SORU-CEVAP

İslam dergisi web sitesi soru cevap sayfasında fıkıh, itikat, tasavvuf, tefsir, sünnet gibi çeşitli İslami konularda sorularınızı iletebilirsiniz.  Dini konulardaki sorular uygun görüldüğü takdirde bu sayfada yayınlanmakta ve cevaplandırılmaktadır.

Aşağıdaki formu kullanarak İslami konularda (fıkıh, itikat, sünnet, tefsir, tasavvuf, ilmihal gibi) sorularınızı gönderebilirsiniz.

İslam Dergisi

DİKKAT: Hakaret, küfür, tehdit içeren mesajlarla ilgili gerekli yasal işlemler yapılır. Soru veya mesaj göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Aşağıdaki formu doldururken takma ad veya rumuz kullanabilirsiniz. İnternet sitesi kısmını boş bırakınız. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir. Eposta adresiniz yayımlanmaz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

“SORU-CEVAP” üzerine 33.071 yorum.

  1. Selamunaleykum,

    böyle bir olay okudum:Abdullah İbnu Sa’d İbni Ebî Sarh, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın vahiy kâtiplerinden biri idi. Vahiyler nâzil oldukça, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) ona imlâ ettirirdi. Ne var ki bir ara şeytanın iğvâsına kapılarak irtidad etti ve Mekke’ye giderek kâfirlere karıştı. Kureyşlilere: “Ben Muhammed’in yazdırdıklarına istediğim gibi tasarrufta bulundum. O bana, “Azizun hakîm” diye yazdırırdı, ben “Alîmun hakîm” derdim. O da: “Evet, hepsi doğru!” derdi”.

    Hatta tefsirlerde muminun suresinin 14 ayetinde süpheye düstügü yazilir.

    Böyle rivayetler insani süpheye götürür acaba degistirildimi diye? Resulullah bu böyle yazarken düzeltmedimi onu?cünkü katiblerin yazdiklari sahabeler arasinda yayilirdi ve ezberlenirdi, Resulullah hayir öyle degil böyle indi diye bir rivayet yok yani düzeltme yapilan, anladiniz degilmi vesveseyi?

    Yardimci olursaniz…

    Vesselam

    1. Sayın Nasip Bey, İbn-i Ebi Sarih hakkında verilen bilgiler özet olarak şunlardır:
      İsmi, Abdullah bin Sa’d bin Ebî Serh bin Hâris bin Hubeyb el-Kureşî el-Amirî olup, künyesi Ebû Yahyâ’dır. Osman bin Affân’ın (r.anh) süt kardeşidir. Resûlullah efendimizle sallallahü aleyhi ve sellem Medîne’ye hicret etti. Ayrıca, vahy kâtibi idi. Sonra dinden dönerek, müşrik oldu. Mekke’ye geri döndü. Mekke’nin fethinde, Resûl-i ekrem sallallahü aleyhi vesellem, Abdullah bin Sa’d’ın ve Abdullah bin Hatal’ın Kâbe-i muazzamânın altında bulunsalar bile öldürülmelerini emretti. Fakat Abdullah bin Sa’d, Osman bin Affân’ın yanına kaçtı. Hazret-i Osman da onu fetih tamamlandıktan ve herkes yatıştıktan sonra Resûlullah’ın huzuruna götürdü. Resûlullah efendimizden sallallahü aleyhi ve sellem onun hakkında emân istedi. Peygamber efendimiz uzun müddet sükût etti. Sonra; “Evet” buyurdular. Abdullah bin Sa’d tövbe ederek, o gün müslüman oldu. O günden sonra, onda hiç bir uygunsuz hareketi görülmedi.
      Abdullah bin Sa’d, Kureyş’in ileri gelenlerinden idi. Mısır’ın fethinde Amr bin Âs’ın ordusunun sağ kanadında komutan olarak bulundu. Buranın fethindeki bütün muharebelere katıldı. Hazret-i Osman, onu, Amr bin Âs’ın yerine Mısır vâlisi yaptı. Abdullah bin Sa’d, 656 (H.36) senesinde, bir rivâyete göre Askalan’da, bir rivâyete göre de Remle’de vefât etti. Abdullah bin Sa’d, Allahü teâlâya; “Yâ Rabbî! Son amelimi namaz kılmak eyle!” diye yalvarmıştı. Bir gün sabah namazında, oturup sağına selâm verdikten sonra, sol tarafına selâm verirken ruhunu teslim etti.
      Kaynak: Târih-i Taberî; cild-4, sh. 203
      Sayın Nasip Bey, diyorsunuzki, “Hatta tefsirlerde muminun suresinin 14 ayetinde süpheye düstügü yazilir.” Bahsini ettğiniz tefsir islam alimlerinin tefsiri olamaz. Zira, böyle bir yalan Kur’an’a iftiradır ve Şu ve benzeri ayetleri inkardır. Allahu Teala buyuruyorki mealen:

      -” Hâ. Mîm.” (Mu’min S.-1)
      -” Bu Kitap mutlak galip, hakkıyla bilen, lütuf sahibi Allah tarafından indirilmiştir.” (Mu’min S. 2)
      Allahu Teala bu ayette Kur’an’ın Allah tarafından indirildiğni açıkça bildiriyorken birileri kalkıpta Müminun 14. ayeti hakkında şüphe olduğunu söylüyorsa, o kimse müslüman değildir. Böyle kimselere itibar edilirse, Allah korusun iman gider. Allahın ayetleri hakkında müslümanların tartışamayacağını Allahu Teala şu ayetle belirtiyor, mealen:
      -“ İnkâr edenler müstesna, hiç kimse Allah’ın âyetleri hakkında tartışmaz.” (Mü’min S. 4)
      Kafir ve fasıkların her söylediklerine inanmamızın bizi çıkmaza sokacağını Allahu Teala şu ayetle belirtiyor, mealen:
      -“ Ey iman edenler, herhangi bir fâsık(kafir veya büyük günahları hayasızca işleyen sapık) size bir haber getirecek olursa, onun doğruluğunu iyice araştırın. “ (Hucurat Suresi 6.)
      Müminun suresi 14. ayetinin içeriğini o devrin insanlarının bilmesi asla mümkün değildir. Zira, bu ayet insanın anne rahmindeki yaratılış evrelerini açıklamaktadır. Bu yaratılış evreleri ancak, günümüz teknolojisinde doğru olarak gözlemlenebilmiştir. Böylesine bir mucizevi bilgileri içeren bir ayeti o zamanın değil cahil bir arabı, en alim bir insanının bilip söyleyebilmesi asla mümkün değildir. İşte o ayetin meali:
      -“ Sonra nutfeyi alaka yaptık. Peşinden, alakayı, bir parça et haline soktuk; bu bir lokmacık eti kemiklere çevirdik; bu kemikleri etle kapadık. Sonra onu başka bir yaratışla insan yaptık. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir.” (Müminun 14)

      Sayın Nasip Bey, Kur’an her yıl ramazan ayında Cebrail(as) tarafından baştan sona kadar okunur ve Rasulullah(sav)efendimiz de onu takip ederdi. Peygamberimizin vefat edeceği yıl ise, bu hatim iki kez yapıldı. Ayrıca Kur’an ayetleri indirildiğinde Peygamber Efendimiz O’nu yalnızca yazdırmakla yetinmez, ayrıca O’nu hafızlara ezberlettirirdi.
      Kur’an’da abes hiçbir bilgi ve söz yoktur. Kur’an’daki hikmetler araştırılırsa şüphe ve vesvesye düşülmez. Kur’an’da şüphe arayanların aklını şeytan alır, şüphe karanlığında boğulmaya terk eder. Kur’an çağdaş müsbet ilimle asla çelişmez. Uzayın genişlemesi, dünyanın kendi ve güneşin etrafınnda dönüşü, karadelikten bahsedişi vs.
      Herkese hidayet ancak Allahu Tealadandır.
      Vesselam.

  2. Selamın aleykum sevgili hocam

    Hocam beni bir konuda aydınlatırsanız çok sevinirim. Yüce Allahu Teala buyuruyor ki mümin müminin kardeşidir ve peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem bildiriyor ki benim ümmetim 73 fırkaya ayrılacak biri doğru yolda kalacak. Bu bidat ehlide Müslüman oldukları icin cehennemde sonsuz kalmayacak tabi küfre düşmedilerse. Benim sorum mümin müminin kardeşidir ayeti kerimesini nasıl anlamalıyız Salih ve ehli sünnet olanlar mı ? Sosyal bir varlık olmamızdan dolayı toplumdaki hal ve hareket ve tutumumuz nasıl olmalı? Herkezi sevmeli derken ne anlamalıyız ? Hocam yaptığınız bu güzel hizmetten Allahu Teala razı olsun iki cihan saadeti İhsan eylesin bizleride dualarınızda unutmayın lütfen Allahu teâlâya emanet olun .

    Vesselam

    1. Aleyküm selam Hamza Bey. Sorularınızın cevabını; “Güncel Yazı” köşemizde “Din Kardeşliği ve Bidatler” isimli yazımıda yayınlamış bulunmaktayım. Oradan okuyabilirsiniz.
      Vesselam.

  3. Selamin Aleykum,Yaklasik dort yil oldu namaza basliyali ve baslamamla birlikte kulagimdan zzzzzz sesi geliyor devamli,ve yaklasik son uc aydir da asiri rahatsiz ediliyorum geceleri,yurt disinda yalniz yasiyorum, bu konuyla ilgili butun sureleri okuyorum uyumadan once,ama rahat birakmiyorlar,odamin kapisini tiklama,ampulden goz kirpma odanin icinde durup duruken cat,cut sesleri bunlar cinmi enerjik bir akim gibimi desem bilmiyorum.ne yapmami onerirsiniz,simdiden tesekurler hakkinizi helal edin…

    1. Aleyküm selam sayın İlhan Bey. Evvela rahatsızlığınızın giderilmesi için Allahu Tealadan acil şifalar diliyorum. Eğer orta kulak iltihabı rahatsızlığınız varsa, bir Kulak-Burun Doktoruna gitmenizi tavsiye ederim.
      Kulağınızda tıbbî bir probleminiz yoksa, Allah’a inanmayan cin şeytanları sizi namazdan alıkoymak için bu ve benzeri türden rahatsızlıklar verbilirler. Bu tür rahatsızlıklar, ayakta işemekten, banyo yapılan yere küçük abdest bozmaktan oluşur.
      Size tavsiyelerimiz, abdestinizi alırken yüzünüzü kulaklarınızla birlikte saç diplerine kadar yıkamayı, dirseklerinizde ve ayak parmaklarınızda ve topuklarınızla birlikte ayak altlarınızda kuruluk bırakmamağa dikkat etmelisiniz. Kur’anı tecvitle okumaya çalışmalısınız. Abdest almadan önce “Allah’ım rasulün Muhammed aleyhisselam Sana nasıl inamışsa , Sana öyle iman ettim.”dedikten sonra abdestinizi alınız.
      Ayrıca, Allah’ın zatı hakkında “nasıldır, neye benzer?” gibi şeyler düşünmemelisiniz. Aklınıza böyle sorular takıldığında , “O Allah, hiç bir şeye benzemez ve benzetilemez. Bunlar aklın sınırlarını aşar.”diye düşünmelisiniz. Ancak O’nun gücünün herşeye yeteceğini O’ndan başka kuvvet sahibi olmadığını O’nun hiç bir şeye ihtiyacı olmadığını düşünmelisiniz.
      Bu konularda sitemizdeki “Ehli Sünnet İnancı” ve “Elfazı küfür” isimli yazılarımızı mutlaka okumalısınız.
      Müslümanların sorularını cevaplandırmak için buradayız inşâallah.
      Vesselam.

  4. Selamın aleykum hocam

    Hocam benim bir sorum olacaktı. Restoranta ailece yemek yemeye gidilir mi?
    Sevgi ve saygılarımla Allahu teâlâya emanet olun.

    Vesselam

    1. Zaruret olduğunda içkili olmayan restorantlarda yemek yenilebilir. İçkili yerlerde kesinlikle uygun olmaz. Onun yerine hazır yiyeceklerle açlık bastırılabilir.
      Vesselam.

  5. Hocam bu konu hakkında kısa bir bilgi yazarsanız küfür ve küfür bulaşığı hakkında bende akraba ve dostlarıma anlatır ve sakınmalarını söylerim

    Vesselam

    1. Sayın Hamza Bey, kısa ve özet bir ifadeyle şunu belirteyimki, Allahu Teala ayette şöyle buyuruyor, mealen: “Ey iman edenler yakıtı taşlar ve insanlardan olan cehennem ateşinden ve cehenneme giden yollardan kendinizi ve sorumlu olduğunuz aile fertlerinizi koruyunuz.” (Tahrim S. 6)
      Her müslüman kendisini ve ailesini küfürden ve şirkten ve haramlardan koruması Allah’ın emridir. Bilhassa hırıstiyanların bu tür hırıstiyanlaştırma toplantılarından ve onların propagandalarından çocuklarımızı korumazsak Allah dünya ve ahiret bela üstüne bela verir bizlere
      Muhterem kardeşim sizlere tavsiyem sitemizin sağ köşesinde bulunan “Elfazı Küfür(Dinden Çıkaran İfadeler)” yazımızı okumanız ve okutmanızdır. Elfazı Küfür ifadesini arama yerine yazıp tıkladığınızda da yazımız karşınıza çıkar. Allahu Teala yardımcınız olsun.
      Vesselam

  6. O Usally Sinterklaas olarak adlandırılan olmasına rağmen, o da Nicholas (İyi Kutsal Adam), Sint Nicolaas olarak bilinir [ telaffuz ( yardım · bilgi )] (Saint Nicholas) veya basitçe Aziz gibi (Aziz).

    O Saint Nicholas ‘arifesinde (5 Aralık) ya da Hollanda, Belçika ve Kuzey Fransa’da 6 Aralık sabahı Yıllık kutlanmaktadır. Başlangıçta, bayram kutluyor ad gün arasında Saint Nicholas Çocukların, denizcilerin ve şehrinin koruyucu azizi – Amsterdam , diğerleri arasında. Aziz Nicholas bir piskopos olmak ve bu coğrafi yayılım bu formu bayram bir Roma Katolik geçmişe sahiptir net Yani olun.

    Hocam bu bilgileri internetten kopya yaptım umarım yardımcı olur şimdiden çok teşekkür ederim

    Vesselam

  7. Selamın aleykum hocam

    Allahu Teala’nın rahmeti bereketi ve mağfireti sizin ve sevdiklerinizin üzerine olsun. Hocam benim bir sorum olacaktı ben yurtdışında yaşamaktayim burda Aralık 5 de sinterklas diye inandıkları birkisi ve gün var bügünde okullarda ve cevrelerde etkinlikler ve hediyeler dağıtılıyor. Benim cocukta okula gidiyor 8 yasında ben ona neyin doğru olduğunu ve bizim böyle bir inancımız olmadıgını anlattım. Benim sorum o gün benim cocuğumda okula gidecek ve hediyede alacak. Hocam nasıl davranış sergileyim okula o gün gonderiyim mi? Yoksa evde mi kalsın? Okuldaki herkez bizim Müslüman oldugumuzu biliyor. O gün okula gitmezse fitne olurmu?

    Vesselam

    1. Sayın Hamza Bey, bahsettiğiniz bu “Sinterklas” gününden biraz bahsederseniz size onun uygun olup olmadığını yazarım inşaallah. Eğer sizde içeriğini bilmiyorsanız ihtiyaten göndermeyiniz daha uygun olur.
      Vesselam.

  8. Selamın aleykum hocam

    Hocam benim bir sorum olacaktı. Bizim cocuk Kur’an kursuna gidiyor orda fotograf çekmişler önünde rahle üstünde Kuran’ı Kerim oda okuyor gibi yapmış arka taraftada kabenin fotomontajini yapmışlar bu resmi yükseğe asmak haram belden aşağı koymakta hurmetsizlik olur mu? Bunu nasıl kullanmamız gerekir. Şimdiden çok teşekkür ederim. Allah’u teâlâya emanet olun.

    Vesselam

    1. Aleyküm selam Hamza kardeşim. O resmi asmak istiyorsanız belden yukarı yerde ve üzeri bir perde ile kapalı olmalıdır. Asmak istemezseniz, bir resim albümünde saklayabilirsiniz.
      Vesselam.

  9. Hocam beni aydınlattığınız için çok teşekkür ederim. Allahu teâlâya emanet olun arefe gunümüz ve kurban bayramınız mübarek olsun . Hocam dualarınızda benide unutmayın.

    Vesselam

  10. Hocam çok teşekkür ederim Allahu Teala ilminizi artırsın. Hocam bir sorum daha olacaktı yatsı namazının vaktide doğal olarak bayağı erken oluyor bu durumda yatsıyı kilip vitri yatarken kılmak uygunmu bu arada kaza namazı kilabilirmiyim yatarken de vitrden önce bır kaza namazı ve vitri kılsak olurmu?

    Vesselam

    1. Hamza Bey kardeşim, Allahu Teala dünya ve ahiret mutluluğu ihsan etsin size. Yatsı namazının vakti imsak vaktine kadardır. Ancak o saate kadar yatsıyı kılmamak mekruhtur. Vitir namazını yatmadan öncede kılabilirsiniz ama yatsının arkasından kılmanız daha uygun olanıdır. Çünkü uyku bastırdığında bu namazı kılmakta zorlanabilirsiniz. Kaza namazı kılacaksanız, vitri kıldıktan sonra kılmanız daha uygun olur.
      Vesselam.

  11. Selamın aleykum hocam

    Hocam haftaya saatlerin geri alınacak. Benim sorum öğle namazını ve ilkindiyi işte kılmam gerekecek namazlarımızda molalarda kılacağım.ama öğle namazının tamamını kilamiyacagim bu durumda son sünneti veya ilk sünneti terk edip kılsam olurmu yoksa sadece farzımı kılıyım? Vaktime göre ya ilk sünneti yada son sünnet kılsam olurmu? Allahu Teala sizden razı olsun dua istirham ederim ellerinizden öperim

    Vesselam

    1. Aleyküm selam sayın Hamza kardeşim. İş yeriniz izin vermiyorsa, öğle namazının sünnetlerini durumunuza göre ya ilk veya son sünnetini kılabilirsiniz veya sadece farzı kılarsınız. Öğlenin sünnetlerininin önceliklerini sıralarsak, öğlenin ilk sünneti, son sünnetinden daha kuvvetlidir. İkindinin sünnetini ise, kılma ortamı bulamazsan sadece farzını kılarsınız. Asıl olan farzdır.
      Allah kolaylık versin. Vesselam.

  12. Selamın aleykum hocam

    E mail adresi için teşekkür ederim. Allahu teâlâya emanet olun dualarınızda bizide unutmayın inşallahu Teala. Vesselam

    1. Ve aleyküm selam Hamza Bey. Okuyucularımızın her tür sorularına yardımcı olmaya çalışacağız inşaallah. Sayın okuyucularımızın bilgisi olsun ki, okuyucularımızın e-mail adreslerini başkalarının görmemesi için engel koymuş bulunmaktayız. Okuyucularımız özel sorularını her zaman sitemize sorabilirler. Arzu ederlerse, sorularını gizler, isimlerini vermeden de cevaplarını yazabiliriz. Okuyucularımızın soruları önce bize gözükmekte, sonra biz onu yayınlamaktayız. Vesselam.

  13. Selamın aleykum hocam

    Tanıdığım birisinin bir sorusu vardı arkadasın arabası var bunu satacak tanıdığı biriside bu araca talip ama arkadas bu kısının bazı kötü işlerden para kazandığını duymuş bide bunun yanında güvenlik görevlisi maaş alıyor bu adama satsa alınan para haram mı olur? Satabilir mi? Saygı ve sevgilerimle Allahu teâlâya emanet olun

    Vesselam

    1. Ve aleyküm selam Hamza Bey kardeşim. O şahsın kazancı karışık ise, arabasını ona satmasında bir mahzur olmaz. Saygı ve sevgilerinize bilmukabele Allahu tealaya emanet olunuz.
      Vesselam.

  14. Hocam, bizler bir şey yapmadan önce, Allah herşeyi bildiğine ve kaderimizide o şekilde yazdığına göre, bir kimse bir kişiyi öldürünce neden cehenneme gider.

    1. Sayın M.Nur, İlim maluma tabidir. Malum ilme değil. Yani; Bilgi bilinene uyar, bilinen bilgiye değil. Bunu da açıklayalım.
      Bir kimsenin kendi isteği ile bir kimseyi öldüreceğini, Allah’ın bu cinayeti önceden bilmesi, o cinayetin olmasını gerektirmez. Allah, o yazıyı yazmasada o insan o cinayeti yine işleyecektir. Allah yazdığı için değil. Çünkü adam bunu kendi isteği ile yapmaktadır. Bunun için bu kimse yaptığından sorumlu ve suçlu olmaktadır. Suçlularda cezalarını çekmek için ahirette cehenneme atılacaktır.
      ÖRNEK:
      Öğretmen öğrencisinin derslerine çalşmadığını sezinlediğinde, bir yere ; “Bu öğrenci yarınki sınavda başarısız olacak tır.”diye yazması, öğrenciyi başarısız kılmaz. Öğrenci çalışmadığı için başarısız olmuştur, bir yere “başarısız olacak”diye not ettiği için değil.

  15. Selamın aleykum hocam
    Sizinle tanışalı çok kısa bir süre olsada birşeyin farkına vardım. Ama buna çok mutlu oldum anladım ki saadeti ebediye den naklediyorsunuz bende bir saadeti ebediye aşığı olaraktan bundan çok memnun oldum. Sizi ve bütün müslümanları Allahu Teala icin çok seviyorum. Kalbden kalbe bir yol vardır oda muhabbet imiş bunu anladım. Allahu teâlâya emanet olun saygılarımla

    Vesselam

    1. Aleyküm selam sayın Hamza kardeşim. Malumun üzere Saadeti Ebediye çok kıymetli bir ilmihal kitabıdır. Kaynaklarımızın hepsi ehli sünnet alimlerinin eserlerindendir. Allahu teala sizi ve bizi istikametten ayrılmaktan muhafaza kılsın.
      Vesselam.

  16. Selamın aleykum hocam
    Benim bir sorum olacaktı. Kurban kesmek icin 150 km uzaklıktaki bir yere gitmeden orda birine vekalet verilse kurban sevabına kavuşulmuş olurmu sonra vekalet verdigimiz kisi kesilen kurbanın etini bize getirebilirmi? Yoksa bulunduğumuz yerdemi kesmemiz gerekir
    Allahu teâlâya emanet olun
    Vesselam

    1. Ve aleyküm Hamza Bey kardeşim. İslam fıkhına göre:
      “Birini vekil yapmak, îcâb ve kabul ile olur. Yani, (Seni vekil yaptım) ve (Kabul ettim) sözleri veya yazıları ile olur. Vekil, cevap vermeden, işi yapmaya başlasa, kabul etmiş olur. İş habersiz yapıldıktan sonra, sahibinin, izin verdim demesi ile de, vekil etmiş olur. (S. Ebediyye)” Bu durmda sizin 150 km ötede bir müslümana vekalet vermenizde bir sakınca yoktur. Kurbanın etini kendinize göndermesini söylediğinizde, onu yiyebilir ve bir kısmınıda dağıtabilirsiniz. Veya vekillik verdiğiniz şahısa dağıtması için izin verirseniz sizin adınıza dağıtabilir de.
      NOT: Kurban konusunda daha detaylı bilgi için dergimizin en üstteki kategoriler sırasından “FIKIH” bölümünü tıklayınız . Allahu Teala şimdiden kurbanınızı kabul ve mubarek kılsın.
      Vesselam.

  17. Selamın aleykum hocam

    Beni bir konuda aydınlatırsanız sevinirim. Hocam banka kredisi ile ev alan ve bankaya her ay belli bir miktar taksit ödeyen kişinin. Aylık kendi ve eşi çalışıp bir gelir getiriyorlarsa ve bu borçlar ikisinin adına ise. Her ayda düzenli bir sekilde taksitleri ödeyip birazda birikim yapıp nisap miktarı kadar birikimi olsa kurban ve zekat vacip olurmu. Mesala biriken parayı paylaşmadan biri digerine hediye etse nisabi bulduğu icin ona kurban ve zekat vacip ve farz olurmu? Sorularıma sizi yordugum icin hakkınızı helal edin. Allahu Teala sizden razı olsun
    Vesselam

    1. Ve aleyküm selam Hamza Bey kardeşim. Sizin eşinize veya eşinizin size belli bir miktarda para veya altın gibi şeyleri hediye etmesi durumunda bu tutar nisabı buluyorsa, bunun üzerinden 355 gün geçtikten sonra ve bu 355 gün içinde o tutara eklenenlerle birlikte zekatınızı 100’de 2.5 üzerinden zekat vermeniz farz ve o yıl tamamlanması ile birlikte kurban kesmeniz vacib olur. Ama gelirlerinizin hesabını ayrı tutarsanız o durumda, kimin geliri nisabı buluyorsa onun zekat ve kurban vecibesini yerine getirmesi gerekmektedir.
      Bir kimsenin kredi borcu ödemesi buna engel değildir.
      Sizlerin Makul sorularına cevab vermek, sizlerin, bizim üzerimizdeki hakkıdır. Bu bize asla yorgunluk getirmez. Müsterih olunuz.
      Vesselam.

  18. Selamın aleykum hocam
    Nasılsınız inşallahu Teala iyisinizdir. Hocam beni bir konuda aydınlatırsanız sevinirim. Hocam birisi yabancı ülkede temizlikci olarak çalışıyor. Temizledigi şirketlerden birisinden paketli çaylardan alıp eve getiriyor oradaki çalışanların şekerlerinden alıp yiyor. Ve çalıştığı şirkete ait çöp torbalarından ve temizlik ilaçlarından alıp eve getiriyor. Bu kisi kul hakkına girmismidir? Şimdide orda çalışmıyor bu durumda nasil helalleşebilir? Fitne çıkma durumu varsa ne yapar çünkü gayri Müslim bir şirket . Helalleşemezse ahirette durumu ne olur. Uzerinde kul hakkı olanın ibadetleri kabul olurmu? Mektup ile mail ile helalleşilirmi? Bu konuda beni aydınlatırsanız çok sevinirim? Allah icin sizi çok seviyorum. Allah’a emanet olun. Hayırlı günler Allahu teâlâya emanet olun.

    Vesselam

    1. Ve aleyküm selam Hamza Bey kardeşim. Hal ve hatırımızı sorduğunuz için teşekkürler ederim. Allahu Teala ahvalinizi güzel eylesin. Bir kimse ister müslüman, isterse gayri müslim memleketinde olsun asla bir kimsenin malını izinsiz alması doğru ve helal olmaz. Bütün bunlar kul hakkına girer. Sözünü ettiğiniz kimse o şirketlere bundan bahsetmeden aldıklarının karşılığında bir hediye paketi yaptırıp , şirket adına göndersin. “Bu nedir?” diye sorarlarsa, “bu şirketinize bir hediyemdir”desin. Çalışanların hakkı varsa, onlara da hediyeler göndersin. Her şeye rağmen onlara ulaşamıyorsa, tevbe istiğfar edip, fakir fukaraya sadakalar versin. Bütün bunları yapıpta helalleşemeyenin durumunu Allah, ahirette kolaylaştırır. Fitne çıkma durumu olabileceği için onlara yaptıklarından söz etmesin.
      Bizde tüm müslüman kardeşlerimizi Allah için seviyoruz.
      Sizlerde Allah’a emanet olasınız. Vesselam.

  19. Selamın aleykum hocam

    Hocam dinimizde calgili düğünün ve kadin erkek karışık düğünün haram
    Olduğunu öğrendim ve bundan önceki katıldıklarımada tövbe ettim. Elimden
    Geldigi kadar zaruret miktarı katılıp tebrik edip hediyesini vermek olurmu? Esimide ve çevredekileride elimden geldigi kadar anlatmaya çalışıyorum. Ama esim gitmek istiyor buna karsı tavrım ve tutumum nasil olmalı. Ailesi ile gitmek istiyor. Hocam beni aydınlatırsanız çok memnun olurum. Saygı ve sevgilerime Allahu teâlâya emanet olun
    Vesselam

  20. Sayın Bekir hocam

    Selamın aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu
    Hocam bir konu hakkında sizden bilgi istiyorum . Geçenlerde tv de
    Bir hoca bir tane tesettürlü bayan birtanede tesettürsüz bayan ve iki tane
    Erkek konuk vardı busekilde gelen sorulara cevap veriliyor ve sohbet ediliyordu.
    Bu sekilde yapılan programlar uygunmu uygun degilse nasil bir yol izlemeliyiz.

    Allahu teâlâya emanet olun

    Vesselam

    1. Sayın Hamza Bey, ve aleyküm selam ve rahmetullah. Söz konusu hocanın yaptığı sohbet şekli sünnete uygun değildir. Sorulan soruların ve cevapların içeriğini yazmış olsaydınız, yapılan o sohbetin maksadını açıklardık. O şekilde yapılan sohbetlerin bir çoğu müslümanların kafalarını karıştırmakta olup, dinlememeniz sizin kalbinizin selameti açısından daha hayırlı olacağı kanaatindeyim.
      Vesselam.

  21. hocam bayanlarda kapanmak kaç yaşında farz olur ben 12 yaşındayım ve 19 , 20 yaşında kapanmayı düşünüyorum. babam ise benim 1 ,2yıl sonra kapanmamı istiyor. bu duruma nasıl ,ne yapmalıyım benim kaç yşımda kapanmam lazım…

    1. Sayın M. Nur kızım; “ağaç yaş iken eğilir” ata sözüne istinaden deriz ki, ne kadar önce kapanırsanız, Allah katındaki değeriniz o oranda artar. Ayrıca babanıza itaat etmeniz sebebi ile Allah katındaki değeriniz iki katına çıkar. Siz, Allah için diğer kızlara bu konuda güzel bir örnek olursanız, ayrıca onların sevabı kadarda size yazılır.
      Bazı genç kızlarımız açık giyinen arkadaşlarının tepkilerinden çekinerek kapanmaktan utanıyorlar. Bazıları da, erkek arkadaşlarının tepkisininden çekindikleri için evleninceye kadar kapanmıyorlar. Sizlerin değil onların utanmaları gerekir. Zira, Allah onları bir damla sudan yaratıp bu hale getirmiş, buna şükretmeleri gerekirken şükredenleri ayıplamaları utanılacak ve kınanılacak durum ta kendisidir. Eğer utanmaları gereken birileri varsa, kendilerini çağdaş sanıp Yaratıcısını tanımayan bu saygısız ve lakayıt kimselerin yaptıkları onca rezilliklerinden utanmaları gerekir. Sizler, evreni yaratıp her an onu yok olmaktan koruyan ve onun düzenini sağlayan Allah’ın emirlerini yerine getirdiğiniz için bizlerin medar-ı iftiharısınız…
      Selam ve sağlık size ve aile fertlerinizin üzerine olsun.

    1. Doğum günlerini kutlamak, içinde günah içeren şeyler olmazsa günah değildir. Ancak doğum günlerinde geçmiş günlerin hatta yılların hesabını yapmalıyız. Bizler bu geçen seneler içinde Allah’ın gönderdiği dini ne kadar öğrendik ve onu ne kadar yaşamımıza uyguladık diye bunun hesabını yapmalıyız ki, bu kutlamaların anlamı olsun. Müslümanlar arasında Peygamber(s.a.v.)Efendimizin doğum günü olan Mevlid kandili her sene yüz yıllardır kutlanmaktadır. Her müslümanın kendi doğum gününü hatırlayıp kendini hesab çekmesi hususnda ise bir günah olamaz.

  22. ben mesut’un kızıyım 12 yaşındayım selamun aleyküm Bu devirde bayanlarda saç boyatmak neredeyse adet oldu hangi saç boyası renkleri günah hangileri değil. çünkü bende ileride saçımın bir kısmını yeşil, pembe, mor,ve bu tarz reklere boyatmayı düşünüyorum tabiki kapalı olmayı planlıyorum ama kendime göre saçımı boyatmayı planlıyorum…

    1. Sayın M.Nur kızım,aleyküm selam. Başınızı kapatma yaşına gelmişsiniz. Saçlarınızı siyah dışında diğer renkler boyatabilirsiniz. Allah sizi, sağlık ve afiyet üzere kılsın.

  23. SAYIN HOCAM,İHTİYACIM OLARAK,KÜÇÜK KIZ ÇOCUKLARINI İSLAMİ GİYİMİ(NEDENLERLERİYLE),İBADETLERİ(NEDENLERİYLE) DAVRANIŞLAR ZEVKLE YAPTIRMAK İÇİN NASİHATLARINIZI BİLGİLERİNİZİ PAYLAŞMANIZI İSTİYORUM,İNŞALLAH BU BİLGİ VE PAYLAŞIMLARINIZI ANLAYAN İDRAK EDENLERDEN OLURUZ DUADA EDİNİZ İNŞALLAH,

    1. Değerli Mesud Bey kardeşim, sözünü ettiğiniz konu malesef asrımızın en bariz hastalıklarındandır. Allah’ın inayeti ile bu konuda bir risale yazacağım.
      Hidayet ve başarı Allahu Telaladandır.
      Vesselam.

  24. Selamın aleykum hocam

    Sizin site ile tanışalı bir kac hafta oldu.benim icin
    Çok faydalı oldu bazı takıldığım konularda beni aydınlatdınız
    Benim bir sualim olacak genellikle vesveseye düştüğüm konulardan
    biriside İhtilat ve kadin erkek birlikteliği. Mesala akrabalarımız icinde
    tesettüre riayet etmeyenler var bazen bir araya geliyoruz ailece bu
    durumda nasıl davranmamız gerekir oturup aynı masada yemek yiyebilirmiyiz
    Kadının calışması konusunda nasil olunmalı tesettürsüz kazanç haram mı ?
    Dinimizde kadin erkek iliskisi nasil olması gerekli. Bir erkek olarak bayanlara karsı hangi tutum icinde olmalıyız. Diğer bir sualim fasık bidat ehli ve gayri muslumlere karsı tutumumuz nasil olmalı. Kendimi aydinlatabilecegim bir kaynak tavsiye edermisiniz?
    Saygılarımla Allahu teâlâya emanet olun

    1. Aleyküm selam sayın Hamza Bey. Tesettüre riayet etmeyen akrabalarınızla zaruret miktarı görüşebilirsiniz. Daha fazla içli dışlı yakınlık, sizin aile fertleriniz için olumsuz örnekler oluşturabilir. Tamamen akrabalık bağlarınızı koparmanız da uygun olmaz. Zira öyle yaparsanız size, dolaysı ile manevi yaşantınıza hiç anlamadan düşman olabilirler. Sizlerin ailece iyi davranış sergilemeniz onların belki hidayetine sebep olabilir. Ancak mesafeli olmalısınız ve fazla sık görüşmemelisiniz. Çok ısrar olmadıkça da aynı masada yemek yememeye çalışmalısınız.
      Dinimizde kadın erkek ilişkisi, şeriatin gereğince belirlenmiştir. Özet olarak şunu belirtelim, nikahı düşen bir kadınla bir oda da başbaşa kalınmamalıdır. Bu durumların kötü neticeler verdiği herkesce malumdur. Kadınlar bazı ihtiyaçlarını karşılamak için çarşıya çıkabileceklerine dair izin vardır. Kadınlar meşru ticaret yapabilir. Tesettürsüz kazanç haram değil, tesettürün gerektiği yerlerde tesettürsüz olmak haramdır. Bir erkek olarak bayanlarla zaruret miktarı kadar görüşmeniz mahzurlu değildir. Misal, öğretmen iseniz, dersinizi anlatabilir dersle ilgili konularda görüşebilir, öğrencinizin sıkıntılarını çözmek konusunda ona sınırları geçmeden yardımcı olabilirsiniz. Ancak daha fazlası yanlışlığa düşmelere sebep olabilir.
      Bidat ehli kimseler gayri müslimlerden daha tehlikelidir. Bilgi dağarcığınız yeterli değilse, kesinlikle onlarla sohbet etmemelisiniz ve onlarla mesafeyi uzak tutmalısınız. Zira, onlar bir çok kimseyi ayetlere kendi kafalarından mana vererek batağa çekmektedirler. Onlar hakkında sitemizdeki yazıları okuyabilir ve başkalarına tavsiyede bulunabilirsiniz.
      Gayri müslimlerle zaruret dışı görüşmemelidir. Ancak müslümanlara gösterdiğimiz doğruluğu onlarada göstermeliyiz. Onlarla karşılaştığımızda “selamun aleyküm” yerine başka terimler kullanılmalıdır. Zira bu durum Rasulullah (s.a.v.)Efendimize sorulduğunda “Onlara sadece “aleyküm” deyiniz diye buyurmuşlardır. Günümüzde bunlar için; “günaydın”, “iyi işler” gibi sözler kullanılabilir.
      Size tavsiye edebileceğimiz bazı ehli sünnet yayınlarından olan İhlas Yayınlarını, Menzil (Semerkand) Yayınlarını, Esat Coşan Efendi cemaatının yayınlarını ve İsmail Ağa (Mahmut Efendi) Cemaatının yayınlarını tavsiye ederim. Diğer ehli sünnet yayınları şu anda aklımıza gelmediği için bizi bağışlasınlar.
      İlmihallerdeki Fıkıh konularının hangi ayet ve hadis-i şerife dayandığını öğrenmek isterseniz, İbrahim Halebi hazretlerinin MÜLTEKA isimli çok değerli eserini okumanızı tavsiye ederim. Tasavvuf konusunda İmam-ı Rabbani’nin mektubatları çok kıymetlidir.
      Vesselam.

  25. HOCAM İMAMI RABBANI’NIN GAVS ANLATIMI ACABA KENDİSİNİNE Mİ AİT? SİZDE BÖYLEMİ BİLİYOSUNUZ? BAKINIZ NE DİYOR:
    İmam Rabbani’ye göre Kutb’ul-irşad son derece az bulunur. Uzun zamanlar ve asırlar geçtikten sonra ortaya çıkar, hidayet ve zuhurunun nuru ile karanlık cihanı aydınlatır. Onun irşadı bütün cihana yaygındır. Arştan yeryüzünün merkezine kadar her kime rüşt, hidayet, iman ve marifet ulaşırsa onun yolundan ulaşır ve ondan alınır. Onun aracılığı olmadan bu devlet kimseye nasip olmaz. Onun nuru, mesela büyük okyanus gibi cihanı kaplamıştır da bu denizde hiçbir hareket meydana gelmemiştir, sanki donmuş gibi durmaktadır. Ona yönelen ve samimiyetle inanan yahut onun yöneldiği talibin yönelme sırasında- sanki kalbinden bir pencere açılır ve bu yoldan, yöneliş ve samimiyeti nispetinde nasip alır ve doyar. İnkâr ettiği için değil de onu tanımadığı, bilmediği için (doğrudan) Allah’ın zikri ile meşgul olan ve gönlünü Allah’a yönelten kimse de – tıpkı o kutba yönelenler gibi- ondan istifade ederler; ancak birinci durumdaki istifade daha ziyadedir. “Kutbu inkar eden yahut ondan rahatsız olan kimselere gelince, Allah’ı zikir ile meşgul olsalar bile gerçek rüşd ve hidayetten mahrum olurlar. Onu inkâr ve rahatsız etmek kişinin feyz yolunu tıkar, kutub onu faydalandırmamayı, ona zarar vermeyi istemese bile o gerçek hidayetten uzak kalır. Onda bulunan, ancak rüşt ve hidayetin görünüşüdür (suretidir). Manadan uzak, içi boş suretin faydası da azdır. O kutbu seven ve ona içten inanan kimseler, ona gönülleriyle yönelmeseler, Allah’ı zikir ile meşgul olmasalar dahi, yalnızca sevgileri sebebi ile rüşt ve hidayetin nuru onlara ulaşır

    İmam Rabbânî, el-Mektûbât, Arapça nüsha, tarih ve yer yok, c. I, s. 254, 260. mektubun son bölümü. Yukarıdaki tercüme için bkz. Hayreddin Karaman, İmamı Rabbani ve İslam Tasavvufu, İstanbul, 1992, s. 219-220.

    Belkide İmamı Rabbani bunları yazmamıştır, ondan sonra kitabına birileri eklemiştir!… Çünkü mektubatların başka bir bölümünde Peygamber namazda dil ile niyet etmediği için dil ile niyetin bile bid’at olduğunu söyleyecek kadar hassas olan İmamı Rabbanin böyle marjinal bir şey yazması çok zor. En doğrusunu Allah bilir.

    1. Mesut Bey kardeşim, Hayreddin Karaman Hocanın yaptığı o tercüme doğrudur. Fakat o mektubun yorumunu yapan Abdulaziz Hoca denilen kişi art niyetli olarak yorum yapmıştır. Büyük veli ve alim, İmam-ı Rabbani hazretlerinin 260. mektubunun son kısmındaki kutbul irşad meselesi hakkında, Tasavvufun T’sininden anlamayan, şefaati inkar eden diyalogcu, vehhabi zihniyetli bu “Abdulaziz Bayındır” denilen adam, Yüce İmam’a haksız bir eleştiri yapıp iftira atmaktadır. Tasavvufi ahvallerde az da olsa mutlaka sekr(ilahi sarhoşluk)bulunabilir. Konuya bu boyuttan bakıldığında, bu Molla Kasım zihniyetli, kuru mantık adamlarının ne büyük bir yanılgı içinde olduğu anlaşılmaktadır. İmam-ı Rabbani hazretlerinin kendisi de böyle durumlarda, naklî ilimlere önem verilmesini ifade etmektedirler. Naklî ilimden kasdı, Kur’an ve Sahih hadislerdir. Bunların asla yanlış olmayacağını beyan ederler. Doğrusu da öyledir.
      Bu mezuuda bir risale hazırladım yakında yayınlayacağım inşaallah. Vesselam.

    2. Sefer efendi, herşeyde olduğu gibi bu konuda da peşin hükümlüsün. Bir şeyi araştırmadan birilerinden duyduğun gibi karalamaya alışmışsın. Bizim, İslam Dergisi adına bir kimseyi iyice tetkik etmeden peşin hükme varmamak gayreti içinde olduğumuzu, bilmiyorsun. Biz Hayreddin Hoca’ya öyle bir şey atfedip yayınlamadık. O dediğin “diyalogcu, mezhepsiz” sözleri A.Aziz Bayındır içindir.
      Fakat görüyoruz ki senin, İmam-ı Rabbani Hazrteleri gibi büyük bir tevhid ehline ne kadar küfürler ve hakaretler ettğini esefle okuduğum şu yazında görmekteyiz. Allah sana anlayış ve tövbe nasib etsin diyoruz.
      Şimdi senin de çok takdir ettiğin ama iyi tanımadığın Hayrettin Karaman Hocanın, İmam-ı Rabbani Hazretlerini takdir eden sözlerini buraya naklediyorum. İyi oku ve bir daha büyüklere cahilane iftira etme…

      İMÂM-I RABBÂNÎ VE İSLÂM TASAVVUFU
      Tecdidden İslâmcılığa (Prof. Hayreddin KARAMAN)

      …tasavvufun özellikle irfan boyutunda ortaya çıkan ve “şeriat, tarikat, marifet, hakikat” arasındaki dengeyi bozan çıkışlara ve zuhurlara karşı, seyr-i sülûku tamamlamış, irfan merdivenlerini hemen bütün basamaklarını geçmiş, içeriden biri olarak bu dengeyi yeniden kurmaya, tasavvufî irfanı ve bunu temsil eden zevatı harcamadan şeriatı kurtarmanın ve her şeyi yerli yerine oturtmanın formüllerini bulmaya çalışan İmam-ı Rabbani, bir yandan İbn Teymiyye gibi selefileri, diğer yandan kelam, fıkıh, felsefe ve tasavvuf okullarını daha külli bir bakış açısından ele alarak “cümlenin maksudu bir, lakin rivayat muhtelif” gibi bir sonuca ulaşan ve bu mânâda ümmetin birliğini tesis etmeye çalışan Şah Veliyyullah, müceddidler tarihinde şerefle yerlerini alan isimler arasındadırlar.
      -“Büyük mürşid İmam-ı Rabbânî Mektûbât isimli kitabında şöyle diyor (C. I., 48. Mektup):

      “Mevlâna Kılıç Muvaffak, İslâm’ı öğrenen talebe ile, sofîler için bir miktar para gönderdiğini yazıyor. Önem bakımından, ilim taliblerini sofîlerden önce tutmasıyla, gerçekten iyi yapmış…

      “Talebeyi öne geçirip onlara daha çok önem vermekte, şerîatı tervîc ve teşvîk vardır. Çünkü onlar, şerîatı sonraki nesillere taşıyan kimselerdir. Mustafâ’nın (s.a.) getirdiği din, onlarla ayakta durur. İnsanlar kıyamette, şerîattan sorguya çekilirler, yoksa tasavvuftan değil! Gerek cennete girmek, gerekse ateşten uzak kalmak şerîatı (onun emir ve yasaklarını) yerine getirmeye bağlıdır. Kâinatın en ulu kişileri olan peygamberler, halkı yalnız şerîatâ davet etmiş, kurtuluşu ona bağlamışlardır…”

      S. EFENDİ, ŞİMDİ ANLADINIZ MI KİMMİŞ İMAM-I RABBANİ Hazretleri?

    3. Yani şimdi kişiler sekr haline gelince ne söz söylerlerse affedilir mi demek istiyorsunuz. Bunun Kuran ve sünnetten delili var mı? Hz Peygamber (SAS)e böyle haller olmuş mudur? Eğer cevaplarsanız Abdülazizi de anlamış olursunuz.

    4. Sayın Ahmet Bey, kişilerin sekr ile aklının gittiğini söyleyen İmam-ı Rabbani hazretleridir. Şeriatten insanların sorumlu olabilmesi için akıl sahibi olması gerekmektedir. Kur’an’ın surelerinde; “efelâ ta’kılûn” ayeti geçmektedir. Yani; “Öyle ise hâla mı akıl etmiyorsunuz?” buyurulmaktadır. Dikkat edilirse buradaki hitap akıl sahiplerinedir. Zira, Kur’an’ın mesajları akıl sahipleri için gönderilmiştir. Peygamber(sav) Efendimiz; akılları buluğa ermeden vefat eden kâfir çocuklarının cennete gireceğini haber vermesi, onların temyiz sahibi akla ermeden öldükleri içindir.
      SORU: iÇKİ İÇENLERDE SARHOŞ OLUYORLAR. BUNLARIN DA HESABA ÇEKİLMEYECEĞİNİ Mİ İMA ETMEK İSTİYORSUNUZ?
      CEVAP: İçki sarhoşluğu ile zikir ve ibadet sarhoşluğunu bir birine karıştırmak anlayışsızlığından Allah’a sığınırız. Bu ne basiretsizliktir? İçki sarhoşu Allah’ın yasak ettiği şeyi yaparak sahoş olduğu için Allah katında suçludur. Tevbe etmedikçe de cehennem azabından kurtulamaz. İbadet ve zikir ise Allah’ın emridir. Allah Bakara Suresinde “Üzkürûnî, ezkürküm” buyurdular. Yani; “Beni zikredin ki, Ben de sizi O ismimin tecellisi ile size tecelli edip, sizin kalplerinizi nurlandırayım.” buyurdu. Bu durumda her kim kalbindeki masivayı atar da kalbi tezkiye ve tasfiye olursa, o kimsenin kalbi İlahi nurların tecellisine ayna olur. Nurlanan bir kalp ise bu dünyada eşi ve benzeri olmayan bir zevkle dolar. Bu durumdaki bir veli bazen zevkten kendinden geçer ve sarhoş olur.
      Ey haramları işleyerek sarhoş olanla, farzları yaparak sarhoş olanı bir birine karıştıran idraksiz ve basiretsiz kişi! Bu ikisi bir midir?
      Herkese hidayet Allah’tandır.

  26. hocam şu anneler günü,yılbaşı günü,sevgililer günü gibi dışardan empoze edilen davranışların masum gibi görünsede bizlere nekadar zararı var açıkarsanız sevinirim,bir hadisi şerifte siz onlara gibi yaparsanız onlara benzerseniz onlar gibisiniz diye bir hadis duydum aklımda kalan kadarıyla yazdım yanlışımdan Allahcc.sığınırım,bu gibi davranışlara giriyormu sevgililer günü,anneler günü vs. saygılarımla

    1. Peygamber(s.a.v.) Efendimiz :”Kim hangi kavme benzemek isterse, onlardan olur” diye buyurmaktadır. Gayri müslimlerin, Yılbaşı ve Nevruz gibi dini günlerini kutlamanın haram olduğuna dair sitemiz de daha önce yazdığım bir yazı mevcuttur. Anneler ve sevgililer gününe gelince, bunlar gayri müslimlerin dini günleri ile alakası olmadığı için küfür ve şirk sayılmasa da, taklit etmemek daha iyidir. Zira 365 gün anasını unutanlar bir gün hatırlayarak teselli olmaya çalışmaktalar. Bizim dinimizde ana ve babanın önemi çok büyük olduğu için, bizim onların uyduruk günlerine ihtiyacımız yoktur.

  27. bekliyor olacam açıklamaları inşallah hocam,bir hiristiyan veya yahudi peygamberimizi duysa tamam kabul dese ama ben kendi kitabımıza göre amel edecem derse şuanki kitapları değişmiş vaziyette olduğunuda düşünürsek aklıma takıldıda saygılar

  28. Hocam geçenlerde facebook ta sadece LAİLAHE diyenlerinde merhamet edilmesi MUHAMMEDURRESULULLAH dememesinde onlarında merhamet olunacağından bahsetti,bunu belli büyük bir cemaat lideri tarafından dendiği gibi bir söz söylendi belki değildir ama burda belki merhametli olunmasını bizler içinde söyleyebilir bence diyorum sorum şu,o dedi bu dedi den ziyade onlara cevap veya karşılık olarak değil dememişse iftira olur ben sizden sadece lailahe denmesiyle kul kurtuluşa erermi ahir zaman daki insanlar bizim zaman yani,MUHAMMEDURRESULULLAH DEMEYENLER KABUL etmeyenlerin durumu (BİLMEDİKLERİNDEN ÖYLE YETİŞMEDİKLERİNDEN ÇOCUĞUN NE GÜNAHI VAR ÖYLE YETİŞTİRİLDİ GİBİ SAVUNMALAR VAR)hakkında GENİŞ bilgi paylaşırmısınız saygılarımla…

    1. Allahu teala bir ayeti kerimede “İnneddîne indallâhil-islâm”(Allah katında geçerli olan din İslamdır) diye buyurmaktadır. İmam Gazali: “Lâ İlahe illallah, cennetin anahtarı ise, Muhammedun Rasulullah o anahtarın dişleridir”diyor.
      Dört büyük müctehid imamdan biri olan İmam-ı Ahmed bin Hanbel’in meşhur hadis kitabı olan El-Müsned isimli eserde, sahabeden Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği şu hadis-i şerif bunu açıkca göstermektedir:
      “Allah Resûlü’ne biri geldi ve ‘Ey Allah’ın elçisi! Hıristiyanlardan Allah’a ve Resulü’ne inanarak İncil’e sâdık biri veya aynı şekilde Allah’a ve Resûlü’ne inanarak Tevrat’a bağlı biri, sonradan sana tâbi olmazsa, bu kişiler hakkında ne buyurursunuz?’ dedi.
      Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, bu ümmetten biri veya Yahudi ve Hıristiyan bir kişi beni dinlemez ve getirdiğimi kabul etmeden ölürse, kesinlikle Cehennemlik olur.”
      Bu konu ile ilgili diğer bazı hadis-i şeriflerde de şöyle buyuruldu:
      “Beni duyup iman etmeyen Yahudi ve Hıristiyan elbette Cehenneme girecektir.” (Hakim)
      “Cennete sadece Müslüman olan girer.” (Buhari)
      Şimdilik bu kadar cevap yeterli. Bu cuma akşamı inşaallah bu mevzuda yeni bir yazı hazırlıyacağım . Oradan okursunuz. Vesselam.

  29. hocam sitedeki düzenlemeler yeni şemalar daha güzel olmuş,başarıların devamını diliyorum inşallah

  30. hocam hz.isanın tekrar dünyaya peygamberlik vasfı alınarak geri geleceği ve hz.mehdiye tabi olacağı söyleniyor,sorum önce Allahcc.verdiği vasfı geri alırmı(verilen rütbeyi geri alması gibi) o kişi ezelde peygamberdi ve öyle doğdu öyle yaşadı Allahcc.ın yaradılış ölüm gibi değişmez ayetleri olduğunu düşünürsek bu benim içime sinmiyor,hz.peygamberimiz ahir zaman son peygamberi olduğuna şehadet ediyor inanıyorum,inanıyoruz,o halde hz.mehdi hangi vasıfla niye gelsin.din tamamlandı gelen geldi uyarıcı olarakl peygamberimiz ve kuranı kerim geldi tamamlandı amenna,neden biz müslümanlar hz.isanın gelmesinde bir beklenti içindeyiz.zannediyorum hiristiyanların bir oyunu hissi var bende.hz.peygamberimiz miraçta hz.isayla görüştüyse ki görüştü demekki vefat etti,zannediyorum.saygılarımla.yanlış sözümden düşüncelerimden Allahcc.a sığınıyorum.

    1. Değerli kardeşim Mesut, sorunuzun cevabını Cuma Sohbetleri Kategorimizde verdik. Oradan okuyabilirsin. Allah’a emanet olunuz. Vesselam.

  31. selamunaleyküm hocam siteye resminizi koysanız ve resimlerin olduğu paylaşıldığı blog koysanız çocuklarımız içinde konular vs. çekici renkli olur inşaallah takipteyim sizi seviyorum Allahcc.emanet olun

    1. Ve aleyküm selam muhterem Mesut kardeşim . Tavsiyelerinizi dikkate aldım, inşêallâh.

  32. Bu gece sahurda bir televizyon programında bir ilahiyatçı, sohbet esnasında namazın üç vakitte cem edilebileceğini iddia etti. Bunun bir kolaylık olarak müslümanlar tarafından uygulanmasında bir sakınca olmadığını söyledi. Öğle ve ikindi namazlarının birlikte, akşam ve yatsı namazlarının da yine aynı şekilde bir arada kılınabileceğini iddia etti. Ayrıca Kuran’da namazın üç vakit olarak geçtiğini iddia ediyor. Tabi bu ilahiyatçının söyledikleri beni ikna etmedi; yine de sizin konuyla ilgili görüşlerinizi almak isterim. O ilahiyatçının bu mevzuyla ilgili söylediklerinin Kur’an veya hadislerle (varsa) uyuşan ya da çelişen tarafları nelerdir?

    1. Namazları cem yapmak üç vakitte değil aşağıda açıklanan iki vakitte cem yapılabilir. İlahiyatçının verdiği fetva kendi mezhebine göredir. Ehli Sünnetin dışına çıkmıştır. Örnek: Sabah namazını öğle vaktinde eda olarak kılamazsın.
      Namazları cem etmek yani; ikindiyi öğlenin ardından veya öğle namazını ikindi vaktinde ikindiden önce kılmak, akşamı yatsıyı kılmadan yatsı vaktinde kılmak, veya yatsıyı akşam namazının vaktinde akşamın ardından kılmak demektir. Namazları cem etmek Şafi Mezhebinde yolculukta ve yağmurda caizdir. Hanbeli Mezhebinde yolculukta, hastalıkta ve mal ve can tehlikesi olduğu durumlarda, Maliki Mezhebinde Yolculukta yağmurda çamurda hastalıkta, biz Hanefi mezhebinde sadece Hacıların Müzdelifede ve Arafatta cem etmeleri caizdir. Hanefi Mezhebinde olanlar, yolculukta Şafi mezhebini, asker , doktor, öğrenci, işçi, memur gibi işlerinden ayrılmaları mümkün olmayanlar da hanbeli Mezhebinin şartlarını gözeterek yukarıda bahsedilen vakitlerde namazlarını cem edebilirler. (El- Fıkh-u alel-mezahib-il- erbea)

      Kur’an’da beş vakit Namaz:
      Sabah Namazı:”‘Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar belli vakitlerde namaz kıl ve özellikle sabah namazını kıl…’ (İsrâ, 17/78),

      Öğle Namazı Ve İkindi: “‘Haydi siz akşama girerken, sabaha çıkarken Allah’ı takdis ve tenzih edin, namaz kılın. Göklerde ve yerde hamd, güzel övgü O’na mahsustur. Günün sonunda (ikindi) ve öğleye girerken de O’nu takdis ve tenzih edin, namaz kılın.’ (Rûm, 30/17-18).
      “Güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbinin yüceliğini ilan et, O’na hamdet. Gecenin bazı vakitlerinde, gündüzün bazı tarafında da O’na ibâdet et ki, Allah’ın rızâsına eresin.’ (Tâ-Hâ, 20/130);
      Bu ayette”Güneşin doğmasından ve batmasından önce” cümlesi ile sabah ve ikindi namazları , “Gecenin bazı vakitlerinde ” cümlesi ile de akşam ve yatsı vakti , “Gündüzün bazı tarafındada O’na ibadet et” cümlesi ilede öğle namazının kılınması kasdedilmiştir.
      İsmi mezkur ilahiyatçı adam : “ben sadece Buhari Hadislerine inanırım” diyor. Hazreti Ömerin oğlu Abdullah’ın rivayet ettiği Buhari Hadis-i Şeriflerinden birinde : Rasulullah (s.a.v.) efendimiz “Birinizin evinin önünden bir çay geçse ve onda günde beş defa yıkansa o adamda kir kalırmı? sözüne : “Hayır kalmaz ya Rasulullah” cevabına :” O kimsede de günah kalmaz .” diye beyan etmiştir. Bu ayrı mezhepten olan ilahiyatçıya ne oluyor böyle ? Bir inanıyor bir inanmıyor. Yoksa “Dün dündür, bugün bu gündür” mü diyor? Amaç üzüm yemek değilse, suyu bulandırmak niye? Allah(c.c.) bizi Ehli Sünnetten ayırmasın. İyi ki Ehli Sünnet var.

  33. Selamünaleyküm hocam;1-Ramazan ayında rüyalandığımız zaman boy abdesti aldığımızda kulağımıza su kaçması veya kaçtığından şüphelendiğimizde böyle bir durumda ne yapmak gerek oruç bozulur mu? 2-Ramazan ayında en çok hangi ibadetle meşgul olmak gerekir tabii bu mübarek ayda çalışanlar işci olduğu için fazla zamanları olmuyor onlar için hangi ibadetle zikirle meşgul olmasını tavsiye edersiniz.Selamünaleyküm

  34. Sayın Bekir Hocam, Tasavvuf konusunda siteye yazdığınız yazıları takip ediyorum. Bu sebeple size birkaç sorum olacak.

    1) Talebelerinin rivayetlerine göre “Bizde tarikat yok, hakikat var; Risale-i Nur var” diyen Said Nursi’nin bu sözlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

    2) Yine risalelerde şöyle bir tabir geçiyor: “Devir tasavvuf devri değil, imanı muhafaza ve kurtarma devridir”. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Tasavvuf, “İslam Ahlakını yaşamak, manen ve imanen olgunlaşmak” olduğuna göre tüm zamanları kapsamaz mı? İslam’ı doğru düzgün yaşamayan bir insanın eksik ve kuru bir imanla kurtuluşa ermesi ne kadar mümkün?

    3) Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye Onuncu Risalede şu sözleri ifade etmiş: “İ’lem eyyühe’l-aziz! Tevfik-i İlahi refiki olan adam, tarikat berzahına girmeden zahirden hakikate geçebilir. Evet, Kur’an’dan, hakikat-i tarikati, tarikatsiz feyiz suretiyle gördüm ve bir parça aldım. Ve keza, maksud-u bizzat olan ilimlere ulüm-u aliyeyi okumaksızın isal edici bir yol buldum. Seriüsseyir olan bu zamanın evladına, kısa ve selamet bir tariki ihsan etmek rahmet-i hakimenin şanındandır.”

    Burada anlatılmak istenen durumu Tasavvuf nazarıyla nasıl değerlendirirsiniz? Büyük alimleri kılavuz edinmeden bir insan sadece Kuran’a bakarak doğru yolu bulabilir mi? Bu sözlerle ilgili yorumunuz nedir?

    1. Sayın Selim Beyin sorularının cevapları:
      CEVAP 1: Sayın Selim Bey. Tarikat bir yoldur. Kendisine ulaşılmak için yolu olmayan hakikat olur mu? Bir şey hem hakikat olacak hem de yolu olmayacak. Böyle bir şey düşünülebilir mi? Risale-i Nur da, hakikata götüren bir köprü, bir yol değil mi? Gerçek şu ki, burada anlam kargaşası vardır. Tarikat iman kurtarma sebeplerinden en üstünüdür. İnsanı taklit imandan hakiki imana taşıyan yegane sebeptir. Yaşamayan görmez, tatmayan bimez.

      CEVAP 2: Risale-i Nur’da Devrin tasavvuf veya tarikat devri olmadığı, devrimizin iman kurtarma zamanı olduğu ifadesine cevabımız şudur: Tasavvufun tanımında şu iyi bilinmelidir, Tasavvuf, iman kurtarma sebebinin ta kendisidir. İmanın dereceleri vardır. Taklidi iman avam halkın imanı, delillere dayalı hakiki iman; alimlerin imanı, keşifle şuhud-i keşfi iman ise evliyanın imanı, meleklerin ve enbiyanın imanı. Tasavvuf kişininin imanını taklitten hakiki imana, oradan da basiret gözünün açılması ile de şuhudi keşfi imana ulaşmasına vesiledir.Tasavvuf ehli insanlar nice binlerce inançsızın hidayete gelmesine sebep olmaktadırlar. Günümüzde yukarıdaki söze sığınıp tarikat ehli kimselere sataşanlar, kendileri ne kadar iman kurtarmışlar? Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Bir yerde hep zengin ve paralı kimseler aranıyorsa, bu ne kadar iman kurtarmaktır? Evet o değerli şakirtler yarım asır önce yaşadılar. Şimdi onların varisleri olduklarını sananlar, fakirleri ne kadar sevdikleri bilinmeyen bir şeymidir? Kendisi yüzme bilmeyen, başkasını boğulmaktan nasıl kurtaracak? Tasavvuf: Tövbedir taharettir, samimiyettir, vahdeti şuhuttur, vuslattır, ve fena fillaha eriştir. Bunlar her devirde her mümine en elzem olan şeylerdir.
      CEVAP 3: sorusunun cevabı:”İ’lem eyyühe’l-aziz! Tevfik-i İlahi refiki olan adam, tarikat berzahına girmeden zahirden hakikate geçebilir. Evet, Kur’an’dan, hakikat-i tarikati, tarikatsiz feyiz suretiyle gördüm ve bir parça aldım. Ve keza, maksud-u bizzat olan ilimlere ulüm-u aliyeyi okumaksızın isal edici bir yol buldum. Seriüsseyir olan bu zamanın evladına, kısa ve selamet bir tariki ihsan etmek rahmet-i hakimenin şanındandır.” Saidi Nursi hz.leri burada özet olarak şunu anlatmak istiyor: İlahi başarının yakını, arkadaşı olan adam bilki, tarikat geçidine girmeden üveysi olarak tarikatta hasıl olan bazı ilahi tecellileri, alemlerin Rabbi Allah bana bu ilahi nurları bir parça da olsa tattırdı. Bu üveysilik yolu ile olgunlaştığını anlatan hazret, böylecede kendisininde tarikatın bir başka nevinde bulunduğunu ima ediyor.
      Çünki Allahu Teala’nın nurlarına mazhar olmak yolu ikidir. Birincisi Allahu Teala’dan gelen ilahi feyzler Rasulullah’a O’ndan da kamil bir mürşide, Mürşitten de taliblere yansıtılır. İkinci yol ise, Allah’tan Rasulullah’a, Rasullah’tan vefat etmiş bir velinin ruhuna, ondanda Allah’ın diediği kimseye veya arada bir veli olmadan doğrudan Rasullullah’tan o kimsye İlahi feyzin nurları verilir. İşte Saidi Nursi hz.leri bu kategoridendir.
      Kendisi nakli ilimleri akaid, fıkıh, ahlak gibi ilimleri medreselerde alimlerden almıştır. Büyük alimleri kılavuz edinmiştir. Yoksa bir kimse asla Kur’an meali okuyarak sıratı müstekıma eremez.

    2. Konuya dahil olduğum için affedin. 2.sorunuzun cevabı said nursi hazretlerinin yaşadığı cumhuriyet döneminde dine karşı yapılan olumsuz şeyler dinle ilgili herşeyin zorlaşmasından dolayı hazret burada tarikat kurmanın değilde iman kurtarmanın daha önemli olduğunu söylemiştir. Allaha emanet olun

    3. Cevap 1: Sayın Bilal Bey, Tarikat hakikata ulaştıran bir yoldur. O halde kendisine ulaşılmak için yolu olmayan hakikat olur mu? Bir şey hem hakikat olacak, hem de yolu olmayacak. Böyle bir şey düşünülebilir mi? Risale-i Nur da, hakikata götüren bir köprü, bir yol değil midir? Gerçek şu ki, burada anlam kargaşası vardır. Tarikat iman kurtarma sebeplerinden en üstünüdür. İnsanı, taklidi imandan hakiki imana taşıyan yegane sebeptir. Tatmayan bilemez.

      Cevap 2: Risale-i Nur’da, Devrin tasavvuf veya tarikat devri olmadığı, devrimizin iman kurtarma zamanı olduğu ifadesine cevabımız şudur:
      Tasavvufu anlamada şu iyi bilinmelidir ki, Tasavvuf; iman kurtarma sebebinin ta kendisi olduğunu yukarıda yazmıştık. Bundan dolayıdır ki; İmanın dereceleri vardır. Taklidi iman avam halkın imanıdır. Delillere dayalı iman ki, buna hakiki iman denilir. Bu kelam ilmi sahibi alimlerin imanıdır. Keşifle elde edilen imandır ki, buna şuhud-i keşfi iman denir. Bu ise enbiyanın ve evliyanın imanıdır.
      Tasavvuf; kişininin taklidi ve delillere dayalı imanını taklitten ve delillerden hakiki imana, oradan da basiret gözünün açılması ile de şuhudi keşfi imana ulaştırır. Tasavvuf ehli insanlar nice binlerce inançsızın hidayete gelmesine sebep olmuşlardır.
      Günümüzde yukarıdaki; “Devir tarikat devri değil, iman kurtarma zamanıdır.” diyenlerin ne kadar iman kurtardıkları sorgulanabilir. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Günümüzün bazı cemaatlerinde hep zengin ve paralı kimseler ve namazını kılan insanları cemaate dahil etmekle mi iman kurtarılmaktadır? Bu nasıl iman kurtarmaktır?
      Saidi Nursi hazretlerinin değerli şakirtler yarım asır önce yaşadılar. Şimdi onların varisleri olduklarını sananlar, fakirleri ve batakhanelere düşenleri, işini kaybedenleri ne kadar sevdikleri bilinmeyen bir şey midir?
      Kendisi yüzme bilmeyen, başkasını boğulmaktan nasıl kurtaracak? Tasavvuf: Tövbedir taharettir, samimiyettir, vahdeti şuhuttur, vuslattır, ve fena fillaha eriştir. Bunlar her devirde her mümine en elzem olan şeylerdir.
      3. sorunun cevabı:Saidi Nursi hazretlerinin; ”İ’lem eyyühe’l-aziz! Tevfik-i İlahi refiki olan adam, tarikat berzahına girmeden zahirden hakikate geçebilir. Evet, Kur’an’dan, hakikat-i tarikati, tarikatsiz feyiz suretiyle gördüm ve bir parça aldım. Ve keza, maksud-u bizzat olan ilimlere ulüm-u aliyeyi okumaksızın isal edici bir yol buldum. Seriüsseyir olan bu zamanın evladına, kısa ve selamet bir tariki ihsan etmek rahmet-i hakimenin şanındandır.” anlamlı sözleri özetlenirse, şunu anlatmak istiyor: “İlahi başarının yakını, arkadaşı olan adam bilki, tarikat geçidine girmeden üveysi olarak tarikatta hasıl olan bazı ilahi tecellileri, alemlerin Rabbi Allah bana bu ilahi nurları bir parça da olsa tattırdı.” Hazret, bu tadın üveysilik yolu (tarikatı) ile tattığını ve bu tarikatle olgunlaştığını itiraf etmektedir. Böylece, kendisinin de tarikatın bir başka nevi olan üveysilik yolu ile hakikata erdiğini itiraf ediyor.
      Çünki Allahu Teala’nın nurlarına mazhar olmak yolu ikidir. Birincisi Allahu Teala’dan gelen ilahi feyzler Rasulullah’a O’ndan da kamil bir mürşide, Mürşitten de taliblere yansıtılır. İkinci yol ise, Allah’tan Rasulullah’a, Rasullah’tan vefat etmiş bir velinin ruhuna, ondanda Allah’ın diediği kimseye veya arada bir veli olmadan doğrudan Rasullullah’tan o kimsye İlahi feyzin nurları verilmesi şeklinde gerçekleşir.. İşte Saidi Nursi hz.leri bu kategoridendir.
      Kendisi nakli ilimleri akaid, fıkıh, ahlak gibi ilimleri medreselerde alimlerden almıştır. Büyük alimleri kılavuz edinmiştir. Yoksa bir kimse asla Kur’an meali okuyarak sıratı müstekıma eremez.

  35. Sayın Hocam, içinde bulunduğumuz zaman da biz mi bazı şeyhleri anlayamıyoruz, yoksa onlarda mı bazı sakatlıklar var ki, biz onlara hüsnü zan yaparak onların çirkinliklerini örtbas ediyoruz? Yani; şu ifadeleri zaman zaman işitiyoruz :
    – “Bizi çok sev sizle cennette olalım.” veya:
    – “Benden himmet iste, beni an ki sana ilahi yardım gelsin.”
    Bu türünden böyle sözleri müritlerden işitiyor, bazı kitaplardan okuyoruz.
    Eğer ki, şeyhler bu tür sözleri söylemiyorsa, söylenenleden de mi haberleri yok. Hani güya şeyhlerin kalp gözlerinin açık olduğu söylenir de. Eğer bu tür çirkin sözleri onlar söylemiyorsa kalp gözleri açık olduğu için Allah onlara bunları malum ediyorsa niçin bu kimseleri zahiren veya batınen uyar mıyorlar? Yoksa bu tür ifadeler Ehli Sünnette aykırı değil de biz mi yanlış biliyoruz?
    Şu mürit, mürşit ilişkisini açık seçik olarak nasıl öğrenmeliyiz? Hangi ölçüde sevmeli, uymalı, bu sevgi, uyum hangi çizgilerle sınırlı olmalıdır? Haddi aşmanın ölçüsü nedir? Lütfedip bizleri bu konular da aydınlatırsanız Allah için çok büyük bir hizmette bulunmuş sayılırsınız.
    Saygılarımla…

    1. Selamünaleyküm sayın Mesut. Her söylenene inanma. Gerçek anlamda sufilere bir sözümüz yok ama zamanımızda sözde sufiler az değil. Yalancı ve sadıklar birbirine karışmış durumda.
      Mürşid gaybı bilemez. Ancak Allahu Teala düzelmesini dilediği talib için mürşidin perdesini kaldırarak, o talibi mürşid vesilesi ile irşad eder. Bu perde mobese kamerası gibi 24 saat açık kalan bir şey değil, ancak Allah’ın dilediği anda açılır ve kapanır.

      Mürşit ne demektir.?
      Mürşit, Kur’an ve sünneti en iyi bilen ve bunların doğrultusunda talibleri eğitendir. “Beni sev” “sizinle cennette olalım” sözünü, birbirimizi Allah için seversek ve O’nun yolundan ayrılmazsak inşallah, Allah’ın müminler için vadettiği cennette oluruz” şeklinde anlarız. Eğerki böyle değil de; Allah’ın yolunda doğru gitmeksizin seni her halukârda cennete götürürüm demek, ancak sapkınlıktır. Allahu Teala bize kendisini anmayı emrediyor. Mürşid de “Ben Allah’ı hatırlarken benim gönül aynamda Allah’ın nuru tecelli etmektedir. Sen bu ahvalimi anlamaya çalış ki senin de gönül aynanda Allah’ın muhabbetinden başka sevgi kalmasın” manasında beni hatırla diyorsa buna diyecek yoktur. Aksi halde “Ben şöyleyim, ben buyum” anlamında ise bu da ancak sapkınlıktır.

      Şeyhlere teslimiyet Kuran ve sünnet dahilinde olmalı. Şeyhlerin Kuran ve sünnete aykırı hiç bir emrine itaat etmemeli. Zira Peygamber Efendimiz ; “Allaha isyanda kula itaat yoktur.” buyurdular. Eğer onlar müridi buna zorluyorsa onları derhal terk etmeli ve başkalarını da o hususta uyarmalıyız.
      Selamun aleyküm.

Bir yanıt yazın