Tevhid ve Şirk

Kelime-i tevhidin manası:
Müslüman olan bir kimseye, ilk önce
(Lâ ilâhe illallâh, Muhammedün rasûlullah) kelimesinin manasını bilmek ve inanmak farzdır. Bu kelimeye Kelime-i tevhid denir. Kısaca manası, (Allah’tan başka ilah yoktur. Muhammed aleyhisselam da Onun Resulüdür) demektir.

Kelime-i tevhidin manasını, Ehl-i sünnet âlimleri şöyle açıklıyor:
İnsanlar yok idi. Sonradan yaratıldı. İnsanların bir yaratanı vardır. Her varlığı, O yaratmıştır. Bu yaratan birdir. Ortağı, benzeri yoktur. Bir ikincisi yoktur. O, hep var idi. Varlığının başlangıcı yoktur. Hep vardır. Varlığının sonu olmaz. Yok olmaz. Onun hep var olması gerekir. O, yok olamaz. Varlığı kendindendir. Hiçbir sebebe ihtiyacı yoktur. Her şeyi var eden, her varı her an varlıkta durduran Odur. O, madde değildir. Hiçbir maddede bulunmaz. Şekli yoktur. Ölçülmez. Nasıldır diye sorulmaz. O deyince, akla hayale gelen her şey, O değildir. O, bunlara benzemez. Bunlar hep Onun mahluklarıdır. O, mahlukları gibi değildir. Akla, vehme, hayale gelen her şeyi, O yaratmaktadır. Yukarıda, aşağıda, yanda değildir. Yeri yoktur. Her varlık, Arşın altındadır. Arş ise, Onun kudreti, kuvveti altındadır. O, Arşın üstündedir. Fakat bu, Arş Onu taşıyor demek değildir. Arş, Onun lutfu ve kudreti ile vardır. O, ezelde, sonsuz öncelerde nasıl ise, şimdi hep öyledir. Arşı yaratmadan önce nasıl idi ise, ebedi sonsuz geleceklerde de, hep öyledir. Onda değişiklik olmaz. Onun sıfatları vardır. Sıfat-ı sübutiyyesi sekizdir. Hayat, ilm, sem, basar, kudret, irade, kelam, tekvin. Bu sıfatlarında da, hiç değişiklik olmaz. Değişiklik olmak kusurdur. Onda kusur, noksanlık yoktur. Hiçbir mahlukuna benzemez ise de, dünyada, Onu kendisinin bildirdiği kadar bilmek ve ahirette görmek olur. Burada nasıl olduğu anlaşılamadan bilinir. Orada da, anlaşılamadan görülecektir.

Allahü teâlâ, kullarına, peygamberler gönderdi. Bu büyük insanlar vasıtası ile kullarına, saadete ve felakete sebep olan işleri bildirdi. Peygamberlerin en yükseği, son Peygamberi olan Muhammed aleyhisselamdır. Yeryüzündeki dinli dinsiz herkese, her yere, her millete Peygamber olarak gönderilmiştir. Bütün insanların, meleklerin ve cinnin Peygamberidir. Dünyanın her yerinde, herkesin, o yüce Peygambere tâbi olması, uyması gerekir. (Kimya-i Saadet)

Tevhid ve İman
SORU: 
Tevhid yani Allah’tan başka ilah yoktur diye inanmak hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP
Tevhid beş derecedir.
1. Derece: İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
“Tevhid, taze ceviz gibidir. Cevizin iki kabuğunu ve içini herkes bilir. Özünün özü de, yağıdır. Münafıklar, yalnız dil ile (La ilahe illallah) der, kalb ile inanmaz.

2. derece: Kelime-i tevhidin manasına, kalbin inanmasıdır. Bu inanış, ya başkasından görerek, işiterek olur ki, bizim gibi cahillerin inanışı böyledir. Yahut delil ile, aklın ispat etmesi ile inanır. Din âlimlerinin, kelam ilmi üstatlarının inanması böyledir.

