Hz Aişe ve Hz Ali Neden Savaştı

Bir gün Hz. Peygamber (asm) Efendimiz: “Ya Ali ileride seninle Aişe arasında bir ihtilaf çıkacaktır.” diye buyurdu. Hz. Ali -hayretler içerisinde- “Ben mi?” diye sordu. Efendimiz: “Evet” diye cevap verdi. Bunun üzerine, Hz. Ali: “Haksız taraf ben miyim?” diye sordu. Efendimiz: “Hayır! Ancak aranızda bu olay gerçekleştiğinde Aişe’yi iyice gözetip güvenliğinin sağlandığı yere gönder.” buyurdu. (İbn Hacer, Fethu’l-Bari, 13/55)

Hz. Aişe’nin bu hadisi duyup duymadığına dair bir bilgiye rastlayamadık. Bunu duymamış olması muhtemel olduğu gibi, şayet duymuş olsa bile, hadisi unutmuş olabilir. Nitekim, Hz. Peygamber Efendimiz, Hz. Ali ile Hz. Zubeyr arasında da bir ihtilafın çıkacağını ve Zubeyr’in haksız olduğunu belirtmişti. Fakat, Hz. Zübeyr bu hadisi unuttuğu için Cemel vakasına katılmış, daha sonra Hz. Ali onu tenha bir yere götürüp bunu hatırlatmış ve o da bunu kabul ederek “Bundan sonra asla seninle savaşmam.” demişti. (bk. İbn Hacer, a.y)

Olay özetle şöyle olmuştur:

Hz. Âişe, Hz. Osman’ın evinde muhasara edildiği sırada haccetmek üzere Medine’den ayrılıp Mekke’ye gitti. Başta Mervân b. Hakem olmak üzere bazı kimseler böyle kritik bir dönemde onun Medine’de kalmasını istediler; ancak o bu istekleri reddetti. Halifenin şehid edildiğini, yerine Hz. Ali’nin halife olduğunu Medine’ye dönerken yolda Talha ve Zübeyr’den öğrendi. Onlar Hz. Ali’ye istemeyerek biat ettiklerini, fakat daha sonra bu biattan vazgeçtiklerini söylediler. Bunun üzerine Hz. Âişe onlarla birlikte Mekke’ye döndü.

Hz. Osman’ın öldürülmesine karşı çıkanlar ile bilhassa Ümeyyeoğulları’nın bazı mensupları onun etrafında toplanarak halifenin intikamını almak ve Müslümanlar arasındaki ihtilâflara son vermek üzere. Medine veya Şam yerine Basra’ya gitmeye onu ikna ettiler. O da etrafına toplananlarla birlikte, iddia edildiğinin aksine, Hz. Ali’ye karşı hiçbir kırgınlığı olmadığı halde, Hz. Osman’ın katillerini cezalandırmak ve Müslümanları içinde bulundukları fitneden kurtarmak için Basra’ya hareket etti.

Nitekim Haveb’den geri dönmek isteyince başta Zübeyr olmak üzere hemen herkes ondan geri dönmemesini rica etmiş ve belki de Allah Teâlâ’nın onun sayesinde Müslümanlar arasında barış ve huzuru temin edeceğini söylemişlerdi.

Yine Amre bint Abdurrahman’ın rivayetine göre Hz. Âişe, iki mümin grup arasında savaş çıkarsa saldırgan taraf Allah’ın emrine dönünceye kadar onlarla savaşmayı ve sonunda tarafların arasını bulup adalet dairesinde uzlaştırmayı emreden âyet-i kerimenin (bk. Hucurât, 49/9)hükmüne uyarak, olaylar karşısında ilgisiz kalmamış ve sadece iç savaşa son vererek Müslüman kanının haksız yere akıtılmasını önlemek gayesiyle yola çıkmıştır.

Bu olay, Hz. Âişe’nin savaşı devesinin üzerinde idare etmesinden dolayı “Cemel Vak’ası” diye meşhur oldu. Sonunda Hz. Aişe tarafı savaşı kaybetti. Hz. Ali kendisine esir muamelesi yapılmasına izin vermedi. Hz. Aişe’nin kardeşi Muhammed b. Ebû Bekir’in nezaretinde onu önce Basra’ya, kendisine on iki bin dirhem verdikten sonra, oradan yanına kattığı Basralı kırk kadınla birlikte Medine’ye gönderdi.

Sadece Allah’ın emrini yerine getirmek gayesiyle katılmış olmasına rağmen. Hz. Osman’ın halifeliğinin son yıllarında başlayıp Cemel Vak’ası’yla sona eren siyasî faaliyetleri, sonraları Hz. Aişe’yi çok üzmüştür. Bir çok Müslümanın ölümüne sebep olan bu acı olayları yaşamaktansa daha önce ölmeyi tercih ettiğini söylemiş. Peygamber hanımlarının evlerinde oturmalarını emreden âyeti (Ahzâb, 33/33) her okudukça baş örtüsü ıslanıncaya kadar ağlamıştır.

Hz. Aişe, Cemel Vak’ası’ndan sonra Medine’de sakin bir hayat sürmüş, bir daha siyasete karışmamış ve Hz. Ali ile barışmıştır. (bk. TDV İslam Ansiklopedisi, Aişe md.)

(Visited 562 times, 1 visits today)
DIKKAT: Sitemize ya da yazarlarımıza hakaret veya küfür eden ve yazarlarımızı tehdit eden şahısların IP adresleri ve giriş saatleri sistemimiz tarafından kaydedilmektedir. Avukatımız aracılığıyla bu kişiler hakkında gerekli yasal işlemler başlatılacaktır. Yorum göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Dikkat! Yorum yazmadan önce aşağıdaki uyarıyı okuyunuz:
5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 125 Hakaret (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

Türk Ceza Kanununun yukarıda belirtilen maddelerine göre, sitemiz veya yazarlarımızın onur, şeref ve saygınlığını zedelemeye yönelik mesajlar gönderenler hakkında  gerekli yasal haklarımızı kullanacağımızı önceden bildiririz. Yorum yazarken nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Bir cevap yazın