Dinde Reformculuk ve Mezhepsizlik ( 2 )

Abdullah Bekir-Dinler arası diyalogBid’at demek; sözlük manası bakımından yenilik demektir. Her yenilik güzeldir, ancak dinde yenilik haramdır. Haramlar ise, dışı gösterişli ve alımlı, içi necaset dolu bir ev gibidir. 
Peygamber efendimizin (salat ve selam onun üzerine olsun) bid’at sahibi kimseler hakkında beyan ettiği hadis-i şeriflerden bazıları:
“Fî ümmetî kezzâbûne deccâlûn.” (Hadis-i Menavi), mealen:
-“Ümmetimin içinde yalancılar vücuda gelir ki, görünüşte insanları irşad etmeye çalışırlar, fakat gerçekte onları Allah’ın emirlerini yapmaktan uzaklaştırmaya çalışırlar.” ,
ve başka bir hadis şerif:
– ”Bid’at sahibi bid’atini terk etmedikçe Allah onun hiç bir  amelini kabul etmez.” (ramuz-ul-ehadis/37, Kütüb-ü Sitte),
-“Kim bid’at sahibine saygı gösterirse, İslamın yıkılmasına yardım etmiş olur.” (
Ramuzul-Ehadis 5569 Kütüb-ü Sitte)
-“Allah bid’at sahibinin ne namazını, ne orucunu, ne zekatını, ne haccını, ne cihadını,  ve ne de diğer amellerini asla kabul etmez; hamurdan kılın çıktığı gibi İslamdan çıkar.” (
Ramuz-ul Ehadis/6093)

Mezhepsizler, dinde reformcular ve dinler arası diyalogcular da bid’at ehli gurubuna girmektedir. Bid’at demek; yukarda değindiğimiz gibi, İslam dininde olmayıp sonradan İslamın içine sokulmak istenilen sapık inanç, amel ve fikirlerdir.  Geçmişte ve bu gün, bazı üniversitelerde, hiç haketmeyen sapık fikirli kimselere, İslamın bozulmasına çalışanlar tarafından maksatlı olarak profesörlük ünvanı verilmektedir.  Amaç belli, bunları çeşitli üst makamlara getirip söz ve kürsü sahibi yaparak İslam’ın yıkılmasını gerçekleştirmektir. Hakkı örtmeye çalışanlara karşı mücadele veren ihlaslı mü’minlere, bunların şaklabanları hemen ağızlarındaki pisliği kusarak: “Siz kim oluyorsunuz da bu akademik kariyer sahibi hocalara karşı söz söylüyorsunuz?” diye yaftalanarak caka satarlar. Şimdi bu şaklaban nâdanlara soruyoruz:

“Said-i Nursi Hazretleri, Necip Fazıl, Mehmet Akif gibi değerli şahsiyetler hangi profesörlük diploması ile o güzide eserlerini yazdılar? Onların bugünkü manada bir  üniversite diplomaları dahi yoktu, profesörlük kimin aklının ucundan geçerdi? Şimdi onların o değerli eserlerini profesör ünvanları olmadığı için bu milletin evlatları okumasınlar mı? Diplomayı küçük gördüğümüz için bunları yazmıyorum.  Diploma sahibi olmadığımız için de, bunları yazdığımız  sanılmasın. Acizane bizimde bir üniversite diplomamız var ama, diploma Hakkı ve hakikatı görmeye yetiyor mu? Yetseydi, Hacı Bayram Veliler, Ak Şemseddinler, Mevlanalar, İmam-ı Gazaliler medrese eğitiminden sonra arayışa giderler miydi?”

Ehl-i sünnet alimleri 40 yıl dini tedrisat yaparlar, ancak o zaman kürsüye otururlardı. Kendini bilen, adam gibi adam profösörler müstesna,  20 yılda bir adam profesör oluyor, kendini alemin üstadı sanıyor ve başlıyor geçmişi karalamaya. Başlıyor mezhebleri, mezhep imamlarını, evliyaları ve tarikat lideri büyükleri kötüleyip, karalamaya.  Her profesör her şeyi biliyor manası anlaşılmamalı, zira Allah’ı inkar eden profesör sayısı inananlardan daha çok bu ülkede.

Rivayete göre İblis (aleyhilleaneh) tüm şeytanları bir araya toplamış ve diğer şeytanlara hitaben: “Kötülüğün yaygınlaşması için kötülüklerin arasına bazı iyilikleri serpiştirin ki kötülükler insanlar arasında kabul görsün.” diyerek tam bir şeytani telkinde bulunmuştur.

Bugün yeryüzündeki sapık dinlerin ve İslam’dan ayrılan sapık mezheplerin, mezhepsizliğin, dinde reformculuğun ve dinler arası diyalogculuğun ayakta kalmasının altında bu şeytani telkinler yatmaktadır.

İbn-i Teymiyye,  Mevdudi, Muhammed Abduh, Muhammed Esed, Cemalettin Efgani ve Seyit Kutub gibi kişiler geçmişte herhangi bir ehli sünnet mezhebine bağlı kalmayan mezhepsiz kişilerdir. Günümüzde ise bunların yolunu sürdüren  reformcu din yobazları az değildir. Bunlar sürekli geçmişi kötüleyerek dikkatleri üzerlerine çekmeye çalışan din hırsızlarıdır. Dikkat edin, hepsi de geçmişteki büyük alim ve evliyaları karalayıp kötüleyerek dikkatleri üzerlerine çekme taktiğini kullanırlar.

Peygamber (s.a.v.) efendimiz:
-“Üzkürül fâcira bimâ yeHderahunnas.” diye beyan etmiştir ki mealen:
-“Kötülüğü yayanları başkalarına anlatarak teşhir ediniz ki diğer insanlar onların şerrinden korunsunlar. (Camiüssağir)” diye haber vererek, bu reformcu ve mezhepsiz bid’atçi kimselere karşı müminlerin uyarılmasını emretmiştir.
Bu gün yapılacak en büyük cihat, kişinin nefsi ile mücadeleden  sonra bu sapıklara karşı mü’minleri uyarmasıdır.

Bir kimse makamı ve akademik kariyeri ne olursa olsun ayet ve hadislere mana verirken,  Ehl-i Sünnet alimlerinin doğrultusunda mana vermiyorsa , o kişilerden sakınılması dini bir vecibedir. Zira böyle birisi için Allah’ın Rasulu (salat ve selam ona olsun) :
“Bir kimse Kur’an’a sırf kendi anlayışına göre mana verirse, isabet etse dahi günaha girmiş sayılır.” diye buyurmuştur. Ya bir de isabet etmemişse? 
Şahısların diploma ve profluk ünvanlarına  bakarak, her söylediklerinin doğru olduğunu kabul etmek ve doğru yolda olduklarını iddia etmek bir gaflettir. İlim adamı, yanlış ve şeytani bilgileri halka hakiki ilim gibi sunuyorsa, şeytanın görevini üstlenmiş cin şeytanlarından daha tehlikeli bir insan şeytanı olmuş demektir. Nitekim her profesör olana  diplomasından dolayı itibar etmemek gerekir. İnsanın maymundan geldiğini iddia eden ve tahrifatlarla dolu bilimsel tezler yazan Darwinci profesörler olduğu gibi, ayet ve hadisleri kasden yanlış yorumlayan ilahiyatçı profesörler de az değildir. O halde her diploması olan ilahiyatçı profa güvenmek her ehliyeti olan şoföre güvenmek gibidir ki, bazılarının ehliyeti olduğu halde arabayı yerinden kaldırmaya bile muktedir değildir. Bazılarıda sarhoş olup arabasının içinde taşıdığı insanları uçurumdan uçurmakta olanları az değidir.
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz:
-“Hubbukeşşey’e yu’mî ve yuSımmu.”diye buyurmuşturki mealen:
-“Bir şeye, bir şahsa olan sevgin; onun ayıp ve çirkin hallerini görmene engeldir.”
Sapık sözde alimlerin mahbuplarına bu hadisi şerifi hatırlatark deriz ki;
“Siz, bu dünyada kimlere tabii olduğunuzu anlamazsanız, ahirette ki pişmanlığınızın size hiç bir faydası olamayacaktır.”
Ebu Zer (r.a) ‘dan Rivayetle; Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vessellem) Efendimiz buyurdular ki  :
-“Arzusu ve hedefi Allah’tan başka şey olarak sabahlayan kimse, Allah(ın kulların) dan değildir. Müslümanların dertleriyle dertlenmeyen de onlardan değildir.”
(Taberanî, Hakim (müstedrek)

 

DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın