ZİLELİ MUHARREM EFENDİ HAZRETLERİ

Görüntünün olası içeriği: yazı
Lütfi Vidinel

18.kasım 2018

🍂PAZAR YAZISI🍂

BİR SUFÎ FAKÎH: ZİLELİ MUHARREM EFENDİ
Muharrem Efendi, X/XVI. yüzyılda yaşamış saygın Osmanlı âlimlerinden birisidir. Asıl adı, Muharrem b. Ebi’l-Berakât Muhammed b. ‘Ârif b. Hasan’dır. 910/1504 tarihinde Zile’de doğmuştur. Bu sebeple daha çok ez-Zîlî nisbesi ile anılmaktadır. Ancak bunun yanında, Sivasî ve Kastamonî nispetleriyle de anılmıştır. Sivasî diye anılması büyük ihtimalle Zile’nin o zamanlarda Sivas iline bağlı olmasındandır. Kastamonî nispeti ise aynı dönemde yaşayan Kastamonulu müderris Muharrem Efendi (v.983/1575) ile karıştırılmasından kaynaklanmaktadır. Künyesi Ebu’l-Leys’tir. Anadolu’da yaygın olmayan bu künye nedeniyle teracim ve tabakat yazarları içinde, Muharrem Efendi’yi Arap zannedenler olmuştur. Ebu’l-Leys ve kardeşine ait Ebu’s-Senâ gibi adlandırmalar, muhtemelen temenni kabilinde ve dua hükmüne geçsin diye babası tarafından yapılmıştır.

Horasan kökenli olan Muharrem Efendi’nin babası, Ebu’l-Berakât Muhammed b. ‘Ârif b. Hasan Horasan’dan gelip Zile’ye yerleşmiş ve ez-Zîlî nisbesini kullanmıştır. Annesinin adı Sultan Hatun’dur.

Muharrem Efendi, Halvetiyye Tarîkatı’na mensup bir mürşiddir. Ayrıca iyi bir fakih ve dil bilimcidir. Kaleme aldığı Arapça ve Türkçe kitaplarla halkı irşadı hedeflemiş bir muallimdir. Tokat/Zile’de doğmuş ve orada vefat etmiştir.

Telif ettiği eserlere ve dinî ilimlere derin vukufiyetine rağmen yeterince tanınmamıştır. Hâlbuki o, kendi adını verdiği ve Arap dili alanında yazdığı ve medreselerde elden ele dolaşan Muharrem adlı kitabın müellifidir. Onun yeterince tanınmamasında İstanbul gibi bir merkezden uzak ve taşranın bir kazası olan Tokat/Zile’de doğmuş, orada ikamet etmiş ve orada vefat etmiş olmasının etkisi büyüktür. Muharrem Efendi’nin üç yönü dikkat çekmektedir. Bunlardan biri Arap diline olan vukufiyeti, diğeri tasavvufa olan aşinalığı bir diğeri ise fıkıh ilmiyle iştigalidir. Bu üç alanda da değerli eserlerin sahibidir.

Muharrem Efendi’nin Safa Hatun adında bir kızı ve dört oğlu vardır. Oğullarının yaşça en büyüğü Feyzullah Efendi’dir. Ondan sonra “Şeyhî” lakabı ile bilinen ve Halvetiyye’nin dördüncü kolu Şemsiyye’nin bir şubesi olan Sivâsiyye’nin kurucusu ‘Abdülmecîd Efendi (v.1049/1639) gelmektedir. Bu zat aynı zamanda Abdulmecîd eş-Şirvanî’nin talebesi ve halifesidir. Diğer bir oğlu olan ‘Abdülkerîm Efendi, Zile Camii’nin imam-hatipliğini yapmıştır. En küçük oğlu ‘Abdürraûf Efendi’dir. Kızının adı ise Safa Hatun’dur. Safa Hatun, Kadızâdelilerle yaptığı mücadeleyle tanınan Abdulehad Nurî’nin (v.1061/1651) annesidir. Kocasının vefat etmesi üzerine Abdülmecid Sivasî’nin himayesinde evlatları ile birlikte İstanbul’a hicret etmiştir.

Muharrem Efendi’nin kendisinden küçük üç de erkek kardeşi bulunmaktadır. Bunların en büyüğü İbrahim Efendi’dir. Şemseddin Sivasî ile birlikte Sivas’a hicret etmiş, Hasan Paşa Camii’nin imamet vazifesinde bulunmuştur. Sivas’taki Hasan Paşa (Meydan) Camii’nde imam iken 1000/1591-92 tarihi dolaylarında vefat etmiştir. İbrahim Efendi’den sonraki kardeşi Ebu’s-Senâ Şemseddin Ahmed b. Muhammed es-Sivasî’dir. Meşhur bir sufî olan Şemseddin Sivasî 926/1519 tarihinde Tokat-Zile’de doğmuş ve 1006/1597’de Sivas’ta vefat etmiştir. Halvetiyye’nin dört ana kolundan birisi olan Şemsiyye’nin kurucusudur. Muharrem Efendi’nin en küçük kardeşi ise, sûfîlerin raks ve deveranı hakkında verdiği fetvası ile meşhur İsmail Sivasî’dir. Vefat tarihi kesin olarak bilinmeyen İsmail Sivasî, X./XVI. yüzyılın son çeyreğinde ağabeyleri gibi Halvetî şeyhliği yapmış ve bir müddet Sivas’ta müftülük görevini yürütmüştür.

Muharrem Efendi, İslâmî ilimlerde ilk tahsilini belli bir seviyeye ve yeterliliğe ulaşıncaya kadar babasından almıştır. Daha sonra babasının isteği üzerine kardeşleri Şemseddin ve İbrahim ile birlikte Tokat’a gitmiş ve Tokat’ın meşhur âlimlerinden Arakiyeci-zâde Şemseddin Efendi’den senelerce tahsil görmüştür. Tokat’taki tahsillerinden sonra yine kardeşi Şemseddin Efendi ile birlikte İstanbul’a giderek tahsilini tamamlamış, ardından tekrar Zile’ye dönerek hayatının sonuna kadar tedrisle meşgul olmuştur.

Mensup Olduğu Tasavvuf Ekolü ve Dergâhı

Muharrem Efendi, Halvetî şeyhlerinden ve mutasavvıflarından olup, aynı tarîkatın büyüklerinden Abdülmecîd eş-Şirvânî’nin halifesidir.

Tasavvuftaki sülukuna Cumapazarı (Ezinepazarı) şeyhi Amasyalı Hacı Hızır’ın halifelerinden olan Muslihuddin Efendi ile başlamış ve tasavvuf eğitimini ondan almış, onun vefatı üzerine Abdülmecîd eş-Şirvânî’de sülukunu tamamlamıştır.

Muharrem Efendi’nin mensubu olduğu Halvetî Tarîkatı’nın dergâhı Zile’dedir. Minare-i Kebir Mahallesi İshak Paşa Caddesi üzerinde bulunan dergâh, son Halveti şeyhi H. Mustafa Güneren Efendi’ye (v.2002) ait evin bahçesindedir. Halen burası kısmen bakımsız olmakla birlikte mekân ve bina olarak varlığını sürdürmektedir. Ancak söz konusu mekân Muharrem Efendi’nin tekkesi olarak bilinmekle birlikte, tasavvufi anlamda herhangi bir faaliyet yoktur. 1000/1591-92 yılında vefat ettiğine dair genel bir kanaat bulunmaktadır.

Muharrem Efendi yöre halkınca “Muallim Dede” ve “Muharrem Dede” olarak anılan ve keramet sahibi veli bir zat olarak bilinmektedir. Kabri, Zile Devlet Hastanesi bahçesinde bulunmaktadır. Mezar taşında “İslâm’ın büyük âlimlerinden değerli müderris, müellif, fakih, muhaddis, müfessir, ârif, kâmil bir zat olan merhum ve mağfur Ebu’l-Leys Muharrem Efendi ruhuna Fatiha” yazmaktadır.

Muharrem Efendi’nin Bazı Eserleri

Muharrem Efendi’nin İslâmî ilimlerin çeşitli dallarına ait pek çok eser telif ettiği görülmektedir. Söz konusu eserin bir kısmı unlardır:

Künûzu’l-evliyâ ve rumûzu’l-aş fiyâ: Müellif, bu kitabında Abdulkâdir Geylânî ile başlayıp Râbi’atü’l-‘Adeviyye ile biten bu eser, yetmiş zatın hayatını sade bir Arapça ile ele almaktadır.
‘Umdetü’n-nisâ: Risale boyutunda olan bu eser, kadınlara mahsus hallerle ilgili temel fıkhî meseleleri ele aldığı için bu muhtevaya uygun olarak “hanımların başvuru kaynağı” anlamına gelen “‘Umdetü’n-nisâ” adını almıştır. Miladî XVI. yüzyılda kaleme alınan eserin Osmanlı Türkçesiyle yazılmış ilk kadın ilmihali olduğu tahmin edilmektedir. Sonuç bölümünde ise çocuğu olmayan kadınlara birtakım alternatif tedavi yöntemleri önerilmektedir. Meselelerin gerekçeli olarak ve Hanefî mezhebinin klasik kaynaklarından aktarıldığı bu eserde, zaman zaman farklı mezhep görüşleri de zikredilmektedir.
Menâkıbu Ebî Hanîfe ve e’immeti’l-mez âhib: Hanefî mezhebinin ilk imamı ve mezhebin kendisine nisbet edildiği Ebû Hanîfe Numân b. Sâbit (v.150/767) ile onun iki büyük öğrencisi olan Ebu Yûsuf Yakûb b. İbrâhîm (v.182/798) ve Muhammed b. el-Hasen eş-Şeybânî’nin (v.189/804) hayatlarını konu alan bu eser Arapça olarak kaleme alınmıştır. Eser, onların nesebi, fazileti, takvası, ahlakı, zekâsı, ilmî kişiliği, mezhebin genel karakteristiği gibi konulara değinmektedir.
Tenbîhü’l-ġâfilât: Bu eser, vaaz ve nasihat türü bir risaledir. Özellikle hanımlar için, onları temel dinî bilgiler hakkında aydınlatmak ve ahirette azap görmelerine sebep olacak günahlardan sakındırmak amacıyla ve sade bir Türkçe ile kaleme alınmıştır.
Hediyyetü’ş-şu‘lûk fî şerhi tuhfeti’l-mülûk: Yoksula armağan anlamına gelen Hediyyetü’ş-şu‘lûk, Tuhfetü’l-mülûk fî fıkhi mezhebi’l-İmam Ebi Hanîfe en-Nu‘mân adlı eserin şerhidir. Tuhfetü’l-mülûk, hayatı hakkında bilgi bulunmayan Hanefi fıkıh âlimi Zeynüddîn Muhammed b. Ebubekr er-Râzî (v.666/1268’den sonra) tarafından kaleme alınmıştır. Ağırlıklı olarak ibadet konularını işleyen muhtasar bir metin olup temizlik, namaz, zekât, oruç, hac, cihad, sayd, kerahiyyet, feraiz, kesb mea’l-edeb şeklinde sıralanan toplam on konudan bahsetmektedir. Eser, daha çok ilmihal niteliğine sahip bir kitap olup, Müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı olan ve herkesin günlük hayatta karşılaşabileceği temel dinî hükümleri içermektedir. Bütün metin kitaplarında olduğu gibi Ebu Hanîfe’nin görüşleri esas alınarak kaleme alınmıştır. Bu kitap ilmihal geleneğinin ilk eserlerinden sayılabilir. Eser, özlü bilgiler içermesi sebebiyle çok tutulmuş ve üzerine pek çok şerh yazılmıştır.
Cübbü’l-mesâ’il: Klasik bir fıkıh kitabı tarzında değil de, daha çok ilmihal ve fetva kitabı üslubunda yazılmıştır.

Prof. Dr. Abdullah KAHRAMAN

Görüntünün olası içeriği: yazı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bir cevap yazın