İslam dergisi web sitesi soru cevap sayfasında fıkıh, itikat, tasavvuf, tefsir, sünnet gibi çeşitli İslami konularda sorularınızı iletebilirsiniz. Dini konulardaki sorular uygun görüldüğü takdirde bu sayfada yayınlanmakta ve cevaplandırılmaktadır.
Aşağıdaki formu kullanarak İslami konularda (fıkıh, itikat, sünnet, tefsir, tasavvuf, ilmihal gibi) sorularınızı gönderebilirsiniz.

Hocam tekrar Selamun Aleyküm;
Ben öğrenciyim ve dikkatimi çeken şey tarihi olaylar anlatılırken, insanların eskiden mağaralarda yaşadığı kendilerini ilkel şekilde korduğu anlatılıyor. Fakat burada sanki insanın evrimden geldiği (Haşa!) söylenmek isteniyor yada ben öyle anladım? Çünkü benim öğrendiğim Kadarıyla ilk insan olan Hz Adem’e Allahın ona nasıl yaşayacağını ne yapacağını öğrettiği bildiriliyor. Durum buyken insanlar çok eski devirde nasıl mağaralarda yaşıyor okuma yazma bilmiyor ateşi kullanamıyor?
Sayın Bekir Bey. Onlar ateistlerin uydurdukları boş iddialardır. Sizin daha önce okuduklarınız doğrudur. Allahu Teala Adem peygambere gerekli meslekleri ilham etmiştir. O zamandan bu zaman dek vahşi hayat yaşayanlar da vardır, mdeni yaşam sürenlerde vardır. Bu çağda bile halen Afrika benzeri yerlerde çok ilkel yaşam sürdürenler az değildir.
Hocam;
Geçen bir yerde gördüm ‘Yemek yerken elinizi silmeyin ve yalayın veya başkasına yalatın.’ Böyle bir hadis varmıdır? Ne anlama gelmektedir?
Yemekten önce ve yemek yedikten sonra elleri yıkamak sünnettir.
Hocam tam anlamadım biraz daha açıklayıcı olursa sevinirim. Bahsettiğim Hadis bu anlamamı gelmekte?
Câbir radıyallahu anh’den rivâyet olunduğuna göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem parmakları yalamayı, yemek tabağını silmeyi emretti ve:
-“Sizler, gerçekten bereketin hangisinde olduğunu bilemezsiniz” buyurdu.
Müslim’in bir başka rivayeti şöyledir:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
– “Sizden birinizin lokması düştüğünde hemen onu alsın ve üzerine yapışanları temizleyip yesin, onu şeytana bırakmasın. Parmaklarını yalamadıkça da elini mendile silmesin. Çünkü o kimse, bereketin yemeğin neresinde olduğunu bilemez.”
Yine Müslim’e ait bir diğer rivâyet şöyledir:
Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
-“Şüphesiz şeytan sizden birinizin her işinde hazır olur. Hatta yemeği esnasında bile yanında bulunur. Sizin birinizin lokması düşerse, üzerine yapışanları temizleyip yesin. Lokmasını şeytana bırakmasın.” (Müslim, Eşribe 133-135.)
Görüldüğü gibi hadisi şerifte “başkalarına parmakları yalatmak” diye bir ibare geçmemektedir. Ancak; yemek çatal ve kaşık kullanılmadan elle yenildiğinde parmakları yalamak sünnettir. Lakin bu durum İslam’a cahil kişilerin arasında yapılırsa ve bunun da sünnet olduğu belirtildiğinde onlarda bunu beğenmeyip küfre girerlerse, başkalarının küfrüne sebep olmak gibi nahoş bir durum ortaya çıkar. Onun içindir ki bu sünnet, samimi Müslümanlar arasında yapılmalıdır.
hocam referans derken yxxxxx bxxxxxi istiyorlar bir de ben bu iş için aradıkları bütün şartları taşıyorum çalıştığım hocalarım memnun onlar da bizim elimiz de olsa biz seni alırız diyorlar ama bizim yapacak birşeyimiz yok diyorlar. onlarında dedikleri txxi bxxl gir diyorlar ben hakkımla girmeyi beklerken önümden kaç kişi alındı bunun için xxxxx bulursam kul hakkına girmiş olur muyum? iki arada bir derede kaldım yardımcı olun allaha emanet olun hocam.
Hesna Hanım. Siz ve hocalarınız vicdanen o işi hak ettiğinize inandıktan, onların istediği referansı bulmanız yanlış da olmaz kul hakkına da girmiş olmazsınız. Bilakis, ehil olmayan kimselerin sizin yerinize gelmesine engel olmuş olursunuz.
Allah hakkınızda hayırlı olanı versin.
selamun aleyküm hocam bir işe girmek istiyorum ve bu işe hakkımla girmek istiyorum bunun için 4 senedir sıramın gelmesini bekliyorum ama ben beklerken çok kişiyi bu işe aldılar ve beni sadece raporluların yerine çalıştırıyorlar memnun olduklarını söylüyorlar ama işe almaya geldiğinde referans istiyorlar bu referansı bulup girersem aldığım para haram olur mu müdürler referanssız alamayız diyorlar ne yapmamı tavsiye edersiniz allaha emanet olun
Aleykümselam Hesna. Referans demek; bir kimsenin yararlığını, yeteneğini ve güvenirliğini gösteren belge veya kişi demektir. Referans bulmak torpil anlamına gelmez. Gönlünüz rahat olsun. Referans bulmanızda bir mahzur yoktur.
Selamun aleykum hocam sorularıma verdiğiniz cevaplar için teşekkürler gönül istiyor ki anında teşekkür edeyim fakat iş güç vs. nefsi ugraşlar internete girip yazamıyoruz. Hakkınızı helal edin. Mümkün olsa da sizle karşılıklı sohbet etsem de tüm kafamdakileri sorsam. Sizin yazdıklarınızı az çok uygulamaya çalışıyorum aşağıdaki gibi;
*Ehli sünnet itikadını öğrenmeyi (Ahmet gümüşhanevi ehli sünnet itikadı)
*Gusül ve abdest sırasında dikkat hususu
*Kur’an elifbasını tekrardan gözden geçirmeyi
*Kısmet olursa tekrar bir ilmihal bilgisini gözden geçireceğim.
İnşaallah vesveselerden kurtulurum. Tabi ki bilgi eksikliği de neden oluyor bu vesveselere bir yandan bu açığı da kapatmaya çalışıyorum ama gücüm yettiği kadar. En çok vesveseler iki noktada sıkıntı yaşıyorum belki bu noktaları yazarsam beni ferahlatacak bir tavsiyede bulunursunuz.
1-Bir şey dinlerken veya herhangi birini gördüğümde direk vesvese geliyor karşı tarafı tekfir bâbında, tabi karşı tarafda böyle bir şey yok şeytan sadece vesvese veriyor fakat ben korkuyorum acaba bende şeytana uydum mu diye sonra Cübbeli Ahmet Hocadan duymuştum hani bir günaha düşerseniz estagfirullah çekin ve kelime-i şehadet getirin diye ve bende bunu yaparak rahatlıyorum ve vesveseden kurtuluyorum. Geçen talak konusunu okudum orada söz olarak söylemek lazım diyordu yani dışa vurmak sesli olarak acaba tekfir de de böyle bir şart var mı var ise bu vesveseden kurtulabilirim.
2-ikinci sorunum birinci sorudaki estagfirullah ve kelime-i şehadet olayını ben alışkanlık haline getirdiğim için az çok her şeyden sonra söylemeye başladım. Bu seferde diyelim aklıma ters bir düşünce geldi hemen estagfirullah ve kelime-i şehadet çekiyorum ve şeytan ardından vesveseyi veriyor. Sen kelime-i şehadeti hakkıyla söylemedin diye bu sefer kelime-i şehadeti kelime kelime tekrar söylüyorum. Olmadı tekrar içime sinmedi tekrar tabiki arapça olması hususiyle direk (nasıl anlatayım) idrakmı desem neyse anladınız tam söyleyemediğim hususu oluşuyor ve daralıyorum. Bundan nasıl kurtulurum Elhamdülillah kalbimde şek ve şüphe yok. Dil ile de ikrarda sorun yok ama şeytan burada vesvese veriyor acaba bunu türkçe söylesek sorun olur mu?
Cevabınız için şimdiden teşekkürler.
Sayın Bilal Bey. Birinci sorunuzun cevabı:
– Karşılaştığınız bir kimse hakkında zahirde şirk ve küfür alameti olmadığı halde öyle bir düşünce geliyorsa ve siz de bunu kalbinizden doğru buluyorsanız bu, o kimse hakkında sui zan olur ve büyük günahtır. Eğer aklınıza ilk gelen kötü şeyi, kalbinizle doğru bulmazsanız günaha girmezsiniz.
– Kelimei şehadeti ister Türkçe ister arapça söyle manasına inanarak söylediğin zaman tamadır. Bunun eksik hiç bir tarafı yoktur. Şöyle yapmalısınız:
-Ben şahit oldum ki Allah’tan başka İlah yoktur ve ben şahidim ki Muhammed aleyhisselam Allah’ın kulu ve elçisidr.
Kendi kendini fazla dinleme. Dışa yönel . Vesvese geldiğinde zahirde bir şeylerle meşgul olursanız, vesveseye karşı iyi gelir inşallah.
El-Fazı Küfür konusunda bizim sitedeki yazyı da okumanızı tavsiye ederim:
TIKLAYINIZ:
http://www.islamdergisi.com/akaid/dinden-cikaran-sozler/
Birinci soru için şöyle bir istikamate gitmez dimi “müslümanı küfürle itham eden eğer onda küfür yok ise kendisi küfre girer konusuna girmez dimi”(Allah korusun)
İkinci sorunun cevabı olarak bundan sonra öyle yapacağım kelime-i şehadeti arapça bir kez söyleyip ve bir kez de türkçe söyleyip bırakacağım çünkü takıldıkça şeytan olayı büyütüyor.. Ayrıca çok dışa dönük birisi olmamda bu işi tetikliyor..Hocam ayrıca size bir soru daha sorayım geçen televizyonda rast geldim herhalde bu Haydar Baş’ın grubu, Gadir-i Hum diye bir bayram varmış da işte sünniler bunu saklıyor filan filan vs. bu konuda bizi aydınlatır mısınız. Kolay gelsin.
Yaşantısı karışık müslüman bir kimseyi kâfir zannetmekle küfre girilmez ama büyük günahtır. Dindar bir Müslüman için aynı şeyi düşünen için aynı şeyi söyleyemeyiz. Çok sakınmak lazım.
Haydar Baş denilen kişi hem siyasetçi hem de koyu ehli sünnet düşmanı bir Şii’dir. Onun sohbetlerini dinlemenizi tavsiye etmem. O söyledikleri de Şiilerin kaynaklarıdır. Ehli sünnete göre o bir iftiradır.
Selamun Aleykum Hocam
Dışarıdan islamı yıkamayanlar hoca kılığına girip zarar vermeye çalışıyorlar maalesef zararda veriyorlar. Rabbim onların şerrinden korusun. Birazda şuç bizim adamlar ana kolonlara saldırıyorlar ve çoğumuz bunlardan bi haber diyeceksiniz nerden girdiniz buraya Abdülaziz bayındır ( bu güzel isim bu adama yakışmıyor ama )deyince anlarsınız.
Şimdi soruma geleyim Muhyiddin ibni arabi hakkında ne düşünürsünüz benim çok bilgim yok ama iyi bir zat diye biliyorum bende bulunan bir eserde imam gazali hazretlerinin kalplerin keşfi isimli eseri çevirem abdulhalik duran isimde bir zat bu kişi şerh kısmında ibni arabi hz. hakkında kötü şeyler söylemiş. Bu kişiyi tanır mısınız ? Muhyiddin ibni arabi hakkında fikriniz nedir.
ikinci sorum geçen arkadaşın biri dedi dine fitne sokmak amacıyla bir sürü kelime dilimize sokulmuştur diye örnek olarak da hayret kelimesini örnek verdi. Tövbe haşa hay (Allah) – ret yani (Allah muhafaza ) onu reddetmek manası. Bu konuya ne dersiniz bu kelimeyi kullanalım mı? Hocam şimdiden teşekkürler alakasız sorularla canınızı sıkıyor olabilirim hakkınızı helal edin.
Aleyküm selam Bilal Bey. İslam’ı yıkmak isteyenler, o işi içimizdeki maşalara yaptırmaktalar. Mesela sözünü ettiğiniz malum şahıs onlardan birsidir. O konu hakkında şu yazımı okumak için TIKLAYINIZ lütfen:
http://www.islamdergisi.com/genel/mezhep-nedir-mezheplere-gerek-varmidir-nicin-4-mehep-vardir/
Muhiddin-i Arabi hazretleri evliyanın büyüklerinden olup Endülüs’te dünyaya gelmiş ve Şam’da medfundur. Zamanımızdan 750-800 yıl önce yaşamıştır. Tasavvufta Vahdet-i Vücut ekolünün müsebbiplerindendir. Ancak her şeyin bir sahtesi olduğu gibi Vahdeti Vücutçuluğun da sahteciliği vardır. Zamanımız da ise, bu işin ehli hiç yoktur. Bir de bu meseleye vakıf olamayan diplomalı cahiller vardır ki, onlar da bu gibi büyük zatları anlayacak kapasiteye saip olamadıkları için onlara iftira eder ve onlara dil uzatırlar. Vahdeti Vücut Bilgisi için TIKLAYINIZ Lütfen:
http://www.islamdergisi.com/genel/vahdet-i-vucut-ne-demektir/
Arkadaşınızın sözü çok yanlıştır. Zira “hayret” kelimesi arabça kökenli bir kelimedir. “Hayratün” kelimesi Arapça mazi fiili “hâra” dan türetilmiş bir isimdir. Hayret sözü dilimizde şaşkınlık ve çok beğenmek anlamlarına gelir ki ikiye bölündüğünde bir anlamı olmaz.
Bir kere, Allah’ın El-Hayyü ismi sanıldığı gibi hay diye yazılmaz. Hayyün kelimesi Ma’rife olarak yazılır ve söylenirse; “El-Hayyü” veya “Yâ Hayyü” şeklinde söylenir ve yazılır ve Allah’ın ismi olur, nekra olarak yazılır ve söylenirse “Hayyün” şeklinde yazılır ve söylenir ki, Allah’ın ismi olmaktan çıkar herhangi bir hayat sahibi varlık ifade olunur.
Hay; Türkçe de ‘ey’ veya ‘evet’ anlamında bir sözcüktür. Örnek; “Ey! Sana sesleniyorum Allah iyiliğini versin. ” anlamında; “Hay Allah iyiliğini versin” gibi. Veya bir şeyi memnuniyetle kabul ifadesidir. “Hay, hay” gibi.
Selamun Aleyküm Hocam;
Dinimizde insan ve hayvan resmi yapmak haram. Peki durum belirtmek için kullanılan internetteki 🙂 😀 😉 gibi resimli sarı yuvarlak kafalı yüz ifadeleri kullanmakta haram olurmu? Ayrıca canlı resmi çizen bir müslümana Mahşer’de bu yaptığın resmi canlandır denilecek oda canlandıramayacağı için azap edilecek bu döngü hep devam edecek deniyor burayı sonsuza kadarmı yoksa Allah affedene kadar olarakmı anlamalıyız. Çünkü bir Mümin ne günahı olursa olsun cezasını çektikten sonra elbet Cennete girecek.
Aleykümselam Bekir Bey. Peygamber Efendimiz “Düşmana düşmanın silahı ile karşılık veriniz.” buyurdular. Zamanımızdaki din düşmanları resimi silah olarak kullanırken bizler bu silahı kullanmaz isek manevi bir sorumluluk olmaz mı? Çizgi filimlerden alınızda ta her türlü filmlere ve televizyon görüntülerine kadar hepsi resimlerin hareketinden oluşmaktadır. Polisiye de katiller, hırsızlar resimle tespit edilmektedir. Günümüz de resim, bir çok yerde zaruret durumuna gelmiş bulunmaktadır. Zaruret hallerinde reimi kullanmakta bir sakınca olmaması gerekir. Bir hadisi şerifte “ameller niyete göredir” buyurulmaktadır. Resimler iyi amaçlarda kullanılırsa neden günah olsun?
Peki resim yapan kimseye kıyamet günü “canlı resmi çizen bir müslümana Mahşer’de bu yaptığın resmi canlandır denilecek…” hadisi şerifine “ne dersiniz?” denilirse, sözünü ettiğimiz şartlar olmadan evvel resim bir zaruret değildi. O devirde resim yapanlar ve günümüz de ve her dönemde tapınmak için resim yapanlar ondan sorumlu olacaktır. Düşmana karşı silah olarak ve teknolojinin gereği olarak (kimliklerde, polisiyede vs.) kullanmak ise bir zarurettir.
hocam cevabınızdan şunu anladım;
”İslama aykırı (küfür ve haram) olmayan canlı resimleri yapılabilir.”
selamünaleyküm hocam. bazı hocalar madenlerde çalışmanın haram olduğunu söylüyorlar. bunu da o gibi yerlerde çok yüksek ölüm tehlikesi olduğuna bağlıyorlar. yani kişi kendini bile biler ölüme atıyor diyorlar.
bunun aslı var mıdır? madende çalışmanın helal olduğuna delil nedir? bu bahisler fıkıh kitaplarımızın hangi bölümünde geçer.
Aleykümselam sayın Cumali. Bazı cahil hocalar Bakara Suresi 195. ayetinin, melaen;”kendinizi ellerinizle tehlikeye atmayın.” kısmını okuyup kendi akıllarına göre anlam vererek yanlış fetvalar vermektedirler. Oysaki İslam alimleri o ayeti şu mealde tefsir etmektedirler:
“İbn-i Zeyde göre: “kendinizi ellerinizle tehlikeye atmayın.” ifadesinden maksat, Allah yolunda infaki bırakarak düşmanın karşısına hazırlıksız, azik-sız ve güçsüz çıkmaktır. Buna göre azığı ve gücü bulunmayan insan, düşmanın karşısına çıkarak kendisini tehlikeye atmamalıdır.” Taberi Tefsiri)
Görüldüğü gibi bazı cahiller, Allah yolunda harcamayı bırakmak anlamında olan “kendinizi tehlikeye atmayın” ifadesini “tehlikeli işlerde çalışmayın” şeklinde yanlış tercüme ederek fetvalar vermektedirler. Bu tamamen yanlış bir fetvadır. İtibar etmeyiniz. Şeriatın yasak kıldığı iş haram olan gayri meşru işlerdir. Meşru olup zor ve tehlikeli olan işler değildir.
İşinize gönül huzurunda devam edebilirsiniz. Allah hakkınızda bir şey takdir etmişse buna hiç bir şey engel olamaz. Ancak dua ve tedbiri elden bırakmamalısınız. Allah’ın selametinde olasınız.
selamaünaleyküm hocam. İmam Eşari İmamımız İmam Azam Hazretlerini mürcieden saymış mıdır? bazıları böyle bir söz naklediyor.
Sayın Cumali. O söz doğru değildir. Ancak İmam-ı Ebul Hasan Eşari hazretlleri daha önceleri sapık Mutezile Mezhebinden idi. Yanlış yolda olduğunu anlayınca tövbe edip ehl-i sünnet mezhebine geçti. Daha sonraki yıllarda İmamı Maturidi’den sonra Ehl-i sünnetin itikatta ikinci imamı derecesine yükseldi. Velevki Ebul Hasan Eşari hazretleri öyle söylemiş olsa bile, o söz tövbeden önceki durumuna aittir.
Mürcie; kulun iradesini inkar eder. Mutezile ise, “kul işinin halıkı” diyerek ehli sünnetten ayrılmıştır. İmamı Azam hazretlerine ters düşer bu görüşler.
Ehli sünnet ise; “kul yaptığı işin müsebbibidir. Yaratıcı ancak Allah’tır. Allah’ın kuluna verdiği cüzi irade ile kendisine hatırlatılan hayır ve şerden birini seçer, Allah kulunun seçtiği hayır veya şerri yaratır. Kul bu seçiminden dolayı sorumlu olur. İşte bu da İmam-ı Azam ve tüm ehli sünnetin itikadıdır.
İmamı Azam hazretleri o kadar büyük bir alimdir ki o, dört mezhebin imamlarının hocasıdır.
hocam ALLAH C.C. RAZI OLSUN başka ne denir. çok sağolun
Hocam Kilise müziği dinlemenin hükmü nedir? (Söz olmayan koro halinde ağızdan melodi çıkaran türler hakkında.)
Kilise müziği olduğunu bile bile dinlemek ve ve onu beğenmek küfürdür.
hocam yurt dışına çok sık giderim orada genelde ailece biyerlere gittiğimizde müziklerinde kilise müziğine benzer şarkılar çalar bende merak ettim. bu aralar dinlediğimiz bir müzik vardı. Sordum soruşturdum meğerse o yörenin folklör müziğimiş. Folklör müzikleri sıkıntı olurmu?
Sayın Bekir Bey. Mukaddesata hakaret içermeyen, müstehcen olmayan ve dahi küfrü övmeyen müzikler küfre sokmasa da, kalpte nifak yapar. Dinlememek daha uygun olanıdır.
Öyle bir yerde zaruri olarak bulunduğunuz vakit, müziğe kulak vermeyin. Öyle mekanlarda yalnız değilseniz birileri ile sohbet ederek müzik dinlemekten kendinizi uzaklaştırın. Veya bir an önce yemeğinizi yiyip oradan çıkıverin.
Selamun Aleykum Hayırlı akşamlar. Yine sorularımla karşınızdayım. Konu yine (Allah korusun)
küfre sokar mı sokmaz mı konusu. Affınıza sığınıyorum sizi bu konuda sıktığım için.
Akşam üstü bir olay oldu olay sonrasında ben kendi kendime şöyle dedim “yalan söylemeyi beceremiyorum ki” gibi bir şey söyledim şüpheye düştüm acaba bunun içinde özenti veya beğenme oldu mu diye. Ve ardından vesvese geldi sen özendin veya beğendin diye. Şimdi ben de ters bir durum olmuş mudur. ( küfr muhabbeti)
Hocam bu konularda şuan çok sıkıntı yaşıyorum neler yaptım sa bu şeytanın vesvesesinden kurtulamadım. Namazın, sohbetin tadı kalmadı. Ve genellikle küfre götüren konularda vesvese veriyor. Ben şeytanın bulaşmasının bir nedenini de kendi çapımda ufak tefek zikir çekmeme bağlıyorum.(kesinlikle övünme filan yok yanlış anlaşılmasın hastalığın teşhisi amacıyla söylüyorum) Muhsin İyi Bey olacak herhalde onun bir yazısını (zikir ile ilgili olması lazım) bitirememiştim ama orada bu konuya ait zikir çekildiği zaman şeytan musallat olur ve sonunda kişiler zikir çekmeyi veya diğer işleri bırakır diyordu.. Devamını okumadım (kesinlikle yanlış anlamayın zikir erbabı filan değilim ne haddime) acaba sizin de bu konu ile ilgili tavsiyeleriniz var mı? Şimdiden cevabınız için teşekkürler..
Aleykümselam muhterem Bilal Bey kardeşim. Siz sırat-ı müstekîm üzere olmasaydınız şeytan sizinle asla uğraşmazdı. Ancak şeytanın uğraşması zayıftır. Siz istemediğiniz sürece sizi asla hayır yapmaktan alıkoyamaz. Kalbinizde çok kıymetli bir hazine var. O imandır. Şeytan ise, iman hırsızıdır.
SORUNUZ:
Siz diyorsunuz ki; “Ben kendi kendime şöyle dedim “yalan söylemeyi beceremiyorum ki” gibi bir şey söyledim şüpheye düştüm acaba bunun içinde özenti veya beğenme oldu mu diye. Ve ardından vesvese geldi sen özendin veya beğendin diye. Şimdi ben de ters bir durum olmuş mudur. ( küfr muhabbeti) ”
Siz kalbinizle kötülüğe özenseydiniz kalbiniz de ikilik oluşmazdı. Kalbinizde ikilik oluştuğuna göre siz o kötülüğe özenmediniz. Ama şeytan sizi sıkıntıya sokmak için kalbinize öyle bir düşünce sevk etmektedir. Siz o durumlarda dilinizle veya kalbinizle veya vücut organlarınızla bir şey söylemediğiniz ve yapmadığınız sürece müsterih olunuz ki, siz iman üzeresiniz.
Zikir konusuna gelince ; kalbinizin derinliklerinden öyle ihlasla “Allah” deyiniz ki, onu ne melekler ne de şeytanlar asla bilemesin. Ki, bilmelerine imkan da yoktur. Onu ancak Allah bilir.
Ayrıca şunu da ekleyeyim ki, ihlasla yapılan ibadet ve zikirlere şeytanlar askıntı olamazlar. Zira o zikrin nuru onları yakıp kül eder. Ama ihlasla zikir ve ibadet yaptığını sanıp da tasavvuftaki bir takım hal, keramet ve zikirle meydana gelen zevklere ulaşmak için zikir yapanlara Muhsin Bey’in dediği gibi şeytanlar sıkıntı verirler. Böylece ihlassız zikir yapan kimse de, ihlasla yapmadığı zikri terk etmiş olur. Bunda “şeytanın ne kazancı olur?” denilirse; şeytan bir kimsenin ihlassız da olsa zikir çektiğini sevmez. Zira bir kimse o şekilde zikre devam ederse belki bir gün ihlasa erebilir ihtimali olduğu için şeytan buna fırsat vermek istemez.
Her şeyden önce ihlas çok önemlidir. İhlas; hiç bir beklenti olmadan yalnız Allah rızası için kulluk yapmaktır.
Zikir için kâmil ve mükemmil bir mürşide intisab ederseniz daha uygun olur. Her duyduğuna da bağlanma.
GERÇEK MÜRŞİTLERİN VASIFLARInı öğrenmek İÇİN ŞURAYI TIKLAYINIZ:
http://www.islamdergisi.com/genel/murside-teslimiyet-nasil-olmali/
Allahu Tealaya emanet olunuz.
Bekir Bey, Cevabınız için teşekkürler. Vesveseden bu aralar çok muzdaribim Rabbim kurtarsın. Demişsiniz ki ihlas ve Allah rızası için, belki sonuna kadar haklısınız ama bizde avam tabakasından insanlarız bazı şeyler bütünüyle Allah rızası için bazı şeyler ise ( 100 adet şu istiğfarı yap karşılığı şu şeklinde) cennet gibi şeyler ön planda olarak dan yapılıyor. Tabiki bunun içerisinde de Allah rızası vardır ama Yunus Emre gibi tam dizeleri hatırlayamıyorum “Ne yapayım cenneti birkaç huri birkaç köşk bana seni gerek seni ” diyemiyoruz.. Konuyu anlatabildim mi bilmiyorum belki bu mazeret değildir veya bunla çıkıp daha üstlere ilerlememiz gerekiyordur.. Tabiki aklıma şu geliyor Rabbim nasip etsin (tüm müminlere) Cennette olupda Rabbimin rızası olmamış tadı olmaz gibi geliyor. Neyse belki de dediğiniz gibi bir tarikata intisab edilse bu düşünceler değişebilinir. Ben size birkaç soru daha sorayım zaten sorularım da da şeytanın beni vesvese sonucu ne hale getirdiğini anlayabilirsiniz.
Soru-1 Diyelim ki birisi kredi ile ev aldı bu şahsa ne demek lazım;
-Yanlış olduğunu, keşke bulaşmamış olsaydın demeyi..( şimdi bunları anlayabilecek birine söylenebilinir fakat söyleyipde ters cevap alıp yada kişiyi günah sokacak cevap verecekse diye mahsurları var)
-Hayırlı olsun dense.. eee Haram karışmış nasıl olacak..
-Güle güle otur dense.. teşvik mi olur gibi
Acaba nasıl bir cevap versek de fıkha ters düşmese iki taraf da mağdur olmasa..
Soru-2 Şimdi klasik bir anlayış var ya “saygı duyuyorum” düşüncesi. Şimdi biz müslüman olarak mecusinin düşüncesine saygı duyabilir miyiz?
Soru-3 Ayrı bir soru ama kurban kesme mükellefiyetini anlatabilir misiniz?
Sorularıma cevaplarınız için şimdiden teşekkürler..
Muhterem Bilal Bey. Vesveseden kurtulmak için şunları tavsiye ederiz:
1- Allahu Tealanın Zatı ve Sıfatları hakkında düşünceye dalmamak.
2- Küçük abdest bozduktan sonra 40 adım gidip geldikten sonra en az bir kaç dakika daha beklemek.
3- Abdest alırken yüzü saç diplerine ve kulak yumuşağına kadar yıkamak.
4- Dirsekleri ve topukları ovalayarak kuruluk bırakmamak.
5- Banyoda gusül abdesti alırken küçük abdest bozmamak.
6- Sabah ve akşam en az üçer kez Muavezeteyn surelerini (Felak ve Nas sureleri)okumak
7- Ehl-i Sünnet itkadını bilip ona göre inanmak.
İHLAS KONUSUNUN TAM ANLAŞILMADIĞINI SANMAKTAYIM :
İhlas sahibi olmak için Yunus olmak şart değildir. İhlas; ibadetleri yalnız Allah rızası için yapmaktır. Zira Peygamber Efendimiz “Allah içinde beklenti olan ibadetleri asla kabul etmez buyurdular.” Yani; Allah rızası, ibadetin olmazsa olmazıdır.
Bunun için niyeti doğru yapmak yeterlidir. Niyet doğru değilse, gizli şirke düşülür.
SORULARINIZ ve CEVAPLAR:
1- Bir kimse bir şeyi kredi ile veya her ne ile aldı ise, ona alım-satımı için değil, aldıktan sonraki haline niyet ederek “Allah hayırlı eylesin ” denilir. Yani; “Allah tevbe ve helal kazanç nasip etsin” anlamı kast edilir. Bir kimseye Allah razı olsun derken bulunduğu ahval kast edilmez. Allah’ın o kimseyi razı olacağı kul derecesine erdirmesi kast edilir…
2- Kafirin küfrüne saygı duymak küfürdür. Onların küfrüne ve günahlarına değil, insani(kul) haklarına saygı duyulmalı. Buradaki saygı tazim anlamında değil, tanımak anlamındadır. Mecusi de olsa hiç bir inanç sahibi İslamı kabul etmesi için zorlanmamalı. İkna yolunu da terk etmemelidir. Tabi bu sözlü de olabilir, veya yaşayarak örnek olmak şeklinde de olabilir.
3- Kimler İçin Kurban Vacibtir:
Kurban Bayramında, Allahu tealaya yaklaşmak niyeti ile kurban kesmek hür, müslüman ve mukim(yolcu olmayan), hali vakti yerinde olan ve büluğa ermiş kimselere vacibtir. Bir yıllık geliri veya aylık geliri, ev ihtiyacını ve kul borcunu karşılamıyorsa, o kimse İmam-ı Muhammed’in içtihadına göre fakir sayılır. Fetvada buna göre verilmiştir.
Köle, mahkum, kafir, yolcu ve fakir olan kimselere vacip değildir.
NOT: Kurban için daha geniş bilgiye ulaşmak için alttaki adresi tıklayınız:
http://www.islamdergisi.com/genel/kurban-nedir/
Selamun aleykum hocam internete girmek biraz geç oldu. Öncelikle Kurban bayramınız mübarek olsun. Rabbim islam alemine ferahlık, juzur nasip etsin..
Vesvese ile ilgili tavsiyeleriniz şu tarzdaki vesveseler için mi önerdiniz yoksa hepsi için mi. Namazda rekatları şaşırmak veya abdest alırken şaşırmak gibi mi.. Benim vesveselerim imana taalluk eden konularda gelmekte şeytan durmadan küfre düştün veya başkasını tekfir etmekle bana vesvese vermektedir. Ben naçizane birkaç bir şey deniyorum ama benden kaynaklıdır herhalde çok etkili değil;
1-ihlas,felak ve nas surelerini okumak 3 kere
2- Eûzü billahis-semî’il alîmi mineşşeytânirracîm 10 kere
3-Enam suresinin ilk üç ayeti
4-Haşr suresi
5-Subhanel melikil kuddusil hallakil fe’al (7 defa okunacak)* In yeşe yüzhibküm vc ye’ti bi halkın cedidin ve ma zalike alellahi bi aziyz .
6-V.s. dualar
Tabiki bunların bazılarını sürekli bazılarınıda kesik kesik yapmaktayım ama şeytan yine de vesvese vermeyi bırakmadı Rabbim kurtulmayı nasip etsin çünkü namazların tadı kalmadı ve internetten sohbet dinliyordum onları da korkudan dinliyemiyorum.. Neyse duanızı beklerim.. Bu arada bir iki soru daha sorayım size;
Soru-1 “Bismillâhillezi lâ yedurru ma’asmihi şey’ün fil erdi ve lâ fissemâi ve hüves-semi’ul alim” dua mıdır ayet midir. Niçin soruyorum adet halindeki bir kadın bunu okuyabilir mi diye?
Soru-2 Kiliseye merakdan dolayı girip çıkma konusunda mahzur var mı?
Şimdiden çok teşekkürler Allah’a emanet olun..
Muhterem Bilal Bey. Sizlerin de Kurban Bayramı mübarek olsun. Rabbim hepimiz için hayırlara vesile kılsın.
Vesvese ile ilgili tavsiyelerimiz hem ibadetlerde ve hem de iman konusunda oluşan vesveseden kurtulmak içindir. Yapılan dualar ne türlü çok olursa olsun tavsiyelerimle ilgili 8 madde içinde bulunan lar uygulanmazsa bir yararı olmaz.
Vesveseden kurtulmak için tavsiye:
1- Allahu Tealanın Zatı ve Sıfatlarının hakikatı hakkında düşünceye dalmamak.
2- Küçük abdest bozduktan sonra 40 adım gidip geldikten sonra en az bir kaç dakika daha beklemek.
3- Abdest alırken yüzü saç diplerine ve kulak yumuşağına kadar yıkamak.
4- Dirsekleri ve topukları ovalayarak kuruluk bırakmamak.
5- Banyoda gusül abdesti alırken küçük abdest bozmamak.
6- Sabah ve akşam en az üçer kez Muavezeteyn surelerini (Felak ve Nas sureleri)okumak.
7- Dua ve sureleri yanlış okumamak için tecvid ilmini öğrenmek.
8- Şeytanın şerrinden ve zararından korunmak için mühlikât (iman ve amelleri yok ediciler) ve doğru îtikâda, yâni Ehl-i sünnet îtikâdına sâhip olmak ve lâzım olan din bilgilerini öğrenip, bunlara uymak gerekir. İnsan İslâmiyete uyduğu müddetçe şeytanın, nefsinin ve kötü arkadaşın şerrinden korunabilir.
NOT: Mühlikat için tıklayınız: http://www.islamdergisi.com/akaid/dinden-cikaran-sozler/
Ehl-i Sünnet Vel-cemaat İtikadı İçin Tıklayınız: http://www.islamdergisi.com/genel/ehl-i-sunnet-itikadi/
Bütün bunlara rağmen vesvese yine de oluşursa şu düşünceyi vird edinmenizi tavsiye ederim:
İmamı Rabbani hazretleri alemi şöyle ifade ederler: “Hem ez ost” (Her şeyin yaratanı Allah’tır). Zira şeytanı ve onun vesvesesini yaratan Allahu Tealadır. O halde aklınıza hayalinize gelen her türlü olumlu ve olumsuz düşüncenin mucidi yaratanı Hazreti Allah’tır. Peki aklımıza; “Allah bu düşünceleri niçin yaratıyor?” diye bir soru gelecek olursa, Allah kulunun samimiyetini kendisine göstermek için bu vesveseleri şeytan vesilesi ile yaratmaktadır.
“Bismillâhillezi lâ yedurru ma’asmihi şey’ün fil erdi ve lâ fissemâi ve hüves-semi’ul alim” dua mıdır ayet midir. Niçin soruyorum adet halindeki bir kadın bunu okuyabilir mi diye?
“Bismillâhillezi lâ yedurru ma’asmihi şey’ün fil erdi ve lâ fissemâi ve hüves-semi’ul alim duasını Sabah 3 kere okuyana Akşama
kadar, Akşam okuyana da, sabaha kadar hiç bela gelmez.)
[İbni Mace]
Bu dua İbn-i Mace’de geçen hadisi şeriftir. Lohusa ve ay halindeki bayanlar okuyabilir. Velev ki Kur’an’da geçen duaları Kur’an olarak değil de, dua olarak da okuyabilirler.
DUANIN MANASI:
Yüce ALLAHın İsmiyle hareket ederim o yüce ALLAH ki O nun mubarek ismiyle hareket edildiği vakit yerde ve gökte hiçbirşey okuyana zarar veremez O yüce ALLAH her şeyi en iyi işiten ve en mükemmel bir şekilde bilendir.
Soru-2 Kiliseye merakdan dolayı girip çıkma konusunda mahzur var mı?
Mahzur yoktur ama bir fayda da yoktur. Ancak orasını beğenen küfre girer.
hocam facebooktaki avret yerleri açık kız veya erkeklerin fotoğraflarını beğenmek (beğen butonuna tıklanıyor) Günahı beğenmekten küfür mü olur? Yoksa amacamı bakar?
Sayın Bekir Bey. Beğenmek; hoşlanmak anlamında olursa, o durumda haramların haram olduğunu kabul edip nefse tabi olarak beğenmek haramdır. Ancak beğenmek takdir etmek o işin her anlamda doğru olduğunu kabul ederek beğenmek ise küfürdür. Özet olarak haram olan şeyleri mübah kabul etmek ve küfür olan şeyleri doğru kabul ederek beğenmek küfürdür.
Selamün Aleyküm hocam;
hocam uzun süredir dinlediğim şarkıda şöyle sözler geçmekte:
tek inandığım şeysin
yaşarken sadece sana ihtiyacım var
aradığım cennetsin
yaşıyorken sadece seni özlüyorum
vesveselendim ve sorayım dedim bu şarkı aşk şarkısı adam abartmış fakat küfre sokarmı hoşuna giderek dinleyeni ? Şimdiden teşekkür ettim.
Sayın Bekir Bey sözünü ettiğiniz:
“tek inandığım şeysin
yaşarken sadece sana ihtiyacım var
aradığım cennetsin
yaşıyorken sadece seni özlüyorum ”
bu şarkının sözleri, Allah’tan başkasına tapmayı içerdiği için, isteyerek dinleyeni küfre sokar.
Tekrar Selamün Aleyküm hocam;
verdiğiniz bilgi için teşekkür ederim. Fakat bu sözler ‘tapma’ anlamında değilde aşka verdiği ‘değer’ yani sadece senin aşkına güveniyorum manasında aşkını anlatmak için abartma kullanılmış.
eğer durum böyleykende küfür olacaksa bu sözleri şarkıdan çıkartıp dinlemek yine küfre sokarmı ?
birde sadece seni özledim, sadece sana güveniyorum gibi sözlerde normal hayatta kullanılan sözler bunları sarf etmekte sakıncalımı? Yani ben birine Hayatta iken sadece seni özledim sana güvendim inandım desem küfremi girerim? Burada amacım Allahı bu olayın dışına itmek olmasa bile..
Birde günümüz film ve dizilerde küfür ve şirk içerik oluyor bu filmleride ağzımız açık izliyoruz diyebiliriz yeni nesil böyle bir durumda eğer hoşumuza giden bir filmde o küfür olan kesimi filmden keserek izlesek küfür olurmu?
şimdiden saolun
Aleyküm selam muhterem Bekir Bey. O şarkının sözleri küfrü açıktır. Bunu başka türlü anlamamız mümkün değildir. Aşk için kullanılan başka nice sözler vardır. Aşağıdaki sözleri mecazi olarak dahi kullanmak mümkün değildir. Bu sözlerden bazıları değiştirilerek dinlenebilir.
“tek inandığım şeysin
yaşarken sadece sana ihtiyacım var
aradığım cennetsin
yaşıyorken sadece seni özlüyorum ”
“Tek inandığım şey” derken, başkaları yok sayılmaktadır. Nerede Allah’a ve Rasulüne olan inanç? Sadece ona ihtiyacın olması dahi küfür olarak yeter. Zira Allah Es-Samed’tir. Herkes O’na muhtaçtır. Aranılan cennet ne demek? Allah’ın cennetinden başka cennet mi var? Oysa ki kadını da ondan hasıl olan her türlü zevki de Allah yaratmaktadır. Onlar sadece bal şerbetini taşıyan kâselerdir. Kaldı ki o kâseleri de yaratan yine Allah’tır.
Diyorsunuz ki; “Bir de sadece seni özledim, sadece sana güveniyorum gibi sözler de normal hayatta kullanılan sözlerdir. Bunları sarf etmekte sakıncalı mı? Yani ben birine Hayatta iken sadece seni özledim sana güvendim inandım desem küfre mi girerim? Burada amacım Allahı bu olayın dışına itmek olmasa bile..”
Bu sözleri söylerken “Allah’a ve yaşayanlardan sana güvendim” veya eski büyüklerimiz bu tür sözleri sarf ederken “evvel Allah’a sonra sana güvendim ” derlerdi. Bu anlamında dahi söylemek küfre sokmaz. Sakıncalı sözleri söylememek daha uygundur.
Küfür ve şirk içeren filmleri seyir eden kimse, onların küfürlerini hoş görmezse veya desteklemezse küfre girmez. Bu durumlara dikkat etmek ise oldukça zordur. Çamurda yürüyüp de çamura bulaşmamak ne kadar mümkündür?
teşekür ettim hocam o şarkıya tevbe ettim ve bidaha dinlememeye karar verdim. Birde ben bu şarkıyı kafeteryası olan bi arkadaşada önermiştim oda orada çaldırıyor olabilir bu şarkıyı ondan silmesini istesem sileceğini pek sanmıyorum günaha ortak olmamak için ne yapmam lazım şarkı ingilizce insanlar anlamıyor ama hoşlarına gidebilir.
Birde şapkaya küfür diyen hocalar var bu doğrumudur benim bahsettiğim şapka yazın güneşten korunmak için giyilen türden?
Arkadaşınıza yalnızken ve kendini iyi hissettiği zaman durumu bir kere hatırlatmanız yeterli olur. Yapmazsa sorumluluk kendisine aittir. İnsanlar manasını anlamadığı şarkı ve sözleri ne olduğunu bilmeden tasdik etmeleri vebaldir. Ancak tercüme eden kasten çarpıtarak yanlış tercüme ederse, sözleri küfür ve şirk olsa dahi sorumluluk tercüme edene aittir.
Şapka giymek küfür değilse de hoş da değildir. Sadece zaruret olduğunda güneşten korunmak amacı ile giyilebilir.
Selamun Aleykum tekrardan sorularımla sizi rahatsız edeceğim hakkınızı şimdiden helal edin.
Bugün bir sohbet dinlerken ehli sünnet itikadı konusu denk geldi ve ben kendi kendime ehli sünnet itikadı dışındakiler cehenneme girecek dedim. (Vaazı veren hocanın herhangi bir hatası yok) Bu 73 fırka muhabbetinde ehli sünnet itikadı dışındaki 72 fırkayı düşünerek bu lafzı söyledim kendi kendime. Araştırdım biraz, bariz konular dışında hatası (itikad konusunda) olanlarda girebilecekmiş. Ben bu yargıya varırken (yani kendi kendime hüküm verirken) benim bilgim kapsamında örneklersek amentüye inanmayanları, elfazı küfür kelimelerini söyleyenleri kastettim. Bu konuda ben acaba ters bir duruma ( Allah muhafaza küfür gibi) düşmüş olabilir miyim?
Ayrıca ehli sünnet itikadı konusunda Ahmet gümüşhanevi hazretlerinin eserini okumak sizce nasıldır. yeterli mi dir.
Cevaplarınız için şimdiden teşekkürler..
Muhterem Bilal Bey aleyküm selam. Bilinmelidir ki biz, makul hiç bir sorudan rahatsız olmayız ve seviyeli tüm okuyucularımıza hakkımız helal olsun…
Sorularınız cevabına gelince; 73 fırkanın 72 ikisinin cehenneme gireceğini Peygamber Efendimiz buyurmuşlardır. Sizin öyle düşünmeniz de isabetli olmuştur müsterih olmalısınız. Ehli sünnet itikadında olanların da sevap ve günahları tartılacak, günahları sevaplarından ağır gelenler, belli bir süre cehennem de kalacaklardır. Ehli Sünnetten olmayıp da küfre ve şirke düşmemiş bidatçiler ise, uzun süre cehennemde kalacaklardır. Şia gibi.. Diğer sapık mezhepler ise bunların büyük çoğunluğu küfür ve şirk ehlidir ki, bunlar cehennemden hiç çıkmayacaklardır.
Amentünün birine veya birisinin içeriğinden birine dahi inanmayan kafirdir. Elfazı küfür konusu ve ehli sünnet itikadı amentünün teferruatıdır. Dediğiniz kitabı ve başka kitapları okumanız daha güzel olur. Ancak şimdilik onlara ulaşamazsanız isalam dergisi sitemizdeki Ehli sünnet itikatı için şu adresi tıklayabilirsiniz:
http://www.islamdergisi.com/genel/ehl-i-sunnet-itikadi/
Elfazı küfür konuları hakkında bilgi edinmeniz için islam dergisinde bulunan aşağıdaki adresi tıklayabilirsiniz:
http://www.islamdergisi.com/akaid/dinden-cikaran-sozler/
Öncelikle cevabınız için teşekkürler. Benim aklımdan geçen veya söylediğim sorumla ilgili ebediyyen cehennem gibi düşündüm. Acaba doğru mu? Doğru değilse sıkıntı oluşur mu? Sorularım da belki çok ufak detaylara giriyor olabilirim fakat uzun zamandan beri şeytanın vesvesesi altındayım. Rabbim inşaallah kurtulmayı nasip eder. Soru sorma muhabbeti açılmışken izninizle birkaç soru daha sorayım;
Soru-1: Bazı zaman haberlerde filan yabancı memleketler de afet olayları filan oluyor bunlar için nasıl temenni de bulunmak lazımdır.
Soru-2: Bildiğim kadarıyla Peygamber efendimizden sonra gelen tüm insanlık onun ümmeti oluyormuş. Davete icabet edenler ümmet-i icabet, diğerleri ise ümmeti davet oluyormuş. Şimdi biz dualarımız da ümmeti Muhammed diye dua ediyoruz sıkıntı oluşuyor mu?
Böyle bir işe herhangi bir maddiyat beklentisi olmadan zaman ayırdığınız için Allah sizden razı olsun. Selamlar.
Muhterem Bilal Bey. Diyorsunuz ki;
“Benim aklımdan geçen veya söylediğim sorumla ilgili ebediyyen cehennem gibi düşündüm. Acaba doğru mu? Doğru değilse sıkıntı oluşur mu? Sorularım da belki çok ufak detaylara giriyor olabilirim fakat uzun zamandan beri şeytanın vesvesesi altındayım.”
CEVAP 1: Vesvese bilgi eksikliğinden oluşur bazen. Başkalarının ahvali üzerinde fazla durmazsanız o durumdan kurtulabilirsiniz inşallah. Öncelikle kendimizi o gibi tehlikeli sözlerden uzak tutmalıyız. Sorularınıza gelince;
Yabancı memleketler de meydana gelen afetlere bir insan olarak üzülürüz. Çünkü onların içinde günahsız çocuklar da bulunmaktadır. Müslüman olmayan tüm insanların hidayeti için dua etmeliyiz. Hidayete ermek istemeyenlerin şerlerinden de tüm Müslümanların korunması için Allah’a dua etmeliyiz.
CEVAP 2: Ümmeti Muhammed’e dua ederken, kastımız Ümmet-i İcabet olmalıdır. Allah’a emanet olunuz. Selamlar.
Ben bir soru soracaktım. Gusül alırken ağza , burna su vermeden önce vücudu kurulasak abdest kabul olur mu?
Sayın Safa, ağıza ve buruna su almayı unutup da banyodan çıktıktan bir süre sonra bu durum aklınıza gelirse, tekrar gusül abdesti almanız gerekmez. Sadece ağzınıza ve burnunuza su alırsanız gusül abdestiniz tamam olur. Bu durum diğer uzuvlarınızdan bir kısmını yıkamayı unutsanız da yeni baştan gusül abdesti almanızı gerektirmez. Yalnız o kuru kalan yeri yıkarsanız gusül abdestiniz tamam olur.
Hocam ailemle alakalı bir konuda bana bir fikir verir misiniz? Hocam şu anda ikamet ettiğim yerde yerleşik bir düzenim var. Evim herşeyım düzgün. Komşularım çok iyı. Büyük oğlum bu sene sakarya üniversitesını kazandı ben bu durumda büyük oğlumla gidip şu andaki düzenimi bozacağım. Küçük oğlum abisinden başka, bende dahil kimseyi saymıyor. Kardeşlerım ailemle birlikte olmamızdan yanadır. Ne doğru olabilir sizce? Allaha emanet olunuz Bekir hocam.
Sayın Fatma Zehra hanımefendi. Küçük oğlunuzun yaşını bilmiyorum ama; anladığım kadarı ile erkek çocuklarda ergencelik denilen belli yaşlarda yaşanılan bazı hırçınlık halleri vardır. O yaşlarda erkek çocuklar daha hırçın olurlar. Bu durum geçicidir. Sabırla, mülayemetle davranınız. Hep alttan alarak doğruya yönlendiriniz.
Sakın başka çocukları örnek göstererek; “falancanın oğlu senden daha iyidir” diyerek yönlendirmeye kalkmayınız.. Üniversite için büyük oğlunuzun yanında bulunmanız elbette onun açısından daha iyi olur. Bilhassa gençler için aile ortamından kopuk olarak yaşamanın sakıncaları çoktur.
Size ve çocuklarınıza Allahu Tealadan huzur dolu başarılı günler dilerim.
Değerli hocam verdiğiniz cevaplar o kadar güzel ki, çok faydalandığımı söyleyebilirim. Keşke çocuklarımı internet meraklısı olmaktan kurtarabilseydim sizin yazılarınızı ömrümün sonuna kadar okumak bilgilenmek isterdim fakat; bilgısayar kırıldığı için sevinen tek insan değilimdir. Kardeşimin bilgısayarından yazıyorum fakat sizin yazılarınızdan mahrum kalacağım üzgünüm. Çok dini kitap okuyan bir insan olmama rağmen sizin cevaplarınız daha mantıklı olarak insanın anlamasını sağlıyor. Keşke bir gazetede yazılarınız olsada herkes faydalansa. Bu devrin çocukları kitap okumaktan aciz kolayı tercih ediyorlar. Bilgısayardan bır düğme ile ulaşıyorlar. Ben sizi Allah’a emanet ediyorum bu faydalı çalışmalarınızın devam etmesini diliyorum. Doğru kullanmasını öğrendıklerınde yaptırcam ekranını o güne kadar görüşmek üzere. Rabbimden diliyorum ve sizi tebrik ediyorum ne zaman çocuklarım bilinçlenirde bilgısayar.. Allah’a emanet olunuz.
Sayın Fatma Zehra Hanımefendi, hakkımızda bulunduğunuz iltifatlarınıza memnun oldum. Yazdıklarımızın İnşaallah Rabbimizin rızasına uygun olmasına ve okuyucularımızın azami şekilde faydalanmalarına çalışmaktayız. Siz değerli okuyucularımızın takdirleri ve duaları ile Rabbimiz bizi hep doğruları yazmaktan ayırmasın.
Çocuklarınızın bilgi düzeyleri şimdilik bizim her yazdığımız makaleleri algılamaya uygun olmayabilir. Daha çok menkıbe türünden olan yazılarımızı okumalarını tavsiye ederim.
Yazılarımızın gazetelerde yayınlanmasını düşünmektesiniz. Belki o da olabilir ama şu anda bizim sitemize dünyanın her yerinden günlük yüzlerce insan girip yazılarımızı okuyorlar. Amerika, Almanya, Fransa, Kırgızistan, Japonya gibi daha nice ülkelerden İslam Dergisi’ne giriş yaptıkları görülmektedir. Halbuki bir gazetede yazsam okurlarım sadece Türkiye ile sınırlı kalır ve yazımızı günlük takip edenler bu kadar da olmayabilir. Zira insanların bir çoğu bir gazeteyi çok çeşitli sebeplerle almaktalar. Bizim sitemize giriş yapanlar ise doğrudan bizim yazılarımızla muhatap olmaktalar.
Çocuklarınızı bilgisayardan tamamen alıkoymanız mümkün olmayabilir. Sizden habersiz olarak bir arkadaşının cep telefonundan veya bir cafeden girebilirler. Bize göre en uygunu kontrollü olmalı. Bilgisayarınıza zararlı sitelere girmemeleri için şifre koydurabilirsiniz. Çocuklar için günlük belli bir zaman ayırıp, onun dışına çıkmalarına izin vermeyebilirsiniz.
Sayın Fatma Zehra Hanım; “Yazılarımda hatalar var kusura bakmayın çocuklar beklediğinden dıkkatlı yazamadım.” diyorsunuz. Bizce imla hatası önemli değil. Siz sayın okurlarımızın hüsnü kabul ve alakaları bizim için çok önemlidir. Siz değerli okurlarımızın bizim yazdıklarımızı takip etmesi bizi yeteri kadar onurlandırmaktadır. Ayrıca buradan tüm saygıdeğer okurlarımıza bu vesile ile teşekkürlerimi arz ederim.
Günlük makalelerimizi takibe devamınız temennisiyle,
Allah’a emanet olunuz.
sayın hocam ben üzerimde hakkı olanlarlar helalleşmek istiyorum ama bazı kişiler oturduğumuz yerden taşınmışlar başka şehirlere telefonla veya internetten konuşarak helalleşebilirmiyiz ???
Sayın İsmail Beyefendi. Helalleşmek dinimizin emridir. Bunu yapmakla Rabbimiz size büyük sevaplar veririr inşallah.
Sorduğunuz soru üzerine cevaben deriz ki:
Telefonla veya mektupla veya internetle de helalleşmek mümkündür. Allah’a emanet olunuz.
çok teşekkürler allah sizden razı olsun
hocam çok değerli vaktinizi alacam ama bir sorum olacak yanıtlarsanız çok sevinirim .Öncelikle kendi durumumu aktarıyım sizlere : Ben bir denizciyim ve işim gereği bir gemiyle sefere çıkıyorum bu sefer de yaklaşık olarak 5 6 ay sürüyor .Namazlarımı seferi mi yoksa normal mi kılmalıyım? Bu konuda aydınlatırsanız bizleri çok sevinirim , Allah razı olsun sizlerden …
HOCAM BEN ZEKATLA İLGİLİ SORU SORACAĞIM.BİR MİKTAR ALTINIM VAR,FAKAT ALTININ 5 KATI KADAR BORCUMUZ VAR.ALTININ ZEKATI DÜŞER Mİ?TEŞEKKÜR EDERİM
Sayın Ayşe Hanımefendi anlattığınız durumda size zekat düşmez.
Muhterem Hocam, ismi azam duası ve duhan suresini okumanın faydaları nelerdir? ben daha önceleri baş örtüsü konusunda örtünmenin olmadığını savunurdum ama, gece ruyamda nur suresini aç oku diye bir sesle uyandım. Açtım baktım böyle bir şey varmı dıye olduğunu gördüm ya hocam, imanımın ve itikatımın olduğundan eminim fakat dini konularda cahil olabilirim. Size sorum örtülerinizi omuzlarınıza kadar örtun gıbı ifade var baş kelimesi yok. Ben çok açık gıyıp kendimi deşifre etmekten haya ederim asla açık gıymem fakat bu başımı kapatmam çok zor. Ne yapmam lazım? Makyaj yapmak günah mı? Oğlum Allah’ın verdiği suratı beğenmiyor musun da makyaj yapıyorsun dıyor 12 yaşındakı oğlum.
Sayın Fatma Zehra Hanımefendi, ismi azam duası ile yapılan duaların daha çabuk kabul edileceği rivayet olunur. Duhan suresini okumanın fazileti büyüktür. Geceleyin okuyana 70 bin melek affı için dua ederler.
Sorularınıza cevaben deriz ki;
Allahu Teala Kur’an’da başörtüsü konusunda buyuruyor ki,
-“ Vel-yedribne bi-Humurihinne alâ cuyûbihinne” mealen: “O mü’mine kadınlara söyle baş örtülerini yakalarının üzerlerine kadar örtsünler”( Nur S. Ayet:31)
Yeri gelmişken; “Kur’anda başörtüsü yoktur.”diyen münkirlerin yanıldıklarını belgelemek için, yukarıdaki ayet mealinin orjinalinde geçen “Humur”kelimesinin bütün ehl-i sünnet alimlerinin tercümelerinde ve tefsirlerinde ve bütün arabça sözlüklerde “başörtüleri “olarak geçmekte olduğunu belirtelim. Tekil isim de ise; hımar=başörtüsü demektir.
Bu ayeti kerime bizlere, kadınların Allah’ın örtünme emrini uyguladıkları takdirde, bir çok rahatsız edici durumlardan kurtulabileceklerini haber vermektedir. Bir başka ayette;
“Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin hanımlarına söyle (evden çıkarlarken) üstlerine vücutlarını iyice örten dış elbiselerini giysinler. Bu, onların tanınıp eziyet edilmemelerine en elverişli olandır.”
(Ahzab suresi ayet: 59)
Sayın Fatıma Hanımefendi, örtünme Allah’ın emridir. Bunu tartışanlar “Biz Allah’a inanıyoruz” deseler de Müslüman değildir. Örtünmeyi hakir görenlerden uzak olmak Allah’ın rızasına daha uygundur. Müminler ancak; Allah’ın rızasına önem verir. İnkarcıların kınamalarının asla bir değeri olmamalıdır. Başörtüsü kadının güzelliğine gölge getirmez. Bilakis onu daha da saygın ve daha güzel kılar. Tesettürlü kadınlarla ilişkiyi artırmak ve onlara yakın olmak örtünmeyi kolaylaştıracağı inancındayım. Bir kadın Allah rızası için başını örter ve testtüre riayet ederse, 24 saat ona farz sevabı yazılır.
Makyaj konusunda esas olan sadelik ve temizliktir. Abdest suyu cildin en güzel dostudur. O makyaj malzemeleri. Ne olduğu belli olmayan o kimyasal maddeler.. Her gün yüzlerce TL ödeyerek araba boyar gibi tertemiz yüzleri kirleten o maddeler, ciltleri daha çabuk yaşlandırmaktan başka neye yarıyor ki? Nice anneler vardır ki 70-80 yaşlarında oldukları halde 55- 60 yaşındaki makyajlılardan ciltleri daha temiz ve düzgündür. Kadınlar ancak eşlerine karşı süslenmesi gerekirken günümüzün kadınları, eşlerine değil de başkalarına karşı süslenmektedirler. Bu da şeytanı mutlu etmektedir.
Fatıma Zehra Hanımefendi, hepimiz bu dünyaya Allah’a kulluk yapmak için gönderildik. Bu dünyanın süsü de, güzelliği de çok çabuk geçmektedir. Gençlik bir göz açıp kapayana kadar geçip gitmektedir. Akıllı olan bir kimse bu faniliğin farkına varıp dünyanın aldatıcı cazibesine kapılmaz. Allah’ın helal kıldıkları şeyler haramlardan çok çok daha fazla ve çok çok daha yararlıdır. Sizleri müstesna tutarak derim ki; günümüz insanlarının bir çoğu zararlı ve pis olan haram şeylere çok büyük paralar ödeyerek cehennemi satın alıyorlar. Yani cehennem çok pahalıya maloluyor dersek mübalağa olmaz.
BİRAZ TASAVVUF:
İnsanın içinde bir nefis ve bir de ruh vardır ki ikisinin aşkı da birbirine zıttır. Bunların her biri diğerini kendi tarafına çekmek ister.
Nefsin ruhla mücadelesi, ruhun nefsi yüce mertebe mutmeinne makamına yani; evliyalık derecesine yükseltmesine kadar sürer ve nefis orada Allah’ın nurunun güzelliğini gördüğünde Allah’a sonsuz bir aşkla aşık olur ve dinsiz olan nefis dört dörtlük Müslüman oluverir de olumsuz yöndeki iç muhalefet biter…
Ruhun nefisle mücadelesi ise, nefsin ruhu aşağıların aşağısı olan firavunluk derecesine düşürünceye kadar devam eder. Ruh aşağıların aşağısına düştüğünde ise bir daha asla iflah olmaz ve kalp mühürlenir ve tam bir firavunluk çukuruna düşüverir. O vakit ise, içerideki olumlu muhalefet biter. Artık o kimsenin içinde iman ışığı asla yanmaz.
Nefis hep aşağılık şeylere aşıktır ve aşağılıklara eğilimlidir. Ondan dolayı hep kötülüğü ister. Ruh ise, Allah’a sevdalı olduğu için hep yükseklere ağmak ister. Bu sebepledir ki ruh, Rabbinin rızasını gerektiren işleri yapmak ister çünkü ondan beslenir. İnsan bu ikisinden hangisinin isteğini yerine getirirse o beslenir diğeri cılızlaşır. Sürekli nefsin isteğini yapanların nefisleri firavunlaşır ve hiç bir iyiliği kabul etmeyecek hale gelir. Artık o kimseye ibadetleri yapmak olabildiğince ağır gelir. Sürekli nefsin isteklerini yapanın nefsi, Allah’ı inkar etme çukuruna düşer ve sonsuza dek oradan bir daha asla çıkamaz.
Eğer ki insan ruhun istekleri olan Allah’ın rızasını gerektiren işleri yaparsa ruh güçlenir ve nefis cılızlaşır. Kul artık yaptığı ibadetlerden zevk almaya başlar ve ibadetleri yapmak zevk haline gelir. Kalbe ilahi ışık bir kez girdi mi orada gerçek Allah aşkı başlar ki diğer sevdalar ışıkken gölgeye döner. Daha önce var olan iç kargaşa yerini iç barış denilen sonsuz huzura terk eder…
Hak gelir batıl zaile düşer.
Allah’ın rahmet ve feyzi üzerinize olsun.
Ben bu yeryüzünün en şanslı insanlarından birisiyim. Neden diyecek olursanız, ben Rabbimden razıyım evlat olarak ailemi anne babamı üzmedim. Evlatlarım da ergenlik dönemi haricinde beni hiç üzmediler. Ne maddi ne de manevi hiç bir sıkıntım yok elhamdülillah. İnsan daha ne ister ki?
Sağlıklıyız da inşallah, Rabbim de benden memnundur. Yalnız benim tek sıkıntım, namaz konusun da. Kılmak istiyorum, sabahı kılsam komşum geliyor, öğlenı kaçırıyorum. Yani bir gevşeklik var. İnsan huşu içerısınde ve şevkle namaza koşmak ıstıyorum. Ne yapmalıyım? Sizi Rabbime emanet ediyorum muhterm hocam.
Sayın Fatma Zehra Hanım, Allahu Teala şükür ve mutluluğunuzu daim eylesin. Bunlar güzel şeylerdir ancak gerçek mutluluk ahiret saadetidir. Allahın veli kulları fırtınalı havadaki okyanusun derinlikleri gibidir. Onların yüzeyi dalgalı olsa bile derinlikleri hep sakin ve durgundur.
Gerçek mutluluk, hiç sıkıntı yaşamamak değil, bilakis gerçek mutluluk Allah’a iyi bir kulluk yapmanın paralelindedir. Gerçek mutluluk Allah’ın emirleri olan farzları yapmak ve haramlardan kaçınmakla elde edilir.
Namaz konusuna gelince; namaz konusunda ciltlerce kitap yazılsa yine de onu tam ifade etmiş olamayız. Zira namaz müminin ruhani mi’racıdır. Namaz dinin direğidir.
Peygamber Efendimiz Kıyamette imandan sonra namazdan sorulacağını, namazı doğru kılanların ise, diğer hesaplarının da kolay geçeceğini bildirmiştir…
Allahu Teala Kur’an’da; “Namaz ancak Allah’a derinden saygısı olanlara ağır gelmez” buyurmaktadır.
Huşu ile namaz kılabilmek için namaza durduğumuzda Allahın huzurunda olduğumuzu, biz O’nu göremesek de, O’nun bizi hep gördüğünü hatırlayarak namaz kılarsak huşu ve hudumuz oluşacaktır inşallah. O zaman kıldığımız namaz bize ağır gelmeyecektir… Ayrıca Kur’an’ı tecvitli olarak okursak kıldığımız namazlar daha faziletli olacaktır. Amelleri bir fare gibi kemiren gıybetten de uzak durmak gerekir.
Allah’ın feyiz ve bereketi üzerinize olsun.
Alevilik mezhebinde oruç ve namaz yok, Alevilere müşrik gözüyle mi bakmak gerekiyor? Bir Hanefi veya Şafi kızı Aleviyle evlenebilir mi?
Sayın Noks, oruç ve namaz Kur’an’da bulunan hükmü açık ayetlerle belirlenmiş Allah’ın emirleridir. Ehl-i Sünnet inancına göre kim oruç ve namazı yok sayarsa onlar Müslüman değildir. Onlara kız verilmez. Onlardan alınacak kızlar da Kur’an ve Sünnete göre itikat etmeleri şarttır.(Maturidiyye İtikadı)
Şafi veya Hanefi kızı, o inançta olanlarla evlenmesi haramdır. Kim haramı helal sayar veya önemsemezse İslam’dan çıkmış olur. (El-Fâz-ı Küfür)
Cevabınız için teşekkür ederim hocam peki Kur’an da kelime-i şehadet getirmiş insanlar müslümanlığa geçmiş müslümanlığı kabul etmiş dini benimsemiş insanlar olarak nitelendirilmektedir bununla ilgili ayetlerde bulunmaktadır buna karşın kelime-i şehadet getirip de namaz kılmayan ve oruç tutmayan bir insan nasıl müslüman değildir?
Sayın Noks, Kelime-i şehadeti kalbiyle tasdik edip ve dili ile söyleyen kimse Müslümandır. Hatta bazı alimler kalbin tasdik etmesini bile yeterli bulmaktadır.
Kelime-i şehadeti söylemek, dini toplu olarak kabul etmektir. Farzları farz, haramları haram kabul etmemek ise, bir şeyi toplu olarak kabul edipte detaylarını inkar etmek anlamına gelir ki, bu da Kur’an’a ve Sünnete göre iman etmemiş sayılmaktadır.
Bir kimse namazın farz olduğunu kabul etse ve kılmadığı için üzülse ve bir gün namaz kılmaya başlamak niyetinde olsa bu kimse Müslümandır. Diğer farzları da böyle kabul etmek gerekir… Yine bir kimse içkinin haram olduğunu kabul etse ve içki içtiği için üzülse ve günaha girdiğine inansa ve bir gün bırakmak niyetinde olsa, bu kimse de Müslümandır.
Bir kimse hiç içki kullanmadığı halde içkinin günah olduğunu veya namazın veya ramazan orucunun farz olduğunu kabul etmese Allah bu kimsenin kelime-i şehadetini kabul etmez. Ta ki o tür yanlış inancından vazgeçinceye kadar.
Vesselam.
Hocam öncelikle detaylı cevabınız için teşekür ederim mahsuru yoksa birkaç soru daha soracam.Alevi mezhebiden bir genç namaz kılıp oruç tutmuyor ancak kelime-i şehadetini tüm kalbiyle tasdik edip allahın varlığına inanıyor çünkü hiçbirşey kendiliğinden bu kadar mükemmel olamaz ve hiçbirşey olmadan bu kadar mükemmel bir düzen olamaz buna karşın namaz ve orucun farz olduğunu bildiği halde namaz kılmıyor ise ancak bunda aile yapısınında büyük bir payı varsa daha açık söylemek gerekirse alevi ailesi namaz kılmasına pek olumlu bakmıyorsa bu kişi Allah katında gayrimüslim midir? Bu kişinin bir hanefi veya şafi kızıyla evlenmesinde bir mahsur olurmu yani daha açık sormak gerekirse hanefi ailesi bu kişiyle kızını evlendirebilirmi ?
Sayın Noks, sözünü ettiğiniz genç sözünü ettiğiniz şekilde ve durumda inanıyorsa, o kimse Müslümandır. Ancak evlilik konusu oldukça ciddi ve sorumluluk gerektiren bir gerçektir. Hadi diyelim ki bugün ailesinden çekindiği için inancını gizledi ve sünni bir kızla evlendi. Peki ileride çocuklar olduğunda çocukların durumu ne olacak? Allahu teala Kur’an’da ;
-“Yâ eyyühellezîne âmenû kû enfüseküm ve ehlîküm nârâ.” mealen;(Ey iman edenler, kendinizi ve aile bireylerinizi günahtan koruyunuz.) diye buyurmaktadır. Kendisini günahtan koruyamayan bir baba, aile bireylerini günahtan ve İslam’a karşı olan akrabalarından nasıl koruyacak?
Eğer bu kişi gerçekten iman etmişse, Eshab-ı Kiram gibi zorluklara karşı koymasını bilmeli ve ona göre çizgisini çizmelidir. Aksi durumda, sonsuz pişmanlık kapılarının açılmasının önüne nasıl geçilecek?
Ayrıca şunu da belirtelim ki, ibadetler imanın şahitleridir. Hiçbir ibadet etmeden imanı korumak çok zordur. Bu, kış mevsiminde çok soğuk bir havada iç çamaşırı ile sokakta gezmek gibidir. Böyle gezen bir kimsenin üşümemesi ve hastalanmaması mümkün müdür?
Vesselam.
Değerli Hocam insanların en hayırlısı başkalarına faydalı olandır. Siz gerçekten çok hayırlı bir işle uğraşıyorsunuz. Bugün ki sorum, komşum bir şeyi merak etmiş iletmemi istedi. Kenzül Arş diye bir ayet var mı? Varsa okumamızın faydası nedir? Bir de Kuduriye diye bir dua var mıdır diye soruyor?
Arkadaşın derginizin misyonundan bilgisi var. Sadece Allah’ın rızasını gözettiğiniz her cevaptan belli. Bilgisayar başında en hayırlı iş bu olsa gerek. Bir de benım sualim var. Bana göre bilgısayarın çok zararlı olduğu kanaatindeyim. Oğlumun yüzünden evde internet bulunduruyorum. Allah razı olsun bu siteye de tavsıye üzerine uye oldum.
Bilgisayarın çok zararları oldugunu düşünüyorum. Evlatlarımız elimizden kayıyor aileler parçalanıyor. Siz ne dersiniz? Allah’a emanet olunuz.
Sayın Fatma Zehra hanımefendi, Peygamber(s.a.v.) Efendimizin “Hayrun nâs yenfeunnâs” (İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır) hadisi şeriflerine layık olabilmek için, İslam’a hizmet kervanının bir ucundan tutup tarafımızın belli olmasına çalışmaktayız. Elbette bunlar kolay olmuyor. Bizler, siz inananların duaları vesilesi ile bu hizmeti götürmeye çalışmaktayız. Sorularınıza gelince;
Kuduriye (kudurtma) Duası, büyü ile alakalı bir dua türüdür. Büyü yapmak ve yaptırmak ise büyük günahlardandır.
Kenzül Arş Duası Peygamber Efendimizden nakil olunan güzel ve uzunca bir duadır. Korkulardan kurtulmak, borçluların borçlarından kurtulması için okunulması, beş kez okuyanın Peygamberimizi rüyasında göreceği rivayet olunmuştur. Bu tür dualar okunmadan önce günahlara tövbe ve istiğfar etmeli, tabi tevbe duanın kabul olması için değil, Allah’ın rızası için olmalı. Dua kabul olunmazsa dahi, ahirette çok büyük sevabı vardır. Duaların meşru olan her türlü maddi ve manevi isteklerimizin hasıl olması için yapılabilmesine karşın, Allah’a yakînlik kazanmak için yapılırsa daha faziletli olur. Zira dua acizliğimizin bir itirafıdır.
Bilgisayar bir silah gibidir. Lehimize de aleyhimize de olabilir. Onu kendimize ve başkalarına faydalı olabilmek için kullanmalıyız. Zira Peygamber Efendimiz “Düşmana düşmanın silahı ile karşılık veriniz” buyurdular. Eğer bizler bu silahı yani; bu iletişim aletini kullanmazsak başkaları zaten bizim neslimizi yok etmek için bu aleti kullanmakta. Eğer iletişimde başkalarından geride kalırsak onlar dünya ve ahiretimizi yok etmekten hiç geri durmayacaklardır..
Bugün bütün dini cemaat ve tarikatlerin internet siteleri var. Eğer bizler bu işi yapmasak meydan din hırsızı ve sapkın din adamları ve naylon profesörlere kalacak.. işte o zaman Allah’ta bizlere toplu belalar indirecektir. Zira Kuran’da İslamı tebliğ etmek üzere daima bir topluluğun olması emredilmektedir. Biz bu emri yerine getirmeye çalışanlardan olmaya çalışmaktayız inşallah.
Sizler, bilgisayarın zararının en çok müstehcen siteler olduğu sanısındasınız. Onlar da zararlı olmakla birlikte asıl en büyük zarar ve fitne bozuk din adamlarının tebliğidir. Zira bu bozuk din adamları insanları, dinsiz ve imansız bırakıp ebedi cehennemlik olmaya kadar götürebilirler. Genç delikanlılar bozuk sitelere takılsa bile bir süre sonra onlardan soğuyacak ve sanal alemden kurtulup, olması gereken yere gelecektir. Ama insanların inancı bir bozuldu mu Allah korusun, onun devasının hiç bir ilacı yoktur artık.
İslam çocuk pedagojisinde, çocuklarımızla 6 yaşına kadar onların seviyesine inip birlikte oynamalıyız. 6-15 yaşına kadar onunla arkadaş olmalıyız. 15 yaşından itibaren onunla istişare etmeliyiz. Yani onun fikirlerine önem verip, ona öz güven kazandıracağı için yapacağımız işlerde onun fikrini almalıyız..
Çocuklarımızın arkadaşlarını seçme hususunda yeteri kadar müdahil olamayacağımız için, çocuğun ahlakı arkadaşının ahlaki gibi olacaktır. Bulunduğumuz yerde kötü çevre ve kötü arkadaş söz konusu olduğunda çocuklarımızın geleceği açısından yer değiştirmemizin gerekliliği çok önemlidir…
Bu sebepledir ki, çocuklarımızın güzel ahlaklı yetişmesi hususunda önemli katkıda bulunacağı için tabi imkanlar nispetinde, iyi ailelerin bulunduğu çevrede oturmaya çalışmalıyız.
Allah’tan, sağlık ve selam üzere olasınız.
NAMAZI HEP VAKTİN SONUNDA KILAN GENCİN RÜYASI isimli yazımızı okumanızı tavsiye ederiz.
Kıymetli hocam verdiğiniz bilgiler olağanüstü çook teşekkür ederim yalnız birşey sorabılır mıyım? Allahu teala bir kulunu severse onu her insana sevdirirmiş. Allahtan uzak olan insan zaten sevilmez. Kendinize iyi bakın. Allaha emanet olunuz.
Sayın Fatma Zehra Hanımefendi. Allahu Tealanın feyiz ve bereketi siz mümine hanımların üzerine olsun. Bize şöyle bir soru yöneltmişsiniz; “Allahu Tela bir kulunu severse onu herkese sevdirir mi?”
Cevaben deriz ki, Allah sevdiği kullarını sevdiği kullarına sevdirir. Bu babtan en başta peygamber Efendimizi tüm mümin ve müminat sevmektedir. Şeytan ise, kötü insanları kötü insanlara sevdirir.
İslam Dergisindeki yazılarımızı takip etmeniz bizi sevindirdi. Zira dergimizin misyonu sadece Allah’ın rızasıdır. Herhangi bir maddi gelir hedeflenmemiştir. Allah’a emanet olunuz.
Sevgili muhterem hocam. Cevaplarınız gerçekten benim anlamamı sağladı. Bu saplantı, sevgi değil. İnanın ben yaradandan ötürü yaratılan herşeye aşığım. Herşeyı herkesi seviyorum. İster saflık deyin, ister temiz kalplilik. Yani hiç kimseye önyargıyla yaklaşamıyorum birde kim olursa olsun yaptığı işe saygısı varsa, en iyisini yapıyorsa siz hayran olamaz mısınız? Ben de her insanda bir güzellik görüyorum ama; tabi ki insanın bir şeytani birde melek yönü var. Her insan da benim gibi değil. Çok kimseye paramı kaptırdım borç verdım gelmedi. Ama; hocam değişemiyorum. keşke biraz Alllah ard nıyet verse idi diyorum. Kimseyı kıramıyor incitemiyorum. Her şeyi Allah o kadar güzel yaratmış ki, herkesin içinde sevgi olsa idi dünya cennet olurdu değil mi? Selam ve sevgiler Allah’a emanet olun.
Sayın Fatma Zehra Hanımefendi. Yazılarımız Müslüman hanımefendilerin bir nebze de olsa faide sağlamasına sebep oldu ise bu duruma ziyadesi ile memnun kaldığımızı itiraf ederiz.
Diyorsunuz ki; “Keşke Allah bana biraz art niyet verseydi.” bu sözünüzü geri alınız. Bilakis siz iyi niyetli kılmasından dolayı Allah’a teşekkür etmelisiniz. Ancak;
Peygamber Efendimiz buyurdular ki;
-” Mümin bir delikten iki defa ısırılmaz.”
Bu hadisi şerif hepimiz için bir uyarı niteliğindedir. Kalbimizi Allah için saf kılacağız ama bu şu olmamalıdır. Her yüze güleni dost sanmamız anlamında değildir. Yaradılanı yaratandan ötürü sevmek madalyanın tek yüzüdür. Öbür yüzü “buğdufillah”tır. Yani yaratılanlardan bir kısmını Allah için sevmek ve bir kısmına da Allah için buğz etmek vaciptir. İşte o zaman kulluk tamam olur. Yani Allah’ın sevmediği kimseleri seversek Allah’tan uzaklaşmış oluruz. İnsanlara her zaman mesafeli olmak en akıllıca bir iştir. Dünya ve ahiret işlerinin düzeni için bu şarttır.
Diyorsunuz ki; “İşini iyi yapana siz olsanız hayran olmaz mısınız?” Ben acizane kaleme değil kalemi tutan ele hayran olurum. Yani her sanatkarın sanatkarı Allah’tır. Kulu değil, kulda Allah’ın sanatını görmek marifetullahtır.
Allah’a emanet olunuz.
Muhterem hocam bazı insanlar d. a… hocamda dahil sanki “yıllardır tanıyor gibiyim yani, akraba olsam bu kadar yakin hissedebilirim” diyorlar ki, bazı insanların ruhları ezelde birbirini tanışmış olurmuş bu ne derece doğru?
Belki de d. a… hocam peygamberımızi öven şiirleri değilde malayani sözler içeren şarkı söylese idi benı bu kadar etkılemezdi ama inanın hocam bır görseniz tanısanız peygamberimizin sanki kopyası gibi hal ehli bır ınsan dolayısı ile benim ona olan hayranlığım aynı zamanda nefsimi kötülüklerdende koruyor hiç bir şekilde elhamdülillah başka bir erkeğe ilgi duymuyorum şunu belırteyım 8 yıldır eşim vefat etti çocuklarına kendısını adayan birisiyim bu hayranlığım doğrumu yanlışmı ayrıca eşine çocuklarına d. a… hocama hep dua ediyorum rabbim onu sevdıklerine bağışlasın
Sayın Fatma Zehra Hanımefendi, sözünü ettiğiniz gibi zahirde öyle bir durum olmamasına karşın, bazı kimselerle karşılaşıldığında, yıllar önce o kimseyi tanıyormuş hissi oluşur içimizde. Yunus Emre’nin şu beyti bunu çağrıştırmaktadır: ” BUNDA BİLİŞ OLANLAR, ANDA DAHİ BİLİŞLERMİŞ” Yani; ezelde demeyelim de, (ezel ifadesini Allah’tan başkası için kullanmak doğru olmaz) alemi ervahta mümin olan ruhların birbirlerine yakınlığı ve tanışıklığı mevzubahistir.
Hoca Efendi’ye olan alaka muhtemelen Peygamberimiz (s.a.v.) efendimiz hakkında söylediği övgülerdendir. Ancak, zamanla bazılarında şu durumlar oluşmaktadır:
Postacının getirdiği mesaja değil de postacının çantasına, elbisesine, ayakkabısına, sesine, kaşına, gözüne vs. olan alaka ön plana çıkar ki, bu duruma hedef sapması denilmektedir. Bu durumda esas alınması gereken mesaj unutulur, mesajı getiren kişinin şahsiyeti ön plana çıkartılır.
Bunun doğuracağı sonuçlardan bazıları şunlardır:
Ya o sanatçı veya sunucuya karşı bir hayranlık hasıl olur, veya bu durum kontrol altına alınmazsa daha da öte gidilerek aşırı sevgiden hasıl olan aşk doğar. İşte bu ikinci kısım sakıncalı ve zararlıdır. Yoksa hepimiz gerçek bir sanatçıya hayranlık duyarız Mimar Sinan örneğinde olduğu gibi. Bundan hiç birimize bir zarar da gelmez. Önemli olan bu hayranlığı bilhassa karşı cins olduğunda sınırlamamız gerekir. Aksi takdir de üzüntü ve yıkıntı tek taraflı olur.
Allah’a emanet olunuz.
Hayırlı günler Bekir Hocam. Size sorum olacak. Ben şiir okuyan D…. A.. E……… beyefendiye büyük bir hayranlığım var. Konser sonrası o mütevaziliği bayanlarla olan edebli konuşması insanı çok etkiliyor. Tanıştım kendisi ile. Yani şiirlerine, yüzündeki nura hastayım. Buna ister aşk deyin ister hayranlık beni görse tanımaz bile. İnsanın Allah’a ulaşıp ilahi aşkı tanıması insandan mı geçer? Yani; illa birisine aşık olması mı gerekir? Yanlışsam yanlış der misiniz? Sevgiyi benim yüreğime koyan Allahu Teala değil mi? Selamlar saygılar.
Sayın Fatma Zehra Hanımefendi. Allah’ın rahmeti ve bereketi siz inananların üzerine olsun. İsmini zikrettiğiniz şahıs mütevazi ve saygın bir beyefendidir.
Bu tür popüler kimselere bir çok kadın ve erkek aşırı alaka gösterip onlara hayranlık duymaktadır. Buna medyanın gücü de denebilir. O tür kimseler kendi köşesinde bir şair olarak kalsalardı emin olunuz ki, kendi eşi ve çocukları dahi hak ettikleri ilgiyi göstermekten imtina ederlerdi.
Dış görüntüler daima yanıltıcıdır. Evlerinde kendi eş ve çocuklarına karşı hiçte hoş davranmayan nice kimseler vardır ki, başkalarına karşı gayet kibar bir beyefendi görüntüsü vermeye çalışırlar. Veya, kimileri de meslekleri gereği öyle görünürler.
Peygamber Efendimiz; “Sevgi insanı kör ve sağır yapar. ” buyurmuşlardır. Yani bir kimse bir şeyi sevdi mi, onun olumsuz yönlerine kör ve sağır kalır.
Şayet bu tür kimselere karşı elimizde olmayan bir ilgi varsa bunu azaltmaya çalışmamız daha isabetli olur. Zira o yol çıkmaz bir sokaktır. O durumu bir saplantı haline getirenler aklen ve bedenen hasta olur, sağlıklı düşünemezler. Onları gözümüzde de büyütmemeliyiz. Popüler kimselerin, o şahsı müstesna tutarak derim ki, bizim bilmediğimiz nice saplantıları bulunmaktadır.
Diyorsunuz ki, ” İnsanın Allah’a ulaşıp ilahi aşkı tanıması insandan mı geçer? Yani; illa birisine aşık olması mı gerekir?”
Hayır. Bu doğru değildir. İnsanın Allah’ın rızasına ve muhabbetullaha ulaşması, hiç bir beklenti olmadan sırf Allah rızası için farzları yapıp haramlardan kaçınmakla birlikte sünnetleri de yapmaya çalışıp kalbi Allah sevgisinden başka sevgilerden Allah’ın ismini anarak temizlemekle mümkündür. Tabi gerçek bir mürşid olursa bu daha çabuk olur. Her “şeyhim “diyene bağlanmak da apayrı bir tehlikedir.
Hiç bir kimse bir insana aşık olarak Allah’ın muhabbetine ulaşmış değildir. Mecnun dahi, Leyla’ya olan muhabbetinin Allah’tan geldiğini anlayınca, Leyla’nın İlahi muhabbete perde olduğunu gördü de, Leyla’ya olan sevgisi Mevla sevgisine dönüvermişti.
Hazreti Mevlana der ki; “Mızraktan medet umma mızrağı tutan ele yalvar.” İnsanlar İlahi aşk konusunda mızrak hükmündedir. Ancak kişiye acı verirler. Mızrağı tutan elden mana, insanın sahibi yaratıcısı Allah’a yalvarmak O’na sığınmak gerekir. Zira her türlü sevginin yaratıcısı Allah’tır. İnsanın insana olan muhabbeti, ilahi muhabbete kapı açmıyor da kişiselleşiyorsa o tuzak bir sevgidir. Ondan Allah’a sığınmak gerekir. İnsan bir ayna durumundadır. Aynanın güzelliği ise kendinden değildir.
Bazı kimseler illa birine aşık olacaksın demeleri bir tuzaktır. Ancak Allah’tan uzaklığı artırır. Zira kalpte o kimseden başkasına muhabbet kalmaz. Allah’a kulluğunun artması bile o kimseye kavuşması içindir. İşte buna mecazi sevgi, yani; tuzak sevgi denir.
Duygular iradeyi zorladığı yerde kul, Allah’a sığınıp gece gündüz O’na yalvarmalıdır. Zira Allah kendinden kalben uzaklaşan kullarına bu tür sıkıntıları müptela kılar ki kul, o tür saplantılardan kurtulup kalben Rabbine yönelip yalvarsın.
Kul Allah’ın muhabbetine candan dua ile yaklaştığı kadar, başka hiç bir şeyle yaklaşamaz.
Allah’a emanet olasınız.
yalnız vebale girmek istemiyorum hoca efendi 85 yaşında yaşlı olması el öpmeye xxxxxxx mani olmaya bilir dediler,fakat kendisine yaklaştığımda gül kokuyor bunuda yazayım ki vebale girmekten korkuyorum.
Fatmazehra Hanımefendi, sözde şeyhin durumu hakkında vebale girmiyorsunuz bilakis devam ederseniz günaha giriyorsunuz.
Nefis hakkında Yusuf Peygamberin(aleyhisselam) Kur’an’daki ifadesi:
“Nefis şiddetle kötülüğü emreder. Ancak Rabbimin rahmetiyle yarlığadığı müstesna.”(Yusuf Suresi-53)
Evliyanın büyüklerinden İmamı Rabbani hazretleri buyurdular ki:
“Nefis her yaşta diridir.”
Sözde Şeyh samimi bir kimse olsaydı, işlerinde ve ilişkilerinde Kuran ve sünnetten ayrılmaz, yabancı kadınlarla fiziksel mesafeyi korumanın Allah’ın emri olduğunu bilir ve emri İlahiye karşı gelmezdi. Bu şekilde haram işleyenler şeytanların vekilidir. Gül kokusu sizi etkilemesin. Zira o koku piyasada satılan kaliteli esanslardandır.
Peygamberler ve evliyalar çok yaşlandıklarında dahi, nikah düşen kadınlara karşı daima ölçülü ve mesafeli olmuşlardır. Kimse kendi hislerine göre fetva vermesin.
Günümüzde de melami cemaati değişmemiş olarak var mı? Şunun için soruyorum, biz sohbetler olunca efendi dedikleri hoca gelince kadın erkek bir oturuyoruz sadece efendi gelince ve elini öpüyoruz ve bize bayanlara xxxxxxxxx bana garip geliyor fakat kendisinden sohbetlerinden çok etkileniyorum, faydalanıyorum da. Bu ikilemde kaldım bilgi verir misiniz? Bu cemaate girdikten sonra hiç dünyayla ilgim süslenmem vs. kalmadı. İyi taraflarıda oldu fakat bu sohbet el öpme xxxxxx gibi hususlarda beni huzursuz etti. Çok net açık bilgi verirseniz iki alemimide etkileyeceksiniz Allah cc.razı olsun hocam.
Sayın Fatmazehra Hanımefendi sözünü ettiğiniz Melami tarikat gerçek bir Melami tarikatı değildir. Zira kadın erkek bir arada zaruret olmadan oturup yapılan sohbet hiç uygun değildir. Şeyh denilen kimsenin elini öpmek ve bu şahsın kadınlara sarılması şer’an haramdır. Böyle bir tarikat sapkın bir yoldur. Anladığım kadarıyla siz çok iyi niyetli bir Hanımefendisiniz. Size tavsiyem o cemaatten ayrılmakla kalmayın diğerlerini de kurtarmaya çalışınız. Eğer bunu yaparsanız Allah katında binlerce gece namazından ve nafile oruçtan ve milyonlarca TL sadaka vermekten daha büyük bir hayır işi yapmış olursunuz.
Diyorsunuz ki hoca efendiden çok etkileniyorum. Size şu misali verirsem konu inşaallah daha iyi anlaşılmış olur:
Evliyanın büyüklerinden İbrahim bin Ethem hazretlerine “Falan camide çok takva sahibi bir genç var. Kendisinden üstün haller zuhur etmektedir” derler. İbrahim Ethem yanındakilere: “O halde onu ziyaret edelim” der. İbrahim Ethem bir süre sonra o mezkur gençle tanışır ve gerçekten onda bazı harikulade haller görür. İbrahim Ethem hazretleri gence nereden yiyip içtiğini sorar ve genci kendi evine davet eder.
Bir süre sonra genç derviş, İbrahim Ethem’in evine gelir ve onun yemeğini yedikten sonra “Bana ne oldu ey İbrahim Ethem” der. “Zira bende önceki hallerimden hiç bir şey kalmadı. Kendimi bomboş hissetmeye başladım” der. İbrahim Ethem: ” Ey genç senin kazancın haramdan idi. Hallerinde şeytandan idi. Benim helal yemeğimden sana yedirmemin amacı, senin gerçek durumunu ortaya çıkarmak içindi. Sen benim helal yemeğimden yediğinde ise şeytanın halleri sizden alındı. ” der.
Bir yerde haramlar işleniyorsa orada şeytanın bazı tasarrufları sebebiyle haller olur. Bunu bilmek için, yapılan işlerin Kuran ve sünnete uyup uymadığı ile ortaya çıkar. Vicdanınızın sesine kulak vermelisiniz. Şeyhin yaptıkları için;
“Bana garip geliyor “, “bu sohbet el öpme sarılma gibi hususlarda huzursuz etti” diyorsunuz. İşte bu vicdanınızın sesidir. Hal değil istikamet kurtuluşa sebeptir. İstikamet ise Kuran ve Sünnet yolundan ayrılmamaktır.
Evliyanın büyüklerinden İmamı Rabbani hazretleri:
“Nefis her yaşta diridir.” buyurmaktadır. Şeyh samimi bir kimse ise, işlerinde ve ilişkilerinde Kuran ve sünnetten ayrılmamalıdır. Bunun aksini yapanlar şeytanların vekilidir.
Allah’a emanet olasınız ve selam üzere kalasınız.
Sayın hocam, burada ben komşularımın sayesinde bir cemaate girdim m.l.m.i adı altında, tasavvuf zikir ağırlıklı sohbetleri oluyor. Ben bir şey soracam burdaki cemaat önderine efendim demek gerekiyormuş,fakat ben efendim sözünü söylemeye içim el vermiyor çünkü efendim diye bizim kültürümüzde eşimize söyleriz bana garip geliyor, size sorum bu ve birde m.l.m.i cemaati hakkında bilgi verir misiniz? Ben daha öncede m.n.z.. cemaatine gitmiştim fakat oturduğum yerde m.n.ciler olmadığı için yanlız kaldım burada m.l.m. ler olduğu için katıldım, faydasınıda gördüm siz ne dersinzi bana.
Sayın Fatma Hanımefendi, sözünü ettiğiniz o değerli cemaatten ayrılmakla hata etmişsiniz. Tekrar dönmenizi tavsiye ederim. M..l..m.. Tarikatı en çok istismar edilen bir tarikattır ve bu zamanda bu tarikatın ehli de yoktur. Zira bu tarikatte bir takım haram işleyen lider konumundaki cahil şeyhler, bu işledikleri şeriatsizliğe kılıf bulmakta zorluk çekmezler. “Sizi denemek için şöyle yapıyoruz” “böyle emrediyoruz” tarzında haram işleri emrederek müritleri helake götürürler.
Fayda sanılan nice şeyler aslında helake götüren bir tuzaktır. Zehri de bal ve şekerle sunarlar.
Size şunu sarahatle itiraf ederim ki, ehli sünnet yolunda olmayan her tarikat cehenneme giden bir yoldur. Yaşayan kimselerden eşinizden başkasına “efendim” ifadesini kullanmanız, bir bayan hakkında istismara açık bir ifade olacağı için hoş bir terim değildir. Vefat etmiş büyüklere “efendimiz” demekte bir beis yoktur. Peygamber(s.a.v.) Efendimiz gibi.
Aldığım cevap için teşekkür ederim arkadaşım okudu mesajınızı kendisi xxxxxxxxxxxxxxxx patronunun herşeyinden bilgisi olduğu için sormuştu. Sağolun iyiki varsınız. Allah’a emanet olunuz.
Sayın Fatmazehra Hanımefendi, sizlerde sağolunuz ve Allah’a emanet olunuz.
Hayırlı ramazanlar diliyorum Bekir Hocam. Arkadaşımın bir suali var, arkadaşım bir işyerinde çalışıyor patron rüşvet ve haram kazanıyormuş. İşçi olarak şahit olduğunu fakat müdahale edemediğinden dolayı huzursuz olduğundan arkadaşımın kazancında haram karışmış olur mu diye sormamı istirham etti. Allaha emanet olunuz.
Hayırlı ramazanlar sayın Fatmazehra Hanımefendi. Bizim sizlere daha net bir cevap verebilmemiz için, arkadaşınızın tam olarak ne iş yaptığını bilmemiz gerekirdi. Buna rağmen bu soruya şu şekilde bir cevap verebiliriz.
Mesela; bir kimse içki gibi ve benzeri haram şeylerin alınıp satıldığı veya imal edildiği bir yerde çalışıyorsa, o tür işlerden elde edilen kazançlar makbul değildir. Ancak; çalışılan iş meşru bir iş ise, yani haram olmayan türden ise, örneğin; konfeksiyon gibi, o durumda işverenin yaptığı kötülüğün günahı (vergi kaçırmak veya benzerleri…gibi) işverene aittir. Arkadaşınızın aldığı ücret ise, çalıştığı işin karşılığı olduğu için meşrudur.. Buna rağmen daha temiz bir iş ortamı bulunduğu takdirde o işyerinden ayrılmak daha takvadır.
Allah’a emanet olunuz.
Bekir bey hayırlı günler,A9 kanalında adnan oktar çok beğenerek izliyordum oğlum kendi ni mehdi ilan eden kişi izlenirmi diye sürekli kızıyor kafam karıştı ama konuştukları bana ters gelmiyor mehdiyim dediğini ben duymadım sizler dini konuların uzmanı olduğunuzu biliyorum dolayısıyle size sorma gereği duyuyorum sice izlememde sakınca varmıdır allaha emanet olunuz
Sayın Fatmazehra Hanımefendi, sizlere de hayırlı günler olsun dileriz. Oğlunuz o konudaki uyarlarında haklıdır. Kur’an ve Sünnete uymayan kimselerin sohbetleri altın kupa ve bal ile karıştırılarak sunulmuş zehir gibidir. İnsanı yavaş yavaş bağımlılık zehri ile zehirlerler de, Allah korusun, kişiyi devasız bir derde müptela kılarlar.
Diyorsunuz ki;
-“O şahsın konuştukları bana ters gelmiyor. “Mehdiyim dediğini ben duymadım”
Bir kimsenin bir konu üzerinde yaptığı konuşmaların doğruluğunu anlamak için o konuda etraflı ve sağlam bilgilere sahip olmamız gerekir. Şu kadarını söyleyeyim o şahıs; “Mehdiyim” demiyor ama; “Mehdi değilim” de demiyor.
Sayın Fatmazehra Hanım, İslam Dergisi sitemizde daha önce yazdığım “Mehdi’nin Alameti” hakkındaki makalemden bir alıntıyı aşağıya aktarıyorum:
Ebu Davud ve Tirmizi’nin İbn-i Mes’ud’dan nakl ettiklerine göre, Rasulullah(s.a.v.) şöyle haber vermiştir. :
-” Mehdi’nin ismi ismim gibi , babasının ismide babamın ismi gibi olacaktır. ”
İbni-Münadi’nin Ali(r.a) den naklettiği hadis-i şerifte:
-” Allah Mehdi olarak Abdullah oğlu Muhammedi getirecektir.” diye haber verilmiştir.
İbnu Mesut’un Rasulullahtan rivayeti(r.a.):
-” Dünyanın tek günlük ömrü kalmış olsa bile Allah, o günü uzatıp ehl-i beytimden birini, ki bu zatın ismi benim ismime uyar, babasının ismide babamın ismine uyar. Bu zat, yeryüzü eskiden cevr ve zulüm doluyken, aksine onu adalet ve hakkaniyetle doldurur.”( Kütübü Sitte 14.c 275.shf.) (Ebu davud, mehdi1.4282) (Tirmizi,Fiten 52, 2231,2232)
Doğum Yeri: Medine’ de doğacaktır. Kendisine insanlar kırk yaşında biat edeceklerdir. O aynı zamanda Cabir’dir. Çünkü O Muhammed ümmetinin kalblerini tedavi edecektir.
Soyu: Mehdi(a.s.) ehli beyittendir. Yani Rasûlullah’ın (s.a.v) neslinden olacaktır.
Hilyesi: O, açık alınlı küçük burunlu, iri gözlü dişleri parlak ve seyrek bir kişidir. Sağ yanağında inciyi andıran bir yıldız gibi yüzünü aydınlatan işaret olacaktır. Sakalı sık ve omuzunda Peygamberin nişanesi bulunacak ve orta boylu olacaktır. Ahlak bakımından Peygamber efendimize benzeyecek ve son derece takva sahibi bir zat olacaktır.
Sîyreti: Peygamberimizin yolunda gidecek kan akıtmayacak İhya etmedik sünnet, kaldırmadık bid’at bırakmayacaktır. Zülkarneyn ve Süleyman (a.s.) gibi dünyaya hükmedecek. Yeryüzünü adaletle yönetecek zulüm kalkacak. Ehli kitab müslüman olacak, Haç kalkacak, Hazreti İsa Onun zamanında yeryüzüne inecek, o zaman dünya alabildiğine zengin olacaktır.
Ne Zaman Geleceği: El- fütühat-ı-ül-islamiye 2.c.297. Sahifesinde: “Beklenilen Mehdi hz. Fatıma soyundan olacaktır. Mekke’de çıkacak, o zaman müslümanlar halifesiz olacaktır. İmam-ı Rabbani hazretlerinin, hicri yüz başlarında Mehdi’nin (a.s.) zuhur edeceğine dair rivayetler vardır. Buna göre Hicri 1500’lü yıllar olacağı tahmin edilmektedir. Tam olarak Mehdi’nin ne zaman zuhur edeceğine dair kesin bir bilgi yoktur. Bugün için “Mehdi geldi” diyenler, yalancı, sahtekar ve cahil din istismarcılarıdır.
Bin dörtyüz yıldan beri kendisini Mehdi olarak ilan edenler bir hayli çok olmuştur. Bunların bir çoğu hain ve bir kısmıda akıl hastası kimselerdir. Delilere bir sözüm yoktur. Onlar akılları başlarında değilken, yaptıklarından sorumlu olmayacaklardır. Şimdi burada deriz ki, bu gün bu iddialarda bulnan kişilerden hangisinde, yukarıda açıkca belirtilen alametler vardır? Kendilerinin Mehdi olmadığını bildiği halde bu iddiadan vazgeçmeyen kimseler, kendilerini ne sanıyorlar? Allahu tealanın yardımı ancak doğru olan müminleredir. Allah c.c. ancak doğruları başarıya ulaştırır. O’nun kendilerine yardım etmeyeceğini ve böylece başarıya asla eremeyeklerini bildikleri halde, ne diye bu boş hayallere kapılıpta dünya ve ahiretlerini mahvederler?”
Hocam,bulunduğumuz yer çok sıcak diz altı kapri (uzun şort)giyiyorum zorunluluktan.erkeğin namehram yeri yani namazda açık görünmemesi gereken yer olarak alt sınır hanefide dizin altımı,üstümü yoksa diz açık kalsa namazda namaz bozuluyor mu kafam karıştı bilgilendirirseniz sevinirim.Allahcc. razı olsun
Hanefi Mezhebinde erkeklerin dizleri ile göbekleri arası namahremdir. Namazda dizleriniz açılırsa namazınız bozulur. Alt sınır diz altıdır.
Vesselam.
Hocam yeni tanıdım sitenizi,bir sorum olacak ilerdede inşallah bilgilerinizden faydalanırız.
müslümanlarda cehennemde yanacak mı günahları kadar,yoksa sevabı çok olan cennete,az olan müslüman nasıl olcak hali saygılarımla
Sayın Fatma Zehra Hanımefendi, Müslümanların kıyamet günü sevapları ve günahları tartılacaktır. Sevapları günahlarından bir tane de olsa fazla gelen kimse hiç cehenneme girmeyecektir. Kur’an’da buyuruluyor ki , mealen;
“Kimin sevapları günahlarından ağır gelirse o cennete girerek mutlu olacaktır.” “Kimin de günahları ağır gelirse, o haviyeye (cehenneme) girecektir.” (Karia suresi)
Selamun Aleykum Hocam tekrardan rahatsız edip size birkaç sorum daha olacak. Cevaplamanızı rica edeceğim şimdiden Allah Razı olsun.
1- Benim hesabıma göre 10 yıllık kaza namazı borcum bulunmaktadır. Eğer 1 günde, 1 günü eda etsem 10 yılda, en iyi ihtimalle günde 100 rekat kaza kılsam 2 senede biter. Şimdi bu süreç zarfında 10 yıl veya 2 yıl boyunca mübarek gün ve gecelere has nafile namazları kılmak mı lazım yoksa onların yerine kaza namazlarını mı kılmamız gerekir?
2- Bu borç ışığında düşündüğümüzde vakit namazlarından sonra ara sıra örnek veriyorum 100 adet Subhanallah lafzı söylüyorum. Şimdi bunu dahi bırakıp yerine kaza namazı mı kılmak gerekir?
3-Kerahet vakitlerinde kaza namazı kılınabilinir mi?
4-Her vakit kaza namazı için ezan ve kamet gerekli mi, yoksa 1 ezan her vakit için ayrı kamet mi lazım gelir?
Çok teşekkürler..
Aleykümselam sayın Bilal Bey. Allahu Teala sizlerden de razı olsun.
CEVAP 1: Peygamber Efendimiz ; “Allah’ın en çok sevdiği iş, az da olsa devamlı yapılan iştir.” diye buyurmuştur. Size tavsiyem kaza namazlarınızı bir güne bir gün veya, bir günde iki günlük kaza namazı olarak kılınız. Gün de 100 rekat kılarsanız, nefsinize yorgunluk ve ağırlık gelir de, vakit namazlarını dahi kılamayacak duruma düşebilirsiniz.
Allahu Tealanın Bakara Suresi’ndeki; “Lâ yükellifullahü nefsen illâ vüs’ahâ.” (Biz, hiç bir kimseye gücünün yetmeyeceği şeyi yüklemedik.” âyetinde; kaza namazlarını kılmaya niyet edip kaza kılmaya başlayanın, ömrünün vefa etmemesi durumunda kalan kaza namazlarının tamamını kılmış olacağı manası vardır… Mübarek gecelerde de nafile yerine kaza namazlarını kılmanız daha uygun düşer.
CEVAP 2: Tesbihatlarınızı bırakmamanızı tavsiye ederim.
CEVAP 3:Kerahat vakitlerinde kaza namazı kılınmaz.
CEVAP 4: HER VAKİT İÇİN EZAN VE KAMET OKUMAK SÜNNETTİR. Ancak her vakit için bir kere ezan ve her vakit için kamet okumanızda uygundur.
Rabbimiz gece ve gündüzünüzü nurlu kılsın..