Hadisi Şerifler ve Hadis İnkarcıları

 

Yazan: Bekir Abdullah…5 Temmuz 2014
SORU
:Ravza

Hadis inkârcıları;
Hadisler dinde delil olsaydı, din eksik olurdu; çünkü hiçbir hadis âlimi, bildiği bütün hadisleri kitaplarına yazmamıştır. Mesela Müslim’de olmayan bir hadisin, Buhari’de olacağına dair bir garanti yoktur. O zaman bu hadiste bildirilen hüküm dine girmemiş ve din de eksik kalmış olur.” diyorlar. Buna nasıl cevap verilebilir?

CEVAP:
Allahu Teala buyurdu ki:
بالبينات والزبز، وأنزلنا إليك الذكر لتبين للناس مانزل إليهم ولعلهم يتفكرون “
(Nahl Suresi Âyet:44);

Mealen:
“Biz o peygamberleri mucizelerle ve kitaplarla gönderdik.
Ey Peygamberim! Sana da Kur’ân’ı indirdik ki, insanlara vahiy edileni açıklayasın. Belki onlar da düşünürler.” ve:
“O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz.(Necm/3)
“O’nun konuşması kendisine vahyedilenden başkası değildir.(Necm/4)

Allahu Teala mezkür ayetlerde  Rasulüne, “insanlara vahiy edileni açıklayasın” ve Rasülü hakkında,“o kendi arzusuna göre konuşmaz”  diye buyurması hadisi şeriflerin Kur’an’ın tefsiri olduğunun apaçık beyanıdır. 

Ayrıca:
Peygamber size ne verdiyse onu alın. Size neyi yasakladıysa ondan sakının ve Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı şiddetlidir.
[Haşr / 7] 
 
emrini de inkâr etmek olur.
Yani İslamiyet’i yıkmanın başka bir yolu olur.

-” Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler ve (inanma hususunda) Allah ile peygamberlerini     birbirinden ayırmak isteyip “Bir kısmına iman ederiz ama bir kısmına inanmayız”     diyenler ve bunlar (iman ile küfür) arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu?” (Nisa-150)

-” İşte gerçekten kâfirler bunlardır. Ve biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.” (Nisa-151)

-” Allah’a ve peygamberlerine iman eden ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara     (gelince) işte Allah onlara bir gün mükâfatlarını verecektir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir. ” (Nisa-152)

Hadis i Şerif demek, Peygamber Efendimizin İlahi vahye dayanan sözleri demektir. Peygamber efendimiz Kur’an-ı kerimi açıklayarak, İslamiyet’i bize bildirmiştir: “Şunlar; âyet-i kerime, şunlar hadis-i kudsi, şunlar helaldir, şunlar haramdır.” buyurmuşlardır. Bunları da, Allahü teâlânın emriyle söylemiştir. Resulullahın bildirdikleri delil olmazsa, ortada din mi kalırdı?
“Hadisler, delil değildir.” demek, “Kur’an benim için delil olamaz” demektir.
Müslim’de olan bir hadis, Buhari’de olmayabilir, Buhari’de olan bir hadis de, Müslim’de olmayabilir. Kütüb-i sitedeki diğer hadisler de böyledir. Birinde olup ötekinde olmayan hadisler, elbette olur. Hepsini bir hadis âliminin kitabına yazması gerekmez. Eshab-ı kiram bütün hadisleri bildirmişlerdir. Hadis kitapları bir bütün olarak ele alınınca, dinde hiçbir eksik hükmün kalmadığı görülür.
Kur’an-ı kerim, hadis-i şeriflerle açıklanarak, dinimizde eksik bırakılan mesele kalmamıştır. Namazın rekâtları, farzları, vacibleri, namazı bozan hususlar gibi çok şey, Kur’an-ı kerimin emrine uyularak, hadis-i şeriflerle bildirilmiştir. Hadis-i şerifleri delil saymamak, Kur’an-ı kerimi delil saymamak olur.
Ey hadis münkirleri! Hadis-i şerifler delil değilse, her şeyin hükmünü Kur’an-ı kerimde nasıl bulacaksınız?

Hadislerin delil olmasını inkâr edip, “Yalnız Kur’an delildir.” diyenler kesinlikle samimi değildir; çünkü Allahü teâlâ, “Yalnız bana tâbi olun, yalnız bana itaat edin.” buyurmuyor. “Resulüme de itaat edin.” buyuruyor. Eğer hadisler, yani dinimiz eksik olsaydı, Allahü teâlâ, “Dininizi tamamladım” buyurur muydu?
Hadislerin eksik olup olmadığını hâşâ Allahü teâlâ bilmez mi? Peygamber efendimize uymak gerektiğini bildiren birkaç ayet-i kerime, mealen:
” O Peygamber, güzel şeyleri helal, çirkin şeyleri haram kılar.” (Araf 157)
Allahü teâlâ, haram kılma yetkisini Resulüne de vermiştir.

 –” Allah ve Resulüne itaat eden Cennete, isyan eden Cehenneme gider.” (Nisa 13,14)
 –” Biz her Peygamberi, kendisine itaat edilsin diye gönderdik.” (Nisa 64)
 –” Allah ile resullerinin emirlerini birbirinden ayırıp ikisi arasında bir yol tutmak isteyen kâfirdir.” [Nisa 150,151]
  Buradaki beyan, âyet-i kerimeleri başka kelimelerle ve başka şekilde anlatmak demektir. (Huccetullahi alel-âlemin)
Bu konudaki birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir:
” Cebrail aleyhisselam, Kur’anla beraber, onun açıklaması olan sünneti de getirdi.” (Hadisi Darimi)

 –” Bana Kur’an-ı kerimin misli kadar daha hüküm verildi.” (İ. Ahmed)
 –“ Yalnız Kur’andaki helal ve haramı kabul edin” diyenler çıkar. İyi bilin ki, Peygamberin haram kılması, Allah’ın haram kılması gibidir.”  (Tirmizi, Darimi)
Nitekim yalnız Kur’an’daki helal ve haramı kabul edenler Hazreti Osman’ın halifeliği döneminde Hariciler adı altın da sapkın bir zümre olarak çıkmış, önce Hazreti Osman’ı, daha sonra ki yıllarda da Hazreti Ali’yi şehit etmişlerdir. O sapkınların devamı günümüz de de mevcuttur.
Allahu Teala o sapkınlara hidayet nasip etsin.

SORU: Bir genç, (Kütüb-i sitte ve daha bir çok hadis kitapları, hadisleri toplamışlar. Halbuki, Peygamber, (Benim hadislerimi yazmayın. Kim benden bir hadis yazmışsa, onu imha etsin) diye bildiriyor. Peki, âlimleriniz ne diye peygamberin bu sözüne uymamışlar da ciltlerle hadis kitapları yazmışlar?) diyor. Bunlara nasıl cevap vermeli?
CEVAP:
Böyle sözler, hadislere inanmayan,
(Peygamber postacı iManzara- Ağaç altı güzelliği (2)di, Kur’anı getirmekle vazifesi bitti) diyen din düşmanlarının iddiasıdır. O kadar hadis âlimi geldi, fıkıh âlimi, tefsir âlimi geldi, hiç biri bunu bilmiyor muydu? İslam âlimleri din düşmanı mı idi de, Resulullahın sözlerine uymadılar?
Böyle bir soruyu samimi bir Müslüman soramaz.

Bunlar, işlerine gelince hadisi delil gösterirler, gelmeyince de hepsi uydurma derler. Bunların en bariz hile ve taktiği, olmuş bir olayı bozarak, Bektaşi gibi bir kısmını alıp diğer kısmını almayarak yarım anlatırlar. Olmamış bir şeyi, iftira ve yanlış olduğu hemen bilineceği için pek anlatmazlar. Ama olmuş olayı değiştirerek, yarısını alıp yarısını gizleyerek anlatıp, müslümanların şüpheye düşmesine çalışırlar. Hainler bu taktikleriyle çok insanı da kandırmışlardır. Bunları iyi tanıyıp tuzaklarına düşmemeli.

Şu husus da iyi bilinmeli ki, Peygamber efendimiz bütün hadis-i şeriflerini en son günde, hepsini bir anda söylemedi. 23 sene boyunca söyledi. Çeşitli olaylara göre, şahıslara göre, şartlara göre söyledi. Rahmet olması için, aynı hususta farklı söylediği de olurdu. Bu yüzden hadis-i şeriflerin ne zaman ve niçin söylendikleri de önemlidir. Din 23 sene boyunca yaşanarak bildirildi. Bazı emir ve yasaklar zamanla farz veya haram oldu. Bir şey haram olmadan önceki durumları anlatan hadisleri yazıp, bak Resulullah böyle buyurdu demek dini içten yıkmaya çalışmaktır. Veya farz olmadan önceki durumları anlatıp, bak böyle yapılırdı, demek ki sonradan mezhepler bunu haram etmiş demek hainliktir. Ayrıca, farklı hadis-i şerifleri görünce, birbirine tenakuz zannetmemeli, onları bize bildiren ehl-i sünnet âlimlerine suizan etmemeli. Hadis âlimleri bunları hâşâ bilmiyor muydu?

İslam âlimlerinin kitaplarının bozuk olduğunu söyleyenin, aklından ve dininden şüphe olunur. Çünkü bu kimse, Resulullahı ve Eshab-ı kiramdan hiçbirini görmediğine göre ilmini nereden öğrendi? Bir şeyler öğrendi ise, İslam âlimlerinin kitaplarından öğrenmiştir. O âlimlerin kitaplarına bozuk derse, kendisi doğru yolu nereden bulmuştur?

İlk zamanlarda, ölenlerin çoğu müşrik olduğu için, kabir ziyareti yasak edilmişti. Daha sonra, müminler de ölünce, (Daha önce kabir ziyaretini yasaklamıştım, şimdi ziyaret edin) buyuruldu. Tesettür emri sonradan geldi, içki sonradan yasak edildi. Bunun gibi, daha önce Kur’an-ı kerim yeni inerken, âyetlerle hadislerin karışmaması için, hadis-i şeriflerin yazılması yasaklanmışsa da, daha sonra yazılması emredildi. Bunu istismar ediyorlar.

Diyanet İşlerinin, (Sahih-i Buhari muhtasarı tecrid sarih) tercümesinin ön sözünde özetle deniyor ki:

İlmi talep etmek her Müslümana farz olduğu gibi, ilmi neşretmek de böyledir. Hadis-i şerifte de, hikmetin, müminin kaybolmuş malı olduğu, nerede bulursa, derhal alması gerektiği bildirilmiştir.

Birileri çıkmış sonradan yazılan el-muvatta isimli kitabı delil göstererek, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’in hadislerin yazılmasına karşı çıkmışlarmış. Bunu iddia edenlere atfen diyoruz ki ey fitne ve fesatçılar! Hz. Ömer ve Hz Ebu Bekir Rasulullaha karşı mı geldiler ki hadisleri yasaklasınlar? Oysaki Rasulullah hadislerin başlangıçta yazılmamasını donra ise yazılmasını emretmiştir. İşte kaynak hadis:
– “Burada olanlarınız, burada olmayanlara tebliğ etsinler! Belki de, kendilerinden daha anlayışlı birine tebliğ etmiş olabilirler. Sözlerimi işitip belledikten sonra, başkalarına aynen aktaranın Allahü teâlâ yüzünü ağartsın” 
[Kaynak: Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace, Darimi, İ. Ahmed]

Hazret-i Ebu Zer-i Gıfari’nin, (Kılıcı enseme dayasanız, Resulullahtan duyduğum bir sözü, başım kesilinceye kadar tebliğe vakit bulacağımı bilsem, o sözü muhakkak size yetiştiririm) sözleri, hadis ilmine verilen önemi göstermektedir. Kur’an ilk nazil olurken, âyetlerle karışmasın diye,
– “Kur’andan başka benden bir şey yazan onu imha etsin” buyuruldu. Daha sonra Kur’anı ezberleyenler çok olduğu için, hadis-i şeriflerin de yazılması emredildi.

