, sağolun varolun.
    Hocam tevessülün caiz olduğunu belirten hadisleri ve mübarek gecelerin bidat olmadığını belirten hadisleri vehhabilere gösterdiğim, sunduğum zaman tüm hadisleri reddettiklerini ve bunların haşa zayıf ve uydurma olduğunu söylüyorlar.
    En basitinden Levlake hadisi sahih midir hocam?
    Diğer sorum ise, yatsı namazının ilk sünneti diye birşey yok diyor bu vehhabiler. bunun aslı nedir?

    1. Aleykümselam.
      Değerli kardeşim Peygamberimiz Ebu Cehile amcası Ebu Lehebe inandırabildi mi?
      Öyle ise bu iş nasip işidir. Sen de o vahabilerle uğraşıp enerjini boşa tüketme.
      İnkarcılara Kuran’dan delil getirsen bile inanmayana inandırmazsın.
      Yatsı namazının sünneti gayri müekkedtir. Kaynak: (Halebi Kebir Mülteka cilt 1). Kılmak zorunda değilsin ama kılarsan çok sevap alırsın.
      Diğer sorunun cevabı için linki tıkla:
      https://islamdergisi.com/uncategorized/vesile-aramak/

  6. Selamun Aleyküm.
    Hocam Bu Googleye “xxxxxxxxxxxxxx” yazıp görsellere tıklarmisiniz ordaki kadın şeklindeki meyveler veriyormus gibi şeyler söyluyorlar Allahin böyle birşeye yaratacağina inanmak küfürmüdür?

    1. Onlar putperestlerin montajıdır. Sizin başka işiniz yok mu ki böyle boş işlerle uğraşıyorsunuz?!

  7. Selamun aleyküm hocam. Hocam ben bu yolda yalnızım maalesef. Bir mürşide gitmek bir ihvan yoluna intisap edilebilir mi?

    1. Aleykümselam. Ehli sünnet olan yani dört mezhepten birine mensup bir tarikata bağlanabilirsin.

  8. Selamun Aleyküm Hocam.
    Yanılmıyorsam Hadislerde Putlara tapan müşriklerde vallahi gibi kelimeler kullandiği yazılı bunlar hem Allaha inanmio hem putlara tapıyorlar hemde Vallahi diyorlar Bu kısmı Açiklarmisiniz hocam?.

    2.Olarak Bu Bahsettiğim Şey Yani İnanmadiği halde Allah ismini anmak şu ayettede söz konusu olabilirmi yoksa bu ayettikler Allaha inaniyorlarmi denir.
    topladığı o kadınlara:) “Yusuf’un nefsinden murad almak istediğinizde sizin durumunuz neydi?” dedi. Onlar: “Allah için, haşa” dediler. “Biz ondan hiçbir kötülük görmedik.” Aziz (Vezir)in de karısı dedi ki: “İşte şu anda gerçek orta yere çıktı; onun nefsinden ben murad almak istemiştim. O ise gerçekten doğruyu söyleyenlerdendir.”

    1. Aleykümselam.
      Gelmiş geçmiş müşrikler ve Ebu Cehil ve diğer müşrikler Allahı inkar etmiyorlardı her şeyin yaratıcısının ancak Allah olduğunu biliyorlardı lakin putlara taparak Allah’a yaklaşacaklarına inanıyorlardı. O sebeple onlara müşrik denildi.
      Yemin ettikleri zamanda bazen Allahın ismini kullanıyorlardı.

    2. Anladim hocam Peki attiğim o ayetteki Kadinlarda Allah için haşa demisler ordaki kadinlarin hepsi Allaha inaniyorlarmı denir yoksa o müşriklsr gibi bi kullanimmi söz konusu

  9. Allah sizden razı olsun. Sizlerin vesilesiyle yavaş yavaş kendime geliyorum.
    Vehhabi selefilerin kabul etmedikleri türbelerde Allah’a dua etmek, ordaki evliyalara hürmet edip onları vesile kılabilir ve kandilleri gönül rahatlığıyla ihya edebilirim değil mi?
    Ayrıca bana soru sorarlarsa çevremdeki selefilere ne söylememi tavsiye ederseniz?

    1. Allah sizden de razı olsun kardeşim.
      Kabir ziyareti sünnettir. Evliların türbelerine de bu niyetle gidip ziyaret edebilirsiniz. Ancak onlardan bir şey istemek doğru değildir. Onların Allah katındaki değeri hürmetine Allah’tan istenmelidir.
      “Ya Rabbena, falan kulun hürmetine bu duamı kabul et” diye dua edilir. Hz Adem cennetten kovulduğunda Peygamberimizi vesile ederek duasının kabul olması gibi.
      Selefiyeciler sana soru sorarlarsa bize sor. Bizden aldığın cevapla onlara cevap ver.
      Sen onların her sorusuna cevap veremeyebilirsin.

  10. Hayırlı akşamlar hocam .. içimde sıkıntı oluşturan bir durum var sizinle paylaşmak istedim belki bir yol gösteririrsiniz bu kardeşinize .. 5 senelik evliyim 2 de evladım var .. evlendiğimizden beri kocamla kafa yapılarımız yüzünden anlaşamıyoruz ..kendisi herşeye çabuk sinirlenen kızan küsen birisi .. söyler yapar eder ben en ufak bir söz söyleyip ya da surat aştığımda kıyamet kopar .. son zamanlarda artık susuyor ve sabrediyorum ..en ufak şeylere sinirleniyor Benden şikayet ediyor ..en basitimçocuklar evde birleri kaybetse beni suçluyor küsüyor .. içime atmaktan daraldım artık.. Böyle bir eş imtihan olabilir mi ..sabretmek mi lazım bir yol gösterirseniz sevinirim ..Allah’a emanet olunuz..

    1. Hayırlı günler Hilal hanım. Dünyaya Allahı tanımak ve Ona kulluk yapmak için geldik. Bu sınavı kazanan ebediyen mutlu edilecek bir daha asla üzülmeyecektir. O sebeple bu dünya imtihan dünyasıdır.
      Bir şiir:
      Kalabalıkta Yalnızlıklardayız,
      Âhirette Değil Dünyadayız.
      Kime Kaldı bu Misafirhane?
      Unutmayalım ki, İmtihandayız.
      ***
      Hz Mevlana derki “Kusursuz dost arayan dostsuz kalır.”
      Bazen eşler birbirine kızar ayrılırlar her ikisi de başkası ile evlenir ama yinede huzur bulamazlar. “Yastık değiştirmekle kader değişmez” derler.
      Size tavsiyem, madem iki de çocuğunuz varmış Allah bağışlasın sabrediniz ve alttan alınız ve kocanızın her tavrına aldırmayınız. Hz Mevlana “İyilikle bakırlar bile altın olur der. Eşinizin hakkında bir an onun öz annesi olduğunuzu kabul ederek onun bu tavırlarına nasıl yaklaşmak gerektiğini düşünerek yaklaşınız. Belki psikolojik bir sıkıntısı vardır.
      Hatta mümkünse onu tedavi için bir uzmana götürünüz.
      Umarım siz kazanırsınız.

    2. Allah razı olsun teşekkür ederim tavsiyelerinize uymaya çalışacağım ..
      Hocam bir sorum daha var size .. hastalığa şükretmemek lazım diye duydum bir yerden .. bunun doğruluk payı var mı

    3. Rica ederim Allah sizden de razı olsun Hilal hanım.
      Hastalığa şu şekilde şükredilir. Ya Rabbi bunun daha beterine uğratmadığın için Sana şükürler olsun” denilir. Hastalığa sabretmekle emrolunduk şükretmekle değil.

  11. Allah razı olsun. Peki kendi mezhebim olan Hanefilik ile rahatlıkla amel edebilir miyim? Ayrıca ehli sünneti nasıl ve ne şekilde iyi öğrenebilirim?

    1. Aleykümselam Elif hanım.
      Müslüman ümitsiz ve karamsar olamaz. Allah’tan tam ümidi kesmek küfürdür İslamdan kopmak anlamına gelir.
      Allahu Teala buyurdu ki, “Elâ bizkrillâhi tetmeinnilkulûb”, mealen: (Gönüllerin, ruhların huzuru ancak Allahı zikir iledir) buyruldu.
      Allahı zikir evvela namazla olmalı. Beş vakit namazınızı vaktinde doğru olarak kılmalısınız. Tesettürlü değilseniz tesettüre girmelisiniz. Anne ve babanızı üzmemelisiniz. İnsanların arasında gereğinden fazla durmayınız. Evli iseniz eşinizin günah olmayan emirlerini Allah rızası için severek yapınız.
      Elfazı küfür sözlerden aslandan kaçar gibi kaçınız. Çünkü o sözle imanı bozar amelleri boşa çıkarır.
      Bunları öğrenmek isterseniz bunlar sitemizde vardır. Linkini buraya atıyorum mutlaka okuyunuz anlamadığınızı bize sorunuz.
      ***
      https://islamdergisi.com/genel/dinden-cikaran-sozler/

  12. Bilgi kaynağın yanlıştır. Doğrusunu öğrenmek istiyorsan İslami Kaynaklara bak…
    İkincisi, ayette “Ama bu yenilgilerinden sonra galip gelecekler.” buyrulması, Rumların o galibiyetten sonra bir daha yenilmeyecekleri anlamını çıkarmak ahmaklıktır. Farsların galibiyetinden sonra Rumların galib geleceğini bilmek ise mucizedir. Çünkü insan bir saniye sonrasını bilemez. Bizler tahmin ederiz ama tahminler her zaman doğru çıkmaz. Vahy olan bir kitabın mağlubiyetten sonra galibiyeti haber vermesi % 100 garantidir. Hangi insan böyle bir garantiyi verebilir?.

    Allahu Teala buyurdu ki(mealen):
    – “Rumlar yakın bir yerde mağlub oldular. Ama bu yenilgilerinden sonra galip gelecekler. Birkaç yıl içinde. Çünkü işleri karara bağlama yetkisi, başında da sonunda da Allah’a aittir. O gün, müminler de, Allah’ın verdiği zafer sayesinde sevinecekler. Allah dilediğini muzaffer kılar. Zira O, azîzdir, rahîmdir (mutlak galiptir, sınırsız merhamet ve ihsan sahibidir). Bu, Allah’ın vâdidir. Allah verdiği sözden caymaz, fakat insanların ekserisi bunu bilmezler.”(Rum, 30/2-5)
    Rumlar Yenildi.
    Peygamberimiz (asm)’in gönderildiği sıralarda Doğu Roma ile İran, batıda dünyanın en büyük iki devletiydiler. Hindli Süleyman Nedevî Efendinin Asr-ı Saadet tarihinde ifade ettiği üzere peygamberliğin beşinci, yani Milâdın 613. yıllarında bu iki komşu ve rakib devlet, birbirleriyle kanlı bir savaşa girişmişlerdi. İran, İkinci Hüsrev’in, Rum Hirakl’in hükmü altındaydı, sınırları Dicle ve Fırat nehirleri üzerinde birbiriyle birleşiyordu. Filistin, Suriye, Mısır ile Irak’ın bir bölümü ve küçük Asya (Anadolu) Rumlara tabi idi. İranlı’lar, Rumlara iki taraftan saldırdılar. Dicle ve Fırat üzerinde (ezreât ve Busrâ) mevkilerinden Suriye’ye, Azerbeycan ve Ermenistan tarafından küçük Asya’ya saldırdılar.
    İran orduları, Rum kuvvetlerini her iki cepheden geri atarak denize dökünceye kadar takip etmiş, Suriye’deki bütün mukaddes şehirleri zabtetmiş, Milâdın 614. yılında bütün Filistin’i ve Kudüs’ü ele geçirmişti. Bu istilâ sırasında bütün kiliseler yıkılmış, bütün dini binalar tahrib edilip kirletilmişti. İranlılara katılan yirmi altı bin Yahudi, altmış binden fazla Hristiyanı kılıçtan geçirmişlerdi. İran kisrasının sarayı, öldürülen otuz bin kişinin kafatası ile donatılmıştı.
    Bu istilâ tufanı, burada durmayarak Mısır’ı da basmış, Milâdın 616. yılında İranlı’lar bir taraftan Nil vadisini işgal ederek İskenderiye’ye ulaşmışlar, diğer taraftan bütün Anadolu’yu ele geçirerek İstanbl’un Boğaziçi sahillerine kadar gelmişler, Doğu Roma İmparotorluğu’nun başkenti olan Kostantıniye (İstanbul) şehrinin karşısında görünmüşler, saltanatlarını Irak, Suriye, Filistin, Mısır ve Anadolu’ya yaymışlardı. İranlılar, girdikleri her yerde ateşgedeler (Ateşe tapanların, ateş yaktıkları tapınaklar) meydana getiriyorlar ve böylece Hristiyanlığın çıktığı yerlerde ateşperestliği yayıyorlardı. Doğu Roma İmparatorluğu’nun bu yenilgisi karşısında kendisine tabi bulunan birçok vilâyetler isyan etmiş, Afrika’daki ülkeler, Avrupa tarafındaki vilâyetler, hatta İstanbul’a komşu şehirler, bu devletin egemenliğinden çıkmak istemişler ve çıkmışlardı. Kısaca Doğu Roma İmparatorluğu darmadağın olmuş, helâk olup yerlere serilmişti.
    Romalıların bu yengilgi haberi Mekke’ye ulaştığı zaman müşrikler sevinmiş ve Müslümanlara karşı onların yenilgisinden duydukları sevinci açığa vurmuşlar: “Siz ve Hristiyanlar kitap ehlisiniz, biz ve Fâris (İranlılar) ümmiyiz; bizim kardeşlerimiz, sizin kardeşlerinizi tepelediler. Biz de sizi tepeleriz.” demişlerdi. Bunun üzerine Hz. Muhammed (asm)’in bir mucizesi olmak üzere bu âyet inip buyuruldu ki: Gerçi Rumlar yenildi yerin en yakınında, Mekke toprağının, yani Arabistan’ın en yakınında; Şam’da yahut Rum başkentinin pek yakınında, yani Anadolu’da İstanbul civarında demek olabilir ki, ikisi de doğrudur. O sırada Rum İmparatorluğu öyle perişan olmuştu ki, iç isyanlarla devlet ihtilâle uğramış, ordusu dağılmış, hazinesi boşalmış, imparator Hirakl, İstanbul’u terkederek Kartaca’ya kaçmayı bile kurmuştu. İranlıların galip kumandanları, zaferin verdiği sarhoşlukla şu barışı teklif etmişler: İmparator, İranlılar tarafından istenecek her şeyi verecektir. Bu cümleden olarak bin yük altın, bin yük gümüş, bin yük ipek, bin at, bin kadın teslim edecektir. Rum İmparatorluğu, bütün bu aşağılayıcı şartları kabul etmiş, bu esaslar üzerinde barışı imzalayacak delegeler göndermişlerdi.
    Bu delegeler, İranlıların yanına vardıkları zaman Husrev, şu sözleri de söylemiş: “Bu yeterli değildir. Bizzat imparator Hirakl, karşıma zincirler içinde gelerek asılıp çarmıha gerilmiş olan ilâhına karşılık ateşe ve güneşe tapmalıdır.”
    İşte o yenilgi, böyle bir yenilgiydi. Böyle bir çöküş içinde Romalıların birkaç yıl zarfında canlanıp yeniden galip geleceklerine kesinlikle hüküm vermek şöyle dursun, ihtimal vemek bile normal olarak akılların havsalasına sığacak bir şey değildi.
    Fakat böyle bir zamanda Allah Teâlâ, Resulüne (asm) gayptan şu haberi bildiriyordu: Bununla birlikte onlar, bu yenilgilerinin ardından kesinlikle galip gelecekler. Hem uzak değil. Birkaç yıl içinde ki, “bıd” kelimesi üçten dokuza kadar olan bir sayıyı ifade eder, nitekim bu âyet inince Hz. Ebu Bekir (ra), o sevinen müşriklere şöyle demişti:
    “Allah, sizin gözlerinizi aydınlatmayacak, peygamberimiz haber verdi. Yemin ederim ki, Rumlar birkaç yıl içinde İranlılara mutlaka galip geleceklerdir.” Buna karşı Übeyy b. Halef:
    “Yalan söylüyorsun, haydi aramızda bir müddet tayin et, seninle bahse girelim.”
    dedi ve her iki taraf ta on deve üzerine bahse girişip, üç yıl müddet tayin ettiler. Ebu Bekir (ra), durumu Resulullah (asm)’a haber verdi. Resullullah (asm)
    “Bıd’, üçten dokuza kadardır, miktarı artır, müddeti uzat.”
    buyurdu. Bunun üzerine Ebu Bekir (ra) çıktı, Übeyy’e rast gelince o: “Galiba pişman oldun?” dedi. Ebu Bekir (ra) de:
