İslam dergisi web sitesi soru cevap sayfasında fıkıh, itikat, tasavvuf, tefsir, sünnet gibi çeşitli İslami konularda sorularınızı iletebilirsiniz. Dini konulardaki sorular uygun görüldüğü takdirde bu sayfada yayınlanmakta ve cevaplandırılmaktadır.
Aşağıdaki formu kullanarak İslami konularda (fıkıh, itikat, sünnet, tefsir, tasavvuf, ilmihal gibi) sorularınızı gönderebilirsiniz.

HOCAM GİZLİ ZİKİR AÇIK ZİKİR HER İKİSİNİ YAPMAKTA SAKINCA VAR MIDIR? BİR KİŞİ OTURURKEN AKLI ESTİ SESSİZ ZİKİR YAPIYORKEN,BAZENDE SESLİ SÖYLEMENİN SAKINCASI VAR MIDIR?3 KERE ÜSTÜSTE SÖYLENİNCE BAĞLI OLDUĞUN YOLDAN (TARİKATTEN)ÇIKARSIN DENİLMİŞTİ YANILMIYOSAM BİR BİLGİ YENİLENMESİ YAPARSANIZ BANA SEVİNİRİM İNŞALLAH.
Açık zikre sabah, akşam, yatsı, cuma ve bayram namazları delildir. gizli zikre de diğer namazlar delildir. Ayette “Rabbini gizlice an buyurulmaktadır. Diğer konular tarikat pirleri tarafından konulmuş kurallardır. Yani üç defa sesli zikir yapıldığında tarikattan düşülmesi hususu veya, sesli ve toplu zikir yapmalar ve dili damağa dayayıp yapılan zikir… Şer’an bir sakıncası olmamakla birlikte sufinin bağlı olduğu rehberden faydalanması açısından o kurallara uyması güzel olur.
Vesselam.
Allahcc.razı olsun hocam,özledim sizi dua ediniz bizlere inşallah
Dualar müşterek muhterem. Özleyen özlenir. Vesselam.
Selamunaleykum,
hocam Naksi tarikatinin Ebubekir siddika dayandigini ve magrada gizli zikir talim edildigine dair hadis delil varmi?Hep anlatilir magrada “dilini üst damaga yapistir dendigi söylenir ama delili nedir nerdde yazar?
Vesselam
Ve aleyküm selam, muhterem Fakirullah. Konu ile ilgili gizli zikir talimatı Müslim’in sahih’inde ve Ahmed bin Hanbel’den rivayet edilen haberlerde Sevr Mağarasında Rasulullah (s.a.v.), hazreti Ebu Bekir’e (r.a.) gizli ziki talim ettiği beyan olunmakdadır. Ayrıca Rasulullah’ın Hayatı ile ilgili başka eserlerde de vardır. Çöle inen nur gibi. (Ömer Ziyaüddin Dağıstani
Gizli zikir ile ilgili ayette vardır.
Tekrardan Allahın selamı ve rahmeti üzerineze olsun.
1- Allah (c.c) zikir konusunda yatarken veya farklı bir konumda zikretsek edebe aykırılık oluşur mu. ( Tabiki yine adap kuralları çerçevesinde)
2- Zikrederken veya bir şey yerken bir yere dayanmayın diye bir şey okumuştum aslı var mı? Var ise nedeni nedir. Yaparsak fıkhi hükmü nedir.
3- Din konusunda ilim tahsilinde
-Kuranı Kerim öğreni mi
-İlmihal
-Siyer
-Tefsir
-Arapça öğrenmek vs. sırası ne olmalı veya içinde neler olmalı ve sizin tavsiye ettiğiniz eser var mıdır? Tabiki buradaki amacım fetva vermek değil kendimi ve ailemi kurtaracak kadar bilgi sahibi olmak.
4- Çalıştığımız şirket belirli bir tutar değerinde hediye çeki vermektedir. Bunu fazlasına veya eksiğine nakite çevirmek caiz midir? Faize girer mi?
5- Ben de dahil az çok insanlar sakıncalı kelimeler konuşuyoruz. Bir kimseye bu konuştuğun iyi değil sonu kötü olabilir demek yani uyarmak küfürle itham olmaz değil mi?
6- Biliyoruz ki son nefeste nasıl gideceğimiz meçhul. Çok kötü yaşayıpda imanlada gidilebilir veya iyi yaşayıp (Allah muhafaza etsin) imansızda gidilebilir. Fakat az çok dinin emirlerine uyanlar için imanla gitme konusunda bir kolaylık yok mudur?
Kusura bakmayın vaktinizi alıyorum Allah tekrardan razı olsun cevaplarınız için teşekkürler.
Aleyküm selam Sayın Bilal Bey.
CEVAP 1: Allahu teala buyuruyor ki Âl-i Imrân 109-101. ayetlerinde, mealen:
– Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için gerçekten açık, ibretli deliller vardır.( Ayet 190)
– Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Ve “Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, Sen yücesin, bizi ateşin azabından koru.” derler. (Ayet: 191)
Alimlerimiz gerek abdestli veya gerekse abdestsiz olarak Allahu Teala zikredebileceğimizi beyan etmekteler. Ancak abdestli ve oturarak zikretmek daha faziletlidir.
CEVAP 2: “Zikrederken veya bir şey yerken bir yere dayanmayın diye bir şey okumuştum aslı var mı? Var ise nedeni nedir? Yaparsak fıkhi hükmü nedir?” sorunuzun cevabı; Zikir halinde iken bir tarafa yaslanmanın neticesinde uyku galebe çalar abdest bozulur. Bir yere yaslanarak yemekte bir sakınca yoktur. Ancak Peygamber Efendimiz ayakta su içmeyi ve yatarak yemek yemeyi men etmişlerdir. Sakıncası ise ymek borusuna bir şey kaçarsa nefessizlikten ölüm tehlikesi olabilir.
SORU 3: “Din konusunda ilim tahsilinde; -Kuranı Kerim öğrenmek mi? -İlmihal mi? -Siyer mi? -Tefsir mi?
Arapça öğrenmek vs. sırası ne olmalı veya içinde neler olmalı ve sizin tavsiye ettiğiniz eser var mıdır? Tabi ki buradaki amacım fetva vermek değil kendimi ve ailemi kurtaracak kadar bilgi sahibi olmak.”
CEVAP 3:
DİNİ İLİM TAHSLİNDE SIRALMA:
1- İlmihal; (Doğru iman ve farz amelin ilmi ve haramları terk etmeyi gerektiren ilimler)
2- Kur’an-ı tecvidli olarak okumayı öğrenmek. (Zira Namazda kıraat farzdır. Kur’anı düzgün okumak gerekir.)
3- Peygamber Efendimizin hayatını öğrenmek (Peygamber sevgisinin artmasına sebeptir).
4- Elmalı Hamdi’nin Kur’an Tefsiri.
5- Arapça öğrenmek.
Tavsiye edeceğim kitap Ömer Nasuhi Bilmen’in İlmihali, Mülteka, İmamı Rabbani Hazretlerinin Mektubatları Riyazussalihîn…
SORU 4: Çalıştığımız şirket belirli bir tutar değerinde hediye çeki vermektedir. Bunu fazlasına veya eksiğine nakite çevirmek caiz midir? Faize girer mi?
CEVAP 4: Her halükârda faize girer..
SORU 5: Ben de dahil az çok insanlar sakıncalı kelimeler konuşuyoruz. Bir kimseye bu konuştuğun iyi değil sonu kötü olabilir demek yani uyarmak küfürle itham olmaz değil mi?
CEVAP: Hayır küfürle itham etmek olmaz. Bilakis emri maruf olur ki büyük sevaptır.
SORU 6: Biliyoruz ki son nefeste nasıl gideceğimiz meçhul. Çok kötü yaşayıpda imanlada gidilebilir veya iyi yaşayıp (Allah muhafaza etsin) imansızda gidilebilir. Fakat az çok dinin emirlerine uyanlar için imanla gitme konusunda bir kolaylık yok mudur?
CEVAP: Peygamber Efendimiz buyurdular ki; “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz.” (KÜTÜB-Ü SİTTE)” Yani su testisi su yolunda kırılır. İyi yaşayanların koruyucusu Allah’tır. Daima ihlaslı olmak lazımdır.
Vesselam.
Selamun Aleykum birkaç sorum olacak cevaplamanızı rica edeceğim. Şimdiden Allah razı olsun.
1- İslam da burçların yeri nedir ve sınırı nereye kadardır.
2- Bir kişiyi ele alırsak, Cesed (Vücud), Kiramen ve Katibin melekleri, Ruh, Nebati Ruh, Hayvani Ruh ve Şeytan vs. kaç parçadır veya nasıl söylenir kaç kişiden teşkil olur. Ayrıca buradaki şeytan cinlerin yoldan çıkmışları mıdır?
Allaha emanet olun selam ve dua ile.
Aleyküm selam Bilal Bey. Sorularınızın cevabı bugünkü güncel yazımızdadır. Lütfen oraya bakınız.
Cevaplarinizi okdum allah razi olsun çok güzel bide benim soruma cevap versen
Kusura bakmayin hocam bir sorum olacak mecraha orda imale var neden niye???
Soru: Sayın Habib Beyin soruları:
1- Mecraha neden imale yapılıyor? ?
2- Kusura bakmayın hocam bir sorum olacak mecraha orada imale var neden niye?
CEVAP: Sayın Habib Bey kardeşim, öncelikle dikkatinize teşekkür ederiz, zira tecvid sahifemizdeki mükerrer bir yazı hatasını sizin uyarınızla düzelttik.(1. madde ile 6. madde sehven tekrarlandığı için düzeltim yapıldı.) Sorularınıza gelince:
1-İmâle : Lügatta meyl ettirmektir. İstilahta:” Elif “ harfini “YE” gibi kılıp, elifin makablindeki üstünü esre gibi okumaktır. Hud S. 41′de “Bismillahi mecrâhâ”yi “Bismillahi mecrîhâ” gibi okumaktır. بِسْمِ اللَّهِ مَجْرَايهَا ”yı = بِسْمِ اللَّهِ مَجْرِيهَا şeklinde okunmalıdır.
Mecrâhâ kelimesinin neden imâla yapıldığı üstte açıklanıyor ama biz buna şunu ekleyebiliriz; Kıraat İmamları Eshabı Kiramdan öğrendiklerini bize nakletmişlerdir. Eshabta Peygamber Efendimizden öğrendiklerini onlara nakletmişlerdir. İkinci bir husus ise, Bismillahi’den sonra mecrîhâ şeklinde okumak mecrâhâ şeklinde okumaktan dile daha kolaydır. İmala demekte zaten meyil ettirmek yani; kolay söylemeye meyletmek anlamındadır. Bu da yapılmaktadır.
(Ancak, gusül abdesti almadan önce dişleri fırçalamak veya dişlere yapışan katı şeyleri temizlemek gerekir.)
bu gusulün sünneti değil mi?
Sayın Clover, gusül abdestinin farzı 3’tür:
1-Temiz ve temizleyici,rengi, tadı ve kokusu bozulmamış bir su ile(her türlü meyve suları ile abdest olmaz) ağıza su verip çalkalamak. (Dişlerin üzerinde yapışkan yemek artıkları varsa gusülden önce dişleri misvakla veya diş fırçası ile fırçalamak gerekir.)Ancak bu unutulursa, abdestten sonra da yapılabilir.
2-Buruna su çekip temizlemek.
3-Bütün bedeni kıl diplerine kadar yıkamaktır.
Not: Gusül abdesti almadan önce küçük abdest bozmak ve avret yerlerini yıkamak namaz abdestinin sağlığı açısından daha uygun olur. Gusül ve abdestin farzlarından birini eksik yapanın guslü, abdesti ve namazı kabul edilmez.
D- Guslün Sünnetleri :
1- Öncelikle avret mahalli yıkanır ve gusle niyet ederek euzü çekip, misvak kullanarak başlanır. Gusül abdestine niyet edilir.
2- Eller ve oyluklar yıkanır.
3- Namaz abdesti gibi bir abdest alınır.
4- Önce başa sonra sağ omuza, sonrada sol omuza üçer kez su dökerek her su dökmede beden ovalanarak yıkanır.
5- Suyu israf etmeden harcamalı.
6- Tenhada gusül abdesti alma yeri bulamayanlar, erkekler erkeklerin arasında peştamal de bulamazsa , teyemmümle gusül yapmalıdır. Aynı şey kadınlar içinde geçerlidir. Kadınlar erkeklerin içinde hiç bir surette yıkanamaz.
7- Yalnızken gusül abdesti alındığında peştemal kullanılmalı . Bu yapılmazsa, kıbleye dönmemeli.
8- Gusül abdestinde de konuşmamalı.
9-Gusulden sonra bedeni havlu gibi şeylerle silmek gerek.
10- Elbiseleri çabucak giyinmeli ve çıplak dolaşmamalı.
11- Bir kimse bir havuz veya akarsuya dalsa ağzına ve burnuna su çekmiş olsa guslü tamamdır. Eğer ki bu kimse suyun içinde biraz beklerse veya hareket ederse, bu taktirde guslün sünnetleri de yerine gelmiş sayılır.
12- Gusülde bir uzvun suyu yere düşmemişse, diğer organlarda yıkanabilir. Kıbleye doğru peştemalsiz durulmamalı ve dua okumamalı.
13- Sağ elin işaret parmağıyla göbek deliği ıslatılır. Kulak kıvrımlarının ıslanmasına dikkat edilir.
14- Kadınların, küpe deliklerinin içinin ıslanması gerekmektedir. Küpe takmayanlar eski bir küpeyi ıslatıp, takıp çıkararak bu işi halledebilirler.
15-Hem namaz abdestinde hem de gusül abdestinde fazla dikkat edilmeyen önemli bir nokta var: Yüz yıkanırken serçe parmaklarıyla göz pınarları yoklanır, vaciptir.
16- Yıkanılan yerde su birikiyorsa çıkarken ayaklar yıkanır. Çıkarken ayakların soğuk suyla yıkanması sünnettir.
17- Gusül abdesti alındıktan sonra gusül ve namaz abdestini bozacak bir durum olmadıysa, bu abdestle her türlü ibadet yapılır, tekrar namaz abdesti almaya gerek yoktur.
18- Gusül abdesti aldıktan sonra bedenin bir yerinin yıkanmadığı, ağıza veya su buruna su alınmadığı hatırlanırsa, yeniden gusül abdesti almaya gerek yoktur. Yalnızca unutulan kısım ıslatılırsa abdest veya gusül tamamdır.
tırnak altında kir kalması abdesde engel midir?
Tırnak altında bulunan madde su geçirmeyen türden ise gusül abdestine de, namaz abdestine de engeldir. Ancak bir kimsenin mesleği gereği boya gibi şeylerle uğraşıyorsa bu kimse ellerini yıkamasına karşın o madde çıkmıyorsa onun hem guslü ve hem de namaz abdesti geçerli olur.
Yani keyfi olarak yalnızca, daha süslü görünmesi için kaplama yaptırmak durumunda gusüle engel var. Bunun dışında dişle ilgili(plak,diş taşı…) gusle engel olan bir sorun yok değil mi?
Doğal olarak dişlerde oluşan diş taşı ve sair şeyler gusle engel değildir. Ancak, gusül abdesti almadan önce dişleri fırçalamak veya dişlere yapışan katı şeyleri temizlemek gerekir.
Hocam,mahşer günü mizanda kimin terazi tarafı ağır basarsa o cennete veya Allahcc.korusun cehenneme gidecek,peki müslüman kişinin günah tarafı ağır basarsa o kulun durumu nasıl olacak,yukarda bahsettiğiniz “Cehennem üzerine öyle bir zaman gelecek ki içinde iman edelerden kimse kalmayacak” sözleri günahkar Müslümanlar için kullanılmıştır.sözü bu mudur?
SORU: Müslüman kişinin günah tarafı ağır basarsa o kulun durumu nasıl olacak? Yukarda bahsettiğiniz “Cehennem üzerine öyle bir zaman gelecek ki içinde iman edelerden kimse kalmayacak” sözleri günahkar Müslümanlar için kullanılmıştır sözü bu mudur?
CEVAP: Allahu Teala Karia suresinde günahları mizanda ağır gelenlerin haviyeye gideceğini buyurmaktadır. Haviye ise cehennemdir. Onun içindir ki, kişinin mizanını hangi günah aleyhe çevireceği belli olmaz. Tıpkı bardağı taşıran son damla su gibi.
“Cehennem üzerine öyle bir zaman gelecek ki içinde iman edelerden kimse kalmayacak” sözü Ebu Hureyre’nin naklettiği bir hadisi şeriftir. Cehennemde mümin günahı kADAR, KÂFİR İSE EBEDİYYEN KALACaktır.
gusül abdestine engel olan diş sorunu var mı?
Gusül abdestinde ağızı yıkamak farzdır. Bu sebeple dişleri zaruretten değil de keyfi olarak yalnızca, daha süslü görünmesi için kaplama yaptırmak durumunda güsül geçerli olmaz. Ancak dişlerde çürük olursa veya çekilen dişlerin yerine yeniden diş yaptırılırsa gusül abdestine engel olmaz. Namaz abdestinde ağızı yıkamak sünnettir. yapılırsa sevaptır. Ağız ve burun yıkanmaz ise, abdest yine kabuldür. Gusül abdestinde ise bütün beden ile birlikte ağız ve burunu bir kez yıkmak farzdır. Eğer ağıza ve buruna su alınmaz ise gusül abdesti geçersiz olur.
1”İslam daki kuralları,Allah ın varlığını ve birliğini,Hz Muhammed in Allah ın kulu ve elçisi olduğunu kabul eden kişi cehenneme gitse bile sonra cennete gidiyor.”bu veya benzeri bir ifade Kuran da geçiyor mu?
2-Dişteki çürük abdesde engel midir?
Sayın Clover:
1”İslam daki kuralları,Allah ın varlığını ve birliğini,Hz Muhammed in Allah ın kulu ve elçisi olduğunu kabul eden kişi cehenneme gitse bile sonra cennete gidiyor.”bu veya benzeri bir ifade Kuran da geçiyor mu?
2-Dişteki çürük abdesde engel midir? şeklinde iki sorunuzun cevabı aşağıdadır:
CEVAP:1
Kur’an’da Allahu Teala buyurur ki, mealen:
-“Allahü teâlâ, şirki her çeşit küfrü (inkarı) asla affetmez ve şirkten başka olan (büyük küçük bütün) günahları dilerse affeder.” (Nisa-48)
-“Eğer şaşacaksan, asıl şaşılacak olan onların, “Biz toprak olunca yeniden mi yaratılacakmışız?” demeleridir. İşte bunlar Rablerini inkar edenlerdir. İşte onlar boyunlarına demir halkalar vurulanlardır ve işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada sonsuz olarak kalacaklardır.” (13.Sure /5.ayet)-“Şüphesiz, kâfirlere Cehennem azabı ebedidir, sonsuzdur” (Zuhruf-74) (Hum fîhâ Hâlidûn)mealen; “Onlar orada sonsuz olarak kalıcıdır.”
Bu ayetler şirk koşanların ve Allah’ın dini islamı inkar edenlerin cehennemde sonsuz kalacaklarını belirtiyor. Bunların dışında kalacak olan müminler ise, ya affedilirler veya günahları oranında ceza görürler. Ama cehnnemde sonsuz kalmazlar.
Peygamber Efendimiz’den Ebu Hureyre, İbni Mes’ud ve Abdullah b. Amr b. El-As (Radıyallahu anhum)’ün naklettikleri bir hadisi şerifte Allah’ın Elçisi şöyle haber verdiler:
-“Cehennem üzerine öyle bir zaman gelecek ki içinde iman edelerden kimse kalmayacak” sözleri günahkar Müslümanlar için kullanılmıştır. Bu rivayetin ravisi olan Ubeydullah b. Mu’az: “Bununla günahkar Müslümanlar kastediliyor” demiştir ki günahkar Müslümanların cehennemden çıkacağı zaten ittifak konusudur.
CEVAP 2:
Dişdeki ne çürük ne de dolgu, ne gusül abdestine ne de namaz abdestine engel değildir. (Ni’meti İslam)
Selamun aleykum Allahın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Sorularımla tekrar buradayım umarım sizi bunaltmıyorumdur. Cevabınız için şimdiden Allah razı olsun.
Sorular içerisinden sakıncalı veya fitneye sebebiyet verebilecek olanları sansürleyebilrsiniz.
1-Peygamber efendimiz (s.a.v) herkes kendi istidadına veya mertebesine göre farklı suretlerde sima olarak görebilir diye bir bilgi var buna ne dersiniz.
2-İnternette veya gerçekten de müzede varmış herhalde rahip bahiranın Pegamber efendimizin (s.a.v) resmini yaptığı veya bulunan resim hakkındaki yorumlarınızı alabilir miyim?(sansür gerekiyorsa sansürleyebilirsiniz)
3-İnsanlar gerçek tarikatı nasıl ayırt edebilirler. Sonuçda mürşit ile direk konuşabilme imkanı kısıtlı, veya müridlerin gözünde mürşidleri doğru gerçekli nasıl ayırt edebiliriz.( Hakiki olanlar bu sözün dışındadır)
4-Cinleri kullanıpda bize göre kerametmiş gibi gelen bir vaka oluşturan bir sahtekar ile gerçek keramet sahibi evliyayı nasıl ayırt edebiliriz.
5-Basit bir soru affola. Kişisel temizlikte zaman sınırı ve mahalli bölge sınırları neresidir.
6-Hallac-ı Mansur hakkındaki fikirleriniz nedir.
7-Sitede okuduğum çeşitli yazılar ve sorularıma aldığım cevaplar itibariye bu konularda belirli bir eğitim görmüşlüğünüz kendini belli ediyor sizi daha yakından tanıma imkanımız var mı? Yok ise neden.(Yanlış anlaşılmam umarım)
8-Hadislerle ilgili önceleri sorularım olmuştu ve sizin işaret ettiğiniz makaleyi okudum sitenizde yer alan fakat yine aklımda bir kaç soru var. Şöyle; Farz veya vacip çıkartılan hadislere nasıl karar veriliyor. Hangi hadisi inkar küfre sokabilir. Kütibi sitte içerisindeki hadis kitapları yazma eser olarak bir kütüphanede duruyor mu.
Anlayışınızdan dolayı teşekkürler Allah razı olsun.
Sayın Bilal kardeşim, sorularınıza cevabımızdır:
S-1-Peygamber efendimiz (s.a.v) herkes kendi istidadına veya mertebesine göre farklı suretlerde sima olarak görebilir diye bir bilgi var buna ne dersiniz.
C-1-Bu söz evliyadan Muhyiddini Arabiye aittir. Bu sözün anlamı şudur: Bir eseri bir kaç kişi okur ve bazı kısımlarını herkes eşit bir şekilde alır ancak; kişilerin o mevzu ile ilgili ilmi alt yapıları arttıkça algıları da o oranda artar. İşte bir kimsenin kalbi günahlardan ne oranda temizlenirse marifet ilmini algılama istidadı da o oranda artar ve Rasulüllahı görme durumu da buna göre farklılık gösterir. Gözlüğün camı ne oranda uygun ve temiz ise görüş o oranda netleşir.
S-2-İnternette veya gerçekten de müzede varmış herhalde rahip bahiranın Pegamber efendimizin (s.a.v) resmini yaptığı veya bulunan resim hakkındaki yorumlarınızı alabilir miyim? (sansür gerekiyorsa sansürleyebilirsiniz)
C-2- Bu doğru değildir. Zira, M.S. 580-600’lü yıllarda yapılan resimler o resmin yapılış tarzından değildir. O resmin tarzı 16. ve 17. asra aittir.
Peygamber Efendimiz kendi resmini yapmayı yasaklamıştır. Öyle bir şey olduğu düşünülse bile o zamanda yapılan resmin şimdiye kadar çoktan imha edilmesi gerekirdi.
S-3-İnsanlar gerçek tarikatı nasıl ayırt edebilirler. Sonuç da mürşit ile direk konuşabilme imkanı kısıtlı, veya müridlerin gözünde mürşidleri doğru gerçekli nasıl ayırt edebiliriz.( Hakiki olanlar bu sözün dışındadır)
C-3-Sitemizdeki “İslamda Tasavvuf” yazımızdaki Gerçek Mürşitlerin vasfı:
1- Ehli Sünnet Yolu inancını çok iyi bilmeli ve bu itikatla itikatlanıp, talebelerine bu itikadın öğrenilmesinde vesile olmalıdır..
2- Allahu Tealanın emir ve yasaklarına harfiyen uymalı ve sünneti seniyyeden kıl kadar ayrılmamalıdır. Şeriat ilmini, yani farzları, haramları, vacibleri, sünnetleri başkalarından daha iyi bilmelidir.
3- İnsanları Allahu Teala’nın dinine tabi olmaya çağırmalı ve Allah ve Rasulünü insanlara sevdirmeye çalışmalıdır. İslam ahlakını çok iyi bilmeli ve onu bizzat nefsinde yaşamalı ve taliblerini Allahu Tealayı zikretmeye yönlendirmelidir.
4- Bu yola başvuranları, öncelikle dinin akaid ve sonra muamele kısmını ve islam ahlakını yaşamaya ve öğrenmeye davet etmeli ve Allah’ı zikr etmeyi sevdirmelidir.
5- Bütün yaratılmışlara şefkat ve merhamet nazarı ile bakmalı. Onların durumlarına göre takva ve istikamet yolunu emretmeli.
6- Taliblerin kalblerindeki şüphe ve tereddüdü giderecek kadar akaid ve fıkıh ilimine sahib olmalı.
7- Taliblerin sırlarını gizlemeli, kusurlarını başkalarına teşhir etmemeli.
8- Taliblerin gönül hastalıklarına deva olacak sohbetler yapmalı veya Allah’ın kendisine vermiş olduğu nurlu bakışlarla taliblerin gönlüne nazar ederek tedavi etmelidir. Peygamber Efendimiz, (salat ve selam O’na olsun) bazen nurlu sohbetleri ile , bazende nurlu bakışları ile insanların gönül hastalıklarını tedavi ederdi. Bu tedaviyi hakiatta Allah’tan bilmeli. Tıpkı doktorun yazdığı ilacın şifa bulmamıza vesile olması gibi.
Şirk konusu çok ince bir konudur. Herkes her konuda ancak vesiledir. Şifa ve irşad, yediren ve içiren ve doyuran, herşeyin Halıkı Allahu Zülcelal Velkemal’dir
9- Mürşid mütevazi olmalıdır. Asla onda gurur ve kibir olmamalı, alaycı olmamalıdır.
10- Nefsi razıyeden sonra nefsi merzıye mertebesine ermiş olduğunu, bu mertebeye eren bir mürşid tarafından onaylanmış olmalıdır. Üveyside olsa Mürşid silsilesi Rasulullah (s.a.v.)’e kadar ulaşmalıdır.
11- Asla kendisinde dünya sevgisi olmamalı, kaybettiği dünyalık için üzülmemeli. Eline geçen dünyalıktan dolayı da sevinmemelidir.
12- Huzurunda bulunan ihlaslı mü’minlerin, kalbinde Allah sevgisi çoğalmalıdır. Eğer rehber olduğu söylenen şahsın huzurunda bulunulduğu zaman, talibin kalbinde dünya sevgisi çoğalıyorsa, o şeyh nâkıstır, eksiktir. Ondan derhal uzaklaşmak o kimsenin hayrınadır.
SORU 4: Cinleri kullanıpda bize göre kerametmiş gibi gelen bir vaka oluşturan bir sahtekar ile gerçek keramet sahibi evliyayı nasıl ayırt edebiliriz?
CEVAP 4: Büyük veli Beyazıd-ı Bistami hazretleri ; ” Kur’an ve Sünnete uymayan bir kimsenin havada uçtuğunu, suda yürüdüğünü görseniz ona inanmayınız. Zira, onun hali istidrac, gösterdiği de sihirdir. “diye buyurmuşlardır. Ölçü Ehli sünnete göre itikat ve ameldir.
S-5-Basit bir soru affola. Kişisel temizlikte zaman sınırı ve mahalli bölge sınırları neresidir?
CEVAP 5: Belli bir zaman sınırı yoktur ama, bilhassa umumi yerlerde çok uzatmak kul hakkına girebilir. Taharette ise, parmaklar içeri duhul etmemelidir. Ramazanda orucu bozar ve basura sebep olabilir..
S-6-Hallac-ı Mansur hakkındaki fikirleriniz nedir?
CEVAP 6: Hallacı Mansur meczub bir velidir. Mürşid değildir.
S-7: Sitede okuduğum çeşitli yazılar ve sorularıma aldığım cevaplar itibariye bu konularda belirli bir eğitim görmüşlüğünüz kendini belli ediyor sizi daha yakından tanıma imkanımız var mı? Yok ise neden? (Yanlış anlaşılmam umarım)
CEVAP 7: Sayın Bilal kardeşim, Rabbimize hamd ve şükürler olsun ki, gerek tasavvufi ve gerekse fıkhî ve diğer mevzularda belli bir eğitim ve öğrenim nasib olmuştur.
Kendimizi tanıtma konusuna gelince; biz bu hizmeti tanınmak ve söhret olmak ve bir menfaat sağlamak için değil, Allahu Tealanın rızasını tahsil için ve Allah ve Rasulü’nün ehli sünnete uygun tanıtımını yapmak amacıyla yapmaktayız.
Yunus Emre’nin buyurduğu gibi: “Ete deriye büründüm, Yunus Olarak göründüm.”
Yani; Bizim tanınmamızın bir önemi yoktur. İnsanlığın kurtuluşu Allah ve Rasulünün tanınması ile mümkündür. Diğerleri gelip geçici ve belli zamanlarda lazım olan şeylerdir.. Hepimiz birer ahiret yolcusu değil miyiz?
8-Hadislerle ilgili önceleri sorularım olmuştu ve sizin işaret ettiğiniz makaleyi okudum sitenizde yer alan fakat yine aklımda bir kaç soru var. Şöyle; Farz veya vacip çıkartılan hadislere nasıl karar veriliyor. Hangi hadisi inkar küfre sokabilir. Kütibi sitte içerisindeki hadis kitapları yazma eser olarak bir kütüphanede duruyor mu?
CEVAP: Farz veya vacib ile ilgili hadislere müctehid alimler karar verebilir. Onun kendine mahsus bir ilmi vardır. Mütevatir ve Sahih hadisleri inkar küfre sokar ancak; Ehli Sünnet alimlerinin kitablarında bulunan diğer hadisi şerifleri inkâr etmekte kişiyi sapıklığa düşürür..
Hadislerin orjinalleri çeşitli Müslüman devletlerin milli küptübhanelerinde bulunan arşivlerde mevcuttur.
Cevaplarınız için teşekkürler Bekir Bey,
1-Ama evleneceğimiz kişi rızk ( kısmet ) ise bu sefer aklımıza niçin aramaya çalışalım gibi bir şey gelmiyor mu?
2-Aklımıza gelen bir sövgüye gülersek küfr durumu oluşur mu (Allah korusun) veya birisi sövüyorsa gibi durumlarda ne olur..
1-Ama evleneceğimiz kişi rızk ( kısmet ) ise bu sefer aklımıza niçin aramaya çalışalım gibi bir şey gelmiyor mu?
CEVAP: Arayan aradığını bulduğunda, her bulunan bulanın kısmeti olabiliyor mu? Allahu teala rızıklara kefil olduğu halde halde cuma namazından sonra onu aramamız için dağılmamızı buyurmuyor mu?
2-Aklımıza gelen bir sövgüye gülersek küfr durumu oluşur mu (Allah korusun) veya birisi sövüyorsa gibi durumlarda ne olur..
CEVAP: İhtiyari olarak gülerseniz küfür olur. Ancak; bunun küfür olduğunu bildiğiniz halde iradenizle buna engel olamadınızsa küfür olmasa da pişman olmalısınız. Ondan dolayı da tövbe etmelisiniz. Zira; o hal şeytandandır.
Selamun Aleykum tekrardan cevaplarınızla gönlüme su serptiniz. Vaktinizi aldığım için hakkınızı helal edin bir şey daha sorayım ben
1-Önceki cevaplarınıza binayen rızkı “Allah’ın Rasulü (s.a.v.) insanın rızkının yediği içtiği ve giydikleri olduğunu bildirmektedir. Buradan anladığımız şudur ki, insanın faydalandığı her şey onun rızkıdır. ” diye çerçevelendirdiniz. Bunun kapasamı ne kadar geniştir acaba, Örnek olarak ev alması, evlenmesi veya kpss de atanmak bunlara dahil mi? Sorularım saçma gelebilir. kusuruma bakmayın. Allah emanet olun
Evet Sayın Bilal Bey kardeşim, evlenmede dahil faydalanılan her şey bu kapsamdadır. Ancak, kişi zengin veya fakir olabilir fakat, faydalanacağı şeyler ne artar ne eksilir. Biz aciz kullar olarak tembellik ve miskinlik yapmamak için çalışmayı terk etmemeliyiz. Kısmetimizin ve rızkımızın ne olacağını da bilmediğimiz için sebeplere sarılarak sünneti yaşamalıyız. Bütün bunlara rağmen bir şey nasip olmazsa kısmet olmadığı kanaatine varıp isyan etmemeliyiz.
Vesselam.
Tekrardan Selamun Aleykum Bekir Bey cevaplarınız için Allah razı olsun Cumanız mübarek olsun..Tekrar bir sorum olacak.
1-Kısmet ile rızk aynı şey midir?
2-Rabbime zaman ayırmak yani onu anmak ve ibadet etmek rızk değildir di mi herhalde yok sa cebriye mantığına girmez mi?
3-Dİyelim ki bir kişi küfür sözcükleri sarf ediyor (aşikare bilinen sözlerden değil) fakat biz küfre sebep olduğunu bilmiyoruz. Bu durumda içimizden onaylarsak veya onaylamazsak durum ne olur.
4-Farzı misal birisi yine sakıncalı bir şey söylüyor fakat biz fıkhi bilgimiz olmadığından zanla hareket etsek kişinin küfrüne hükmetsek ve yanılsak biz küfre gireceğiz di mi yani şüpheli konularda kişi nasıl ikaz edilmeli bizde riske girmeden.
Hocam siz cevaplamadan ben arkasına bir soru daha ekleyeyim..
Ben vade farkını faiz diye biliyordum ve başkasınada bu şekilde aktarıyordum sizin siteden okumam ve araştırmam neticesinde faiz değilmiş tabi gerekli hükümler içerisinde. Şimdi ben helale haram demiş sınıfına girer miyim ( helale haram diyenin hükmü Allah korusun küfür hükmü konusunda ) tabiki niyetim halisdir. Yorumlarınız bekliyorum..
Allaha emanet olun
Aleyküm selam Bilal Bey.
SORU 1-Kısmet ile rızk aynı şey midir? diyorsunuz.
CEVAP: İkisi de aynı şeydir. Allah kısmet etmezse kimse ona nail olamaz. Aksini iddia eden küfre girer.
SORU 2-Rabbime zaman ayırmak yani onu anmak ve ibadet etmek rızk değildir değil mi? Herhalde yoksa cebriye mantığına girmez mi?
CEVAP: Allah’a kulluk yapmak rızık değil, iradedir. Bunun aksini kabul etmek Cebriye Mezhebi olur.
SORU 3-Dİyelim ki bir kişi küfür sözcükleri sarf ediyor (aşikare bilinen sözlerden değil) fakat biz küfre sebep olduğunu bilmiyoruz. Bu durumda içimizden onaylarsak veya onaylamazsak durum ne olur.
CEVAP: Bir sözün küfür olup olmadığı bilinmeyip ayrım yapılamazsa, Allahu teala alimlere sormamızı emrediyor. O durumda hiçbir karara varmadan bir bilene sormalıyız.
SORU 4-Farzı misal birisi yine sakıncalı bir şey söylerse fakat, bizim konu hakkında fıkhi bilgimiz olmadığından zanla hareket ederek kişinin küfrüne hükmetsek ve yanılsak biz küfre girer miyiz? Yani şüpheli konularda kendimizi riske sokmadan şahsı nasıl ikaz edebiliriz?
CEVAP: Hakkında kesin bir ilme sahip olmadığımız dini bir konuda işi bilenlere götürmeliyiz. Aksi halde küfre düşme riski oluşabilir.
SORU 5: Hocam siz cevaplamadan ben arkasına bir soru daha ekleyeyim: Ben vade farkını faiz diye biliyordum ve başkasına da bu şekilde aktarıyordum sizin siteden okumam ve araştırmam neticesinde faiz değilmiş tabi gerekli hükümler içerisinde. Şimdi ben helale haram demiş sınıfına girer miyim ( helale haram diyenin hükmü Allah korusun küfür hükmü konusunda ) tabiki niyetim halisdir. Yorumlarınız bekliyorum.
CEVAP: Helale haram, veya harama helal demek kişiyi küfre sokar. Ancak; bu konular Kur’an ve Sünnette açıkça belirtilmiş olan şeyler için geçerlidir. Mesela Domuz etine helal demek gibi. Ya da su içmeye haram demek gibi.
Sizin değindiğiniz konu hükmi bir mesele olduğu için küfre girmezsiniz.
Selamun aleykum dün sorduğum sorunun cevabını tam anlamadım
Soru:1- Şöyle bir şey okumuştum bunun doğruluğu nedir acaba “Rızka Allah kefildir ama çalışmak lazım demekde küfre sokar yazıyordu”
Cevap:“Er-rızkı alallah” Allah rızka kefildir sözü doğrudur. Çalışmak da lazım” sözünden kişinin kasdı “Allah çalışmayana rızık vermez sözü cehalettir ve küfre sebeptir. Kişi çalışmazsa dilenir. Rızık yenilen içilen şeylere denilir.
şimdi burada kişi çalışmakda lazımdır sözünden şunu kastetmeyecek ” yani kişi çalışmazsa hiçbir teşebbüsde bulunmazsa aç kalır manasını” Eğer kastederse Allah muhafaza küfr mü olur diyorsunuz.. Ayrıca artık bu söz dile pelesenk olmuş durumda. Kimse bunu söylerken deruni düşünmüyor.
Allah razı olsun
Sayın Bilal Bey, Kullar hiç çalışmasa da, Allah onların ömürleri süresince rızıklarını vereceğini vadetmiştir. Ancak; helal rızık için çalışmak farzdır. Çalışmamak başkalarına yük olmak zillettir. Hırsız rızkını hırsızlık sebebiyle tercih ettiği için Allah ona rızkını, meşru olmayan yoldan verir ve o işlemden de razı olmaz. O kimse çalışarak kazanmak yolunu tutsa idi o yoldan verirdi. Helal rızkı da haram olmazdı.
Gelelim konumuza; Bir kimse, rızkını Allah’tan değil de çalışmasından biliyorsa, bu elbette küfürdür.
Rızkı Allah’tan bilip de çalışmanın rızka sebep olduğunu bilmek ise, küfür değildir. Zira, Allah rızıkları sebepler ile verir. Allah’ın Rasulü (s.a.v.) insanın rızkının yediği içtiği ve giydikleri olduğunu bildirmektedir. Buradan anladığımız şudur ki, insanın faydalandığı her şey onun rızkıdır. Ama kişi helal olanı veya haram olanı tercih ederse, o işin sorumlusu yine kendisidir.
Kişi çalışmazsa rızkı kesilir, inancı küfürdür.
“Kişi çalışmazsa şuna buna muhtaç olur” demek, sözün doğru olanıdır. Yani Allah çalışmayanın rızkını başkalrı sebebiyle verir. Herkes kazandığını yiyebiliyor mu? Kimler kazanıyor, kimler yiyor.
Selamun Aleykum
Bekir bey ben sizi anlıyorum siz rızka Allah kefildir diyorsunuz amenna çalışmak araçtır vesiledir çalışırsa onun üzerinden çalışmazsa komşusu vs. sebepler üzerinden illaki gelir diyorsunuz. Fakat günümüzde insanlar bu sözü cahilane çok deruni düşünmeden söylüyorlar bu durumda kişinin durumu ne olur..
Ayrıca diyelim ki bir kişi küfre vesile olan şüpheli bir cümleyi söyledi. O kişi nasıl uyarılmalı kişinin direkt küfrüne hüküm versek ve yanlış olmuş olsa biz yanmazmıyız.( yani biz küf… düşmezmiyiz)
Cevaplarınız bekliyorum Allah razı olsun
Aleykümselam Bilal Bey. Rızık konusunda şunu da belirtelim ki, insan ne kadar zengin olursa olsun o kimsenin yiyeceği içeceği iki misli üç misli artmaz. Üç öğün yemek yiyen kimse, zengin olunca yemeği altı öğüne çıkmaz. Bu memlekette çok zengin olduğu halde patates ekmek yiyen kimselerde yaşadı. Şu gerçekte bilinmelidir ki; “Rızık Allah’tandır” denilince, herkesin yiyeceği içeceği Allah tarafından yaratılıyor demektir. Rızkı kendi çalışmasına bağlayan kimse -hâşâ- kendisini Yaratıcı addetmektedir. Bu ise, şirkin ta kendisidir.
Cahil, hırsızlık yapınca hakimin huzurunda; hırsızlığın suç olmadığını bilmesi özür oluyor mu?
Cehaletle işlenen Küfür ve şirk de Allah katında özür değildir. “Zenbun alimin, zenbâni cahilin.” hadisi şerifi manası gereğince bir günah işlendiğinde bilerek yapana bir misli, bilmeyerek yapana ise iki misli günah olacağını söyleyen Peygamberimize Eshabı; “Biz bunun tersi olacağını bilirdik” dediklerinde, Peygamberimiz; “Bilmemekte bir günahtır” diye buyurmuştur.
Küfür işleyen bir kimseyi doğrudan doğruya uyarmak ters tepki yapar. O kimse bilmediğimiz birisi ise, kanaatimize göre söz dinlemeyecek birisi olduğunu anlarsak ona, Allah için içimizden buğz eder ve hidayeti için dua ederiz. Ama öyle birisi olmadığı kanaati bizde hasıl olursa, sözlerinin sakıncalı olduğunu ima ederiz. Tanıdığımız söz dinleyecek birisi ise, onu çaya davet eder ona sohbet ederiz. Sohbet ederken de başka birinden söz ederek mesaj veririz.
Gece ve gündüzünüz mübarek olsun. Vesselam.
Birde Hocam, bu şekilde alışveriş yaparken farklı cinsten mallara toptan bir ücret ödüyoruz. farklı cinsten malları tek kalemde tek fiyatla almak caiz mi? ayrıca bir yerde malın maliyetinin de söylenmesi gerektiği gibi bir şey okudum. bizim satılanın karından-maliyetinden hiç haberimiz olmuyor ki.. bu satış caiz mi?
“Toptan ücret ödüyoruz” derken, zaten o malların fiyatları satıcı tarafından etiketlenmiş olmalıdır. Değilse, alıcı her malın fiyatını malı almadan tek tek soruyor olmalıdır. Alışverişin akabinde ayrı cins malların fiyatları toplanıp tek kalemde ödeme yapmanın bir sakıncası yoktur.
Malın maliyetinin müşteriye söyleneceği sözü doğru değildir.
Haram olan satış “gaben-i fahiş” denilen, piyasa fiyatının üzerinde mal satmaktır. Veya özürlü bir malı sağlam olarak satmakta fasit satışlardandır. Satıcının pazara girip malın piyasasını öğrenmesine fırsat vermeden mal satın almakta fasit alışveriştir.
hocam alışveriş yaparken marketlerde rafda duranı alıp kasaya götürüyoruz. malın sahibi zaten kasadakiler değil. hiç konuşmadan parayı uzatıyoruz alıp gidiyoruz. bu satım fasit değil mi?
Sayın Estra, Sözünü ettiğiniz şekilde yapılan alışverişler fasit değildir. Zira, kasanın başında oturan görevli mal sahibi adına vekaleten oturmaktadır ve oranın sorumluluğu kasiyere aittir.
Öncelikle Selamun Aleykum Allah sizlerden razı olsun.. Sorularım karışık konulardan olacak anlayışınıza sığınıyorum. İnşaallah cevabı olursa benim için daha memnuniyet verici olacak..
.
Sorularıma cevap verme nezaketinde bulunursanız sevinirim. Şimdiden Allah razı olsun. Yanlış anlamazsanız sitede yazar olarak bulunan hocalarımızın özgeçmişine nereden ulaşabiliriz. Allaha emanet olun..
Sayın B…l Bey kardeşim; selamınıza bilmukabele aleyküm selam. Birinci sorunuzun cevabı:
Faiz hususun da almakta vermekte günah olarak eşittir. Ancak; parasından faiz alan kimse aldığı faizleri sahiplerine iade etmesi gerekir. Sahiplerini bulamazsa varislerine, varisleri de kalmamışsa fakirlere sevap ummadan vermesi gerekmektedir.
Faiz almayıp da faiz verenler böyle değildir. Onların samimi tövbe etmeleri yeterlidir. Kredi almakla kazancınız faiz olmaz. Sadece günaha girmiş olursunuz. Bu bakımdan içiniz rahat olsun ki, sizin kazancınız helalden ise, şartlarına uygun olarak kıldığınız namazlarınız inşaallah makbuldür. Hadisi şerif deki; “ Bir kimsenin üzerindeki elbisesinde, haramdan bir tel iplik olsa, o elbise ile kılınan namaz ve yapılan duâlar kabul olmaz.” İfadesinin kapsamına girenler kazancının; içki satmaktan, kumar oynamaktan, fuhuş yapmaktan, faiz almaktan, hırsızlık yapmaktan ve gasp gibi işlerden kazananlar içindir.
2. Cevap: Haram iki kısımdır. Aslan haram ve hükmen haram olanlar. Aslen haram olanları yerken içerken besmele çekilirse, kişi küfre girer. Bunlar ; domuz eti leş, kan, içki gibi şeylerdir. Hükmen haramlar ise, hırsızlıkla çalınan ekme et gibi şeylerdir. Bu işleri yapan her ne kadar günaha girse de, çalınan et, ekmek gibi şeyler asaleten helal olduğu için bunları besmele ile yiyenler kafir olmaz sadece haram yedikleri için günaha girerler. Bir kimsenin kazancının çoğu haram olup da bundan hayır yapmaya kalkışması fasittir. Bu işin fasit olduğunu inkar ederse küfre girer. Ancak helal kısmından sadaka verirse o geçerli olur.
3. İmanın daimi olup olmaması devirlerle sınırlı değildir. O tamamen kişinin iradesi ile ilgilidir.
4. Kredi borcunuzun bitmesini beklemeden hemen tövbe ediniz. Ancak; kredi borcunuzu kısmen veya tamamen peşin ödeme durumunuz oluştuğunda olduğu kadarını ödeyerek zararın neresinden dönerseniz orası kârdır inancı ile hareket ediniz. Sizin ödediğiniz faiz kadar para ödemeniz gerekmez, sizden faiz alan kimsenin o miktar kadar parayı size ödemesi gerekir. Zira, o para sizden haksız olarak alınan paradır.
5- Küfür demek toplu olarak imanın altı şartının hepsini veya bir kısmını inkar etmektir. Detaylı olarak ise, Kur’an ve Hadisi şeriflerde bildirilen farz ve haramları veya mukaddesatı inkar etmek veya alaya almak veya alaya alanlara buğz etmemektir. Aklınıza gelen küfür sözleri gönlünüzden veya dilinizle veya kaleminizle “evet öyledir, doğrudur” gibi anlamlarda doğrulamadıkça küfre girmezsiniz.
Sitemizdeki Hocalarımızın özgeçmişini sormaktasınız. Sitemiz yazarlarının hepsi ehli sünnete inanan ve inandığı gibi yaşamaya çalışan, bir karşılık beklemeden sırf Allah rızası için yazılar yazıp Müslümanlara hizmet eden, dini ve milli değerlere önem veren kimselerdir.
Bekir Bey cevabınız için teşekkürler Allah razı olsun.
Özgeçmişinizi sormamı anlayışla karşılamanızı rica edeceğim biliyorsunuz Prof. olup itikad konularını inkar eden insanlar var. Ayrıca böyle vakit ve sorumluluk gerektiren bir işi karşılıksız yapmanızda tebrike şayandır. Ben hoşgörünüze sığınarak birkaç soru daha sorayım.
1- Haram bir şey de besmele çekme ve küfür muhabbetine binayen bir şey sorayım. Biliyorsunuz televizyonda yarışma programları var ben bunların helal veya haramla ilgili hükmünü bilmiyorum fakat bazen ağzımdan sanki orda yarışan benmişim gibi besmele çekiyorum veya inşaallah de diyorum( yarışmacıya) bu konuyuda tahlil eder misiniz. Ayrıca evde bir iddia karşılığı olmadan okey ve türevi oyun oynarken bilinçsizce besmele filan çekiyoruz bunlar için küfr durumları oluşur mu (Allah korusun).
2-Faiz için tövbe edin diyorsunuz haklı olarak ben tövbe ediyorum fakat tövbenin şartlarından biride günahı bırakmak olduğundan (burada illaki faiz bırakılabilir ama nefse zor gelmesi ve onlarca meşakkat söz konusu) buradaki tövbe geçerliliği nasıl olacak.
3-Son zamanlarda malumunuzdur hadisler üzerinden çok tartışmalar var Allaha şükürler olsun benim inancım tamam fakat bu konu üzerine hadis çeşitleri, nakil yolları, muhaddislerin vasıfları, hangi hadisden farz veya hangisinden vacib çıkarılır veya nedeni veya yöntemi, sahihi buhari ve diğer kaynakların fiziki olarak direk kitaba ulaşmak babında veya aslının şu an var olması ile ilgili, sahihlik şartları, hangi hadisi inkar küfre sokarla ilgili bir makale yazabilir misiniz. Herkes için faydalı olacağını tahmin ediyorum
Sorularımı yayınlayabilirsiniz. Tekrardan Allah razı olsun
Sayın Bilal Bey, Tv’lerdeki programlara dikkat etmek çok elzemdir. Allah korusun, İnsan küfre girer de hiç farkında olmaz. Özellikle filimler kendinizi kaptırmayınız. Ola ki sözde filim kahramanı haram olan bir şeyi yapar da, seyirci; “ne güzel yaptın.” derse, bu da küfürdür. O tür oyunlar bir iddia olmaksızın haram olmasa da mekruhtur. Mekruh olan bir şeye besmele çekmek küfür olmasa bile günahtır. Allah’ın adı öyle süfli işler için anılmamalıdır. Ancak bildiğiniz halde unutarak söylerseniz bu küfür olmaz. Fakat hemen pişman olmak lazımdır.
O yazıyı dikkatli okuduysanız Tövbe ettiğinizde icraata başlamanızı da yazmıştım. Ancak bu imkan dahilindedir. Bu yeni bir sıkıntıya girmeden yapılmalıdır. Pişman olmanız bir daha yapmamak kararı almanız tevbenizin kabulüdür. “Ettaibü zenbe ken la zenbeleh” hadisi şerifi buna delildir.
Hadisi şerifler hakkındaki şu yazımızı sitemizden okuyabilirsiniz.
Hadis-i Şerifler, Din İlmi Ve İslam Alimi Nasıl Olunur?
başlığını sağ köşedeki ARAMA yerine yazar tıklarsınız hadisler hakkındaki sorularınızın cevabını alacağınızı umarız.
Eğer ki, Profesör olmak doğrulara ulaşmak için yeterli olsaydı, dünyada bu kadar ateist prof. olur muydu?
Yunus Emreler, Mevlanalar, Necip Fazıllar hangi prof.luk payesini aldılar? Ama hangi prof. onların avcuna su koyabilir?
Gecen ve gündüzün selam üzere olsun.
Bekir Bey cevaplarınız için teşekkürler kusura bakmayın birkaç soru daha sorayım.
Sorularım genellikle küfr üzere olduğu için kınamayın çünkü bu konu önemli ve şeytan bu konuda çok vesvese veriyor.
1- Şöyle bir şey okumuştum bunun doğruluğu nedir acaba “Rızka Allah kefildir ama çalışmak lazım demekde küfre sokar yazıyordu”
2-Sakalı kazımak haram diyorlar. Şimdi sakalı uzatmak içinde hanımdan izin almak lazım diyorlar. Buradaki inceliği anlayamadım.
3-Bazı kişilerin piyasada ateist olarak adlandırılması ve bizde o kişilerden bahsederken ateist olarak bahsediyoruz. Ya biz o kişiden bahsederken o kişi iman etmiş olsa yada imanlı ölse o zaman biz hangi durumda kalırız.
4-istibra konusunda tuvalettten çıktık 40 adım attık veya bekledik tekrar girip boşaltmak mı lazım ( tabirler için kusura bakmayın) yoksa abdestmi almak lazım. Boşaltmadan abdest alırsak namaz kılarken kaçma ihtimali yok mu
Sorularıma cevap verdiğiniz için teşekkürler.
“Er-rızkı alallah” Allah rızka kefildir sözü doğrudur. Çalışmak da lazım” sözünden kişinin kasdı “Allah çalışmayana rızık vermez sözü cehalettir ve küfre sebeptir. Kişi çalışmazsa dilenir. Rızık yenilen içilen şeylere denilir.
2- Sakal konusundaki sitemizde yayınlanan “Sakal Tıraşı, Saç Boyamak ve Kadınların Saçlarını Kısaltmaları Caiz midir?” başlıklı yazıyı okuyabilirsiniz.
3-Küfrünü aşikar edenler, tövbelerini de açıktan yapmalıdır. Tövbe ve imanlarını başkalarına duyurmalıdır. Sizde o tür kimselerin iman ettiklerini duyduğunuz andan itibaren haklarında söyleyeceğiniz sözlerden mesul olursunuz.
4- İstinca ve istibra sorunuzun cevabı için:
İstinca ve İstibra nedir
sorusunu ARA yerine yazarsanız aradığınız cevab oradadır.
N O T : İstibra yapıldıktan sonra tuvalete tekrar girmek anlamsızdır. Zira, istibrayı o takdirde yeniden yapmanız gerekir.
Allah (c.c.) sizlerden razı olsun sayın Hocam. Essahtan da o şey, doğrudur, anlayan anlamıştır inşallah…
Selamun aleyküm,
Ben kalp zikri çekiyorum. Uyurken bir hafta içinde … kez … oldum bunlar olmadan önce maneviyatım daha iyiydi. Sonrasında kendimi toparlamam zaman aldı. Rüyalarda çok açık seçik olarak gördüğümü ve ihtilam olacağımı anladığım anda kendimi uyanırken bulmama rağmen sabah namazı vaktinde bunların olması beni de zor durumda bıraktı. Yatmadan sureler okumama rağmen bunların yaşanması nedeniyle nasıl bir şekilde bu duruma yaklaşmalıyım bunu sormak istedim?
Muhterem sufi, ihtilam olmakla günaha girmiş olmazsınız. Bu sebeple maneviyatınızı bozmanıza gerek yoktur. Zira, ihtilam olmak bedenin doğal durumudur. Evli olduğunuz halde bunlar olmakta ise, yemeği azaltmalısınız. Ağır şeyler kaldırmayınız veya uyarıcı şeylerden baharatlı ve kakaolu yiyecekleri azaltmalısınız.
Bedenin doğal durumunun değişmesi için sureleri okumanız Allahu tealanın kabulüne bağlıdır. Kabul olmasa da sevabı olur. Yani bazılarının iddia ettiği gibi bu haller şeytani değil fizikidir. Şeytan, uyuduğunda rüyasında yaptıklarından sorumlu olmayan kişi ile niçin uğraşsın? Uyanık adamla uğraşır ki onu günah sokmaktır amacı.
Vesselam.
1-Müslüman olmayan birine İslam anlatılıyor.anlatan kişi İslam alimi.o kişi hiç Kuran a bakmamış alimin söyledikleri var mı diye.o kişi öldüğü zaman; “Tamam sen inanmışsın ama Kuran a bakmamışsın gibi şeylerle karşılaşabilir mi?yoksa inanan sonunda cennete gider mi?
Sayın Clover;”Müslüman olmayan birine İslam anlatılıyor. Anlatan kişi İslam alimi. O kişi hiç Kuran a bakmamış alimin söyledikleri var mı diye. O kişi öldüğü zaman; “Tamam sen inanmışsın ama Kuran a bakmamışsın” gibi şeylerle karşılaşabilir mi? Yoksa inanan sonunda cennete gider mi?” şeklinde bir soru sormaktasınız.
CEVAP:
Gerek Peygamber Efendimizin zamanında ve gerekse daha sonraki yüzyıllarda ilk kez Müslüman olan bir kimseye, hiç bir alim ve ulema kelime-i şehadeti anlamı ile öğretmekten başka, Kur’an-ı baştanbaşa öğrenmekle yükümlü tutmamıştır. Bunun en bariz örneği Ebu Süfyan’ın İslamiyeti kubulünde görülmektedir. Zira, Peygamberimiz ona ve diğer sahabelerin hiç birine Müslüman olmak için Kur’an’ın tamamını öğrenmeyi şart koşmamıştır. Onlara Allah’tan başka ilah olmadığını ve Muhammed’in Allah’ın kulu ve Elçisi olduğunu kabul etmeleri karşılığında Müslüman olabileceklerini buyurmuştur.
Eğer cennete girmek için Kur’an’ın tamamını öğrenmek şart olsaydı 80-90 yaşlarında Müslüman olan Ebu Bekir’in babası ve diğerleri ve okuma yazma bilmeyen yaşlıların durumu ne olurdu?
Müsterih olunuz içiniz rahat olsun ki, bir kimsenin Müslüman olmasının şartı;
– “Ben tanıklık ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur ve yine ben tanıklık ederim ki, Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir.” sözünü söyleyip kalbi ile de inandıktan sonra devamında; “Muhammed aleyhisselama Allah’tan ne vahyedildi ise, onu olduğu gibi kabul ettim ” diye inanan bir kimse, üzerinde kul hakları da yoksa o an orada ölse, o kimse hiç bir günahı olmadan doğrudan cennete gireceğini Peygamber Efendimiz bildirmiştir.
Kur’an’ın tamamını öğrenmeden ölen mü’minin cennete giremeyeceğini iddia etmek Bakara Suresindeki; “Lâ yükellifullâhi nefsen illâ vüs’ahâ.” ayetine karşı gelmektir. Ayetin meali:
“Biz hiçbir kimseyi gücünün yetmeyeceği bir şeyle yükümlü kılmadık.” buyurmaktadır.
Bir kimsenin Kur’an-ı anlayacak ilmî düzeye gelmesi için; Arabça’yı Kur’an-ı anlayacak kadar okuması ve öğrenmesi en az 5 yıl sürer. 5 yılda O’nun sure ve ayetlerinin iniş sebepleri ve tefsir usulü bilgilerini öğrenmesi sürer. 5 yılda Kur’an’la ilgili hadisi şerifler, nasuh ve mensuh ayet ve hadisi şerifleri öğrenmesi sürer. Toplam 15 yıl eder. Buna hangi kulun gücü yeter?
Bu fikirleri öne sürenlerin toplam tahsil hayatları bir üniversite bitirseler bu kadardır. İlahiyat Fakültesini okuyan bir öğrenciyi ele alalım. İlk öğrenimle birlikte tahsil hayatı 15 yıl sürer. Bu 15 yılın içinden Türkçe, Matematik, İngilizce, Tarih, Fizik ve Kimya vs. dersleri çıkardığımızda Kur’an’a ayırılan öğrenim süreci 1 yıl kadar bile yoktur. Yaklaşık 1 yıllık Kur’an öğrenimi almakla kendini alim sanan kimseler, ne yazık ki insanların kafalarını karıştırmaktan nemalanmaya çalışıyorlar.
clover ve onun gibi arkadaşlara nacizene bişey paylaşmak istiyorum hocam….
DİKKAT EDİN SİZİN YORUMLARINIZA EN ÇOK KİMLER DESTEK VERİYOR SEVİYORSA BEĞENİYORSA O YORUMLAR ONLARA YAKIN OLDUĞU İÇİNDİR,BUNUN İÇİNDİRKİ BU VE BENZERİ YORUMLARI TAKDİR EDENLERİN ÇOĞUNA BAKIN YA İBADETLERDE SIKINTISI OLANLAR,HARİCİLER,VEHABİLER,CAFERİLER,ATEİSTLER,VS.VS.BU VE BENZERİ TOPLULUKLAR KENDİLERİNDEN BİŞEY HİSSETMESELER BULMASALAR BEĞENMEZLER TAKDİR ETMEZLER,EE ŞİMDİ DÖNÜP KENDİMİZE BAKALIM BAKIN YORUM YAPANLARIN KAÇI 5 VAKİT NAMAZINI KILIYOR,KAÇI SÜNNETLERE RİAYET EDİYOR DERTLERİ İÇİ BOŞALTILMIŞ İNANÇLARA BİRDE ŞÜPHELER SOKUP DEVİRMEK DİKKAT EDELİM ANLAYAMADIĞIMIZ BİR KONUYU LÜTFEN ALLAHCC.EN DOĞRUSUNU BİLİR DEYİP ZAMANA BIRAKIP DOĞRUSUNU ARAMA VESİLELERİNE SARILMAK,AMA BU İNTERNET ORTAMINDA DOĞRUYU ARAMAK DEĞİL VİCDANEN ÖNCE DİLİMİZLE SONRA KALBİMİZLE VE İCRATIMIZLA ANCAK BİR MESELEYİ KAVRAMIŞ OLURUZ.BU DEDİKLERİM BAZI HOCALAR PROFLAR YA BİLMEDEN İYİ İŞ YAPIYORUM ZANNIYLA YADA BİLEREK YANLIŞA YANLIŞLIKLARLA DEVAM EDİYORLAR,AMA DİNİN KORUYUCUSU YÜCE ALLAHCC.KORUYACAK SİZ ÖNCE BİLGİKLERİNİZLE AMEL EDİN LAYIKIYLA SONRA BİLMEDİKLERİNİZİ ÖĞRENECEKSİNİZ ZATEN AMA İCRAAT YOK LAF ÇOK MAALESEF BU BÜTÜN HAYATIMIZDADA BÖYLE.LAFA GELDİMİ DEM..İCRATA GELDİMİ GEM…VURUYORUZ.BİLGİSAYAR KARŞISINDA SİGARA AĞZIMIZDA AYAK YAĞIMIZ ÜSTÜNDE İSLAMİ YORUMLAR YAPILMAZ BEYLER,İHLAS OLACAK NİYET OLACAK SAMİMİYET OLACAK VE EN ÖNEMLİSİ GERÇEKTEN HAKKINI VEREN İLİM EHLİ OLACAK.YOKSA SADECE KEŞKELERİMİZİ ARTIRMIŞ OLURUZ ALLAHCC.KORUSUN.YARATILANI SEV YARADANDAN ÖTÜRÜ,SEV ALLAHIN SEVDİKLERİNİ YER ALLAHCC.IN YERDİKLERİNİ NE YAPACAKSIN SEN BİLDİĞİNLE İLMİNLE AMELİNİ EN İYİ ŞEKİLDE YAP,KAFANA KURT SOKMAK İSTEYENLERE FIRSAT VERME O KURT BUGÜN HADİSLERE GÜVENİNİ KAYBETİP ŞÜPHELENDİKTEN SONRA YARİN KURANIN DA YAZILIMINDAN ŞÜPHELERE SOKACAKLAR DİKKAT Lİ OLUN ALLAHCC.RIZASI İÇİN
clover bey,müslüman olan kişi müslüman oluyor ama hiç kurana bakmıyor demesi kadar yanlış bişey varmı,müslüman olan kişiye ilk önce kuran verilir ve öğrenmeye başlatılır okutulur,bizimde çocuklarımıza yaptığımız gibi,ama sadece arapça okuyup hiç mealine bakmamak olurmu hiç kuran ayetleri üzerinde düşünüp tefekkür yapılmaz mı tabiki yapılır ilminize göre,ama kuranı anlayabilmemiz için hadislere ihtiyaç vardır,tek taraflı olursa yarım olur,yanlışlıklar olabilir ki bu yanlışlıklar Allahcc.korusun itikadi olur ve ebedi hataya mal olabilir,
1-Müslüman olmayan birine İslam anlatılıyor. O kişi Müslüman oluyor ama, hiç Kuran’a bakmıyor. O kişi öldüğü zaman; “Tamam sen inanmışsın ama, Kuran’da söylenilenlerden ne yazdığına hiç bakmamışsın.” gibi şeylerle karşılaşabilir mi? Yoksa nasıl olursa olsun, inanan sonunda cennete gidebilir mi?
2-Kuran’ın ayetleri neden değiştirilemiyor?
Sayın Clover, Müslümanlığı kabul eden kimse, ilk önce Kur’an’ın tefsiri konumunda olan Peygamberimizin hadisi şeriflerinden hüküm çıkarmak ilmine sahip, Mehzhep İmamları ve Müçtehit Alimlerin tefsirleri olan İslam İlmihallerindeki gerekli bilgileri okuması gerekir.
İslam İlmihali kitapları; Allah’a nasıl doğru iman edilmesi gerekiyorsa o bilgilerle birlikte, Allah’ın yasakladığı ve emrettiği şeylerin bilgilerini kapsamaktadır. Dini bilgilerde uzmanı olmayan kimseler, Kur’an’dan yanlış anlam ve hükümler çıkararak, kaş yaparken göz çıkaran kimsenin durumuna düşerler.
Özet olarak İtikat ilmini (İnanç İlmi), Amel İlmini (Emir ve yasaklar) ve ihlas ilmini (niyetin Allah rızası olmasını sağlayan bilgi ve güzel Ahlak İlmini) öğrenen kimse, o bilgileri uygulamakla birlikte daha fazla bilgi edinmek için, veya öğrendiği dini bilgilerin kaynağını görebilmek için Kur’an-ı Kerim’in tefsirlerini okuyabilir.
Eğer ki, bir kimse Peygamberimizin ve temiz arkdaşlarının yolu olan Ehli Sünnet Yolunu (Mezhebini) öğrenmeden Mealci veya Mezhepsiz Vehhabiler gibi sapkın kişilerin öğretileri ile yanlış yollara saplanırsa, Allah katında büyük bir vebal ve günahla çıkarak hesaba çekilir…
Dini sorumluluk; Farz olan Allah’ın emirlerini ve yasaklarını ve doğru inanç olan Ehli Sünnet İnancını öğrenmek ve bunları uygulamaktır. Kur’an’ın tamamını okumak farz (Allah’ın emri) değildir. Ancak Kur’an’ın tamamının okunması sünnettir, güzel ve sevaptır. Bir de O’nun anlamı kavranırsa o da, daha da güzeldir.
2-Kuran’ın ayetleri neden değiştirilemiyor?
Kur’an-ı Allah indirdi ve O’nu ancak Allah değiştirebilir buna kimsenin gücü yetmez. Zira, Allahu teala Kur’an’ı değişmekten koruyacağını vadetmiştir. Değiştirmeyi deneyen bazı din düşmanı kâfirler başaramamışlar ve hüsrana uğramışlardır.
Kendi İlahi kitaplarını değiştiren Yahudiler ve Hıristiyanların birbirini tutmayan ve çağdaş ilimle çelişen Dinin kitaplarının bu hale gelmesinin sebebi, o eksi devirlerde yaşayan kötü din alimleridir. Onlar Allah’tan korkmadan dini kitaplara kendi fikirlerini sokmuş ve bazı ayetleri de onlardan çıkarmış olduklarından Tevrat’ta, İncil’de İlahi kitap vasfını kaybetmiştir…
CLOVER BEY,SORU CEVAPLARINIZI OKUDUM HOCAM BİRAZ KİBARLIĞINDAN İLMİNDEN GERÇEK AMACIN DIŞINDA SORULAN SORULARINIZI ANLADIĞINI AMA BUNU SABIRLA CEVAPLANDIRDIĞINI TAHMİN EDİYORUM,ÇÜNKÜ SORULARINIZIN CEVABINI BİLİYORSUNUZ ASLINDA AMA BİRDE BEN SÖYLEYİM HADDİMİ AŞARAK,TÜM SORULARINIZI CEVABINI TEK NOKTADA VEREYİM,DİN ALLAHIN ALEM ONUN,HERŞEY ONUN HÜKÜMLER ONUN SEN UYMAYA BAK NEYDECEN O NİYE BÖYLE O NİYE BÖYLE,ALLAHCC.A NEDEN NASIL NİÇİN NİYE SORULARI SORULMAZ SANANE BE CLOVER SEN YAŞAMANA BAK İŞİNE BAK.
CLOVER BEY,İŞİNE GELSEDE GELMESEDE GERÇEK BİR GÜN ORTAYA ÇIKACAK,HUZURU MAHŞERDE HERŞEY APAÇIK OLACAK ALLAHCC.İÇİN BİRBİRİMİZİ SEVELİM EHLİ SÜNNET YOLUNDA DAİM OLALIM BUNUN ŞAKASI YOK ANLADIN UMARIM.
CLOVER BEY ALLAH CC.SIĞINIP ONDAN YARDIM DİLE. DOĞRUYU YANLIŞI AYIRT EDECEK AKIL İSTE VE YALVAR. O GERÇEĞİ SANA ÖĞRETECEK VE VESİLEYE SARIL. İNŞALLAH, HER ŞEY ORTADA. ASIRLARDIR SİZİN BU DÜŞÜNCELERiniz KASITLI VEYA CAHİLCE. BÖYLE SORULARLA KAFALAR KARIŞTIRILIP MAKSADI ANLAMAYA PERDE OLUŞTURMAK İSTİYOR ŞEYTAN. FIRSAT VERMEMEK LAZIM, GEÇMİŞE BAK, HELAK OLAN KAVİMLERE BAK, CEVAPLAR ORDA. KİM HAKLI KİM HAKSIZ BELLİ. KİM KUVVETLİ DAİM? KİM PERİŞAN BAK BELLİ KARDEŞİM.EHLİ SÜNNET YOLUNDAN İTİKADINDAN AYRILMA İNŞALLAH TÜM CEVAPLARINIDA BURDA ARA SEVGİLERLE.
1-Allah dini kendisi tebliğ etseydi herkes doğru olanı bulmak için çabalamadan kurallara uyup cennete giderdi.peygamberlerin tebliğ etmesi bu nedenden olabilir mi?
Sayın Clover, Evet dediğiniz gibi de olabilirdi ancak; bir sınav sebebi olan kötülük kaynağı ve sınav aleti nefis bizi rahat bırakmaz ve İblis’in düştüğü duruma yani kibre, gurura düşürür ve bizi helak etmeye yeterdi. Allahu teala dileseydi vasıta olmadan da bu dini tebliğ ederdi ancak; peygamberlerle tebliğ etmesinde bir çok hikmetler vardır.
“Allahu teala, dini peygamberler ile değil de Kendisi vasıtasız olarak tebliğ etseydi, İlahi Sınavın ağır…lığını biz insanlar nasıl kaldırabilirdik? Zira, İblis cennette sınav edildiğinde Adem’e secde etmediği için ebediyyen cehennemlik oldu. Adem (a.s.) ve Havva annemiz de, cennette sınav oldular. Ancak, bir hata sebebiyle cennetten kovuldular ve 200 yıl tövbeleri kabul edilmedi. Halbuki bu dünya Allah’a secde etmeyenler ve O’na isyan edenlerle dopdolu. Bu kadar ağır günahlar işliyoruz buna rağmen Allah tövbelerimizi kabul ediyor. Eğer ki Allahu tealanın Kendisi dini doğrudan tebliğ etseydi, ilk günah işlememiz durumunda halimiz nice olurdu? Allahu tealanın bu ilahi dini Peygamberlerle bizlere tebliğ etmesi ancak; İlahi rahmetin bir gereğidir ki böyle olduğuna çok şükür etmeliyiz..
Size Clover takma isminizden dolayı mösyö diye hitab ettik. Gerçek isminizi ve cinsiyetinizi bilmediğimizden bir hata yaptık ise, özür dileriz.
Sorun değil. 1-Allah ın güzelliğini görmek cennet zevklerinden daha üstün.ör okulda sınav yapılıyor.birinciye 50 lira ikinciye 25 lira verilecek ama ilk iki kişiye bunun yanında 50 lira veriliyor??gariplik yok mu? cevapladığınız ve cevaplayacağınız sorular için teşekkürler.
Sayın Clover, konumuz insanların adaleti veya yargı değerleri olmadığı için açıklamalarımızın gidişi de başka mecradan oluştu. İnsanların değerlendirmelerinde elbette doğrularda vardır eksikler veya kasıtlı haksızlıklar da vardır. Bu haksızlığı yapanlar Müslümanlardan da olabilir Müslüman olmayanlardan da. Biz insanlara, Allah yaratılışımızın başlangıcında adalet ve doğruluk duygusunu vermiştir. Ancak bazı insanlar diğer duyguları olan nefislerine tabii olmaları sebebiyle bu güzel duyguyu ya tamamen yok ederek canavarlaşırlar veya bu duygunun kısmen dönüşümüne sebep olarak yarı insan, yarı şeytana dönüşüverirler. Allah yolunda seyir ve süluk yapan insanlar ise, melekler kadar saf ve temiz olarak tam insan olmayı hak ederler. Bu uğraşıya Tasavvuf denir. Bu zordur. Bu uğraşıyı tamamlayan insan ise azdan azdır.
Hoşça kalınız.
1-Allah ın güzelliğini görmek cennete gitmekten daha iyiyse cennetin daha üst seviyesine gidenlerle daha alt seviyesine gidenler var.Cennetin daha üst seviyesine gidenlere haksızlık olmaz mı?2-İslam da çok evlilikteki yarar nedir?ayrıca biriyle evli olan erkek ikinici biriyle evlenmek isteyince birinci eşi itiraz etmez mi?ya da itiraz etmeye hakkı yok mu?
Mösyö Clover, Allah’ın güzelliğini görmek Cennete girmekten daha iyidir demedik, cennet zevklerinden daha üstündür dedik. Allah, cemalinin güzelliğini cennete girecek her kuluna ayrım yapmadan gösterecektir. Bu bir hak değil Allah’ın lütfudur siz ne haksızlığından söz ediyorsunuz? Elbette Cennetin alt derecesi üst derecesi olacaktır bu da, Allah’ın adaletidir. Hiç bir kimse Allah’ı sorgulayamaz. Böyle bir inanca sahip olanlar bu yanlış inançlarına pişman olup tövbe ederlerse Allah’ın af kapısı her pişmanlık duyan kuluna daima açıktır. Ta ki ölüm, bu durumda olan birine gelip çatmadan. Ancak, ölüm geldiğinde yapılacak pişmanlığın, hiç bir yararı olmayacağı bilinmelidir.
İslam da çok evlilikte bir yarar olduğunu ifade etmedim. Ancak; zaruret olursa bir ikincisi ile evlenmek caiz olur. Eski devirlerde savaş ve başka sebeplerle erkek ölümü çok olduğu için kadınları korumanın en iyi yoluda evlenmek le olduğu için birkaç evliliğe (dörde kadar) ruhsat verilmiştir. Ancak bu zamanda bir erkeğin anlaşabildiği hanımefendi gibi bir hanımı varsa, ikincisini araması doğru değildir.
Allahu teala Peygamberimizin hayatının müminler için çok güzel örneklerle dolu olduğundan söz eder. Peygamber Efendimiz 25 yaşında iken 35-40 yaşlarında bir kadınla evlilik yaptı ve O vefat edinceye kadar da hiç bir hanımla evlenmedi. Ancak O’nun vefatından sonra hayatının son evrelerine doğru, savaşlarda dul kalan yaşlı kadınlarla (Aişe) hariç onları himaye etmek maksadı ve bir de Peygamberlik görevinden dolayı dini bilgileri kadınlar arasında da yaygınlaştırmak için onlarla evlenmiştir. İstese idi bir Peygamber ve Devlet Başkanı olarak en genç ve en güzel kızlarla evelenebilirdi. Bunu hiç bir kimse de yadırgamaz ve sorgulamazdı.
Ayrıca sorunuzun sonunda; “ayrıca biriyle evli olan erkek ikinci biriyle evlenmek isteyince birinci eşi itiraz etmez mi? ya da itiraz etmeye hakkı yok mu?” diye sormaktasınız. Elbette kadın itiraz da edebilir bu onun hakkıdır. Zira bir önceki yazımızda da bunu kastetmiştik:
“…erkeğin maddi durumu yerinde olması yani; geçimlerini temin etmeye gücü olması ve hanımlarının arasında eşitliği gözetmesi durumunda bu izin ona verilmiştir. Eğer eşler arasında memnuniyet sağlanamazsa bundan erkek sorumludur. Böylesi bir evlilik ise, cehennemde azap çekmeye sebeptir. Eşler arasında adaleti sağlamak oldukça zor bir iştir. Bunun bilincinde olan mümin kocaya, ikinci eş hususunda atacağı adım hiçte cazip olmayacaktır.”
Yani; çok evlilik halinde kadınlardan birisi kocasından hoşnut olmazsa koca büyük bir sorumluk altındadır. Kendini bilen inançlı bir erkek buna nasıl cesaret edebilir?
Müslüman erkekler bunu yapıyor derseniz, biz burada sözde değil, gerçek Müslüman erkeklerden söz etmekteyiz bilesiniz.
Size Clover takma isminizden dolayı mösyö diye hitab ettik. Gerçek isminizi ve cinsiyetinizi bilmediğimizden bir hata yaptık ise, özür dileriz.
1-Allah peygamberler yerine neden kendisi dini insanlara anlatmadı?böyle olsa daha iyi olmaz mıydı?
Cevap, insanlar Allah ı görmeye dayanamayacak şekilde yaratılmış ise neden Allah insanları, kendisini görmeye dayanıklı bir şekilde yaratmadı? böyle yarattıktan sonra insanlara dini kendisi anlatsa daha iyi olmaz mıydı?
2-İslam da birden fazla kadınla evlilik var mı? böyle bir şey varsa bu kadınlara haksızlık değil mi?
Mösyö Clover, 1. sorunuz;
“Allah peygamberler yerine neden kendisi dini insanlara anlatmadı? Böyle olsa daha iyi olmaz mıydı?”
“İnsanlar Allah’ı görmeye dayanamayacak şekilde yaratılmış ise neden Allah insanları, kendisini görmeye dayanıklı bir şekilde yaratmadı? Böyle yarattıktan sonra insanlara dini kendisi anlatsa daha iyi olmaz mıydı?
CEVAP 1: Allah dini peygamberler yerine Kendisi tebliğ etseydi, sınav olmazdı. “Niçin sınav yapılır?” denilirse sınav, dersine çalışanlarla çalışmayanları eşit tutmamak için yapılır.
İnsanların Allah’ı görmeye dayanamayacak halde yaratılması ise, bu dünya hayatında insanlar sınavda içindir. Sınavı kaybedecek kimseler Allah’ı görmek zevkinden yoksun kalacaklarına göre; onlara neden Allah’ı görmek gücü verilisin?
İnsanlar hem sınav yapılıp da, hem sınavın sonucu belli olmadan herkesi aynı şekilde ödüllendirmekte Allah’ın adaletine uygun değildir. Çünkü Allah’ın bir ismi şerifi de El-Adl’dir yani; “mutlak adalet sahibi” demektir. Allah’ın güzelliğini görmek, dersine çalışanlara verilecek en büyük ödüldür. Çünkü O’nun güzelliğini görmek, cennet zevklerinden daha üstündür.
2. SORUNUZ: “İslam da birden fazla kadınla evlilik var mı? böyle bir şey varsa bu kadınlara haksızlık değil mi?”
CEVAP 2: İslam da dört kadınla evlenmeye Allah izin vermiştir. Ancak bu çok evlilik Allah’ın bir emri değil, mümin erkeğin Allah’tan aldığı bir izindir. Bu kadınlara haksızlık olmaz mı? denilirse, bu kadınlara haksızlık değildir. Çünkü erkeğin maddi durumu yerinde olması yani; geçimlerini temin etmeye gücü olması ve hanımlarının arasında eşitliği gözetmesi durumunda bu izin ona verilmiştir. Eğer eşler arasında memnuniyet sağlanamazsa bundan erkek sorumludur. Böylesi bir evlilik ise, cehennemde azap çekmeye sebeptir. Eşler arasında adaleti sağlamak oldukça zor bir iştir. Bunun bilincinde olan mümin kocaya, ikinci eş hususunda atacağı adım hiçte cazip olmayacaktır.
Eğer ki, kadınlara da aynı anda birden fazla erkekle evlenme izini verilseydi, o durumda doğacak çocukların babası kim olacaktı? Şimdilerde DNA Testi var ama; daha önceki zamanlarda durum ne olacaktı? Kimin babası kim olduğu, asla belli olmayacaktı. O durumda ise, erkeklerin hiç birisi o şekilde doğan çocuklara sahip çıkmayacaktı. O durumda çocuk anneye kalacak ve o babası belli olmayan çocukların yükü anneye çok ağır bir olacaktı.. İşte o durumda da en büyük mağduriyeti yine kadınlar görecekti.
Eğer bir kimse gerçekten sonsuz geleceğini mahvetmek istemiyorsa ve Allah’a tam inanmış kimse olmak istiyorsa, Allah’ın ayetleri hakkında tartışmaya gitmemeli, O’nun emirleri ve yasaklarındaki güzellikleri ve incelikleri düşünüp, akıl gözü ile onları görmeye çalışmalıdır.
Hocam ferit aydıncıların nakşibendilik budizden gelmiştir adlı yazısına cevap verebilirmisiniz
http://www.medineweb.net/tasavuf_tarikat_tarih/tasavuf/Tasavvuf%20ve%20Tarikatlar/Naksibendiligin%20Anatomisi/1.htm
Sayın Mustafa Çelen, gönderinize teşekkür ederiz. Bu tasavvuf münkirinin iftiralarına karşı gereken cevaplar yazılmıştır. Lütfen alttaki adresi tıklayınız:
http://www.islamdergisi.com/genel/mustefi-seyh-ferit-aydinin-naksibendilik-budizmden-gelmistir-adli-yazisina-reddiye/
Selamunaleykum Hocam,
Benim sorum sizin alanınıza girer mi bilmiyorum ama bir büyügüm olarak yinede soruyorum. Ben yaklasik 3 yıldır evliyim ve hanımım cok önyargili konusuyor ve kalbimi cok kiriyor ve ondan sogumaya başladım. Çok inatci ve aksi, ne kadar konussamda yine ayni. Çocugumuzda var ve bir cocuk yolda. Tam bu ikinci cocuga hamile iken dahada gecimsizlesti ve ikinci cocuk olacak diye pismandim. Şimdi bu gecimsizligi arttiginda ben, baska ülkelerdeki bayanlarla yazismaya basladim, ama hic müstehcen konulara girmedik havadan sudan filan, belki nefsim istiyordu ama cok sükür öyle konulara girmedik. Bu bir kac, belkide devami: Bir Haftanstalt devam etti sonra vicdanim yanlis oldugunu söyledi, ama simdi de vicdan azabi cekiyorum ve uyuyamiyorum, söylesem mi diyorum yaptigimi? Ama nasil karsilik alirim bilmiyorum. Yuvam dagilir belkide. Ama söylemesem vicdanim Rahat değil. Ben tevbe ettim ama söylemesemde olurmmu?
Umarim kafanizi sisirmedim…
Vesselam
Aleykümselam sayın Abdullah Bey. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz:
-“Kadın eğri kaburga kemiğinden yaratıldı. Onu birden doğrultmaya çalışırsanız kırarsınız. Kendi haline bırakırsanız olduğu gibi kalır.” buyurmaktadır. Kadınların eğitimi sabır ve azimle mümkündür. İnatçı ise, yapacağınız işi onun fikrini alarak yaparsanız bu müşkilat çözülmüş olur. Dünyevi işlerde günah olmayan konularda bırakalım onların dedikleri olsun. Biz kazanırız. Akıllı erkek eşini inatlaşarak değil onun fikrini alarak kazanır.
Eşinizle aranızda oluşan huzursuzluğu fırsat bilen şeytan sizin düzeninizi yıkmak için sizi başka kadınlara yönlendirmiştir. Şimdide bu olaya tövbe ettiğiniz halde bu durumu eşinize duyurmanız için size manevi baskı yapmaktadır. Zira, eşinize bu olayı duyurmanız halinde o daha da agresifleşerek yuvanızın dağılma işi ihtimal dışı olmayacaktır. Yastık değişmekle kader değişmez sözünce, eşinizden ayrılmanızla yerine daha iyisinin geleceği garanti değildir.
Peygamber efendimiz ; “Gizli işlediğiniz günahın tövbesini gizli yapınız “buyurmaktadır. Durumunuzu bu hadisi şerife istinaden gizlemeniz gerekmektedir.
Ayrıca, eşinizi bir psikiyatri doktoruna götürmenizin ona iyi geleceğini umarım.
Size ve eşinize Allahu tealadan bir ömür boyu mutlu evlilik hayatı dilerim.
Vesselam.
Bu yazimi yayinlamaya sakincali bulursaniz sadece benim E postama yollayin cevabi, yok derseniz yayınlayın. Hocam, benim yine aklima bu sefer şu takiliyor:
Hocam, o yabanci kadinla yazismamda sordum. “Evli misin?” diye. “Evet” dedi ve bana resmini yolladi gösterdi. Ben de (utanarak yaziyorum): “Çok güzel dedim.” Şimdi, Hocam diyorum ki; nasil evli bir kadin icin bunu diyebildim ve o kadina ben simdi gaz verdim ve baska erkeklerede aynisini yapacak?
Vicdan azabi cekiyorum ama belki de ben ilk degilimdir o kadinin kendi resmini yolladigi, o zaman ben tetiklememis olurum diye düsünüyorum. Ama yinede tevbe. Ben kocasiyla arasini bozacak is yapmak istememistim sormasam demiyecekti evli oldugunu. Sonra hatta kocasiyla ilgilenmesini söyledim ama ingilizce yazdigimizdan dolayi belki anlamadi ve kocasiyla ilgili cevap vermemisti.Sonra iki üc gün sonra sadece kocasini sevmesini söyledim cünkü cook vicdan azabi cekiyorum ve ben kul hakkina girdim mi diye uyuyamiyorum ve az kalsin kendi hanımıma acacagim konuyu. Size gecenlerde yazdigim gibi. Izdirap cekiyorum hocam uykum bozuldu ve hanım soruyor “niye uyuyamıyorsun?” diye. Ben perişanim hocam. Ben eskiden böyle degildim namahreme elimden geldigi kadar bakmazdim kadinlardan adeta kaçardim simdi ise yuvam tehlikede. Söyleyeyim hanıma; “O yabanci kadini ben mi sapittirdim yoksa?” diye evhamlanıyorum. Ama; “O da benim gibi yamuk olacak ki o sayfada ne isi var?” diyorum. Ama vesveselerim gitmiyor. Ben ne yapacam Hocam? Yardim ediniz lütfen.
Vesselam
Abdullah Bey, her kötülüğün başlangıcı bir sayısı ile başlar. Temiz kalmayı ve kötülüklerden ve kötü kimselerden uzak kalmayı, Allah’ın hoşnutluğu için isteyiniz. Kötü işlerden ve kötü kimselerden uzak kalmayı, namaz kılarak ve Allah’tan yardım talep ederek isteyiniz.
Haydi diyelim ki durumunuzu eşinize söylediniz. Eşiniz size; “bu seferlik olmuş bir daha olmasın” mı diyecek? Siz neden vicdan azabı çekiyorsunuz? Siz o kimseye anlattığınıza göre ilişmemişsiniz bile. Bir an önce bu kısır düşüncelerinize tövbe edip işlerinizle ilgilenmelisiniz. Bunların hepsi evham. Eğer bu düşüncelerinizin üzerinde durursanız başınıza daha kötü işler gelebilir. O zaman vicdanınızdan nasıl kurtulacaksınız? O kadın doğru bir kimse olsaydı evli olmasına rağmen size yakınlaşmaya çalışır mıydı? O maceracı bir kimsedir. Ondan kurtulduğunuz için Allah’a şükretmelisiniz.
Abdullah Bey, zararın neresinden dönerseniz orası kurtuluştur. Peygamber Efendimiz bir hadisinde : “Et-tâibü zenbe kemen la zenbeleh.” (Günahlarına pişman olup tövbe edenin Allah günahlarını affeder ve o kimse hiç günah işlememiş gibi olur.” buyurmaktadır. Allahu teala “Ey iman edenler Allah’ın affından ve merhametinden ümit kesmeyiniz” buyurmaktadır. Size ne oluyor ki kendi kendinize böyle yanlış hükümler vermeye kalkıyorsunuz?
Sitemizdeki yazıları okuyarak bu evhamlarınızı atlatabilirsiniz. İnşaallah bu kuruntu ve vesveselerden az zamanda kurtulursunuz. Allahu teala kalbinizi, ruhunuzu, elinizi, gözünüzü, dilinizi ve kulaklarınızı tertemiz kılsın ve şeytanların hilelerinden korusun.
İyi haberlerinizi bekliyorum. Size yardımcı olabilmemiz için takıldığınız konuları bizimle paylaşabilirsiniz.
Vesselam.
Allah razi olsun Hocam. Ilk ona ben yazdimdi o ka…a ama resimimi göstereyimmi diye kendisi sordu bende evet dedim.Belki topu topuna 20-30 dakika yazistik o gün birdaha yazismadik, ben sadece 2-3 gün sonra ona mesaj biraktim” k….i sadece sev baskaliyla yazisma” diye.Sadece bir yarim saatlik yazismaydi, benmi vesile oldummu diye takilidi aklima ben ilk yazdim diye.Ama dediginiz gibi oda iyi birisi olsa neden o sayfada dolasiyor ve benim “merhaba” yazima cevap veriyor erkek oldugumu bildigi halde ve resmini yollamayi teklif ediyor ve bende malesef evet dedim.
Bende kafanizi sisirdim Hakkinizi helal edin.
Vesselam
Selamun aleyküm Abdullah Bey. O olaya siz sebep olsaydınız bile, pişman olmanızdan dolayı Allah sizin günahlarınızı bağışlardı. Zira Allah’ın mübarek isimlerinden birisi Et-Tevvâb’tır. Yani tövbeleri kabul edicidir. Allah’ın tövbekârların tövbesini kabul edeceğinden asla şüphe etmemelisiniz.
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bir hadisi şeriflerinde; “Aşikare işlediğiniz günahların tövbesini başkalarına duyurunuz. Gizli işlediğiniz günahların tövbesini ise gizli yapınız. Gizli işlediğiniz günahları başkalarına duyurmayınız.” buyurmaktadır. Allahu teala “Allah’a ve Peygambere itaat ediniz” buyurmaktadır. Eğer gizli işlediğiniz bu hatayı başkalarına duyursanız Allah’ın bu emrine karşı gelmiş olur ve günaha girersiniz.
Vesselam.
Dua buyurun Hocam. benmi sebeb oldum?orasi beni rahat birakmiyor kusura bakmayin efendim ama bu vesvese evham acaib.yazmissiniz “O olaya siz sebep olsaydınız bile, pişman olmanızdan dolayı Allah sizin günahlarınızı bağışlardı”, benim mi sebeb oldugumu demekmi istediniz?Dua buyurun Allah yardimlarinizdan dolayi sizi mükafatlandirsin .
vesselam
Selamun aleyküm sayın Abdullah Bey. Sizin ifadenize göre o duruma sebep olan siz değilsiniz. İçiniz rahat olsun. Kul Eûzü surelerini çokça okursanız ve ayakta abdest bozmazsanız, tuvaletten çıktıktan beş dakikadan önce abdest almaz, banyoda da küçük abdest bozmazsanız vesveseniz inşallah azalır…
Vesselam.
Allah sizden gani gani razi olsun Resulullah sallallahu aleyhi vesellem´e Rabbim komsu eylesin benide Amiin.
Selam ve Dua ile….
Sayın Abdullah Bey, Allah sizleri de aileniz ve çocuklarınızla birlikte İslama tabi eylesin, dünya ve ahirette mutlu eylesin.
Vesselam.
Merhaba hocam
Çocuğumuza Allah-u Telalayı nasıl anlatmalıyız? Özellikle onların sorduğu soruları nasıl cevaplamalıyız ki çocuğumuzun kalbine iman nurunu yerleştirelim?
Önemli püf noktalar konusunda fikir verebilir misiniz?
Merhaba Kadriye Hanımefendi. Çocuklarımıza Allah-u Teala’yı anlatırken onların yaş durumlarını göz önünde bulundurarak akıllarının alamayacağı şeyleri söylememeye dikkat etmeliyiz. Hazreti Ali(r.a.)”Çocuklarınızı 6 yaşına kadar seviniz yani onlara çocuk gibi davranınız.. 15 yaşına kadar onlarla arkadaş olunuz, 15 yaşından itibaren ise onlarla istişare ediniz yani; onların fikirlerini alınız yani; onları büyükler sınıfına dahil ediniz.” diyor.
Çocuklara;”Allah Nerede?” sorusunu biz sormamalıyız. O bize böyle bir soru sorduğunda; Allah’ı nerede anarsak O bize bizden daha yakın olduğunu ve bizi her zaman ve her yerde gördüğünü fakat; nasıl gördüğünü akılların anlayamayacağını, çünkü akıllar bunu anlayacak kapasitede yaratılmadığını anlatmalıyız.
Örnek olarak, gözlerin sadece görmeye uygun yaratıldığı için işitmeye uygun olmadığını aklında, Allah’ın büyüklüğünü ve Allah’ın görmesini ve işitmesini kavramaya uygun yaratılmadığını anlatmalıyız. O’nun hiçbir şeye benzemediğini ve hususta akla gelen herşeyin mahluk olabileceğini anlatmalıyız.
Allah çok büyüktür, O’nun büyüklüğü hiç bir şeyle orantılanamayacağını bazı zor sorularının cevabını hemen anlattığımızda aklının alamayacağını ve bunu ileriki yaşlarda açıklayabileceğimizi kendilerine anlatmalıyız.
Örneğin bilgisayarın işleyişini detaylı bir şekilde kendisine açıklasak bile bu yaşta anlamasının mümkün olmayacağını anlatarak örnek verebiliriz.
Onların kalplerine iman nurunu yerleştirmek için Allah’ın zati ve sübûtî sıfatlarını anlattıktan sonra, Allah’ın şefkat ve merhametini ve inkar edenlerin cezalara çarptırılacağını, inanıp ibadet edenlerin cennetlerle ödüllendirileceğini, Peygamber Efendimizin şefkat ve merhametini ve sahabelerin sadakat ve doğruluklarını uygun zamanlarda anlatmalıyız ve kendimizde iyi örnek olmaya çalışmalıyız. Ölümden sorduklarında; ölümün bir yok oluş olmadığını , güneş ve ayın bir taraftan batıp öbür taraftan doğduğu gibi, insanlarında ölümle sadece bedenlerden ayrılıp ruh olarak bir süre yaşadıktan sonra ahirette tekrar aynı bedenlere kavuşup iyilerin iyiliklerinin ödüllerini almak için cennetlerde sonsuz bir mutluluk içinde yaşayacaklarını, kötülerin kötülüklerinin karşılığı olan cehennemde cezalandırılacaklarını anlatarak bu dünyaya gelmenin anlamını anlatıp ahiret inancını yerleştirmeliyiz.
Vesselam.
Selamın aleykum hocam
Hocam size birkaç sorum olacaktı
1- Dinimizin bizlere emrettiği sıla-ı rahmi yerine getirmek için yakın ve uzak akrabalarımızı, dost ve ahbaplarımızı ziyaret ediyoruz. Bir araya gelip sohbet ve görüşmelerde bulunuyoruz. Zaman zaman da onların bize geldiği, iâde-i ziyarette bulundukları olmaktadır. Bazen bu gelip gitmelere düğün, taziye, davet gibi durumlar da sebep teşkil etmektedir. Bu karşılaşma ve görüşmeler çok defa ailece olmaktadır. Haliyle gerek biz dostlarımızın veya nâmahrem sayılan akrabalarımızın kız ve hanımlarıyla, gerekse onlar bizimkilerle karşı karşıya gelebilmekte, bazı zaruri hallerde bir mecliste geçici de olsa yer darlığı veya birtakım sebeplerle birarada oturabilmekteyiz. Bu durumda dikkat etmemiz gereken hususlar nelerdir?
2-Evimizin küçük olması sebebiyle kadın erkek birarada oturuyoruz; bu doğru mudur? Bıze misafir olarak gelen arkadaşların veya bızım davetine gıttıgımız arkadasın eşi tesettüre dikkat etmiyor. Bu durumda nasıl tutum göstermeliyiz?
Vesselam
Aleyküm selam sayın Hamza Bey. Sıla-i rahim yapmak dinimizin gereklerindendir. Sıla-i rahim yapanların ömrünün uzatılacağına dair hadisi şerifler mevcuttur. Ancak sizinde sözünü ettiğiniz gibi durumlar hepimizi üzen ve sıkıntılara sokan şeylerdir. Kadınlı erkekli bir arada bulunmalar mekruhtur. Başka çare yoksa ziyaretleri azaltmak ve kısa tutmak gerekir. Bilhassa kış aylarında ziyaretleri olduğunca azaltmalıdır. Çünkü ev sahibi kimsenin ikinci bir odayı ısıtması hem külfet olur hemde uygun oda bulması sıkıntısını doğurur. Böyle durumlarda erkekler eve yakın yerlerde çay ocakları veya oturulmaya uygun içkisiz yerlere (pastane gibi) gitmeleri daha yerinde olur.
Bunların hiç biri yapılamaıyorsa, peygamberlerin, alimlerin hayatlarından sohbetler yapılmalı veya bir ilmihal alıp oradakilerin anlayacağı konulardan bir kaç satır okuyup dini sohbete zemin hazırlamalıdır.
Vesselam.
sagolun hocam, ben muminun suresini yanlis anlattim.muminun suresinin 14.ayetindeki Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir,, Resulullah söylemeden katib önce söylemis ve Resulullah s.a.v : aynen öyle vayholundu yaz” buyurmus. Ve katib süpheye düsmüs ve dinden dönmüs bu tevafuk karsisinda..böyle okudum tefsirde.
Allah kimseyi hidayetten ayirmasin. Muhafaza buyursun.
Sayın Nasib Bey, Allahu Teala hepimizin ayaklarını kaymaktan muhafaza kılsın. Bu tür haber doğru ise, Allahu Teala katibin kalbine ayetin kalan kısmını ilham etmiştir. Ama bunun da bir imtihan vesilesi olduğunu anlayamayan katib, tekrar hidayete erene kadar dinden dönerek şeytana tabii olmuş.
Vesselam.