Ferit Aydın ve İmamı Rabbani Hazretleri

ALİ PAŞA CAMİİTasavvuf münkiri beşik şeyhi, büyük âlim ve evliyanın en büyüklerinden ikincibinin müceddidi, Rasulullah(s.a.v.) efendimizin “Sıla” ismi ile geleceğini müjdelediği İmam-ı Rabbani (k.s.) hazretlerine atfettikleri ağır ve çirkin sözlerinden bazıları:
Nakşilerin çok övdükleri İmamı Rabbani dedikleri kişinin mektubatlarının hepsi Hint meşreplidir. Hatta bir mektubunda:Ben Allahı kadının cinsel organının içinde gördüm diyor.”
Beşik Şeyhi’nin İmamı Rabbani hazretlerinin mektubatın 1.cilt 1. mektubundan kasden çarpıtarak almış olduğu;””Ben Allahı kadının cinsel organının içinde gördüm diyor.” sözlerinin doğrusunu aşağıda açıklayacağız. Ondan önce Mektubatı Rabbani hakkında söylediği uygunsuz sözlerine cevap vermek daha uygun olacaktır.
İmamı Rabbani hazretlerinin mektubatları tam bir tevhid bilgileri ile mücehhezdir. fakat ne yazıkki bazı münkir nasipsizler mektubatlara; “Hint meşreplidir “diye iftira etmektedir. Bu kudsi mektubatın ineklere ve farelere tapan putperest Hinduizm’le alakası ne mümkün? Bu nâkıs ifadeyi kullanan insanların gerçekten akıl ve vicdandan bir hayli sorunu olmalıdır. Gerçek tasavvuf ilminden habersiz bulunan bu zavallıların, kasden çarpıttığı bu  çirkin ifadelerine verilecek cevap şudur:
İmam-ı Rabbani hz.leri Mektubatının 1. cildi 1. mektubunda o konuya şöyle değinmiştir:

“Bu yolda (ruhani) ileleyişte,  Allahu Teala’nın zahir ismi o kadar tecelli etti ki, her şeyde ayrı ayrı göründü. Hatta nisa şeklinde. Alem-i emrdeki (ruhlar alemindeki) latifelerin halleri ve acaib güzellikler bu şekilde görüldüğü kadar başka hiç bir şeyde görülmüyordu. Bunun gibi her yiyecekte ve içecekte ve her cisimde ayrı ayrı tecelliler oldu. Kısaca her tatlı şeyde başka başka kemal vardı. Bu tecellilerin hepsi karşısında (Refîk-ı a’lâ) yı istiyordum . Bu tecellilere bakmamağa çalışıyordum.” ve ” Birdenbire bu tecellilerin o zamansız ve mekansız,  hiç bir şeye benzemeyen varlığa bağlılığı değiştirmediğini anladım. Batınım, yani kalb ve ruhum hep O’na bağlı idi. Bir zaman sonra, bu tecelliler görünmez oldu. Tecelliler yok oldu. Bundan sonra fena(kendi varlığından geçme hali) hasıl oldu. Bu zaman(nefs-i emmarede)  islam-i hakiki başlamağa ve gizli şirkin alametleri yok olmağa başladı. İbadetleri kusurlu, niyetleri bozuk görmek,  kulluk ve yokluk allametleri görünmeye başladı.”   (Mektubatı İ.Rabbani 1.Cid 1.Mek.)

İmam-ı Rabbani hazretleri Allahu tealanın İsm-i Zahir ile ilgili mektubu, kendi mürşidi Muhammed Baki Billah hazretlerine yazmıştır. Bu mektupta sözü edilen Allahu Tealanın İsm-i Zahirinin nurani tecellileridir.  Ruhani yoldaki her bir dervişe bazı tecelli yollu imtihanlar yapılır.  O tecellilerin nurlarına takılıp kalanlar elbette yolda kalmış meczublardır. O durumu yaşayan veliler bunu çok iyi bilirler. O ahvaldeki bir sufi, gözünü açsada, gözlerini yumsada belli bir süreç içinde, o tarife gelmez zevkleri ve görüntüleri hep hisseder ve görür. Buna engel olmaya; üşüyüpte titreyen kimsenin titremesine engel olamadığı gibi, asla gücü yetmez. Ama Büyük İmamın dediği gibi; 
-” Bu tecellilerin hepsi karşısında (Refîk-ı a’lâ) yı istiyordum . Bu tecellilere bakmamağa çalışıyordum.” ve ” Birdenbire bu tecellilerin o zamansız ve mekansız,  hiç bir şeye benzemeyen varlığa bağlılığı değiştirmediğini anladım. Batınım, yani kalb ve ruhum hep O’na bağlı idi.”  

İmam-ı Rabbani hazretleri  yukarıda adı geçen mektubta :”İlahi isimlerden İsm-i Zahirin nurunun nisa şeklinde ve başka türlü şeylerde tecelli ettiğini beyan etmiştir. “Tecelli etti” demek  Allah’ı (c.c.) görmek değildir.  O yüce İmamın  tecelli hakkında 1.cild 221. mektubundaki  beyanı ile konuya cevap verelim:
(Allah ile kul arasındaki) Perdelerin en büyüğü engellerin en kuvvetlisi, çeşitli tecelliler ve başka başka görünüşlerdir. Bu tecelliler ve görünüşler isterse mahluklarda,  isterse vücub aynaların da görünsünler,  perde olmak bakımından farkları yoktur.” der ve devam eder: “ Çünki; tecelli  demek,  birşeyin ikinci veya üçüncü veya dahada ötelerdeki  mertebelerde görünmesi demektir.” der.
Yüce İmam (k.s.) yazının devamında: O zamansız ve mekansız ve hiç bir şeye benzemeyen varlığa bağlılığı..” diyerek, tecelliler ile Allahu Teala’nın varlığını bariz bir açıklama ile birbirinden ayırmıştır. Evet her veli seyir ve sülûk yaparken bu tür nurani tecellilere mazhar olur. Allahu Teala zatını sıfatları ile , sıfatlarını, isimleri ile,  isimlerini de eşyalarla,  yani mahlukları ile gizlemiştir.  Bu dünyada O’nun zatını görmek mümkün değildir. Rasulullah (s.a.v.) dahi bu dünyada değil,  mi’racda cennetlerin ötesinde ulvi bir alemde Rabbının dilemesiyle, Rabbını   görebilmiştir. Velilere bu dünyada ancak Allahu Teala’nın isimlerinin ve sıfatlarının nurlarını görmek nasib olmaktadır. Zat-ı İlahinin nurlarını görmek ise,  velilerden pek azı ile enbiyalara nasib olmuştur. İmam-ı Rabbani hazretleri bu velilerdendir. O, bu hususu: “Allahu Teala veraün vera, veraün vera ve veraün veradır.” (Allahu Teala ötelerin ötesi, ötelerin ötesi ve ötelerin ötesidir.) diyerek beyan etmiştir.    İmam-ı Rabbani Ahmed-i Faruki  Müceddidi Elfisani(k.s.) hazretleri:
-“ Sakın tasavvufçuların boş sözlerine aldanmayınız! Hak olmayanı hak sanmayınız. Bu tasavvufçular şuursuz oldukları için özürlü sayılırlar
. Yanılan müçtehidler gibi hesaba çekilmezlersede , bunları taklid edenlere bilmem nasıl azab ederler… Keşke bunlara uyanlarıda yanılan müçtehidlere uyanları affettikleri gibi affetseler! Affetmezlerse durumları vahimdir.”
“Kıyas ve ictihat , şeriatın dört temelinden biridir. Buna uymakla emr olunduk, evliyanın keşif ve ilhamına değil. Tasvvufçuların bir çoğu keşif ve ilhamla anlaşılan bilgileri inandırmak için insanları zorluyorlar. Keşke inkar etmemelerini tavsiye etselerdi. Bu bilgilere inanmak zaruri değil , fakat inkar etmektende sakınmalıdır. Ne kadar şaşılırki kendilerinin tasavvufçu olduğunu söyleyen bazı kimseler, “ Allah’ı bu dünyada görüyoruz “demektedirler. Gördükleri bazı nurları,  hiç bir şeye benzemeyen Allahu Teala’ya benzetiyorlar. “Tasavvuf yolunun sonu bu nuru görmekle biter diyorlar.” Allahu teala bu zalimlerin dedikleri şeyden münezzehtir.” ( Mektubatı İ.Rabbani 1.C. 272 Mek.)
Konu gayet açıktır. Her tasavvuf ehlinin bidayette bazı görüntü ve tecellilerle sınav edildiği gibi, bu mektubta İmamı Rabbani hazretleride, kendisinin benzer türden tecellilerle imtihan edilidiğini ima etmektedir. Fakat Hazreti İmam, bu tecellilere takılıp kapılmayıp hep; “Rafîk-ı a’lâyı (
Allah’ın dostluğunu)” istediğini mektubatta açıkça belirtmesine rağmen, bu kadar açık bir ifadeyi makaslayan art niyetli beşik şeyhi, hiç düşünmeden yüce İmamı aklınca karalamaya kalktığını esefle görmekteyiz.  O zat-ı muhtereme  çamur atmaya çalışan kimseler,  kendi çamurlarında boğulmadan Allahu Tealanın hidayetine ermelerini ve tevbekâr olmalarını Allahu Tealadan temenni ederiz. 
NAZAR BER KADEM HAKKINDA:     
Nakşi tarikatındaki; “nazar ber kadem“i böyle hayat tarzı olur mu, sürekli ayağın önüne nasıl bakılır? Eshab böyle bir şey yapmamıştır” diyerek eleştiren bu beşik ve aşiret şeyhine cevap:
 NAZAR BER KADEM (gözler ayakta): İmamı Rabbani Müceddid-i Elfi Sani(k.s.) Hazretleri; Mektubat-ı İmama-ı Rabbani 1. cild 295. mektubta şöyle beyan eder bu hususu: “Allah şeyhlerin sırlarının kudsiyetini artırsın. Nakşibendi tarikatının yerleşmiş temellerinden biride Nazar ber kademdir. Bundan murat gözün ayakta olması değildir. Nazar için bir makama yükselmek uygun düşmezki, orada kademin mecali olmaya. Kademin nihayeti, salikin istidadının nihayetine kadardır; salik, kademi üzerinde olduğu peygamberin istidadı sonuna kadar da olabilir.”
Şimdi yukarıdaki satılarda  görüldüğü gibi İmam-ı Rabbani hazretleri;  “nazar ber kademin” bedenî ayak ve bakışla hiçbir alakası olmadığını açık bir şekilde anlatmış bulunmaktadır. Aklı bu incelikleri idrak edemeyen ve kendisinin eski bir şeyh olduğunu iddia eden bu adam; daha önce nasıl bir şeyhlik yaptı ise, daha “nazar ber kademi” bile anlayamamış birisi olarak, Nakşibendi Büyüklerine çamur atmaya kalkıyor.  Nakşibendi Sadatları ki, Müstefi Şeyh’in aklının ve idrakinin yetişemeyeceği kadar Allah katında büyük derecelere sahiptirler.
Müstefi Aşiret Şeyhi,  Tasavvuf yolunda Zat-ı İlahinin nurlarının tecellisini, İlahi sıfatların ve İlahi isimlerinin nurlarının tecellisini değil, kendi içindeki beş letaiften kalp letaifinin nurlarını koklayıp temaşa edebilseydi, O Sadatların yolunda tüm varlığını feda ederdi. Ama ne yapılabilir ki, bu da nasip meselesidir.  Anlayana bu kadarlık cevap yeterlidir, yoksa verilecek cevaplar ciltler dolusu kadar çoktur ama anlamayan için bir şey ifade etmez. Biz bu sözleri anlayış sahipleri için yazdık ki, temiz kalpliler bu tür yol kesicilerin tuzaklarına düşmesinler.
Allahu tealaya mahlukatının adedince hamd olsun ve Muhammed ümmetini Ehl-i Sünnet Yolundan ayırmaya çalışanların şerlerinden korusun. Âmîn yâ Mucibeddeavât bi hurmeti seyyidil-murselîn Muhammed Mustafa(s.a.v)

       Herkese hidayet Allahu Tealadandır.

DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

“Ferit Aydın ve İmamı Rabbani Hazretleri” üzerine 7 yorum.

  1. Selamun aleyküm hocam, şimdi sitedeki tasavvufla ilgili yazıları okuyorum. Gerçekten çok büyük lezzet alıyor ve keşke zamanında bu gerçekleri görseydim diyorum.
    Hocam, benim sorum şu; Rabbimizin zatını dünyada asla göremeyiz, fakat tecellilerini nurlarını her türlü eşyada görebiliriz di mi ve bunların görülmesi de asla şirk değildir di mi hocam?

    Selamun aleykum.
    Ferit Aydın’ı bana hem selefiler, hem de heva heveslerine tapan abdülaziz bayındırcılar tavsiye etmişti. Ayrıca bu karaktersiz herif, hem selefilerin derneklerinde hem de abdülaziz bayındır’ın derneğinde sayısız konuşmalar yapmıştır.
    Uzak durulması gereken birisi.
    Ben bu tuzağa düştüm, sakın siz düşmeyin.
    Bu konuyu bizlerle paylaşan sizlerden de Allahu teala razı olsun hocam.

    Selamun aleykum hocam, sitedeki bir yazıda İmam Rabbani ks’nun mektbat kitabından övgüyle bahsedilmiş. Bende tek ciltli hakikat kitabevine ait olanı mevcut bu kitabın. Önerir misiniz, yoksa başka bir yayınevine ait mektubat kitabını mı önerirsiniz?

    1. Aleykümselam Ferhat kardeşim.
      Er-Rahman suresi 29. ayette mealen:
      – “O(Allah), her gün yeni bir tecellidedir.” Tüm eşya tecelli eden nurlar Allahu tealanın bir isminin nurunun tecellisidir. İlahi tecellileri ibret nazarı ile bakmak sevaptır ama tecellilere tapmak şirktir. Tecelliye değil tecellinin sahibine ibadet farzdır. O Allah ise, eşi, dengi ve benzeri yoktur. Akla hayale her ne gelirse gelsin o, Allah değil O’nun mahlukudur. Müminler ancak Allahu tealanın cemalini cennette görecektir.

      Ferid Aydın hakkında yazımız vardır onun linkini buraya yazıyorum oradan okuyunuz.
      https://islamdergisi.com/genel/eski-seyh-ferit-aydin-necidir/

      Hakikat Kitapevi sağlam ehli sünnettir. O kitabı okuyunuz inşaallah.

  2. Selamünaleyküm
    Hocam mektupta “hatta nisa şeklinde” deniliyor. Bunu açıklar mısınız?
    Cevabınız için şimdiden Allah razı olsun

    1. Aleykümselam Sadi kardeşim.
      İmamı Rabbani hazretlerinin Mektubatının 1. cilt 1. mektubunda, “hatta nisa(kadın) şeklinde” denilmesini soruyorsunuz.
      Tasavvuf yolunda kalp ve nefis manevi kirlerden temizlendikten sonra melekut aleminin nurları kalbe sızmaya başlar. Bu nurlar o kadar can alıcı zevklere hamildirki Allahu Tealanın kulunu imtihan etmesinden dolayı bu ilahi nurlar bazen huri kızları şeklinde gelir. Burada salik yani manevi yolcu dikkat etmez de o görüntüye kapılıp haşa onu İlah sanır da ona taparsa ayağı kayar.
      İmamı Rabbani o badireyi “Er-Refiku Alâ ”
      (En Yüce Dost Allah) diyerek kolayca geçmiş hiç bir şeye benzemeyen Allaha sığınmıştır.
      Bu ahmak ferit aydın gibi cahiller bu inceliği bilmediği için büyük alime iftira atmışlardır hem de bu konuyu okuyarak. Çünkü ilimleri oraya ulaşmamıştır.

  3. Geri bildirim: Eski Şeyh Ferit Aydın Kimdir? | İslam Dergisi

Bir cevap yazın