AŞK NEDİR.?

Manzara- Azerbeycan-MasllıSevginin ileri düzeyine aşk denilir. Sevgi az veya çok her canlıda bulunur. Bunun en ileri düzeyi her türlü kötülükten korunmuş insanlar olan peygamberler ve onlardan sonra gelen kalplerini masiva sevgisinden arındırmış evliyaullahta bulunan muhabbetullahtır…
Aşık olan bir kimsenin sevdiği kimseden söz edildiğinde, göz bebekleri büyür, yüzü solar, kulakları ondan yana edilecek bir sözü dinlemek için dikkat kesilir.
Büyük Mutasavvıf Muhyiddîn-i A’râbî hazretleri aşkı üç kategoride belirtmiştir. Bunlar, Hayvani Aşk, Ruhani Aşk ve İlahi Aşktır.

1- Hayvani Aşk:

Sırf fiziksel görünüşe dayanır bunların sevgisi. Bunlar ancak, kendisi için sevenlerdir ki, karşılık bulamadığında her türlü kötülük yapmaya eğilimli kimselerdir. Bu tür sevgiler, hayvani aşka girer. Tamamı şehvetten ibarettir. Bunların muhabbeti, öküz ile ineğin muhabbeti kadardır.
BİR HİKAYE:
Geçmiş p
adişahlardan birisi cariyelerinden birisine aşık olur. Fakat cariye(savaş esiri kadın) ise, memleketi Hindistan’da bir kuyumcuya aşıktır. Cariyenin hiç ümidi kalmayınca bir zaman sonra yemeden içmeden kesilip hastalanır.  Padişah onu tedavi ettirmek için en seçkin hekimler getirtir.
Tabibin birisi cariyenin hastalığının sebebinin Hindistan’da genç bir kuyumcu olduğunu keşfedince durumu padişaha anlatır. Padişah ne yapılmasını hekimden sorunca, hekim o kuyumcuyu görmeden bir şey yapamayacağını söyler. Padişah hekime her türlü imkanı sağlar ve hekim Hindistan’a gider ve kuyumcuyu bulur. Kuyumcuyu bulan hekim, biraz araştırmadan sonra kuyumcunun cariyeye değil başka birine aşık olduğunu anlar ve saraya döner. Hekim padişahtan o kuyumcuyu saraya getirtmesini, tedavinin ancak böyle mümkün olacağını haber bildirir.
Padişah kuyumcuyu zorla sarayına getirtir. Aşk acısı çeken cariye, sevdiği kuyumcunun sarayın bahçesinde gezindiği görünce içine bir ümit doğar ve kısa sürede iyileşir.

Kuyumcuya gelince, o sevgilisinden ayrı düştüğü için  üzüntüsünden hastalanır yiyemez, içemez, hastalanır ve fiziksel görünümü bozulur. Kuyumcunun kötü durumunu gören cariye, kuyumcuya merhamet etmeye başlar. Böylece fiziksel görüntüye dayalı sevgi yerini merhamete bırakır. Padişah ise kuyumcuyu ödüllendirerek memleketine gönderir ve cariyesi ile evlenir.
Hazreti Mevlana(k.s.) şöyle buyurur:
– “Fiziksel görünüşe dayanan sevgiler, fiziksel özellikler gittiğinde sevgiler de biter.” 

Günümüzde “aşık oldum” deyip, sevdiğini sandığı kimseden daha güzelini bulduğunda başkasına meyledenler, aşklarının hangi kategoride olduklarını buradan  anlayabilirler.
İbn-i Arabi hazretleri(k.s.);
– “Bu tür aşkların İlahi aşka asla yolu yoktur.” der.
Hayvani aşk; çıkmaz bir sokaktır. Ancak tek taraflı ise, Allah’a dua kapısını açar ve kulu Rabbine yaklaştırır.

2. Ruhani Aşk:
Bu tür sevgi de asla şehvet yoktur. Bunların sevgisi karşılıksız olup, bu da kendi arasında üçe ayrılır:
aBirincisi; bir annenin çocuklarına olan sevgisidir. Bu sevgi karşılıksız ve şehvetsiz sevgi olduğu için ruhani sevginin ilk basamağıdır.
b- İkincisi; Leyla ile Mecnun’un sevgisinin benzerleri gibidir ki, bunlarda da asla şehvet ve menfaat yoktur. Sevdiğini kendisi için değil, sevdiği için severler. Her şeyde onun menfaatini gözetirler. Onun mutlu olması için kendi mutluluklarını terk ederler. Bu gibi kimselerin aşkları da İlahi aşka köprü olabilir. Ama bu zamanda bu tür aşıklara rastlanmaz.
c- Üçüncüsü; Bu tür aşk, bir kimsenin kalp ve ruh letâifinin masiva sevgisinden arınıp şeffaflaşması durumunda,  peygamber ve mürşid silsilesi ile kalbe ve ruha tecelli eden İlahi ışığın esrarengiz parıltısı ile başlar. Bunlar, ruhlarına tecelli eden ilahi ışık ile sekre(manevi sarhoşluğa) girerler. Bu türün en ulvisi budur. Bunun zirvesi Fenafişşeyh ve ötesi Fena firrasüldür. Bir mürşid bu İlahi ışıkla müridin sevgisinin tam olgunlaştığını görünce kendisini ayna olmaktan çekerek müridin kalbine İlahi ışığın doğrudan gelmesine vesile olur.
Bu tür aşk, İlahi aşka götüren köprünün ta kendisidir. Halk bu ışığı anlayamadığı için onların aşklarını da  anlayamazlar ama, halkta bunlara karşı kibir olmadığı için onları inkar da etmezler. Ancak zahir ilim sahibi ilahiyatçıların bir çoğunda ilmin verdiği boş bir gurur olduğu için bu veli aşıkları ve onların yollarını inkar ederler.

 3- İlahi Aşk:
Aşkın en ulvi olanı İlahî aşktır. Allah’a olan sevginin ileri derecede bulunmasıdır. Buna İlahi aşk denilir.
Bu tür kimselerin sevgisi, her insanda bulunan ancak bir çoğunda dünya sevgisi ve günahlar yüzünden uyarılmamış, aslı ruhlar alemine ait olan letaiflerine doğrudan İlahi ışığın görünmesi ile Allah aşkı başlar.
Bu tür aşk, Peygamberlerde ve Allah dostu, evliyada ve salih müminlerde bulunur.
Bunlar, maşuklarının memnuniyeti için ateşe atılmaları gerekse, bunu büyük bir minnetle yaparlar. Bu durumda olan bir kimse, Kur’an ve sünnete tam tabi olmuştur. Bunlar başlangıçta sekr(sarhoşluk) içinde olsalar da, nihayette tam ayıklık içinde olurlar. Bunların aşkları hiç solmayan cennet bahçelerinin çiçekleri gibi sonsuzdur. Bunlar dünya yaşamlarında denize doğru hiç bulanmadan akan nehirler gibidir ki bunlar için varlık ile yokluk birdir…
Allah onların şefaatini nasip etsin bizlere…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bir Cevap Yazın