    “Hayır, gel seninle bahsi artıralım, müddeti de uzatalım, haydi dokuz seneye kadar yüz deve yap.”dedi. O da:
    “Haydi yaptım.” dedi.
    Tirmizî’nin Sahih’inde rivayet ettiği üzere “Bedir” günü Rumlar, İranlılara galip geldiler, Ebu Bekir (ra) de onu (bahse konu develeri) Übeyy’in vârislerinden aldı, Peygamber (asm)’e götürdü. Peygamber (asm) de ona:”Bunu tasadduk et.” buyurdu.
    Önünden de sonundan da emir Allah’ın, yani Rumlar galip gelecekler diye ondan sonra emir ve irade, hüküm ve kumanda Rumların olacak zannedilmesin; onlar galip gelmezden önce emir, ne onların, ne İranlıların olmayıp Allah’ın olduğu gibi, onların galip gelmesinden sonra, yine Allah’ındır. O, önce onları mağlub ettiği gibi, sonra da eder. Hem de o gün, yani Rumların, İranlılara galip geleceği gün müminler sevinecek Allah’ın yardımıyla, yani ötede Rumlar, İranlılara galip gelirken aynı zamanda beriden Müslümanlar da Allah’ın yardımıyla müşriklere karşı zafer elde edecekler; yalnız Rumların galip gelmesiyle değil, Allah’ın özellikle kendilerini galip kılan yardımıyla sevinecekler. Müminlere bu şekilde vaad edilen bu yardım, bu sevinç, “Bedir” zaferidir. Nitekim Teberî Tefsiri’nde “O Bedir’de müminlerin , müşriklere galip gelmesidir.” demiştir.
    Gerçekten Tirmizî’nin rivayetine göre Rumların, İranlılara galip gelmesi”Bedir” günü olmuştur. Fakat galibiyetin geniş bir şekilde açıklanması, Hudeybiye sıralarında bilinebildiği ve Hz. Ebu Bekir (ra) de develeri Übeyy’in kendisinden değil, sonra vârislerinden aldığı için bazıları bu ferah gününü, Hudeybiye günü sanmışlardır. Hindli Süleyman Nedevî Efendi, Asr-ı Saadet tarihinde bunu şöyle tesbit etmiştir:
    “Resul-i Ekrem (asm)’in işareti gereğince, dokuz yıl sonra bu haber gerçekleşmiş ve onun gerçekleşmesi “Bedir” zaferinin elde edilmesine rastlamıştır.”
    Bazılarına göre bu haber, hicretin altıncı yılında Hudeybiye antlaşması esnasında gerçekleşmiştir. Fakat bu doğru değildir. Bu anlayış hatasının sebebi şudur: Sahihi Buhari’nin açıkladığına göre Hz. Peygamber (asm)’in Hirakl’e gönderdiği mektubu taşıyan elçi, Suriye’ye ulaştığı zaman Hirakl, zaferini kutluyordu. Bu elçi, Hudeybiye andlaşması sıralarında gönderildiği için birçokları Hirakl’in o sıralarda zafer kazandığını zannetmişlerdir. Habuki, Hirakl, zaferi çoktan kazanmış ve onu kutlamak için Suriye’ye gelmiş bulunuyordu. Roma takvimine göre Hz. Muhammed (asm)’in peygamberliği, 609 yılında meydana gelmiş, doğu Roma ile İran arasındaki düşmanlık, 610’da başlamış, 13-14 yılları savaş içinde geçmiş, 616’da, Romalılar yenilmişler, 622’de karşı harekete geçmişler, 623’de galibiyete başlayarak 625’te kesin zaferi elde etmişlerdir. Yenilginin başlangıcıyla galibiyetin başlangıcı arasında dokuz yıl geçmiş olduğu gibi, kesin yenilgi ile kesin galibiyet arasındaki müddet de dokuz yıldan ibaret bulunuyor.
    Peygamberimiz (asm)’in hicreti, peygamberliğin on üçüncü yılı olduğu için (623) hicretin ikinci yılına rastlamış olur ki, “Bedir” de o yıldır. Demek ki, Rumlar, yenilgilerinin yedinci, savaşın ikinci yılı galib gelmeye başlamışlar ve onlar galib gelmeye başladığı sıralarda Müslümanlar da “Bedir” günü müşriklere galib gelerek sevinmişlerdir. Bununla beraber savaş iki yıl daha devam etmiş, bu müddetle Rumlar, İranlıların işgal ettikleri bütün vilayetleri kurtararak düşmanlarını Dicle ve Fırat’ın gerilerine atmışlardır. Böylece tam dokuz yıl ve üç yıl sonunda kesin üstünlük tamam olarak”Birkaç yıl içinde galib gelecekler.” haberi her yönüyle gerçekleşmiştir.
    Şu halde bundan dokuz yıl önce, yani hicretten yedi yıl önce, peygamberliğin yedinci yılı Kur’ân, bu haberi verirken açıkça dokuz yıl da demeyip “Birkaç yıl” diye bir çeşit kapalılıkla ifade etmesinde de olaya uygunluk bakımından derin ve kapsamlı bir belağat ve geniş bir anlam varmış. Çünkü “bıd-ı sinin” (birkaç yıl) demekle hem galibiyet süresi olan üç yıla, hem yenilgi sonundan “Bedir”e rastlayan ilk galibiyete kadar olan yedi yıla, hem de kesin galibiyet süresi olan dokuz yıla uygun düşebilecek bir işaret vermiş bulunuyor ki, bunlardan birisi açıkça ifade edilseydi olayın bütün safhaları gösterilmiş olmaz ve dolayısıyla bu kapsamlı icaz tarzı bulunmazdı.
    Bir de bu açıklamadan asıl maksat, Rumların galibiyetinden çok, müminlerin ilâhî yardım ile sevinecekleri günün tarihini tesbit etmek olduğuna işaret edilmiş oluyor. Çünkü “birkaç yıl” kapalı olmakla beraber galibiyetin gerçekleşmesine bağlı olan “o gün” belirlidir. Bu bakımdan âyetin bu sevinç gününü gösteren mucizesi, Rumların galibiyetini haber veren mucizesinden daha şanlıdır.
    Böyle iken birçoklarının bundan habersiz olmaları ne kadar üzücüdür! Evet buyuruluyor ki:
    “Rumlar, yenilgilerinin arkasından birkaç yıl içinde galip gelecekler; önünde de sonunda da emir Allah’ındır. Onlar galib geldikleri sırada müminler de Allah’ın yardımıyla sevinecekler…”
    Bu nasıl olur demeyin. O kimi dilerse yardım eder, dilediğini muzaffer kılar. Yani O’nun yardımı sebeplere bağlı değil, sebepler O’nun iradesine bağlıdır. Dün İranlıları galib kılmış iken, yarın Rumları galib kılar. Bir de bakarsın hiç ümit edilmedik bir zamanda, tutar hiçbir kuvvetleri yok zannedilen müminleri hepsine karşı galib ve muzaffer kılar. Ve aziz O’dur. Rahîm O’dur. Hiç mağlup olma ihtimali bulunmayan izzet (güç, kuvvet)sahibi ancak O’dur. Tek rahmet edici olan da O’dur. Onun için de bir zaman olur, mağlubları galib kılar, müminleri sonunda zafere erdirir.

  13. Selamun aleykum.
    Allah razı olsun hocam, fakat yine eskiye dönmekten selefiliğe meyletmekten korkuyorum. Bunu nasıl yenerim?
    2. sorum ise; Mevlana, Yunus Emre, Cüneydi Bağdadi Hallacı Mansur gibi evliyalar hakkında çok ileri geri konuştum. Tövbe haricinde başka birşeyler yapılabilir mi?
    Allah razı olsun..

    1. Aleykümselam.
      Ferhat kardeşim, öncelikle Ehli sünneti iyi öğrenmelisiniz.
      İnsan iyi tanımadığı bir şeye nasıl sadık kalabilir ki?
      Mevlana, Yunus ve Cüneydi Bağdadi gibi mübarek velileri anlamak için onların yaşadıklarını yaşamak gerek.
      O büyük insanları o devrin insanları bile tam anlayamamış ki bu zamanın insanları onları nasıl
      anlayabilir ki?
      Selefiyecilerin arasına gitmezseniz, onların sitelerine girmez onların kitap ve dergilerini okumazsanız Allahu Teala sizi o sapkınlardan korur..
      Yoksa Allah korusun telafi edilemez zarara düşmekte var bu yolun sonunda…
      NOT:
      Selefiyeciler hakkında bilgi için sitemizde bulunan şu yazıyı okuyunuz.
      Linki tıkla:
      https://islamdergisi.com/fikih/mezhep-nedir-mezheplere-gerek-varmidir-nicin-4-mehep-vardir/

  14. Selamun aleykum.
    Sayın hocam, bana geçen zamanlarda çok çok yanıtlar verdiniz. Buna layık olamadık ve yeniden selefiliğe döndüm, ama yaptıklarımın yanlış olduğunu düşünüyorum.
    Hocam, şimdi sorularımı tek tek sormak istiyorum.
    1- Resulullah As’a ve evliyalara tevessü etmem caiz mi?
    2-Kandil geceleri ve bunlarla ilgili hadislerin uydurma olduğunu söylüyor selefiler. Bu konudaki rivayetlerin sıhhati sağlam mı?
    3-Geçmişlerimize Kuran okunmasıyla ilgili, bunun bid’at olduğunu ve böyle yaptığımda amellerimin boşa gidebileceği söyleniyor. Ben bu durum karşısında ne yapacağım?
    4-Allah’ın Kuran-ı kerimde yer alan arşa istiva ayetlerine binaen arşın üstünde gökte olduğunu söylüyorlar. Bunu inkar edenin kafir olacağını belirtiyorlar. Bu ayetleri nasıl anlamalıyım?

    Şimdilik bu kadar, hakkınızı helal edin. Özür dilerim ama artık ordan oraya savrulmaktan bıktım.
    Selamun aleykum.

    1. Aleykümselam Fatih kardeşim.
      Selefilik sapkın ve çıkmaz bir yoldur. O dalalet yolunu seçen ancak kendine yazık eder. Dünya hayatı çok kısadır. Akıllı olup doğruyu eğriden ayırmayıp nefis şeytanına uyanlar ebediyen hüsrana talip olmaktadır.
      Sorularınız ve Cevaplarınız:
      S:1- Resulullah As’a ve evliyalara tevessü etmem caiz mi?
      CEVAP:
      Maide/35 – “Ey inananlar, Allah’tan korkun, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.”
      Ayette de görüldüğü gibi Allah, İlahi rızaya vasıl olmak için “vesile arayın” buyurmaktadır.
      Selefiler der ki vesile Kurandır. Vesile Kuran ise Kuran da elimizde ise ki öyledir, o zaman Kuran elimizde olduğu halde neyi arayacağız?
      Demek vesile Kuran’ı anlamak için Rasulullaha ve alimlere gerek vardır.. Kuranı anlamadan da doğru amel edemeyiz. Kuran, zekatı ver namazı dosdoğru kıl der. Bu ancak Rasulullahın vesilesi ile mümkündür. Aksini iddia eden kafirdir.

      S.2-Kandil geceleri ve bunlarla ilgili hadislerin uydurma olduğunu söylüyor selefiler. Bu konudaki rivayetlerin sıhhati sağlam mı?
      CEVAP:
      Kadir Gecesi hakkında sure vardır. Mirac gecesi hakkında ayet var. Berat gecesi ve diğer geceler hakkındaki hadisler ise sahihtir. Sahih olduğuna dair elde kaynak ve kanıtları vardır. Sahih değil diyenlerin ise ne delilleri vardır nede kaynakları. Kafalarından uydurmaktadır.

      S.3-Geçmişlerimize Kuran okunmasıyla ilgili, bunun bid’at olduğunu ve böyle yaptığımda amellerimin boşa gidebileceği söyleniyor. Ben bu durum karşısında ne yapacağım?
      Peygamberimiz buyurdular ki :
      – “Ölenlerinize “Yasin Suresini okuyunuz.” (Hadis-i Ebû Dâvûd, Cenâiz 24)
      Bu hadis altı sahih hadis kitabından biridir.

      4-Allah’ın Kuran-ı kerimde yer alan arşa istiva ayetlerine binaen arşın üstünde gökte olduğunu söylüyorlar. Bunu inkar edenin kafir olacağını belirtiyorlar. Bu ayetleri nasıl anlamalıyım?

      CEVAP:
      Arş konusundaki yazımızın ayrıntılı yazımızın linkini atıyorum:
      https://islamdergisi.com/genel/allahin-arsa-istiva-etmesi/

  15. Merhaba rüyamda ben babam ve başka biri daha vardı yanimizda etrafı bıranda ile cevrili bir alana girdik yasakli bir alanmis gibi hissediyordum bu alanda kümelenmiş cesit cesit toprak vardi biz bir toprak türü arıyorduk babam gösterdi sarı beyaz gibi bir toprakti poşetlerimize doldurduk sonra ben birazini döktüm elimizdekilerle bir yere geçtik yanımızda kuranı kerim vardı rüyada o topladığımız toprakla ilgili bir süre varmış onu arıyorduk sureyi bulup bulmadigimizi hatirlamiyorum yorumlar misiniz teşekkürler

    1. Merhaba Dilek hanım. Rüya yorumu yapmadığımızı daha önce belirtmiştik rüya sayfamızda da büyük yazılar ile yazılıdır.

  16. Bir ay doğar ilk akşamdan geceden –neydem
    (2 geceden Şavkı vurur pencereden bacadan
    Dağlar kışımış yolcum üşümüş -perişanım ben
    Uykusuz mu kaldın dünkü geceden -neydem neydem geceden
    Uyan uyan yar sinene sar beni
    Dağlar harami (karanlık) açma yaramı –nasıl edem ben
    Aşılmaz dağlardan (yüce dağ başından)aşırdın beni
    Ey’ olmaz (tükenmez) dertlere düşürdün beni
    Dağlar kışımış yolcum üşümüş -perişanım ben
    Madem soysuz bende gönlün yoğudu –neydem
    (2 yoğudu Niye doğru yoldan şaşırdın beni
    Dağlar harami (karanlık) açma yaramı –nasıl edem ben
    Aşağıdan gelir eli boş değil
    Söylerim söylemez gönlüm boş değil
    Bir güzeli bir çirkine vermişler
    Baş yastığı kendisine eşdeğil

  17. Selamunaleykum hocam hayırlı akşamlar. Benim bir sorum var simdi yanlisim varsa duzeltin ama bazi insanlar dinle aşırı aşırı ilgilenip sonra sapıyorlar ya iste ben de öyle sapıtmaktan çok korkuyorum ne yapmam gerekir boyle her gun okuncak dua vs ?

    1. Aleykümselam Elif hanım.
      Elif hanım o söz konusu ettiğiniz din ile aşrı ilgilenip sonra sapıtan kimseler samimi müslüman değillerdir. Onlar dini dünyalık istek ve arzuları için kullanmak isteyen kimselerdir. Başlangıçta şu şu ibadetleri ve duaları yaparsanız istedikleriniz verilecektir diyenlere tabi olan kimselerdir.
      O denilen ibadet ve duaları yapıp da dünyalık istekleri verilmeyince dinden uzaklaşıp ebediyen helak oluyorlar.
      Farz olan ilimleri öğrenip yapmak, haram olan şeyleri öğrenip yapmamak her müslümanın dini vecibesidir. Siz de böyle yaparsanız dini yalnızca Allahu tealanın rızası için öğrenip yaşarsanız sizi Allah korur ve asla sapıtmazsınız.

Bir cevap yazın