ÇAĞIN HASTALIĞI STRES VE REÇETESİ

Sürahi- Çeşmi bülbül

Peygamber(sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz.
“Sevgi, insanı (sevilen şeyin dışındakilere karşı) kör ve sağır yapar.” diye buyurdu.
Bunun misalini bariz olarak Mecnun’un, Leyla’ya olan aşkında görmekteyiz. Rivayete göre Leyla fiziksel olarak pek de güzel sayılmazmış.
İnsanı yaratan yüce Rabbimiz, onun doğasına sevme duygusunu vermiştir. Bu sevgi, Allah’a ve O’nun sevdiklerine olduğunda amacına uygundur. Ancak sevgi, yaratılış amacına uygun kullanılmadığında, insana iki âlemi de zindan eder.
Teknolojinin gelişmesiyle zenginleşen insanların birçoğunun gözü gönlü paraya odaklanmıştır. Para sevgisi Hakkın sevgisine ait olan kalbe yerleştiğinde, insanı maneviyata karşı kör ve sağır eder. O durumda olanlar sadece bedensel gereksinimlerini düşünürken ruhlarının ihtiyaçları akıllarının köşesinden bile geçiremez. Bu durumda olan insanın içinde büyük manevi boşluklar oluşur ve onun getirdiği sıkıntılar maddi zevklerle giderilmeye çalışılır. Bu ise, susayan insanın susuzluğunu tuzlu yemek yiyerek gidermeye çalışması gibi, daha çok yemek, daha çok susuzluk getirir. Bu yüzdendir ki çağımızda, ibadet yapan bunalımlı insanlar çoğalmaya başlamış, bir çoğumuz ibadetleri çeşitli maddi istekleri elde etmek için yapar hale gelmiştir.
Bazı kimseler çağın hastalığı stresten kurtulmak için çareyi daha çok para kazanmakta arar olmuşlar, kendilerini işe güce verip bütün amaçları masaları, koltukları, kasaları, çekleri ve senetleri olmuştur. Bunlar servetleri ile Allah’ın dinine hizmet etselerdi ahirette pişman olmazlar, dünyada da huzursuz olmazlardı.
İnsanlardan kimileri, meşru yoldan para kazanamayınca gayri meşru yollara sapmışlar, bunlar böyle yapmakla Allah’ın lanetine ve gazabına uğramışlardır. Bunlar dışı gayet görkemli, içi lağım çukuru olan saraylara benzer.
Kimileri de bir aşka sevdaya kapılır çareyi, cincilerin, kâhinlerin yazacağı muskalarda veya bir astroloğun bakacağı falda ararlar. Bilmezler ki kimse kimsenin kısmetini alamaz. Onlar fal ve burçlarla yaralarını kapatacaklarını sanırlar. Bunların yaptıkları ise yaraya tuz basmaktan başka bir şey değildir.
Kimisi bir sevgili bulunca huzura ereceğini sanır. Bulduğunda ise, onunla evlenince her şeyin düzeleceğini sanır. Velev ki evlendikten sonra her ikisi veya bunlardan birisi aranılan şeyin bu olmadığını anlar ve hayal kırıklığına uğrarlar.

İnsanlardan kimisi de Allah’ın kendisine verdiği sağlık ve gençlik nimetine kör ve sağır olur da sadece yoksulluğunu görür ve bilir. Bunlar da çok paraya kavuşunca huzuru yakalayacaklarını sanırlar. Bunlar, zenginlerin servetlerine göz dikmekten, zenginlerin huzursuzluklarını asla göremeyen bakar körlerdir.

İnsanı yaratan kudret sahibi, elbette onun kurtuluş reçetesini de göndermiştir. Çare O’nun gönderdiğine tabi olmak, Yaratanı Rab olarak tanımak ve O’nun emirlerine uymaktır. Bunun için şeytan ve nefisle mücadele etmek olmazsa olmazlardandır.. Ama birçoğumuz bu acı reçete olan nefisle mücadeleye yanaşmaz, kolay yoldan huzura ermeye çalışırız. Bu da, susuz adamın suyu gördüğü halde erinip, hayaller kurarak suyu ayağına getirmeye çalışması gibidir.
Rabbimiz ayeti kerime de buyurdu ki(mealen):
“Gönüller ancak Allah’ı anmakla huzura erer.”
Çağın hastalığı olan huzursuzluğun tek çaresi, Allah’ı Rab olarak tanıdıktan sonra, ruhu tasfiye olan Allah’ın sevmediklerinin sevgisinden gönlü arındırmak ve nefsi tezkiye olan nefsin çirkin arzularını yapmamak için nefis ve şeytanla mücadele etmektir. Bunun sonucu ise;
“Ey huzura ermiş ruh, dön Rabbine. Sen O’ndan razı olarak, O senden razı olarak.” mealindeki ayetin sırrına mazhar olmaktır. Selam ve huzur ile baki olunuz.

DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın