Zikir Nedir?

36845783648

Ve men a’rada an zikrî fe inne lehu maîşeten danken ve nahşuruhu yevmel kıyâmeti a’mâ.” [ 20/TÂHÂ-124 ]

“Ve kim Benim zikrimden yüz çevirirse, o taktirde mutlaka onun için sıkıntılı bir geçim (hayat) vardır. Ve kıyâmet günü onu, kör olarak haşredeceğiz.”

EY CÂNIM, GÜN GELİR TOPRAĞA KONULURSUN…
ADIN DAHİ ANILMAZ, SEN DE UNUTULURSUN…
EY NEFSİM SEN, ALEMLERİ VAR EDENİ DÂİM AN,
UNUTMA, SEN DE ÖLÜMLÜ, ÂCİZ BİR KULSUN…
İnsanları ruh ve beden olarak yaratan Allah, ihtiyaçlarını da buna göre varetmiştir. Bugün insanlar, bedenlerinin ihtiyaçlarını elde etmek için gecesini gündüzüne katıp çalışmaktalar. Ama; “ruhun ihtiyacı nedir?” diye sorulsa, bunun cevabını verecek insan yok denecek kadar azdır. Aç bir kimsenin, su içerek açlığını gideremeyeceği gibi, bu onun açlığını büsbütün artıracaktır. Ruhunun açlığını hisseden insanlar bu açlığı bedenin ihtiyacı olan şeylerle gidermeye  çalışmaktalar. Bu ise, açık bir yaranın üzerine asit dökerek  onu iyileştireceğini  sanan kimsenin hali gibidir..
Tamamen maddeye odaklanan insanlar, ruhlarının derinliklerindeki boşluğu maddi haz ve zevklerle doldurmaya çalşmaktalar. Yurt içi, yurt dışı tatiller, son model arabalar, çorap değiştirir gibi sevgili değiştirmeler, lüks yatlar, villalar, pahalı içkiler, kumarlar, sapık cinsel ilişkiler, uyuşturucular ve nihayet intiharla biten bir serüven. Kur’an-ı Kerim’de, bu gibilerin durumu şu ayetlerle haber veriliyor. Et-tîn Suresi, mealen:  “And olsun  ki biz insanı en güzel yaratılış üzere yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik” Ancak, Allahu Teala iman edip salih amel işleyenler için şu müjdeyi veriyor; Et-tîn suresi mealen: “Ancak iman edip salih amel işleyenlere bitmez tükenmez nimetler vardır.” Bu nimetlerin bir kısmı bu dünyada verilir ki, bunu ancak, Allah’ın salih kulları idrak edebilirler. Bu nimetler ki, dünyanın zevklerinin hepsi bir tarafa,  Allah’ın rızasını kazanma zevki ve süruru bir tarafadır. İyi mü’min ile kötü kul için bir misal verirsek, durum daha iyi anlaşılacaktır.
İki kişi vardır ki, bunlardan biri çok zengin, diğeri çok fakirdir. İkisi de evli, ikisi de günde üç öğün yemek yiyorlar. Zengin olan kişinin parası da çok, malı da, ama sağlığı bozuk, aile düzeni yok, yediğinden zevk değil, acı duyuyor. Öldürülme korkusundan uykuları kaçmış. Öbür fakir adamın mutlu bir aile hayatı var, kimseye muhtaç değil, bu gün bulup bu gün yiyor, yarın için bir rızık endişesi de yok, düşmanları da yok. Yediklerinden de çok zevk alıyor. Dıştan bakanlar zengin adamı mutlu sanıyor ama, gerçek mutluluğu bu fakir adam tadıyor. Dış görünüşü bizi yanıltsa da, salih bir mü’min, dünyanın en mutlu insanıdır. Onun endişesi huzursuzluğu kendisi için değil, başka insanlar içindir. Allah’ın Rasulünün “Ümmetim, ümmetim” sözlerinin içinde bundan başka ne vardır.
Zikirle insanlar kötü duygularından nasıl uzaklaşır ve huzura erer, bunu birlikte müşahede edelim.
Yüce Allah Yâ Sîn Suresin 36. ayette :  “سبْحانالّذي خلق الازْواج كلّها ممّا تنبت الارْض و منْ انْفسهمْ و ممّا لا يعْلمون  ”  mealen: “O (Allah) ki, sübhandır. Onların hepsinden çiftler yaratmış, yerin bitirdiği mahsullerden de , kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri şeylerden de.”diye buyurarak, yarattığı şeyleri çiftler haline kıldığından ve daha bilmediğimiz nicelerini de, çiftler halinde yarattığından haber vermektedir. İşte bunun bariz bir örneği nefislerimizde ki sinir sistemlerinin de, sempatik ve para sempatik sinir sistemi olarak çift yaratılmasıdır. İnsanlar iyi olan güzel olan şeyleri hatırladığı zaman sempatik sinir sistemleri devreye girer ve bedenlerimiz mutluluk salgıları salgılamaya başlarlar ve mutlu oluruz. Sıkıntılarımız ya azalır veya tamamen yok olur. Uzun süre çocuğunu göremeyen annenin çocuğunu bağrına bastığı an, mahbubesinin iyi haberlerini alan mahbub gibi…  Fakat kötü olan şeyler hatırlandığında şahsın parasempatik sinir sistemi devreye girer ve vücut bu yönde olumsuz salgılar üretmeye başlar. Elimizde olan azıcık huzurumuz da yok olur gider. Allah’ı zikir de gönüllerin şifasıdır. Allahu Tealanın her bir isiminin kendine mahsus nurları bulunmaktadır. Ne sabunla ne deterjanla temizlenmesi mümkün olmayan gönüllerin manevi kirleri ancak Allah’ın isimlerinin nurları ile temizlenmesi mümkündür. Buna delilimiz Allahu Tealanın  Ra’d Suresinin 30. ayetinde ;”İyi biliniz ki kalbler ancak, Allah’ın anılması ile itminana(tam imana), huzura kavuşur.”buyurmasıdır.
İkinci binin mücedidi İmam-ı Rabbani Ahmedi Faruki Serhendî Hazretleri 1.c.166. mektubunda: “Allahu Teala Zümer suresinde 30. ayteinde “Sen elbette öleceksin! Onlar da elbette ölecekler!”buyuruyor. Bu kısa zamanda yapılması gerekli en önemli şey, çok zikir yaparak kalbi hastalıkdan kurtarmağı düşünmektir. Çabuk biten bu ömürde, Allahu tealayı hatırlayarak manevi hastalığa ilaç yapmayı en büyük görev bilmelidir.
Allahtan başkasına düşkün bir gönülden hiç hayır beklenirmi? ” ve 240. mektupta:” Hallerden ileri geçerek, halleri verene ulaşmak lazımdır… Orada cehil, anlayamamak, bilmemek vardır. Ondan sonra eğer marifet ihsan edilirse, çok büyük ni’met olur. Görülebilen anlaşabilen her şey bırakılır. Bu kesrette vahdeti görmekte olsa aynıdır. Çünki o vahdet hiç bir çoklukta görülemez. O görünen vahdetin kendisi değil benzeri, görüntüsüdür. Böyle olduğu zaman (Lâ ilâhe illalâh ) kelimesini çok söyleyiniz. Bu güzel kelimeyi o kadar çok söyleyiniz ki, hiç bir şeyi göremez ve bilemez olarak hayret ve bilgisizlik mertebesine yükseliniz. Hayret ve bilgisizlik mertebesine gelinmedikçe Fenâ hasıl olmaz. Fenâ hasıl olunca, bu yola ilk adım atılmış olnur.”
Allahu Teala Kur’an-ı Kerim’de:”Yâ eyyühellezîne âmenûzkürullâhe zikran kesîrâ“diye buyurur. Mealen:”Ey iman edenler Allah’ı çok anın.”diye emreder. Ve Bakara Suresi 152’de:    ”  فاذْكروني أذْكرْكم واشْكروالي ولآ تكْفرون   ” diye buyurur. Mealen:” O halde beni zikredin ki, bende sizi zikredeyim. Ve bana şükredin, beni inkar etmeyin.” diye buyurur.
SORU: Zikirin etkili olması için ne yapmak gereklidir?
İmamı Rabbani kuddise sirruh hazretleri 3. cilt 17. mektupta şöyle buyurur: “İmanı itikadı ehl-i sünnet akaidine göre düzelttikten ve şeriate uygun ameller yaptıktan sonra(haramlardan ve şüphelilerden uzak durdurarak) vakitleri zikr-i ilahi ile değerlendirmek lazımdır. Öyleki Allahu Tealayı hatırlamadan bir an bile geçirmemelidir. Vücut, eller, ayaklar dünya ile meşgulken kalb daima Allahu Teala ile olmalı, O’nu hatırlayarak,  zikrin  zevkine varılmalı. Bu devlet, büyüklerimizin gösterdiği yolda az zamanda hasıl olmaktadır. “
3. cilt 36. mektupta Büyük İmam zikirden şöyle söz eder: “Aklın peygamberlere kolay inanması, kalbte tam iman oluşması için en yakın yol, Allahu Tealayı zikretmektir. Yani, tam imana kavuşur. Düşünerek akıl ile ölçerek bu yüksek makama kavuşmak zor, hemde çok zordur.”
Öyle ise; “Zaman tarikat zamanı değil iman kurtarma zamanıdır” diyenlere;  “Zamanın, tarikat vesilesi ile iman kurtarma sebebi olmaktan hiç bir zaman çıkmadığını, Kur’an-ı Kerim’in Ra’d suresi 30. ayetini iyi anlamaları gerektiğini söylüyoruz .
Tarikat; Kur’an ve sünneti seniyyeye tabi olmak demektir.
Tarikat; Muhammed (s.a.v.) efendimizin yoludur. O’nun yolundan başka tarikat varsa o, şeytanın yoludur.
Tarikat; Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimizin hakikatını tanımak yoludur.
Tarikat; “mûtû entemûtû kable mûtû“Hadisi şerifinin sırrına ermektir. Mealen;”ölmeden önce ölüm ötesinin sırrına eriniz” ve : “Yeryüzünde yürüyen bir ölü(yani o sırra eren) görmek istiyorsanız, Ebû Kuhâfe’nin oğluna bakınız.(Ebu Bekir (Allah Ondan razı olsun)
İmamı Rabbani Hazretleri 2.cild 46. mektubunda :”Zikir demek kendini gafletten kurtarmak demektir. Gaflet demek Allah’ı unutmak demektir. Zikir yalnız Allah’ın adını tekrar tekrar söylemek değildir. Her ne şekilde olursa olsun, kendini gafletten kurtarmak zikirdir. O halde şeriatin gereklerini yerine getirmekte zikirdir. Şu vardır ki;  Allahu Tealanın isimleri ve sıfatları ile yapılan zikir çabuk tesir eder, sevgisini oluşturur ve çabuk ilerletir. Emirlere ve yasaklara uyularak yapılan zikir böyle değildir. İsim ve sıfatla yapılan zikir, şeriate uymakla hasıl olan zikre sebep olur. Tam muhabbeti elde etme de, isim ve sıfatla yapılan zikir lazımdır.
Allah’ın veli kullarından birine bir genç gelerek şöyle der:
-Efendim ben bir kıza aşık oldum. Onun ise bundan haberi yoktur. Ben bu sevdadan kurtulmak istiyorum ama bir türlü kurtulamıyorum, ne yapmalıyım?”der.
O veli zat der ki:
-“Seni bir odaya hapsetmem lazım. Tedavin bunu gerektiriyor”der.
Genç adam bunu kabul eder. Şeyh efendi genci bir odaya kapatır. Sadece gün de bir tas çorba ile sudan başka bir şey verdirmez. Başkaları ile görüşmesini de yasaklar. Yaşlı şeyh, giderken de  genç aşığa şunu telkin eder:
-“Uykun gelinceye kadar kızın adını anacaksın” der.
Üç gün sonra kız gelir kapıya:
– “Ey genç ben seninle evlenmek istiyorum” der . Genç adamın kalbinde o kıza ait hiç bir sevgi kalmadığı için olsa gerek, genç adam, kızın teklifini reddeder.
Bir süre sonra şeyh gelir ve durumu gençden öğrenir ve gence yönelerek :
– “Ey genç, sen üç gün boyunca kızın adını samimiyetle andın. Allah senin muhabbetini  o kızın gönlüne bıraktı da, kız ayağına kadar geldi. Şimdi sen Allah’ın adını samimiyetle anarsan,  Allah, hiç senin gönlüne kendi sevgisini vermezmi?” der.
Bunun üzerine o genç, Allah için, Allah’ın emir ve yasakları sınırı içinde o veliye teslim olur ve kısa zamanda Allah’ın veli kullarından birisi olur.

Biz bu dünyada hiç bilinmesekte
Cennetleri buradan görmesekte
Burada kör olanlar sanmasınlar
Mü’minlerin tekeri kalmaz tümsekte

Abdullah Bekir

DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

“Zikir Nedir?” üzerine 2 yorum.

  1. Selamun aleyküm. Ben tam olarak kendimde değilim. Duygularımı benliğimi kaybettim sanki. Akıl yürüyemiyorum. Yokluktayım sanki. Zikir çekip içime yönelmeliyim diye düşünüyorum. Bir öneriniz var mı.
    Benim bi sıkıntım var. Ben kendimde değilim sanki. Duygularımı kaybettim. Ölü gibiyim. Aklımı da kullanamıyorum. İçime dönmek istiyorum. Zikir çekmemi önerir misiniz. Ne yapmalıyım? Allah razı olsun.
    Zikir çekmemi önerir misiniz. Ya Allah zikri uygun mudur mesela.

    1. Günahlarına tövbe et, elfazı küfür ve ehli sünnet akaidini öğren, Peygamberimize çokça salavat getir, kelime-i tevhid zikrini çokça söyleyerek imanını yenile..

Bir cevap yazın