MAHŞER YERİ

Allahü teâlâ, akıllı ve akılsız bütün insanları, çocukları,melekleri, cinnileri, şeytanları, diğer hayvan ve kuşları, kısaca göklerde ve yerde, karada ve denizde ne kadar büyük ve küçük canlı var ise, hepsini Arasat meydanında (Mahşerde) toplayıp haşredecektir. Dünya hayatında iken yaptıklarının hesâbını görecektir. Haksızlığa uğrayanlar, zulüm yapanlardan haklarını alacaklar, Mîzân (terazi) kurulup, insanların sevapları (iyilikleri) ve günahları (kötülükleri) tartılacak ve Mîzânda sevapları ağır gelenler Cennete, günahları ağır gelenler ise Cehenneme gönderilecektir.
Bütün canlıların mahşer yerinde toplanması, İsrâfil adındaki meleğin ikinci kere sûr’a üflemesi ve kabirde bulunan ölülerin diriltilip, ruhları ile birleşmesinden sonra, olacaktır. Allahü teâlâ ölüleri diriltmeyi dileyince, yeryüzünü çok şiddetli bir rüzgâar ile dümdüz eder. Arasat meydanı “Mahşer yeri” hazırlanır. Mahşerin, eni ve boyu o kadar büyüktür ki, insanlardan önce ve sonra gelenlerin hepsi, karada, havada ve denizde yaşayan hayvanlar Ye’cüc ve Me’cüc, cin ve şeytanlar ve yedi kat gökteki meleklerin hepsi, o meydanda toplanırlar. Birinci kat gökte bulunanlar, mahşer yerini öyle sararlar ki, bütün insanlar, cinler ve şeytanlar ortada kalırlar. Sonra ikinci gökte bulunanlar ve böylece yedinci gökte bulunanlar, bir öncekileri kuşatarak yedi saf olurlar.
Önce ve sonra yaratılan bütün mahlûklar, melekler, hûriler, insanlar, cinniler, şeytanlar, denizde ve karada yaşayan hayvanlar ve bütün haşereler bir anda mahşer yerine her taraftan toplanırlar. Îmânları ve amelleri güzel olanlara, peygamberlere, velîlere, âlimlere, sâlihlere, Cennetten elbiseler ve buraklara binerler. Arşın gölgesine gidip, minber ve kürsüler üzerinde rahat ve selâmetle otururlar. Meryem sûresi, seksenyedinci (Müttekileri, Allah’tan korkanları binekleri üzerinde Cennete göndeririz) âyet-i kerîmesi bunu haber vermektedir.
Ameli güzel olan kimselerin binekleri, merkep, katır, at, deve ve koç şeklinde görülür. Herbir mü’min için bir nur olur ki, önünden ve sağ yanından o zamanki karanlığı aydınlatır. Sol taraflarında nur yoktur. Şiddetli bir karanlık olup hiçbir kimsenin görmeye gücü yetmez. Bütün kâfirler, îmânlarında şek ve şüphe sâhibi olan kimseler ve doğru yoldan ayrılanlar o karanlıkta şaşırıp kalırlar. Ehl-i sünnet itikâdına uygun olarak doğru inanmış mü’minler ise, kendilerine hidâyet nûru verildiğine hamd ve şükür ederler. Zîrâ Cenâb-ı Hak, o gün böyle azap çeken şâkilerin (Cehennemliklerin) hâllerini mü’minlere gösterir. Mü’minlerden bazılarının nûru, iki ayağı üzerinde ve parmakları ucunda görülür. Bazısının nûru, bir yereışık verir, bir kere söner. Bunların nurları îmânları kadardır. Bir binek üzerinde iki, üç, beş, on kişi binmiş olarak mahşer yerine gelenler de olur.
Geri kalan mahlûklarınhepsi, aç, susuz, çıplak, baş açık, yalın ayak, yaya olarak, düşe kalka, Arasat meydanına (mahşer yerine) gelirler. İnanmayanlar, gözleri âmâ (kör) olup yüzleri üzerine sürünerek gideceklerdir. Allahü teâlâ İsrâ sûresi 97. âyetinde: (Kâfirleri kıyâmette yüzleri üzerine haşrederiz.) buyurdu. Onlar, mü’minlerin sağ yanında parlayan nurdan mahrum olurlar. Bu zamanda melekler, kabrinden kalkanları fırka fırka, dalga dalga mahşere sevk ederler. Herbirinin altında, kendilerine zulüm edenler bulunarak haşr olunurlar. İnsan, cin ve şeytan, yırtıcı hayvanlar ve kuşlar, ayrı birer mahalde toplanırlar. Melekler, yeryüzündeki bütün canlıların etrafını halkalar hâlinde çevirirler.Hepsinden on kat daha fazladırlar. Her kat gökteki melekler, diğerine halka olurlar.
Bu zamanda, halk biribirine karmakarışık olur. İzdihamın (sıkışıklığın) çokluğundan, bir ayak bin ayak üzerinde olur. Başlarına güneş çok yaklaştırılıp (bir mil kadar) hararetinden çok ter dökerler. Herkes günahına göre, tere gark olur, boğulur. Bazısı kulaklarına kadar, bazısı dizlerine kadar, hamamdaki gibi bir tere gark olunurlar. Bazısı da susuz olan kimse su içtiği vakit, nasıl terlerse o kadar müteessir olur. Güneşin harareti, dünyadakinden yetmiş kat daha fazladır.
Bunların arasında bir kavim, tatlı ve soğuk saf su içerler. Çünkü daha sâbi iken vefât eden mü’min çocukları, analarının, babalarının etrafında, Cennet ırmaklarından doldurdukları kâselerle (taslarla) tavaf eder gibi dönerek onlara su verirler. Evlenip çocuk sâhibi olanların kavuşacağı mükafâtlardan biri de budur. Dünyada zekât ve sadakasını verenlerin başlarına yakın bir gölge gelir ve onu mahşerin hararetinden korur. Mahşerdekilere şefâat edilip, hesaplarına başlayıncaya kadar, bin sene kadar bu hal üzere dururlar. Kimisi de mahşerde minber sâhibi olup, Arşın gölgesinde gölgelendirilirler. Onlara mahşer şiddeti ve güneşin harareti zarar vermez. Bunlar Allahü teâlânın katında makbûl kimselerdir. Mahşerde Arşın gölgesinde bulunacak kimseleri bildiren bir hadîs-i şerîfte: (Allahü teâlâ yedi sınıf kimseyi Arşın gölgesinde gölgelendirir. Halbuki o gün, ondan başka hiçbir gölge yoktur: 1-Adâlet ile hükm eden devlet reisleri ve vâliler, 2-İbâdet eden gençler, 3-Kalbi mescitlere bağlı olanlar. Yani namazı ve cemâati gözetenler, 4-Allah için birbirini seven iki mü’min. Bu sevgi ile bir araya gelip, ayrılırken de bu sevgi üzere olanlar, 5-Güzel bir kadın, çirkin bir iş için kendini çağırınca, Allahü teâlâdan korkup bunu yapamam, Allahtan korkarım diyenler, 6-Sadaka verirken riyâ (gösteriş) etmeyenler. Şöyle ki, sağ eli ile verdiğini, sol eli bilmemelidir. 7-Allah deyip, gözünden yaş akanlar) buyuruldu. Bunlardan başka velîler, sâlihler, Allah yolunda harp edenler ve insanlara iyilik ve cömertlik eden mü’minlerin hepsi, Arşın altında zevk ve safâ ederler. Onlara Cennetten ni’metler ve şerbetler gelir. Cennet elbiseleri ve tâçlar giyip böyle ihsânlara iyiliklere kavuşurlar. Şehitler de bu sınıfa dahildirler.

(Visited 301 times, 1 visits today)
DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın