Ateistlerin Kur’an Hakkındaki 15 Takıntısı

Yazan: Bekir Abdullah

Materyalist Kafirlerin iddiasına göre haşa, ‘Kur’an’da ki en önemli çelişki ve yanlışlar, bilim dışı ayetlermiş’.

Materyalist dinsizler, bilimsel keşifler tamamlanmış gibi Kur’an’la bilim çelişiyormuş görüntüsünü vermeye çalışarak küfür ve inkarda çukurlaşıyorlar.
Onlara göre, “14 yüzyıl önce yazılmış bir kitapta bu tür hataların olması gayet doğalmış. Ancak bir kitabın Allah tarafından gönderildiği iddia edildiğinde, içindeki bilimsel çelişkiler normal karşılanamazmış.” diyor materyalist kafirler.
Şöyle devam ediyorlar: “Aşağıda örneklerini sunacağımız ayetler, o dönemin toplumlarında yeterince bilinmediği için tepki görmeyen, ancak günümüz bilim dünyasında kabul edilemeyecek derecede akıldışı, bilimdışı iddialar içermekteymiş.”
Bunların eleştirdikleri hiçbir ayeti kerimenin onların anladığı anlamda olmadığını gördük ve çok haksız ve körü körüne bir eleştiri yaptıklarını görüp onlara burada gereken cevapları verdik elhamdülillah.

Materyalistlerin Takıntıları 1:

Materyalist zihniyet aşağıdaki sözleriyle Kuranı eleştirmektedir:

“İnsanlar için 8 çift hayvan yaratıldığı” (Zümer-6.)
-“Sizi bir tek nefisten yaratmış, sonra ondan eşini var etmiştir; sizin için hayvanlardan sekiz çift meydana getirmiştir. (Zümer/6…)

İnsanların faydalandığı hayvan sayısı sekizden çok daha fazladır. Bazı İslamcılar, ayetin çiftlik hayvanlarını kastettiğini öne sürerse de 8 çift hayvan yine çok azdır. Enam suresinde bu 8 çift hayvanın hangileri olduğu da belirtilir:

Enam-143. -“Sekiz çift yarattı: Bir çift koyun, bir çift keçi. (…)
Enam-144. -“Deveden bir çift sığırdan da. (…)

İnsanlar bu sayılan hayvanların dışında at, eşek, tavuk, ördek, hindi, tavşan, balık, lama, kanguru, geyik, fil ve daha birçok hayvandan yararlanırken sadece 4 çeşit hayvan sayılması ve 8 çift olarak ifade edilmesi ilginçtir.
Zümer suresi 6. Ayet (mealen):
-“Size hayvanlardan sekiz çift indirdi.” 
denmektedir.
Allah bize sadece sekiz çift hayvan mı indirmiştir? O zaman diğer binlerce hayvan türünü kim indirmiştir?

CEVAP 1:
 Önce Zümer suresi 6.  ayetin mealini tam olarak buraya alalım. Allahu Teala buyurdu ki, mealen;
“ O, sizi bir nefisten yarattı. Hem sonra onun eşini de ondan var etti. Sizin için yumuşak başlı hayvanlardan sekiz çift indirdi. Sizi analarınızın karınlarında üç karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa yaratıp duruyor. İşte Rabbiniz Allah O’dur. Mülk O’nundur, O’ndan başka ilah yoktur. O halde nasıl haktan çevrilirsiniz?”  (Zümer/6)

Ayeti kerimede,  “Sizin için yumuşak başlı hayvanlardan sekiz çift indirdi.” buyrulmuştur. Ateist zihniyet burasını “Allah bize sadece sekiz çift hayvan mı indirmiştir? O zaman diğer binlerce hayvan türünü kim indirmiştir?” diyerek eleştirmektedir.
Ayeti kerimeye dikkat edilirse bu sekiz çift hayvan için “indirilmiştir”buyrulmaktadır. Allahu teala “8 çift hayvanın dışında evcil hayvan yaratmadım”demiyor “8 çift sizin için indirildi” buyuruyor.
Taberi Tefsirinde bu indirme ibaresi, “Cennetten indirilmiştir” veya (diğer hayvanlardan sonra) yaratılmıştır anlamlarında tefsir edilmiştir.
Demek oluyor ki ateist zihniyet bu ayrıntıyı anlayamamış ve Kuranı haksız yere eleştirerek cehaletini ve anlayışsızlığını ortaya koymuştur.

Ateist felsefenin yazarları Kur’an’ı asla doğru olarak anlayamazlar. Zira onların kafaları bu hususta karışıktır. Onların bu anlayışsızlık  durumunu belirten bir ayet, mealen:
“O, elbette şerefli bir Kur’ân’dır.
“Korunmuş bir kitaptadır.”
“Ona (
maddeten ve manen) temizlenenlerden başkası el süremez (dokunması haramdır ve tam anlayamaz).”
(Vakıa-77, 78,79)
Bu ayeti kerimede Kur’an’a ancak temizlenenlerden başkasının dokunamayacağı buyrulmaktadır.

Bu ayetin zahiri anlamı; Kur’an’a abdestsiz dokunulamayacağıdır. Bâtinî anlamı ise, iman edip ilmi ile amel etmeyenlerin Kur’an’ı tam anlayamayacağıdır. Bu sebepledir ki, hiçbir inkarcının Kur’an’ı tam anlaması asla mümkün değildir. Ancak; Kur’an’ı gerçekten anlamak isteyip Müslüman olmak isteyen gayri Müslimler bundan müstesnadır. Onlar samimi olarak gerçeği araştırmaya yöneldiklerinde Allah onların kalplerinden perdeyi kaldırır hidayet kapısını açar…“Allah dilediğine hidayet eder” mealinde geçen ayetin anlamı da gerçekten doğru dini bulmak isteyenlere Allah hidayet eder demektir.

Materyalistlerin Takıntıları 2:
Neden ayetler iniş sırasına göre yazılmamıştır? Allah yanlış mı göndermiş de Muhammed sırasını tekrar düzenletmiştir ve söylendiği gibi sırasını Muhammed belirlediyse neden Muhammed zamanında ciltlenmemiştir?

CEVAP 2: Kur’an’ı iniş sırasına göre değil de Levh-i Mahfuzdaki sırasına göre dizilmesini Allah(celle celâlühü) Cebrail’e (aleyhisselam), Cebrail’de  Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimize bildirmiştir. Allah yanlış göndermez. Allah asla yanlış yapmaz. Allah’a inanmayanlar ancak öyle yanlış kanıya varır. Peygamber Efendimize son zamanlarına kadar vahiy gelmeye devam etmiştir. Ciltleme işlemi ise sahabeye bırakılmıştır. Bu durum aynı zamanda sahabeye güvenin tam olduğunu gösterir… www.islamdergisi.com

 Materyalistlerin Takıntıları 3:
Tin suresi 4. ayet şöyledir(mealen):
“Biz insanı en güzel biçimde yarattık.”  Peki Allah insanı olabilecek en güzel şekilde yaratmışken Müslümanlar neden sünnet olur? Allah erkekleri kusurlu mu yaratmıştır da sonradan düzeltme yapılması gerekmiştir? Bu durumda sünnet olmak Allah’a karşı gelmek değil midir?

CEVAP 3: Burada kast edilen insan, iki ayak üzerine yürüyen her Adem evladı değildir.
Ayette murad edilen ahseni takvim insan; anasından doğup büluğa erene kadar her Adem evladı ile bülüğdan sonra Allah’a iman etmiş imanlı olarak vefat eden müminlerdir. Kafirler iman etmedikçe gerçek anlamda insan değildir. Bu babta Kuranı eleştiren materyalistler kendilerini boş yere adam yerine koymuşlar. Aslında o kafirler, Allah katında hayvandan daha aşağıdır.
Bir ayet meali:
 Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır, fakat onunla gerçeği anlamazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar. Bunlar da gafillerin ta kendileridir.”  (Araf/179)

İnsanın sadece şeklen en güzel şekilde yaratıldığı algısı doğru değildir. Zira ayette direkt şekil geçmez. İlgili ayeti kerimede;
LeKad HaleKnel-insâne fî eHseni taKvîm.” (Gerçekten biz insanı en güzel yaratılış üzere yarattık”) buyruldu.
Ebu Hayyân der ki: “Nehai, Mücahid ve Katade; “Ahseni Takvîme ” İnsanın şekil ve duygularının güzelliği” demişlerdir. O ayetten insanın fıtrat olarak en güzel durumda yaratıldığını anlamak lazımdır.. Nitekim fıtraten insanın en güzel durumda yaratıldığını Rasulullah; “Her insan Müslüman(ahseni takvim) olarak dünyaya gelir” buyurarak beyan etmiştir.. Zira şeklen güzellik olsaydı şu dünyada nice çirkin şekilli insanlar mevcut olmazdı.

Sünnet Olmanın Yararları:
Sünnet olmanın bir çok faydası bulunmakla birlikte başta idrar yolları enfeksiyonunun azaltılmasını belirtebiliriz. Alman Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Alper Soysal, sünnetin 1 yaşındaki bir çocukta meydana gelebilecek idrar yolları enfeksiyonunu 10 kat azalttığını söyleyerek şu bilgileri vermektedir: “Genital hijyen de sünnet sayesinde daha kolay sağlanıyor. Sünnet işleminin faydaları çeşitli araştırmalarda belirtilmiştir. Bu faydalardan en önemlisi ise penis kanseri ve cinsel yolla hastalık bulaşma riskinin azaltmasıdır.

 Materyalistlerin Takıntıları 4
Alâk suresi 2. ayette “O insanı alâktan yarattı” yazmaktadır. Alâk kelimesinin o dönemdeki en sık kullanılan ve bilinen anlamı “kan pıhtısı”dır. Günümüzde insanın kan pıhtısından oluşmadığı bilinen bir şeydir. Alâk kelimesi bilmediğimiz başka anlamlara mı gelmektedir? Eğer öyleyse neden dolaylı yönden yazılmıştır? Allah gönderdiği kitabı anlamamızı zorlaştırmakta mıdır?
(Ek bilgi:
“Musevilik de insanın bir kan pıhtısından oluştuğu söylenir ki bunun kökeni de eski Mısır’a kadar gider. Eski Mısır’da kadınlar hamilelik döneminde adet olmadıkları için, akmayan kanın, rahimde biriktiği, pıhtılaştığı ve insanın bu pıhtılaşmış kandan olduğuna inanılırdı.”)

CEVAP 4:
Allahu Teala buyuruyor ki, mealen; “Yaratan Rabbinin adıyla (Rabbin adına sana okunan şekliyle) oku (ve bildir insanlara).[1] O insanı bir alak’tan (rahim duvarına asılmış zigottan/aşılanmış yumurtadan) yarattı.” Arapçada alak iki anlama gelmektedir. Birincisi kan pıhtısı, ikincisi asılı olan şeydir. Kur’an’da bir çok ayette insanın birleşik nutfeden yani zigottan yaratıldığı geçer. Kan pıhtısı olarak ayete anlam verenlerin yanılgısı teknolojinin olmadığı o devirlerde konuya vakıf olamadıkları içindir. Allah insanların anlamasını zorlaştırmaz bilakis iyice akıl etmelerini istemektedir. Zira imtihandayız. Kafirler uzun soluklu derin düşünceye dalamadıklarından hemen kolaya kaçarak araştırmadan inkar yolunu seçerler. Musevilik de Allah’ın gönderdiği bir dindir ancak onu Yahudiler bozmuşlardır. Bu konunun orada olması yadırganmamalıdır. Eski Mısır’a da nice peygamberler gelmiştir. Ancak zamanla İlahi bilgiler insanlar tarafından bozulmuş yerine hurafeler konulmuştur..

Bir başka ayeti kerimede insanın yaratılışı nasıl açıklanmaktadır:“ Sonra nutfeyi bir alaka (embrio) yarattık, derken o alakayı bir mudga (bir çiğnem et parçası halinde) yarattık, derken o mudgayı bir takım kemik yarattık, derken o kemiklere bir et giydirdik, sonra onu diğer bir yaratık(ruh) olarak teşekkül ettirdik. Yapıp yaratanların en güzeli Allah, pek yücedir.”   (Mü’minûn-14)
Bu ayetin yaratılışın teşekkülünü bu kadar açıkça belirtmesi açık bir mucizedir. Zira o devirde bu bilgi ne muharref tevratta ne de muharref incilde mevcut değildi. O zamanın çok sığ olan biyoloji biliminde ise hiç mevcut değildi.

Materyalist Zihniyetin Takıntıları 5:
Alâk suresi 10. ayet’e göre Kur’an ayetleri inmeye başlamadan önce Muhammed namaz kılıyormuş, şimdiki kılınan namazlarda Kur’an’dan sureler okunuyor, hatta “fatihasız namaz olmaz.” diye hadisler var ancak o zaman daha fatiha suresi indirilmemişti.  Muhammed’in kıldığı namazla şimdiki kılınan namaz farklı mı? Allah tarafından Muhammed’e öğretilen namaz aynı namaz değil mi? eğer aynı namaz değil ise bugün kıldığımız namazı bize kim öğretti? Muhammed’den başka Allah’tan vahiy alan mı var?

CEVAP 5: Şu işin tuhaflığına bakınız. Bu inkarcılar sanki Müslümanmış gibi namaz kılmaktan söz ediyor, diğer taraftan da  Kuran’ı yalanlayarak kendi kendileri ile çelişiyorlar.
Alak suresi 9 ve 10. Ayet meali:
“Namaz kıldığı zaman,” (Alak-9)
Bir kulu engelleyeni gördün mü?” (Alak-10)
Bu ayette namaz kılanları engelleyene atfedilen bir ifade görülmektedir ve bu surenin bir kısmının miraçta beş vakit namaz farz olduktan sonra nazil olduğu bilinmektedir. Görüldüğü gibi ne Kur’an’ın tamamı, ne de surelerin bazıları bir iniş de indirilmemiştir. Alak suresi de bir kısmı indirildikten sonra başka sureler indiriliyor ve daha sonra Alak Suresinin kalan ayetleri indiriliyor. Kaldı ki Peygamber efendimize ve ümmetine miraçta beş vakit namaz farz kılınmıştır. Fatihanın her namazda okunması da o zaman vacip kılınmıştır. Peygamberimiz Kur’an gelmeden daha önceki namazların da ise Hz. İbrahim’in şeriati olan hanif dinine göre ibadet etmekteydi. Allah Kur’an’ı gönderdikten sonra önceki semavi dinlerin şeriatlerini yürürlükten kaldırdı. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Kuran’ın ifadesiyle son peygamberdir. Ondan sonra vahiy gelmeyecektir.

Materyalistlerin Takıntıları 6:
Alâk suresi ve ardından gelen kalem suresi sürekli Ebu Cehil’e lanetler yağdırmaktadır. Allah neden kendi yarattığı Ebu Cehil’e bu kadar kin gütmektedir? İnsanlığa gönderdiği ilk sözleri neden bu kişiye ayırmıştır?

CEVAP 6: Ateistlerle Ebu Cehil’in muhabbeti nereye dayanıyor dersiniz?
Bu ateistler, Alak ve Kalem suresinin neresinde Ebu Cehlin ismi geçmektedir ki, öyle münasebetsiz bir soru ile Kur’an’ı eleştirmeye yeltenmekteler? Ebu Cehlin esas ismi Hişamdır. Künyesi ise Ebulhakem’dir. Bunların, Kur’an’ı bilmedikleri ve onu tanımadıkları aşikardır. Allah Kur’an’da Ebu Cehil’den isim olarak hiç söz etmez. Allah kendisini inkar edenleri cezalandıracağını vadetmiştir. Hiç kimse Allah’a hesap soramaz. Sormaya kalkan da Müslüman olamaz. Kim kimin parasını nereye harcadığını sorgulayabilir? Allah yarattıklarında dilediği gibi tasarruf yapma hakkına sahiptir. Ona rağmen Allah Kur’an’da, kullarına asla zulmetmeyeceğini ancak onların birbirlerine zulmettiklerini beyan etmektedir. 

Bu materyalist zındıklar Kur’an’da isimi geçen Ebu Leheb ile Ebu Cehli karıştırmış olmalılar…

 Materyalistlerin Takıntıları 7:
Müddessir suresi 31. ayette ve Fatır suresi 8. ayette geçen “Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini de doğru yola getirir.” sözü ne anlama gelmektedir? Allah dilediğini şaşırtırsa, şaşırmış olanlar neden cehennemde cezalandırılırlar? Allah dilediğini doğru yola getirirse doğru yola gelenler neden cennet ile ödüllendirilirler? Kimin şaşırıp kimin doğru yola geleceğine Allah karar veriyorsa hesap günü nedendir?

CEVAP 7: Allahu Teala Sure-i Müddessir’de buyuruyor ki, mealen;
– “Kahrolası nasıl da ölçtü, biçti.” (Müdessir-19),
– “Sonra arkasını döndü ve büyüklük tasladı.”
(Müddessir-23)
– “Bu, dedi, başka değil öğretile gelen bir sihirdir.”
(Müddessir-24)
– “Bu, sadece bir insan sözüdür.” (Müddessir-25),
– “Biz o ateşin muhafızlarını hep melekler yaptık. Bunların sayılarını da ancak kâfirler için bir imtihan kıldık ki, kendilerine kitap verilenler kesin bilgi edinsinler, iman edenlerin de imanı artsın. Kendilerine kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesinler. Kalplerinde hastalık bulunanlarla kâfirler de: “Allah bu misalle ne demek istedi?” desinler. İşte böyle, Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini de yola getirir. Rabbinin ordularını ancak Rabbin bilir. Bu, insanlar için uyarıdan başka bir şey değildir.” (Müddessir-31)
Fatır Suresi, mealen;
– “Ey insanlar! Haberiniz olsun ki, Allah’ın vaadi muhakkak haktır. Sakın bu dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o aldatıcı şeytan sizi, Allah hakkında da aldatmasın.” (Fatır-5)
– “Çünkü şeytan size düşmandır. Siz de onu düşman tutun. O etrafına toplanan taraftarlarını ancak cehennemliklerden olsunlar diye davet eder.” (Fatır-6)
– “İnkâr edenler için şiddetli bir azab vardır. İman edip salih amel işleyenler için de bir bağışlanma ve büyük bir mükafat vardır.” (Fatır-7)
– “Ya kötü ameli kendisine allanmış pullanmış da onu güzel görmüş olan kimse de mi (iman edip salih amel işleyenler gibi olacak)? Şüphe yok ki Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini de doğru yola çıkarır. O halde canın onlara karşı hasretlerle (üzüntülerle) sıkılıp gitmesin. Çünkü Allah, onların bütün yaptıklarını bilir.” (Fatır-8)
Burada ayetler dikkatle okunursa, insanın yapacağı bir şeyi iradesi ile ölçüp biçtiği ve sonrada iman veya inkar ettiği vurgulanarak her insanın kendi özgür iradesi ile imanı veya küfrü seçtiği gayet açık olarak görülmektedir. Allah’ın hidayet etmesi veya saptırması konusuna gelince o şudur: Bir kimse, imandan veya küfürden birisini tercih etmesinden sonra Allah’ın onu yaratmasıdır. Allah kulunun imanın yaratılmasına sebep olmasından razıdır, küfürden ise razı değildir. Zira kula tercih gücü verilmiş, yaratma gücü verilmemiştir. Kula seçim yapma gücü verildiği için kul o işin sorumlusu olmaktadır. Bir iş de tercih eden kul, iman veya sapkınlığı yaratan Allah’tır. İnsanda irade olmasa Fatır 5. Ayette kula şu hitap yapılır mıydı?
– “Sakın bu dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o aldatıcı şeytan sizi, Allah hakkında da aldatmasın.”( Fatır-5) 

 Materyalistlerin Takıntıları 8:
Tebbet Suresinde Ebu Leheb’e lanet edilmektedir, onun cehenneme gideceği Allah tarafından belirtilmiştir. Neden hesap günü gelmeden Ebu Leheb’in cehenneme gideceği belli edilmiştir? İnsanlar hesap gününde sorgulanıp ona göre cennete veya cehenneme gönderilmeyecekler midir? Ebu Leheb ve karısına neden böyle bir istisna yapılmıştır? Eğer Ebu Leheb sonradan tövbe edip islama dönseydi Allah onu affetmez miydi? Allah bağışlayıcı değil midir? Biz aciz insanoğlunun hata yapabileceğini, ilk baştan bir dini kabul edemeyebileceğini bilmemekte midir? Allah Ebu Leheb’in ölene kadar İslamı kabul etmeyeceğini bildiği için ona cehennem haberini verdiyse, yani Allah onun İslamı kabul etmeyeceğini başından beri biliyorsa neden yaratmıştır? Allah Ebu Lehebi ve karısını doğrudan cehennemde yakmak için mi yaratmıştır?

CEVAP 8: Ebu Leheb yeğeni olan Peygamberimize karısı ile birlikte çok sıkıntılar vermiş ağır hakaretler yapmışlardır. Bununla da kalmayıp her yerde İslam düşmanlığı yaparak Allah tarafından lanetlenmişlerdir. Allah’ın ilmi insanların ilmi gibi zan değil kesin bilgidir. O sebeple Ebu Leheb’in hür iradesi ile hiçbir zaman İslama dönmeyeceğini bildiği için ona lanetlik olduğunu haber vermiştir. Şunu da bilmek gerekir ki insanı etkisiz ve tepkisiz, bilgisiz, kör ve sağır atomlardan yaratıp insan şekline sokan ve bir ömür boyu onu yediren içiren Allah’ı bu şekilde sorgulamak kabirde ve kıyamette başa gelecek korkunç felaketleri bilmemekten ileri gelir.. Allah küfrü ve şirki asla bağışlamayacağını bildirmiş bunun üzerine daha fazla konuşmak yersizdir. İman etmek o kadar zor mudur? Neden inkar? Ayrıca kıyamet günü kafirlere amellerinden dolayı sorgu yoktur. Onlara sadece kabirde niçin iman etmedikleri sorulacaktır. Onlar doğrudan sonsuz kalmak üzere cehenneme atılacaktır.Allah insanları yaratmadan önce kimin hür iradesiyle kafir, kimin mümin olacağını biliyordu. Herkesi imtihan etmesi, bizi bize göstermek içindir. İmtihan etmeseydi o zaman kullar “bizi imtihan etseydin biz kafir olmazdık” diyeceklerdi. Bu bahanenin kalmaması için imtihan edilmekteyiz.. Allah insanları ve cinleri Allah’ı tanısınlar ve O’na kulluk yapsınlar diye yaratmıştır.
(Bakınız; Zariyat Suresi -56)  www.islamdergisi.com

Materyalistlerin Takıntıları 9:
Tekvîr suresi 2. ayette Kıyamet vaktinde yıldızların döküleceği bildirilmektedir. Yıldızların dünya üzerine düşmesi nasıl mümkün olabilir? Dünya yıldızlara göre küçük bir cisimdir ve olası bir düşme dünya üzerinde değil, dünyanın çekim alanına girdiği yıldız üzerinde gerçekleşebilir? Dünya üzerine kaç tane yıldız düşebilir? Yoksa yıldızların dünyadan kat kat daha büyük oldukları bilinmemekte midir?

CEVAP 9: Allahu Teala buyuruyor ki, mealen;

“1- Güneş katlanıp dürüldüğünde,

2- Yıldızlar bulandığında, (düştüğünde)

3- Dağlar yürütüldüğünde. (Tekvir-1,2,3)
Ayette geçen “kederat” sözcüğü bulanma anlamında olan “nekera” dan türemiştir. Bazı alimler buna düşme anlamını yüklemişlerdir. Velev ki yıldızlar düşse bile bunun nereye düşeceği buradaki ayette geçmez. Yıldızların nereye düşeceği Vakıa suresinde 75. Ayette şu mealde belirtilir:
– “Hayır, yıldızların düştüğü yerlerine yemin ederim ki.” (Vakıa-75) 
– “Bilirseniz bu büyük bir yemindir. “ (Vakıa-76)
 İlgili ayeti kerimede bir yıldız mezarlığından bahsedilmektedir ve bunun dünya olmadığı gayet açıktır.
Bu mucizeyi hiç bir teknolojinin olmadığı bir devirde Kur’an zamanımızdan yaklaşık 1400 yıl önce haber verirken, Amerikan uzay dairesi NASA, yakın zamanda uzayda böyle bir yeri keşfetmiş ve adına da yanlışlıkla Kara Delik ismini vermiştir. Daha sonra bu yerin Kara Delik değil, yıldızlar mezarlığı olduğu anlaşılmıştır. Oraya Kara Delik denilmesi ise, içine milyarlarca dünyayı alacak kadar o yerin büyük olması ve bir yerin kütlesinin artması oranında da çekim gücünün çok güçlü olması sebebiyle ışığın dahi yutularak orasının kara delik gibi gözükmesindendir. Ateist felsefe ile Kur’an asla anlaşılmaz. Zira Kuran art niyetli gönüllere kapalıdır. Gerçekten inanmak isteyen her insana ise, Allah Kuranı anlama yeteneği vermektedir. Ateist felsefenin anlayamadığı ve akledemediği bir soru daha var .  Onu da onlar sormadan biz sorup cevabını da biz vermiş olalım. O soru şudur: “ Kıyamet koptuğunda ve yıldızların düşüşe başladığında olup bitenlerin görüntüsünün dünyaya ulaşması için milyonlarca ışık yılı ötedeki yıldızların düşüş görüntüsünün dünyaya ulaşması milyonlarca yıl alacaktır. O halde bu şartlarda insanların kıyametin kopuşunu görebilmesi için günümüzden milyonlarca yıl önce kıyametin kopmuş olması gerekir ki onu insanlar görebilsin. Veya Melek Cebrail’i hangi kuvvetle Arşın altından bir anda mesafeleri dürerek yeryüzüne gönderdiyse Kıyametin kopuş görüntüsünü de fizik ötesi bir kanunla anında insanlara gösterecektir. Zira Allah ;
-“ Ve hüve alâ külli şey’in kadîr” dir. Yani Allah’ın gücü her şeye yeter…  

 Materyalistlerin Takıntıları 10:
Kadir suresi 1. ayette “O Kur’an’ı, kadir gecesinde gerçekten biz indirdik.” yazmaktadır. Kur’an bir gecede mi inmiştir, yoksa 23 yılda mı inmiştir? Eğer kadir suresi 1. ayette yazdığı gibi bir gecede indiyse neden aynı zaman tebliğ edilmemiştir ve neden Muhammed Kur’an’ı kitap haline getirmemiştir? Kur’an bir gecede indiyse 23 yıl içerisinde Muhammed’in karşılaştığı olaylardan sonra inen ayetler nedir? Kur’an bir gecede indiyse neden Muhammed’e bir süre vahiy gelmemesinden sonra müşriklerin Muhammed’e “Rabbin seni unuttu mu, yalnız mı bıraktı?” gibi sözlerinin ardından Duha suresi 3. ayet olan “Rabbin seni terk etmedi, darılmadı” ayeti indirilmiştir.

CEVAP 10: Kuran Beraat gecesinde Levhi Mahfuzdan (Cennetlerin üstünde nurlu bir semadır) birinci semanın üzerine indirilmiş ve Kadir gecesinde ilk kez Rasulullah’a ulaşmıştır. Berat gecesi, Şaban ayının 15. gecesidir.  Kur’an tefsirlerinde Kur’an-ı Kerim’in, Levh-i Mahfuz’dan dünya göğüne yani; yıldızların içinde bulunduğu uzaya Beraat Gecesi indirildiği bildirilmektedir. Buna inzal denir. Kadir gecesinde ise Peygamber Efendimize ilk kez ve parça parça indirilmeye başlanmıştır. Buna da tenzil denir.  Allahu Teala buyuruyor ki, ayet-i kerimede mealen: -“Apaçık olan Kitab’a andolsun ki, biz onu (Kur’anı) mübarek bir gecede indirdik. Elbette biz insanları uyarmaktayız.” (Duhan 2,3) Kuran Birinci semaya toplu olarak indirilmiş Peygamberimize ise 23 yılda ayet, ayet, sure, sure indirilmiştir. Kadir suresinde ise, toplu olarak indirildiğine dair bir ifade görülmemektedir.
www.islamdergisi.com


E K L E R :

Materyalistlerin Takıntıları 11:

Allahu Teala buyurdu ki(mealen):
– “İki deniz birbirine eşit olmaz. Bu tatlıdır, susuzluğu keser, içilmesi kolaydır. Şu da tuzludur, acıdır (boğazı yakar). Hepsinden de taze et (balık) yersiniz ve giyeceğiniz süs eşyası çıkarırsınız.” (Fatır/12)

Er-Rahman/19 – “İki denizi salıverdi birbirine kavuşuyorlar.”
Er-Rahman/22 – “İkisinden de inci ve mercan çıkar.”

Materyalist zihniyet bu ayetleri şöyle eleştirmektedir:

“Tatlı suda inci ve mercan yetiştiği: Rahman suresi 19-22 ayetleri ile Furkan suresi 53. ayetinde geçen iki denizin birbirine salındığı-karıştırıldığı ama aralarında bir engel olduğunu yazan ayetlerde denizlerden birinin suyunun içilebilen tatlı su olduğu, diğerinin acı ve tuzlu su olduğu yazılıdır.
Rahman-22′de her ikisinde de inci ve mercan yetiştirildiğini yazar. Halbuki tatlı suda inci ve mercan yetişmez. Suni olarak inci yetiştirilse bile mercan hiç yetişmez. Bu ayetlerin müteşabih olduğu söylenebilir. Ancak mucize uydurmacıları, ayetteki mercan ve inciyi görmezden gelip, iki denizin karışmamasını mucize diye sunmaya çabalarlar.”

CEVAP 11:
Materyalist zihniyet gerçekten çok anlayışsızdır. Çünkü Allah onların Kuranı anlamalarına engel koymuştur. Önce samimi olmalılar ki, Allahu Teala onlara hidayet kapısını açsın.
Er-Rahman/19 – “İki denizi salıverdi birbirine kavuşuyorlar.”
Er-Rahman/22 – “İkisinden de inci ve mercan çıkar.”

Bu ayetlerin neresinde tatlı su ibaresi var?
Kuran, iki denizden söz eder ve ikisinde de inci mercan çıkacağını beyan eder. Ayetin aslında tatlı deniz suyundan söz edilmez. Kuranı tercüme eden alimlerin kendileri parantez içinde iki denizden (birinin suyu tatlı) yazmışlar. İnkarcı kişi de parantez içindeki açıklamayı Kuranın aslından sanmış Kuranda yanlış olduğunu savurmaktadır. Bu ne ahmaklık?

 

Materyalistlerin Takıntıları 12:


Canlıların ve Organların Özelliklerinin Bilinmemesinden Doğan Çelişkilermiş:

1- Spermin testislerde üretildiğinin bilinmemesi: Tıp biliminde dişi üreme hücresi olan “oocyte” nin yumurtalıkta, erkek üreme hücresi olan “sperm”in ise testiste üretildiği bilinmektedir. Ancak Tarık suresinde şöyle yazar:

Tarık/5. Öyleyse insan neden yaratıldığına bir baksın.
Tarık/6. Fışkırıp çıkan bir sudan yaratıldı.
Tarık/7. Bu su, bel ile kaburga kemikleri arasından çıkar.

 

CEVAP 12:

İnsanın yaratılışı Tarık/6. Ayette belirtildiği üzere fışkırıp çıkan su ile kast edilen erkeğin menisinin testislerde üretildiğine işarettir.

Menin yani o suyun ham maddesinin testislere geldiği yer ise bel ile kaburga kemiği arasında bulunan kara ciğerdir. Bilindiği üzere besinler mide ve bağırsaklarda sindirilip emildikten sonra kana geçip karaciğere giderler. Burada besinlerden elde edilen, gerekirse depolardan çıkarılan glikoz hücrelere yakıt ham maddesi olarak sunulur. Kanla hücreye ulaşan oksijeni glikoza katan mitokondri, zincirleme bir işlemle enerji üretir.

Ulaştırma Sistemi:

Kısaca ‘ER’ denilen bu kıvrımlı organel, bir şehrin dört bir yanına giden yollar gibi, hücredeki taşımacılığı sağlayan ulaştırma sistemidir. En önemli görevi atölyelerde imal edilmiş olan proteinleri alıp hücrenin başka yerlerine ulaştırmaktır. Karaciğerde oluşan proteinlerin bir kısmı ham madde olarak testislere iner. Testislerde meni oluştuktan sonra gerektiğinde fışkıran su olarak rahme dökülür.
Kur’anın bu konudaki ifadesinde bir yanlışlık asla söz konusu olamaz yanlışlık art niyetli materyalistlerin anlayış eksikliğindedir.

Materyalistlerin Takıntıları 13:

Dinsiz materyalistlere şöyle diyor;
“Kalbin beyin fonksiyonlarına sahip bilinmesi: Kur’an’da insan beyninden hiç söz edilmemiştir, çünkü bilinmez. Halbuki beyin, insanı insan yapan organdır. Beyin bilinmediği için duygular, düşünceler kalbin fonksiyonları olarak belirtilmiştir.

Örneğin Bakara suresi 97. ayetinde; Cebrail’in Kur’an’ı peygamberin kalbine indirdiği yazılmıştır. Bilim ise, bilgilerin ve hafızanın beyinde saklandığı kanıtlamıştır.

Yine Bakara suresi 260. ayetinde İbrahim’in kalbinin tatmin olması için Allah’tan ölüleri nasıl dirilttiğini göstermesini istediği yazılıdır. Halbuki tatmin olan, ikna olan kalp değil, beyindir. Birçok ayette de kalbin mühürlenmesinden söz edilir.

Şura-24. “Yoksa onlar, senin hakkında: “Allah’a karşı yalan uydurdu” mu diyorlar? Eğer Allah dilerse senin de kalbini mühürler. (…)

Tegabun-11. “Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musibet başa gelmez. Kim Allah’a inanırsa, Allah onun kalbine hidayet verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

Hidayet verilecek olsa, verileceği organ kalp değil, beyin olmalıdır. İslamcılar bunu, bugün de sevginin, merhametin kalple ifade edilmesiyle açıklar. Tersine bu ifade şekli, dini inançlardan kaynaklanarak oluşmuştur. Bazı İslamcılar ise kalbin de beyinsel fonksiyonlara sahip olduğunu iddia eder. Bu iddianın hiçbir bilimsel yanı yoktur. Kalp, sadece kan pompalayan bir organdır ve beyin işlevlerinin hiçbirine sahip değildir. Bu yanlış, müteşabihlikle de izah edilemez. Kalple ilgili birkaç ayetin müteşabihliği olsa da, Kur’an’ın tamamında ve onlarca ayette bu şekilde geçmesi, böyle bilindiğinin göstergesidir.”

CEVAP 13:
Yukarıda, ateistlerin eleştirdikleri ayetlerin meallerini burada tekrar okuyalım:
Bakara/97 – “Söyle; her kim Cebrail’e düşman ise iyi bilsin ki, Kur’ân’ı senin kalbine Allah’ın izniyle kendinden önceki vahiyleri onaylayıcı, müminlere hidayet ve müjde kaynağı olmak üzere o indirdi.”

Bakara/260 – Bir zamanlar İbrahim de: “Ey Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!” demişti. Allah: “İnanmadın mı ki?” buyurdu. İbrahim: “İnandım, fakat kalbim iyice yatışsın diye istiyorum.” dedi. Allah buyurdu ki: “Öyle ise kuşlardan dördünü tut da onları kendine çevir, iyice tanıdıktan sonra (kesip) her dağın başına onlardan birer parça dağıt, sonra da onları çağır, koşa koşa sana gelecekler ve bil ki, Allah gerçekten çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.”

Şura/24 – Yoksa onlar, senin hakkında: “Allah’a karşı yalan uydurdu.” mu diyorlar? Eğer Allah dilerse senin de kalbini mühürler; batılı yok eder ve sözleriyle hakkı gerçekleştirir. Şüphesiz ki O kalplerde bulunan şeyleri hakkıyla bilir.

Tegabün/11 – Allah’ın izni olmayınca hiç bir musibet isabet etmez. Kim Allah’a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya götürür. Allah her şeyi bilendir.

Görüldüğü gibi bu ayetlerde kendisine hitab edilen ne beyindir, ne de yürektir. Belirtilen kalb gönüldür. Zira insanın anlayışı idraki beyin olamaz. Beyin sadece vasıtadır.

Materyalistlerin Kur’an’ı anlaması bu kadarcık işte.
Oysaki ne beynin ne de yürek denilen kalbin, bilincin kendisi değildir, olamazda…
Kur’an’da kast edilen kalp, yürek denilen et parçası değil madde ötesi idrakin ta kendisi oln insanın ta kendisidir.
İnsan öldüğünde beyinimizde, yüreğimiz de (kalbimizde) olduğu yerde durur ama artık ne bilinci vardır ne de bu aleme dair bir idraki vardır. Hepsi ruh ile uçup gitmiştir.
Peki yürek ve beynin görevi nedir?
Yürek ruhun merkezi, beyin ise ruhun dünyaya açılan penceresidir. Bunun kanıtı bazı kaza durumlarında beyin ölümü olmasına karşın kalbin çalışmasının devam etmesidir. Ruh bu alemi beyin aracılığı ile algılar oradan görür, işitir ama değerlendirimeyi bu madde alemina ait olmayan gönül(ruh) denilen yüksek anlayışla yapar. Yani; bir evin içinde oturan adamın pencerenin kıyısına oturup sokağı görmesi gibi olup bitenleri onun aracılığı ile görür işitir.
Kur’an hiçbir zaman insan kalbine hitap ederken yürek denilen et parçasını kast etmemiştir. Mezkür ayetlerde geçen kalple kast edilen insanın idraki ve anlayışıdır.

Materyalistlerin Takıntıları 14:

Her Canlının Çift Yaratılma Eleştirisi:

– Biz her şeyden iki çift yarattık. Umulur ki, iyice düşünürsünüz. (Zariyat-49)

Materyalist cahil bu ayet hakkında şöyle bir yorum yapmış:
“Her canlı çift değildir. Bakteriler, tüm canlılardan kat kat fazla sayıda ve etkinliğe sahip varlıklardır. Eşleri olmayıp bölünerek çoğalırlar. Ama görülüyor ki Kur’an’ın yazarı, ya bakterileri, virüsleri bilmiyor ya da onları canlıdan saymıyor.”

CEVAP 14:
Allahu Teala “Her şeyden çift yarattık” buyurmuştur. Materyalist ise bu ayeti anlamadığı gibi günümüz biliminin geldiği yeri de bilememektedir. Oysa modern Bilime göre Canlıların üreme şekli iki çeşittir, yani çifttir. Eşeyli ve eşeysiz üreme diye iki bölüme ayrılır.
İnsanlar ve hayvanlar eşeyli üreme türüne  girerken ateistin anlayamadığı bakteriler iseşi olmayıp bölünerek çoğalanlar bölümüne girerler.
Eşeyli Üreme; gen bilgileri birbirinden farklı iki tane üreme hücresinin (gamet) bir araya gelerek meydana getirdiği yeni bireylerin oluşması olayına denmektedir. Eşeyli üreme 4 çeşittir. Bunlar; İzogami, Heterogami, Konjugasyon ve Partenogenezdir. Hayvanların ve bitkilerin hemen hemen bir çoğunda bu üreme çeşidini görmek mümkündür.
Eşeysiz Üreme; bir üreme hücresinin başka bir üreme hücresi olmadan döllenme olayına denmektedir. Eşeysiz üreme de 4 çeşittir. Bunlar; Bölünerek üreme, Tomurcuklanma ile üreme, Sporla üreme ve Vejetatif Üreme şeklidir.Su bitleri, su pireleri, bakteriler, bazı böcek türleri, deniz anası, deniz yıldızı gibi canlılarda bu üreme çeşidi görülmektedir.
Varlık çift yaratılmıştır.
Gökler ve Yerler. Su ve ateş, Toprak ve hava. Gece ve gündüz, sabah ve akşam. Yaz ve kış. Sonbahar ve ilk bahar. Madde de çifttir. Katı madde ve sıvı madde. Akıllı varlıklar da kendi aralarında ikiye ayrılır.
Akıllı varlıklar da çifttir. Madde ve ruhtan yaratılmış insanlar ve ışık ve dumandan yaratılıp gözle görünmeyen melekler ve cinler. Onlarda kendi aralarında ikiye ayrılmıştır. Melekler ve cinler. Onlarda kendi aralarında çift yaratılmıştır. Cinsiyeti olmayan melekler ve erkekli ve dişili olan cinlerdir.
Elektrik de çift yaratılmıştır: Negatif ve pozitif elektrik.
Bu konu buraya sığmaz. Bunun örneklerini vermekle bitiremeyiz. Burada noktalayalım.

 

Materyalistlerin Takıntıları 15:

Materyalist zihniyetin eleştirisi:
Ortadoğu dışında yetişenlerden hiç bahsedilmemesi: Kur’an’da adı geçen bütün bitki, hayvan ve diğer doğa varlıkları Ortadoğu’ya özgüdür. Diğer bölgelere ait olan canlı-cansız varlıklardan söz edilmez. Örneğin çölden bahsedilir ama gölden, ormandan bahsedilmez. Kar, buz, dolu, sis gibi bölgede görülmeyen doğa olayları Kur’an’da geçmez. Portakal, mandalina, karpuz, kavun, ceviz, fındık, patates gibi bölge dışı bitkisel ürünlerden, kanguru, lama, pelikan, fok gibi bölge dışı hayvanlardan bahsedilmez.

CEVAP 15:
Buradaki eleştirisinde materyalist zihniyet Kur’an’ı Kerimi bir botanik(otbilimi) ve zooloji(hayvanbilimi) kitabı sanmış ve Orta Doğu dışındaki bitki ve hayvanlardan söz edilmediğini kanaatine vararak aklınca Kuranı eleştirmiş ve böylece ne kadar anlayış fukarası olduğunu bir kez daha sergilemiştir.

Oysaki Kur’an-ı Kerim, insanları ve cinleri Allah’ı tanımaya ve Allah’a kulluğa çağıran güzel ahlakı ve güzel muameleyi emreden, kötülük işlemeyi men eden bir kitaptır. Ara ara hayvanlardan, bitkilerden dağlardan, denizlerden söz etmesi ise düşünüp bazı hikmetleri anlamaya çağırır.

Materyalistlerin Takıntıları 16:

Dünyanın ve Evrenin Bilinmemesi

Allahu Teala buyurdu ki(mealen):

– “Nihayet güneşin battığı yere vardığı zaman, güneşi, kara bir balçıkta batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir kavim buldu. Biz ona dedik ki: “Ey Zülkarneyn! Onları ya cezalandırırsın veya onların hakkında iyi davranırsın.” (Kehf-86)

Ateist bu ayeti şöyle eleştirmektedir:
“Güneşin kara bir balçığa batması: Eski toplumlar, dünyanın da güneş, ay ve yıldızlar gibi bir gök cismi olduğunu bilmezlerdi. Yere göre güneşin hareket ettiğini sanır, doğuda bir yerden doğup batıda bir yerde battığını düşünürlerdi. Bazı filozoflar, asıl dönenin güneş değil dünya olduğunu keşfetmiş olsalar da, insanların çoğu bu bilgiden habersizdi. Kur’an’da anlatılan Zülkarneyn hikayesinde de güneşin dünyada bir çamur gözesine battığı yazılır.
Ayetten; dünyayı göğün altında uçsuz bucaksız bir yer olarak gören ve göz yanılmasından dolayı güneşin dünyanın batısında bir çamur gözesine battığını sanan bir yanlış bilgiye sahip olunduğu anlaşılmaktadır. Bu ayet, İslamcılar tarafından güneşin sanki okyanusta batıyormuş gibi görünmesi olarak açıklanmaya çalışılır. Öyle olsa, ayette “sanki” sözcüğü olurdu ama yoktur ve bazı mealciler bu kelimeyi parantez içinde ayete ekler.”

CEVAP 14:
Geçmişte teknoloji eksikliği sebebiyle coğrafyayı iyi tanıyamamış toplumlar güneş batarken arka planda deniz veya ufku gözükmeyen bir göl veya bataklığı gördüklerinde güneşin oraya battığını sanmış olabilirler. Bugün dahi öyle bilen cahil toplumlar yok değildir.

Oysa Kur’an burada coğrafi bir yeri tarif etmektedir. Güneşin bataklık üzerinde kayboluşunu Zülkarneyn aleyhisselamın bakışı ile, “..Zülkarneyn, güneşin battığı yere vardığı zaman güneşi, kara bir balçıkta batıyor buldu…” şeklinde ifade eder. Ama gel gör ki ateist zihniyet ayeti anlayamamış ve Zülkarneyn’in aleyhisselamın teşbihini Allahu Tealanın yanılması olarak addetmiş ve küfürde daha da çukura batarak anlayış bozukluğunu izhar etmiştir..

Kur’an’ın güneş ay ve dünya hakkındaki ifadesi şudur (mealen):

– “Ne güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler.” (Yasin/40)

Bu ayeti kerimede Güneşin, ayın, gece ve gündüzü üzerinde taşıyan dünyanın her birinin ayrı birer yörüngede olduğu belirtilir. Zülkarneyn’i anlatan ayetteki güneşin bataklığa aslında batmadığını öyle gözüktüğünü açıklar.

 

Ateistin Eleştirsine Cevap:
Materyalist diyor ki:
 Dünyanın tüm evrenden daha uzun zamanda ve daha önce yaratılması: 
Allahu Teala Buyurdu ki (Mealen):
– O inkar edenler görmüyorlar mı ki (başlangıçta) göklerle yer birbiriyle bitişikken, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı? (Enbiya Suresi, 30)

Ayette görüldüğü üzere gökler ve yer bitişikken Allah onu biribirinden ayırdı. Yani gökler ver dinsizin sandığı gibi değil onlar aynı anda yaratıldı.


Materyalist diyor ki:
Evrende milyarlarca galaksi olduğu ve her galaksinin milyarlarca güneş sistemine sahip olduğu ve dolayısıyla dünyamız gibi sayısız gezegenin olduğu artık biliniyor. Bu bilgilerden yoksun olan eski toplumların yaratılış mitlerinde ise sadece yer-gök geçiyor. Altta uçsuz bucaksız bir yer ve üstte gök kubbe. Füssilet suresinde de yer ve göğün yaratılışı bu bakış açısıyla anlatılıyor. 
Ayetlerde dünyanın dört günde ama 7 göğün yani evrenin iki günde yaratıldığı öne sürülüyor.
Evrenle kıyaslandığında; okyanusta bir çakıl tanesi gibi olan dünyanın yaratılışının hem evrenden önce, hem de evrenin iki misli zamanda yaratıldığı iddiası bilimsel olabilir mi?

CEVAP: Ateist burada da yanılmaktadır. Zira Kuran göklerin 7 kat olduğunu onun en altındaki birinci göğün yıldızlar ve galaksilerle donatıldığını haber verir. Peygamberimiz ise gökler hakkında birinci göğün ikinci göğün içinde yıldızlar galaksiler smasının büyük bir sahranın içinde bir halka kadar yer kapladığını belirtir. İkinci üçüncünün üç dördüncünün beş altıncının altı yedincin içinde çok küçük kaldığını bilirmiştir. Bu kadar genişlikte gökler ve yerin genişliğinde ise Kuran cennetlerin olduğunu bildirmiştir. Şimdi gök biliminde bugünkü bilim dahi çok cüce kalmaktadır.

 


Allahu Teala Araf Suresinde Göklerin ve yerin yaratılışında Şöyle buyurur(mealen):
– “Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah’tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, Güneş’e, aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O’nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir. (Araf Suresi, 54)
Ayeti Kerimede göklerin ve yerin altı günde (evrede) yaratıldığı belirtilir.

 

BİR SORU: Kur’an’da bir ayette önce yer sonra gök yaratıldı deniyor; ama başka bir ayette önce gök sonra yer diyor, bunu nasıl anlamalıyız?
Kainatın 6 günde değil 8 günde yaratıldığı iddiasını nasıl anlamalıyız?

 

CEVAP:
Kur’an’da 7 âyette kainatın 6 günde yaratıldığı bildiriliyor. Fussilet Suresinde ise detaylı olarak altı gün açıklanıyor. Bunun ikisi yer küre, ikisi içindekiler olmak üzere kısaca yer küre için 4 günden toplam bahsedilir. Yani ikisi yerin yaratılması, ikisi de içindekiler için. Geri kalan iki günde de gökler yaratılır. Hepsi altı gün eder.

Kurtubi Tefsirinde Bu Âyet-i Kerimeyi Şöyle Açıklıyor:

Basra’dan Bağdat’a 10 günde, Küfe’ye de 15 günde gittim, denince, Bağdat’la Kufe arasının 15 gün olduğu anlaşılmaz. Aksine 15 -10 = 5 gün olduğu anlaşılır. Basra-Bağdat arası 10 gün, Bağdat-Kufe arası 15 gün denirse, toplam 25 olur ki yanlış olur. Çünkü Basra ile Bağdat arası 10 gün, Bağdat ile Kufe arası ise 5 gündür.
(bk. el-Câmiu li Ahkâm-il-Kur’ân, ilgili ayetin tefsiri).

Benzer bir açıklamayı Müfessir Beydavi de yapar: Buradaki dört gün, önceki iki günle beraber dört gündür. Bu, şöyle demene benzer: “Basra’dan Bağdad’a on gün yürüdüm. Kûfe’ye de on beş gün yürüdüm.” Bu merhale anlatılırken “iki günde” demek yerine, “dört günde” denilmesi önceki iki günle bitişik olduğunu hissettirmek içindir. (Envaru’t-tenzil, ilgili ayetlerin tefsiri)

Yer ve Göklerin Yaratılışı:
Kurtubî, bu babta değişik görüşleri belirtmekle birlikte, Katade’nin dediği gibi, Allah önce göğü duhan (gazlar) halinde; arkasından yeri yarattı. Daha sonra göğü düzenleyip, ardından da yeri düzene soktu.” (Kurtubî Tefsiri, I/256) demek suretiyle kendi görüşünü de ortaya koymuştur. Dikkat edilirse, bu açıklamada, bir yönüyle yerin, bir yönüyle de göğün daha önce yaratıldığına işaret edilmiştir.

Konuyu müspet ilim doğrultusunda değerlendiren Bediüzzaman’ın görüşü -özetle- şöyledir:

Müspet ilmin yer ve göğün yaratılışı konusunda kabul ettiği nazariye şu merkezdedir: Görmekte olduğumuz ve manzume-i şemsiye/güneş sistemi olarak tabir edilen güneş ve güneşe bağlı yıldızlar cemaati, basit bir cevher imiş; sonra bir nevi buhara dönüşmüş; sonra o buhardan, mayi-i narî (sıvı-ateş) hâsıl olmuş; sonra o mayi-i narî, soğuyarak katılaşmıştır. Sonra şiddetli hareketiyle bazı büyük parçaları fırlatmış; sonra o parçalar yoğunlaşarak, gezegenler olmuşlar. Üzerinde yaşadığımız yerküresi de onlardan biridir.

Bu açıklamalar ışığında Kur’an ayetlerini açıklayan tefsircilerin yorumları ile müspet ilim adamlarının yorumları arasında mutabakat hâsıl olabilir. Şöyle ki: “Yer ile göğün ikisi de birbirine bitişikti, sonra onları ayırdık.” mânasına gelen âyetin ifadesinden anlaşıldığına göre, yerkürenin de içinde bulunduğu güneş sistemi, İlâhî kudret tarafından esir maddesinden yoğrulmuş bir hamur şeklinde imiş. Esir maddesi, diğer varlıklara göre daha akıcı ve su gibi bütün varlıkların aralarına nüfuz eden bir maddedir.

“Allah’ın Arşı daha önce su üzerindeydi.” (Hud, 11/7) mealindeki âyette su, esir maddesine işaret etmektedir. Demek ki, Cenab-ı Hakk’ın Arşı, su hükmünde olan şu esir maddesi üzerinde imiş; esir maddesi yaratıldıktan sonra, Yüce Yaratıcının ilk icatlarının tecellisine merkez olmuştur. Yani Sani-i Zülcelâl esir maddesini yarattıktan sonra, o esir maddesini elementler şekline dönüştürmüş; sonra onlardan bir kısmını yoğunlaştırıp katı maddeler haline getirmiştir. Bunlardan da birer meskûn mahal olmak üzere yedi küre yaratmıştır. Yer de bunlardan biridir. İşte yerin -hepsinden evvel yoğunlaşıp katılaşması ve hızlı bir şekilde kabuk bağlayarak uzun zamanlardan beri hayata kaynak olması itibariyle, yaratılış ve teşekkülü göklerden evveldir.

Fakat yerküresinin mükemmel bir hale gelmesi, insanların yaşamalarına elverişli bir vaziyete gelmesi, göklerin tesviye ve tanziminden/en son şeklinin verilmesinden sonradır. Bu yönüyle yaratılışı, göklerden sonra başlar.

Bununla beraber, -yukarıda ifade edildiği üzere- güneş sistemi olarak tabir edilen güneş ve güneşe bağlı yerküresi ve diğer yıldızlar topluluğu aynı cevher imiş, yani gökler ile yerin ikisi beraber imişler. Bu açıklamalardan anlaşıldığı üzere, yukarıda mealleri verilen konuyla ilgili ayetler arasında ilk etapta çelişki gibi görülen konunun, gerçekte bir çelişki değil, bilakis, yaratılış safhalarının değişik şekillerine işaret etmek için kullanılan bir i’caz üslubunun yansımaları sözkonusudur. (bk. Nursi, İşârâtu’l-İ’caz, 286-287).

Ebû’s-Suud efendi de benzer ifadelerle aynı konuyu işlemiştir, (bk. İrşâdu’l-Akli’s-Selîm ila Mezâye’l-Kur’ani’l-Kerîm, IX/102-103).

Özetlersek: Bediüzzaman, söz konusu ayetleri yorumlarken, konuyu müspet ilimlerdeki yeni keşifler doğrultusunda değerlendirmiştir. Yer ile göğün birlikte aynı maddeden yaratıldığını, ancak yerin soğuyup kabuk bağlaması, göklerden önce olmakla beraber, insanoğlunun hayat şartlarına uygun bir duruma gelip, bir döşek şeklinde düzenlenip son şeklini alması, göklerin son şeklini aldığı düzeninden sonra olduğunu belirtmiştir.

Buna göre konuyla ilgili ayetler, bu farklı durumdan her birini ayrı ayrı açıklamaktadır. Bir yönüyle semaların bir mânâda teşekkülü ve meydana gelmesi daha evveldir. Küre-i arzın onlardan kopması ve ayrılması daha sonradır. Ardından küre-i arz hayata müsait hale getirilmiş ve dördüncü derecede semaların tesviyesi olmuştur. Yani mesele, bir taraftan semalardan başlayıp âdeta bir kavis çizer gibi gidip yine semalarda bitivermiştir. (Sorularla İslamiyet Sitesi)

****************

Konuya tekrar gözden geçirelim.
Allahu Teala buyurdu ki (mealen):
Gök
leri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yarattık, Bize hiçbir yorgunluk da dokunmadı. (Kaf/38)

Bu ayeti kerimeden anladığımız Kurtubî’nin, Katade’nin dediği gibi, Allah önce göğü duhan (gazlar) halinde; arkasından yeri yarattı. Daha sonra göğü düzenleyip, ardından da yeri düzene soktu.” (Kurtubî Tefsiri, I/256) yorumuna mutabık düşmektedir.

Buna göre Rabbül-âlemîn önce gökleri(gaz halinde), sonra yer küreyi yarattı, daha sonra göğü düzenleyip yeri ve üzerindekileri düzene soktu. Allahu Teala bütün bunları altı evrede yarattı.
Ayrıca yahudi ve hiristiyanlara göre Allah gökleri ve yeri 6 günde yarattıktan sonra yorulup istirahat ettiği iddia edilir . Oysaki bu ayette Allah onları yorulmaktan münezzeh olduğunu belirterek yalanlamaktadır.

– O inkar edenler görmüyorlar mı ki (başlangıçta) göklerle yer birbiriyle bitişikken, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı? (Enbiya Suresi, 30)

Modern bilimle izah edilen evrenin başlangıcı olan büyük patlama ile bu ayetin manası mutabık olmaktadır. Buradan bakıldığında yer ve göklerin ayrıntılarının değilde temelinin yaratılışının aynı anda olduğu görülmektedir.
Ayrıca bunun keşfinin önce gayri müslimler tarafından yapılacağına dair ayeti kerimede işaret vardır. Bu da Kur’an’ın açık bir mucizesidir. Kur’an(mealen), “O inkar edenler görmüyorlar mı ki (başlangıçta) göklerle yer birbiriyle bitişikken, biz onları ayırdık” ibaresiyle bu tür bilimsel keşiflerin Kuran’a inanmayanlar tarafından yapılacağını işaret etmektedir.
Bundan sonra evrenin yaratılışı hakkında şu ayeti kerimeye bakabiliriz.

Fussilet suresinin 9. ve 10. ayetlerinden yerin iki evrede yeryüzü şekilleriyle üzerinde olanların toplam dört günde yaratıldığını anlamaktayız. Lakin burada şunu ifade edelim ki bu evreler birbirleri ile aynı süre midir yoksa birbirlerinden farklı süre midir onu ancak Allahu Teala bilir.
Allahu Teala buyurdu ki(mealen):
– “De ki: “Siz yeri iki günde (iki evrede) yaratanı gerçekten inkâr edip duracak mısınız?(…)” Fussilet/9
– “O(Allah), yerin üstünde sabit dağlar yarattı. Orada bereketler meydana getirdi. Orada araştırıp soranlar için rızıkları tam dört günde(evrede) belli bir seviyede takdir edip, düzene koydu.”  Fussilet/10

– “Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi. Ona ve yerküreye: “İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin.” dedi. Her ikisi de: “İsteyerek geldik” dediler. “ Fussilet/11

Fussilet suresi on birinci ayeti kerimede ise yer ve göğe bilinç verip  İlahi hükmünün onlarda tecelli ettiğini anlamaktayız.

 “Böylece Allah onları iki günde(evrede) yedi gök olmak üzere yerine koydu. Her göğe kendi işini bildirdi. Biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve koruduk. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah’ın takdiridir.” Fussilet/12

Bu ayeti kerimede ise Allahu teala, görevlerinin bilinci içinde olan göklere işlerini bildirdi. “Biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve koruduk.” ayetiyle bize göre uçsuz bucaksız gibi görünen birinci göğü yıldız ve yıldız toplulukları olan galaksilerle donattığını bildirdi.


Ayeti kerimelerin derin ve yüce manasını tam olarak Rabbimiz bilir ve O’nun dilediği kadarını bildirdikleri bilebilir.  Mezkür ayetleri, Hadislerin ve ulemanın görüşlerinin ve bilimsel verilerin ışığında bu ayetleri böyle anladık. Hata ettik ise Allahu Teala Rahman ve Rahîm ismi şerifi ile bizi bağışlasın.

Başka İtirazlara Cevaplarımız Gelecek İnşaallah…

 

K Ü F Ü R   S Ö Z L E R  (Dinden Çıkaran Söz ve İşler) İçin TIKLAYINIZ:
Elfazı Küfür (Dinden Çıkaran Söz ve İşler) 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bir cevap yazın