İslamiyet Ve Felsefecilik

Namaz Kılan Gençİslamiyet Nedir? İslamiyet, peygamberlerin sonuncusu olan Muhammed aleyhisselama, Allahu Tealanın gönderdiği Kur’an ayetleri ve O’nun kalbine ilham ettiği hadis-i şeriflerle belirlenmiş olan İlahi bir dindir.
Felsefe: Büyük İslam alimi İbn-i Âbidin Hazretlerine göre felsefe, Yunanca bir kelimedir. Din hakkındaki felsefe, filozofların beğendikleri düşüncelerini yaldızlı ve heyecan verici sözlerle süsleyerek, başkalarını inandırıp tatmin etmeye çalıştıkları cümlelerden oluşmaktadır. Dinin kaynağı İlahi vahiy, felsefenin kaynağı ise felsefecinin aklına ve hayallerine dayanmaktadır.
Allahu Teala Al-i Imran suresinin 85. ayetinde buyurur ki:
Muhammed aleyhisselamın getirdiği İslam dininden başka din isteyenlerin, dinlerini Allahu Teala sevmez ve kabul etmez. İslam dinine arka çeviren ahirette ziyan edecek, cehenneme girecektir.

Nisa Suresi 13. ve 14. ayetlerde mealen:
Kim Allah ve O’nun Rasûlüne itaat ederse, (Allah) o kimseyi zemininden nehirler akan cennetlere koyar. Orada sonsuz olarak kalırlar. İşte bu en büyük kurtuluştur.(13)”  ve :” Kimde Allah’a ve Rasulüne isyan ederde, O’nun hudûdunu aşarsa, Allah o kimseyi ateşe sokar ve orada ebedî olarak kalır. O kimse için aşağılayıcı bir azab vardır.(14)”
Bu ayeti kerimeler de Allahu Teala, Peygamber (s.a.v.) Efendimizin getirdiği İslam dininden başka din isteyenlerin dinlerini asla sevmeyip kabul etmeyeceğini, Allah’a inanıpta Muhammed aleyhisselama inmayan kimseyi ebdiyyen cehennemde tutacağını açıkça beyan etmektedir. Cennete girmek için “Lâ ilâhe illallâh”demenin yeterli olacağını, “Muhammedun Rasûllullâh”demeye gerek olmadığını iddia edenler, bu ayetleri okuyup tekrar düşünmeleri ve tevbe edip imanlarını yenilemeleri gerekmektedir. Allahu Teala Kur’an’ın başka ayetlerinde de, ayetlerini inkar edenleri ebedî bir azab ile azablandıracağını bildirmektedir. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizi kabul etmemek, Kur’an-ı Kerim’i inkar etmektir. Zira Kur’an O’na nazil olmuştur. O’na itimat olmazsa getirdiğine itimat nasıl mümkün olabilir?
Bazı felsefeciler Kur’an-ı Kerim’i kabul etmeyenlerin de cennete gireceklerini iddia ederler, bu iddiayı ortaya atanlar önce “Lâ ilâhe illallâh   Muhammedun Rasûllullâh” diyerek kendi imanlarını garantiye almalıdır. Aksi durumda onların da Hıristiyan ve Yahudilerden farkı olmayacaktır.

İki dünyanın mutluluğu ancak dünya ve ahiretin en üstün insanı Muhammed Mustafa’ya(s.a.v.) tabii olmakla ele geçebilir. Filozoflar Alemlerin efendisine (Salât ve selam O’na olsun) uymayıp gönül aynalarını parlatmadıkları için Emr Aleminden bihaberdirler. Nerede kaldı ki,  Allahu tealanın Zâtının ve Sıfatlarının nurlarına erişebilsinler.
İmam-ı Gazali Hazretleri “Elmunkızü-aniddalâl “ isimli eserinde der ki:
-“Akıl ile anlaşılan şeyler, duyu organları ile anlaşılanların üstündedir, akıl da vahiy ile bildirilen şeyleri tam olarak anlamaktan yana aciz kalmaktadır. Mesela göz derki; “güneş tepsi kadardır, der. Akıl ise gözün yanıldığını ortaya çıkarır. Zira akıl bunu tecrübe ile isbat edip güneşin dünyadan bile çok daha büyük olduğunu söylemektedir.” diye açıklar.
Büyük alim ve veli İmam-ı  Rabbani kuddise sirruh hazretleri Mektubatın 1.cild 46. mektubunda şöyle bildirirler:
-“Allahu tealanın var ve bir olduğunu , hatta Muhammed aleyhisselamın O’nun rasulü olduğunu isbat etmeğe gerek yoktur. Zira her şey çok açıktır. Fakat bunu görebilmek için idrak hastalığına tutulmamış olmak lazımdır. İdrak hastalığı varsa düşünmeye incelemeye gerek vardır. Fakat kalb hastalıklardan kurtulursa gözden perde kalkar, bunlar açık olarak görülür. Şaşı olan bir adam, biri iki gördüğü için bir, iki olmaz. Bunun bir olduğunu isbat etmeye ne gerek vardır?
Herşeyi, akıl ile isbat ederek inandırmak kolay değildir. Yakini , vicdani bir imanı elde etmek için isbat yoluna gitmektense, kalbi hastalıklardan kurtarmak lazımdır. Nitekim safra hastasına, şekerin tatını isbata etmeğe kalkmaktansa, onu hastalıktan kurtararak şekerin tadını tattırmak daha isabetli bir yoldur. Zira hastalık tedavi edilmeden şekerin tadı ne kadar anlatılırsa anlatılsın, tattırmak gibi olamaz. Zira şekeri ağzına aldığında şeker yine ağzına acı gelecektir. Bunlar anlatılmak ile anlaşılacak şeyler değildir. İnsanda bulunan nefs-i emmare, dinin emirlerine ve yasaklarına muhalefet etmek yaratılışındadır. Yakîn imanı elde etmek için nefsi kötülüklerden temizlemekten başka çare yoktur. Veşşems Suresinin 9. ayetinde:”Nefsini kötülüklerden temizleyen kurtuldu. Nefsini kötülük ve cehalet üzere bırakan zarar etti.”buyuruldu.  Kalbi ve nefsi kötülüklerden temizlemekten maksat, manevi afetlerden kurtulmaktır. Kalb ve nefis temizlenmedikçe hakiki iman ele geçmez. ”

Bazı kimseler: “Zaman tarikat zamanı değil, iman hakikatlerini elde etme zamanıdır.” deyip, iman hakikatlarını tefekkürle elde edeceğini sananmaktadırlar. Onlar İmamı Rabbani hazretlerinin üstteki yazısını bir kez daha okumalıdır.  Tefekkürde güzeldir ve faydalıdır ama bir yere kadardır. Ayakla yürüyerek en yüksek dağın zirvesine ulaşılır. Ondan ötelere gitmek için muhabbet kanadı lazımdır. Muhabbet ise akıl işi değil gönül işidir.  Allahın Rasulü :”Namaz mü’minin mi’racıdır” derken bu miractan kasdedilen ruhun muhabbeti ile yapılan mi’racdır, merdivenle, uçakla yükselinen mi’rac değildir.
Kişi Allah’a aklı ile iman eder, gönlündeki muhabbetle Ma’rifetullaha erer. Kişinin Allah katındaki dercesi ise ma’rifetullahı kadardır. Nitekim Allahın Rasulu eshaba şöyle buyurdular:
-“Ebu Bekrin size olan üstünlüğü ; orucunun, namazının, ve sair ibadetlerinin sizlerden daha çok olmasından değildir. Bilakis, kalbindeki ma’rifetullahın sizlerinkinden daha çok olmasındandır.”

İmam-ı Gazali ve İmam-ı Rabbani hazretleri gibi bir çok büyük, islam alimleri yunan felesefesini incelemiş ve onların din konusunda ne kadar yanlış olduklarını tesbit etmişler ve müslümanların böyle sapık kimseleri gözlerinde büyütmelerinin ne kadar yanlış olduklarını, din hususunda bunlara tabii olmanın ebedi azaba sebep olacağını eserlerinde haber vermişlerdir. Felsefeciler, her şeyi akıl ile anlamağa akla  uydurmağa kalkışan ve yalnız aklın beğendiğine inanan kimselerdir. Bu gibi kimseler arasında akla tabi oldukları için ne inanç birliği, ne de akıl birliği yoktur. Çünkü birinin aklının beğenip kabul ettiğini öbürü kabul etmez.  Bu felsefecilere islam alimi demek, islam alimlerini anlamamaktan ileri gelir.
İmam-ı Rabbani kuddise sirruh Hazretleri Mektubat’ın 1.cild 293. mektubunda:
-“Harika haller ikiye ayrılır. Birincisi Allahu Tealanın zatına ve sıfatlarına fiillerine ait bilgilerdir. Bunlar akıl ile düşünmekle ele geçmezler. Allah bunları sadece sevdiği kullarına verir. İkincisi ise madde alemindeki gaybi bilgilerdir. Bunu sadık kullarına verdiği gibi, facirlerede verir. Cahiller keramet denilince bu ikincisini anlarlar. Bu ikincisi açlıkla, uzlet ve inziva ile nefislerini cilalayan herkese verilen bir ahvaldir. Bunlar düşünceleri okurlar, uzaklarda olan işlerden haber verirler. Cahil kimseler bunları keramet zanneder ve bu gibi kimselere evliya derler.” diye bildirmektedir.
Geçmişte, İmamı Rabbani Hazretlerinin bildirdiği türden bir kimsenin meclisinde bulunmuştum. İnsanlar bu adama o çevrede şeyh, mürşit, veli gözü ile bakıyordu.  Orada bulunan bir yakınım bu adamın, düşüncelerini okuduğunu söylemiş ve bu adama o günden sonra Allahın velisi olarak bakmaya başlamıştı. Daha sonraki zamanlarda bu veli sanılan bu adamdan çok kötü haller, şeriate aykırı işler ve sinkaflı küfürlü sözler, zuhur etmesine rağmen bu yakınım o sapık şahsa daha çok bağlanarak Allah’ın yolundan sapmış ve şeytanın adamı olmuştu. Şeytan bu tür kimseleri, kendilerinin Hak yolda olduğunu iğva ederek uyandırmamağa çalışmaktadır. Tabiki, hidayet Allah’tandır.  “Allah zalim bir kavme hidayet etmez” mealindeki ayet gereğince de, bir kimsede hidayete talib olmadıkça Allahu Teala o kimseye hidayet etmez.
Akıl ruhun gözü ise, vahiy onun ışığıdır. Göz ne kadar keskin görürse görsün, ışık olmadan gözün görmesi nasıl mümkün değilse, ruhun da yalnız akıl ile vahiy olmadan, İlahi hakikatleri anlayıp kavraması mümkün değildir. İslam alimleri vahye tabi oldukları için felesefecilerin anlayamadıkları ilahi gerçekleri anlamışlar ve manevi alanda büyük mesafeler kat etmişlerdir. Biri gözünün keskin görüşüne güvenip etrafı ışıksız tanımaya çalışmış, diğeri ise aynı şeyleri ışık altında müşahede edip etrafı tanımıştır. Bu iki kimseden hangisinin tanıtımı daha doğru olabilir?
İşte, İslam alimleri ile din felsefecilerinin arasındaki fark budur.
Sufilerin keşfleride vahyin önünde olamaz. Hatta vahiyle aynı değerde tutulamaz. Keşif ve keramet sadık bir kulun tabii olduğu peygamberinin yolunda samimiyetle ve ciddiyetle kulluk yapması neticesinde Allahu tealanın o kimsenin peygamberinin tasik edilmesi için böyle bir durumu yaratır. Sufilerin keşifleri ancak vahye uygun olduğu sürece kıymetlidir.
Sufinin keşfi nasıl açılır? Sufi ilk önce itikadını Peygamber Efendimizin itikadı ve Eshabının itikadı gibi olması için ehl-i sünnet velcemaat itikadını öğrenip, ona göre inanması, sonra Hak mezheblerden biri ile amel etmesi ve ihlası elde etmek için kamil ve mükemmil bir mürşide intisab etmesi ve bu yolda nefsini ve kalbini her türlü kötü isteklerden arındırdıktan sonra, kalbe ilahi ışığın girmesi ile gerçek Allah sevgisinin tüm ruhunu istila etmesi durumunda, Kur’an’a ve sünnete uygun doğrultuda keşifler basiret gözü ile görülmeye başlaması durumunda keşif açılmış olur.

NOT: Kendilerine “mürşit” veya “şeyh” denilen nice kimselerin gerçek anlamda mürşitlikle hiç bir ilgisi yoktur. Bu kimseler dünyaya tapan para düşkünü alçak kimseler. 
Akıl ahiret alemi ile ilgili bir çok şeyleri kavramaktan yana acizdir.  Kur’an-ı kerimdeki emir ve şeriatın hükümlerini akla uydurmağa kalkışanlar peygamberlik makamının derecesini anlamamış ve inanmamış olurlar.  Peygamberlerin bildirdiklerine inanmaktan başka çare yoktur. Aksi durumda olanlar hem saparlar hem saptırırlar.
İslam dininde aklın ermediği şeyler çoktur, fakat akla ters gelen bir şey yoktur. Ahiret bilgileri Allahu tealanın beğenip beğenmediği şeyler ve Allah’a ibadet etmek şekilleri aklın kavrayabildikleri şeyler olabilselerdi, o zaman peygamberlerin gelmesine gerek kalırmıydı?

Ahirette azabtan kurtulmak ancak Muhammed aleyhisselama tabi olmağa bağlıdır.

Vesselam.

(Visited 88 times, 1 visits today)
DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın