Nefis ile Ruhun Çatışması ve İç Barış

Allah celle celalühü insanın içine ruh ve nefsi vererek onu imtihan etmektedir. Şeytan ve nefse kötülüğü, melek de ruha iyiliği hatırlatır.
Şeytan nefis vasıtasıyla insana kötülük yapması için duygusal baskı yapar melek ise ruh vasıtası ile kişiye doğruyu hatırlatır.
Eğer insan iyiliği terk eder de şeytana ve nefse itaat edip kötülük yaparsa Allah’ın gazabına uğrar günaha girmiş olur…
***
İnsanı yaratan sonsuz kudret sahibi Allah, insanı şunlardan yaratmıştır:
Üçü madde ötesi, dördü ise maddedir.
1) İnsanın kendisi:
İnsanın kendisi özü hiçliktir. Allah insanın yokluk ve hiçlik aynasına görme, işitme, hayat, şuur, irade gibi emanetler vererek onu imtihana tabi tutmuştur.
2) Ruh: 
Ruh yaratılış itibarıyla Allaha aşıktır. O madde değildir. Onun hakikatini ancak Allah bilir. İnsana ruhtan çok az bilgi verilmiştir. İnsan ruhuna yönelirse günahları terk eder Allahın salih kulu olur.
3) Nefsi emmare:
Bu da yaratılışı itibarıyla madde ötesidir. Nefis, hep kötülüğü ister ve emreder.
Madde Olan Dört Unsur:
Bu dört unsur:
Hava (oksijen diğer unsurlar),
Ateş (ısı),
Su ve Toprak (içindeki elementler) maddeleridir.
Bedenimiz bunlardan oluşur.
***

Bu dünya aleminde sınavda olan insanın yükselip alçalması, bunlar sebebiyle olmaktadır. Bunlardan ruh ve nefis insanın iç aleminin hizmetçileridir. Bunların her ikisinin sevgisi, nefretleri ve istekleri birbirine zıttır. Bu sebepledir ki her ikisi de sürekli bir iç çatışma halindedir ve bunların her birisi insanı kendi tarafına çekmek ister.
Yokluk ve hiçlik mertebesinde olan insan ise, Allah’ın kendisine verdiği irade ile, bunlardan hangisini destekler ve onu ibadet veya günahla beslerse, insan o yönde müspet (iyi) veya menfi(kötü) bir kimse oluverir.

Fedâle b. Ubeyd’in naklettiğine göre, Resûlullah (sav) Veda Haccı’nda şöyle buyurmuştur:

  • “Mücahid, yüce Allah’a itaat yolunda nefsinin isteklerine karşı mücadele eden kimsedir.”

(HM24465 İbn Hanbel, VI, 22; T1621 Tirmizî, Fedâilü’l-cihâd, 2)


Şeddâd b. Evs’ten rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
– “Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Zavallı (ahmak) kişi ise nefsinin arzu ve isteklerine uyan (ve buna rağmen hâlâ) Allah’tan (iyilik) temenni edendir.”
(T2459 Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 25; İM4260 İbn Mâce, Zühd, 31)

 

Ruhun Nefisle Mücadelesi:
Alemi ervahta ruha yüklenen yüce duygularla bezenen insan, yani adem(hiçlik), yeryüzüne inip bir anneden doğduktan bir süre sonra süfli mertebedeki nefsin pisliği ile kirlenir. Eğer ki insan ruhun ışığına ve güzel vasıflarına yönelirse ruhun asıl evi olan alem-i emre yükselir .Süfli nefsin kirlerine bulanan insan alemi manada yükselirse ilahi isimlerin zıllı mertebesinde bulunan letaiflerin nurlarıyla kaba necaset konumunda olan manevi kirlerinden temizlenir.
NOT: “Bu mertebeden inişe geçen kimseler kendini kâmil ve mükemmil bir mürşit sanarak insanları irşat etmeye kalkanlardır. Şeytan bir süre sonra bu kimseleri bazı hileler yoluyla sırat-ı müstekimden çıkarır. Hatta bunlardan bir nicelerini küfre dahi düşürür.”
Alem-i Emrin latif nurlarından aldığı zevk ve şevkle nefsin kirlerinden bir nebze temizlenen insan, letaif alemlerinin  ötelerine geçer. Orada, bir üst mertebe olan İlahi ismin nurunun mest edici güzelliği ile şaşkına dönen nefis, ince necaset hükmündeki manevi kirlerinden de arınır ve insana yaraşır bir sıfat olur.  İnsan bu mertebede mutmeinne nefis ünvanına layık görülür ve o isimle anılarak Kuran’da ki;
– “İRCİΔ (DÖN RABBİNE EY MUTMEİNNE OLMUŞ NEFİSİlahi hitabına erer.
* İnsan eğer iman etmemiş şirk ve inkarcılık içindeyse kötülüğü emredici emmare nefse tabi olmuş olur. Bu mertebeye
nefsi emmare denilir.
* Şayet kişi iman etmişse nefsi emmareden kurulup nefsi levvameye yükselir.
İnsan levvame  mertebesinde iken emmare nefsin vasıflarından olan inkarcılıkla karşı karşıya kalır. Emmare nefse karşı mücadele verip ibadetlerini vesveselere karşın yaparsa bir üst mertebeye yani
nefsi mülhimeye yükselir.
İnsan nefsi mülhimede, emmare nefsin nifak taarruzlarına maruz kalır. Buna karşın salih amellerle ona karşılık verirse, mülhime mertebesinden
mutmeinne mertebesine yükselir ve tam anlamıyla kişi kâmil Müslüman olur. Bu mertebeye yükselen nefsin daha önceki iç muhalefetinden hiç bir iz kalmaz…

     Nefsin ruhla mücadelesi; aşağılık duyguların tecelli yeri olan kötülüğü emredici nefis, yüce duyguların tecelligahı olan ruhu aşağıların aşağısı olan firavunluk derecesine düşürmeye çalışır. Emanetleri yüklenen insan bu nefsin kötü isteklerine eğilim gösterir de onun isteklerini yerine getirirse, onun paralelinde iyiliği isteyen ruh da aşağıların aşağısına düşer. Bu iniş nefsin karanlık çukuruna kadar indiğinde ise, bir daha asla iflah olmaz ve kalp mühürlenir ve onların durumları;
– “Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde     bir de perde vardır. Ve büyük azab onlaradır.” (Bakara Suresi- 7)  
ve;
– “(Onlar) sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler.” (Bakara-18) ayetlerinin manasına uygun düşerek tam bir firavunluk çukuruna düşüverirler. O vakit ise, içerideki olumlu muhalefet biter. Artık o kimsenin içinde iman ışığı asla yanmaz. Böylece insan Rabbinin kendisine verdiği emanetlere ihanet etmiş olur.

    Eğer ki insan ruhun istekleri olan Allah’ın rızasını gerektiren işleri yaparsa ruh güçlenir ve nefis cılızlaşır. Kul artık yaptığı ibadetlerden zevk almaya başlar ve ibadetleri yapmak zevk haline gelir. Daha önce var olan iç kargaşa yerini iç barış denilen sonsuz huzura terk eder…

     Hak gelir batıl zaile düşer.

