Sıffin Savaşı ve Hakem Olayı

Hz. Ali ve Hz. Muaviye arasındaki Sıffin Savaşı ve Hakem olayı hakkında bilgi verir misiniz?

Sıffin Savaşı, Râşid halifelerin dördüncüsü olan Hz. Ali (r.a.) ile, onun halifeliğini kabul etmeyen Şam valisi Hz. Muaviye bin Ebu Süfyan (r.a.) arasında çıktı. Savaş, 657 yılında, Fırat havzasında bulunan Rakka’nın doğusundaki Sıffın denilen yerde yapıldı ve bu savaşta bir çok Müslüman şehit oldu.

Savaşın çıkış sebebi, bir konudaki içtihat (görüş) farklılığına dayanıyordu. Konu siyasî bir konu olduğu için de savaşla sonuçlandı. Yoksa içtihat farkı sırf ilmî olsaydı, kitap üzerinde kalmış olacaktı. Savaşa giden yol özetle şöyle gelişti:

Hz. Osman (r.a.) halifeyken Medine-i Münevvere’ye bir grup isyancı geldi. Uzun bir müddet Hz. Osman’ı (r.a.) kuşatma altında tuttuktan sonra, o grubun içinden birisi veya birileri Hz. Osman’ı şehit etti.

Bunun üzerine Hz. Ali (r.a.) halifeliğini ilân etti ve Hz. Osman’ın kàtilini aramaya başladı. Ancak o isyancı grup içinde bizzat kàtilin kim olduğu tespit edilemiyordu. O zaman Şam vâlisi olan Hz. Muaviye adalet-i izafiyeyi savunarak “milletin selâmeti için kulun hukuku feda edilir” demiş, o isyancı grubun tamamının cezalandırılmasını istemişti. Hz. Ali de (r.a.) adalet-i mahzâyı savunarak, “Hak haktır. Ferdin hukuku hiçbir şeye feda edilemez.” demiş, o isyancıların içindeki asıl kàtil veya kàtillerin tespit edilmesi için çalışmaları sürdürmüştü. Kàtilin tespiti gecikince rahatsızlık had safhaya vardı. Arada İslâmiyet’in zayıflığını isteyen fitnecilerin de körüklemesiyle iki tarafın ordusu karşı karşıya geldi.

Bu arada Cemel Vak’ası da yaşandı. Bu vak’adan (olaydan) sonra Kûfe’ye yönelen Hz. Ali (r.a.), Hz. Muaviye’ye elçi göndererek, Sahabeden Muhâcirlerin ve Ensârın (radıyallahü anhum) kendisinin halifeliğini kabul ettiklerini; onun da kabul edip itaatini bildirmesini istedi. Hz. Muaviye, kendisine elçi olarak gelen Cerir bin Abdullah’ı (r.a.) oyalayarak Hz. Amr bin el-Âs (r.a.) ile istişarede bulundu ve Hz. Osman’ın (r.a.) kàtilleri derhal cezalandırılmadığı takdirde ordusuyla üzerine yürüyeceğini belirtti. Hz. Muaviye (r.a.) seksen beş bin kişilik bir orduyla Şam’dan yola çıktı. Hz. Ali (r.a.) ise doksan bin kişiden oluşan ordusuyla Kûfe’den Sıffin’e doğru harekete geçti.

Hz. Ali, Hz. Muaviye’ye elçiler göndererek, onu bu tutumundan vazgeçirmek istedi. Ancak olumlu bir cevap alamadı. İki ordu birlikleri arasında bazı ufak çarpışmalar sürerken, Hicretin 37. senesi Muharrem ayının sonuna kadar anlaşma yapılabilmesi için elçiler gidip geldi. Ancak barış yolunda bir gelişme sağlanamadı. Safer ayının ilk günü savaş tekrar başladı.

Hz. Ali’nin şiddetli bir taarruzu ile Şam ordusu dağılma noktasına geldi. Savaş kazanılmak üzereydi ki, Hz. Amr bin el-Âs (r.a.), Şamlı askerlere “Her kimin yanında Mushaf varsa onu mızrağının ucuna takarak yukarı kaldırsın.” dedi. Bu emri yerine getiren askerler Hz. Ali (r.a.) tarafına, “Aramızda Allah’ın kitabı hakem olsun.” diye seslendiler. Hz. Amr bin el-Âs’ın tedbiri etkisini göstermiş, Iraklı askerler; “Allah’ın kitabına yapılan çağrıya icabet edelim.” demeye başlamışlardı. Hz. Ali (r.a.) bunun bir savaş hilesi olduğunu askerlerine anlatmaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Her iki taraftan birer hakem seçilerek, Kur’ân’a uygun kararın çıkartılması istendi. Hz. Ali’nin (r.a.) tarafında bulunanlar bunu memnuniyetle karşıladılar. Şamlılar Hz. Amr bin el-Âs’ı, Hz. Ali tarafındaki Iraklılar da Hz. Ebu Mûsâ el-Eş’arî’yi hakem tayin ettiler. 37. yılın Safer ayında Düvmetü’l-Cendel’de bir araya gelerek, karar verirken esas alınacak prensipleri içeren “Tahkimnâme”yi kaleme aldılar. Bu olaya İslâm tarihinde “Hakem Olayı” denir.

Sorularla İslamiyet

DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

“Sıffin Savaşı ve Hakem Olayı” üzerine 2 yorum.

  1. ELEŞTİRİ YAPMAK İNSANİ BİR HAKTIR.ANCAK BİZİM İNSANIMIZ KÜFÜR VE HAKARETİ ELEŞTİRİ ZANNEDİYOR.BU AYRIMI YAPMAYI ÖĞRETMEK GEREKİR.
    DOGRUSU HADİS LER KONUSUNDA KİŞİSEL OLARAK BENDE TERETTÜTDEYİM.KESİNLİKLE İNKAR ETMİYORUM AMA GÜNÜMÜZDE 1 BUÇUK MİLYON HADİSTEN BAHSEDİLİYOR VE HİÇ ÜŞENMEDİM HER HADİS İÇİN 5 DAKİKADAN HESAPLADIM 8 YIL 4 AY EDİYOR.BU BANA ŞÜPHELİ GELDİ.
    KİŞİSEL OLARAK BİR HADİS İ KUR’AN LA KIYASLIYORUM UYARSA ALIYORUM UYMAZSA DİKKAT ETMİYORUM.SAHİH HADİSLE UYDURMA HADİS İ AYIRT ETMEK ÇOK ZOR TAM BİR UZMANLIK İSTİYOR
    KALDI Kİ SÜNEN LERİ YAZANLARIN ÇOĞU PEYGAMBERİMİZİN VUSLATINDAN ÇOK SONRA DOĞMUŞ
    İNSANLAR.BU NEDENLE HER ZAMAN ÖNCELİĞİM KUR’AN DIR.HADİSLERİ TÜMÜYLE İNKAR EDİP REDDETMİYORUM.SAYGILAR..

    1. Müslüman demek, Allahın dini İslama teslim olan kimse demektir. İslamı ise ancak kafirler eleştirebilir.
      İslam sadece Kurandan ibaret demek de küfürdür. Kurana göre İslam; Kuran ve Sünnettir. Yani Kuran ile birlikte Rasulullahın emretikleri ve yasakladıkları ve tavsiye ettikleri demektir.
      Bir hadisi zahiri Kurana uymuyor diye ona hadis değildir demek cahilliktir. Gerçek mana da hiç bir hadis Kuran ile asla çelişmez. Ancak hadisin zahirinde bir çelişki imiş gibi bir görüntü varsa alimler o hadisi te’vil ederler bu hadis değildir demezlerdi. Şimdi ki cahil ilahiyatçılar ashabın ve tabiinin yolundan çıktıkları için ona hemen uydurma hadis yaftasını vurup dinden çıkmaktadırlar.
      Hadis konusunda siz sanırım o ehli bidat ilahiyatçılardan etkilenmiş olmalısınız.
      Hadis konusunu ashab-ı kiram ve tabiin alimleri ve 12 imamlar ele almışlar kılı kırk yararak eserlerine mevdu hadis sokmamışlardır. Bugünkü hadisler de onların eserlerinden alıntıdır.
      O büyükleri sadece o zamanın sapık ve münafıkları eleştirmiştir.
      Bu konu çok uzundur. Ancak sana şunu belirtelim ki bir buçuk milyon hadis olduğunu iddia etmeniz mesnetsizdir.
      Bugün biz ulaşan sahih hadislerin şunlar ve onların dışında bir o kadar daha ya vardır ya yoktur.
      Mükerre olanları çıkarırsak
      Buhari: 4.000
      Müslim: 4.000
      Tirmizi: 4.000
      Süneni Ebu Davud: 4.800
      Süneni Nesai: 5.700
      Sünen-i İbn Mâce: 4.000
      Kütüb-ü Sitte’de TOPLAM: 26.500 Hadis vardır.
      Bunların yanında diğer bazı hadis kitapların da bulunan hadislerle toplam 50-60 bin civarında hadis vardır.
      Bir buçuk milyonu kim icat etmiş?

Bir cevap yazın