Dinler Arası Diyalog Mümkün mü?

Yazan: Bekir Abdullah… 26 Kasım 2011

Abdullah Bekir-Dinler arası diyalogDinler Arası Diyalog Nedir?

     “Dinlerarası diyalog, Papalığın II. Vatikan Konsili’nin 4. oturumunda kabul edilen, “Nostra Aetate” diye maruf Konsil metninde aktarılan ve 28 Ekim 1965’te Papa VI. Paul’un onayıyla ilan edilen, Papalığın 3. bin yıl hedefi olarak açıkladığı Asya’nın hristiyanlaştırılması projesi’nin bir yöntemidir. Papalığın “çağdaş hristiyanlaştırma ve misyonerlik usulü” dür. (1)

       Dinler Arası Diyalog’un savunucusu şöyle savunma yapmaktadır:
“Herkes kelime-i tevhidi esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmeli ve ıslah etmelidir. Hatta kelime-i tevhidin ikinci bölümünü, yani ‘Muhammed Allah’ın rasülüdür’ kısmını söylemeksizin sadece ilk kısmını ikrar eden kimselere rahmet ve merhamet bakışıyla bakmalıdır… ” ve; “Kelime-i Tevhidin; ‘Muhammed Allah’ın Rasülüdür’
kısmını söylemeksizin yalnız ; “Lâ ilâhe illallâh” kısmını ikrar eden kimselerin imanlarının kabul olacağını iddia ediyor. Bu iddialarının doğruluğunu  Araf Suresi 156. ayetinin son bölümünü makaslayarak iddia etmektedir. İşte ayetin makaslanmış meali:  “rahmetim de vardır, o ise her şeyi kaplamış ve kuşatmıştır.” (2)

    Mezkür ayeti kerimenin bütününü okuduğumuz zaman hiç de malum hocanın zikrettiği anlam çıkmamaktadır. İlgili ayette Allahu Teala buyuruyor ki, mealen:

-” Ve bize hem bu dünyada bir iyilik yaz, hem de ahirette. Biz gerçekten de tevbe edip senin hidayetine döndük.” Buyurdu ki, azabım var, onu dilediğime isabet ettiririm, rahmetim de vardır, o ise her şeyi kaplamış ve kuşatmıştır. Onu da özellikle korunanlara, zekatını verenlere ve âyetlerimize inananlara mahsus kılacağım.”  (Araf-156 )

        Bu ayette Allahu Teala; Rahmetim her şeyi kaplamıştır” buyurmaktadır. Ama bu rahmetin kimleri kapsadığı ise aynı ayetin bir sonraki bölümünde açıklanmaktadır. Çünkü ifade ancak o şekilde tamamlanmaktadır. İşte o ayetin açıklayıcı bölümü, melaen: “ Onu da özellikle takva sahiplerine (korunanlara), zekatını verenlere ve âyetlerimize inananlara özgü kılacağım.”     

       Görülüyor ki ayeti makaslayıp yarısına ayrı, diğer yarısına da başka anlam vermek ne kadar yanıltıcı olmaktadır.
Malum hocanın iddiası ise; Peygamber Efendimize inanmayıp Kur’an’ı kabul etmeyenlerin dahi rahmete ereceğini iddia etmesidir. Onun bu iddiası Kur’an’a muhalefettir.
Oysaki, Kur’an’ı inkar edip ona muhalefet edenlerin ne olacağı ayeti kerimede şöyle uyarılmaktadır, mealen;
– “İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar da cehennem ehlidirler. Orada ebedî olarak kalacaklardır.”
(Bakara-39)
Bir başka ayeti kerime de, mealen;
-“ Allah’a ve Rasulüne iman edin. Allah’a ve Allah’ın bütün kelâmlarına iman etmiş bulunan o ümmî peygambere, evet ona uyun ki, hidayete erebilesiniz.” (Araf-158) buyrulmaktadır.

      Bu ayette ise açıkça, Peygamber (s.a.v.) Efendimize tüm insanların iman etmesi emredilmektedir. Hidayet için bunun gerekli olduğu açıkça ifade edilmektedir. Dinler arası diyalogdan kast edilen ise tebliğ değil kafirlerle dostluk kurmaktır.  Oysaki kafirlerle dostluğu Allahu Teala haram kılmıştır. İslamdan taviz vererek ehli kitapla müşterek bir inançta birleşmekse, bunun asla Allah katında kabul görmeyeceği Kur’an ve Hadislerle sabittir. Allahu Teala buyuruyor ki, mealen;

 -“ İslâm’dan başka din arayan, bilsin ki, o din asla kabul edilmez.” (Âl-i İmran/ 85)
-“ Allah indinde hak din ancak İslâmdır.” (A. İmran 19)
-“ Deki, “Allah’a ve Peygambere itaat edin! Eğer itaat etmeyip yüz çevirirlerse o durumda, Allah elbette kafirleri sevmez.” (Ali İmran 32)

 PEYGAMBERİMİZ(s.a.v.) “Lâ ilâhe illallah” deyip,

“Muhammedun Rasulullah” DEMEYENİN İMANINI KABUL ETMEDİ:

Mekke’nin fethinde Peygamber(s.a.v.) efendimizin amcası Abbas(r.a.) hazretleri, o vakit henüz Müslüman olmamış olan Ebu Süfyan’la birlikte iki Kureyişliyi Rasulullah’ın çadırına getirdi. Peygamberimiz(s.a.v.) ile Ebu Süfyan arasında geçen bazı konuşmalardan sonra, Rasul-i Ekrem Ebu Süfyan’a ve yanındaki iki Kureyşliye, Allah’a ve Rasulüne iman etmeyi teklif ederek onlara:
– “ Lâ ilahe illallah Muhammedun Rasulullah” deyiniz, diye buyurdular.
Bunun üzerine Hakim ve Hudeyl isimli kişiler hemen söyleneni tekrarlayıp Müslüman oldular ancak; Ebu Süfyan, sadece; “La ilahe illallah” dedi ve sustu. Bunun üzerine Peygamber(s.a.v.) Efendimiz Ebu Süfyan’a, şehadetin ikinci kısmı olan; ”Muhammedun Rasulullah” demesini de istedi.
Ebu Süfyan:
– ” Ey Muhammed onunla ilgili kalbimde hala bir şüphe var “dedi.
Rasulullah bunun üzerine amcasına, onu çadırına götürmesini söyledi. Bu arada Abbas(r.a.) ile aralarında bazı konuşmalar geçince Abbas ona;
-”Yazıklar olsun sana iman et” diye telkinde bulununca, Ebu Süfyan şehadeti tamamlamak için tekrar Rasulullah’ın huzuruna çıktı ve Müslüman oldu.

Sadece bu haber bile Muhammedun Rasulullah’ı kabul etmeden imanın tam olmayacağını açıklamaya yeter de artar bile.

   

      Dinler Arası Diyalogu Savunan Şahsın Gerekçesi:    

“Diyalog, hem inançlar alanında yanlış anlamaları tashih, hem de evrensel barışı yakalamak için bir ihtiyaçtır. İnanç alanında yanlış anlama ve anlatmalara bir misal verecek olursak; Hıristiyan Dünyasında yerleştirilmeye çalışılan ve toplumların anlaşmasını önleme amacını güden çok zararlı bir önyargı vardır. Bu da, “Kâ’be’nin bir Arap panteonu (tapınağı) olduğunu, Araplar’ın İslâm’dan önce 360 puta taptıklarını, Resul-i Ekrem’in (s.a.s.) diğerlerini kaldırarak sadece en büyük bâtıl tanrıya -hâşâ- tapınmayı sürdürdüğünü, Allah denen bu en büyük bâtıl tanrının (hâşâ), Hıristiyanlarla müşterek olmadığını ileri süren meş’um ve son yıllarda özellikle îmal edilmiş önyargıdır. Özellikle kökeninde Hıristiyanlık da olmayan bazı Amerikan çevrelerinde yayılmaya çalışılan ve oradan da Avrupa’ya aktarılmaya uğraşılan bu görüşe Batı’da çok rastlanır. Diyaloğun birinci türü; inançlar alanında bu gibi kötü niyetli ön yargılar imajını önlemek
içindir.”     (3)
   

Diyalogu Savunanın Çelişkisi:     

      Diyalogu savunan kişi, yukarıdaki paragrafında, müslümanlar üzerindeki hırıstiyanların ön yargılarını kaldırmak için, dinler arası diyalogun gerekliliğini savunmaktadır. Ama aşağıdaki alıntı paragrafta ise, kendi sözleri ile çelişkiye düşmektedir:

“Diyalog görüşmelerinde: “Siz Hz. İsa’ya, Hz. Musa’ya inanıyorsunuz da Hz. Muhammed’e niye inanmıyorsunuz?” şeklinde bir soru yanlıştır. Çünkü diyalog görüşmeleri, bir bütünleşme toplantıları değil, diyalog toplantılarıdır. Yoksa böyle diyenler Müslüman olurdu. Evet, bu diyalog görüşmeleri Müslümanlar arasındaki sohbet değil, bu değişik din mensuplarının arasındaki bir diyalogdur. Bu birlikteliklerde, bazı konulara özellikle tarafların birbirini incitecek konulara hiç girilmemeli, aksine müştereklerde diyalog kurulmalı, müştereklerde bir arada olunmalıdır.”  (4) 

 

    Diyalogcu, “Siz Hz. Muhammed’e niçin inanmıyorsunuz” sorusunun yanlış olduğunu iddia ediyor. Bu iddia çok çirkin bir iddiadır ve küfür alametidir.. Hz. Muhammd’e inanmayı Allah emrediyor bu diyalogcu kim oluyor ki bunun yanlış olduğunu söyleyebiliyor. Diyalogu savunan şahsın amacı, ehli kitabı Rasulullah (aleyhisselam) Efendimize imana davet etmek değilse,  o halde onların çirkin ön yargılarını nasıl ve ne ile kaldıracak? Bu iddianın derin içeriği ılımlı islam sapkınlığı ile müslümanları yavaş yavaş hıristiyanlaştırmak projesi değil de nedir?      

Hıristiyan ve Yahudilerin Müslüman Olmamalarının Sebepleri:   

Ehl-i  kitab mensublarının müslüman olmamalarının altında yatan sebep, araştırıcı olamayıp atalarından ve papazlardan duydukları İslam inancında olmalarıdır. Bunlar, Müslüman olan hırıstiyan ve yahudiler gibi araştırıcı olsalardı, Müslüman olmamaları için hiç bir engel kalmazdı.
  

      Ehl-i Kitap ile Âmentüde İttifakımız Vardır İddiası:

     Bir gazeteci yazar 17.04.2000 tarihli yazısında şöyle bir iddiada bulunuyor:
-“Kelime-i tevhidi esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmeli ve ıslah etmelidir. Hatta kelime-i tevhidin ikinci bölümünü, yani ‘Muhammed Allah’ın rasûlüdür’ kısmını; “Üç dinden herhangi bir dine inanmak yeterlidir. Mühim olan kelime-i tevhid inancıdır. Hz. Muhammed’i kabul ve tasdik etmek ise şart olmayıp bir kemal mertebesidir” ve “Ehli kitap ile amentüde ittifak halindeyiz.” (5) 
diyor.  

     Yukarıdaki yazı ile gazeteci yazar, hırıstiyan ve Yahudilerin; “Lâ ilâhe illallâh” dedikleri takdirde Allah katında imanlı sayılacaklarını iddia etmektedir. Bu ifadenin doğru olmadığını, Kur’an-ı Kerim’in ayetleri ile açıklayacağız. Allahu Teala Kur’an-ı Kerim’de Maide Suresi 17. ayette buyuruyor ki, mealen:

  -“Yahudiler, Üzeyr’e, Hristiyanlar da Mesih’e(İsa’ya) Allah’ın oğlu dediler. Daha önceki kâfirlerin [“melekler Allah’ın kızlarıdır” diyenlerin] sözlerine benziyor. Allah onları kahredecektir! Nasıl da sapıtıyorlar.” [Tevbe 30]

     Allahu Teala Maide Suresi 72. ayeti kerimede buyuruyor ki, mealen:
–  “Yemin olsun ki “Meryem’in oğlu Mesih Allah’ın oğludur “diyenler kafir oldular.” diye buyurur. Bütün müslümanlarca da bilinmektedir ki hırıstiyanların dini inançları; baba(Allah), oğul(İsa) ve Ruhul-Kudüs teslis inancı olduğudur. Bir başka ayette mealen:
  “Allah üçün üçüncüsüdür” diyenler elbette kafir oldular. Halbuki bir tek ilahtan başka ilah yoktur. “ Maide / 73

     Gazeteci Yazar bu ayetlere rağmen tevhid inancından taviz vermeden, üçlü teslis şirk inancı üzere olan ehl-i kitaba, amentüde ittifakı nasıl kuracaktır? Diyalogcuların yapacakları hayırlı bir iş ancak; Hıristiyan ve Yahudileri İslam’a davet etmeleri, İslam’ı onlara tebliğ etmeleri ile olur. O zaman söylenecek bir söz elbette olamaz.  Alt satırda yazılı ayet mealinde Cenab-ı Hak, kitab ehli hırıstiyan ve yahudileri  tevhide davet etmektedir. Cenab-ı Rabbul-alemîn,  Al-i İmran/ 64. ayette buyurmaktadır ki, mealen:

-“ De ki: “Ey ehl-i kitab!  Sizinle bizim aramızda eşit bir kelimeye gelin. Şöyle ki; Allah’tan başka ma’bûd tanımayalım, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve bazımız bazımızı Allah’tan başka Rab edinmesin..” Eğer buna karşı yüz çevirirlerse, o vakit şöyle deyin: “Şahid olunuz ki biz, hakikaten Müslümanlarız.”     
Bu ayetlerde, Cenab- Hak Teala ehl-i kitabı tevhid ehl-i olmadığından dolayı, onları İslama davet etmektedir. Onlarla bizim ortak amentümüzün nasıl olacağını Cenab-ı Hak Teala Bakara Suresi 4. Ayette haber vermektedir. Mealen:
–   “O iman eden kimseler şunlardır ki; hem sana indirilene(Kur’an’a), hem senden önce indirilenlere iman ederler.” diye buyurur.
Bu ayetteki:  “Hem sana indirilene.. iman ederler ifadesi ile Allahu Teala Peygamber  (s.a.v.) efendimize ve O’na indirilene  inanmanın, imanın bir şartı olduğunu gayet açık bir ifade ile haber vermektedir.

      Ehl-i Kitap ile Amentüdeki Farkımız:

1- Hıristiyanlar “Allah gökte” derler ve öyle inanırlar, biz ise Allah’ı mekandan münezzeh biliriz.
2- Biz semavi kitapların hepsine inanırız, onlar, Kur’an’a inanmazlar.
3- Biz bütün peygamberlere inanırız, Yahudiler İsa’ya, Hıristiyanlar ise, Muhammed aleyhisselama inanmazlar.
4- Biz Allah birdir eşi ve benzeri yoktur diye inanırız.
5- Yahudiler “Üzeyir Allah’ın oğlu“, hıristiyanlar ise “İsa Allah’ın oğlu” diye inaırlar. O halde ehl-i kitap ile amentüde ittifak bunun neresindedir?

      Hadis-i şerifte buyuruldu ki, mealen;
  “ Bana iman etmeyen Yahudi ve Hıristiyan, mutlaka Cehenneme girecektir.” (Hakim)

      Görülmektedir ki, Diyalogu savunanların ortaya attığı fikirler İslâm dininin genel hükümlerine aykırıdır. İncil ve Tevrat’ın hükümleri Kur’an-ı kerimin gelmesiyle nesih olmuş, yürürlükten kalkmıştır. Kur’an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin bütün hükümleri kıyamete kadar geçerlidir. Bunların bazılarının tarihsel olduğu için yürürlükten kalktığını iddia etmek, Kur’an-ı kerime ve Allah indinde dinin İslam olduğuna inanmamak olur. Allahü teâlâ, kıyamete kadar değişmemek üzere İslamiyeti bütün insanlara din olarak göndermiştir.

      Diyalogu Savunanlardan Bir Başkasının İddiası:
“İslam’ın temel anlayışı, Allah’ın varlığı ve birliğine dayanır. Birliği konusunda değişik spekülasyonlar olsa da, varlığını kabul ettikten sonra, gerisi üzerinde fazla durmaz İslam. Hatta, Allah’ın varlığından da öte, Hz. Peygamber’i kabul etmeyenlere bile hoşgörülü davranır. Nitekim bir hadiste, ‘Allah’tan başka ilah yoktur diyenler cennete girecektir’ denilir. Bu hadisten dolayı İslam bilginleri Hıristiyanların, Yahudilerin, Zerdüştilerin, hatta Budist gibi herhangi bir şekilde bir tanrıya inananların cennete gireceklerini kabul ederler.”  (6)
Bu hususta  Bediüzzaman Saidi Nursi Hazretleri konuya şöyle değinir:
-“Muhammedün rasûlullah” demeden mücerret “Lâ ilâhe illallah” Cennet’e girmek için kâfî değildir .”    (7)      

     Diyalog savunucusu şöyle demektedir:
–  “Kur’ân-ı Kerim ayetlerinin emrettiği, Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ve O’ndan sonraki Müslümanların hayatlarında tatbik ettiği diğer din mensuplarıyla diyalog, bugünkü Müslümanların da yapması gereken önemli bir iştir. Dinler ararası diyalogda esas gaye, diyalogda bulunduğumuz kişilerin bizim dinimize geçmesi değildir. Onun için, diyaloğa girdiğimiz kimseler, bizim dinimize girmiyor diye diyalogdan uzak durulmaz. Çünkü, diyalog görüşmeleri neticesinde böyle bir şey olmasa bile, arada dostluğun oluşması da büyük bir kârdır.”      Diyalog savunucusu yukarıdaki cümlelerinde diyor ki: “Diyalogda esas gaye diyalogda bulunduğumuz kişilerin bizim dinimize geçmesi değildir.”  O zaman size sorarız, diyalogdan amacınız ne?  Diyalog savunucus amaçlarını şu cümleler ile belirtiyor: “diyalog görüşmeleri neticesinde böyle bir şey olmasa bile, arada dostluğun oluşması da büyük bir kârdır” diyor.

     Halbuki Allahu Teala Kur’an-ı Kerim’de iman edenlere, ehli kitabla dost olmayı  men etmektedir. Maide S. 51. ayette mealen:
 “Ey iman edenler yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin; onlar ancak birbirlerinin dostlarıdır. İçinizden her kim onları dost edinirse, şüphesiz onlardan olur. Şüphesiz Allah zalim bir kavmi hidayete erdirmez. “ diye, Allahu Teala haber vermesine rağmen, bu savunucu onlarla dostluk kurmayı adeta teşvik ediyor, hem de Kur’an’ın iman edenlere o hususta ne emrettiğine hiç bakmadan.

     Cenab-ı Hak bir başka ayette, mealen: (Maide / 55)
“Sizin dostunuz önce Allah, sonra Rasulü, sonra o mü’minlerdir ki onlar; namaza devam ederler ve boyun eğerek zekat verirler.”
diye haber vererek, iman edenleri uyarır.

     Diyalog savunucusunun: “diyalog da esas gaye, diyalog da bulunduğumuz kişilerin bizim dinimize geçmesi değildir.” demesi,  Allahu Tealanın şu ayeti ilede çelişmektedir. Al-i İmran /110. ayette mealen:

-” Siz, insanlar için en hayırlı bir ümmet olmak üzere çıkarıldınız ve iyiliği emreder kötülüğü yasaklarsınız ve Allah’a iman edersiniz. Ehl-i Kitabta iman etseydi elbette haklarında hayırlı olurdu. İçlerinden (Abdullah bin Selam ve ondan önce ve sonra iman eden ehli kitab  gibi)iman edenler varsada, çoğu dinden çıkmış fasıklardır.”  buyurulmaktadır.     Bu ayetlerden anlıyoruzki Ehl-i kitab mensublarına ancak tebliğ maksadı ile yaklaşmamız uygun düşer. Onlara tebliğ yapılmayacaksa, onlarla dinimizin kapsamı içerisinde bir dostluğumuz söz konusu olamaz. Ülkeler arası ekonomik ilişkiler ve devletler arası barış ilişkilerini sürdürmeyi bundan ayrı tutmaktayız. Zira Allahın Rasulü de, müşriklerle barış anlaşması yapmıştır. Konu dinler arası diyalog olunca, durum farklı bir mecraya gitmektedir.
Dinler Arası Diyalogu Savunanların Bir Başka Çelişkisi:
“Bazen hisler, hevesler fikir suretine girer ve bizleri aldatabilirler. Onun için her düşünce ve fikrimizi, önce mihenge vurup değerlendirmemiz, sonra tatbike sunmamız icab eder. Bizim için mihenk bellidir.. evet mihenk, Kitap’tır, Sünnet’tir ve cumhûr-u ulemânın dedikleridir.”
Burada sünnete ve Kur’an’a uyulması gerektiği söylenirken aşağıda daha farklı şeyler söyleyerek çelişkiye düşüyorlar.
“Ahirette kurtuluş için Hz.Muhammed’e (s.a.v) inanmak gerekmez. Kelime-i Tevhid’in ikinci rüknü olan Muhammedun Rasûlullah “ bölümü bir kemal mertebesidir, cennete girmek için bunu dille söyleyip, kalble iman etmeğe gerek yoktur” derler. (Fasıldan Fasıla).

     Ayrıca sözde bir ilahiyatçı şu ayete dayanarak ehli kitabın cennete gireceğini yazıyor:
– Şüphe yok ki, iman edenler, yahudiler, hıristiyanlar ve sabiîler, bunlardan her kim Allah’a ve ahiret gününe gerçekten iman eder ve salih amel işlerse elbette Rabbleri katında bunların ecirleri vardır, bunlara bir korku yoktur, bunlar mahzun da olacak değillerdir. (Bakara- 62) Allahu Teala bir kimsenin: “Muhammedun Rasulullah” inancını kabul etmeden cennete giremeyeceğini  Bakara Suresi 285. ayetinde de haber vermektedir. –“ O Peygamber ve Mü’minler Peygamberin kendisine Rablerinden  indirilene iman ettiler.  Hepside Allah’a, meleklerine, kitablarına ve Peygamberlerine iman etmektedirler. “ (Bakara Suresi Ayet: 285)

     Bu ayetler ve imanla ilgili diğer ayetlerde de  belirtildiği üzere cenab-ı Allah, bizlerin nasıl iman etmesi gerektiğini bildirmektedir. Ehl-i kitab diye anılan yuahudiler Hz.İsa’yı peygamber olarak tanımaz ve iman etmezler. Hırıstiyanlarda Peygamber (s.a.v.) efendimizi ve O’na indirilen Kur’an’ı kabul etmezler.  Halbuki bir kimsenin iman etmiş olması için Allahu Teala: “Peygamber ve müminlerin, Rablerinden Peygamberin kendisine indirilene, yani Kur’an’a, Allah’a, meleklerine, kitablarına ve peygamberlerin tamamına inanması gerektiğini”   Kur’an-ı kerimde geçen ayetlerle gayet açık  olarak beyan etmektedir. İslam dışında din arayanlara deriz ki; Allah (c.c.) İslam dışında hiç bir dini asla kabul etmemektedir. İşte buna dair Kur’an-ı Kerimden bir ayet. Mealen:  -“Her kim de İslam dışında bir din ararsa, o kimseden bu, asla kabul edilmeyecektir ve o kimse, ahirette kaybedenlerden olacaktır.” (A.İmran/ 85)

     Peygamber (s.a.v.) efendimiz bu hususta şu hadisi şeriflerini beyan etmektedir. Mealen: – “ Sizlerden hiç biriniz, benim getirdiklerimin tamamına iman etmedikçe müslüman olmuş sayılmaz.” (Kütüb-ü Sitte)

     İmam-ı Rabbani Müceddi-i Elf-i Sâni (kaddesallahu sirrahulakdes) hazretlerinin 1.cild 157. mektubundan: – “Ey mesud kardeşim! Bize ve size herşeyden önce lazım olan inancı, kitaba ve sünnete uygun olarak düzeltmektir. Sırat-ı müstekım alimlerinin (Ashab-ı Kiram ve Müctehid Alimler) Kur’an’dan ve hadis-i şeriflerden anladıklarına ve bildirdiklerine uygun olarak i’tikad etmek lazımdır.  Çünkü kitabtan ve sünnetden bizim ve sizin anladıklarımızın bir kıymeti yoktur. Bizim Kur’an’dan ve hadis-i şeriflerden  anladıklarımız, Sırat- Müstekım Alimlerinin  beyan ettiklerinin doğrultusunda  ise  ancak bir kıymete sahibdir. Çünki her bid’at sahibi (dinde reformcu) ve sapık zümreler, bilgilerini ve sapıkca işlerini Kur’an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden çıkardıklarını söylerler.

     Şeytanların hilelerinden biriside şudur ki; şeytanlar veya onların adamları, kötülükleri iyilikler arasına katarak, insanları Allah’ın yolundan çıkarmaya çalışırlar. Tıpkı zehri sunan kimsenin, ballı baklava ile zehri takdim etmesi gibi. Bataklıkta boğulmakta olanları kurtarmak için bataklığa girilmez. Zira, kurtarmak isterken beraber batanların durumuna düşmek vardır. O kimseler illa birilerini kurtarmak isterlerse, onlara İslam’ı tebliğ ederler.
Dinler Arası Diyalog, Türkiye’nin işgal planı ve Müslümanları adım adım Hıristiyanlaştırma projesidir.  

Vesselam.

 

 

Kaynaklar:

(1)- Dinlerarası diyalog, Papalığın II. Vatikan Konsili’nin 4. oturumunda kabul edilen, “Nostra Aetate” diye maruf Konsil metninde aktarılan ve 28 Ekim 1965’te Papa VI. Paul’un onayıyla ilan edilen, “Papalığın 3. bin yıl hedefi olarak açıkladığı Asya’nın hristiyanlaştırılması projesi’nin bir yöntemidir. Papalığın “çağdaş hristiyanlaştırma ve misyonerlik usulü” dür.

John W. O’Malley, “Reform, Historical Conciousness And Vatikan li’s Aggiornamento, Theological studies, 1971 xxx11/4; M. Raukanen, The catholic Doctrin of Non-Christian Religions According to the Second Vatikan Council, New york 1992, 35; The Second Vatikan Council, Nostra Aetate, 1-4)

(2) (Küresel Barışa Doğru – S.131)

(3)-Yrd. Dç. A. Emr Ökm   06.03.2003 : “… Herkes kelime-i tevhidi esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmeli ve ıslah etmelidir. Hatta kelime-i tevhidin ikinci bölümünü, yani ‘Muhammed Allah’ın rasûlüdür’ kısmını söylemeksizin sadece ilk kısmını ikrar eden kimselere rahmet ve merhamet bakışıyla bakmalıdır. Zira, hadislere göre, kıyamet günü Allah’ın sonsuz rahmeti öyle bir tecelli edecek ki şeytan bile umuda kapılacak ve bu rahmetten istifade edip edemeyeceğini merak edecek. Böylesine âlicenap bir merhamet karşısında, bizim cimrilik etmemiz ve bu cimriliği temsil etmemiz tasavvur edilemez. Hem sonra bunun bizimle alâkası ne? Hükümranlık O’nun, hazine O’nun, hepsi O’nun kulları… Öyleyse herkes haddi aşmaktan sakınmalıdır.”

Fasıldan Fasıla kitabında: “Herkes kelime-i tevhidi esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmeli ve ıslah etmelidir. Hatta kelime-i tevhidin ikinci bölümünü, yani ‘Muhammed Allah’ın resülüdür’ kısmını söylemeksizin sadece ilk kısmını ikrar eden kimselere rahmet ve merhamet bakışıyla bakmalıdır… “ (Kürse Bar Dğr – S.131)

Malum Hocanın “Fasıldan Fasıla” kitabından alınmış olan bu paragraf, bir Katolik din adamı tarafından fotokopi ile çoğaltılarak, Müslüman dostlarına -tıpkı kendi cemaatinden kimselere dinî resimler dağıtır gibi- dağıtılmıştır. Bu paragraf, dinlerarası diyalog konusunda en aktif rol oynayan hareketin kalkış noktasını özetlemektedir.

(4)-  Bakınız; John W. O’Malley, “Reform, Historical Conciousness And Vatikan li’s Aggiornamento, Theological studies, 1971 xxx11/4; M. Raukanen, The catholic Doctrin of Non-Christian Religions According to the Second Vatikan Council, New york 1992, 35; The Second Vatikan Council, Nostra Aetate, 1-4)

(5)- N. Ö. Kültürlerarası Diyalog Sempozyumu, İst.
Büyük Şehir Belediyesi, 7-8 Mart 1998, İst., s.163-164

(6)- Bknz. Gazeteci yazar; A.Ş.  Z. G. 17.4.2000 tarihli makale.

(7)- (İlahiyatçı Prof.B.K.)

(8)- 26. Mektub, 5. Mesele

 

 

 

DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

“Dinler Arası Diyalog Mümkün mü?” üzerine 18 yorum.

    1. Benim sizin gibi ehli sünnet akidelerine inananlara bir sözüm yoktur. Sizin hocanızla da ve hatta cemaatinizle de şahsi hiç bir meselem yoktur. Ancak biz hocanızdan malum kitabında yazdığı mezkür satırları tekzib eden bir yazı ve o kitabı toplatmasını çok bekledik ancak hayal kırıklığına uğradık.
      Allah’a emanet olunuz vesselam.

    2. Linklerinizin bazılarını inceledim kimileri çok eski tarihli kimileri ise kendi içinde çelişmektedir. Örneğin Fasıldan Fasıla Kitabının bir bölümünde :
      “Bazen hisler, hevesler fikir suretine girer ve bizleri aldatabilirler. Onun için her düşünce ve fikrimizi, önce mihenge vurup değerlendirmemiz, sonra tatbike sunmamız icab eder. Bizim için mihenk bellidir.. evet mihenk, Kitap’tır, Sünnet’tir ve cumhûr-u ulemânın dedikleridir.” (Fasıldan Fasıla)
      Sünnete ve Kur’an’a uyulması gerektiğini söylenirken, aynı şahsın (Kürse Barışa Doğru – S.131)
      kitabında daha farklı bir söylem ile çok büyük bir çelişkiye düşülmektedir. Örnek :
      “Herkes kelime-i tevhidi esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmeli ve ıslah etmelidir. Hatta kelime-i tevhidin ikinci bölümünü, yani ‘Muhammed Allah’ın resülüdür’ kısmını söylemeksizin sadece ilk kısmını ikrar eden kimselere rahmet ve merhamet bakışıyla bakmalıdır… “
      (Kürse Barışa Doğru – S.131)
      Bir başka yerde malum hocaya bağlı bir ilahiyatçı profesör şöyle der:
      “Ahirette kurtuluş için Hz.Muhammed’e (s.a.v) inanmak gerekmez. Kelime-i Tevhid’in ikinci rüknü olan Muhammedun Rasûlullah “ bölümü bir kemal mertebesidir, cennete girmek için bunu dille söyleyip, kalble iman etmeğe gerek yoktur.” derler. Ayrıca sözde bu ilahiyatçı şu ayete dayanarak ehli kitabın cennete gireceğini yazıyor:
      – “Şüphe yok ki, iman edenler, yahudiler, hıristiyanlar ve sabiîler, bunlardan her kim Allah’a ve ahiret gününe gerçekten iman eder ve salih amel işlerse elbette Rabbleri katında bunların ecirleri vardır, bunlara bir korku yoktur, bunlar mahzun da olacak değillerdir.” (Bakara- 62)

      Halbuki Allahu Teala bir kimsenin: “Muhammedun Rasulullah” inancını kabul etmeden cennete giremeyeceğini Bakara Suresi 285. ayetinde de haber vermektedir.
      -“ O Peygamber ve Mü’minler Peygamberin kendisine Rablerinden indirilene iman ettiler. Hepside Allah’a, meleklerine, kitablarına ve Peygamberlerine iman etmektedirler. “ (Bakara Suresi Ayet: 285)

  1. O değil de hakkaten ben de şimdi baktım da “Hz Muhammed’e inanmak iman şartı olmayıp bir kemal mertebesidir.” gibi bir cümle zaman arşivinde yok… Diğer meseleler konuşulur yine ama… Söylemediği halde söylemiş gibi mi gösterilmiş yani? Yoksa gazete arşivinden o kısım çıkarılmış mı? Mahsus kasıtlı silindi mi yoksa iftira mı? Ben kendim okumuştum diye hatırlıyorum ama… Hani nerde o söz? İman şartı olmayıp kemal şartıdır diye bi yerde gördünüz mü hani hiç? Hakkaten merakla cevap bekliyorum. O kadar kafama takıldı ki gidip milli kütüphanenin süreli yayınlarından bu tarihli zaman gazetesini bulmaya mı gitsem acaba diye düşündüm…

    1. Zaman Gazetesine değil hocanızın yazdığı Fasıldan Fasıla kitabına bakınız. Onun 131. sahifesinde 155 ve 156 sahifelerine bakınız:
      “Fasıldan Fasıla kitabında: “Herkes kelime-i tevhidi esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmeli ve ıslah etmelidir. Hatta kelime-i tevhidin ikinci bölümünü, yani ‘Muhammed Allah’ın resülüdür’ kısmını söylemeksizin sadece ilk kısmını ikrar eden kimselere rahmet ve merhamet bakışıyla bakmalıdır… “ (Kürse Bar Dğr – S.131)”
      Bunları görmediniz mi yoksa taktik mi yapıyorsunuz? Sanırım gazete okumaktan kitap okumaya zaman bulamadınız galiba?

  2. Bay Ali Ufuk..! Siz ne kadar peşin hükümlü, saygısız ve haset bir kimsesiniz.
    Bir insan önce yazılanları okur sonra hüküm verir. Tabi o zeka ve anlayışa sahipse..?
    Siz bu hakaretinizle İmamı Maturidi hazretleri ve diğer ehli sünnet ulemasına hakaret etmekte olduğunuzun farkında mısınız..? Şunu bil ki, bize atfettiğin o hükümler ve fetvaların temeli onların içtihadına dayanmaktadır. O içtihatlarda Kur’an ve Sünnete dayanmaktadır.
    Siz Kur’an’a mı karşısınız, Sünnet mi..?
    Siz nasla (KUR’AN ve SÜNNET ) sabit bir harama helal diyene, Kur’an ve Hadislerle sabit bir emri inkar edene, Allah’ı noksan sıfatla yad edene, Peygamberlerden bazılarını kabul etmeyenlere halen Müslüman diyorsanız, siz de Müslüman değilsiniz..!

  3. Valla admin kardeş gayet açıklayıcı olmuş, ayrıca GAYB beyin ithamlarına/sorularına verdiğiniz cevaplarda gayet makuldur. Çalışmalarınızın devamını bekliyorum. Allah (C. C) yardımcınız olsun

  4. Geri bildirim: Kur'an'da Mezhep Var mıdır? Niçin Dört Mezhep? | İslam Dergisi

  5. Papalık Kur’an’ı ve Peygamberimizi kabul etse zaten müslüman olmuş demektir-diyaloğa ne gerek var? AMAÇ zaten diyalogla onları kabul etmelerini sağlamak.Yazımızda da bunu anlatmaya çalışıyoruz. Ama siz ısrarla onlar şunu kabul ediyormu-buna inanıyorlarmı diye tekrarlayıp duruyorsunuz.

    “Şimdi amentüye inanıpta i’itikadi konulara “teferruat deyip” es geçmek ağacın gövdesine dokunmayıp köklerini kesmeğe benzer ki, bu da iman ağacının kurutulması demektir.” demişsiniz.Allah aşkına yazımızın hangi yerinde itikadi konulara teferrruat demişiz.
    Kafanızda sabit bir fikir oluşmuş, Okuduğunuz halde anlamamakta ısrar ediyorsunuz.

    Ayrıca ilk yorumumda aşağıdaki ifadelerin ,bahsettiğiniz 17.4.2000 tarihli bir gazeteden
    aldığınızı söylemiştiniz:

    -”Kelime-i tevhidi esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmeli ve ıslah etmelidir. Hatta kelime-i tevhidin ikinci bölümünü, yani ‘Muhammed Allah’ın rasûlüdür’ kısmını; “Üç dinden herhangi bir dine inanmak yeterlidir. Mühim olan kelime-i tevhid inancıdır. Hz. Muhammed’i kabul ve tasdik etmek ise şart olmayıp bir kemal mertebesidir” ve “Ehli kitap ile amentüde ittifak halindeyiz.”diyorlar. )” demiştiniz ,ben de böyle bir ifadenin o yazı da olmadığını belirtmiştim.Neden insanların söylediği sözleri-kelimeleri değiştirerek,çarpıtarak insanlara naklediyorsunuz?

    Diyaloğa karşı olanlar nedense hep aynı şeyi yapıyorlar.İnsanların aslında söylemediği ya da kastetmediği şeyleri onlar söylemiş ya da kastetmiş gibi aktarıyorlar.Bu günahtır.

    Neyse bu karşılıklı tartışmadan bir sonuç çıkmayacağa benziyor.

    Lütfen önyargılarınızı bir yana bırakın,inanın ömrünüz yeterse 3 -5 sene sonra bu diyaloğun İslam adına nasıl meyveler vereceğini göreceksiniz.(Şimdilerde vermeye başladı bile)
    İslamı tebliğ,Efendimiz in adının güneşin doğup battığı her yere ulaşması adına kim hangi cemaat,şahıs(buna siz de dahilsiniz) bir şeyler yapıyorsa Allah hepsinden ebeden razı olsun.

    Selam ve dua ile…

    1. Sayın Garb Bey, sizin böyle bazı olumlu şeyler yazmanız düşüncelerimizle uyuşmasa da iyi niyetli olmanıza binaen bizi sevindirdi. Ancak bizim de bu mevzularda bazı şüphelerimiz var. Sizin alttaki söylemleriniz ile daha alt satıra alıntı yaptığımız diyologcu bir yazarın yazısı çelişmektedir. Sizin şu yazınız bizce olumlu olmasına rağmen Dinler Arası Diyalog konusunda etkin şahısların olumlu bir yazısına rastlamadık. Sizin yukarıdaki yorumunuzdan bir alıntı:
      “Papalık Kur’an’ı ve Peygamberimizi kabul etse zaten müslüman olmuş demektir-diyaloğa ne gerek var? AMAÇ zaten diyalogla onları kabul etmelerini sağlamak.Yazımızda da bunu anlatmaya çalışıyoruz. Ama siz ısrarla onlar şunu kabul ediyormu-buna inanıyorlarmı diye tekrarlayıp duruyorsunuz.”
      Sayın Garp Bey. Siz böyle olumlu şeyler yazarken bu konuda etkin kimselerden müsbet hiç bir şey duyup işitmiyoruz. Bakınız bir diyologçu prof. hiçte sizin dediğiniz gibi söylemiyor.
      Örnek :
      “Diyalog görüşmelerinde: “Siz Hz. İsa’ya, Hz. Musa’ya inanıyorsunuz da Hz. Muhammed’e niye inanmıyorsunuz?” şeklinde bir soru yanlıştır. Çünkü diyalog görüşmeleri, bir bütünleşme toplantıları değil, diyalog toplantılarıdır. Yoksa böyle diyenler Müslüman olurdu. Evet, bu diyalog görüşmeleri Müslümanlar arasındaki sohbet değil, bu değişik din mensuplarının arasındaki bir diyalogdur. Bu birlikteliklerde, bazı konulara özellikle tarafların birbirini incitecek konulara hiç girilmemeli, aksine müştereklerde diyalog kurulmalı, müştereklerde bir arada olunmalıdır.” (N. Ö. Kültürlerarası Diyalog Sempozyumu, İst. Büyük Şehir Belediyesi, 7-8 Mart 1998, İst., s.163-164)

      Kelime-i Tevhidin ikinci bölümü konusunda menfi yazılara dair bizim elimizdeki delillerin asılsız olduğunu isbat etmeniz gerekir.( (1)-Yard. Doç. A. Emre Öktem 06.03.2003 ”… Herkes kelime-i tevhidi esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmeli ve ıslah etmelidir. Hatta kelime-i tevhidin ikinci bölümünü, yani ‘Muhammed Allah’ın rasûlüdür’ kısmını söylemeksizin sadece ilk kısmını ikrar eden kimselere rahmet ve merhamet bakışıyla bakmalıdır. Zira, hadislere göre, kıyamet günü Allah’ın sonsuz rahmeti öyle bir tecelli edecek ki şeytan bile umuda kapılacak ve bu rahmetten istifade edip edemeyeceğini merak edecek. Böylesine âlicenap bir merhamet karşısında, bizim cimrilik etmemiz ve bu cimriliği temsil etmemiz tasavvur edilemez. Hem sonra bunun bizimle alâkası ne? Hükümranlık O’nun, hazine O’nun, hepsi O’nun kulları… Öyleyse herkes haddi aşmaktan sakınmalıdır.”

      F. G.’in bir kitabından (Fasıldan Fasıla) alınmış olan bu paragraf, bir Katolik din adamı tarafından fotokopi ile çoğaltılarak, Müslüman dostlarına -tıpkı kendi cemaatinden kimselere dinî resimler dağıtır gibi- dağıtılmıştır. Bu paragraf, dinlerarası diyalog konusunda en aktif rol oynayan F…….cı hareketin kalkış noktasını özetlemektedir.)
      Siz ise ısrarla uydurduğumuzu söylüyor fakat isbat edemiyorsunuz.
      Biliniz ki bizim, Dinler Arası Diyologtaki maksatı; İslamı tebliğ olan şahıslara karşı hiç bir sui niyetimiz yoktur. Bizim karşı çıktığımız Diyalog, Ehl-i Kitap ile kurulacak diyalog neticesinde İslam’dan taviz vermektir. Kaldı ki biz bunları birilerini karalamak niyeti ile de yazmıyoruz. Bunlar sadece Allah rızası için bir uyarı niteliğinde yazılan sözlerdir…
      Bizim amacımız kimseye çamur atmak değildir. Allah için İslamın doğru olarak yayılmasına kim hizmet ediyorsa, bize düşen yazılarımızla da olsa o kimselere destek olmaktır.
      Selam ve dua ile.

  6. Aslında bu yazısında ki gayet makul ve doğru tesbitlere rağmen,Bardağın sürekli boş kısmını görmeye alışmış bazı Yazarların yanlış anlaşılmalarını bertaraf etmek için,değerli Hocamız yine Zaman Gazetesinde 15.03.2005 tarihli Köşe yazısında konuyu daha net bir şekilde açmıştır:

    “Bakara Suresi ayet 4’te,müminler tarif edilirken,“Hem Kur’an’a,hem de Kur’an’dan önceki İlahi kitaplara iman ederler.” diye tarif ediliyor.

    Bu sebeple biz müminler de hem Kur’an’a,hem de Kur’an’dan önceki İlahi kitaplara iman ediyor,onları tebliğ eden tüm peygamberleri de tasdik ediyoruz. Çünkü o peygamberlerin tebliğ ettikleri kitaplarda tüm insanlığın değişmeyen doğruları vardır. Bu değişmeyen doğrular:“Allah’a iman,peygamberlere iman,meleklere iman,öldükten sonra tekrar dirilerek ahirette hesap vermeye iman.” Bunlar semavi kitapların ittifak ettikleri bir bakıma amentüleridir….

    Bizler de bu amentüde müttefikiz. “Ehli kitapla Amentüde ittifakımız var.” derken de bu değişmeyen doğruları saymıştım geçmişteki bir yazımda. Çünkü biz de Allah’a,peygamberlere,meleklere,ahirete iman ediyoruz. Yani ehli kitapla bu değişmez doğrularda ittifak ediyoruz. Ancak ehli kitabın bazılarının bu doğruları tarif ve tavsif ederken yanlışa düştüklerini de görüyor,Allah’a babalık,peygambere de oğulluk ve krallık sıfatını isnat etmeleri gibi yanılgılarına da şahit oluyoruz. Onlardan bazılarının bu gibi yanlış tarif ve tavsiflerinin doğrusunu anlatma görevi de yine bize düşüyor. Uzaktan seyirci kalma yerine yaklaşıp kendi doğrularımızı anlatma imkanı aramamız icap ediyor. Bunun için de diyaloğa,konuşmaya ihtiyaç oluyor. Zaten atasözünde,“İnsanlar konuşa konuşa anlaşırlar,hayvanlar da vuruşa vuruşa uzaklaşırlar.” deniyor. Bizler konuşa konuşa anlatmayı tercih ediyoruz,vuruşa vuruşa uzaklaşmayı hizmet telakki etmiyoruz. “Siz konuşa konuşa bir şey anlatamazsınız! ” diyenlere de “Siz de konuşmaya konuşmaya bir şey anlatın öyle ise…” diyerek kendi mantıklarıyla baş başa bırakıyor,”

    SONUÇ:
    Muhterem Ahmet Şahin Hocamız,

    1-) Hz.Adem’den günümüze gelen tüm peygamber ve Kitablara İman noktasında Ehl-i Kitab ile Amnetüde bir birlikteliğe vurgu yapmaktadır,ki bu Kur’anın bir emridir!

    2-) Bu İttifakın,günümüz Tahrif olmuş Hz.İsa (AS) mı Allah’ın oğlu kabul eden Hıristiyanlık veya yine tahrif olmuş yahudilik ile değil,Asılları ile olduğunu beyan etmiştir! Dolaysıyla bundada itiraz edilecek bir husus yoktur!

    3-) Ayrıca,Amentüde İttifakımız olduğunu beyan ederken,bu hususu vesile yapıp,Allah’ın sıfatlarında yanlışa düşen Ehl-i Kitab ile bir konuşma zemini oluşturduklarını ve bunu başardıklarını yazının devamında görmekteyiz.

    Tüm bu açık ve nezih yaklaşımlara rağmen,“Amnetüde ittifakımız var “ ifadedesinden sanki günümüz tahrif uğramış Ehl-i Kitab ile bir ittifak şeklinde anlamak,en hafif tabiri ile Anlayış Kıtlığı ile telif etmek mümkün olabilir!

    2.İfade şayet “Hak dinler arası Diyalog” olsaydı,o zaman buna itiraz mümkün olabilir ve bu ifadenin dinen uygunsuzluğundan bahsedilebilinirdi.

    Ancak,İslam Fıkhında “Dinler” denince,3 şekilde bir tasnif söz konusu olmaktadır:

    1-) Hak din,semavi din (İslam)

    2-) Aslı bozulmuş dinler (Hırsitiyanlık,Yahudilik gibi asılları semavi olmakla beraber günümüzda tahrif olmuş dinler)

    3-) Batıl dinler (asılları itibariyle de semavi olmayan Budism,Mecusilik gibi dinler)

    Dolaysıyla “Dinlerarası Diyalog” tabiri ile “Allah katında tek din İslamdir” Hakikatı birbiri ile çelişmemektedir. “Okullar arası yarışma” ifadesi ile nasıl ki okul mensubları arası bir yarış kastediliyor ise,aynen dinlerarası diyalog tabiri ile din müntesibleri arası bir diyalog kast dilmektedir. Hakdin İslam ile diğer dinler arası diyalog,hem Kur’anın hemde Efendimiz (SAV) min bir emri olduğu unutulmamalıdır.

    AMENTÜDE İTTİFAKIZ AMA İTİKADDA İTTİFAK DEĞİLİZ.

    Ehli kitapla itikadda elbette ittifak diye birşey yok. Ama amentü de ittifakız…

    Bunu anlamak için amentü ile itikadı ayırabilmecek bilgiye sahip olmak gerekir.

    İTİKAD:Kişinin Allah,insan,hayat ve kâinat hakkındaki anlayışlarını kapsayan,olaylara bakış tarzını belirleyen düşüncesine denir.

    AMENTÜ:Âmentü billâhi ve melâiketihi ve kütübihî ve rusulihî ve’l-yevmi’l-âhiri ve bi’lkaderi hayrihî ve şerrihî mine’llâhi teâlâ”. Amentünün Türkçe karşılığı şöyledir:”Ben,Allah’a,meleklerine,kitaplarına,peygamberlerine,ahiret gününe ve kadere,hayır ve şer her şeyin Allah’ın yaratmasıyla olduğuna inandım.”

    Şimdi tut kolundan bir hristiyanı getir ve sor…

    Allah a inanıyorum sen de inanıyormusun?,Evet

    Meleklere inanıyorum sen de inanıyormusun?,Evet

    Kutsal kitaplara inanıyorum sen de inanıyormusun?,Evet

    Peygamberlere inanıyorum sen de inanıyormusun?,Evet

    Ahiret gününe ve kadere inanıyorum sen de inanıyormusun?,Evet

    Hayır ve şerrin Allah tan geldiğine inanıyorum sen de

    inanıyormusun?,Evet

    Bunların hepsi amentü ile ilgili sorular. Ama bir ateisti getirsen hepsine Hayır diyecekti…. Demekki ateistin amentüsü ile bizimki farklı.

    Şimdi diyeceksin ki onlar Allah a inanıyor ama bizim gibi inanmaz. Meleklere inanıyor ama bizim gibi inanmaz. Kutsal kitaplara inanıyor,Peygamberlere v.s. senin gibi inanmaz.

    Bunlar amentünün konusu değil,bunlar itikadın konusuna girer. Amentüde sadece inanç esaslarını söylüyor ama nasıl inanacağını itikad belirliyor. yani Allah ın evlad edinme meselesi Allah a inanmanın ötesindeki bir mevzudur.

    Elbette onlarla amentüde ittifak içinde olmamız ne onların hak din üzerinde olduğu anlamına gelir ne de ehli necat yani kurtulan zümreden olduğu anlamına gelir. Onlarla amentüde ittifak içinde olmamız itikadı konuları konuşup kabul ettirebilmek için bize kapı açar. Ancak bir ateiste tebliğde bulunmak için önce amentü konularından başlamanız gerekir,ancak ehli kitaba tebliğde bulunurken bir adım önden başlarsınız. Yani Ehli kitaba Allah ı,melekleri,kitapları,kaderi,peygamberlerin varlığını kabul ettirmek zorunda değilsiniz.

    Sanırım anlaşılmıştır.

    1. Garp Bey diyorsunuz ki,” Bakara Suresi ayet 4’te,müminler tarif edilirken,“Hem Kur’an’a,hem de Kur’an’dan önceki İlahi kitaplara iman ederler.” diye tarif ediliyor. Bu sebeple biz müminler de hem Kur’an’a,hem de Kur’an’dan önceki İlahi kitaplara iman ediyor,onları tebliğ eden tüm peygamberleri de tasdik ediyoruz.”

      Bizim inancımıza göre Adem peygambere kadar tüm peygamberleri ve getirdikleri dini kabul şarttır. Ancak sorun bu değil. Sorun, onların bizim amentümüzü kabul etmemesidir. Amentü de ittifakımız var dediğiniz Papalık Kur’an’ı ve peygamberimiz Muhammed aleyhisselamı kabul ediyor mu?
      Cevap tabi ki hayır. Zira bu konu amnetünün 4. Maddesidir.
      İsa’ya Allah’ın oğlu dedikleri ayetle sabit. İşte ayetin meali:
      -”Yahudiler, Üzeyir’e, Hristiyanlar da İsa’ya Allah’ın oğlu dediler. Daha önceki kâfirlerin “melekler Allah’ın kızlarıdır” diyenlerin sözlerine benziyor. Allah onları kahredecektir! Nasıl da sapıtıyorlar.” [Tevbe/30]

      Amentünün 1. Maddesinde de onlarla mutabık değiliz. Zira sadece Allah’a inandım demek yetmez. Allah Ehad’tir, Es-Samed’tir, doğmamış ve doğrulmamıştır (Bak: İhlas Suresi). Bu teferruat değil asıldır. Mekkeli müşriklerde Allah’a inanıyorlardı. Ama şirk koşuyorlardı.
      Meleklere kadın olarak inanan hıristiyanlarla amnetünün 2. Maddesinde de mutabık değiliz. Kur’an’a Muhammed’in uydurması diyen hıristiyan ve Yahudilerle amentünün 4. Maddesinde de mutabık olmadığımız 1400 yıldır malumdur. Geriye 5 ve 6. Madde mi kaldı? Görülüyor ki onlarla amnetüde mutabık değilmişiz.
      Amentü ve İtikadı ayırmanız doğru değildir. Bunların ikiside eş anlamlıdır. Siz; “İTİKAD: Kişinin Allah, insan, hayat ve kâinat hakkındaki anlayışlarını kapsayan, olaylara bakış tarzını belirleyen düşüncesine denir.” diyorsunuz. Bu doğru değil o yorum sizlere aittir… Ehli Sünnet alimlerince ittifaken kabul edilen kavram şudur:
      Amnetü icmali imandır, itikadi konular ise tafsili imandır.
      Amentünün Arapça fiil çekimi; “ amene, amente, amentü (inandı, inandın, inandım), İkincisinin Arapça fiil çekimi ise; i’tikade, i’tikadte, i’tikadtü (inandı, inandın, inandım).
      İ’TİKAT: Peygamber Efendimizin Allahu Teala katından getirdiği dini gönülden tasik etmeye denir. (DİN-İ TERİMLER ANSİKLOPEDİSİ 1.Cilt 257. Shf.)

      Şimdi amentüye inanıpta i’itikadi konulara “teferruat deyip” es geçmek ağacın gövdesine dokunmayıp köklerini kesmeğe benzer ki, bu da iman ağacının kurutulması demektir.
      Kaldı ki Hıristiyan ve Yahudilerle amentü de de mutabık olmadığımızı yukarıda belittik.
      Dinler Arası Diyalog’dan kasdınız İslamı tebliğ ise biz de varız. Ama İslamdan taviz vererek Hıristiyan ve Yahudileri kazanmak ve onlara daha yakın olmak düşüncesine asla katılamayız.
      Allahu Teala buyurdu ki:
      “Biz ona hidayet yolunu gösterdik. İster şükredici olsun, ister nankör.” (İnsan suresi, ayet 3).”

    2. Burada dikkatimi çeken bir şey oldu,daha önce bu yazıyı ve yorumları okumuştum,yazının sonunda yer alan yorumlardan son ikisi silinmiş,neden acaba?

    3. Sayın Mevlüt Bey, konu üzerindeki hassasiyetiniz bizi gayet memnun etmiştir.
      O iki yorumu silmedim bilakis gizlemiştim. Sebebine gelince; o an işlerimin yoğunluğu sebebiyle karşı tarafın gönderdiği yorumuna cevaben yazdığım yorumu eksik bulduğumdan, bilahare tamamlayıp ondan sonra yayınlamak niyeti ile gizlemiştim. Bize hatırlattığınız için teşekkür ederim..
      Allah’a emanet olunuz.

  7. O 17.4.2000 tarihli yazıyı okudum,hiç de sizin dediğiniz gibi ifadeler içermiyor, uydurup uydurup yazmışsınız amacınız nedir anlayamadım?
    “Zaten dikkatlice bakıldığında görülecektir ki ehl-i kitapla temel noktalarda birlikteyiz. Daha meşhur ifadesiyle amentüde ittifakımız vardır. Çünkü Allah’ın gönderdiği kitapların hemen hepsinde tekrarlanan amentüdür: Allah birdir. Peygamberler haktır. Melekler vardır. Kitaplar gönderilmiştir. Ahiret vardır. Ölen insanlar bir gün dirilecek, yaptıkları iyiliklerin mükafatını, kötülüklerin de mücazatını göreceklerdir.

    Bu temel noktalar bir amentüden başkası değildir ve biz ehl-i kitapla bu amentüde müttefikiz. Garip olan şudur ki ittifak ettiğimiz amentüyü öne geçirmiyor da ihtilaf ettiğimiz teferruatı ileri sürüp mutlak küfre karşı dayanışmamıza engel olarak görüyoruz. Halbuki temelde ittifak varken teferruattaki ihtilaflara takılıp kalmak makul değildir. Burada Kur’an’ın bir ayetini hatırlamak yerinde olsa gerektir: (Mealen.)

    – Ey ehl-i kitap! Geliniz ittifak ettiğiniz amentüde buluşunuz.

    1. Garb Bey, yazdığınız talihsiz yazının cevabı yazdığımız “Dinler Arası Diyalog Mümkün mü?” isimli yazımızda vardır. Ama sizler bu hususta önyargılı olduğunuz sürece gerçekleri asla göremezsiniz.
      Garp Bey. Siz, “17.4.2000 tarihli yazıyı okudum, hiç de sizin dediğiniz gibi ifadeler içermiyor, uydurup uydurup yazmışsınız.” diyorsunuz. Ben bir şey uydurmadım işte sizin okumadan geçtiğiniz belgelerim:

      “Dinlerarası diyalog, Papalığın II. Vatikan Konsili’nin 4. oturumunda kabul edilen, “Nostra Aetate” diye maruf Konsil metninde aktarılan ve 28 Ekim 1965’te Papa VI. Paul’un onayıyla ilan edilen, “Papalığın 3. bin yıl hedefi olarak açıkladığı Asya’nın hristiyanlaştırılması projesi’nin bir yöntemidir. Papalığın “çağdaş hristiyanlaştırma ve misyonerlik usulü” dür.
      ( Bakınız; John W. O’Malley, “Reform, Historical Conciousness And Vatikan li’s Aggiornamento, Theological studies, 1971 xxx11/4; M. Raukanen, The catholic Doctrin of Non-Christian Religions According to the Second Vatikan Council, New york 1992, 35; The Second Vatikan Council, Nostra Aetate, 1-4)”
      Siz “amnetüde ittifakımız var” diyorsunuz, bu doğru değildir. Allahu Teala Maide Suresi 17. ayeti kerimede mealen:
      – “Yemin olsun ki “Meryem’in oğlu Mesih Allah’ın oğludur “diyenler kafir oldular.”diye buyurur.
      Bütün müslümanlarca da bilinmektedir ki hırıstiyanların dini inançları; baba(Allah), oğul(İsa) ve Ruhul-kudüs teslis inancı olduğudur.
      Allahu Teala:
      – “De ki(ey Muhammed); ey insanlar! Ben sizin hepinize Allah’ın Rasulüyüm. O Allah ki, göklerin ve yerin bütün mülkü O’nundur. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Öldüren de, dirilten de O’dur. Bundan dolayı gelin, Allah’a ve Rasulü Muhammed’e iman edin. Allah’a ve Allah’ın bütün kelâmlarına iman etmiş bulunan o ümmî peygambere, evet ona uyun ki, hidayete erebilesiniz.” (Araf-158) buyurmaktadır.

      Allah, bu ayette açıkça; “Allah’a ve Rasulü Muhammed’e iman edin.” buyurarak Peygamber Efendimize tüm insanların iman etmesini emretmektedir. Hidayet için bunun gerekli olduğu açıkça ifade edilmektedir.
      Siz, Hıristiyan ve Yahudilerin Peygamber Efendimize 1400 yıldır yaptıkları düşmanlıkları nasıl görmemezlikten gelirsiniz? Onların Rasulullah’a nasıl iftira ettiklerine ve Kur’an’ı nasıl inkar ettiklerine nasıl sağır kalabilirsiniz?
      Yoksa siz bu dünyada yaşamıyor musunuz?
      Diyalog savunucuları çarşıya pirince giderken evdeki bulgurdan mahrum olma durumuna düşmek istemiyorlarsa, bu husutaki inançlarını bir kez daha gözden geçirmeliler.

      Dinler arası diyalogun mümkün olamayacağını şu ayetlerde de görmekteyiz, mealen;
      – “Allah indinde hak din ancak İslâmdır.” (A. İmran 19)
      – “Deki, “Allaha ve Peygambere itaat edin! Eğer itaat etmeyip yüz çevirirlerse, elbette Allah kafirleri sevmez.”
      (Ali imran 32)
      Allah, Ehl-i Kitaba bu ayette; “Allah’a ve Rasulüne itaat edin.” diye emrediyor ama onlar buna rağmen Peygamber Efendimizi inkarda ısrar ediyorlar. Bu mu sizin amentüde ittifakınız?
      Garp Bey diyorsunuz ki; ” Burada Kur’an’ın bir ayetini hatırlamak yerinde olsa gerektir “Ey ehl-i kitap! Geliniz ittifak ettiğiniz amentüde buluşunuz.”

      Size yukarıda bir kısmını makasladığınız ayetin tamamını ve nüzul sebebini yazıyorum. Lütfen peşin hükümsüz olarak iyi anlamaya çalışınız…

      Cenab-ı Rabbul-alemîn, Al-i İmran/ 64. ayette mealen:
      – “De ki: “Ey ehl-i kitab! Sizinle bizim aramızda eşit bir kelimeye gelin. Şöyle ki; Allah’tan başka ma’bûd tanımayalım, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve bazımız bazımızı Allah’tan başka Rab edinmesin..” Eğer buna karşı yüz çevirirlerse, o vakit şöyle deyin: “Şahid olunuz ki biz, hakikaten müslümanlarız.” diye buyurmaktadır.
      Bu ayette Cenab- Hak Teala ehl-i kitabı, tevhid ehl-i olmadıkları için onları İslama davet etmektedir. Onlarla bizim ortak amentümüzün nasıl olacağını ise, Cenab-ı Hak Teala Bakara Suresi 4. Ayette haber vermektedir. Mealen:
      -“O iman eden kimseler şunlardır ki; hem sana indirilene(Kur’an’a), hem senden önce indirilenlere iman ederler.”diye buyurur.
      Bu ayetteki:
      -“Hem sana indirilene.. iman ederler“ ifadesi ile Allahu Teala Peygamber (s.a.v.) efendimize ve O’na indirilene inanmanın, imanın bir şartı olduğunu gayet açık bir ifade ile haber vermektedir. Size soruyorum; Onlar Kur’an’ın bu ifadesine itaat ediyorlar mı? Tabi ki hayır. Zira öyle olsaydı Müslüman olur kâfir kalmazlardı.

      Şu ayette İslam’dan başka geçerli dinin olmadığını Cenab-ı Hak Teala gayet açık olarak belirtmektedir bunuda mı görmezlikten geleceksiniz yoksa? İşte ayetin meali:
      – “İslâm’dan başka din arayan, bilsin ki, o din asla kabul edilmez.”
      (Âl-ı İmran/ 85)

      Sizler hâla bu ayete rağmen İslam’dan başka din arayanlara tevhid ehli mi diyeceksiniz?
      Öyle derseniz, sizin imanınız da tehlikeye girmektedir bunun farkında mısınız?…

      Ayrıca onlar -haşa- “Allah gökte” derler, biz ise Allah’ı mekandan münezzeh biliriz.
      Onlar İsa’ya -haşa- Allah’ın oğlu derler. Kur’an; “Kulhu vallahu Ehad” (De ki Allah tekdir eşi ve benzeri yoktur.) der.
      Biz semavi kitapların hepsine inanırız, onlar, Kur’an’a inanmazlar.
      Biz bütün peygamberlere inanırız, onlar, Muhammed aleyhisselama inanmazlar.
      Soruyoruz bu gazeteci yazara, amentüde ittifak bunun neresindedir?

      Hadis-i şerifte buyuruldu ki, mealen;
      – “ Bana iman etmeyen Yahudi ve Hıristiyan, mutlaka Cehenneme girecektir.” (Hakim)

      Görülmektedirki, Diyalogu savunanların ortaya attığı fikirler İslâm dininin genel hükümlerine aykırıdır. İncil ve Tevrat’ın hükümleri Kur’an-ı kerimin gelmesiyle nesih olmuş, yürürlükten kalkmıştır. Kur’an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin bütün hükümleri kıyamete kadar geçerlidir. Bunların bazılarının tarihsel olduğu için yürürlükten kalktığını iddia etmek, Kur’an-ı kerime ve Allah indinde dinin İslam olduğuna inanmamak olur. Allahü teâlâ, kıyamete kadar değişmemek üzere İslamiyeti bütün insanlara din olarak göndermiştir.

      Herkese hidayet Allah’tandır.

Bir cevap yazın