Soru-Cevap

Aşağıdaki formu kullanarak sorularınızı iletebilirsiniz. Uygun görülürse bu sayfada yayınlanmaktadır. 

IslamDergisi.Com

DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

“Soru-Cevap” üzerine 21.434 yorum.

  1. Selamun aleyküm hocam. Hocam ben bu yolda yalnızım maalesef. Bir mürşide gitmek bir ihvan yoluna intisap edilebilir mi?

    1. Aleykümselam. Ehli sünnet olan yani dört mezhepten birine mensup bir tarikata bağlanabilirsin.

  2. Selamun Aleyküm Hocam.
    Yanılmıyorsam Hadislerde Putlara tapan müşriklerde vallahi gibi kelimeler kullandiği yazılı bunlar hem Allaha inanmio hem putlara tapıyorlar hemde Vallahi diyorlar Bu kısmı Açiklarmisiniz hocam?.

    2.Olarak Bu Bahsettiğim Şey Yani İnanmadiği halde Allah ismini anmak şu ayettede söz konusu olabilirmi yoksa bu ayettikler Allaha inaniyorlarmi denir.
    topladığı o kadınlara:) “Yusuf’un nefsinden murad almak istediğinizde sizin durumunuz neydi?” dedi. Onlar: “Allah için, haşa” dediler. “Biz ondan hiçbir kötülük görmedik.” Aziz (Vezir)in de karısı dedi ki: “İşte şu anda gerçek orta yere çıktı; onun nefsinden ben murad almak istemiştim. O ise gerçekten doğruyu söyleyenlerdendir.”

    1. Aleykümselam.
      Gelmiş geçmiş müşrikler ve Ebu Cehil ve diğer müşrikler Allahı inkar etmiyorlardı her şeyin yaratıcısının ancak Allah olduğunu biliyorlardı lakin putlara taparak Allah’a yaklaşacaklarına inanıyorlardı. O sebeple onlara müşrik denildi.
      Yemin ettikleri zamanda bazen Allahın ismini kullanıyorlardı.

    2. Anladim hocam Peki attiğim o ayetteki Kadinlarda Allah için haşa demisler ordaki kadinlarin hepsi Allaha inaniyorlarmı denir yoksa o müşriklsr gibi bi kullanimmi söz konusu

  3. Allah sizden razı olsun. Sizlerin vesilesiyle yavaş yavaş kendime geliyorum.
    Vehhabi selefilerin kabul etmedikleri türbelerde Allah’a dua etmek, ordaki evliyalara hürmet edip onları vesile kılabilir ve kandilleri gönül rahatlığıyla ihya edebilirim değil mi?
    Ayrıca bana soru sorarlarsa çevremdeki selefilere ne söylememi tavsiye ederseniz?

    1. Allah sizden de razı olsun kardeşim.
      Kabir ziyareti sünnettir. Evliların türbelerine de bu niyetle gidip ziyaret edebilirsiniz. Ancak onlardan bir şey istemek doğru değildir. Onların Allah katındaki değeri hürmetine Allah’tan istenmelidir.
      “Ya Rabbena, falan kulun hürmetine bu duamı kabul et” diye dua edilir. Hz Adem cennetten kovulduğunda Peygamberimizi vesile ederek duasının kabul olması gibi.
      Selefiyeciler sana soru sorarlarsa bize sor. Bizden aldığın cevapla onlara cevap ver.
      Sen onların her sorusuna cevap veremeyebilirsin.

  4. Hayırlı akşamlar hocam .. içimde sıkıntı oluşturan bir durum var sizinle paylaşmak istedim belki bir yol gösteririrsiniz bu kardeşinize .. 5 senelik evliyim 2 de evladım var .. evlendiğimizden beri kocamla kafa yapılarımız yüzünden anlaşamıyoruz ..kendisi herşeye çabuk sinirlenen kızan küsen birisi .. söyler yapar eder ben en ufak bir söz söyleyip ya da surat aştığımda kıyamet kopar .. son zamanlarda artık susuyor ve sabrediyorum ..en ufak şeylere sinirleniyor Benden şikayet ediyor ..en basitimçocuklar evde birleri kaybetse beni suçluyor küsüyor .. içime atmaktan daraldım artık.. Böyle bir eş imtihan olabilir mi ..sabretmek mi lazım bir yol gösterirseniz sevinirim ..Allah’a emanet olunuz..

    1. Hayırlı günler Hilal hanım. Dünyaya Allahı tanımak ve Ona kulluk yapmak için geldik. Bu sınavı kazanan ebediyen mutlu edilecek bir daha asla üzülmeyecektir. O sebeple bu dünya imtihan dünyasıdır.
      Bir şiir:
      Kalabalıkta Yalnızlıklardayız,
      Âhirette Değil Dünyadayız.
      Kime Kaldı bu Misafirhane?
      Unutmayalım ki, İmtihandayız.
      ***
      Hz Mevlana derki “Kusursuz dost arayan dostsuz kalır.”
      Bazen eşler birbirine kızar ayrılırlar her ikisi de başkası ile evlenir ama yinede huzur bulamazlar. “Yastık değiştirmekle kader değişmez” derler.
      Size tavsiyem, madem iki de çocuğunuz varmış Allah bağışlasın sabrediniz ve alttan alınız ve kocanızın her tavrına aldırmayınız. Hz Mevlana “İyilikle bakırlar bile altın olur der. Eşinizin hakkında bir an onun öz annesi olduğunuzu kabul ederek onun bu tavırlarına nasıl yaklaşmak gerektiğini düşünerek yaklaşınız. Belki psikolojik bir sıkıntısı vardır.
      Hatta mümkünse onu tedavi için bir uzmana götürünüz.
      Umarım siz kazanırsınız.

    2. Allah razı olsun teşekkür ederim tavsiyelerinize uymaya çalışacağım ..
      Hocam bir sorum daha var size .. hastalığa şükretmemek lazım diye duydum bir yerden .. bunun doğruluk payı var mı

    3. Rica ederim Allah sizden de razı olsun Hilal hanım.
      Hastalığa şu şekilde şükredilir. Ya Rabbi bunun daha beterine uğratmadığın için Sana şükürler olsun” denilir. Hastalığa sabretmekle emrolunduk şükretmekle değil.

  5. Allah razı olsun. Peki kendi mezhebim olan Hanefilik ile rahatlıkla amel edebilir miyim? Ayrıca ehli sünneti nasıl ve ne şekilde iyi öğrenebilirim?

    1. Aleykümselam Elif hanım.
      Müslüman ümitsiz ve karamsar olamaz. Allah’tan tam ümidi kesmek küfürdür İslamdan kopmak anlamına gelir.
      Allahu Teala buyurdu ki, “Elâ bizkrillâhi tetmeinnilkulûb”, mealen: (Gönüllerin, ruhların huzuru ancak Allahı zikir iledir) buyruldu.
      Allahı zikir evvela namazla olmalı. Beş vakit namazınızı vaktinde doğru olarak kılmalısınız. Tesettürlü değilseniz tesettüre girmelisiniz. Anne ve babanızı üzmemelisiniz. İnsanların arasında gereğinden fazla durmayınız. Evli iseniz eşinizin günah olmayan emirlerini Allah rızası için severek yapınız.
      Elfazı küfür sözlerden aslandan kaçar gibi kaçınız. Çünkü o sözle imanı bozar amelleri boşa çıkarır.
      Bunları öğrenmek isterseniz bunlar sitemizde vardır. Linkini buraya atıyorum mutlaka okuyunuz anlamadığınızı bize sorunuz.
      ***
      https://islamdergisi.com/genel/dinden-cikaran-sozler/

  6. Bilgi kaynağın yanlıştır. Doğrusunu öğrenmek istiyorsan İslami Kaynaklara bak…
    İkincisi, ayette “Ama bu yenilgilerinden sonra galip gelecekler.” buyrulması, Rumların o galibiyetten sonra bir daha yenilmeyecekleri anlamını çıkarmak ahmaklıktır. Farsların galibiyetinden sonra Rumların galib geleceğini bilmek ise mucizedir. Çünkü insan bir saniye sonrasını bilemez. Bizler tahmin ederiz ama tahminler her zaman doğru çıkmaz. Vahy olan bir kitabın mağlubiyetten sonra galibiyeti haber vermesi % 100 garantidir. Hangi insan böyle bir garantiyi verebilir?.

    Allahu Teala buyurdu ki(mealen):
    – “Rumlar yakın bir yerde mağlub oldular. Ama bu yenilgilerinden sonra galip gelecekler. Birkaç yıl içinde. Çünkü işleri karara bağlama yetkisi, başında da sonunda da Allah’a aittir. O gün, müminler de, Allah’ın verdiği zafer sayesinde sevinecekler. Allah dilediğini muzaffer kılar. Zira O, azîzdir, rahîmdir (mutlak galiptir, sınırsız merhamet ve ihsan sahibidir). Bu, Allah’ın vâdidir. Allah verdiği sözden caymaz, fakat insanların ekserisi bunu bilmezler.”(Rum, 30/2-5)
    Rumlar Yenildi.
    Peygamberimiz (asm)’in gönderildiği sıralarda Doğu Roma ile İran, batıda dünyanın en büyük iki devletiydiler. Hindli Süleyman Nedevî Efendinin Asr-ı Saadet tarihinde ifade ettiği üzere peygamberliğin beşinci, yani Milâdın 613. yıllarında bu iki komşu ve rakib devlet, birbirleriyle kanlı bir savaşa girişmişlerdi. İran, İkinci Hüsrev’in, Rum Hirakl’in hükmü altındaydı, sınırları Dicle ve Fırat nehirleri üzerinde birbiriyle birleşiyordu. Filistin, Suriye, Mısır ile Irak’ın bir bölümü ve küçük Asya (Anadolu) Rumlara tabi idi. İranlı’lar, Rumlara iki taraftan saldırdılar. Dicle ve Fırat üzerinde (ezreât ve Busrâ) mevkilerinden Suriye’ye, Azerbeycan ve Ermenistan tarafından küçük Asya’ya saldırdılar.
    İran orduları, Rum kuvvetlerini her iki cepheden geri atarak denize dökünceye kadar takip etmiş, Suriye’deki bütün mukaddes şehirleri zabtetmiş, Milâdın 614. yılında bütün Filistin’i ve Kudüs’ü ele geçirmişti. Bu istilâ sırasında bütün kiliseler yıkılmış, bütün dini binalar tahrib edilip kirletilmişti. İranlılara katılan yirmi altı bin Yahudi, altmış binden fazla Hristiyanı kılıçtan geçirmişlerdi. İran kisrasının sarayı, öldürülen otuz bin kişinin kafatası ile donatılmıştı.
    Bu istilâ tufanı, burada durmayarak Mısır’ı da basmış, Milâdın 616. yılında İranlı’lar bir taraftan Nil vadisini işgal ederek İskenderiye’ye ulaşmışlar, diğer taraftan bütün Anadolu’yu ele geçirerek İstanbl’un Boğaziçi sahillerine kadar gelmişler, Doğu Roma İmparotorluğu’nun başkenti olan Kostantıniye (İstanbul) şehrinin karşısında görünmüşler, saltanatlarını Irak, Suriye, Filistin, Mısır ve Anadolu’ya yaymışlardı. İranlılar, girdikleri her yerde ateşgedeler (Ateşe tapanların, ateş yaktıkları tapınaklar) meydana getiriyorlar ve böylece Hristiyanlığın çıktığı yerlerde ateşperestliği yayıyorlardı. Doğu Roma İmparatorluğu’nun bu yenilgisi karşısında kendisine tabi bulunan birçok vilâyetler isyan etmiş, Afrika’daki ülkeler, Avrupa tarafındaki vilâyetler, hatta İstanbul’a komşu şehirler, bu devletin egemenliğinden çıkmak istemişler ve çıkmışlardı. Kısaca Doğu Roma İmparatorluğu darmadağın olmuş, helâk olup yerlere serilmişti.
    Romalıların bu yengilgi haberi Mekke’ye ulaştığı zaman müşrikler sevinmiş ve Müslümanlara karşı onların yenilgisinden duydukları sevinci açığa vurmuşlar: “Siz ve Hristiyanlar kitap ehlisiniz, biz ve Fâris (İranlılar) ümmiyiz; bizim kardeşlerimiz, sizin kardeşlerinizi tepelediler. Biz de sizi tepeleriz.” demişlerdi. Bunun üzerine Hz. Muhammed (asm)’in bir mucizesi olmak üzere bu âyet inip buyuruldu ki: Gerçi Rumlar yenildi yerin en yakınında, Mekke toprağının, yani Arabistan’ın en yakınında; Şam’da yahut Rum başkentinin pek yakınında, yani Anadolu’da İstanbul civarında demek olabilir ki, ikisi de doğrudur. O sırada Rum İmparatorluğu öyle perişan olmuştu ki, iç isyanlarla devlet ihtilâle uğramış, ordusu dağılmış, hazinesi boşalmış, imparator Hirakl, İstanbul’u terkederek Kartaca’ya kaçmayı bile kurmuştu. İranlıların galip kumandanları, zaferin verdiği sarhoşlukla şu barışı teklif etmişler: İmparator, İranlılar tarafından istenecek her şeyi verecektir. Bu cümleden olarak bin yük altın, bin yük gümüş, bin yük ipek, bin at, bin kadın teslim edecektir. Rum İmparatorluğu, bütün bu aşağılayıcı şartları kabul etmiş, bu esaslar üzerinde barışı imzalayacak delegeler göndermişlerdi.
    Bu delegeler, İranlıların yanına vardıkları zaman Husrev, şu sözleri de söylemiş: “Bu yeterli değildir. Bizzat imparator Hirakl, karşıma zincirler içinde gelerek asılıp çarmıha gerilmiş olan ilâhına karşılık ateşe ve güneşe tapmalıdır.”
    İşte o yenilgi, böyle bir yenilgiydi. Böyle bir çöküş içinde Romalıların birkaç yıl zarfında canlanıp yeniden galip geleceklerine kesinlikle hüküm vermek şöyle dursun, ihtimal vemek bile normal olarak akılların havsalasına sığacak bir şey değildi.
    Fakat böyle bir zamanda Allah Teâlâ, Resulüne (asm) gayptan şu haberi bildiriyordu: Bununla birlikte onlar, bu yenilgilerinin ardından kesinlikle galip gelecekler. Hem uzak değil. Birkaç yıl içinde ki, “bıd” kelimesi üçten dokuza kadar olan bir sayıyı ifade eder, nitekim bu âyet inince Hz. Ebu Bekir (ra), o sevinen müşriklere şöyle demişti:
    “Allah, sizin gözlerinizi aydınlatmayacak, peygamberimiz haber verdi. Yemin ederim ki, Rumlar birkaç yıl içinde İranlılara mutlaka galip geleceklerdir.” Buna karşı Übeyy b. Halef:
    “Yalan söylüyorsun, haydi aramızda bir müddet tayin et, seninle bahse girelim.”
    dedi ve her iki taraf ta on deve üzerine bahse girişip, üç yıl müddet tayin ettiler. Ebu Bekir (ra), durumu Resulullah (asm)’a haber verdi. Resullullah (asm)
    “Bıd’, üçten dokuza kadardır, miktarı artır, müddeti uzat.”
    buyurdu. Bunun üzerine Ebu Bekir (ra) çıktı, Übeyy’e rast gelince o: “Galiba pişman oldun?” dedi. Ebu Bekir (ra) de:
    “Hayır, gel seninle bahsi artıralım, müddeti de uzatalım, haydi dokuz seneye kadar yüz deve yap.”dedi. O da:
    “Haydi yaptım.” dedi.
    Tirmizî’nin Sahih’inde rivayet ettiği üzere “Bedir” günü Rumlar, İranlılara galip geldiler, Ebu Bekir (ra) de onu (bahse konu develeri) Übeyy’in vârislerinden aldı, Peygamber (asm)’e götürdü. Peygamber (asm) de ona:”Bunu tasadduk et.” buyurdu.
    Önünden de sonundan da emir Allah’ın, yani Rumlar galip gelecekler diye ondan sonra emir ve irade, hüküm ve kumanda Rumların olacak zannedilmesin; onlar galip gelmezden önce emir, ne onların, ne İranlıların olmayıp Allah’ın olduğu gibi, onların galip gelmesinden sonra, yine Allah’ındır. O, önce onları mağlub ettiği gibi, sonra da eder. Hem de o gün, yani Rumların, İranlılara galip geleceği gün müminler sevinecek Allah’ın yardımıyla, yani ötede Rumlar, İranlılara galip gelirken aynı zamanda beriden Müslümanlar da Allah’ın yardımıyla müşriklere karşı zafer elde edecekler; yalnız Rumların galip gelmesiyle değil, Allah’ın özellikle kendilerini galip kılan yardımıyla sevinecekler. Müminlere bu şekilde vaad edilen bu yardım, bu sevinç, “Bedir” zaferidir. Nitekim Teberî Tefsiri’nde “O Bedir’de müminlerin , müşriklere galip gelmesidir.” demiştir.
    Gerçekten Tirmizî’nin rivayetine göre Rumların, İranlılara galip gelmesi”Bedir” günü olmuştur. Fakat galibiyetin geniş bir şekilde açıklanması, Hudeybiye sıralarında bilinebildiği ve Hz. Ebu Bekir (ra) de develeri Übeyy’in kendisinden değil, sonra vârislerinden aldığı için bazıları bu ferah gününü, Hudeybiye günü sanmışlardır. Hindli Süleyman Nedevî Efendi, Asr-ı Saadet tarihinde bunu şöyle tesbit etmiştir:
    “Resul-i Ekrem (asm)’in işareti gereğince, dokuz yıl sonra bu haber gerçekleşmiş ve onun gerçekleşmesi “Bedir” zaferinin elde edilmesine rastlamıştır.”
    Bazılarına göre bu haber, hicretin altıncı yılında Hudeybiye antlaşması esnasında gerçekleşmiştir. Fakat bu doğru değildir. Bu anlayış hatasının sebebi şudur: Sahihi Buhari’nin açıkladığına göre Hz. Peygamber (asm)’in Hirakl’e gönderdiği mektubu taşıyan elçi, Suriye’ye ulaştığı zaman Hirakl, zaferini kutluyordu. Bu elçi, Hudeybiye andlaşması sıralarında gönderildiği için birçokları Hirakl’in o sıralarda zafer kazandığını zannetmişlerdir. Habuki, Hirakl, zaferi çoktan kazanmış ve onu kutlamak için Suriye’ye gelmiş bulunuyordu. Roma takvimine göre Hz. Muhammed (asm)’in peygamberliği, 609 yılında meydana gelmiş, doğu Roma ile İran arasındaki düşmanlık, 610’da başlamış, 13-14 yılları savaş içinde geçmiş, 616’da, Romalılar yenilmişler, 622’de karşı harekete geçmişler, 623’de galibiyete başlayarak 625’te kesin zaferi elde etmişlerdir. Yenilginin başlangıcıyla galibiyetin başlangıcı arasında dokuz yıl geçmiş olduğu gibi, kesin yenilgi ile kesin galibiyet arasındaki müddet de dokuz yıldan ibaret bulunuyor.
    Peygamberimiz (asm)’in hicreti, peygamberliğin on üçüncü yılı olduğu için (623) hicretin ikinci yılına rastlamış olur ki, “Bedir” de o yıldır. Demek ki, Rumlar, yenilgilerinin yedinci, savaşın ikinci yılı galib gelmeye başlamışlar ve onlar galib gelmeye başladığı sıralarda Müslümanlar da “Bedir” günü müşriklere galib gelerek sevinmişlerdir. Bununla beraber savaş iki yıl daha devam etmiş, bu müddetle Rumlar, İranlıların işgal ettikleri bütün vilayetleri kurtararak düşmanlarını Dicle ve Fırat’ın gerilerine atmışlardır. Böylece tam dokuz yıl ve üç yıl sonunda kesin üstünlük tamam olarak”Birkaç yıl içinde galib gelecekler.” haberi her yönüyle gerçekleşmiştir.
    Şu halde bundan dokuz yıl önce, yani hicretten yedi yıl önce, peygamberliğin yedinci yılı Kur’ân, bu haberi verirken açıkça dokuz yıl da demeyip “Birkaç yıl” diye bir çeşit kapalılıkla ifade etmesinde de olaya uygunluk bakımından derin ve kapsamlı bir belağat ve geniş bir anlam varmış. Çünkü “bıd-ı sinin” (birkaç yıl) demekle hem galibiyet süresi olan üç yıla, hem yenilgi sonundan “Bedir”e rastlayan ilk galibiyete kadar olan yedi yıla, hem de kesin galibiyet süresi olan dokuz yıla uygun düşebilecek bir işaret vermiş bulunuyor ki, bunlardan birisi açıkça ifade edilseydi olayın bütün safhaları gösterilmiş olmaz ve dolayısıyla bu kapsamlı icaz tarzı bulunmazdı.
    Bir de bu açıklamadan asıl maksat, Rumların galibiyetinden çok, müminlerin ilâhî yardım ile sevinecekleri günün tarihini tesbit etmek olduğuna işaret edilmiş oluyor. Çünkü “birkaç yıl” kapalı olmakla beraber galibiyetin gerçekleşmesine bağlı olan “o gün” belirlidir. Bu bakımdan âyetin bu sevinç gününü gösteren mucizesi, Rumların galibiyetini haber veren mucizesinden daha şanlıdır.
    Böyle iken birçoklarının bundan habersiz olmaları ne kadar üzücüdür! Evet buyuruluyor ki:
    “Rumlar, yenilgilerinin arkasından birkaç yıl içinde galip gelecekler; önünde de sonunda da emir Allah’ındır. Onlar galib geldikleri sırada müminler de Allah’ın yardımıyla sevinecekler…”
    Bu nasıl olur demeyin. O kimi dilerse yardım eder, dilediğini muzaffer kılar. Yani O’nun yardımı sebeplere bağlı değil, sebepler O’nun iradesine bağlıdır. Dün İranlıları galib kılmış iken, yarın Rumları galib kılar. Bir de bakarsın hiç ümit edilmedik bir zamanda, tutar hiçbir kuvvetleri yok zannedilen müminleri hepsine karşı galib ve muzaffer kılar. Ve aziz O’dur. Rahîm O’dur. Hiç mağlup olma ihtimali bulunmayan izzet (güç, kuvvet)sahibi ancak O’dur. Tek rahmet edici olan da O’dur. Onun için de bir zaman olur, mağlubları galib kılar, müminleri sonunda zafere erdirir.

  7. Selamun aleykum.
    Allah razı olsun hocam, fakat yine eskiye dönmekten selefiliğe meyletmekten korkuyorum. Bunu nasıl yenerim?
    2. sorum ise; Mevlana, Yunus Emre, Cüneydi Bağdadi Hallacı Mansur gibi evliyalar hakkında çok ileri geri konuştum. Tövbe haricinde başka birşeyler yapılabilir mi?
    Allah razı olsun..

    1. Aleykümselam.
      Ferhat kardeşim, öncelikle Ehli sünneti iyi öğrenmelisiniz.
      İnsan iyi tanımadığı bir şeye nasıl sadık kalabilir ki?
      Mevlana, Yunus ve Cüneydi Bağdadi gibi mübarek velileri anlamak için onların yaşadıklarını yaşamak gerek.
      O büyük insanları o devrin insanları bile tam anlayamamış ki bu zamanın insanları onları nasıl
      anlayabilir ki?
      Selefiyecilerin arasına gitmezseniz, onların sitelerine girmez onların kitap ve dergilerini okumazsanız Allahu Teala sizi o sapkınlardan korur..
      Yoksa Allah korusun telafi edilemez zarara düşmekte var bu yolun sonunda…
      NOT:
      Selefiyeciler hakkında bilgi için sitemizde bulunan şu yazıyı okuyunuz.
      Linki tıkla:
      https://islamdergisi.com/fikih/mezhep-nedir-mezheplere-gerek-varmidir-nicin-4-mehep-vardir/

  8. Selamun aleykum.
    Sayın hocam, bana geçen zamanlarda çok çok yanıtlar verdiniz. Buna layık olamadık ve yeniden selefiliğe döndüm, ama yaptıklarımın yanlış olduğunu düşünüyorum.
    Hocam, şimdi sorularımı tek tek sormak istiyorum.
    1- Resulullah As’a ve evliyalara tevessü etmem caiz mi?
    2-Kandil geceleri ve bunlarla ilgili hadislerin uydurma olduğunu söylüyor selefiler. Bu konudaki rivayetlerin sıhhati sağlam mı?
    3-Geçmişlerimize Kuran okunmasıyla ilgili, bunun bid’at olduğunu ve böyle yaptığımda amellerimin boşa gidebileceği söyleniyor. Ben bu durum karşısında ne yapacağım?
    4-Allah’ın Kuran-ı kerimde yer alan arşa istiva ayetlerine binaen arşın üstünde gökte olduğunu söylüyorlar. Bunu inkar edenin kafir olacağını belirtiyorlar. Bu ayetleri nasıl anlamalıyım?

    Şimdilik bu kadar, hakkınızı helal edin. Özür dilerim ama artık ordan oraya savrulmaktan bıktım.
    Selamun aleykum.

    1. Aleykümselam Fatih kardeşim.
      Selefilik sapkın ve çıkmaz bir yoldur. O dalalet yolunu seçen ancak kendine yazık eder. Dünya hayatı çok kısadır. Akıllı olup doğruyu eğriden ayırmayıp nefis şeytanına uyanlar ebediyen hüsrana talip olmaktadır.
      Sorularınız ve Cevaplarınız:
      S:1- Resulullah As’a ve evliyalara tevessü etmem caiz mi?
      CEVAP:
      Maide/35 – “Ey inananlar, Allah’tan korkun, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.”
      Ayette de görüldüğü gibi Allah, İlahi rızaya vasıl olmak için “vesile arayın” buyurmaktadır.
      Selefiler der ki vesile Kurandır. Vesile Kuran ise Kuran da elimizde ise ki öyledir, o zaman Kuran elimizde olduğu halde neyi arayacağız?
      Demek vesile Kuran’ı anlamak için Rasulullaha ve alimlere gerek vardır.. Kuranı anlamadan da doğru amel edemeyiz. Kuran, zekatı ver namazı dosdoğru kıl der. Bu ancak Rasulullahın vesilesi ile mümkündür. Aksini iddia eden kafirdir.

      S.2-Kandil geceleri ve bunlarla ilgili hadislerin uydurma olduğunu söylüyor selefiler. Bu konudaki rivayetlerin sıhhati sağlam mı?
      CEVAP:
      Kadir Gecesi hakkında sure vardır. Mirac gecesi hakkında ayet var. Berat gecesi ve diğer geceler hakkındaki hadisler ise sahihtir. Sahih olduğuna dair elde kaynak ve kanıtları vardır. Sahih değil diyenlerin ise ne delilleri vardır nede kaynakları. Kafalarından uydurmaktadır.

      S.3-Geçmişlerimize Kuran okunmasıyla ilgili, bunun bid’at olduğunu ve böyle yaptığımda amellerimin boşa gidebileceği söyleniyor. Ben bu durum karşısında ne yapacağım?
      Peygamberimiz buyurdular ki :
      – “Ölenlerinize “Yasin Suresini okuyunuz.” (Hadis-i Ebû Dâvûd, Cenâiz 24)
      Bu hadis altı sahih hadis kitabından biridir.

      4-Allah’ın Kuran-ı kerimde yer alan arşa istiva ayetlerine binaen arşın üstünde gökte olduğunu söylüyorlar. Bunu inkar edenin kafir olacağını belirtiyorlar. Bu ayetleri nasıl anlamalıyım?

      CEVAP:
      Arş konusundaki yazımızın ayrıntılı yazımızın linkini atıyorum:
      https://islamdergisi.com/genel/allahin-arsa-istiva-etmesi/

  9. Merhaba rüyamda ben babam ve başka biri daha vardı yanimizda etrafı bıranda ile cevrili bir alana girdik yasakli bir alanmis gibi hissediyordum bu alanda kümelenmiş cesit cesit toprak vardi biz bir toprak türü arıyorduk babam gösterdi sarı beyaz gibi bir toprakti poşetlerimize doldurduk sonra ben birazini döktüm elimizdekilerle bir yere geçtik yanımızda kuranı kerim vardı rüyada o topladığımız toprakla ilgili bir süre varmış onu arıyorduk sureyi bulup bulmadigimizi hatirlamiyorum yorumlar misiniz teşekkürler

    1. Merhaba Dilek hanım. Rüya yorumu yapmadığımızı daha önce belirtmiştik rüya sayfamızda da büyük yazılar ile yazılıdır.

  10. Bir ay doğar ilk akşamdan geceden –neydem
    (2 geceden Şavkı vurur pencereden bacadan
    Dağlar kışımış yolcum üşümüş -perişanım ben
    Uykusuz mu kaldın dünkü geceden -neydem neydem geceden
    Uyan uyan yar sinene sar beni
    Dağlar harami (karanlık) açma yaramı –nasıl edem ben
    Aşılmaz dağlardan (yüce dağ başından)aşırdın beni
    Ey’ olmaz (tükenmez) dertlere düşürdün beni
    Dağlar kışımış yolcum üşümüş -perişanım ben
    Madem soysuz bende gönlün yoğudu –neydem
    (2 yoğudu Niye doğru yoldan şaşırdın beni
    Dağlar harami (karanlık) açma yaramı –nasıl edem ben
    Aşağıdan gelir eli boş değil
    Söylerim söylemez gönlüm boş değil
    Bir güzeli bir çirkine vermişler
    Baş yastığı kendisine eşdeğil

  11. Selamunaleykum hocam hayırlı akşamlar. Benim bir sorum var simdi yanlisim varsa duzeltin ama bazi insanlar dinle aşırı aşırı ilgilenip sonra sapıyorlar ya iste ben de öyle sapıtmaktan çok korkuyorum ne yapmam gerekir boyle her gun okuncak dua vs ?

    1. Aleykümselam Elif hanım.
      Elif hanım o söz konusu ettiğiniz din ile aşrı ilgilenip sonra sapıtan kimseler samimi müslüman değillerdir. Onlar dini dünyalık istek ve arzuları için kullanmak isteyen kimselerdir. Başlangıçta şu şu ibadetleri ve duaları yaparsanız istedikleriniz verilecektir diyenlere tabi olan kimselerdir.
      O denilen ibadet ve duaları yapıp da dünyalık istekleri verilmeyince dinden uzaklaşıp ebediyen helak oluyorlar.
      Farz olan ilimleri öğrenip yapmak, haram olan şeyleri öğrenip yapmamak her müslümanın dini vecibesidir. Siz de böyle yaparsanız dini yalnızca Allahu tealanın rızası için öğrenip yaşarsanız sizi Allah korur ve asla sapıtmazsınız.

  12. Selamun Aleyküm tarihle alakali soru sormak istiyorum bir dinsiz
    “Bu arada en önemli husus, semavi olduğu iddia edilen kitaplarda sanki Musa’nın doğduğu gün iktidarda olan firavun ile Musa ve Yahudilerin Mısır’dan çıkış anında tahtta oturan firavun aynı kişiymiş gibi bir intiba yaratilmiştir, halbuki araştırmamız gösteriyor ki bu bile gerçekçi bir bilgi değildir ” diyor ve o dönemde sanırım 1 değil birden fazla firavunun hüküm surduğunu söylüyor .
    Kurani Kerimde Firavunla alakali çok ayet var hz musanin bebekken nehirden alinmasi ve misirdan çikisa kadarki bu ayetlerde bu sürelerde Allah kaç firavundan bahsetmiştir hocam ayetlere bakip bunu kestirebilirmisiniz

    1. Aleykümselam kardeşim.
      Mısır krallarına Firavun denirdi.
      Allahu Teala şu ayetlerde Hz Musa’yı sarayında büyüten firavunla daha sonra tebliği için gittiği ve mücadele ettiği firavunun aynı kişi olduğunu gösterir.

      ŞUARA SURESİ Mealen:
      10 – Bir vakit de Rabbin, Musa’ya nida edip “Git o zalim kavme” dedi.

      11 – “Firavun kavmine, hâlâ sakınmayacaklar mı?”

      12 – (Musa) şöyle seslendi: “Ya Rab! Doğrusu ben korkarım ki beni yalancı sayarlar.”

      13 – “Ve göğsüm daralır, dilim dönmez, onun için Harun’a da elçilik ver.”

      14 – “Hem onların bana isnad ettikleri bir suç var. Ondan dolayı korkarım ki, hemen beni öldürürler.”
      Bu ayet, Hz Musa’yı çocukluğunda sarayında büyüten firavunla aynı tebliği için gittiği firavun’un aynı kişi olduğuna kanıttır. Zira Musa peygamber kaza ile kıptilerden birini öldürüp Mısırdan kaçmıştı.

      15 – (Allah): “Hayır hayır” buyurdu, “haydi ikiniz âyetlerimizle (mucizelerimizle) gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz. (Onları) işitiyoruz.”

      16 – “Haydin Firavun’a gidin de deyin ki: İnan biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.

      17 – İsrail oğullarını bizimle beraber gönder.”

      18 – “(Firavun) Â, dedi, biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yıllarını aramızda geçirmedin mi?”
      Bu ayette de Hz MusaYı büyüten firavunun daha sonra mücadele ettiği firavunla aynı kişi olduğunu gösterir.

      19 – “Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!”

      20 – Musa, “Ben, dedi, o işi o anda yaptım ki şaşkınlardandım.”

      21 – “Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı.”

    2. hocam işte bunlar diyorki hz musanin bebekligi ve misirdan çikişindaki firavun ayni degildir diyor..
      birisi 2.ramses digerini unuttum

    3. Biz elhamdülillah müslümanız. Biz kafirlerin ne değine değil Allah ve Rasülünün ne dediğine bakar ve ona değer veririz.
      Bak Kuran onları yalanlamaktadır şu mealdeki ayetle:
      – “(Firavun) Â, dedi, biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yıllarını aramızda geçirmedin mi?” (Şuara, Âyet:18)

      Bu ayet gayet açıkça belirtmektedir ki Hz Musa’nın çocukluğundaki firavunla peygamberliği dönemindeki firavun aynı kişi olduğudur.

      Başta Peygamberimiz olmak üzere Hz Musa ve diğer peygamberler o kafirlere onca mucize göstermelerine karşı onları inandıramamışken biz mi o kefereleri inandırabileceğiz?
      Siz onları inandıramazsınız. O sebeple kendi imanınızı kurtarmak için onların kitaplarını okumayınız onlarla tartışmayınız onlardan uzak durunuz.

    4. hocam bu sadece kafirlerin dediği bişi değil mesela sorularlaislamiyettede tarihsel bilgiler hz musa döneminde 2 farkli firavun olduğunu söylüyorlar 2.ramses ve onun halefi zaten islam ansiklopedisindede hz musa dönemine ait 2 firavundan bahseder.
      ben sadece kafirlere ait bilgiyi gelip size söylemem zaten islam sitelerininde kabul ettiği bişi bu.
      hal boyleyken kafirler ozaman Kuranda ne zaman tek firavunmus gibi bahsediliyor diyor ben bunu sordum.
      Ozaman sizin attiğin ayetleri şöyle anliyabiliriz ordaki 2.firavun yani hz.musayi küçükken alan firavundan sonra gelen firavun “seni alip büyüttük”derken ailesinin yaptiği şeyi kastediyor diyebiliriz ben boyle anladim.

    5. Değerli kardeşim o sözkonusu tarihi bilgiler Kur’an’la çelişmektedir. Onlar Kurana inansalardı size belirttiğim ayeti kerimeye inaırlardı. Kurana inanmadıkları için onlar müslüman değildir.
      İslam Ansiklopedisinde de öyle bir yanlış malumat yoktur. O haberler israiliyattır. Yani Yahudilerin uydurduğu tarihtir.
      Siz ayeti yanlış anlamışsınız ayetin manası gayet açıktır eğip bükmek mümkün değildir.
      – “(Firavun) Â, dedi, biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yıllarını aramızda geçirmedin mi?” (Şuara, Âyet:18)
      Çocuk firavun olsa “biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi?” demez, “ailem seni çocukken yanımıza alıp büyütmedi mi?” derdi. Kendisi küçük olan birisi başka bir çocuk için “biz seni büyütmedik mi” lafzını kullanmaz.
      Gerek Rehber Ansiklopedisinde ve gerekse Kısası Enbiya’da ve diğer Peygamberler Tarihi isimli eserde Hz Musa ile savaşan firavun 400 yıl yaşamıştır. Hz Musa’yı sarayında büyütmüş, daha sonra Hz MUsa kaza ile bir kıptiyi öldürdüğü için Firavun’un zulmünden çekinerek Mısır’ı terk etmiş yıllar sonra Allah’ın emri ile Firavun’a tebliğ için Mısır’a geri dönmüştür.

  13. Hocam bir tane tanıdıgım abla var. Eşine ve kendisine iftira atıldığını düşünüyorum. Fitneye sebebiyet vermekle suçlanıyorlar ama arada söz taşıyıcı birisi olayları farklı anlattıgı için bu duruma düştüler. Ve bu iftiraya ugrayan ablaya karşı benim çok güvendiğim dini noktada inandığım hassas oldugunu bildigim hocalar, alim kesim de karşı durumdalar. Yani atılan iftiraya inanmışlar ve bu ablayı dışladılar. Benim açıkçası kafam çok karıştı. Yani inandığım alimlere karşı kafam karıştı nasıl bi iftirayı derince araştırmadan inanıp bir insanı ve eşini dışlayabilirler. Çünkü bu alimler kaç kere sohbetlerini de dinledim hassasiyetlerini çok iyi biliyorum. Ben inandığım bu alimlere karşı hassasiyetimi yitirmek üzereyim. Ne yapmam lazım. Kimseye de anlatamıyorum çünkü ortalığı karıştırmak da istemiyorum. Birçok insan benim gibi ayrılıga düşebilir. Bu olaylar açıkçası tasavvufi bi ortamda gerçekleştigi için kafam çok karışık. Böyle giderse tasavvufu bırakmasam da inancım azalacak gün geçtikçe…

    1. Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun Gül hanım.
      Bir pire için yorgan yakılmaz deyimince sabırlı olunuz. Hocalarınız da hata yapabilir onlarda insandır. Ama onların bir meselede yanılmasından dolayı tasavvufa sırt çevrilmez. Tasavvuf, İslamiyetin batınıdır. Tasavvufsuz şeriat şekersiz baklava gibidir. Şeriatı kolay yaşamak için tasavvuf elzemdir.
      Arkadaşınızın meselesine gelince, o mevzuyu en doğru bilen Allahu Tealadır. Şeriat zahire bakar. Arkadaşınızın aleyhinde zahiri deliller varsa yapacak bir şey yoktur. Onun tövbe etmesini beklemeliyiz. Ama arkadaşınızın aleyhinde zahiri deliller olmadan ona suizan yapmak büyük günahtır, iftiradır.
      * Alim sandığınız kimseler delilsiz mesnetsiz bir kimseye iftira ediyorsa onlar alim değil zalimdir.
      * O durumda tasavvufu değil öyle yapan hocaları bırakmanız doğru olur.
      * O durumda Allah’tan korkan gerçek alimleri bulmanız gerekir.
      * İsim ve şöhret yapanlara değil İslamı ve Peygamber ahlakını yaşayanlara tabi olmak gerekir.

      * O durumda ve her durumda “Ben şeyhim, ben mürşidim” deyip insanları kendine çağıran cahillere değil,
      sana ve başkalarına Kuran ve Sünnet yolunu öğreten alimlere tabi olmanız gerekir.

  14. Selamun Aleyküm Kafire saygiyla alakali sorum var.
    Eski bir fenerbahceli futbolcu anlatiyor;Ortega diye dünyaca ünlü futbolcu geldi büyük topçu gidiodum ona çekirdek aliodum istediklerini aliodum adam futbolcu oldugumu bile sonradan anladi ona hizmet ediyordum felan diyo böyle gulerek anlatiyor.
    Şimdi bu Ortega o dönemin messisi gibi bisiydi hocam buda böyle ona heyecanlanmiş galiba sevgi heyecan karisimiyla onun mutlulugu icin afedersiniz amele gibi etrafinda dolaşmiş çekirdek kola felan şimdi bu kafire saygimi olur olursa hükmu nedir bu hikayeyi gülerek anlatiyor buna gülmenin hükmu nedir..

    1. Aleykümselam.
      Kafirin inancından dolayı onun inancı için saygı küfürdür. Küfre rıza küfürdür. Ama onun insani ilişkilerinde gösterdiği küfür ve haram olmayan işlerinden dolayı ikramda bulunmakta bir beis yoktur.

    2. Hocam ikram ama böyle büyuk futbolcuya gözüne girmek yağ cekmek için böyle bakkala koşuyomus felan bunu diyorum burda onu yuceltmek var ama futbolcugundan dolayi kafirligine degil

  15. Selamlar hocam yaş 25 her yere baş vuruyorum her yere numara adres bırakıyorum ama kimse işe alındınız demiyor ve çok kez kuralara giriyorum o kadar kişi giriyor ben giremiyorum ve artık gına geldi elimdede meslek yok ve bende bu durumdan üzgünüm pişmanım yaşta geçmiş geçiyor ortaokul olduğum için daha kötü bir türlü derslerde başarılı olamadım kafam almadı sanki hayat bana oynuyor haramlara helallere uyuyorum 5 vakiti kazasız eda ediyorum ama istediğim hiç bir şeyi almamak koyuyor ve umudum bitiyor her şeyi terk edesim geliyor ne yapacam hocam bazı işlerede giriyorum ama onlarda kalıcı değil yada mevsimlik çok sıkıldım

    1. Aleykümselam.
      Dünyada herkes birinin işinde çalışarak hayatını devam ettirmiyor. Herkes memur değil herkes bir fabrikada işçi değil. İnsanların birçoğu kendi işini yapıp çok da güzel geçimini sağlayabiliyor. Siz de karamsar olup ümitsizliğe kapılmayınız. Ümitsizlik şeytanın tuzağıdır.
      Ticaret yapınız. Rızkın onda dokuzu ticarettedir buyurdu Peygamber efendimiz. Bunun için en çok lazım olan sermaye değil cesarettir. Bu işi yaparken de az kazanınız ama asla doğruluktan ayrılmayınız. Çok kazanıp haram kazanmanıp asla berekti olmaz. Aksi halde dağ gibi şişersin balon gibi sönersin.
      Ufak bir sermaye ile başlayınız. İnşaallah işinizi çok büyütebilirsiniz.

  16. Bu kısımda küfür varmi?
    Kahpe dölün soyu
    Ele vermiş seni
    Nice yıllar boyu
    Kırmış kalbini
    Aynı yolun eri
    Çekemezmiş seni
    Gördüğünden beri
    Kırmış kalbini

    1. Kahpe dölün soyu derken onu yedi ile sınırlandırmazsan işin ucu Hz Adem’e daynır ki bu da küfür olur.

  17. Peki hocam bankanın bana verdiği faiz miktarını ben kendi hesabımda tutmasam bir ihtiyacı olan arkadaşım alsa o miktarı günaha girmiş olur muyum yoksa o arkadaşım mı günaha girer veya nasıl bir durum söz konusudur bu konuda ben faizi kendi parama karıştırmadığım durumda?

    1. Bankaya yatırdığın parana verilen faizi almayıp başkasına versen bile faiz günahına girersin.

Bir cevap yazın