3. derece: 
Bir yaratanın, her şeyi yarattığını görmek, her işin, tek bir fail tarafından yapıldığını, başka kimsenin, hiçbir şey yapmadığını anlamaktır. Bu anlayış için, kalbde bir nurun parlaması gerekir. Böyle hasıl olan iman, cahillerin ve kelam âlimlerinin imanına benzemez. Mesela, bir ev sahibinin, evde bulunmasına inanmak üç türlü olur:
a- Birisinden işiterek inanmaktır. Taklit ile olan iman, bunun gibidir.
b- Ev sahibinin, her gün kullandığı bineğini, elbise ve ayakkabılarını evde gördüğü için inanmaktır. Bu da kelam âlimlerinin imanına örnektir.
c- Ev sahibini evde görerek inanmaktır. Bu, ariflerin tevhidine örnektir. Böyle tevhid, her ne kadar yüksek derece ise de, bunun sahibi, mahlukları görmekte ve bunların Halık [yaratıcı] tarafından yaratıldığını bilmektedir. Mahlukları gördüğü için, tevhid tam olamaz.

4. derece: 
Bir var görür, birden başka bir şey görmez. Tasavvufta bu hâle, Tevhidde fena derler.

Bu dört dereceden;
5. Derece: Münafıkların tevhidi olup, cevizin dış kabuğuna benzer. Cevizin dış kabuğu, acıdır. Dış yüzü güzel, yeşil ise de, iç yüzü çirkindir ve yakılınca bol duman yaparak ateşi söndürür ve birkaç gün cevizi korumaktan başka, bir işe yaramaz. Münafığın tevhidi de, münafık olduğu bilinmediği için, halk onu Müslüman zanneder.

İkincisi: Cahillerin ve kelam âlimlerinin tevhidi, cevizin tahta kabuğu gibidir. Bu tahta kabuk, cevizi birkaç zaman korumaktan başka işe yaramadığı gibi, bu derecedeki tevhid de, yalnız insanı Cehennem ateşinden korumaya yarar.

Üçüncüsü:
 Cevizin özü gibidir. Yenilecek, yararlanacak kısımdır.

Dördüncüsü: 
Cevizin özü yenilip hücrelerine kadar sindirilmiş hâlidir.

 

ŞİRK(Ortak):

Sözlükte “şirkün ” sözü Ortak koşmak anlamına gelir. Bu lafzın kökü Arapça “şerake” (ortak oldu) mazi fiili üçüncü şahıstan türetilmiştir.
MÜŞRİK: Allah’a ortak koşan demektir.
Allahu Teala şirk konusunda şöyle buyurmaktadır, mealen:
-“Şüphesiz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında dilediğini bağışlar. Allah’a ortak koşan, muhakkak ki, derin bir sapıklığa düşmüştür.” (Nisa- 116)

-“Allah’ı bırakıyorlar da, kendilerine ne fayda, ne de zarar verebilecek olan şeylere tapıyorlar ve “Bunlar bizim Allah katında şefaatçilerimizdir.” diyorlar. De ki, “Siz Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?” Allah onların ortak koştukları şeylerin hepsinden münezzehtir.” (Yunus -18)

-“O gün ki, hepsini mahşere toplayacağız, sonra da o şirk koşanlara “Haydi yerlerinize! Siz de, ortak koştuklarınız da!” diyeceğiz. Artık aralarını iyice açmışız. O ortak koştukları şeyler, “Siz bize tapmıyordunuz ki.” diyecekler. (Yunus-28)

“De ki: “Allah’a eş tuttuğunuz ortaklarınızdan, önce yaratıp, sonra da onu çevirip yeniden diriltecek var mı?” De ki, “Önce yaratıp, sonra da onu yeniden yaratacak olan Allah’dır. O halde nasıl yoldan saptırılıyor, döndürülüyorsunuz?” (Yunus- 34)

“De ki, “Ortak koştuklarınızdan doğru yolu gösterecek olan var mıdır?” Deki, “Allah, hak olan doğru yola hidayet eder. O halde doğru yola hidayet eden mi kendisine uyulmaya daha layıktır, yoksa kendisine yol gösterilmeyince onu bulamayan mı daha layıktır. O halde ne oluyorsunuz? Nasıl hükmediyorsunuz?” (Yunus- 35)

“Açın gözünüzü! Göklerde kim var, yerde kim varsa hep Allah’ındır. Allah’dan başkasına tapanlar dahi, Allah’a ortak koştuklarına uymuş olmuyorlar, ancak zanna uymuş oluyorlar. Ve yalandan başka bir şey söylemiyorlar.” (Yunus- 66)

Şirkin terim anlamı :

“Rububiyet,  ibâdet ve isim ve sıfatlar konusunda Allahu Tealaya  ortak veya benzer edinmek demektir.”

Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de birçok âyette kendisiyle birlikte eşler  edinilmesini yasaklamış ve kendisinin dışında eşler ve ortaklar edinenleri  kınamıştır.

Hadis-i  şerifte ise Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

-“Her kim,  Allah’ın dışında birisine yalvarıp yakararak O’na eş koşar bir halde ölürse,  cehenneme girer. Her kim de Allah’ın dışında birisine yalvarıp yakarmaksızın O’na eş koşmadan ölürse, cennete girer.” ( Buhârî,  hadis no: 4497, Müslim, hadis no: 92 )

Kur’an’ın ayetlerine kendi kısır akıllarına göre anlam vererek kendilerini Müslüman sanan ve gerçek tevhid ehli olan mutasavvıfları şirkle itham eden sapkınlar aslında, kendileri şirkin batağında olduklarından bihaberdirler. Onlar gerçekten şirkin ne olduğunu bilselerdi, günde 70 kez imanlarını yenilerlerdi.
Ehl-i Mutasavvıflar ortak koşmak anlamına gelen şirkin iki türlü olduğunu bildirmişlerdir. Bunlar gizli ve açık şirktir.

Açık Şirk: Heykellere, cinlere, şeytanlara, Allah’tan başka kendisinde ilahi bir kudret olduğu sanılan herhangi bir kimseye, şeyhlere, papazlara, kahinlere, krallara ve putlara tapmaları veya Hz. İsa’ya -haşa – Allah’ın oğlu demeleri ve bunlara ilah diye tapmalarına açık Şirk denir.

Eshab-ı Kiramın alimlerinden İbn-i Abbâs (Allah Ondan razı olsun);
-“ALLAH ve sen dilersen” gibi bir sözün “ALLAH ve falanca dilerse” anlamında olduğunu belirtmiş ve bunun gizli şirk olduğunu ifade etmişlerdir.
Bu ifadenin yerine “Evvel ALLAH, sonra da senin sayende” demeli ve Allah’a hiçbir varlık denk tutulmamalıdır. Buna düşen Yine “Allah’a ve sana güveniyorum” yerine, “evvel Allah, sonra sana güveniyorum” denmek gerekir. Zira “ve” edatı eşitliği gerektirir. “Sonra”  ifadesini kullanmakla derece farkını ispat etmek icab eder.
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz;
-“Kim Lât ve Uzza’ya yemin ederse (veya benzeri şeylere) hemen ardından “Lâ İlâhe illallâh” desin. Kim arkadaşına, “Gel, bahis için-iddialaşalım, kumar oynayalım.” derse, sadaka versin” (Buhari, Müslim).
Peygamber(s.a.v.) Efendimiz, her tür şirkten Allah’a sığınmamızı için şu duayı tavsiye buyurmuşlardır.
-“Rabbimiz, bilerek sana ortak koşmaktan sana sığınırız bilmediğimizden de Sen’den bağışlanmamızı dileriz. (Müsned)

Gizli şirk, buna şirk-i hafi de denilmektedir ki, karanlık gecede, kara karıncadan daha siyah, akrepten daha öldürücü, kurttan daha sinsidir. İnsanların bir çoğu bunun şirk olduğundan dahi haberleri yoktur. Zira en büyük perde, insanın kendisidir Rabbine. Eğer dikkat edilmezse, insanın kendisini gerçek varlık olarak görmesi en büyük bir şirktir. Bu nasıl olur denilirse?…
İnsan kendinde varlık görerek; “Ben gerçek varlığım” deyip varlığını Allah’a borçlu olmadığına iman ederse, “bilen ben”, “işiten ben” inancında ise, “GÜÇ  BENDE”, “Ben bunları kendi gücümle yaptım”…veya “şu ilaç, şu doktor beni şu hastalıktan kurtardı”, deyip bunları vesile bilmezse, veya “beni ekmek doyurdu”, “susuzluğumu su giderdi” der de bunların bu hususta vesile olduğunu bilmez veya kabul etmezse, bu türden varlık iddiasıyla söylenen sözler.. ve o inanç içinde bulunmakta gizli şirktendir.
İmam-ı Rabbani hazretleri :
-” Allahu teala bu alemi, his ve hayal mertebesinde yarattı”
 
diye haber vermektedir. Bu sözün anlamı çok büyüktür.  Ama bunu şöyle özet olarak bildirelim:”Gerçek varlık Allahu tealadır. Alemler ise, hakikatte olmayıp, görünüş ve dokunuş mertebesinde var sayılan, Allahu tealanın isimlerinin tecellilerinin zılleridir…
GERÇEK MUVAHHİD, TEVHİD EHLİ, ENBİYALAR VE EVLİYALAR, “LÂ İLÂHE” KILCI İLE kalpteki mecazi varlığa ait sevgilerin hepsini silerler.
“İLLALLÂH” İLE SADECE O’NUN EZELÎ VE EBEDÎ VARLIĞININ MUHABBETİ BÂKÎ KALIR KALBLERİNDE. EVET SEN, VE BEN, HEPİMİZ GÖLGE VARLIKLARIZ HAKİKATTE. Tek hakiki varlık Allah celle celaluhü’dür.

 

İmana Zarar Veren Ameller :

Sihir: Kalp ve bedene hastalık, ölüm vb. gibi fiziksel etkiler meydana getirebilen, eşlerin arasını açan ve cinlerle küfre düşmeye karşılık işbirliği içinde bulunan kimselerin bazı muska, üfürük, tılsım vs.’yle yaptığı bir fiildir. Bu, ameli küfür olduğu gibi bu işlerle uğraşanlar da kâfirdir. (Bkz. Bakara sûresi/ 102).

Kâhinlik: Medyumluk olarak da isimlendirilen kehânet, geleceği bildirme iddiasıdır. Kâhin veya medyum, Allah’tan başka kimsenin bilemeyeceği gaybi durumları, geleceği bildiğini iddia eder ki, bu durumu itibarıyla küfre girer. Bu kimselerin sözlerini tasdik edende  küfre düşer.
Peygamber Efendimiz buyurdular ki:
-“Gaibten haber vermek amacıyla yıldız ilmiyle uğraşan büyücü gibidir.” (İbn-i Mace)
-“Falcıya veya kahine giderek onlara inana Kur’an-ı inkar etmiş olur.” (Taberani)

Sihri çözmek iki şekilde  olur:
1.  Sihri, sihirle çözmek; bu küfürdür.
2.  Sihri Kur’ân ve Sünnette sabit olan duâlar okuyarak (rukye ile) çözmektir ki, bu câizdir.
Falcılık ve astroloji: Bazı yıldız ve burçları, yeryüzünde meydana gelen olaylara etkili kabul etmektir ki, bu şirktir.  Yıldızların yaratılış gayesini tam olarak Allahu Teala bilebilir. Bize bildirildiği kadarı şudur; gökyüzünü süslemek, geceleyin yolcuların yollarını belirlemesine sebeptir.
Nazarlıklar, muskalar, mavi boncuk gibi belli vasıflardaki taşlar, ayet ve hadis yazılı kağıtlar.
1.  Kur’ân’dan olmayanlar: Nisbî veya küllî etkisine inanan büyük şirke düşer. Maalesef bunların koruduğuna inanmak veya bir musibetten kurtulmayı bunlara bağlamak vb. gibi çarpık inanışlar halk arasında yayınlaşa gelmiş, böylece bozuk inançlara sebep olmuştur.
2.  Kur’an ayetleri veya hadis yazılı muskaları taşımak: Bu muskaların içindeki ayet ve duaların kişiyi belalardan koruyacağına inanmak doğru olmaz ancak; Allahu Tealanın dilerse, orada yazılı ayet ve dualar sebebiyle taşıyıcıyı koruyacağına inanmak uygun olur.
Rukye (okuma): Kur’ân veya Sünnette yer alan; cin ibtilâsı vs. hastalara şifa için okunan zikir ve duâların tümüne verilen addır.
Rukyenin meşrû olabilmesi için;
a) Allah’tan başkasına güvenip ondan medet ummak gibi haram şeyler içermemesi,
b) Mânasının anlaşılır olması,
c) Allah’ın izni olmadıkça şifanın hasıl olmayacağına inanılması şeklinde bazı kaideler vardır.
Şifa için bilezik, ip veya değişik vasıflardaki taş vs. edinmek gibi mezkûr kâideleri olan rukye, haram olur.
Zarar ve yarar ancak ALLAH’ın izniyledir. ALLAH bütün yaratılmışlar üzerinde tek kuvvet ve kudret sahibidir. Her kim böyle şeylerin hayır ve şerre sebep olduğuna inanırsa şirke düşmüş olur.

 

Küfür alametleri
SORU:
 Bazı kimseler, (Boyna haç, bele zünnar takıp bir kere secdeye gidilirse veya namaz kılınırsa, artık haç Müslüman olmuş olur. Bir daha bunlarla namaz kılmakta sakınca olmaz. Diğer küfür alametlerinin hepsi böyledir) diyorlar. Acaba bu düşünce, Hristiyanlığa olan aşırı muhabbetten, kör taassuptan mı kaynaklanıyor? Haç ve zünnar Müslüman olur mu?
CEVAP
Haç ve zünnar, küfür alametidir. Bunlar secdeye gitmekle, zemzemle yıkanmakla küfür alameti olmaktan çıkmaz. Haç denilen putu, papazların zünnar denilen kuşaklarını ve diğer küfür alametlerini, namaz kılarken kullanmak da küfür olur.

Puta tapmak ve şirk
SORU: Müşrikler de putların yaratıcı olmadığını bilip, sadece, putları Allah’a yaklaşmak için vesile ediyorlar. Bunlar müşrik oluyor da, Evliyayı Allah’a yaklaşmak için vesile eden niye müşrik olmasın?
CEVAP
Evliya-yı kiramı putlara benzetmek çok çirkindir. Müminler, Enbiyaya ve Evliyaya tapınmıyor, bunların Allahü teâlâya şerik [ortak] olmadığını biliyorlar. Enbiyanın ve Evliyanın, Allahü teâlânın sevdiği kulları olduğuna, Allahü teâlânın, bu sevdiklerinin vesilesiyle, diğer kullarına merhamet edeceğine inanıyorlar. (Zararı ve faydayı yaratan yalnız Allahü teâlâdır. Tapınmaya hakkı olan yalnız Odur. Sevdiklerine verdiği berâketiyle kullarına merhamet eder) diyorlar. Müşrikler de, putlarının yaratıcı olmadığını söylüyorlarsa da, putların tapınmaya hakları olduğuna inanıyor, bunun için tapınıyorlar. (Putların ibadet edilmeye hakkı vardır) dedikleri için müşrik oluyorlar. Yoksa, müşrik olmaları, (Bize şefaat etmelerini istiyoruz) dedikleri için değildir. Putlardan şefaat beklemek de elbette bâtıl, yani bozuk bir inanıştır. Böyle inanmak caiz değilse de, bâtılsa da, şirk de değildir. Putlara tapınmak şirktir. 

FAYDALI BİLGİLER KİTABINDAN ALINTIDIR:

SORU: Hadis-i şerifte, Allah’a şirk koşmanın dışında küfre sokan bir günah olmadığı bildiriliyor. Bilindiği gibi, şirkten yani Allah’a ortak koşmaktan başka küfre düşürücü günahlar vardır. O halde, bu hadis-i şerifteki şirk ne demektir?
CEVAP
Şirk
, Allahü teâlâya ortak yapmak, benzetmek demektir. Benzeten kimseye müşrik denir. Küfrün çeşitleri vardır. Hepsinin en kötüsü, en büyüğü şirktir. Bir şeyin her çeşidini bildirmek için, genelde, bunların en büyüğü söylenir. Bunun için, âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerde bildirilen şirk, her cins küfür demektir.

Bir kâfir, bir kelime-i tevhid söylemekle mümin olduğu gibi, bir mümin de, bir söz söylemekle kâfir olur. Küfre düşürücü söz kullananın imanı gider de haberi olmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Öyle bir zaman gelir ki, kişinin imanı gider de haberi olmaz. Halbuki ondan, gömleğin çıktığı gibi, iman çıkmış olur.) [Deylemi]

Küfre düşenin bütün ibadetlerinin sevapları yok olur, tevbe ederse, geri gelmez, ayrıca, nikahını da yenilemesi gerekir. Tevbe etmek için, yalnız Kelime-i şehadet söylemeleri kâfi değildir. Küfre sebep olan o şeyden de tevbe etmeleri gerekir. Küfre düştüğü şeyleri bilmiyorsa, bilip bilmediğim bütün küfür söz ve işlerden tevbe ettim demesi yeterlidir.

Berika
 ve Hadika’da ve Mecmaul-enhür’de diyor ki:
(Erkek veya kadın, bir Müslüman, âlimlerin sözbirliği ile küfre sebep olacağını bildirdikleri bir sözün veya işin küfre sebep olduğunu bilerek, amden [yani tehdit edilmeden, istekle] veya başkalarını güldürmek için söyler, yaparsa, manasını düşünmese dahi, imanı gider. Mürted olur. Buna Küfr-i inadi denir.
Eğer bunun küfre sebep olduğunu bilmeyip, amden söyler, yaparsa, yine mürted olur. Buna Küfr-i cehli denir. Çünkü, her Müslümanın, bilmesi gereken şeyleri öğrenmesi farzdır. Bilmemesi özür değil, büyük günahtır. Küfr-i inadi ve küfr-i cehli ile mürted olanın, nikahı bozulur. Zevcesinden vekalet alarak, iki şahit yanında veya camide cemaat ile (Tecdid-i nikah) yapması gerekir. İkiden fazla tecdid için (Hulle) lazım olmaz. Küfre sebep olan sözü, hata ederek [yani amden olmayıp, yanılarak] veya tevilli olarak veya ikrah [tehdit] edilerek söylerse, mürted olmaz ve nikahı bozulmaz. Küfre sebep olması, âlimler arasında ihtilaflı olan bir sözü amden söyleyen mürted olmaz ise de, bunun tevbe ve istiğfar etmesi ve tecdid-i nikah yapması ihtiyatlı olur.)

(Her iki halde de küfre girenin önceki ibadetleri yok olur. Tevbe ederse, geri gelmez. Zengin ise tekrar hacca gitmesi gerekir. Önce eda ettiği namaz, oruç veya zekâtları kaza etmez. Fakat küfre düşmeden önce yapmadığı ibadetleri kaza eder. Tevbe için yalnız kelime-i şehadet söylemek yeterli değildir. Küfre sebep olan şeyden de tevbe etmesi gerekir. Küfre sebep olan sözü, hata ederek, yanılarak veya tevilli olarak söyleyen veya küfrü gerektirdiği âlimler arasında ihtilaflı olan bir sözü bilerek söyleyen küfre girmez. Fakat tecdid-i iman etmesi iyi olur.)

Kâfir kime denir?
SORU: 
Allah’ı inkâr edene kâfir dendiğine göre, Allah’ın varlığına inanan ehl-i kitaba, kâfir denir mi?
CEVAP
Müslümanlığa göre insanlar ikiye ayrılır:
1- Müslüman olanlar,
2- Müslüman olmayanlar.

Müslüman olmayanlara gayrimüslim veya kâfir denir. Kâfirler de ikiye ayrılır:
1- Kitaplı kâfirler [ehl-i kitap],
2- Kitapsız kâfirler.

Hristiyanlarla Yahudiler, kitaplı kâfirdir. Ateist, müşrik, Budist, Mecusi ve daha başka dine inananlar kitapsız kâfirdir. Kitaplı kâfirler de, kitapsız kâfirler de Cehennemliktir.

Kitap ehli kâfirler, yani Hristiyan ve Yahudilerin hepsi Cehennemliktir. Birkaç âyet-i kerime meali:
(Elbette, ehl-i kitaptan [Yahudi ve Hristiyan] olsun, müşriklerden olsun, bütün kâfirler Cehennem ateşindedir, orada ebedi kalırlar. Onlar yaratıkların en kötüsüdür.) [Beyyine 6]

(“Allah, Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler kâfir olmuştur. Hâlbuki Mesih demişti ki: Ey İsrail oğulları, Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Bilin ki, Allah, kendine ortak koşana Cenneti haram kılar. Artık onun yeri ateştir ve zalimler için yardımcı yoktur.) [Maide 72]

(Âyetlerimizi yalanlayanlar kâfirdironlar Cehennemliktir, orada ebedî kalırlar.) [Bekara 39] (Müslüman olmayanların hepsi, âyetleri inkâr edip kâfir oluyor.)

Şirke de günah denir mi?
SORU:
 İslam Ahlakı ve Cevap Veremedi kitabında, yedi büyük günah, (1- Şirk, 2-Adam öldürmek, 3- Sihir, yani büyü yapmak, 4- Yetim malı yemek, 5– Faiz alıp vermek, 6- Savaştan kaçmak, 7- Namuslu kadınlara iftira etmek) olarak bildiriliyor. Niye şirk, büyük günahlar arasında bildiriliyor? Günah ayrı, küfür ayrı değil mi?
CEVAP
Günah veya haram, Allahü teâlâya isyan demektir, onun yasak ettiği şeyi çiğnemek demektir. Bu yasakların en büyüğü elbette şirktir, küfürdür. Onun için şirk, küfür, büyük günahlar arasında sayılıyor. İsyan etmenin en büyüğü demek oluyor. Peygamber efendimiz de, şirki büyük günahlar arasında bildiriyor. Demek ki, haramların içinde şirk de, küfür de vardır. Herkes bu inceliği anlayamıyor. Anlayamayınca da kitaplara kusur buluyor.

************

Rasulûllah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurdu ki:

“(Felak), Cehennemden bir zindandır, onda cebbarlar, mütekebbirler hapis olunur ve cehennem ondan Allah’a sığınır.” (Deylemi, 3/217; Kenzu’l-Ummal, h.no:2954)

Cehennemin başka bir cehennemden ürktüğü bir yerden nefsimiz hiç etkilenmiyorsa iki kez değil on kez düşünmelyiz.

Bir başka Hadis-i Şerif:

“İslâm dinini kabul etmiş birisi, herhangi bir şahsa zenginliği için saygı gösterirse, dininin üçte ikisi gider.” (Beyhaki, Şuab, 12/373)

Bütün nimetler, yerlerin ve göklerin yaratıcısına aittir. Öyle ise ancak ona minnet duymalıyız vesileleri putlaştırmamalıyız.

Bu dersi alan fakir bir mü’min, bir zengine rızkını o veriyormuşçasına zillet gösterirse, tevhit inancı, yâni Allah’ı bir bilme itikadı zedelenebilir. Zengin olsun, fakir olsun her insan, ancak iman, ahlâk, fazilet, ilim, irfan, dürüstlük gibi sıfatları için sevilir. Zenginlik, tek başına bir sevgi vesilesi değildir.

Bir zengin de bu hadis-i şerifi okuduğu zaman, kimseyi minnet altında bırakmaz. Yaptığı iyiliklere, ettiği ihsanlara karşı, aşırı bir hürmet beklemez. Aksi takdirde, karşı tarafın şeref ve haysiyeti yanında, diniyle de oynamış olacağını bilir.

DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın