Yerin İnsanları Sarsmaması İçin Dağların Yaratılışı

SORU:
Hocam, çakma bir bilim adamı Kur’anın, dağların depremleri engellediğini belirten ayetlerini yalanlamak için onunla alakalı ekrana fotoğraflar koyup Kur’anı yalanladığını kanıtladığını iddia ediyor.
Bu konuyu değerlendirir misiniz?

CEVAP:
Konu ile alakalı ayetlerde Allahu Teala buyurmuştur ki (mealen):
“Hem dünya hareketiyle sizi sarsmasın diye, yeryüzüne sabit dağlar koydu. Amaçlarınıza ermeniz için ırmaklar, geçitler yerleştirdi.”
(Nahl, 16/15)
“Yerin insanları sarsmaması için oraya dağlar yerleştirdik. Maksatlarına ermeleri için orada geniş yollar, geçitler yaptık.” (Enbiya, 21/31).
“O gökleri, gördüğünüz gibi, direksiz yarattı. Yere de, sizi sarsmaması için, ağır baskılar, yani ulu dağlar koydu ve orada her türlü canlıyı üretip yaydı. Gökten de bir su indirdik, orada her güzel çifti yetiştirdik.” (Lokman, 31/10).

Yukarıda geçen ayetlerde belirtilen yerin sarsmaması hususu, dağların yer üstündeki çıkıntıları kadar yerin derinliklerinde de kazık gibi girintilerine işarettir. O girintiler yeryüzünün her an beşik gibi sallanmasına engel olmaktadır. İşte buna dair ayetler (mealen):
– Biz yeryüzünü bir beşik yapmadık mı? Nebe/6
– Dağları da birer kazık kılmadık mı? Nebe/7

Kur’ana inanmayıp haksız eleştiri yapanlar onu eleştirmek yerine araştırsa idi müslüman olmaması mümkün değildi.. Sırf bu ayetler dahi açık bir mucizedir. Bir insan, 1400 yıl önce teknolojinin olmadığı bir çağda Allah bildirmesi olmadan dağların kilometrelerce yerin derinliğine indiğini nasıl ve nereden bilebilirdi?

Dağlar, şu durumda dünyada olan depremlerin çok daha büyüğünün olmasına engeldir.
Dikkat edilirse ayette hiç deprem olmayacak denilmiyor, sizi sarsmaması için denilirken genel olarak sarsılmamak manası anlaşılmaktadır.. Kur’an’ın bildirdiği gibi eğer yeryüzünde dağlar olmasaydı hiç durmayan genel sarsıntılar olacaktı.

EK: 1 Bilimsel Alıntıdır.

PEKİ NEDİR İZOSTATİK DENGE?

Yer kabuğu tek bir parçadan oluşmamaktadır, çeşitli parçalara ayrılmıştır. Bu parçaların her birine tektonik plaka (levha) adı verilir. Bu parçaların bileşimleri, yoğunlukları, derinlikleri ve kalınlıkları birbirinden farklı özellikler gösterirler. Kalınlıkları, bileşimleri ve yoğunlukları farklı olan bu çok çeşitli bloklar, yerin derinliklerinde bir denge halinde bulunmaktadır. Bunun için yerin hafif maddelerden oluşan kısımlar direk gibi yükselir, yani dağları oluşturur, böylece bu bölgelerin yoğunlaşır ve diğer bölgelerle eşit yerçekimi alanı ve basınç oluşturur. Bir diğer ifadeyle, bu blokların manto içinde uygulamış oldukları basınç belli bir derinlikte dengelenmekte veya eşitlenmektedir. İşte bu dengeye İzostatik denge adı verilir (Arslan, 2016) aşağıdaki şekilde izostasi etkisi ile dağların bazı bölgelerde oluşumu ve bunların yer altındaki kökleri sayesinde oluşturdukları eşit ağırlık ile manto sıvısı üstünde dengede yüzdüğü görülmektedir..

İzostasik dengeye göre, yer kabuğunun her yerinde eşit madde yoğunluğu ve eşit yer çekimi oluşması gerekir. Dağların oluşması için değişik mekanizmalar var olmasına rağmen, yeryüzünde bulunan dağların birçoğu bu mekanizma ile oluşur.

George Everest’in Hindistan’daki öncü jeodezik çalışmaları, izostasi ilkesinin keşfine yol açmıştır. Airy [1855] ve sonra Pratt [1855] Everest’in kuzey Hindistan’daki Himalaya dağlarının derinlerde nasıl desteklendiği sorusunu ele almak için dikey verileri kullandı. Airy’nin Himalaya’nın derin bir yer kabuğu “kökü” tarafından desteklendiğine dair hipotezini savunan Fisher [1881], Dünya’nın kabuğunun hidrostatik bir dengede olduğu ve akışkan alt tabakada, deniz suyundaki bir buzdağı gibi yüzdüğü sonucuna vardı. Aşağıdaki şekilde yer kabuğunun İzostatik dengeye gelmek için oluşturduğu girinti ve çıkıntılar görülebiliyor (Watts, 2011).

Kıtaların daha kalın olduğu dağlık bölgelerde yer kabuğu mantoya derinlemesine saplanır. Peki izostatik denge ile dağlar ve yer kabuğunda ki kökleri oluşmasa idi ne olurdu. Yerin hafif, ve daha az yoğun kısımlarında bükülmeler, kırılmalar ve faylar meydana gelirdi (Meinesz, 1931). Yerkabuğunun zayıf noktalarının dağlar ile kalınlaşarak dengelenmesi sayesinde tektonik plakalar üzerine binen stres dengelemektedir, yer kabuğunun zayıf kaldığı durumlarda ise bu durumda fay hatları ve depremler olmaktadır (Watts, 2011). Ayrıca eğer yer kabuğunun manto tabakasının üzerine uyguladığı basınç belirli bir seviyeden itibaren eşitlenmemiş olsaydı, tektonik plakalar, hafif ve ağır uçlarından dolayı mevcut durumdan daha fazla dalgalanmalar yaşayacak, dengede yüzemeyecekti. Böylece deprem ve sarsıntılar çok daha artacaktı (Eakin, 2018).

Jeolojistler yeryüzünün yerçekimi haritasını çıkararak kabuk kalınlıklarını hesaplarlar (Mishra, 2011). Yeryüzünde bazı noktalarda yerçekimi kuvveti çevresiyle dengede değildir. Böyle ortamlarda değişim daha hızlı devam etmektedir. Yani yeni dağ oluşumları oluşmaya devam eder. İzostatik dengenin sağlanmadığı yani yerçekimi dengesizliğinin olduğu böyle yerlerde depremler daha fazla yaşanır (Tsubol, 1940).

Buzulların toprağı aşındırması, yeni volkanların oluşumu, dağların eskiyip ufalanması gibi yeryüzüne etki eden iç ve dış kuvvetlerle yeryüzü yapısı sürekli değişir, buna uygun olarak izostatik dengeyi sağlamak üzere yeni dağlar oluşturacak şekilde yeryüzü yeniden düzenlenir. Bu dağların oluşumu milyonlarca yıl süren bir süreçtir.

İzostatik dengenin sağlanması depremleri azalttığı gibi, volkanik dağ oluşum mekanizmaları da yer sarsıntılarının azaltılmasında ve absorbe edilmesin de etkilidir. Volkanik dağlar, yer altında sıkışan ve yer kabuğuna basınç uygulayan magmanın dışarı çıkmasını sağlayarak basıncı hafifletir. Yani bir sübap görevi görür ve sarsıntıları azaltır (Segall, 2010; Hill, 2002).

Ayrıca aynı kutup denizlerindeki buz dağlarında olduğu gibi, karadaki dağlarında görünen kısmının 9-10 katı uzunluğunda kökleri vardır ve bu köklerle ayette belirtildiği gibi toprak içerisine çakılmış birer kazık gibi dururlar. Daha önce verilen şekillerde bu durum görünmektedir.

 

ATEİST MANTIĞI İLE DAĞLAR

Görüldüğü gibi dağlar yeryüzünde büyük bir denge unsuru olarak görev yapmakta ve sasıntıları azaltmaktadırlar. Yerçekimi dengesizliği olan bölgelerde daha fazla bulunurlar, böylece oralarda meydana gelebilecek büyük sarsıntılar dengelenmiş olur. Bu gerçeklere rağmen dağların bu görevini sırf Kuran’da geçiyor diye kabul etmek istemeyip lafebeliği yaparak saptırmak isteyen bazı ateistler bu konuda bilime ve mantığa ters şu şekilde bir yorum yaparak gerçeği gizlemeye çalışırlar. Derler ki;

-Eğer dağların sarsıntı önleyici rolleri olsaydı, neden Japonya gibi dağlık bölgelerde depremler çok oluyor da, Arabistan gibi düz bölgelerde depremler daha az görülüyor.

Bunun sebebini bu yazımızı okuyanlar kolayca verecektir. Çünkü dağlar izostatik dengeyi sağlamak için depremlerin olduğu bölgelerde daha fazla yükselir ve görevleri denge sağlayıp depremi azaltmaktır. Bu yüzden Japonya gibi yer kabuğunun dengede olmayıp çok sayıda fay kırığı oluşturduğu bölgelerde daha fazla yükselirler, buna karşın yer kabuğunun daha fazla dengede olduğu ve depremlerin daha az görüldüğü bölgelerde daha az yükselirler.

Aslında kurdukları mantık şuna benzer; “İstanbul’da her yerden daha fazla güvenlik güçleri olmasına rağmen en yüksek suç oranları da yine buradadır. Bu demektir ki güvenlik güçlerinin suç önleme ile bir alakası yok.” Kuran’ın ayetini geçersiz kılmak için akıl ve bilimden böyle uzaklaşırlar işte. Bunu, bilimle alakası olmayan ateistler böyle savunduğu zaman çok fazla garipsemezsin, kendi inanışlarını savunmadaki taassubuna verirsin ama bir jeoloji profesörü de yukarıda anlatılan gerçekleri anlatmayıp durumu diğerleri gibi akıl oyunlarıyla perdelemeye çalışırsa bunu garip bulurum. Çünkü o zaman iki durumdan birine karar verilir;

Ya bu profesör, gösterildiği kadar bilgili değildir, o profesörlük unvanını hak etmiyor, ya da ateistlikten gelen taassuplarını bilime karıştırıp onu kirletiyor. Bilimin işine gelmeyen yerlerini çıkarıp veya yanlış yorumlayarak unvanını ve bilimsel kimliğini kötüye kullanıyor.

İnançsızların ikinci olarak öne sürdükleri nokta ise dağların yeryüzünün direkleri olmaları ve sarsılmayı önlemelerinin Kuran’dan daha önce Tevrat’ta, Çin kaynaklarında ve başka kaynaklarda da geçmesidir. Evet, geçebilir, hatta geçmelidir. Çünkü Allah birdir ve bu tür nimetlerini daha önceden değişik toplumlara peygamberler aracılığı ile bildirmesi ve öğretmesi beklenen bir durumdur. Kuran’da Allah’ın bunları ilk defa insanlara açıkladığı diye bir şey yazmaz. Kuran açısından önemli olan, evren hakkında verdiği bilgilerin hiçbirinin bilimle herhangi bir çelişkiye düşmemesi ve anahtarın kilide uyduğu gibi her seferinde uymasıdır. Ateistlerin buradaki duruma benzer olarak konuyu yanıltmacalarla sanki Kuran’da bilimsel çelişki varmış gibi göstermeye çalıştıkları ayetleri sitemizde (ateizmdenkurtul.wordpress. com) detaylı ve bilimsel kanıtlarıyla açıkladık. Öyleyse 1400 sene önce yazılmış ve evrenin birçok olayından haber veren bir kitabın içinde çelişki bulunmaması elbette ki Kuran’ın erişilemez bir mucize olduğunu gösterir. Ateistlerin çelişki çıkaracağım derken Kuran’ın manasını ve bilimi nasıl tahrif ettiklerini anlamak isteyenleri sitemizdeki yazıları okumaya davet ediyoruz.

KAYNAKLAR:

Arslan, S. (2016). Türkiye Jeofizik Rejyonal Gravite Haritaları Ve Genel Değerlendirilmesi. Bulletin Of The Mineral Research and Exploration, (153), 203-222.

Daha geniş bilgi için linki tıkla:
https://ateizmdenkurtul.wordpress.com/2018/05/19/35-daglar-yeryuzunu-sarsilmaktan-mi-koruyor/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bir cevap yazın