Din, Akıl ve Cüzi İrade (Kulun Dilemesi)

fib-33
DİN ;
Allah’ın peygamberler ile gönderdiği içinde emirlerin, yasakların ve bir çok hikmetlerin bulunduğu İlahi  bildirilerdir.
AKIL: Allah’ın insanlara verdiği hakkı batıldan ayırma gücüdür.
CÜZ-İ İRADE:  Kulun hayır veya şerden birini seçme hakkıdır.   İradei Cüz-i inkar eden Kur’an’ın irade ile alakalı ayetlerini de inkar etmiş olur. Cüzi İrade hakkında Allahu Teala buyuruyor ki, mealen;

– “Ve deki: O hak Rabbimizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” (kehf-29)

– “Nefse ve onu biçimlendirene”,
– “Sonra da ona kötülük ve takva (küfrü ve imanı, günahı ve sevabı seçme) kabiliyetini verene yemin
olsun ki” 
(Sure-i Şems-7,8)

   
Kur’an’a kendi akıllarına göre anlam vermeye kalkan ve Kur’an meallerinden İslamı anlamaya çalışanlar, ya ifrata veya tefrite düşüp sapıtmışlardır. Kimileri de hiç anlayamayıp ateist olmuştur. Cebriye yolunu tutanlar okudukları Kur’an’ın mealine bakarak; “Kulun iradesi yoktur ” diyerek hak yoldan sapmışlardır. Diğer taraftan irade konusunu yine Kur’an meallerine bakarak anlamaya çalışan Mutezile mezhebi mensupları ise, “Kul kendi işinin yaratıcısıdır ” diyerek onlar da hak yoldan sapmışlardır. Öbür taraftan Dehriler, günümüzün Ateistleri ise Kur’an meallerine bakarak; Kur’an’ın ayetlerinin bir biri ile çeliştiğini sanarak münkir kâfir olmuşlardır. Bunların hepsi de kendi akıllarına güvendikleri ve peygamberlerin sözlerine itibar etmedikleri için hak yoldan çıkmışlardır.
Ehli Sünnet alimleri ise, kendi akıllarını öne çıkarmayıp Kuran’ı Peygamber Efendimizin ve Eshabının açıklamalarına göre anlamış oldukları için en doğru yol olan sırat-ı müstekîme ermişlerdir. 

 Ehl-i Sünnet İtikadına göre, imanın altı şartından birisi de, hayır ve şerrin Allahü Teâlâ tarafından yaratıldığına inanmaktır. Bunun anlamı; kulun hayır ve şerden birini seçtikten sonra Allahu Teala’nın o işi yarattığına inanmaktır. İnsanların bir çoğu insanın iradesinin sebep olmadığı alın yazısı ile, cüzi iradenin sebep olduğu alınyazısını birbirine karıştırmaktadır. Âmentünün altı şartından biri olan, (Ve bil kaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ) ifadesi; bir kimsenin, özgür irade ile iyilikten veya kötülükten birini yapmayı  tercih etmesinden sonra, o işin yaratılması işlemini Allahü Teâlânın yaratmasıdır. Kul bu işin yaratılmasını tercih etmesinden dolayı o işin sorumlusu olmaktadır. Yani; işin tercih sahibi kul, yaratanı ise Allah’tır. Zira kulun yaratmaya gücü yoktur.

SORU: Bir işi alınyazımız olduğu için mi o işi yapmak zorundayız?     

CEVAP: Kaderi yaratan Allahü teâlâdır. Allahu Teala hadis-i kudside şöyle buyurdu, mealen:
-“ Ben âlemlerin Rabbiyim, hayrı da, şerri de ancak ben tayin ederim. Hakkında şer yazdığıma yazıklar olsun, hakkında hayır yazdığıma ise ne mutlu.” (İ. Neccar)

Bu hadis-i kudsinin Ehl-i Sünnete göre açıklaması şöyledir: Allahü teâlâ, kullarının iyilik mi, kötülük mü işleyeceklerini, Cennetlik mi Cehennemlik mi, olacaklarını ezelî ilmi ile bildiği için yazar. Bunları yazdığı için kul öyle yapmak zorunda değildir.
Sapık Cebriye Mezhebi konuyu yanlış anladığı için: “Allah yazdığı için yapmak zorundayız” der.
Sapık Mutezile Mezhebi ise, Allah’ın kaderini inkâr ederek:”Kul kendi kaderini yaratır.” demektedir.

Kader(yazgı); iki türlüdür:
Birincisi; insanın iradesinin sebep olmadığı yazgıdır ki; bir insanın erkek mi, kadın mı olacağı, ne zaman öleceği, nasibinin(yiyeceği ve içeceğinin) ne kadar olacağı, anne babasının, ırkının ne olacağı hususlardır. Bunda insanın iradesi söz konusu değildir.
İkincisi; kulun iradesi ile yapacaklarını Allah’ın ezelî ilmiyle bilip Levh-i Mahfuza yazmasıdır. Bunda ilim bilinene tabidir, bilinen ilme değil. Yani ; yazgı kulun yapacaklarına göre yazılmıştır, kul yazgıya göre yapmak zorunda olmamıştır. 

Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurdular ki: 
-“ Bütün işler (yaratılması)Allahü teâlâdandır; hayır olanı da şer olanı da.” Yani; hayrın ve şerrin yaratıcısı O’dur. (Taberani)
B
ir misal:  Tahmin oyunu oynayan insanlar, at yarışlarında tahminler yapıp kumar oynuyorlar. Bu kimseler tahminlerini tahmin kağıtlarına; ”Şu at bu yarışı kazanacak.”diye yazarak tahminlerde bulunuyorlar. O at, o yarışı kazandığında, “Bu adam bu tahminini yazdığı için, bu at bu yarışı kazandı.” denilebilir mi? İnsanların bu yaptıkları, bir tahminden ibarettir. Ya tutar, ya tutmaz. Ama Hazreti Allah’ın kulun yapacaklarını ezelde bilmesi, bir tahmin değil kesin bir ilimdir. Onların gelecekte ne yapacaklarını önceden bilip yazması, kulu bu işi yapmaya zorlamaz.

Peygamber(s.a.v.) Efendimize alınyazısı hakkında Eshabtan birisi:
-“Ya Resulallah, yaptığımız ve yapacağımız işler önceden takdir edilip yazıldığına göre, iş yapmanın ne önemi vardır?” diye sorduğunda, Rasulullah:
-“Herkes, kendi işine hazırlanır” ve “Herkes önceden takdir edilmiş olan işlere hazırlanır” buyurdu.(Müslim, Tirmizi)

Aynı suali soran, başka birine de, Şems suresini okudu. İlgili kısmın meali şöyle:  -”

-“Hayrı ve şerri ve bu ikisinin hallerini öğretip bunlardan birini yapabilmesi için, insana seçme hakkı(irade) verene yemin olsun ki, (Şems-8)
-”Nefsini kötülüklerden temizleyip faziletlerle dolduran kurtuldu.” (Şems-9)
-”Nefsini günahta, cehalette, dalalette bırakan, zarar etti.” (Şems-10)

Bu ayetler bize insana irade verildiğinin apaçık belgesidir.
Bir başka ayette mealen :
-” Alemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.” buyurulmaktadır. Bunu nasıl açıklarsınız diye sorulacak olunursa:
Evet çok doğrudur alemlerin Rabbi dilemeden kimse irade sahibi olamaz. Bunun anlamı budur. Rabimiz ezelde bizim özgür irade sahibi olmamızı diledikten sonra hür irade ile dileyebilmekteyiz.

HİDAYETE ERDİRME HUSUSU

“(Resulum!) Onları hidayete hak yola getirmek senin görevin değil, lâkin Allah dilediğini hidayete  doğru yola getirir.”(Bakara, 2/272),

“Bu müminler hâlâ öğrenmediler mi ki Allah dileseydi bütün insanlara hidâyet eder, doğru yola koyardı.”(Rad, 13/31);

“Hiç kötü işleri kendisine güzel görünen kimse, iyilik edip dürüst işler işleyen kimse gibi olur mu? Allah dilediğini  sapıklığa, dilediğini doğru yola iletir. O halde o insanlardan ötürü üzülüp kendini mahvetme! Çünkü Allah onların bütün yaptıklarını bilir.”(Fatır, 35/8)

mealindeki ayetler gibi, daha pek çok ayette hidayet ve dalaletin varlığı, Allah’ın yaratmasına bağlı olduğu vurgulanmıştır.

Hidayetin iman boyutunun özellikle vurgulandığı şu ayetler de bize konumuzla ilgili açık bir mesaj vermektedir:
“Eğer Senin Rabbin dileseydi, dünyada ne kadar insan varsa hepsi imana gelirdi. (Ama bunu irade etmedi). Şimdi sen mi, imana gelsinler diye insanları zorlayacaksın? Allah’ın izni olmadıkça hiç bir kimsenin iman etmesi mümkün değildir.”(Yunus, 10/99-100),

“(Resulüm!) Sen dilediğin kimseyi doğru yola eriştiremezsin, lâkin ancak Allah dilediğini hidayete ulaştırır.”(Kasas, 28/56).

Bu ve benzeri ayetlerden anlaşılıyor ki, HİDAYET  Allah tarafından insanlara verilen, yani dışarıdan telkin edilip yaratılan bir ilahî nimettir.

İnsanın hidayet ve dalalette bir kesbi, bir vesilelik boyutunun olduğu, yine Ehl-i sünnet alimlerinin kabul ettiği bir gerçektir. Her ne kadar insan iradesiyle hidayeti talep etse dahi, Allah dilemedikçe asla hiç bir kimse hidayete eremez.
“De ki: “İşte Rabbiniz tarafından gerçek geldi. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.”(Kehf, 18/29) 
Yukarıdaki ayetden şu anlaşılmaktadır ki, Allahu Teala hidayeti ancak talep edene vereceğini bildirmiştir..
İşte kendi akıllarına göre yüce Kur’an’a anlam vermeye kalkan ateist ve mealci sapıkların düştükleri bataklık, Kur’an’a yanlış anlam vererek hak yoldan sapmaktır.

SORU: Hocam…
“Allah dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirir” şeklindeki ayetin anlamı nedir ? Ayeti tam anlayamadım hocam, o zaman bizim cüzi irademiz ne işe yarıyor ?
“Allah’ın âyetlerine inanmayanları, Allah elbette doğru yola iletmez. Onlar için elem dolu bir azap vardır”

CEVAP: Allahu Teala buyurdu ki(mealen):
– “Biz hiç bir peygamber göndermedik ki onların kendi kavimin lisanı ile onlara açıkça anlatmasın. Öyle ise, Allah dilediği kimseyi sapıklıkta bırakır dilediği kimseyi de hidayete erdirir.” (İbrahim/4)
– “Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı. Ancak O dilediği kimseyi saptırır, dilediği kimseyi de hidayete erdirir.” (Nahl/93)
İbrahim suresi ayet 4’de gönderilen her peygamberin onların dilinde onların anlayacağı kadar açıklama da bulunduğu ondan sonra sapkınlıkta kalmak isteyenleri “Allah dilediği kimseyi sapıklıkta bırakır.” buyurmuştur. Yani bu insanlar bile bile küfrü tercih ettikleri için Allah da onları sapkınlıkta bırakmıştır. Burada bu mana çıkmaktadır. Hidayeti tercih edenlere ise “dilediği kimseyi de hidayete erdirir” buyurarak hidayete ermek için sadce iarde etmek yani hidayeti istemenin yetmeyeceğini Allahın dilemesi ile hidayete ermek mümkün olacağı belirtilmiştir.
Nahl suresi 93’de ise “O dilediği kimseyi saptırır,” buyurarak hidayeti tercih etmeyenlerin sapkınlıklarını yaratır manasını taşır. Zira Allah onları zorla saptırmamıştır onlar onu seçtikleri için o doğrultuda işlemek istedikleri küfrü ve şirki ve günahı yaratmıştır. Çünkü kul fiilinin yaratıcısı olamaz. O sadece seçer.

İnsanın içinde iradesi olmadan iki kimse konuşur. Biri melek diğeri ise şeytandır. İnsanın kendisi içinden konuşursa ancak iradesiyle konuşur.
İnsanın zihnindeki düşünceler melek ve şeytanın verdiği ve bir de hafızasındaki bilgilerden oluşur. Bir fikrin oluşması ancak insanın iradesiyle seçmesi sonucunda olur.
Nefis ise insanın içinde iradesini zorlayan kötü istek deposudur. Ama asla insana zorla bir isteğini yapmaya muktedir değildir. Tıpkı insanın kötü dostları gibi uzun bir süre yalvarır ama isteği olmayınca vazgeçer. Ramazanda oruç tutarken nefsin bir süre sonra açlığa alışması gibi.

 Herkese hidayet Allahu Tealadandır.

(Visited 10.040 times, 1 visits today)
DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

“Din, Akıl ve Cüzi İrade (Kulun Dilemesi)” üzerine 6 yorum.

  1. Buraya kadar çok guzel anlatmiştir Allah razi olsun.
    Diger konu mesela çalıştiģimiz iş tarimdir yomye işidir bazen guneşinaltinda insanlar
    tomatez kesiyorlar naylonun ustunde çok zor bir iştir biz 2 arkadaş dedik yahu kolay işde var.biz o işide seçe bilirdik ama seçmedik Acaba o zor işde kısmetimizmi vardı kaderimizdemi vardı oranin suyunu yoksa biz RAHAT iş seçebilirdik bu konuda nedersiniz teşekur ederim.

    1. İnsanın rızkı(yiyeceği içeceği giyeceği) bellidir. Kimisi rızkını elde etmeyi imkan ve şartlar uygunsa kolay yoldan seçer kimisi o imkan ve şartlara sahip değilse zor yoldan kazanır.
      Kimisi rızkını haram yoldan, kimisi ise helal yoldan kazanmayı seçer.
      İnsan çok kazansa da kişinin rızkı onun içinden sadece yeyip içeceği giyip kullanacağı kadardır.

  2. Kibirine bayıldım, Bekir. Hidayetle güle güle kullan.
    Şu hitap biçimine bak: “Anlamışsındır”, “…anlaşıldı mı?”. Harikasın. Kibirinde boğul.

    1. Recep efendi! Siz ne kadar ön yargılı suizan sahibi bir kimsesiniz. Biz de beşeriz elbette hata edebiliriz. Hatadan münezzeh sadece Allahu Tealadır.
      Ama sizin şu hoyrat ve kaba, bir o kadar da kibir akan şu düşük hitabınıza bakınız:
      “Kibirine bayıldım, Bekir. Hidayetle güle güle kullan. Şu hitap biçimine bak: “Anlamışsındır”, “…anlaşıldı mı?”. Harikasın.
      Kibrin de boğul.” diye de ilave etmişsiniz.
      Biz size beddua etmiyor, dua ediyoruz. Allahu teala sana anlayış bahşeylesin. Kibir, haset ve önyargı ile kirlenmiş kalbinizi de nuru ile pak eylesin. Kaldı ki eleştiriniz bile adil değildir. Çünkü biz sizin yazdığınız gibi; “Anlamışsındır”, “…anlaşıldı mı?” şeklinde demedik, “Umarım anlamışsındır”, “…umarım anlaşıldı mı?” şeklinde yazdık…

  3. Hidayet konusunda Her ne kadar insan iradesiyle hidayeti talep etse dahi, Allah dilemedikçe asla hiç bir kimse hidayete eremez.o zaman cüzi irade nin hükmü yok olmuyor mu Bu konuda aklım ermediginden acayip vesvese geliyor bana

    1. Allahu teala buyurdu ki:
      “Alemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.” (Tekvir/30)
      “De ki: “İşte Rabbiniz tarafından gerçek geldi. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.”(Kehf, 18/29)
      Allahu Teala görmekten, işitmekten, irade ve şuurdan aciz insanın görmesini işitmesini bilinçli olmasını ve irade etmesini diledi ve insan işiten bilen gören ve dileyen bir varlık oldu. Yani; Allahu teala bizim özgür irade ile dilememizi dilediği için biz seçim yapabiliyoruz. Eğer özgür irade ile seçim yapmamızı dilemeseydi irademizin bir anlamı olmayacaktı. Umarım anlaşılmıştır. Anlaşılmadıysa bir kez daha okuyunuz.
      Allah özgür irade ile dilememizi diledi ve özgür seçime kavuştuk. Lakin işin istekten fiiliyata geçmesi için kuvvet gerek. İşte Allah önümüze iki seçenek getirdi biri dalalet biri hidayeti. Hamd olsun bizler hidayeti seçtik. Eğer bu seçeneği getirmeseydi asla hidayete eremezdik. Umarım anlaşılmıştır.

Bir cevap yazın