Abdullah bin Amr bin As, her hadisi yazar, Resulullah efendimiz buna mani olmazdı. Hatta bazıları, (Sen her şeyi yazıyorsun. Ama Resulullah da insandır. Öfkeli iken de söz söyler) dediler. Durumu Resulullaha arz edince, mübarek parmağını ağzına götürüp,
– “Yaz! Allah’a yemin ederim ki, bu ağızdan hak sözden başkası çıkmaz” buyurdu.” (Ebu Davud, Hakim)

Şu âyet-i kerime de aynı mealdedir:
(O, kendisine vahyedilenden başkasını söylemez.) [Necm 3,4]

Bir sahabi, hadis-i şerifleri ezberleyemediğini arz edince, Resulullah efendimiz, yazarak muhafaza etmesini isteyip,
(Sağ elinden yardım iste) buyurdu. (Tirmizi)

Rafi bin Hadic hazretleri, (Sözlerinizi yazalım mı ya Resulallah?) diye sorunca, ona da (Evet yazın) buyurdu. (Rame hürmüzi)

Yine hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
– (Hadislerimi senedi ile birlikte yazın. Eğer o hadis doğru ise ecirde ravi ile ortak olursunuz. Eğer yanlış ise, onun vebali isnat edilen ravinin üzerine olur.) [Hakim, Ebu Nuaym]

(Benden hadis yazana, o hadis devam ettikçe, sevap yazılmaya devam edilir.)[Hakim]

(Benden hadis bildirin. Ama bana yalan isnat eden Cehenneme hazırlansın.)[Müslim]

(Hadisimi dinleyip hıfz eden ve ona tutunan, mahşerde Kur’anla haşrolur. Hadisime önem vermeyen de, Kur’anı hor görmüş olur. Kur’anı hor gören de, dünya ve ahirette hüsrana uğrar.)
[Hadis-i Ebu Nuaym, Hatib]

(Kendine fayda veren iki hadis bile öğrenip, onları başkasına da öğreten ve onlardan faydalanan, altmış yıllık ibadetten daha fazla sevap alır.) [Deylemi]

(Allah’ım, hadislerimi ve sünnetimi başkalarına nakleden ve onları insanlara öğreten halifelerime rahmet eyle.) [Taberani]

(Bir sünneti ayakta tutmak veya bir bid’ati yok etmek için ümmetime bir hadis nakleden Cennettedir.) [Ebu Nuaym]

(Size ilim öğrenmek için bazı insanlar geldiği zaman “Resulullahın tavsiye ettiği ilmi öğrenmeye hoş geldiniz” deyin ve sorularını cevaplandırıp, problemlerini çözün.)[İbni Mace]

(Benden duyduklarınızı tebliğ edin. Beni İsrail’den bildirdiklerimi de anlatın. Yalnız bana, bilerek yalan isnat eden kimse Cehennemdeki yerine hazırlansın.) [Tirmizi]

(Benim hadisimi duyup da ezberleyene Allah rahmet etsin.) [Taberani]

(Burada olanlar, olmayanlara sözlerimi tebliği etsin, duyursun.) [Buhari]

(İlmi yazı ile bağlayınız!) [Hakim]

Kaynak: Dinimiz İslam’dan Alıntıdır

 

Hadisi şerifler Peygamberimizin sözleridir. Ondan rivayet edilen hadisi şerifleri
rivayet durumuna göre, içerik bakımına göre olmak üzere iki sınıfta tasnif edebiliriz.

1) RİVAYET DURUMUNA GÖRE HADİS-İ ŞERİFLER:
1- Hadis-i mürsel: Sahabe-i kiramın ismi söylenmeyip, Tabiinden birinin doğruca, (Resulullah aleyhisselam buyurdu ki) dediği hadis-i şerif.

2- Hadis-i müsned: Resulullaha isnat eden Sahabînin ismi bildirilen hadis-i şeriflerdir.

3-
 Hadis-i müsned-i muttasıl: Resulullaha kadar, aradaki ravilerden hiçbiri noksan olmayan hadis-i şerif.

4-
 Hadis-i müsned-i münkatı: Sahabîden başka, bir veya birkaç ravisi bildirilmeyen.

5-
 Hadis-i mevsul: Sahabînin, (Resulullahtan işittim, böyle buyurdu) diyerek haber verdiği, hadis-i müsned-i muttasıl demektir. Bunlara, hadis-i merfu da denir.

6-
 Hadis-i mütevatir: Birçok Sahabînin, Resulullahtan ve başka birçok kimsenin de, bunlardan işittiği ve çok kimselerin haber verdiği hadis-i şeriflerdir. Bunların, bir yalan üzerinde sözbirliği yapmalarına imkân olmaz. Bu hadis-i şeriflere inanmayan kâfir olur.

7-
 Hadis-i meşhur: İlk zamanda bir sahabi bildirmişken, ikinci asırda(tabiin devrinde) şöhret bulan hadis-i şeriflerdir. Yani bir kimsenin Resulullahtan, o kimseden de, çok kimselerin ve bunlardan da, başka kimselerin işittiği hadis-i şerif olup, son duyulan kimseye kadar, artık hep mütevatir olarak bildirilmiştir.
Meşhur hadislere inanmayan da kâfir olur. (Redd-ül-muhtar s.176)

8-
 Hadis-i mevkuf: Sahabîye kadar söyleyen hep bildirilip, Sahabînin, (Resulullahtan işittim) demeyip, (Resulullah böyle buyurmuş) dediği hadis-i şerif.

9-
 Hadis-i sahih: Âdil ve hadis ilmini bilenden işitilen, müsned-i muttasıl, mütevatir ve meşhur hadis-i şerif.

10
– Haber-i âhâd: Bir kimse tarafından söylenilen, müsned-i muttasıl hadis-i şerif.

11-
 Hadis-i muallâk: Baştan bir veya birkaç ravisi veya hiçbir ravisi belli olmayan.

13- Hadis-i kavi: Söyledikten sonra, bir âyet-i kerime okuduğu hadis-i şerif.

14- Hadis-i hasen: Bildirenler, sadık ve emin olup, fakat hafızası, anlayışı, sahih hadisleri bildirenler kadar kuvvetli olmayan kişilerin bildirdiği hadis-i şerif.

15-
 Hadis-i maktu: Söyleyenler, Tabiin-i kirama kadar bilinip, Tabiinden rivayet olunan hadis-i şerif.

16-
 Hadis-i şaz: Birinin, bir hadis âliminden işittim dediği hadis-i şerif.

17-
 Hadis-i garip: Yalnız bir kimsenin bildirdiği hadis-i sahihtir. Yahut aradakilerden birine, bir hadis âliminin muhalefet ettiği hadis-i şerif.

18-
 Hadis-i zayıf: Sahih ve hasen olmayandır. Ravilerden birinin hafızası, adaleti gevşek veya itikadında şüphe vardır. Bu hadise göre fazla ibadet yapılır; fakat ictihadda bunlara dayanılmaz.

19- Hadis-i munfasıl: Aradaki ravilerden, birden fazlası unutulmuş olan hadis-i şerif.

20-
 Hadis-i müstefid: Söyleyenleri üçten çok olan hadis.

21-
 Hadis-i muddarib: Muhtelif yollardan, birbirine uymayan şekilde bildirilen.

21-
 Hadis-i merdud: Manası olmayan ve rivayet şartlarını taşımayan söz.

22-
 Hadis-i müfteri: Müslüman görünen dinsizlerin uydurdukları söz.

23- Hadis-i mevdu: Bir hadis âlimine göre, hadis olma şartlarını taşımayan hadis, sadece o âlime göre mevdu, yani uydurma olur.

2)- İÇERİĞİNE GÖRE HADİSİ ŞERİFLER

24- Hadis-i kudsi: Manası Allahü teâlâdan, kelimeleri Resulullah tarafından olan.

25- Hadis-i nâsih: Son zamanlarında söyledikleri hadis-i şerif.

26-
 Hadis-i mensuh: İlk zamanda söyleyip, sonra değiştirilen hadis-i şerif.

27-
 Hadis-i âmmun: Bütün insanlar için söylenmiş olan hadis-i şerif.

28-
 Hadis-i has: Bir kimse için söylenmiş hadis-i hadis-i şerif.

29- Hadis-i muhkem: Tevile muhtaç olmayan hadis-i şerif.

30-
 Hadis-i müteşabih: Tevile muhtaç olan hadis-i şerif.

31- Eser: Mevkuf ve maktu hadis veya dua bildiren merfu hadis.

Kaynakları şu kitap olan hadisler sahihtir:
Kütüb-i Sitte (Arapça: الكتب الستة‎, Farsça: صحاح سته), Altı Kitap anlamına gelen, Ehl-i Sünnet tarafından en sağlam Hadis kaynakları olarak kabul edilmektedir Bunlar:
1) Sahih-i Buhari (صحيح البخاري)
2) Sahih-i Müslim (صحيح مسلم)
3) Sünen-i Nesai (سُنن النسائي)
4) Sünen-i Tirmizi (سُـنَن الترمذي)
5) Sünen-i Ebu Davud (سُنن أبو داوود)
6) Sünen-i İbn Mace (سُنن ابن ماجة)

Ayrıca Diğer sahih hadis kitapları:

İmam Malik’in Muvattası
Sünen Dârimî
Ahmed bin Hanbel’in Musnedi
Hâkim en-Nişaburî’nin Mustedrek’i
Sahih İbni Huzeymâ
Sahih İbni Hibban
Abdülrezzak’ın Musannafı
İbni Cureyc’in Musannafı
Riyazus Salihin

Hadis usulü ilminde müctehid olan bir âlim, bir hadisin sahih olması için, lüzum gördüğü şartları taşımayan bir hadis için, benim mezhebimin usulünün kaidelerine göre mevdudur der. Yoksa, (Peygamber efendimizin sözü değildir) demek istemez. Yani, hadis-i şerif denilen bu sözün hadis olması, bence anlaşılmamıştır demektir. Hadis usulü ilminin başka bir müctehidi de, hadisin doğru olması için aradığı şartları bu sözde bulunca, hadistir, mevdu değildir diyebilir. Dört mezhep arasında ayrılık bulunması, sözlerinin yanlış olacağını göstermediği gibi, hadisler için de, böyledir. Böyle şeyler, ictihad işi olduğundan, bir müctehidin mevdu demesiyle, hakikatte mevdu olması lazım gelmez.



N O T :

Bazı sapık ve münafıklar Peygamber Efendimiz için kullanılan “Efendimiz ” sözcüğünü “RAB” sözcüğü ile eşleştirip yanlış anlam vermektedirler. Ne yazık ki bu gafiller bunu dahi şirk sayacak kadar gaflet ve cehil çukuruna saplanmış durumdalar. Hiç bir mümin efendi kelimesini Peygamberimiz hakkında Rab anlamında kullanmamıştır ve kullanamaz da. Zira RAB sözcüğü sahip, terbiye eden, yetiştiren ve İlah anlamlarına gelmektedir.
Efendi demek, bilgili kültürlü edepli ve saygıdeğer insan demektir. Bu efendi, alemlerin efendisi Peygamberimiz ise, Allah’ın kulu ve rasulü ve efendilerin efendisi olur.

Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki:
“Kıyamet günü insanların seyidi (efendisi) benim.”
(Buharî, Enbiya, 3, Tefsiru sureti 17/5; Muslim, İman, 237, 238)

“Ben Adem’in çocuklarının efendisiyim.”
(Ebu Davud, Sunnet, 12)

(Visited 7.063 times, 4 visits today)
DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

“Hadisi Şerifler ve Hadis İnkarcıları” üzerine 14 yorum.

  1. Kopyalama yadağını lütfen kaldırın
    Buradan sunnet inkarcılarına cevaplar almak istiyorum alamiyorum

  2. Kardeşim bu ayetlerin numaralarını vermişsiniz ama maalesef ki ne anlama geldiklerinden bihabersiniz. Diyorsunuz ki; “Gaybı Allahtan başkası bilemez” Evet çok doğrudur. Buna itiraz eden mi var?
    Ama Allahu teala gaybı dilediğine bildireceğini de ayetinde açık olarak beyan ediyor bunu neden anlamıyor yada görmezlikten geliyorsunuz?
    Eğer birisi derse ki haşa, “Allah gaybı başkasına bildiremez buna gücü yetmez” derse o kimse buz gibi kafirdir. Çünkü Allah’ın gücü yarattığı her şeye yeter. Dilediği şeyi var eder dilediğini yok eder.
    Mealci, hadis münkiri kafir hocaların cahilleri aldattığı husus şudur:
    “Allah Kuran’ı apaçık bildirmiştir hadislere ne gerek var? Mezhepler uydurulmuş dindir” sözleridir.
    Biline ki Allah Kuran’ı sadece Peygamberimize apaçık bildirmiştir. Nahl suresi 44. ayette ise Kuran’ı müminlere açıklamasını Peygamberine emretmiştir.. Kuran herkes için apaçık olsaydı Allahu teala “Kuranı açıkla ” der miydi?
    Bilesiniz ki hadisi şerifler Kuran’ın tefsiridir. Hadisleri inkar eden “Kuran’ı açıkla” ayetini inkar ettiği için kafirdir. Hadisler olmasaydı zekatın nasıl verileceği, namazın nasıl kılınacağı ve bir çok hükümlerin nasıl uygulanacağı bilinemezdi.
    Tabi “Bize Kuran Yeter” diyen hadis inkarcısı kafirler dinin bir çok hükmünü yok ederek akıllarınca işlerine geldiği gibi bir müslümanlık ihdas etmek istiyorlar. Bunlar haçlıların parasız din casuslarıdır. Bunları ve bunlara tabi olanları ahrette çok acıklı bir azab beklemektedir.

  3. Değerli admin burdaki ayet ve hadisleri alıp sayfamda yayınlıyorum hadis düşmanlarına karşı hakkınızı helal edin

    1. Allahu Teala sizden razı olsun. Çok memnun oluruz paylaştığınız için.

  4. BU YAZIYI BAŞINDAN SONUNA KADAR ÖNCE OKUYALIM, SONRA KAYDEDELİM.
    ÇOK ÖNEMLİ BİGİLER.
    DEĞERLENDİRELİM..

  5. Sayın Samimi..! Sizin bildikleriniz yanıldıklarınıza yetmez. Biz kime neyi tavsiye edeceğimizi Allah ve Rasulünün emirlerinden almaktayız. Sizin gibi hadis münkirlerinin tavsiyesine hiç ihtiyacımız yoktur. Siz Nahl Suresinin 44. ayetini iyi anlayamamışsınız. O sebepledir ki sizi tedavi edecek ilaç da yok. Zira Hz. İsa; “cehli mürekkebin devasını bulamadım” buyurmuştur. Bazı kimseler Hz. İsa’ya cehli müerekkebi sorarlar:
    – “Ya İsa. Cehli mürekkeb nedir?”
    Hz. İsa:
    – “Cehlini bilmeyen cahillere cehli mürekkeb denir.” diye cevap vermiştir.

Bir cevap yazın