GÖREMEMEK :Balıklar bazen suda kafa kafaya gelir ve biri diğerine sorarmış:
– Sen ne arıyorsun? der.
Öbürü:
-” Su arıyorum, ya sen ne arıyorsun?  der.
O da:
-“su” dermiş.
Hepsi birden;
-“O halde tekrar su arayalım “derler ve ömürleri su aramakla bitermiş.
İnsanların bir çoğu aradığı şeyin burnunun ucunda olduğunu göremez. Çünkü onun gözünde küçük görme perdesi vardır.
İnsanların bir çoğu da, çok şeylerin değerini onlardan uzak olduğunda anlayabilmektedir. Babanın ananın değeri öldüklerinde, dostlar kaybedildiğinde, servet elden gittiğinde, ömür bittiğinde ancak onların değeri gereği gibi anlaşılmaktadır. İnsanlarımızın yabancı hayranlığı acaip derecededir. Avrupalılaşma hastalığı da denebilir buna. Futbolcu olsun yabancı olsun, bilim adamı olsun yabancı olsun, alim olsun Arabistanlı olsun.  Bunlar kendi değerlerine kör kalan hasta adamlardır. “Evde yetişen çiçeğin kokusu hissedilmez.” sözü bu hastalara göredir.

Loading

4.480 - 1
DİKKAT: Hakaret, küfür, tehdit içeren mesajlarla ilgili gerekli yasal işlemler yapılır. Tüm gönderilerde IP adresleri ve gönderim tarihi sistem tarafından kaydedilmektedir. Soru veya mesaj göndermeden önce nezaket kurallarına dikkat ediniz.

Aşağıdaki formu doldururken isim kısmında takma ad veya rumuz kullanabilirsiniz. İnternet sitesi kısmını boş bırakınız. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir. Eposta adresiniz yayımlanmaz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


“Nefis ile Ruhun Çatışması ve İç Barış” üzerine 12 yorum.

    1. Sorunuzun cevabı Nefis ile Ruhun Çatışması ve İç Barış isimli yazımızdadır. Lütfen o yazıyı dikkatlice okuyunuz.

  1. Selamünaleyküm, Muhterem kardeşim
    Nefis ile Ruhun çatışması ve iç barış konulu yazınızın bir yerinde “Levvame mertebesinde insanla bulunan dinsiz nefis, mülhime mertebesinde iken münafık olur.Mutmainne mertebesinde ise tam anlamı ile müslüman olur” ifadesini tam olarak anlıyamadım, mümkünse bunu biraz açarsanız memnun olurum.
    Selam ve saygı ile

    1. Aleykümselam kardeşim.
      Ruhun Nefisle Mücadelesi:
      Alemi ervahta ruha yüklenen yüce duygularla bezenen insan, yani adem(hiçlik), yeryüzüne inip bir anneden doğduktan bir süre sonra (büluğa erdikten sonra) süfli mertebedeki nefsin pisliği ile kirlenir. Eğer ki insan ruhun ışığına ve güzel vasıflarına yönelirse ruhun asıl evi olan alem-i emre yükselir. Süfli nefsin kirlerine bulaşmış bir insan alemi manada yükselirse ilahi isimlerin zıllı mertebesinde bulunan letaiflerin nurlarıyla kaba necaset konumunda olan manevi kirlerden temizlenir.
      NOT: “Bu mertebeden inişe geçen kimseler kendini kâmil ve mükemmil bir mürşit sanarak insanları irşat etmeye kalkanlardır. Şeytan bir süre sonra bu kimseleri bazı hileler yoluyla sırat-ı müstekimden çıkarır. Hatta bunlardan bir nicelerini küfre dahi düşürür.”
      Alem-i Emrin latif nurlarından aldığı zevk ve şevkle nefsin kirlerinden bir nebze temizlenen insan, letaif alemlerinin  ötelerine geçer. Orada, bir üst mertebe olan İlahi ismin nurunun mest edici güzelliği ile şaşkına dönen nefis, ince necaset hükmündeki manevi kirlerinden de arınır ve insana yaraşır bir sıfat olur.  İnsan bu mertebede mutmeinne nefis ünvanına layık görülür ve o isimle anılarak Kuran’da ki;
      – “İRCİΔ (DÖN RABBİNE EY MUTMEİNNE OLMUŞ NEFİS) İlahi hitabına erer.
      * İnsan eğer iman etmemiş şirk ve inkarcılık içindeyse kötülüğü emredici emmare nefse tabi olmuş olur. Bu mertebeye nefsi emmare denilir.
      * Şayet kişi iman etmişse nefsi emmareden kurulup nefsi levvameye yükselir.
      İnsan levvame  mertebesinde iken emmare nefsin vasıflarından olan inkarcılıkla karşı karşıya kalır. Emmare nefse karşı mücadele verip ibadetlerini vesveselere karşın yaparsa bir üst mertebeye yani nefsi mülhimeye yükselir.
      İnsan nefsi mülhimede, emmare nefsin nifak taarruzlarına maruz kalır. Buna karşın salih amellerle ona karşılık verirse, mülhime mertebesinden mutmeinne mertebesine yükselir ve tam anlamıyla kişi kâmil Müslüman olur. Bu mertebeye yükselen nefsin daha önceki iç muhalefetinden hiç bir iz kalmaz…

    1. Kaba necasetten levvamede ince necasetten mülhimede kurtulmaya çalışılır. Mutmeinnede kalb ve nefis temizleniştir.

  2. Çok istifade ettim.Allah razı olsun.Ama adem değil âdem hiçlik manasında değil dır. Risale i nur 30.soz ene( benlik sahiplenme duygusu )bahsinde de insanı yani ene yi bir kıyas aleti, bir keşfetme aleti,bir ayna,manayı harfi gibi tanımlıyor. Sizin yazınızla örtüşüyor. Okuduğum nefis ve ruh ile ilgili yazılarda en iyisi sizinki olmuş.

    1. Kardeşim Türkçe yazılımlar maalesef arapça yazılımları tam karşılamadığı için öyle yazmak zorundayız. Kelimenin aslı şudur:
      Adem’ün: عَدَمٌ Yokluk hiçlik demektir.
      Âdem’ü , آدَمُ Hz. Ademin ismidir ki bu lafız Arapça değildir.

  3. Ben sunu cozemiyorum…
    Ruh ve nefs arasinda hukmeden 3.cu bir sey var…irade denen sey.sanirim…..esas hukmu o veriyor…bizim gibilerde bazen iyiyi seciyor bazen kotuyu…yani bazen nefs ten yana bazen ruhtan yana tavir koyuyor ve onun dedikleri oluyor..biz de ona gore hareket ediyoruz…anlayamadigim su…ne oluyor da bazen oyle bazen boyle karar veriyor…bu karar veren sey nedir ruh ve nefsin disinda?

    1. Burada anlatılmak istenilen ruh, İlahi ışıktır, nurdur, sağduyudur. Nefs ise şeytanın zulmeti karanlıktır. İrade(seçim gücü) ise Allahın adem oğluna verdiği emanettir. İnsan ise yokluk aynasıdır. O aynada bazen şeytanın zulmeti karanlık bazen ruhun ışığı sağ duyu bir eylem düşüncesi olarak belirir. İnsan yani yokluk aynası Allahın kendisine verdiği ilim ile anlayıp irade ile seçim yapar. Hayrı seçerse Allah hayırlı işleri yaratır. Şerri seçerse şerli işleri yaratır. Seçim kula ait olduğu için sorumlusu da kulun kendisidir.

  4. selamin aleyküm bekir bey insan insan içinden gelen içgüdü ses adı her neyse bu ruhunmu nefsinmi sesi nasıl ayırabilir ayırmazsak nefse nasıl muhalefet edecez

    1. Aleykümselam Nuh bey.
      İnsanın içine gelen iki manevi telefon vardır. Birisi iyiliği terke, kötülüğü yapmaya çağrı, diğeri ise İlahi emirleri yapmaya ve kötülükten kaçınmaya çağrıdır.
      İnsan bu ikisinden birisine tabi olup beğenip yapan veya beğenmeyip yapmama gayreti gösteren kimsedir.

Bir yanıt yazın