Nefy-i İsbat Zikri

Hazırlayan: Bekir Abdullah

Kötü arzuları nefyetmek
(kovmak, gidermek) gayesiyle mürit şuhûda
(görüntü) zuhurdan zuhura geçme, ortaya çıkmadır. Buradaki şuhûd ve zuhurun hepsi
velayet-i suğra, küçük velilik makamından sayılmaktadır.
Bu velilik, kulluğu ve nefsin hastalıklarını bilme makamıdır. Bu makamda nefis sakin ve mutmain ( gönül doygunluğu) gibi görülse de, emirlere uyma ve yasaklardan sakınma hali, hatta nefsin arzularının azalması onun özelliğinden değil, alışkanlık kazanmış olmasındandır. Alışkanlıktan dolayı da emirlere uyma ve yasaktan kaçma istenilen amaca uygun değildir.
Cenab-ı Hakk ( celle celalühü) bir kulunu merdıye makamına kavuşturmayı, marifetine erdirmeyi, seyr-i enfusi ( mana seyri) ve kulluğuyla şereflendirmeyi dilerse, ona Vahdet makamında azamet ( büyüklük) ve Celalini ( ululuğunu ) gösterir. Bunun yanında Allahu Teala ( c.c) kulunun nefsine ; “Topraktan yaratılan kul nerede, Alemlerin Rabbi nerede?” diye bildirir. Kul bir bakar ve Alemlerin Rabbiyle çirkin ve kötü nefsi arasına hiçbir ilgi olmadığını anlar.
İlahi sevgi, yakınlık ve dostluk davalarının yalandan ibaret olduğunu görür. Perişan ve pişmanlıkla nefsini hastalıklardan temizlemek için döner. Buna ikilik makamı denir. Burada müridin latifeleri döner fakat kalbi oraya bağlı kalır ve oranın sevgisini unutmaz. Huzura kavuşan kul sanki iki kişi olmuş gibidir.
Birincisi ilahi huzurda yakınlık, dostluk ve sevgi davasında kalır, ikincisi ise nefsini temizlemek ve kulların işlerini görmek için geri dönmüştür. Mürid geri döndükten sonra madde alemindeki latifeleri, emirler alemindeki latifelerinin nurlarının yansıması ve etkisiyle değişime uğrayarak başkalaşır. Her latifenin eksik yanı kendisine uygun özelliğe dönüşerek nurlanır :
Toprağın eksikliği olan ibadetlere, emirlere karşı ilgisizlik ve tembellik, yumuşak huyluluğa ve insanlardan gelen sıkıntılara katlanmaya dönülür.

Suyun eksikliği olan nifak ( ikiyüzlülük), Sıbğatullah (Allah-u Tealanın boyasıyla boyanmak) rengine dönüşür. Kul Allahu Tealanın ahlakıyla ahlaklanır, onun boyasıyla boyanır onun boyasıyla boyanan kişi de Cenab-ı Hakkın rızasından başka hiçbir şey bulunmaz. Her gördüğü veya birlikte bulunduğu kimsede Hakkın Kemal ve Cemal (tecellisini) görür. Çünkü Allahu Teala kemal veya cemal bulunmayan hiçbir yaratık yaratmamıştır. Hatta kafirler ve yılan gibi vahşi hayvanlar bile bu kemaliyet ve cemaliyet tecellileri gözlenir.
Ateşin eksikliği olan öfke ve nefse düşkünlük; şer’i şerife uyma ve ilahi aşka dönüşür. Cenab-ı Hakkın ( c.c) haram ettikleri yenilip içilince öfkelenerek karşı çıkar.
Hava?nın eksikliği olan kibir ve kullara karşı büyüklenme hali; halkı sevemeye ve alçak gönüllülüğe dönüşür. Kendinin yaratıklara ihtiyacı olmadığını anlar ve isteklerini Rabb?inden başka hiç kimseye bildirmez. İslamiyet izin verirse kafir de olsa herkesin isteklerini karşılar ve hizmet eder.
Özetle, emir alemindeki latifeler asli yerlerin yükselip, madde alemindeki beş unsurun eksiklik ve arzuları değişince, insana hakim olan nefis terkedilmiş ve hizmetçisiz kalır. Her iki latife grubu da nefse karşı gelir ve nefis işlerini sürdürecek nurani veya zulmani bir araç bulamaz. Bu durumda kendi de ister istemez nurani latifelere uyar, onların isteklerine boyun eğer. İşte bu radiye ve merdiye makamıdır. Artık nefis bu makamda kalır. Latifelerin hoşlanmadığı tüm şeylerden ve kötü ahlaktan yüz çevirir.
Nefsi arzularını İslamiyet?in sınırları içerisinde yerine getirir. Mesela kendini ve eşini haramdan korumak ve çoğalmak amacıyla evlenir. Şehvet , haz gayesiyle değil. Allah?u Teala?nın emrine uymak ve ibadet için yer içer ve uyur. Kısaca tüm hareketlerini İslamiyet?e uygun ve iyi niyetle yapar. Nefis itek ve arzularını İslamiyet?e göre yaptığı için nurani latifeler tekrar onun emrine girerek hizmet ederler. Bu makama ri?cat ( dönüş) makamı denir.
Radiye ve merdiye makamından dönüş yapanlar iki kısımdır :
1- Birinci kısmı enbiyada olduğu gibi yalnız kendi nefsi için döner.
2- İkinci kısmı ise Resullerde olduğu gibi yalnızca kendi nefsi için değil halkı irşad ve davet etmek için dönerler. Bunlar da iki kısımdır :
A) Bazılarında cezbe ateşi ve kararsızlık bitmiş olur. İkinci kez yükselmeye istekleri kalmaz. Bunlar kendi nefislerinde kusur görürler ve onlarla uğraşırlar ve hallerini bulanıklıktan tamamen temizlerler. Böylelerinin tarikatları sağlam ve irşadları da kuvvetli olur.
B) Diğer bir kısmın cezbe ateşi sönmez; suri ve manevi tecellilere, visal ( kavuşma) ve vahdete yönelirler. Şiddetli bir istek nedeniyle ikinci bir kez seyire ( yükselişe) başlarlar. Bu yükselişe seyri uryani ( yalın yükselme) denir. Bunlar kendi nefsilerinde kavuşmaya araç olan hiçbir ibadeti ve kemaliyeti görmezler. Tersine kavuşmalarını, yalnızca Cenab-ı Hakk?ın (c.c) fazl-u keremi?nden görürler. Bu makam en yüce, en şerefli ve en güzel makamdır. Ancak bu makamda telvin ( boyanma) ve terbiyeyi bıraktığı ve nefsini unuttuğu için bulanıktan kurtulamaz. Kendini saflaştırsa ancak temkin makamına kavuşur. Bu iki makamı birlikte elde edenler kibrit-i ahmer?den daha kıymetli ve nadirdir.
Sadat-ı Kiram?dan Hace Alaaddin Atar ( k.s) ve bazıları yeni tarikata girenlere gaflet, vesvese ve kuruntuları önlemek gayesiyle neyf ve ispat zikrini, ism-i celal zikri gibi vermişlerdir. Bunlar masivatı ( Allah-u Teala?nın ( c.c) dışındakiler) yok etmek için ? La maksude illallah? (Allah?tan ( c.c) başka gaye yoktur) anlamını kasdettiler. Gavs-ı Azam Seyyid Sıbğatullah Arvasi gibiler kalbin saflaşması için başlangıçta nefy ve ispat zikrini; daha sonra kalbin toparlanması için de ismi celal ve latifeler zikrini vermişlerdir, zira bu ikisi murakabeye girmek için daha kuvvetli araçtır. Şeyh Abdurrahman-ı Tahi ( k.s) ise bazen zikir olmaksızın nefesin göbek altında tutulmasını emrederdi. Böyle yaparak içerden zulmet ( kalp karanlığı) çıkarıldığını söylerdi.
Özetlemek gerekirse; bazıları kalbi genişletmek amacıyla tam sahivi ( tam uyanıklığı) seçerek nefy ve ispat zikrini; diğer bazıları da cemiyeti ( toplanmayı) çabuklaştırmak için celal zikrini tercih ettiler. Başka sadatlar ise, hem cemiyeti çabuklaştırmak, hem de tam sahivi elde etmek için her iki zikri birlikte yaptırdılar. Bu açıklamalar tarikata yeni başlayanlar içindir.
Velayet-i Kübra sahipleri ise hayalleri kovmak, şehvetleri de engellemek için belirli zamanların dışında neyf ve ispat zikrine devam etmeyi arzu ettiler. Belirli zamanlarda yapılan zikrin onların şanına yakışan anlamını düşünerek dil ile tehlildir ( La ilahe illallah ) şeriatın emrettiği zikirlerin hepsi dil ile yapılır.

Kaynak: Silsiletü’z-Zeheb

(Visited 8.000 times, 21 visits today)
DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

“Nefy-i İsbat Zikri” üzerine 10 yorum.

  1. Hocam cevabınız için teşekkür ederim, Allah razı olsun. Yalnız benim daha temeldeki ayrımlara ihtiyacım var. Mesela emmarenin letaifi nefsi natıka dediniz. Bu da bana, diğer nefs mertebelerinin de mi letaifi var o zaman sorusunu da düşündürdü ama sanırım nefsin temeli emmare olduğu için böyle söylenebiliyor ve diğer mertebeler de üzerine inşa ediliyor şeklinde anlaşıldı benim nazarımda. Bir de söylediklerinizden akla şu soru da geliyor ruhun letaifleri, malum beş letaif ise, letaifi külli nefsin mi letaifi oluyor? O nereye ait öyleyse? Ruhun tasfiyesi yani letaiflerle ilerleme esnasında nefsin mertebeleri de birlikte aşılıyor ise, 5 letaifin sonunda 7 mertebe de aşılıyor mu demektir? Böyle ise eğer, her letaifle özdeşleşen bir nefs mertebesinden de söz edemeyiz doğru mu? Ahfa letaifi çalışmadan raziyye aşılıp da merziyyeye varılamaz denilebilir mi mesela? Bu ayrıntıları benim için aydınlatmanızı rica eder, hayırlı günler dilerim.

    1. Rica ederim.
      Nefsi emmarenin dereceleri ve bir tane de letaifi var.
      Bu konularla ilgili sorularınızın cevabı sitemizdeki tasavvufi sohbetler var . Arama motoruna yazınız oradan bulup okyunuz.

  2. Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Sitenizden birçok hususta istifade ettim, Allah razı olsun. Sitedeki ilgili diğer yazıları da okumama rağmen henüz tam kavrayamadığım ve emin olmak için sormak istediğim bazı hususlar var. Daha çok orda okuduklarımla ilgili sorularım aslında: Nefsin mertebeleri ve letaifler arasındaki bağ nedir, cüzü olma ve kapsama bakımından durum nasıldır? Mesela nefsi kamileye varılması için en üstteki letaif olan letaifi küllinin aktive edilmesi mi gerekir? Böylece her nefis mertebesinin ulaşılabilmesi için aktive edilmesi gereken bir letaifi mi var demektir? Nefs ve ruh birbirinden ayrı iki şey ise, iki kaşın arasında bulunan ama ruhun bir organı, letaifi olan nefsi natıka ile ruhtan ayrı olarak anlatılan normal nefs arasında bağ var mıdır? Yoksa aslında nefs de ruhun bir letaifi midir ve o da nefsi natıka mı olmuş oluyor? Sorularımı gereken ayrıntıyla cevaplamanızı rica eder, hayırlı günler dilerim.
    Selamünaleyküm. İki kez başka bir sayfada yorum gönderdiğim halde silindi niye bilmiyorum umarım bu kez gider. Öncelikle sitenizden birçok konuda istifade ettim, Allah razı olsun. Sitede konuyla ilgili bazı yazıları okuduğum halde tam kavrayamadığım ve bu yüzden emin olmak için sormak istediğim bazı hususlar var. Nefsin mertebeleri ile letaifler arasındaki bağ nedir? Mesela nefsi kamileye ulaşılması için letaifi küllinin aktive edilmesi mi gerekir? Böylece her nefis mertebesinin kendine has bir letaifi mi olmuş oluyor bağlantı nedir letaifler ve mertebeler arasında? (yine silinirse diye diğer soruyu ayrıyetten yazacağım)

    1. Aleykümselam ve rahmetullah kardeşim.
      Soruların bazısını bilgisayar istenmeyen bölümüne atmaktadır. Sorularınızın gözükmemesi ondan olabilir.
      SORUNUZ:
      1 Nefsin mertebeleri ve letaifler arasındaki bağ nedir, cüzü olma ve kapsama bakımından durum nasıldır? Mesela nefsi kamileye varılması için en üstteki letaif olan letaifi küllinin aktive edilmesi mi gerekir? Böylece her nefis mertebesinin ulaşılabilmesi için aktive edilmesi gereken bir letaifi mi var demektir?
      2- Nefs ve ruh birbirinden ayrı iki şey ise, iki kaşın arasında bulunan ama ruhun bir organı, letaifi olan nefsi natıka ile ruhtan ayrı olarak anlatılan normal nefs arasında bağ var mıdır? Yoksa aslında nefs de ruhun bir letaifi midir ve o da nefsi natıka mı olmuş oluyor?
      CEVAP:
      1- Nefsin mertebeleri ve letaifler arasındaki bağ, seyir sülük durumundan mütevellittir. Zira turk-u Nakşibendiyede seyr-i süluk ruhanidir. Ruhani ilerleme letaiflerle olurken nefsin mertebeleri de birlikte aşılır.
      2- Nefs-i natıka ruhun letaifi değildir. Ruhun lefaifleri Kalb, ruh , sır, hafi ve ahfadır.
      Nefsi emmarenin letaifi nefsi natıkanın temizlenmesi ruhani letaiflerin tasfiyesi ile başlar ve mutmeinne ile görevi devralır ve yalnız olarak yükselir.

    1. Bidayetteki insan kendi olgunluğunu anlayamaz. Mürşid gerek. Aksi halde insana ucub gelir ki o da kibre götürür kişiyi.
      Ahlaki düzensizliğin yerini ahlaki olgunluk almalı.

    1. Hayırlı kandiller hocam duanızı rica ederim 🙂
      Hayırla kalınız…

Bir cevap yazın