Kalb’in Aslı, İnsan ve Alemler

KALB, İNSAN ve ALEMLER:
İnsanlara; “Dünya üzerinde meydana gelen en büyük olay nedir?” diye sorulsa, size şunun benzerinden başka şeyler söylemeyecektir:
   -“İşte, falan yerde büyük bir patlama oldu, veya bir deprem oldu, tusinami oldu, veya falan yerde savaş oldu, falan oldu, filan oldu, gibi… Halbuki dünyada, her gün dünyanın en büyük bir olayı olmaktadır ama, insanlar onun bir olay olduğundan gafildir. Nedir bu en büyük olay?” diye sorulursa:
       Dünyada, her gün olmakta olan bu en büyük olay, dünyanın onca devasa ağırlığı ile birlikte, üzerindekileri sarsmadan, saatte 1600 km’den daha hızlı bir şekilde kendi ekseni etrafında dönmesi ile birlikte, saniyede 30 km. hızla güneşin ekseni etrafında rotasını hiç  şaşırmadan uzaydaki esir denizinde yüzmektedir. Kur’an’da bu ahvali gösteren ayeti, Yâsîn Suresi 40. ayette görmekteyiz:
-” Güneş ona(aya) müyesser(erişmez) olmaz. Ay da kendisine yetişemez ve gece de gündüzü geçemez. Ve Her biri ayrı bir yörüngede yüzerler.”
Çağımızın ilim adamları, uzayın bir boşluk olmadığını esir denilen bir madde ile dolu olduğunu keşfederek, Kur’an’ın bu muciz ayetlerinden birinin daha, daha iyi anlaşılmasına sebep olmuşlardır.
        Cenâb-ı Rabbul-âlemîn, dünyanın dönmesini hayatın devamına sebep kılmıştır. İradesiz güç yıkar, asla bir şey yapmaya muktedir değildir. Allahu tealanın yed-i kudretinde olan bu kuvvet, ne büyük bir kuvvettir ki, milyarlarca yıldan beri en ufak bir sekteye dahi uğramaz.
Alemler:
Allahu tealanın yarattığı her şeye alem denir. Alemler ikiye ayrılır. Madde alemine şehadet alemi, madde olmayan aleme ise emr alemi denilir. Emr Alemi, arşın dışındaki alemlerdir ki, Allahu telanın “ol” emri ilahisi ile bir anda yaratılmıştır. Bu alemler maddesiz, zamansız ve ölçüsüzdürler. Bu aleme melekût veya ruhlar alemi de denilir. Emr alemleri; kalb, ruh, sırr, hafi ve ahfadır.  Arş; bir bakımdan madde alemine, bir bakımdan ise emr(ruhlar) alemine benzetildiği için, madde ve ruh alemi arasında bir geçiş alemi gibi sayılmaktadır. İnsanın kalbi de madde ile emr alemi arasında bir geçiş olması yönünden, arşa benzetilmiştir.  Arşın altındaki alemlere ise, madde alemi denilir. Cennetler, cehennemler, kürsi, gökler ve yerler ve bunların içindeki maddeden yaratılmış her şey, madde alemi denilen şehadet alemi kapsamındadır.

       Allahu teala bir kudsi hadisi şerifde : “Dikkat edin, insanda bir kalb var ettim, onun içinde ruh vardır. Ruhun içinde sırr, sırrın içinde hafi, hafinin içinde de, ahfa vardır. O’nun da içinde ise, Ben varım (Allah’ın nuru ve muhabbeti)”diye, buyurmaktadır.
Peygamber(s.a.v.) Efendimiz, gökler ve diğer alemlerin büyüklüğünü şu hadisi şerifle ifade etmektelerdir:
-” Allahu teala üzerinizde  yedi gök yaratmıştır. İçinde bulunduğunuz dünyanın birinci semaya göre büyüklüğü, büyük bir sahranın içinde bulunan bir halka mesabesindedir. Birinci sema da, ikinci semanın içerisinde, büyük bir sahranın içerisindeki bir halka kadardır. İkinci sema üçüncüye göre onun gibidir ve üç dörde, dört beşe, beş altıya, altıncı sema, yedinci semaya göre o kadardır. Yedinci semada kürsinin içerisin de, o kadardır. Kürsinin büyüklüğü de, arşın içinde büyük bir sahranın ortasında ki bir halka kadardır.”
Allahu teala Mülk Suresi 3. ayette şöyle buyuruyor: “Ellezî HalaKa seb’A semâvâtin TıbâKâ” mealen:(O Allah ki, yedi kat gökleri yaratmıştır.) ve  aynı sure 4. ayette: ” VeleKad zeyyennes-semâed-dünyâ bimeSâbîha.” mealen: (Yemin olsun biz dünya göğünü yıldızlarla donattık.)
     
Günümüz teknolojisi ile dünya seması dediğimiz, içinde yıldızların ve onların toplulukları olan galaksilerin bulunduğu birinci sema da, milyarlarca güneş gibi , ondan daha büyük ve daha küçük yıldızlar mevcuttur. Dünyamızın güneşe olan uzaklığı, bir saniyede 300 bin km. süratle yol alan ışık hızı ile, 8 dakikadır. Bu da 150 milyon km eder. Dünyaya en yakın yıldız güneştir. Güneşe en yakın yıldızın güneşe uzaklığı ise, 4000 ışık yılıdır. Şimdi buna göre birinci göğün büyüklüğü, aklın alamayacağı kadardır. Ya bunların biribirinden daha büyük olan üst katlarındaki göklerin büyüklüğü düşünülürse, evet bunları yaratıp, “Lâ te’huzuhû sinetün ve lâ nevm” ve “Velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve huvel-aliyyülazîm” (Bakar Suresi). Mealen: ” O’nu asla, ne bir dalgınlık, ne de uyku tutmaz” ve: “Yarattıkları; gökler, yerler ve kürsi ve içindekilerin muhafazası, O Allah’a, asla bir ağırlık vermez.” ayetlerinin manasınca, mahlukatının idaresi kendisine hiçbir ağırlık ve zorluk vermeyen gücün karşısında, ” Allahu Ekber ve lillâhil-hamd” deyip, kayıtsız şartsız bir teslimiyetle, sonsuz bir minnet duygusu ile secdeye kapanılmaz mı?
Alemlerin Rabbi Allah, kürsi ile yedinci kat semanın arasında, göklerin genişliğinde, şu anda kullanıma hazır, maddeden yedi cennet var etmiştir. Rasulullah Efendimizin bildirmesine göre, her bir mü’mine 4 ile 10 dünya genişliğinde yer verilecektir. Yine Allah’ın Rasulünün
bildirmesine göre, cennetteki ağaçların büyüklüğü o kadar devasadır ki, o ağaçlardan sadece birisinin gölgesinin genişliği o kadar büyüktür ki, bir atlının, bir ucundan öbür ucuna ancak 90 yılda varacağı  bildirilmektedir. İçinde ölümün ve hiç bir sıkıntının olmayacağı cennelerle müjdelenen o mü’minlere ne mutlu. 
      İnsan; madde ve ruhun birleşiminden yaratılmıştır. Bunlardan birincisini oluşturan maddesel unsurlar; toprak, su, ateş ve havadır.  Bunların tamamı 104 elementten oluşup hepsi de, madde alemine ait şeylerdir. Madde alemine ait şeylerin melekut aleminden olmayan, birde canları vardır. Bunların canı konumunda olan şey, nefsi emmaredir. Bu kirli can, alem-i emrden değildir. Bu emmare nefis, kötülüklerin yaratılış sebebi bir bataklık gibidir.
      İnsanın maddesel olmayan tarafını oluşturan şeyler ise, ilahi isimlerin nurlarının tecellileri olan letaife-i hamse denilen beş latifedir ki, bunların asılları emr alemi denilen ruhlar aleminde ki arş, insandaki kalbin aslıdır. Arşın üstünde ki ruhlar alemi ise, insandaki ruh latifesinin aslıdır. Onun da üstünde sır alemi bulunup bu da insandaki sırr latifesinin aslıdır. Onun da üstünde gizlinin gizlisi anlamına gelen hafi alemi mevcuttur ki, bu da insanda ki, hafi latifesinin aslıdır. Bunun da üzerinde en gizli anlamına gelen ahfa alemi mevcut olup, bu da insandaki ahfa latifesinin aslının bulunduğu alemdir.
Büyük alim ve veli İmam-ı Rabbani hazretleri bu en yukarıdaki ahfa aleminin ötesinde İlahi isimlerin nurlarının tecelli(görüldüğü) ettiği alemler olduğunu haber vermektedir. Bir insanın güzel ahlaka sahib olması, yakîn bir imanı elde etmesi ve daima bulanmadan akan su
gibi istikrarlı olabilmesi için, bu letaiflerin her birinin güzelliğinin önünü perdeleyip örten nefsi emmarenin kollarından kurtulması elzemdir.  İmam-ı Rabbani Hazretlerine göre, Alem-i emrin birinci basamağı kalbdir.

      İnsanda bulunan kalb, alem-i emrdeki beş latifeden, arş-ı muazzamanın sureti gibidir. Kalb latifesinin insanda zuhur eden ışığı ise, arşın nurunun zıllı, yansımasıdır. Kalb latifesinin insanda ki yeri, sol memenin iki veya dört parmak altıdır. Kalb latifesinin kemal hali, huzur tecellisi ve Hakk’a teslimiyettir. Kalb latifesinin huzur ve Hakk’a teslim oluş tecellisini, toprak unsurundan gelen farzları yapmaktaki gevşeklik ve haramları talebteki istek ve arzusu örtmüştür. Bu örtü, bu ağırlık, mürşidin talimatı ile yapılan zikir, rabıta ve gönül sohbetleri ile kaldırıldığında, kalb latifesinin kırmızı nuru ve huzur tecellisinin daha önce dünyada bir benzerinin tadılmadığı manevi zevk, ibadetleri yapmaktaki gevşekliği ortadan kaldırır. Salikin ahlaki durumu, hilme ve sabra ve Hakk’a teslimiyete dönüşür.
      Kalbi bu salim haline getirmek için, onu harici sevgilerden zikrullah ile arındırıp, Allah sevgisini diğer sevgilerden baskın hale getirmedikçe, kalbte bu nur ve ilahi tad hasıl olmaz. Yunus Emre bir şiirinde :”Ballar balını buldum, Dükkanım yağma olsun” sözünden kastedilen balların balı, İlahi sevginin kalbteki zuhurudur. Evet bu sevginin zevki öyle bir sırdır ki, insanın içindeki diğer sevgiler ve zevkler onun yanında bir gölge mesabesinde kaldığı beyan edilir.
      İmam-ı Rabbani hazretleri: “Kalb birden fazla şeyi sevmez. O bir tek şey kendisidir. Kalbin kendine olan sevgisi kalmazsa, başka şeylere olan sevgiside kalmaz” diye buyuruyor. Büyük veliler hep şunu ifade ederler:” Kul ile Rabbi arasındaki en büyük perde, kulun kendine olan sevgisidir.”  Kul kendini her şeyden ön planda tuttuğu sürece, bu sevgi perdesi aralanmaz. Hazreti Mevlana bu hususta şu sözleri söyler: “Sen sende iken senden sana yol vermezler. Sen senden geçtin mi, senide boş koyvermezler.” Yani bu durumda kişideki müsvette zevk gider onun yerine zevkin aslı olan, İlahi muhabbet, yani Allah sevgisinin zevki gelir. İşte buna dair Allah’ın Rasulü Münavide ki bir hadisi şerifte : “Adem oğulları melekût alemindeki zevkleri tatmış olsalardı, başka şeylerin sevgilerini terk ederlerdi.”
      Bir kulda zati muhabbet oluştuğunda, elem ve kederle, ni’metler bir olur. “Lutfunda hoş, kahrında hoş” sözünün gerçeği ancak, bu ahvalden sonra anlaşılır. O durumda gerçek kulluk ve ihlas hasıl olur. Rabbine ancak O’nun rızası için kulluk etmek zevki oluşur ve O’nun rızasından başka hiçbir beklentisi olmadan ibadet eder. İşte bu mukarreblerin(Allah’a manen yakın kulların) derecesidir. “Ebrar böyle değildir”diyor, İmam-ı Rabbani hazretleri. Çünkü ebrar denilen kimseler, Allah’ın ni’metlerine kavuşmak ve azabından korunmak niyeti ile Allah’a kulluk ederler. Bunun için denilmiştirki: “Ebrarın hasenatı mukarreblerin katında ancak, hatadır.”

       Peygamber efendimiz bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurdular:
    -“ Allahu tealanın, bir kulunu sevmemesi, onun faydasız şeylerle uğraşmasından anlaşılır. (kütüb-ü sitte)

       Kalb Allahu tealanın evi olarak yaratılmıştır. O evi, onun dışındakilerin sevgisi ile kirletmemek, akıllı insanın en bariz alametidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

“Kalb’in Aslı, İnsan ve Alemler” üzerine 3 yorum.

  1. Alllahcc.razı olsun hocam,bu yazınızı facede paylaşmanızı diliyorum,daha fazla kişilere ulaşması bakımından,saygılarımı sunarım,Allahcc. s ü i z a n dan ve ehlisünnete aykırı yaşantıdan uzak,itikadı doğru,doğru anlayışlı ve anladığıyla amel edenlerden eyler rabbim hepimizi inşallah,seni seviyorum hocam inşallah….

    1. Ehli sünnet yolundaki mücadelemize verdiğiniz destekten dolayı, Mesut Bey kardeşim size ve Şakir Bey’e ve M.Nurullah Bey’e teşekkürlerimi arz ederim.

  2. Sayın Bekir Hocam. Cenabı Allah kaleminize güç ve kuvvet versin. Yazılarınızı zaman zaman takip ediyorum. Ehl-i Sünnete uygun açıklamalarınız bizleri ziyadesi ile memnun etmektedir. Bazen mezhepsiz ve reformist sapıkların hücumuna maruz kaldığınızı görmekteyim. Yalnız değilsin mukaddes uğraşında. Onların, gerçeği anlamak gibi bir dertleri yoktur. Sadece suyu bulandırarak müslümanların kafasını karıştırmaktır amaçları. Bir de dikkatleri sürekli üzerlerine çekmek isterler. Ben onları yakinen tanırım. Dini yaşantıları da ihlas ve samimiyetten uzaktır… Allaha emanet olunuz. Şakir Aydıncan

Bir cevap yazın