İnsanın Yaratılış Amacı

İnsan ne içinçiçek ve yol yaratıldı.? Bu sorunun en net ve doğru cevabı, Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerimdedir. Zira Allahu Teala Zariyat Suresi 56 ‘da buyurmaktadır ki, mealen:
– “Ben, cinleri ve insanları ancak; beni tanıyıp, bana kulluk yapmaları için yarattım.”
İnsanın yaratılışı iki kanatlı kuş misali gibidir. Tek kanatlı kuş uçamaz, tek ayaklı adam da düzgün yürüyemez.. Elbette hayatın devamı için iş, para ve sağlıkta gereklidir, elbette bu hayatta yaşadığımız sürece yiyip içeceğiz ama, bunlar amaç değil araç olmalıdır…. Bir başka deyimle: “Para iyi bir hizmetçi , kötü bir efendidir.” Para pul servet kişinin yaşam amacı olursa, o kimse bunlara tapmış olur. Yaşamın amacı, insana bu hayatı bahşeden Allah’ı tanımak ve O’na kulluk etmek olursa, insan bu dünyada da hiç bir meşru zevkten mahrum kalmadan Allah’ın rızasına erebilir. Fark sadece niyeti düzeltmektir. Böyle olunca da, dünya mutluluğu ahiret mutluluğunu gölgelemez bilakis, ivme kazandırır.
Bu hayatta helal yiyecekler, içecekler ve helal zevkler, haramlardan hem daha kolay elde edilmekte ve hem daha yararlı ve daha çoktur.
Çağımızda putperestlik kalkmamış sadece şekil değiştirmiştir. Köşe dönmeci, şehvetinin kölesi olmuş vicdansız, savunmasız kimselerin hakkını sömürü felsefesiyle yetişen fırsatçı nesillerden ne vatana ne de millete rahmet ve merhamet gelmez. “Çıkarım için anamı bile satarım” diyebilen fırsatçı felsefeyle yetişen bu şımarık asilerin, vatana ve millete huzur sağlayacağı nasıl düşünülebilir?

Çağımızın en ileri teknolojisinin iletişim araçlarından olan televizyonlar ve internet, insanların doğru eğitimi ve doğruluğu öğrenmesi için kullanılsaydı, insanlığın en büyük huzur sebeplerinden birisi olurdu. Ama ne yazık ki bugün çoğunlukla, insanların başlıca huzursuzluk sebebi bu aletler olmaktadır. Malesef bugün bu aletler,  çoğunlukla basit menfaatlar elde etmek ve yalan vaatlerle kadınları kızları kandırmak  yolunda kullanmak suretiyle, gelecek nesillerin hem de özgürlük adına çöküşü hazırlanmaktadır. Burada yeri gelmişken bir hususu da yazmak gereğini duymaktayım. Bugün televizyonlar ve internet aracılığı ile din istismarcıları, malum sitelerden daha çok zarar vermektedir Müslümanlara. Çünkü eksik ve yanlış dini bilgi, tümden bigisizlikten daha çok zarar vermektedir insanlara. Bazı özel televizyonlarda özellikle seçilip çıkarılan naylon profesörler, gençleri ibadetten uzaklaştırmakta bir hayli etkin olmaktalar. Allah bunları dünya ve ahirette rezil ve berbat edecektir ve bazılarını da etmiştir de.

Allah inancı olmadan insanlık barışı olması bir hayal ve bir aldatmacadır. Bunu deneyenler insanları kan ve göz yaşı içinde inletmişlerdir yüzyıllarca.  Bizler geleceğimiz olan çocuklarımızı kimlere emanet etmekteyiz? Bizler çocuklarımızı inançlı ve iyi ahlaklı yetiştirdiğimiz takdirde, onları gelecekte karşılaşacakları fırsatçılık batağından kurtarıp paylaşımcı bir toplum seviyesine ulaştırdığımızda ancak müreffeh bir toplumun zeminini hazırlamış sayılırız. Gaye Allah’ın rızasıdır. Yoksa bu dünyada İlahi rızayı gözetmeden yapılan hiç bir işin,  hiç bir hizmetin hiç bir değeri yoktur.

Nesil, sadece nasıl daha çok para kazanılır yöntemini öğrenmek yerine  başta kendisine, sonra başkalarına değer vermeyi öğrenmelidir. Nesil, yatırımını insana yapmalıdır. Tarihi öğrenirken, olayları ve onların tarihlerini ezberlemek yerine, o olaylardan ibretler çıkarmak ve gelecekte aynı hatalara düşülmemesinin önemini öğrenmelidir. Ecdadına  sövüp sayan bir nesil değil, onları anlamaya çalışan, başka milletlere hükmetmek değil, onlara insanca yaşamada yardımcı olmak hususunda ahlaklı, dürüst, çağdaş bilimsel düzeyi yakalamış, onunda ötesine ulaşmak için çaba sarf eden, insan toplumlarının gıpta ile bakacağı  bir kültürün temelllerini atan kimseler olmalıdır. Günü kurtarmak için küçük çıkarların peşinde değil, ufku geniş, ileriyi görebilen örnek bir mü’min  olmayı hedeflemelidir.  Böyle olması halinde, insanların dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşılması hiçte uzak bir hayal değildir.

Karıncaya: “Böyle gayretli, gayretli nereye gidiyorsun? diye sormuşlar. O da: “Kabe’ye gidiyorum.” demiş. Tekrar sormuşlar. “Bu topal ve küçücük ayakla mı Kabeye gideceksin?” demişler. Karınca şöyle cevap vermiş: ” Evet bu küçük ve topal ayakla” demiş ve devam etmiş. “Biliyorum! Oraya ulaşamam ama, hiç olamzsa onun yolun da ölürüm.” sözüyle azmin ve sabrın önemini ifade etmiştir.

Huzurunuz daim olsun.

(Visited 3.491 times, 1 visits today)
DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın