Mü’minin Ruhani Mi’râcı (Namaz)

 Kara Delik-2Peygamber (sallallahu alehyi vesellem) Efendimiz buyurdular ki:
 -“ الصّلاة معْراج المؤمنين ”  (Namaz mü’minin mi’racıdır

AHuzura Edeble Girmek İçin Evvela Nefsin Derecelerini Bilmek Gerek. Nefsin dereceleri:
(1)- Emmarei Nefis: Kafirlerin nefsidir. Asla Hakk sözünü kabul etmez.
(2)- Levvamei Nefis: Avam müslümanların nefsidir. Kâh evliya gibi müslüman, kah firavn gibi mel’un olur.
(3)- Mülhimei Nefis: Bu ilim taliblerinin nefsidir. Bunlar İlahi huzurda huşu sahibidirler.
(4)- Mutmeinne Nefis: Rabbinin nurunun güzelliğini görüp müslüman olan nefistir. Bu nur da keşif bilgilerinin anahtarıdır. Başkalarına kabirde ve ahirette gösterilecek bir çok şeyler, bunlara ölmeden önce hayatta iken basiret nuru ile gösterilir.
(5)- Nefsi Raziye: Rıza dercesinde olan evliyanın nefsidir. Bunların nefisleri Allah’tan razıdır ama, henüz bunların nefisleri Allah’ın rızasına erememişlerdir. Bunlar yerler ve göklerin melekutunü ve rububiyet sırlarını, hususiyle namazda keşfeden (kalb gözü ile görebilen) evliyaullahtır.
(6)- Nefsi Merdiye: Bu kimselerin nefislerinden Allahu teala razı olmuştur. İşte bunların makamı mürşitlik makamıdır. Bunlar Kur’an ve Peygamberin sünnetlerinden kıl kadar ayrılmazlar. Bu velilerin secde yeri kurbiyet mahalli olduğu için, bu mertebede Allahu tealaya en yakın haldedirler. 
(7)- Nefsi Sâfiye: Enbiya ve evliyadan sıddıkler(Hz. Ebu Bekir)in,  mertebeleridir ki, bunun en üst derecesi, Seyyidil Murselin Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)in makamıdır. Bu makama “kaabe kavseyn” derler.

B –   Kalbin Huzura Girmesi İçin 6 Şart Vardır:

 (1)- Huzur-u Kalb: Namaz kılan nerede bulunması gerekir, kiminle konuşacak, onun bilincinde olmalıdır. O’nun gayrisinden başkasının muhabbetini kalbinden boşaltmalıdır. Bu ikisi bir kalbte toplanırsa, kalb huzura girer. Bunda da, akli ve nakli ilimleri tahsil edip, ihlasla amel edilirse, keşif ilmi doğar ve kalbten ma’siva sevgisi boşalır.

(2)- Tefehhüm: Kelamın manasındaki incelikleri anlamak ki, bu hal kalb huzurundan üstündür. Zira çok kez kalb huzurdadır da, lafzın manası ile meşgul değildir. Mana ile meşguliyet tefehhüm hali demektir.

(3)- Ta’zîm: Tazim, kalb huzuru ve manay-i tefehhümün üstündedir. Çünkü bir adam vardır ki, kölesine bir söz ile hitab eder o söz kalbte huzur olur ve onu anlar. Ancak onun içeriğinde emre ta’zim etmek yoktur. Bu sebeple ki, ta’zim her ikisinden de üstündür.

(4)- Heybet: Bu heybet ki, ta’zimden de üstündür. Zira heybet demek ta’zimden oluşa gelen korkudur. Heybet öyle bir korkudur ki, Cenab-ı Hakk’ın Celâl tecellisinin zuhur yeridir. 

(5)- Reca: Hiç şüphesiz ki, reca heybetten üstündür. Nice padişahlar vardır ki, onların heybetleri vardır ve kahırlarından korkulur. Ancak onların ihsanları ümit edilmez.

(6)- Haya: Bu haya ki, hepsinden de ziyadedir, çünkü hayanın dayandığı mahal, kulun kusurunu düşünmesi ve suçunu bilmesidir.

 C– Namazın Ruhani Mİ’RAC olabilmesi için:
Namazın 12 farzını yerine getirmek, yedi azayı günah kirlerinden temizlemek ve kalbi 60 tane rezil ahlaktan arındırmaktır. (ruhu ma’sivadan temizlemektir)
        Bu 60 tane kötü ahlak özet olarak şunlardır:
1)- Küfür ve şirk   2)- Cehalet   3- Kibir ve gurur    4)- Hased-    6)- Riya  7) Aç gözlülük   8)- Dedikoduculuk ve söz taşıyıcılık   9)- Başkalarını güldürmek içinde olsa, yalan söylemek ve iftiracılık 10- İçki, kumar, zina ve faizcilik gibi büyük günahları terk etmemek  11)- Cimrilik   12)- Alimleri sevmemek  13)- Dünyaya tapmak  14)- İnatcılık  15- Zulüm  16- Alaycılık  17- Namaz kılmamak 18- Çok övünmek ve övülmeyi sevmek  19- Kincilik  20- Çok kınayıcılık

      Namazın bir zahiri kalıbı, bir de batını (ruhu) vardır:

1) Hadesten Taharet:
Zahiri taharet; cünüplükten ve abdestsizlikten arınmaktır. 

     Manevi abdest; küfür ve şirkin açığından ve gizlisinden arınmak, iman elbisesini giyinmektir. Nasıl ki, cünübken İlahi huzura durup namaz kılınamazsa, şirk ve küfür halinde olan kimsenin de, hiçbir ibadet kabul edilmez
2) Necasetten Taharet:
Zahiri Necasetten Temizlik; bedende ve elbisede ve namaz kılınacak yerde necaset bulundurmamalıdır.
Batınî Necasetten Taharet; Kalbdeki manevi sevgi, masiva sevgisinden fazla olmalıdır.

3) Setri Avret:
Zahirde Setretmek; şeriatın emrettiği şekilde bedeni örtmektir. 

    Batında setr; takva elbisesini giyinmektir.
4) İstikbal-i Kıble:
Zahirde Kıble; bedenin Kâ’be’ye yönelmesidir. 

    Maneviyatta kıble; kalbin İlahi rızaya yönelmesidir.
5) Vakit:
Zahirde Vakit; bulüğ çağından hayat güneşi batana kadar her ibadeti vaktinde yapmaktır. 

    Maneviyatta Vakit; ölüm gelene dek her türlü sıkıntıya sabredip, kulluğa devam etmektir. Nitekim ayeti kerimede mealen:”Sana yakîn (ölüm) gelinceye dek, Rabbine kulluğa devam et”

6) Niyet:
Zahir de Niyet; her namaz için niyet etmektir. 

    Batın da Niyet; ibadeti yapıncaya kadar riya karıştırmamak ve yapılan ibadetlerden bir beklenti içinde olmadan ibadet etmek (cennet karşılığında ve cehennemden kurtulmak için, veya dünyalık işlerin yolunda gitmesi için ibadet yapmamalıdır.) İbadetler ancak, Allah’ın rızası için olmalıdır. İbadet bittikten sonrada ucub(ibadetlerimizle gururlanmak) sokmamaktır. 
7) İftitah Tekbiri:
Zahir de Tekbir; her namaza “Allahu Ekber”diye başlamaktır.

     Maneviyatta ise, Allahu tealanın  hiçbir şeye muhtaç olmadığını ve herkesin her an varlıkta duarabilip, yaşaması için Allah’a muhtaç olduğunu bilmek ve gerçek varlığın Allah olduğunu, mahlukların ise gölge varlıklar olduğunu, yani Allah’ın var kılması ile, varlıkta durabildiklerini bilmektir.

8) Kıyam:
Zahiri manası, namaz da (sağlıklı iken) ayakta durmaktır.

    Batında ise; her namaz da, tüm evreni ve evrendeki tüm oluşumları her an yok olmaktan koruyan ezeli ve ebedi bir varlığın huzurunda olduğumuzun şuurunda olarak saygı ile kıyama durmaktır. 

9) Kıraat:
Zahir de; her namaz da, Kur’an’dan ayetler okumak (fatiha ve zammı sureler)

    Batında ise, okuduğumuzun manasını düşünmek. Kur’an’ın manasını bilmiyorsak, kainat yaratıldığından beri her şeyi ve o esnada Kur’an’ı okuyanı da, dinleyeni de, Allahu tealanın yarattığının bilincinde olmaktır.

10)Rükuu:
Zahir manada, namaz da rükuya eğilmek ve orada belimizi doğrultmadan bir kez “sübhanallah” diyecek kadar beklemek farzdır.

     Batında, kainatın tek yaratıcısı, öldüren, dirilten, herkesin rızıkını veren bir ezeli ve ebedi kudretin huzurunda, saygı ile  belimizi büküp, başımızı eğmektir.

11)Sücut :
Zahir de; rükudan sonra arka arkaya iki secde yapmak farzdır.

     Batında, Rabbimizin Ezelî ve Ebedî kudretinin azâmeti ve Zât-ı İlahinin benzersiz, kusursuz, yönsüz ve mekansız Kudsî Varlığının huzurunda teslimiyetin zirvesi olan secde yerine, insanın en şerefli yeri olan alnımızı koyarak, Allah’a ebedi bir minnet duygusu içinde  secde ederiz.

12)Kade-i Ahirah:
Zahir de; iki rekatlı, üç ve dört rekatlı namazların sonunda Et-Tahıyyatüyü okuyacak kadar oturmak farzdır.

      Batında, Allah’ın Rasulü; “Essalatü mi’râcül-mü’minîn” mealen: “namaz mü’minin mi’racıdır”diye buyurduğu ruhani miracımızı tamamlamak için ettehıyyatüyü okurken, mi’racta Cebrail’in ben buradan öteye geçersem yanar kül olurum dediği yerde durarak Rabbimizin(Zatını düşünmeksizin) huzurunda Peygamber Efendimizle birlikte ettehıyyatüyü okuduğumuzu düşünürüz.
     Rasulullah Rabbine hamd etti:
– “ Ettehıyyâtü lillâhi vassalavâtü vattayyibât.” (Bütün dualar övgüler mali ve bedeni ibadetler hep Allah’a mahsustur.
     Rabbimiz Allah, Rasulüne selam verdi:
– “ Es-selâmü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullâhi ve berakâtüh.” (Ey mertebesi yüce Peygamber; Allah’ın selamı, rahmet ve bereketi senin üzerine olsun.)

     Rasulullah Rabbinin selamını aldı:
– “ Esselâmü aleynâ ve alâ ıbâdillâhis-sâlihîn.” ( Selam ve esenlik bizim ve Allah’ın salih kullarının üzerine olsun. )

     Cebrail ve gerisinde duran meleklerle birlikte namaz kılan bizler, birlikte şehadet ederiz:

– “ Eşhedu en(L) Lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammedun® Rasûlullâh” (Şahidlik ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur ve yine şahidlik edrim ki, Muhammed Allah’ın kulu ve rasulüdür.)

     Bundan sonra salavatlar ve dualar okunarak, sağdaki ve soldaki meleklere ve cemaate selam verilerek ruhani mi’rac olan namaz, tamamlanmış olur.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

“Mü’minin Ruhani Mi’râcı (Namaz)” üzerine 2 yorum.

  1. EMEĞİNE SAĞLIK HOCAM. HOCAM BİR NEFİS BİR ANDA YÜKSEK MERTEBEDEKİ NEFSE GEÇİŞ YAPABİLİRM? ÖYLE ZAMANLAR OLUYORKİ, BİR BAKIYOSUN HANİ DERLER YA; “EVLİYA SABIRI MI VAR?” DİYE, AMA AYNI KİŞİ BİR BAKIYOSUN BAŞKA TÜRLÜ DAVRANIYOR. ÖNEMLİ OLAN KALICI OLMASI MI BULUNDUĞU MERTEBE DE? HANİ İNSANIZ, ŞAŞARIZ, BU MERTEBELERE GİRİP ÇIKARIZ DEĞİL Mİ?

    1. Selamun aleyküm muhterem kardesim. Bir kimsenin nefsi nadirde olsa emmarelikten veya levvamelikten daha üst mertebeler biiznillah çıktığı görülmüştür. Bu bilhassa Rasulullahın (s.a.v) zamanında müslüman olan sahabeler arasında çok görülmüştür. Rasulullah’ın bir sohbeti ile nefsi mutmeinneh, razıye ve merzıye mertebelerine çıkanlar az değildir. Büyük alimlerin sohbet ve nazarları altında da, nefsi mutmeinneh mertebesine yükselenler az değildir.
      Lakin sizin sormak istediğiniz değişken ahlaklı kimselere gelince, onların evliya sabırları nefislerinin mutmeinneliğinden değil de, ya korkaklıklarından ya da mizaçlarında bulunan hilmin baskın olmasından ileri gelir. Amma bunların nefisleri mutmeinneh olmadığı için, kendilerine mahsus gizli nefsani başka sakatlıkları az değildir. Evliyalık sadece sabırla ölçülmez. Her kızgın adam, fasık değil, her sabırlı olanda evliya değildir. Önemli olan yerinde kızmalı ve yerinde sabırlı olmalıdır. Kızdığı zaman da adaletten ayrılmayan kişi velidir. Levvame nefis sahibi bazı kimselerde gel-gitler çok olur. Bu, mülhimede azalır, mutmeinnede yok olur.

Bir Cevap Yazın