Kur’an’da Keramet ve Velilik Var mıdır?

KURAN-~1Bismillâhirrâhmânirrahîm
Her hayrın ve şerrin yegane yaratıcısı kendisinden başka İlah olmayan Allahu Tealadır. O’nun eşi ve benzeri ve dengi yoktur. Herkese kuvvet ve hayat veren O’dur.  

SORU: Bazı felsefeci yazarlar Kur’an’da velilik (evliyalık) ve onların kerametleri ilgili bir âyet  olmadığını iddia ediyorlar bu iddiaları doğru mudur?

     CEVAP: Velilik ve kerametin Kur’an ve Hadis-i şeriflerdeki yerlerini belirlemeden önce; “Mu’cize, Evliya ve Keramet” ne demektir? Bunlarla ilgili kısa bir bilgi verdikden sonra inşaallah, ilgili soruların cevaplarına geçilecektir.

     Mu’cize, peygamberlerin, peygamberliğini isbat için -Allah’ın izniyle- meydana getirdiği olağanüstü hallerdir. Mucize ve keramet arasındaki fark, mu’cize peygamberlik iddiasında bulunan bir nebi veya rasul tarafından gösterilir ve mucizenin açığa çıkması gerekir.

Keramet ise, bir peygambere tabi olan Allah’ın salih kulları vesilesi ile meydana gelir ve gizlenmesi vâcibtir. Esasında her velinin kerameti tabii olduğu peygamberin mu’cizesidir. Allahu Teala, Mu’cizeyi peygamberler vasıtası ile kerameti ise, salih mü’minler sebebiyle yaratır. Keramet lügatte, keremin çoğulu olan ikramlar anlamına gelir. Istılahta ise, mü’minlerde meydana gelen olağanüstü hallerdir. Keramet evliyalığın şartlarından değildir. Zira, hiç kerameti olmayan velilerde mevcuttur. Yani kerametin her velîde mutlaka bulunması gerekmez. Keramet, kevnî ve ilmî olmak üzere ikiye ayrılır.

a-Kevnî Keramet, yani; hissi keramet olağanüstü olayların oluşumu ile bariz olur. Halkın keramet saydıklarıda budur. Bunlar, Allahu Tealanın tabiat kanununu değiştirerek yarattığı olaydır. İmam-ı Rabbani hazretlerininde haber verdiği gibi, kevnî kerametele karıştırılan sihir ve kehanetler kâfir ve fâcir kimselerde de meydana gelebildiği için, halk bazen kerametle sihiri birbirine karıştırmaktadır. Bu tür şeyler bu kötü kimselerde meydana geldiğinde bunlara İSTİDRAÇ denir. Ancak; cahil sufiler bu art niyetli kimselerde keramet benzeyen bu halleri görmeleri halinde bu sapıkları gerçek veli zannederek onlara tasavvuf adına teslim oluyorlar ve bu zındıkların her türlü gayri islami emirlerini yerine getirmeyi kendilerine vacip biliyorlar.
Bu tür kimselerin evliyalığına inanan temiz kalpli sufilere atfen deriz ki ; Beyazid-i Bistami hazretlerinin buyurduğu gibi o kimseler; Kur’an’a ve Sünnete tam tabi olmadıkları ve Rasulullah’ın ahlakını tam olarak yaşamadıkları sürece, bunlar havada uçarken ve dahi suyun üstünde yürürken görülse bile onların bu yaptıkları sihirden başka bir şey değildir.

   b-İlmî Keramet: İlmi keramet Allahu Tealanın o veli kullarına verdiği öyle üstün bir haldir ki, büyük imam ve ikinci binin müceddidi büyük alim ve veli İmamı Rabbani hazretlerini buyurduğu gibi; kahinlerin ve sihirbazların ve kâfirlerin bunda asla nasipleri yoktur. İlmî keramet, Allahu Tealanın isim ve sıfatlarının nurları hakkındaki nurani tecellilerinin bilgileri ve aynel yakin olarak o halleri görmek ve tatmaktır. Bu bilgileri ilmel yakin bilmeye, aynel  yakîn ve hakkel yakîn görüp tatmaya İlmî Keramet denir. Bu bilgilere hiçbir sapığın sapıklığını terk etmeden ve salih bir mü’min olarak yaşamadan ulaşması asla mümkün değildir. Ancak Allahu Tealanın hidayete erdirmek istedikleri müstesnadır.
 
Kerametin ve evliyalığın inkârı hususna gelince, evliyaların kerametlerini inkar etmek güneşi balçıkla sıvamak kadar aptallıktır. Bu münkirlik cehaletten kaynaklanmıyorsa kibirden kaynaklanıyordur. Akılları gözlerinin gördüklerinden öteye eremeyen bazı kibirli felsefeci yazarlar gaflete düşerek kibirsel saplantıları sebebiyle gerçekleri görmezlikten geldikleri için bu vartaya düşerler. Bunlar kibirleri sebebiyle; “Bizde eskilerin bildiklerini biliyoruz havasına girerek bir çukurun içindeki zavallı konumuna düşerler. Böyle havalara girmelerinin altında yatan sebepler ise, ilimlerinin yetmediği bir konuyu eksiklikmiş gibi göstererek dikkatleri üzerlerine çekmek isterler. Bir konuyu veya bir metni eleştirmek istediklerinde ise Kur’an’ı gerçek manada anlamadıkları halde, “Bu yazı Kur’anın değerlerine uygun değildir” derler veya; “Bu Kur’an’da var mıdır?” şeklinde sorular sorarak, müslüman halkı şaşırtarak manevi kargaşaya yol açmak isterler.  Bilmek istemedikleri hususlar ise; bir konunun  Kur’an’da olmasının yalnız kelime olarak değil, kelime veya anlam olarak aranacağıdır. Misal; Kur’an’da rabıta var mıdır?” veya; Kur’an’da evliya ve kerameti var mıdır?” gibi sorularla kendilerini üstün göstermek peşindedirler. Zira, buna ihtiyaçları çoktur.  

 Bunlara şöyle bir sual sorarız:
Kur’an’da namaz, oruç, cenaze namazı gibi kelimeler geçmediği için yoksa, bu ibadetleri yok mu addediyorsunuz

Yukarıda belirttiğimiz ifadeler, kelime olarak Kur’an’da geçmese de onların karşılığı olan anlamlar veya işaretler elbette ki vardır. Mesela; namaz; salat olarak, abdest; vuduu olarak, oruç; savm olarak geçer. Bu işaretlerin ve anlamların tam olarak kendisine açıklandığı kimse,  iki cihanın efendisi Peygamber (aleyhisselam) Efendimizdir. Zira, Allahu TealaKur’an-ı Kerimi tam olarak yalnız Rasulüne açıklamıştır. Buna dair bir âyeti kerime, mealen:

-” (De ki ey Muhammed!) Allah, size Kitab’ı (Kur’ân’ı) açıklanmış olarak indirdiği halde, ondan     başka bir hakem mi arayayım? Kendilerine kitap verdiklerimiz, o Kur’ân’ın,     gerçekten Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O halde     sakın şüphe edenlerden olma.” (enam-114)
     
       Kur’an Peygamber(s.a.v.)Efendimize nazil olmuş ve sadece O’na açıklanmıştır.  Eğer ki, Allahu Teala Kur’an’ı bütün kullarının anlayacağı kadar açık kılsaydı Rasulüne O’nu insanlara açıklamasını emreder miydi? Nitekim ilgili âyette Allahü Teâlâ buyuruyor ki, mealen:
   “İnsanlara açıkla diye Kur’anı sana indirdik.” (Nahl 44)
      Rasulullah’ın dini mevzulardaki sözleri, Kur’an’ın açıklamaları olan hadis-i şeriflerdir. Hz. Ali(r.a.), Peygamber (s.a.v.) Efendimizin hadisi şeriflerini yok sayan Harici sapıklarının küfürlerine fetva vermiştir. Şimdilerde hadisi şerifleri kabul etmeyen bazı sözde ilahiyatçılar bu kategorinin neresindeler acaba? 
     Bu ve benzeri durumların münkiri olan bu adamlar itirazlarına gösterecekleri bir tek hadisi şerif dahi yoktur. Niye yoktur? Çünkü bu kibirli ve eksik bilgili zevatlar hadisleri inkar ederler de onun için.
     Allahu Teala bir hususta ihtilafa düşüldüğünde onu Allah ve Rasulüne götürmemizi buyurmaktadırNisa Suresi 59 ayetinde buyurulmaktadırki, mealen :
-“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden     olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz;     Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz  edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.”  (Nisa-59)

      Peygamber(s.a.v.) Efendimiz dünya hayatında olmadığına göre bir meselenin çözümü Kur’an’da açıkça belirtilmemişse, onun açığa kavuşturulması hadisi şeriflerde değil midir? Ehli sünnet uleması çözümü hadisi şeriflerde bulurlarken, neden bu hadis münkirleri kendi kısır akıllarına göre ayetlere anlam verip bilgisizliğin karanlığında hem kendileri, hem beraberlerinde bulunanları bu karanlığa çekmeye çalışmaktadırlar?

    KUR’AN’da Velilikle İlgili Bir Ayet Yoktur” diyenlere cevaben:

    Allah Teâlâ buyuruyorki mealen:
-“Haberiniz olsun ki Allah’ın velî kulları için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.” (  Yunus, 62  ) buyurmuştur.
  

   “KUR’AN’DA EVLİYA KERAMETİ İLE İLGİLİ AYETLER, MEALEN:

    Ashâb-ı Kehf kıssasında zikredilen husus :

-“Onlara baksaydın görürdün ki, güneş doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafına yönelir, battığı vakit de onların sol yanını kesip giderdi. Kendileri ise oranın geniş bir yerinde idiler. Bu, Allah’ın AYETLERİNDENDİR. Allah kime hidâyet ederse işte o, doğru yola erdirilmiş, küni de şaşırtırsa artık onun için hiçbir zaman irşad edici bir yâr bulamazsın. Sen onlan uyanık kimseler sanırsın. Halbuki onlar uyuyanlardandır. Biz onları gâh sağ yanma, gâh sol yanına çeviriyorduk. Köpekleri de mağaranın giriş yerinde iki kolunu uzatıp yatmakta idi. Üzerlerine tırmanıp da hallerini bir görseydin, mutlaka onlardan yüz çevirir, kaçardın ve her halde için, onlardan korku ile dolardı. Onlar mağaralarda üçyüz sene eğleştiler. Buna dokuz yıl daha kattılar.”(   Kehf, 17, 18, 25 )

     Hz. Meryem’in kıssasında kuru hurma ağacının meyve vermesi ile ilgili âyet:

-“…Hurma ağacını kendine doğru silk, üstüne derilmiş taze hurma dökülecektir.” (-Meryem, 25   )

     Zekeriyya’nın (a.s.), Hz. Meryem’in yanına girdiğinde, O’nun yanında rızıklar bulduğunu; kendisinden başka kimsenin girmediği bu yerde   bulunan   erzakın nereden   geldiğini   Hz.   Meryem’den   sorduğunda : “Allah’ın indinden” cevabıyla ilgili âyet:

-“…Zekeriyya ne zaman kızın bulunduğu mihraba girdiyse, O’nun yanında bir yiyecek buldu: “Meryem! bu sana nereden geliyor?” dedi. O da : “bu Allah tarafından, şüphe yoktur ki Allah kimi dilerse ona sayısız rızık verir” derdi.” (   Âli İmran, 37  )

   Hz. Süleyman’ın veziri Asaf b. Berhiya’nın bir anda Belkıs’ın tahtını Yemen’den Filistin’e getirmesini anlatan kıssa :

-“Nezdinde kitaptan bir ilim bulunan zat: “Ben dedi, onu sana gözün kendine dönmeden (gözünü yumup açmadan) evvel getiririm.” (  Neml, 40 )

     Kerametle ilgili Hadisi şerifler:

1-Hz. Ebu Bekir’in(r.a.) pek çok misafirine yemek verdikten sonra, artanların eskisinden fazla olduğu haberi.

2-Hz. Ömer’in (r.a.) Medine’de, minber üzerinde hutbe okurken, İslâm orduları komutanı Sariye’yi, düşman kuvvetlerinin kuşattığını görerek,” Ya Sariyel cebel”diye dağa çekilmesi için seslenişi ve Sariye’nin bu sesi çok uzaklardan işiterek yerine getirmesi hadisesi.

3-Hz. Osman’ın(r.a.) kendisini ziyarete gelenler içinde, birinin gözünde zina eseri bulunduğunu haber vermesi.

4-Hz. Halid b. Velid’in  (r.a.) zehir içtiği halde, hiç tesir etmemesi

    Bu hususta sahabi efendilerimize ait yazılacak daha nice kerametler vardır ki, bunların hepsini burada yazmanın imkanı yoktur. Herkese hidayet Allahu Tealadandır.
    Vesselam.

(Visited 8.463 times, 1 visits today)
DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

“Kur’an’da Keramet ve Velilik Var mıdır?” üzerine 18 yorum.

  1. Firavun ben tanrıyım deyince kafir ama, hallac-ı Mansur enel hakk, Beyazıd Bistami ene’Allah diyecek, muhyiddini arabi bu kainatın tamamının Allah’ın kendisi olduğunu , gören ve görülenin haşa O olduğunu iddia edecek ama onlar evliya olacaklar öyle mi?

    1. Firavun’un “Ben ilahım” demesiyle Hallac’ın veya Arabi’nin benzeri sözleri söylemesi aynı değildir. Firavunun “Ben İlahım” demesi kibrinden ve alemlerin Rabbine şirk koşmasından demiştir. Hallac veya Arabi ise Allah sevgisiyle akılları örtüldükten sonra Allahu tealanın onların dili ile “Enel Hak” demesi aynı değildir.
      Yani Hallac “Enel Hak” demedi onun dili ile Allah “Enel Hak” demiştir. Tasavvufta İlahi sevgi ile aklın örtüldüğü bir makam vardır ki orada akıl baştan gider. Allah sevgisiyle kendinden geçen Hallac’ın lisanıyla Hz Allah “Enel Hak” demekten aciz değildir nasıl ki Hz Musa’ya Tur-i Sina’da Allahu teala ağacın lisanıyla, “Ey Musa Ben Allemlerin Rabbı Allah’ım” demesi gibi.
      Ama bunu avamın anlama kapasitesi olmadığı için Hallac idam edilmiştir..

  2. Bı konu hakkında inanç li olsakda fikir ayrılığı yaşadık ve birbirimizi anlatamadik TV de bir zaaf veya kişi kör kadını dilsiz çocuğu hoca hasdasi birini çocuğu olmayan birini iyilesdiriyor ben bunun olma olasılığı imkansız ilmi bilgilerime göre desemde onlar geçmişse mucize ve keramet lerden örneklerle kesin bir bakış açısıyla yaklaştılar aynı şekilde örnek lerle ben yapamiycani anlattım birden fazla bu şekil bir şeyi bir insan oğlu zamanımızda yaparmi yapamazmi geçmiş örnekler Allah dostlarının yaptıkları deyil günümüzde yapabilecek varmı birden fazla kişiyi iyilesdirebilecek

    1. Yaşar kardeşim bu zamanda teknoloji oldukça gelişti. Bunun paralelinde sahtekarlıklarda arttı maalesef. TV’lere çıkan o sahtekar dolandırıcılara inanmadığınız için sizi tebrik ediyorum. Gerçek bir evliya şov yapmaz. Bunlar 82 milyon insanın karşısına çıkıp keramet gösteri adı altında insanların iyi duygularından yararlanarak çıkar elde etmeye çalışan sefillerdir.

      Bu zamanda da duası kabul olunan müminler elbette vardır ama bunlar kendilerini olabildiğince gizlerler. Bunlar zengin veya fakir olabilirler ama asla paraya önem vermezler. Bunların ahlakları Peygamberimizin ahlakı gibidir.
      Bunlardan dua istenirse dua ederiz derler ama dua kabul olunduğunda kendilerinden bilinmemesi için gıyaba dua ederler.

  3. İmam rabbani yi Veli evliya olarak gösterip sözlerinden alıntı yapmışsınız güzel peki kendi yazdığı eserlerde şirk dolu sözleri olduğunu okudum tabi kendi yazdı ise

    1. İmamı Rabbani hazretleri şirke en çok dikkat eden bir alim ve velidir.
      Onun sözlerini tasavvufi alt yapısı olmayan cahiller anlayamaz velev ki ilahiyat profesörü dahi olsalar. Öyleleri tevhidi şirk, şirki tevhid sanırlar.
      İddia ettiğiniz yazıyı gönderin size açıklama yapalım.

    2. Peygamber sav tasavvuf ile ilgili ne rivayet etmiştir sahabesinden nakil varmidir. Bugün biz müslümanlar lar olarak Allah in seçtiği peygamber i anliyoruzda sizin tasavvuf ehli Allah dostu dediğiniz kimseleri neden anlamıyoruz . müslümanlarin tevhidi ve sünneti yetiyor kendilerine. Aç susuz çilehane lere kapanıp kadınların dan uzak kalıp asiriciligi yasaklayan peygamber efendimiz değil mi. Allah CC dostlarını ayetler de açıklamıştır ona dost nispet etmek bizim ne haddimize bahsi geçen Allah dostlarının Allah katından delilleri nelerdir . Peygamber e bile delil soruluyor dmi. Tasavvuf ehlinin bugün ki durumu ortadadır şirk bidat ne ararsanız var .

    3. Tasavvufu İslamdan ayrı tutarsanız tasavvufu anlayamazsınız. İslamdan farklı bir tasavvuf, tasavvuf değil sapıklıktır.
      Tasavvuf; Kuran ve sünneti öğrenip uygulamaktan ibarettir.
      Nefsi tezkiye ruhu tasfiye Allahın emridir.
      Nefsi günahlardan arındırmadan, kalbi kötü sıfatlardan tasfiye etmeden kamil olunmaz.
      Büyük veliler, alimler bu işlemi yapmaya tasavvuf demişlerdir; sen de “Kuran ve Sünnete ittiba” de, “sırat-ı müstekime tabi olmak” de vs.
      Ama isimlere takılıp inkarcı olma a kardeşim!
      Kuran ve sünnete tam ittiba eden için çilehane gerekmez.
      Halktan uzaklaşıp inzivada gerekmez.
      Nakşibendi tarikatında bunlar yoktur.
      Halkın içinde Hak’la olmak vardır. Bir takım cahillerin yaptıklarını tasavvuf sanarak sapkınların düştüğü duruma düşme a kardeşim!

  4. Aleykümselam.
    Bizim bu makalede anlattıklarımız Kurana ve hadislere dayandığını siz de onaylamışsınız. Buna rağmen diyorsunuz ki bu bilgiler benim bildiklerime ters düşüyor. O halde Kurana ve hadisi şeriflere ters düşen bilgi yanlış bilgidir. O bildiklerinizi atınız ki felaha eresiniz kalbi temiz kardeşim.
    Hud suresini ya okumadınız ya da anlamadınız. Hud suresini biz değil siz anlayamamışsınız. Mealen:
    Hud/1:-
    “Elif-Lâm-Râ. Bu öyle bir kitaptır ki, âyetleri muhkem kılınmış, sonra da herşeyden haberdar olan hikmet sahibi Allah tarafından âyetleri ayrıntılı olarak açıklanmıştır.”
    Bu ayet eğer herkese ayrıntılı olarak açıklansaydı “Elif Lâm Mîm’in” anlamını neden bilmeyiz ve bilemezsiniz? Nitekim başka surelerde ve ayetlerde de benzerleri vardır.
    Demek ki Kuran size değil Rasulullaha ayrıntılı olarak açıklanmıştır.
    Kuran Allahın kelamıdır, Rasulullahın sözleride Kuranın açıklamasıdır. Aksini iddia eden müslüman değildir.

    Necm Suresi (meaelen):
    1 – İnmekte olan yıldıza andolsun ki,
    2 – Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı, azmadı.
    3 – O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz.
    4 – O(nun konuşması kendisine ) vahyedilenden başkası değildir.

  5. Gündüz komposto yaparken yemeğin üstünde Ali yazısını net bir şekilde gördüm. Sonra kayboldu. Bu ne demek acaba

  6. Çok uzun yazmışsınız ve Kur’ân’a yanlış mana vererek hak yoldan ayrılmış bulunmaktasınız. Sizi Allah rızası için tebveye davet ediyorum.
    Kur’anı herkes okur ama Allah herkese anlamak nasip etmez. Kur’an’ı anlamak için okumak ve Arapça bilmek yetseydi Ebu Cehiller hidayete ererdi. O halde bize düşen Kur’an’ı anlayanalara tabi olmaktır. Onlar; en başta Rasulullah efendimizdir. Sonra Sahabeler ve daha sonra müçtehid alimlerdir. Siz daha bir ayeti anlamaktan acizken kalkmışsınız bize nasihat çekiyorsunuz. Kopyala yapıştır işi kolay iştir onu en cahil adam da yapar. Er iseniz onu doğru anlayınız. Bu husuta yazdığınız ayetlere yanlış mana vermişsiniz. Bunu ilk satırda kopyaladığınız ayeti yanlış anladığınızı açıklayarak size izah edeceğim. Tabi ön yargı perdenizi aşabilirsek.
    – (Ey insanlar) Rabbinizden, size indirilene uyun ve O’ndan başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz! (Araf-3)
    İlgili ayette Rabbimiz müminleri “size indirilene uyun ve O’ndan başka dostlara uymayın.” buyururken kasdedilen mana; “..size indirilene uyun” denilirken “Kur’an’ı Rasulullah’ın anladığı gibi anlayanlara uyunuz.” ve; “O’ndan başka dostlara uymayın” buyurulurken de; “Kur’an’a itiraz eden kafirler ve münafıklara uymayınız” manası kast edilmektedir.
    Siz ise bunu dahi anlamadan Kur’an’a tam itaat eden Allah’ın dostları ile münkirleri birbirine karıştırıyor ve Kuran “velilere uymayın dedi” diyerek Kurana yanlış mana vererek battıkça batıyorsunuz.
    Allah size hidayet etsin Öbür ayetlere verdiğiniz manalar da bunun benzeri yanlışlarla dolu olduğu için öğüt için bu kadarını yeterli buldum.
    Az söz er işidir.

  7. O sözünü ettiğiniz ayetlerde cenaze namazından söz edilmez. Orada defin işlemine işaret vardır. Kur’an’a kendi kendinize mana vermeyiniz. Abdestsiz namazın kılınacağına da, sizin gibi batıl mezhepliler inanır ancak. Öyle bir saçmalık olamaz.
    Allah’a iftira eden sizsiniz. Haddinizi biliniz.
    Kur’an’da her şeyin bir ip ucu vardır elbette ama onları açık olarak anlayabilmek sadece peygamberimize aittir. Sayınız hocamızın yazısını ön yargılı okuduğunuz için sanırım bazı ifadeler kör tarafınıza gelmiş olmalı. Hocamız Kur’an’da namazın olmadığını yazmıyor daha dikkatli okusaydınız böyle hakarette vari şeyler yazmazdınız. Bakınız o yazıda göremediğiniz bölümü buraya çift tırnak içinde kopyaladım gözünüz iyi açın ve okuyun:
    ((Bunlara şöyle bir sual sorarız:
    “Kur’an’da namaz, oruç, cenaze namazı gibi kelimeler geçmediği için yoksa, bu ibadetleri yok mu addediyorsunuz?
    Yukarıda belirttiğimiz ifadeler, kelime olarak Kur’an’da geçmese de onların karşılığı olan anlamlar veya işaretler elbette ki vardır. Mesela; namaz; salat olarak, abdest; vuduu olarak, oruç; savm olarak geçer. Bu işaretlerin ve anlamların tam olarak kendisine açıklandığı kimse, iki cihanın efendisi Peygamber (aleyhisselam) Efendimizdir.))

  8. Sayın Nur hanımefendi, uyarınız dikkate alınmış olup gereken düzeltme yapılmıştır. Hassasiyetinize çok teşekkür eder sizlere Allahu Tealadan huzur ve afiyetler dilerim.

  9. Sayın Hocam, Allah kaleminizin gücünü daha ziyade etsin. Çok mükemmel bir yazı olmuş. Karanlıklara ışık saçmışsınız adeta. Tabi ışıktan kim korkar ? Benim bildiğim yarasalar. Buna rağmen malum iki ayaklı mahluklar gönül pencerelerini kapatıp yinede bildiklerini okumalarına devam edeceklerdir. Hak yolunda yürüyenlere selamun olsun.

Bir cevap yazın